Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
22°C
Parçalı Bulutlu
Paz 23°C
Pts 24°C
Sal 23°C
Çar 20°C

Yemekler Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Yemekler Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Yemekler Bölümü – Sünen-i İbn Mace

1- (Muhtaçlara) Yemek Yedirme (Faziletinin Beyânı) Bâbl

3251) ‘…Abdullah bin Selâm (Radıyaîlâhü <roA)’den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Mekke’den hicret edip) Medine-i Münevvere ye geldiği zaman halk O’nu karşılamaya koşarak gitti ve: Resûlullah (SaftallahÜ Aleyhi ve Sellem) geldi. Be fiûlullah geldi, Resûlullah geldi, denildi. Ben de bakayım diye halkın içinde gittim. Nihayet O’nun yüzünü görüp tanıyınca, yüzünün bir ya­lancı yüzü olmadığını bildim. Ondan işittiğim ilk buyruğu da şu oldu: Ey İnsanlar! Selamlamayı çoğaltıp yaygınlaştınn, (muhtaçlara) yemek yed ir in, akrabalarla iyi ilişki kurun ve halk uyurken geceleyin namaz kılın ki selâm ile (yâni selâmlanarak veya selâmetle) Cennet’e giresiniz.”

3252) “… Abdullah bin Ömer (Radtyallâkü anhümâydan; Şöyle derdi: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: Selamlamayı çoğaltıp yaygınlaştınn, (muhtaçlara) yemek yedi-rin ve Allah (Azze ve Celle)’nin size emrettiği gibi kardeşler olu­nuz.”

325.3) «… Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Ra&yaltâkü anhümâydm riva­yet edildiğine göre,birsam Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)^: Yâ Besûlallah İslâmiyet’in hangi hasleti daha hayırlıdır? diye so­ru sordu. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

(Muhtaç kimseye) yemek yedirmen ve tanıdığına, tanımadığına selâm vermendir, buyurdu.”[1]

İzahı

Bu babın ilk hadisini Tirmizi ve Dârimi de rivayet etmişlerdir. Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın

hadisi Zevâid nevindendir. Abdullah bin Ahır {Radıyal­lâhü anh) ‘m hadisini «Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve N e s â î de rivayet etmişlerdir.

Birinci hadîste geçen “İncifâl”, hızla gitmek demektir.

îlk iki hadîste bulunan “Selâmın ifşası”; Selamlaşmayı yaygınlaş­tırmak ve işitilecek bir ses tonu ile yapmaktır. Nevevi: Sünne­tin yerine gelebilmesi için verilen selâm’ın verildiği kişi tarafından işitilmesi gerekir, işitilmediği takdirde selâm veren kişi sünneti ifa et­miş sayılmaz, der.[2]

Hadîslerden Çıkan Hükümler»

  1. Mü’min’in rastladığı mü’min’e selâm vermesi sünnettir. Se­lâm, tanınan kişilere tahsis edilmemelidir. Kişinin tanıdığı ve tanı­madığı herkese selâm vermesi, yüce dinimizin emrettiği tevazu, yâni alçak gönüllülüğün ve ihlâslı olmanın bir gereğidir. Hadiste emredi­len selâmın yaygınlaşması ancak şu şekilde gerçekleşir. Selâmın ta­nınan kimselere tahsisi ve tanınmayan kimselerin esirgenmesi kıya­metin belirtilerindendir. Nitekim T a h â v i ve başkasının î b n – i Mes’ûd (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet ettikleri bir hadiste :

“Selâmın tanınan kimselere tahsis edilmesi kıyametin belirtile­rindendir” buyurulmuştur.

