Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Az Bulutlu
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Pts 21°C
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C

Zekat Bölümü – Muvatta

Zekat Bölümü – Muvatta

Zekat Bölümü – Muvatta ( İmam Malik )

  1. Zekata Tabi Mallar
  2. Ebû Said el-Hudri’den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur: «Beşten az deveye zekât düşmez, iki yüz dirhem (595 gr.) tutmayan gümüşe zekât düşmez, üç yüz sa’dan (bir sa 2.176 gr’dır) daha az olan tahıla Öşür düşmez.»[1]
  3. Ebû Said el-Hudri naklediyor: Resûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur: «Uç yüz sa’dan az hurmanın öşrü yoktur, iki yüz dirheme ulaşmayan gümüşe zekât düşmez, beşten deve­den az sayıdaki deveye zekât düşmez.»[2]

Ebu Hanife’ye göre, öşre tâbi ürünlerde nisap şartı aranmaz, ürün az olsun çok olsun zekât Ödenir.

  1. İmam Malik’dcn: Duyduğuma göre Ömer b. Abdülaziz Di-maşk’taki valisine zekâtla ilgili olarak şu fermanı göndermiştir. «Zekât, ziraat ürününden, paradan ve hayvandan (deve, sığır, da­var) alınır.»

Bu konuda tmam Malik şöyle der: Zekât üç türlü şeyden alı nır: Ziraat ürünü, para ve hayvanlardan (deve, sığır, davar).

  1. Altın Ve Gümüşün Zekatı
  2. Zübeyr’in azatlısı Muhammed b. Ukbe’den: Kasım b. Mu-hammed’e, büyük bir mal karşılığında serbest bırakılma akti yap­tığım kölemin karşılığı aldığım maldan bana zekât düşüp düşme­yeceğini sordum. Kasım şu cevabı verdi; Hz. Ebû Bekr, üzerinden bir sene geçmeden bir maldan zekât almazdı.

Kasım b. Muhammed anlatıyor: Ebû Bekr aylığını alan her­kese:* Zekât düşen malın var mı?» diye sorar, eğer, «evet» ceva­bını alırsa aylığından zekâtı keser, «hayır» cevabını alırsa hiç bir şey almadan aylığının tamamını kendisine öderdi.[3]

  1. Kudame’nin kızı Aişe babasından naklediyor. Osman b. AfFan’a aylığımı almaya gittiğim zaman: «Zekât farz olmuş malın var mı?» diye sorardı. Şayet «evet» dersem zekâtın tutarını aylı­ğımdan keser, «hayır!» dersem aylığımı kesintisiz verirdi.[4]
  2. Abdullah b. Ömer’den: Üzerinden bir sene geçmedikçe bir mala zekât düşmez.[5]
  3. îbn Şihab’dan: Aylıktan ilk defa zekât alan Muaviye b. Ebî Süfyan’dır.

îmanı Malik’den: Biz Medine’liler arasında ittifakla kabul edilip uygulanan geleneğe göre yirmi dinar (85 gr.) altınla iki yüz dirhem (595 gr.) gümüşe zekât farz olur.

îmam Malik’ten: Ağırlıkça eksik fakat sayıca yirmiyi tamam­layan altına zekât düşmez. Sayıyı doldurmayan fakat ağırlıkça yirmi dinarı tamamlayan altına zekât düşer. Yirmi dinardan az olan altına zekât düşmez. Ağırlıkça iki yüz dirhemden aşağı olan gümüşe zekât düşmez. Ağırlıkça iki yüz dirhemden fazla olan gü­müşe zekât düşer, Ağırlıkça ikiyüz dirhem değerini geçince dinar olsun, dirhem olsun zekât düşer.

îmam Malik şöyle der; Yüz altmış dirhemi olan bir adamın kendi memleketinde sekiz dirhem bir dinar sayılsa bu durumdaki adama zekât düşmez. Çünkü zekât düşmesi için elindeki paranın ya yirmi dinar altın ya da iki yüz dirhem gümüş değerinde olması lâzımdır.

imam Malik der ki: Beş dinarı olan bir adam bunu çalıştırsa, henüz üzerinden bir sene geçmeden bu para zekât nisabına baliğ olsa, adama zekât düşer. Şayet elindeki bu mal üzerinden bir sene­nin geçmesine bir gün kalsa veya bir yılı bir gün geçse sene tamam­lanır tamamlanmaz zekâtını verir. îkinci senenin zekâtını da bi­rinci yıl verdiği tarihden itibaren tam bir yıl sonra verir.

İmam Malik şöyle der; On dinarı olan bir adam bununla tica­ret yapsa bir yıl sonra bu para yirmi dinara çıksa bunun zekâtını vermesi icap eder, nisaba ulaştıktan sonra ayrıca bir yıl beklemesi gerekmez. Çünkü zekâta (nisab) ulaşmayan parası tam bir yıl son­ra zekâta baliğ olmuştur, yani üzerinden bir sene geçmiştir. îkinci yılın zekâtını birinci yılın zekâtını verdikten bir sene sonra verir. îmanı Malik der ki: Biz Medine’lilerin ittifakına göre az olsun çok olsun sahibinin eline geçtikten bir yıl sonraya kadar kölelerin kazançlarından, onların ücretlerinden, meskenlerin kiraların­dan ve mükâteple[6]yapılan akit bedellerinden zekât ödenmez.

İmam Malik’ten: Ortak altın ve gümüşleri olan kimselerden birinin hissesi yirmi dinar altın veya iki yüz dirhem gümüş değe­rinde olursa buna zekât düşer. Hissesi zekâta (nisaba) baliğ olma­yan zekât vermez.

Ortakların hisseleri zekâta baliğ olur, fakat herkesin hissesi farklı ise bu takdirde her bir ortağın hissesi tesbit edilir, ona göre zekât alınır. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «İki yüz dirhem gümüş değerinden daha aşağı olan mala zekâtdüşmez.»

îmam Malik, yukarıda zikredilen meseleler konusunda duy­duğu en güzel hükmün bu olduğunu söylemiştir.

Başka başka kimselerde alacağı olan biri hakkında îmam Malik şöyle der: Başka başka kimselerde altın veya gümüş cinsin­den alacağı olan kimseye, bunların tutarını toplayıp tamamının zekâtını vermelidir.

îmam Malik’ten: Altın veya gümüş cinsinden servete sahip olan bir kimse bu serveti kazandığı günden itibaren bir yıl geçme­dikçe zekâtını vermesi icap etmez.

  1. Madenlerin Zekâtı
  2. Rabia b. Ebî Abdurrahman bazılarından şöyle duyduğunu naklediyor: Resûlullah (s.a.v.), Nahle ile Medine arasındaki Far’ civarında bulunan ve Medine’ye beş günlük bir mesafede olan Ka-beliyye madenlerinin işletme hakkını Bilâl b. Haris el-Müzeni’ye vermişti. O gün bugün hâlâ bu madenlerden zekâttan başka bir şey alınmaz,[7]

İmam Malik madenlerin zekâtıyla ilgili olarak şöyle der: Allah daha iyi bilir ama bana göre çıkarılan madenlerin değeri yirmi dinar altına veya iki yüz dirhem gümüş miktarına eriş­medikçe bunlara zekât düşmez. Bu miktara ulaşınca zekât alınır. Çıkarılan maden miktarı arttıkça ve maden de çıkmaya devam et­tikçe zekâtı hesaplanarak alınmaya devam edilir. Şayet maden bir ara kesilir; çıkmaz olur da sonra tekrar çıkmaya devam ederse, ilk defa çıkarmaya başlanıyormuş gibi zekâtı hesap edilir.