  1. Yetimlere, fakirlere ve benzeri muhtaçlara yemek yedirmek Cennet’e selâmetle girmeye vesile olan hayrattandır, mü’minin hayırlı hasletlerindendir.
  2. Akrabalarla iyi ilişki kurmak, bunu devam ettirmek ve onla­ra iyilik etmek de Cennet’e selâmetle girmeye vesile olan hayırlı iş­lerdendir.
  3. İkinci hadiste; h\ öjh&’ lJ = “Mü’minler ancak kardeşler- eşler dir.” (Hucurât 10.) âyetine işaret buyurulmuştur. Allah Teâlâ mü’ minleri kardeş kılmıştır.
  4. Birinci hadiste gece namazına teşvik yapılmıştır. Bu hadis 1334 numarada da geçmişti. Gece namazının faziletine dâir hadisler ve bununla ilgili bilgi müellifimizin 1329 -1334 numaralarda geçti. Oraya bakılabilir.[3]

2- Bir Kişinin Yemeği İki Kişiye Yeter, Babı

3254) ‘… Câbir bin Abdillah (Radıyattâkü anhümâ)’û&n rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Bir kişinin (doyurucu) yemeği iki kişiye yeter ve iki kişinin (do­yurucu) yemeği dört kişiye yeter. Dört kişinin (doyurucu) yemeği de sekiz kişiye yeter.”

3255) ” Ömer bin el-Hattâb (Radtydlâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallûhü Aleyhi ve Settem) şöyle buyurdu, demiştir :

Şüphesiz, bir kişinin (doyurucu) yemeği iki kişiye yeter. Şüphe­siz İki kişinin (doyurucu) yemeği üç ve dört kişiye yeter ve şüphesiz dört kişinin (doyurucu) yemeği beş ve altı kişiye yeter.”

Not: Zev&id’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Amr bin Dinâr Kahra­man ölü’z-Zübeyr bulunur. Bu râvî zayıftır.[4]

İzahı

C â b i r (Radıyallalıü anlı) ‘m hadisini M ü s i i m , Tir m i -z i, N c s â i ve Alııııed de rivayet etmişlerdir. Ömer (Ra-dıyallâhü anhJ’ın hadisi ise Zevâid nevilidendir.

Bu hadisler’ve benzeri hadisler yetecek derecede doymakla ka­naat edilerek fakirlere yardım edilmesi gibi sosyal ve yüce bir gaye­yi vurgular. Hadislerden maksad az kişiyi doyuracak yemeğin çok ki­şiyi doyuracağını haber vermek değildir.[5]

3- Mü’min Bir Midesine Koymak İçin Yer. Kâfir De Yedi Barsacını Doldurmak İçin Yer, Babı

3256) ‘”… Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sali alla hü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Mü’mln bir midesine koymak için yer. Kâfir de yedi bağırsağını doldurmak İçin yer.”

3257) ;i… îbn-i Ömer (Radtyallâhü anhiimâ)’dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

Kâfir yedi bağırsağını doldurmak için yer. Mü’min de bir mide­sine koymak için yer.”

3258) ”•”… Ebû Mûsâ (el-Eş’arî) (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Mü’min bir midesine koymak için yer. Kâfir de yedi bağırsağını doldurmak için yer.”[6]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyaîlâhü anh) ‘m hadîsini Buharı de rivayet etmiştir. İ b n – i Öme r (Radıyaîlâhü anhümâ)’nm ha­disini Buhârî, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmiş­lerdir. Ebû Mûsâ (Radıyaîlâhü anh)’in hadîsi Müslim tarafından da rivayet edilmiştir.

Ayni mealdeki bu hadîslerden kasdedilen mânâ hakkında deği­şik görüşler beyân edilmiştir. Yukarda anılan hadîs kitablarının şerh­lerinde âlimlerce beyân edilen görüşlerin hepsi nakledilmiştir. Bâ­zılarına göre bu hadîslerden maksad zahirî mânâsı değildir. Maksad mü’min ile k4$çin dünya nimetlerine karşı tutumlarını belirtmektir. Yâni mü’min’in dünya nimetlerine ve malına ihtirası ve düşkünlüğü yoktur. Kâfir ise dünyalığa düşkün ve ihtiraslıdır. Bu itibarla sanki mü’min bir midesine koymak için yer ve kâfir yedi bağırsağını dol­durup karnını şişirmek için yer. Hadisler böyle yorumlanınca, bağır­sakların ve yemek yemenin hakîkî mânâsı kâsdedümemiş olur. Mak­sad mü’min’in dünyalığa pek rağbet etmemesi ve kâfirin dünyalığa düşkünlüğüdür. Dünyalığı ele geçirme anlamı yemekle ve dünyalığı elde etme yolları da bağırsaklarla ifâde edilmiştir.