İmam Malik’ten: Madenler de ziraat ürünleri gibidir; elde edilen malın bizzat kendisi zekât olarak alınır, ziraattan elde edi­len mahsulde olduğu gibi madenlerde de çıkarılan malın üzerin­den bir sene geçmesi beklenmez[8]

  1. Definelerin Zekâtı
  2. Ebû Hüreyre’den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Definelerin zekâtı beşte birdir.»

imam Malik bu konuda şöyle der; Biz Medine’lilerin ittifakına ve âlimlerden duyduğuma göre define, eski kavimlerin gömüp bıraktığı ve bizim tesadüfen bulduğumuz maldır. Define bulmak için bir külfete girilmez, bu büyük bir çalışma ve araç gereç de istemez. Şayet bir sermaye gerektirir, insana büyük bir külfet yükler ve buna rağmen bazen bulunur, bazen bulunmaya­rak emek boşa, giderse bu artık define olmaktan çıkar.

  1. Mücevherat, Külçe Altın Ve Anberin Zekâtı
  2. Abdurrahman b. Kasını babasından naklediyor: Resûlul-lah’ın (s.a.v.) hanımı Hz. Aişe, kardeşinin yetim kızlarına evinde bakardı. Kızların süs için mücevherleri vardı, Hz. Aişe bunların zekâtını vermezdi.[9]
  3. Nan” naklediyor: Abdullah b. Ömer, kızlarına ve cariyele­rine altın takılar takar, bunların zekâtlarını vermezdi. Süs eşyasının zekâtıyla ilgili olarak imam Malik şöyle der: Külçe altını, altın veya gümüş cinsinden mücevheri olan kimse eğer bunları kullanmıyorsa her sene kırkta bir üzerinden zekâtını verir. Zekât için nisap miktarı olan yirmi dinar altın veya iki yüz dirhem gümüş değerinden aşağı ininceye kadar zekâtını vermeye devam eder, bu miktardan azalınca zekattan düşer. Takmak için değil de bulundurmak için aldığı süs eşyasının da zektınıda vermek icap eder.Sahibinin kullanacağı, ancak tamire ihtiyacından dolayı bekletilen külçe altın ve süs eşyalarına, kullanılan süs eşyaları gibi zekât düşmez.

imam Malik’ten: İnci, misk ve anber gibi zinet eşyasının ta­mamı zekâttan muaftır.[10]

  1. Yetimlerin Malarından Zekât Vermek Ve Mallarını İşletmek
  2. Ömer b.Hattıab.’dan: Yetimlerin mallarıyla ticaret yapın ki zekat onları yiyip bitirmesin.
  3. Abdurrahman b. Kasım babasından naklediyor: Hz. Aişe, ben ve kardeşimi iki yetim olarak odasında barındırıyor ve malla­rımızın da zekâtlarını veriyordu.
  4. imam Malik’den: Duyduğuma göre Resûlullah’in (s.a.v.) hanımı Hz. Aişe evinde baktığı yetimlerin mallarını onlar adına işleteceklere verirmiş.
  5. Yahya b. Said anlatıyor: Odamda baktığım kardeşimin ye­timleri için biraz mal satın aldım, sonra da bunlar satıldı bu alış verişten çok kazanç elde verişten çok kazanç elde edildi.

Bu konuda îmanı Malik şöyle der: Yetki verilmiş velinin, yetimlerin mallarıyla onlar adına ticaret yapmasında bir mahzur yoktur. Bu esnada zarar ederse —niyet samimi olduğu için— tazmin etmesi gerekmez.

  1. Mirasın Zekâtı
  2. imam Malik’den: Bana göre, zekâtını vermeden ölen bir kimsenin kalan malının üçte birinden zekâtı verilir, daha fazlası zekât için ayrılamaz. Bana göre, ölünün zekâtı borç hükmünde ol­duğu için, diğer vasiyyellerinden önce yerine getirilir.

imam Malik’ten: Yukarıda anlattığımız durum ölen kimse­nin zekâtının ödenmesini vasiyet etmesi halinde geçerlidir. Şayet ölen zekâtının ödenmesini vasiyet etmemişse bu takdirde mirasçı­lar onun zekâtını öderlerse güzel bir şey yapmış olurlar, ödemez­lerse de sorumlu tutulamazlar.

İmam Malikten; Biz Medineliler arasında ihtilafsız uygula­nan bir geleneğe göre kendisine miras olarak para, ev eşyası, ev, köle ve cariye kalan bir kimse, bu malların kendileri ve bedelleri ellerine geçtikten bir sene sonra zekâtlarını verir. İkinci senenin zekâtını da birinci seneyi verdikten sonra tam bir yıl geçince verir.

imam Malik der ki: Bizdeki tatbikata göre kendisine bir servet miras kalan kimse bu malın üzerinden bir sene geçmedikçe zekâtı­nı vermez.

  1. Alacakların Zekâtı
  2. Saib b. Yezid’den: Osman b. Affan şöyle derdi:

«— işte bu zekâtınızı verme ayıdır. Kimin borcu varsa alacak­lısına ödesin. Böylece tahsil etmiş olduğunuz alacaklarınızın zekâtını verebilirsiniz.»[11]

  1. Eyyüp b. Ebi Temime es-Sahteyanî’den: Ömer b. Abdülaziz, valilerinden birinin halktan zorla zekât alması üzeri­ne ona aldığını sahiplerine geri vermesini, malların geçmiş sene­lerdeki zekâtlarının da alınmasını yazmıştı. Daha sonra ikinci bir fermanla onlardan sadece son senenin zekâtının alınmasını iste­di. Çünkü geçmiş senelere ait mallarına tamamen sahip değiller­di.
  2. «Yezid b. Husayfe der ki: Süleyman b. Yesar’a: «Bir malı olan fakat o malı kadar da borcu olan bir kimseye zekât düşer mi?» diye sordum. «Hayır!» cevabını verdi.[12]

Alacağın zekâtı konusunda İmam Malik şöyle der: Biz Medi-ne’liler arasında ittifakla kabul edildiğine göre, alacaklı, malı eli­ne geçtikten sonra zekâtını verir. Eğer borçlu, senelerce bunu ver­mez de bilâhare verirse, alacaklı malını alır almaz tek bir senelik zekât verir. Şayet aldığı nisaba ulaşmayacak kadar az bir şeyse zekât düşmez. Alacaklının aldığından başka kendi malı da varsa ve borçlusundan aldığı ile kendi malı nisaba ulaşıyorsa o zaman zekâtını verir.

îmam Malik’den: Borçludan aldığından başka matı yoksa, bu da nisaba ulaşmamışsa zekât vermez. Ancak borçlusundan peyderpey aldıklarının miktarını tesbit eder, aldıklarının toplamı

nisabı bulunca zekâtını verir.

îmam Malik der ki: Alacaklı borçludan aldığını harcasın harcamasın aldıkları toplamı yirmi dinar (85 gr.)altın veya iki yüz dirhem (595 gr.)gümüş bedeline ulaşırsa zekâtını vermesi icap eder. Bundan sonra aldıkları az olsun çok olsun hesap ederek zekatını vermesi gerekir.

îmam Malik’den: Başkasında alacak olarak duran bir malın seneler sonra alınmasıyla sadece bir senelik zekâtının verilmesine şöyle bir delil getirebiliriz:

Bir adamın yanındaki bir eşya ticaret için senelerce beklese ve sonunda da satılsa, satış üzerinden sadece bir yıllık zekâtı verilir. Borçlu olan veya eşyası olan bir kimse bu borcunun ve eşyasının zekâtını başka bir malıyla ödeyemez, her şeyin zekâtı kendisinden ödenir, bir şeyin zekâtı başka bir şeyle ödenmez.

îmam Malik’ten: Biz Medine’liler arasındaki uygulamaya göre borçlu olan bir adamın bunu karşılayacak eşyası ve yine bunun dışında nisaba ulaşmış nakit parası varsa, elindeki nakit paranın zekâtını verir. Şayet elindeki eşya ve mevcut nakit parası sadece borcunu karşılamaya yeterse, o zaman zekât Ödemez. Ne zaman ki nakit parası borcunu ödedikten sonra, kalan nisaba ula­şırsa o zaman onun zekâtını vermesi gerekir.[13]

9.Ticari Emtianın Zekatı

  1. Halife Velid, Süleyman ve Ömer b. Abdülaziz zamanların­da Mısır’da zekât tahsildarlığı yapan Züreyk b. Hayyan anlatıyor: Ömer b. Abdülaziz, bana, «Gelen müslümanlara dikkat edip tica­ret için olan mallarından kırk dinarda bir dinar olmak üzere yirmi dinarlık eşya kalana kadar hesap ederek zekât al. Zekât olarak alacağın miktar, üçte bir dinara düşmüşse, artık o maldan zekât alma diye emretti.

Ayrıca zimmilerin (îslam ülkesindeki gayr-i müslimlerin) de ticaret mallarından yirmi dinarda bir dinar olmak üzere on dinar­lık mala kadar hesap ederek haraç al. Şayet vereceği haraç bir di­narın üçte birinden aşağı düşerse o maldan hiç bir şey alma. Ertesi seneye kadar geçerli olacak şekilde aldığın mal karşılığında onla­ra makbuz (vergi makbuzu) ver.» diye yazmıştı.

imam Malik’den: Biz Medine’illerin ittifakına göre ticaret eş­yasının durumuyla ilgili hüküm şudur:

Adam malının zekâtını verir, elinde kalan malla da eşya, pa­tiska kumaş ve buna benzer bir şeyler satın alır, sonra da bir sene dolmadan bunları satarsa, zekâtını verdiği günden itibaren bir sene geçmedikten sonra yeni bir zekât vermez. Eğer elindeki eşyayı senelerce satamazsa; ne kadar süre sonra satarsa satsın (bu arada geçen zaman için) zekât düşmez. Sattığı zaman yalnız bir senelik zekâtını verir.

îmam Malik’ten: Yine biz Medine’illerin ittifakına göre, adam altın veya gümüş karşılığında ticaret için buğday, hurma veya bunlara benzer bir şeyler satın alsa, bir sene beklettikten son­ra tekrar satınca elde ettiği para nisap miktarına ulaşırsa, sattığı zaman zekâtını verir. Bu tür alış verişlerin zekâtı ziraat ürünleri gibi ve ağaç kesimi gibi mahsul elde edilir edilmez alınmaz, bir sü­re beklemek icap eder.

İmam Malik’ten: Bir adamın ticaret yapmak üzere bir miktar malı varsa ve bu mal adama hiçbir gelir sağlamıyorsa zekâtını vermesi gerekir. Onun-için yılın bir ayını tayin ederek ticaret eşya­larının bir tesbitlni yapar, malının ne kadarının nisaba ulaşıp ne kadarının ulaşmadığının hesabını çıkarır. Şayet mallarının ta­mamının toplamı nisap miktarına ulaşıyorsa zekâtını verir.

imam Malik der ki; Malı piyasaya sunup ticaret yapan ve yapmayan müslümanlar eşittir. İş yapabilsin yapamasın, ticaret yapan her müslüman senede bir defa zekât verir.

  1. Servet Stoku Yapmanın Kötülüğü
  2. Abdullah b. Dinar anlatıyor: Abdullah b. Ömer’e:

«—Kenz’in ne olduğunun sorulduğunu işittim. Şu cevabı ver-

«— O, zekâtı verilmeden stok edilen maldır.» [14]

  1. Ebû Hüreyre’den: Kim yanında zekâtını vermediği bir mal bırakırsa kıyamet günü o mal gözlerinin üstünde iki korkunç siyah beneği olan ve zehirinin çokluğundan kaşı beyazlaşmış bir ejderha haline getirilir, sahibini kovalayarak yakalar ve: «İşte ben senin zekâtını vermeden stok (iddihar, yığın) ettiğin servetinim!» der.[15]
  2. Büyük Ve Küçük Baş Hayvanların Zekâtı
  3. îmam Malik, Ömer b. Hattab’m zekâtla ilgili bir fermanını (yazısını) okudu. Ferman şöyle idi:

«— Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Zekâtla ilgilidir:

Sayıları yirmi dörde kadar olan develerin her beşte biri için zekât olarak bir koyun verilir. Sayıları otuz beşe kadar olan deve­ler için zekât olarak iki yaşına girmiş bir deve yavrusu verilir. îki yaşında bir deve bulunmazsa yerine üç yaşında erkek bir deve ve­rilebilir. Otuz beşten kırkbeşe kadar olan develer için zekât olarak üç yaşma girmiş dişi bir deve verilir. Kırkbeşten altmışa kadar olan develer için zekât olarak dört yaşında güçlü kuvvetli bir deve verilir. Altmış deveden yetmişbeş deveye kadar beş yaşma girmiş bir deve zekât verilir. Yetmişbeşten doksana kadar olan develer için zekât olarak üç yaşma girmiş iki deve verilir, Doksan deveden yüz yirmi deveye kadar olan develer için dördüne girmiş güçlü kuvvetli iki deve verilir. Yüzyirmiden sonra her kırk deve için üç yaşma girmiş bir dişi deve, her elli devede dört yaşında bir deve ve­rilir.

Otlaklarda otlayan koyun sürüleri kırka ulaşırsa kırktan yüzyirmiye kadar zekât olarak bir koyun verilir. Yüzyirmiden itibaren ikiyüze kadar olan miktar için iki koyun zekât verilir. İki-yüzden üçyüze kadar olanlar için üç koyun zekât verilir.

Koçlar, yaşlılar kusurlular zekât memuru istemedikçe zekât olarak alınmazlar. Zekât vermekten korkulduğu için ayrı cinsler toplanmaman, aynı cinsler de ayrılmamalıdır. Hayvanlarım ka­rıştıran iki ortak, toplam hayvanlardan zekât alındıktan sonra malları oranında ödeşirler. Gümüşün miktarı ikiyüz dirheme ula-‘ şmca kırkta bir üzerinden zekâtı alınır.»[16]

  1. Sığırların Zekâtı
  2. Tavus el-Yemânî anlatıyor: Muaz b. Cebel el-Ensarî, otuz tane sığırdan iki yaşında, kırk tanede üç-dort yaşlarında büyük baş hayvanı zekât olarak aldı. Kendisine daha az sayıda hayvan getirilince bunlardan zekât almadı ve «Bu konuda Resûlullah’tan bir şey duymadım. Resûlullah’a (s.a.v.) sorayım» diyerek yola çık­tı. Ancak ne yazık ki, Muaz gelmeden Hz. Peygamber vefat etmiş­ti.

îmam Malik der ki: îki çobanın güttüğü veya muhtelif belde­lerde çeşitli çobanların güttüğü bir adama ait koyunların zekâtıy-le ilgili duyduğum en güzel hüküm, bütün bu koyunların miktarı tesbit edilerek zekâtlarının verilmesidir. Çeşitli şahıslarda altın ve gümüş alacağı olan mükellef de böyle yapar. Herkeste ne kadar alacağı varsa bunların toplamının zekâtlarını verir.

tmam Malik, koyun ve keçi karışımının zekâtıyla ilgili olarak da şöyle der: Koyun ve keçisi olan adam bunların sayılarını i,op-lar, şayet her ikisinin toplamı zekât nisabını dolduruyorsa zekâtı­nı verir. Bu takdirde nisabın tesbiti hepsinin koyun gibi sayılma-sıyla mümkün olur. Bunun ölçüsü de Hz. Ömer’in belirttiği gibi şudur:

«— Otlaklarda yayılarak beslenen koyun sürüsünün sayısı kırka varınca bir tanesi zekât olarak verilir.»

îmam Malik der ki: Koyun, keçi karışımında koyunların sayı­sı fazla ise mal sahibinin koyundan zekât vermesi icap eder. Zekât memuru da kendisine zekât olarak koyun vermesi gereken bu adamdan koyun alır. Şayet keçi koyundan fazla ise keçiden alınır. Koyunla keçinin sayısı eşitse zekât memuru dilediğinden alır. Arap develeriyle uzun boyunlu develer de aynıdır. Her ikisinden de varsa toplamlarının zekât nisabına ulaşıp ulaşmadığına bakı­lır ve hepsi de aynı cins deveymiş gibi hüküm verilir. Şayet Arap develeri uzun boyunlu develerden sayıca fazla ise zekât olarak bir tane Arap devesi verilir. Uzun boyunlu develerin sayısı fazla ise zekâtı onlardan verilir. Her ikisinin de sayıları eşitse zekât merr.u-ru istediğinden alır.

îmam Malik der ki: Sığır ile mandaların karışımlarında da zekât bu şekilde tesbit edilir. Her ikisinin toplamı sığır nisabına ulaşırsa zekât verilir. Sığırların sayısı mandalardan fazla ise bir tane sığır zekât olarak verilir. Mandaların sayısı fazla ise ondan verilir. Şayet her ikisinin de sayıları denkse memur istediğinden alır. Her iki cins de ayrı ayrı nisaba malik olmuşsa her ikisinden de zekât alır.

imam Malik şöyle der: Sonradan’deve, koyun ve sığır kaza­nan bir kimse bunları edindikten tam bir sene sonra zekâtlarını verir. Ancak daha önceden elinde nisap miktarına ulaşmış aynı cins hayvanların bulunmaması şarttır. Bu hayvanlar da nisap (zekât) miktarı devede beşte bir, sığırda, otuzda bir, koyunda ise kırkta birdir. Elinde beş deve, otuz sığır ve kırk tane de koyunu olan bir adam sonradan satın alma, hibe veya miras yoluyla biraz daha deve, sığır ve koyun elde etse, sonradan hibe, miras veya sa­tın almayla kazandığı malların üzerinden verirken onların da zekâtlarını verir. Şayet sonradan kazandığı bu hayvanların zekâ­tını önceki sahibi bir gün evvel vermiş bile olsa, sonraki sahibi tek­rar kendisine düşen zekâtını vermek mecburiyetindedir. Bu şuna benzer: Adam elindeki gümüşünün zekâtını veriyor, sonra da zekâtını verdiği bu gümüşle başka bir adamdan eşya. satın alıyor. Bu eşyayı sattığı zaman tekrar bunun zekâtını vermesi lâzımdır. Her ne kadar ilk sahibi dün, ikinci sahibi de aynı malın bugün zekâtını vemıiş oluyorsa da, bu böyledir.

İmam Malik der ki: Zekât nisabına ulaşmayacak miktarda elinde koyunu bulunan adam nisaba ulaşacak kadar çok sayıda koyun satın alsa, ya da bu kadar koyuna varis olsa, bu durumda satın alarak veya miras yoluyla elde ettiği koyunların üzerinden bir sene geçmedikçe bunlara zekât düşmez. Şu misalde de durum aynıdır: Adamın elinde sayılan nisaba ulaşmayacak kadar deve, koyun ve sığır var. Bunların hiçbir cinsi de tek başına nisaba ulaş­mıyor. Her bi?i ayrı ayrı nisabı doldurmadıkça bunlara zekât düş-mez.

imam Malik der ki: Adamın sayılan zekât nisabını dolduran deve, sığır ve koyunu var. Sonradan bunlara biraz daha deve, sı­ğır ve koyun katıyor, bu durumda eskiden elinde olan mallarının zekâtını verirken, sonradan kattıklarınınkini de vermek zorunda­dır.

Yukarıda zikredilen meselelerle ilgili olarak îmam Malik şöy­le der: «Bu konularda duyduğum en güzel hükümler bunlardır.»istenen zekâtın bulunmamasıyla ilgili olarak imam Mal: şöyle der: Şayet iki yaşında bir deve zekât olarak vermek icap eo yor da böylesi bulunmuyorsa, yerine üç yaşında erkek bir deve v rilebilir. Üç yaşında dişi bir deve, yahut dört yaşında bir deve, v yahut beş yaşında bir deve zekât vermekicap ediyor bu da bulu, muyorsa verecek olanın başkasından satın alıp vermesi lâzımdı Değerinin verilmesini ben şahsen uygun bulmam.

imam Malik der ki: Tarlaları sulamak için nehir ve kuyuda su taşıyan develer, kuyudan su çeken koşu öküzlerine ayrı ay zekât farz olunca hepsinden ayrı ayrı alınır.[17]

  1. Ortak Ve Karışık Malların Zekâtı
  2. îmam Malik’ten: Aynı çobanın güttüğü, bir tek erkeği bu­lunan, bir ağılda barınan, bir kaynaktan sulanan hayvanlar iki kişiye ait iseler ve herkes malını ayrı ayrı tanıyabiliyorsa, bu kişi­lere karıştıran denir. Şayet sahipleri mallarını tanımıyorlarsa bu takdirde karıştıran değil, ortak sayılırlar.

îmam Malik der ki: Malları karışık halde (bir arada) bulunan müslümanların her birinin maları ayrı ayrı zekâta (nisaba) baliğ olmadıkça bunlara zekât düşmez. Meselâ: Malları karışık olan iki kişiden birinin kırk koyunu varsa, bunun zekâtını verir, kırktan aşağı sayıda koyunu olana ise zekât düşmez. Her birine ayrı ayrı zekât farz olursa, her ikisi toplam mal üzerinden zekâtlarını verir­ler. Meselâ,birinin bin veya daha az koyunu, diğerinin de kırk veya daha fazla koyunu olsa ve bunlar bir arada karışık olarak bulunsalar bin koyunu olan o aranda, kırk koyunu olan da o aran­da, toplam verdikleri zekâtı malları oranında hesap ederek öde­şirler.

imam Malik der ki: Koyunların karışık halde bulunmaları ile doğan zekât hükmü develerinkinde de aynıdır. Her bir ortağın de­vesi ayrı ayrı zekâta ulaşıyorsa, toplam mal üzerinden zekâtları verilir. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Beş deve­den az sayıdaki develere zekât düşmez.»

Ömer b. Hattab da şöyle buyurmuştur: «Otlaklarda sürüler halinde yayılarak beslenen koyunların zekâtı kıi’kta birdir.»

îmam Malik; «Hz. Ömer’in “Ayrı ayrı malları olan kişiler zekât verme korkusundan mallarını toplayamazlar. Toplu olan­lar da ayrılamazlar” sözünü şöyle açıklıyor. Her birinin kırkar ta­ne koyunu olan üç kişiyi varsaysak, bu durumda üçüne de ayrı ay­rı bir koyun zekât vermek farz olur. Zekât memuru geldiği zaman üçünün koyunlarını toplayıp bunların toplamları üzerinden bir koyun zekât alırsa toplanmaması gerekenler toplanmış olur ve üç koyun alacağı yerde bir koyun almış olur. Bu yasaklanmıştır. «Zekâtı hesaplanırken ayrılmayıp üstüste toplanması gerekenle» ilgili olarak da şöyle der: Malları karışık bulunan iki kişiden her birinin yüzbirer tane koyunu olsa, bu durumda bunlar mallarının toplamından üç tane koyun zekât olarak vermelidirler. Zekât me­muru gelince koyunlarını ayırırlarsa o zaman herbirinin bir ko­yun zekât vermesi gerekir. Bu da yasaklanmıştır. Bu yüzden şöyle denmiştir. «Fazla zekât vermekten korktuğunuz için ayrı ayrı dü­şünülüp ona göre zekâtı tesbit edilecekleri toplayarak, üstüste top­lanarak zekâtı tesbit edilecekleri de ayrı ayrı toplayarak zekâttan kaçmayınız.»

İmam Malik der ki: Bu konuda benim duyduğum hüküm bu­dur.

  1. Oğlak Ve Kuzuların Zekâta Tâbi Oluşu:
  2. Süfyan b. Abdullah anlatıyor: Ömer b. Hattab beni zekât memuru tayin etmişti. Ben oğlak ve kuzuları da nisaba dahil edi­yordum. Bunun üzerine:

«— Oğlak ve kuzuları da sayıyorsun, fakat zekât olarak onlar­dan almıyorsun!» diye itirazda bulundular. Hz. Ömer’in huzuru­na gelince, olanları anlattım. Hz. Ömer:

„ — Evet, çobanların kucaklarında taşıdıkları oğlak ve kuzu­lar r*u nisap miktarına dahildir, fakat sen onları zekât olarak al­ma Onların mallarından etlik için besleneni, yavrusu olanı, yük­lü, olanı ve erkek hayvanlarını da alma, bir ve iki yaşında olanları el\ Yavrularla en iyileri arasında adalete uygun olan da budur.» dedi.

îmam Malik der ki: Sahle, yeni doğan kuzu ve oğlaktır; rubbâ, ^eni doğum yapıp yavrusunu büyüten hayvandır; mâhıd, hâmile hayvandır; eküle ise, yemek için beslenen etlik koyundur.

imam Malik der ki: Bir adamın elinde nisabı doldurmayacak miktarda koyun olsa, zekât memuru gelmeden bir gün önce bunlar kuzulasa ve kuzularla beraber nisaba ulaşsa bu koyunların zekâ­tını vermesi gerekir.

Koyunlar kuzularıyla beraber nisabı tamamlıyorsa zekât dü­şer, çünkü kuzular da -malın kân gibi- koyunlardan sayılır. An­cak şu durum müstesnadır: Adamın elinde nisap miktarına ulaş­mayacak kadar mal olsa ve satın alma, hibe veya miras yoluyla bunu nisaba ulaştırsa bu durumda bu mal için zekât vermek ge­rekmez. Ticaret malı da böyledir. Şayet para olarak değeri nisaba ulaşmıyor, bunu sattığı zaman elde ettiği kârla nisaba ulaşıyorsa, kârı anaparaya ekliyerek ikisine birlikte zekât vermesi gerekir. Bu kâr (nisabı tamamlayan fazlalık) satış dışında bir gelir veya mi­ras yoluyla elde edilmiş ise kazanıldığı veya varis olunduğu gün­den itibaren üzerinden bir sene geçmesi gerekir.

imam Malik der ki: Koyunun kuzusu ondan sayılır, tıpkı ka­zancın da asıl maldan sayıldığı gibi. Ancak bir açıdan farklılık gösterir. Şöyle ki: Adamın elinde nisap miktarına ulaşan altın ve­ya gümüşü var. Sonradan buna biraz daim ilave ediyor: Bir kimse önce elinde olan altın ve gümüşün zekâtını verir. Sonradan elde ettiğinin de zekâtını üzerinden bir sene geçtikten sonra verir. Yine bir adamın her biri ayrı ayrı sayıca nisaba ulaşmış koyun, sığır ve devesi olsa, daha sonra da bunlara biraz daha koyun, sığır ve deve katsa elindeki malların zekâtını verirken, bunların zekâtını da birlikte verir.

imam Malik bu mesele ile ilgili olarak: «îşte duyduğum en gü­zel hüküm budur.» der.

  1. Biriken İki Senelik Zekâtın Ödenmesi
  2. tmam Malik’ten: Biz Medineliler arasındaki geleneğe göre, yüz devesi olan ve kendisine zekât farz olan birine henüz zekât memuru gelmeden ikinci bir zekât daha farz olmuş olsa ve zekât memuru gelince baksa ki adamın sadece beş devesi kalmış. Bu durumda:

imam Malik der kiıZekât memuru, mal sahibinin vermesi gereken geçmiş iki seneye ait zekâtı, m.evcut bu beş deve üzerinden hesab ederek her seneye bir tane olmak üzere iki koyun alır. Çünkü zekât memurunun görevi, zekât alındığı gün mevcut olan malın zekâtını almaktır. Şayet mal sahibinin geçmiş senelere ait birden daha çok zekât borcu varsa memurun sadece onun elinde mevcut olan mal üzerinden zekât alması gerekir. Ölmesi ya da geçmiş senelere ait bir çok zekât borcu olması sebebiyle malı nisab mikta­rının altına düşen kişiden malının tamamı ölünceye veya asgari nisab miktarından aşağı düşünceye kadar hiç zekât, alınmaz.

Çünkü bu durumda ona zekât farz değildir. Ölenlerden veya geçmiş senelerden kalan borçlarını tazmin etmesi de gerekmez.

  1. Zekât Tahsilinde Mükellefin Zora Sokulmasının Yasaklığı
  2. Hz. Aişe anlatıyor: Ömer b. Hattab’a zekât olarak alınmış bir koyun sürüsü getirildi. İçlerinde memesine süt birikmiş iri me­meli bir koyun gördü.

«— Bu koyun nedir?» diye sordu.

«— Zekât olarak alınmış bir koyundur.» diye cevap verdiler. Hz. Ömer:

«— Bunu sahibi rızasıyla vermemiştir. Müslümanları bu şekilde zorlamayın! Mallarının en iyisini ve sağmak için ayırdık­larını zekât olarak almayın» buyurdu.

Muhammed b. Yahya b. Habban anlatıyor: Eşca’ kabilesinden iki kişi anlatmıştı: Muhammed b. Mesleme el-Ensarî zekât me­muru olarak kendilerine gelmiş ve mal sahiplerine:

«— Bana mallarınızın zekâtını getiriri!» demişti, işe yarar ne getirdilerse hepsini alıp kabul etmişti.

İmam Malik’den: Biz Medinelilere ve memleketimizde kendi­lerine yetiştiğim alimlerin tatbikatına göre zekât konusunda müs-lümanlara güçlük çıkarılmaz, ne verirlerse alınır.

  1. Zekâtın Tahsili ve Harcanışı
  2. Atâ b. Yesar, Resûlullah’m (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor: «Zenginlerin zekât alması helâl değildir. Ancak şu beş grup insan bunun dışındadır: Allah yolunda savaşanlar, zekât toplamakla görevli memurlar, borçlular, zekâtı verilen eşyayı parası ile satın alanlar, bir düşkünün kendisine verilen zekâtı hediye ettiği zengin komşusu.

İmam Malik’ten: Biz Medine’illere göre toplanan zekât ancak Valinin takdirine göre taksim edilir. Bakılır: Zekat verilebilen sı­nıflar içerisinde hangi sınıf daha muhtaç ve sayısı daha fazla ise miktarını Valinin takdir ettiği oranda tercihan o sınıfa verilir. Bir, iki veya senelerce sonra bu sınıf bırakılıp muhtaç ve sayıca da­ha fazla bir başka sınıfa geçilebilir. Tanıdığım alimlerin böyle yaptığına şahit oldum.

Zekât memurunun topladığı zekâttan alacağı belli bir hissesi yoktur, vali ona ne takdir ederse onu alır.

  1. Zekâtın Tahsilinde Zor Kullanılması
  2. îmam Malik’ten: Ebu Bekr es-Sıddık: «Şayet Resûlullah (s.a.v.)’e zekât olarak verdikleri bir devenin yularını dahi bana vermezlerse bundan dolayı onlarla savaşırım.» dedi.[18]
  3. Zeyd b. Eşlem anlatıyor; Ömer b. Hattab’m içtiği süt hoşu­na gitmişti. Sütü kendisine ikram edene:

«— Bu süt nereden geldi?» diye sordu. Adam:

«— Bir su kenarına varmıştım, bir de baktım ki zekât hayvan­ları! Onları suluyorlardı. Benim için de süt sağdılar. Ben de onu kabıma koydum, bu süt işte odur.» diye cevap verince hemen Ömer b, Hattab elini boğazına sokup içtiği sütü kusarak çıkardı.

îmam Malik’den: Bize göre Aziz ve Celil olan Allah ‘in koydu­ğu zekâtlardan birini almaya müslümanların gücü yetmezse, onu alıncaya kadar savaşmaları gerekir.

  1. İmam Malik’den: Duyduğuma göre bir vali Ömer b. Abdü-laziz’e bir yazı yazarak: «Adamın biri malının zekâtını vermiyor.» demişti. Bunun üzerine Ömer kendisine: «Onu bırak, müslüman-lardan zekât alırken ondan alma.» diye cevap gönderdi. Adam bu­nu duyunca gücüne gitmiş ve öğünden sonra da zekâtını vermiş. Vali durumu Ömer’e (r.a.) tekrar arzedince bu sefer Ömer b. Abdü-laziz: «Öyleyse onun da zekâtını al» buyurmuştu.
  2. Üzüm Ve Hurmanın Zekâtında Tahmin
  3. Büsr b. Said Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nak­lediyor: «Yağmurla, kaynakla ve tarladan çıkan bir suyla sulanan araziden elde edilen mahsulün zekâtı onda bir; âletle taşman suy­la sulanan arazinin zekâtı ise yirmide birdir.»[19]

îbn Şihab ez-Zührî der ki: Düşük kaliteli hurmalar sahibine bırakılır. Bunlar zekât olarak alınmaz.

îmanı Malik der ki: Aynı şekilde koyunların kuzuları da sahi­bine bırakılır, zekât olarak alınmazlar. Yüksek kaliteli veya dü­şük kalittli olduğu için zekât olarak alınmıyan meyveler de var­dır. Zekât olarak alınanlar normal kalitede olanlardır.

îmanı Malik der ki: Bizim ittifakımıza göre,hurma ve üzü­mün dışında kalan meyveler henüz dalında iken miktarı tahmin edilmez. Hurma ve üzümün meyveleri belirdikten ve satışı helal olduktan sonra tahmin edilir. Çünkü hurma ve üzüm yaş ve kuru olarak yendiğinden insanlara kolaylık olsun ve hiç kimseye sıkıntı vermesin diye miktarı tahmin edilir. Sonra diledikleri gibi yesin­ler diye serbest bırakılırlar. Tahmin edilen üzerinden de zekâtını verirler.

îmanı Malik der ki: Yaş olarak yenmiyen ve yalnız hasattan sonra yenilebilen bütün hububatın tahmin edilerek miktarı tesbit edilmez. Bunları sahipleri biçer, döver, savurur ve tanesinden ayı­rırlar. Bu takdirde (ki bunlar sahiplerine emanettir) nisap mikta­rına ulaşırsa zekâtını verirler.

îmam Malik der ki: Yine ittifak ettiğimize göre, hurma daha dalda iken gelişip satışı helal olduğu zaman miktarı tahmin edilir ve toplanırken bu miktar üzerinden zekâtı hurma olarak alınır. Miktarı tahmin edildikten sonra henüz daha toplanmadan meyve bir âfete maruz kalır ve bundan bütün meyveler etkilenirse onla­rın zekât vermesi gerekmez. Şayet Hz. Peygamber’in ölçüsü ile beş vesak (üçyüz sa) ve daha fazla âfetten etkilenmiyen meyve kalmış ise bunun zekâtı alınır. Afetten etkilenenlerin zekâtı yoktur. Üzümde de aynı işlem yapılır.

Bir kişinin çeşitli yerlerde malları olsa ya da çeşitli mallara ortak olsa, bunlar ayrı ayrı nisaba ulaşmıyor, toplandığı zaman nisabı dolduruyorsa hepsini toplar ve zekâtını verir.

  1. Hububat Ve Zeytinin Zekâtı
  2. imam Malik’den: îbn Şihab’a zeytinin zekâtını sordum. «Onda bir oranında zekâtı var.» dedi.[20]

îmam Malik’ten: Yağı çıkarılan zeytinin miktarı üçyüz sâ’a (bir sa 2.176 gr.dır.) ulaşırsa onda bir üzerinden zekâtı verilir. Üçyüz sâ’a ulaşmazsa zekât düşmez. Zeytin de hurma gibidir. Yağmur suyu, kaynak suyu ve tarladan çıkan suyla sulanırsa zekâtı onda birden, taşıma su ile sulanıyorsa yirmide birden alı­nır. Zeytin toplanmadan gelir tahmini yapılmaz,

îmam Malik der ki: Halkın ambarlarda toplayıp yediği tahıl­larla ilgili biz Medine’liler arasındaki gelenek şöyledir: Yağmur­la, kaynakla ve tarlada çıkan suyla sulanan arazinin geliri üçyüz sâ’a ulaşıyorsa bundan onda bir, emek sarfederek taşınan suyla sulanan arazinin geliri de 300 sâ’a ulaşıyorsa bundan da yirmide bir zekât alınır. Gelir yükseldikçe alınan zekât miktarı da o ölçüde artar.

îmam Malik der ki: Kendilerinden zekât alınan, taneleri çıka­rıldıktan sonra yemek yapılarak yenen tahıllar şunlardır: Buğ­day, arpa, kabuksuz arpa, mısır, darı, pirinç, mercimek, cülban (burçak), lobya, cülcülân (susam) vs,

îmam Malik’e:

«— Zeytinden ihtiyaçlar için harcadıktan sonra mı, yoksa harcamadan mı öşür verilir?» diye soruldu. îmam Malik şu cevabı verdi: «Öşrün ihtiyaçlarla bir alâkası yoktur, ancak yemek konu­sunda aşçıya sorulduğu gibi mal sahibine sorulur, söylediklerine inanılır. Zeytini 300 sa’ veya daha fazla gelmişse çıkardığı yağdan onda bir alınır, yağı 300 sa’dan aşağı gelmişse bundan da zekât alınmaz.

îmam Malik der ki: Olgunlaşmaya başlayınca tarladaki mahsulünü satan bir adam o malın zekâtını da verir. Satın alan vermez. Tarladaki ürün henüz daha olgunlaşmadan ve suya ihti­yacı varken satılmaz.

îmam Malik: «Hasat günü hakkını veriniz,»[21] ayeti keri­mesinden kastedilen, zekâttır. Bunu söyleyenleri duydum…» demektedir.

imam Malik der ki: Bir kimse henüz ürünleri olgunlaşmaya başlamadan bahçesinin tamamını veya ekili arazisini satarsa zekâtını satın alan verir. Şayet ürün iyice olgunlaşınca satarsa zekâtını satan verir, ancak satın alana zekâtını vermeyi şart ko­şarsa durum değişir.[22]

  1. Zekât Düşmeyen Ziraî Ürünler
  2. imam Malik’den: Adamın dört vesk (240 sa’; bir sâ 2.176 gr.) hurması, dört vest (240 sa’) üzümü, dört vesk (240 sa’) buğdayı ve dört vesk (240 sa’) da baklagili olsa, bunlar üstüste toplanmaz ve nisaba ulaşmadıkları için zekât ödenmez. Hepsi ayrı ayrı beş vesk’e (300 er sa’a) ulaşırlar ise zekâtları verilir. Çünkü Peygam­ber efendimiz: « 5 vesk’ten (300 sa’) az olan hurmaya zekât düşmez.» buyurmuştur.

Yukarıda adı geçen yiyeceklerden her biri ayrı ayrı beş vesk’i (300 sal) doldursalardı zekât düşerdi, bu durumda düşmez. Şöyleki: şayet .cinsleri farklı farklı hurmalar üstüste toplanır da nisaba ulaşırsa zekâtı verilir. Buğday da böyledir. Arpa, kabuk­suz arpa, ak buğday, sarı buğday bunların hepsi aynı cinstir. Bunlardan beş vesk (300 sa’) buğday elde eden kimse zekât ödene­bilecek nisaba malik sayılır, zekât Öder. Nisabı bulmazsa, ödenmez. Üzüm de aynıdır. Toplanan bütün üzümler siyahı ve kırmızısı aynı cins sayılarak zekâtı hesaplanır. Bir kimse beş vesk (üçyüz sa’) üzümü hasad ederse buna zekât düşer, bu kadardan az olursa düşmez. Buğday, hurma ve üzümdeki gibi cinsleri farklı farklı da olsa baklagiller de çeşitli türleri aynı cinsmiş gibi topla­nır ve beş vesk (300 sa’) gelirse zekâtı verilir. Nohut, mercimek, lobya ve cülban baklagillerdendir. Bir kişi tek bir sınıftan değil, çeşitli sınıflardan bu tür ziraî ürün hasat ederse, bunlar birbirine eklenir, bu kişi zekât öder.

îmam Malik’den: Ömer b. Hattab, tahılla baklagillerin zekâ­tım ayrı ayrı aldı: Gelen hristiyan îrak’lı (Nabat) tüccarların bak-legiller cinsinden olan mallarından onda bir, tahıl ve üzüm cin­sinden olan mallarından da yirmide bir gümrük vergisi aldı.

imam Malik der ki: Eğer bir kimse, «nasıl olur da zekâta ulaş­ması için baklagillerin cinsleri üstüste toplanır, halbuki bir kimse baklagillerin en iyi cinsinden bir (kilosunun) peşin karşılığında biraz daha düşük kalitesinden iki (kilo) alabilir? Oysa, buğday türleri birbiriyle farklı Ölçülerde değiştirilemezler.» diye itirazda bulunursa şöyle cevap verilir: Altın ile gümüş de zekâtları hesap­lanırken üstüste toplandılar: Halbuki bir miktar peşin altın kar­şılığında bir sürü gümüş alınabilir.

imam Malik der ki: İki kişi ortak olarak sekiz vesk (480 sa’) hurma elde etseler, bunlara zekât düşmez. Şayet birinin hissesine düşen beş vesk (300 sa.’) diğerininki de dört vesk (240 sa’) gelirse, 300 sa’gelene zekât düşer. 240 sa’gelene düşmez. Bütün ortaklık­larda durum böyledir.

Bütün hasat edilen ziraî ürünler, hurmalar, üzümlerde ayrı ayrı 300 sa’ elde eden kimselere zekât düşer. Daha aşağısını elde eden ortağa zekât düşmez.

imam Malik der ki: Biz Medine’liler arasındaki geleneğe göre buğday, hurma, üzüm ve diğer tahıllar elde edilince zekâtları da verilir. Zekâtını verdiği malı sahibi senelerce yanında alıkoyup sonra da satabilir. Satınca elde ettiği paraya üzerinden bir yıl geç­medikçe zekât düşmez.

Bu mallar gelir veya başka yolla kazanılmış olup ticarî amaç­lı değilse yiyecek, tahıl ve eşya mesabesinde olup, kişi bunları kazanır, senelerce elinde tutar, sonra altın ve gümüş karşılığında satarsa, sattığı günden itibaren parasının üzerinden bir yıl geç­meden zekât gerekmez. Şayet bu mallar ticaret eşyası olur da sahi­bi zekâtını verdiği mal karşılığında bu mallan satın almış ve o günden itibaren bir sene elinde tutmuş ise, sattığı anda zekâtınıvermesi gerekir.

  1. Zekât Düşmeyen Mallar: Meyveler, Yonca Ve Sebzeler

îmam Malik şöyle demiştir: Biz Medine’liler arasında ihtilaf­sız uygulanan ve benim de âlimlerden duyduğuma göre meyvele­rin tamamına zekât düşmez. Nar, şeftali, incir ve bunlara benze­yen, benzemeyen bütün meyvalara zekât düşmez,[23]

Yoncaya ve sebzelere de zekât düşmez. Bunlar satıldıkları takdirde, paraları sahibinin eline geçtikten bir sene sonra zekâtı verilir.

  1. Kölelerin, Atların Ve Balın Zekâtı
  2. Ebû Hüreyre’den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Müslümanın kölesi ile atına zekât düşmez.»[24]
  3. Süleyman b. Yesar anlatıyor: Şanı halkı Ebu Ubeyde b. el-Cerrah’a:

«— Atlarımızdan ve kölelerimizden de zekât al!» dedileı*. Ebu Ubeyde almadı, yalnız onların isteklerini Ömer b. Hattab’a bir mektupla bildirdi. Hz. Ömer de almadı. Şamlılar tekrar Ebu Ubeyde ile konuştular. Aynı istek devam ediyordu. Ebu Ubeyde tekrar halifeye yazdı. Bunun üzerine halife Ömer b. Hattab kendi­sine: «Eğer istiyorlarsa al, yine onlara ve kölelerine ver» diye yaz­dı.

imam Malik der ki: «Yine onlara ver», «onların fakir olanları­na ver» demektir.[25]

  1. Amr b. Hazm’ın torunu Abdullah b. Ebî Bekr anlatıyor: Babam Mina’da iken Ömer b. Abdülaziz’den kendisine, «ballar­dan ve atlardan zekât almamasını» bildiren bir ferman geldi.[26]
  2. Abdullah b. Dinar’dan: Said b. Müseyyeb’e:

«— Kadanadan (katırlardan) zekât alınır mı?» diye sordum.

«— Attan almıyor mu?» diye karşılık verdi.[27]

Bal, îmameyn’e göre beş farak’ı bulunca, Ebû Hanife’ye göre her miktarda öşre tâbidir.

24.Ehli Kitap Ve Mecusilerin Vergileri (Cizyeleri)

  1. Ibn Şihab’dan: Duyduğuma göre Resulullah (s.a.v.), Bah­reyn mecusilerinden cizye almıştır.[28] Ömer b. Hattab îran mecusi-lerinden, Osman b. AfTan da Berberî’lerden cizye almıştır.[29]
  2. Cafer b. Muhammed b. AH babasından naklediyor: Ömer b. Hattab sözü mccusilere getirerek: «Onlar hakkında ne yapaca­ğımı bilmiyorum.» dedi. Bunun üzerine Abdurrahman b. Avf:

«— Ben Resûlullah’ın (s.a.v.) ‘onlara ehl-i kitap gibi mua­mele edin’, dediğini bizzat, rluvrlnm .

  1. Omcr b. Haltab’in azatlısı Eslcme’den: Ömer b. Hattab, Mısır ve Şam gayri müsHmlerine dörder dinar, Irak gayri müslim-lerine de kırkar dirhem cizye tarh etti. Aynca müslümanlara yar­dımı ve misafirlik hakkının üç gün olması kuralını da koydu.[30]
  2. Zeyd b. Eşlem babasından naklediyor: Ömer b. Hattab’a:

«— Zekâtlıklar arasında kör bir deve var» dedim.

«— Birini verin de işini görsün!» diye karşılık verdi.

«— O kör!» dedim. Ömer (r.a.):

«— Katara katınca yürür.» dedi.

«— Peki, nasıl otlayacak?» dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer:

«— o cizye malı mı, yoksa zekâttan mı?» diye sordu.

«— Cizye malı.» dedim. Ömer (r.a.):

«— Anladım, siz onu yemek istiyoi’sunuz!» deyince ben:

«— Üzerinde cizye malı olduğuna dair işaret var.» dedim. Hz. Ömer’in emri üzerine deve kesildi. Ömer’in (r.a.) yanında dokuz tabak vardı. Meyve ve hoşa giden yiyecekler olduğu zaman mutla­ka bu tabaklara koyar, Resûlullah’ın (s.a.v.) hanımlarına gönde­rirdi. Bu arada kızı Hafsa da Hz. Peygamberin hanımı olduğu için ona da gönderir, fakat en son gönderirdi. Şayet yetişmezse, kızıma yetişmesin diye düşünürdü. Bu sefer de kesilen devenin etlerini bu tabaklara koydu. Resûlullah’ın (s.a.v.) hanımlarına gönderdi. Kalanının da yemek yapılmasını emrederek, ensarla muhacirin bazılarını davet etti.

îmam Malik şöyle demiştir: Kendilerinden cizye alınanlar­dan, başka bir vergi alınmasını ben uygun görmüyorum.

  1. îmam Malik’den; Duyduğuma göre Ömer b. Abdülaziz zekât tahsildarlarına «Kendilerinden cizye alınanlar müslüman olurlarsa cizyelerini almamalarını» bir fermanla bildirdi.

Cizyeyle ilgili olarak imam Malik şöyle der: Şimdiye kadar geçen tatbikata göre cizye, ehl-i kitabın kadın ve çocuklarından alınmaz. Sadece akıl baliğ olmuş erkeklerinden alınır. Zimmile-rin ve mecusilerin hurmalarından elde ettikleri üzümlerinden, zirai ürünlerinden, küçük ve büyük baş hayvanlarından zekât alınmaz. Çünkü zekât, müslümanları temizlemek ve fakirlerini gözetmek için yine müslümanlar için farz kılınmıştır. Cizye ise ehl-i kitabı küçültmek için konmuştur. Onların anlaşarak içinde yaşadıkları ülkede kendilerinden cizye dışında vergi alınmaz. Yalnız ticaret yaparlar da bu vesileyle müslüman memleketlere

girip çıkarlarsa ticaret mallarından onda bir vergi alınır. Cizye, sadece müslüman bir ülkede yaşamak ve onları düşmanlarına karşı korumak üzere taraflarca yapılan bir anlaşma neticesinde alınmaktadır. Ticaret maksadiyle başka bir memlekete giden zimmiden gümrük (öşür) alınır. Yine ticaret maksadıyla Mısır’dan Şam’a, Şamlı olan Irak’a, Iraklı olan Medine’ye veya Yemene veyahut da başka bir memlekete gitse yine gümrük (öşür) verir. Ehl-i kitap ve mecusilerin ne mallarına, ne meyvelerine, ne de zirai ürünlerine zekât yoktur. Şimdiye kadar uygulama böyle olmuştur. Onlar dinlerine tabidir, hangi dindelerse onda devam ederler. Ticaret için bir yıl içinde bir memlekete birkaç defa girip çıksalar, her defasında onda bir gümrüklerini verirler. Çünkü cizye anlaşması şartlarının içerisinde ticaret yapmak yoktur. Kendilerine yetişmiş olduğum Medine âlimleri de bu şekilde hüküm vermişlerdir.[31]

  1. Zimmilerin Gümrük Vergisi (Üşür)
  2. Salim b. Abdullah babasından naklediyor: Ömer b. Hat­tab, hristiyan tüccarların buğday ve zeytinlerinden yirmide bir gümrük vergisi alırdı. Onun bu vergiyi düşük almasının sebebi, Medine’ye bu malların çok gelmesini sağlamak içindi. Halbuki baklagillerden onda bir vergi alırdı.[32]
  3. Saib b. Yezid anlatıyor: Ömer b. Hattab zamanında Abdul-lah b. Utbe b. Mes’ud’la birlikte Medine çarşılarında vergi memu­ru olarak çalışıyordum. O zaman biz Hıristiyan tüccarlardan onda bir vergi alıyorduk.
  4. imam Malik’den: İbıı Şihab’a:

«— Ömer b. Hattab neyi ölçü alarak hıristiyan tüccarlardan onda bir vergi alıyor?» diye sordum. İbn Şihab:

«— Cahiliyyc devrinde öyle alınırdı, Ömer (r.a.) de buna de­vanı etti» diye cevap verdi.

  1. Sadakanın Satın Ya Da Geri Alınması
  2. Ömer b. Hattab anlatıyor: îyi bir at alıp Allah rızası için bi­rine verdim. Adam ata iyi bakmıyordu. Onun için atı satın almak istedim. Zannedersem ucuz da alabilecektim. Durumu Resûlul-lah’a (s.a.v.) sordum. Resûlullah (s.a.v.):

«— Bir dirheme de verse alma, çünkü verdiği sadaka­dan dönen kustuğtmu yiyen köpek gibidir» buyurdu.[33]

  1. Abdullah b. Ömer’den: Ömer b. Hattab, Allah rızası için bir at bağışladı. Sonra da onu satın almak istedi. Resûlullah’a (s.a.v.) durumu arzedince peygamberimiz şöyie buyurdu: «Onu ne satın al, ne de sadakandan geri dön.»[34]

imam Malik’e: « Birine sadaka veren bir adam verdiği sadaka­nın başka biri tarafından satıldığını görse, onu satın alabilir mi?» diye soruldu.

imam Malik:

«—Bana kalırsa olmaması daha iyidir» cevabını verdi.

  1. Fitre Yükümlüsü
  2. Nafî’ anlatıyor; Abdullah b. Ömer, Vadiyülkura ve Hay-ber’deki kölelerinin fitrelerini de verirdi.

imam Malik’ten: Fitrenin farz olması konusuyla ilgili duydu­ğum, en güzel şey geçimini üzerimize aldığımız kimselerin de fitre­lerini ödeme mecburiyetidir. Bu durumda kişi müsluman olan mükatebinin (akitte serbest bırakılmış köle), ölümünden sonra hür olacak kölesinin, ve diğer kölelerinin, yanında veya başka yerde olduklarına, ticaret, için olup olmadıklarına bakmaksızın hepsinin fitresini verir. Müslüman olmayanların fitresini vermesi gerekmez.

Evden kaçan kölenin durumuna bakılır, efendisi yerini bilsin veya bilmesin henüz kaybolmuş ve efendisi hayatından ve dönece­ğinden ümitli ise fitresini verir. Şayet aradan uzun zaman geçmiş ve efendisi ümidini kesmiş ise onun fitresini vermez.

Fitre kentliler gibi köylülere de farzdır. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) fitrenin, Ramazanda, hür, köle, kadın ve erkek her müslü-rnana farz olduğunu bildirmiştir.

  1. Fitrenin Miktarı
  2. Abdullah b. Ömer’den: Resûlullah (s.a.v.) Ramazanda fit­reyi, kadın, erkek, hür ve köle her müslüman bir sa'(2.176 gr.) hur­ma veya bir sa’ arpa olarak takdir etti.[35]
  3. Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: Biz fitreyi bir sâ’ yemek, bir sa’ arpa, bir sa’ hurma, bir sa’ keş (keş peyniri, kuru yoğurt) veya bir sa’ kuru üzümden verirdik. Bu sa’, Resûlullah’ın (s.a.v.) tesbit ettiği ölçü idi.[36]
  4. Nafî’den: Abdullah b. Ömer fitresini hurmadan başka bi: şeyle vermezdi, yalnız bir defasında arpadan verdi.[37]

îmanı Malik şöyle demiştir; Zıhar hariç bütün keffaretler, fit re ve öşür, müdd-i Nebi ile küçük müdle (bir müd, yarım kg.dır.i ölçülür. Zıhar keffareti ise, en büyük müd olan Hişam. müddü ile ölçülür.

  1. Fitrenin Ödenme Zamanı
  2. Nafi’den: Abdullah b. Ömer, bayramdan iki üç gün önce fitreyi toplayan kimseye fitresini gönderirdi.

İmam Malik’don: Benim gördüğüme göre, bayram günü şafak atınca, namazdan önce fitrenin verilmesini âlimler iyi görürler­di.[38]

imam Malik der kv.lnşaallah fitreyi verme süresi bayram gü­nü namazdan önce ve sonra devam eder.m[39]

  1. Fitre Yükümlüsü Olmayanlar
  2. İmam Malik’ten: Kişinin kölesinin kölesi, işçisi, karısının kölesi için fitre vermesi gerekmez. Yalnız bunlardan kendisine hizmet edenler varsa ve mutlaka kendisine lâzım iseler, o zaman bunların da fitresini verir. İster ticaret maksadıyla alınsın, ister başka maksatla alınsın müslüman olmayan köleye müslüman olmadıkça fitre düşmez.
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem

Zekat Bölümü – Muvatta

Muvatta – İmam Malik | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.