Bir görüşe göre kasdedilen mânâ şudur: Mü’min helâl lokma yer. Kâfir ise helâl lokma yanında haram lokma da yer. Helâl lokma, ha­ram lokmaya nazaran az kazanılır.

Başka bir görüşe göre mânâ şöyledir: Oburluk kâfirin sıfatıdır. Bu itibarla mü’min boğazına düşkün olmamalı ve fazla yemek yeme­melidir.

Bâzı âlimlere göre hadisler zahiri mânâsında kullanılmıştır. E I -Hafız, hadislerin zahirî mânâsında kullanıldığını söyleyen âlim­lerin açıkladıkları yedi görüş ve yorumu naklen bildirmiştir. Tuhfe yazarı da e 1 – H â f ı z’ dan naklen bu yorumları beyân ettikten sonra ikinci yorumu tercih ettiği için ben sadece bu ikinci görüşü açıklamakla yetineyim. Arzu edenler anılan kitablara baş vurmak suretiyle diğer yorumları öğrenebilirler:

Hadislerden kasdedilen mânâ şudur: Mü’min’e yakışan az yeme­si ve tıka basa yememesidir. Çünkü o biliyor ki, Şeriat’a göre yemek­ten maksad, açlığı gidermek ve ibâdet edebilmesi için güçlü olmak­tır. O, lüzumundan fazla yemeğin hesabını vermekten korkar. Fa­kat kâfir onun aksine hareket eder. Çünkü o, şer’î amaç tanımaz ve nefsinin esiri durumundadır. Nefsini tatmin etmesi için ne gerekirse onu yapar ve helâl haram demeden şehvetinin peşinde koşar, Du­rum bu olunca mü’min’in yemeği kâfir’in yemeğine nisbeten sınırlı ve azdır. Bu nisbetin tesbiti için belirli bir sayı söz konusu değildir. Hadiste yedi sayısı var ise de sayı durumu kasdedilmemiştir. Gaye mü’min’in yemeğinin çogu zaman kâfirin yemeğinden azlığını belirt­mektir. Amaç bu olunca ve hadîs böyle yorumlanınca, her mü’min’in mutlaka her kâfir’den az yemek yemesinin gerekliliği ve durumun böyle olduğu anlamı kasdedilmemiştir. Nitekim bâzı kâfirler sağlığım koruma, midesinin rahatsızlığı ve rahibi er in telkini gibi nedenlerle mü’min’lerden az yemek yerler. Bir kısım mü’min’ler de alışkanlığı. bir iç rahatsızlığı veya başka sebeblerle obur olur ve kâfirlerden faz­la yemek yerler. Bu hâl genel prensibi bozmaz ve mü’min’Iere yakı­şan yaşantı ile kâfir’in yaşantısı arasındaki mukayeseyi gölgelemez.[7]

4- Yemeği Ayıplamanın Yasaklığı Babı

3259) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’âen; Şöyle demiştir:

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç bir yemeği hiç bir zaman ayıplamamış – yermemiştir. O, bir yemekten hoşlanırsa yerdi, hoşlanmazsa bırakırdı – yemezdi.”

Ebû Bekir bin Ebı Şeybe, … Ebû Yahya aracılığıyla Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)’den bu hadîsin mislini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den rivayet etmiştir.”

Ebû Bekir bin Ebî Şeybe dedi ki: Biz bunun senedinde muhalefet ediyoruz. Çünkü onlar, yâni ilk seneddeki râvîler bunu Ebû Hâzim’-den rivayet ediyorlar. (Yâni biz bunu Ebû Yahya’dan rivayet ediyo­ruz.)”[8]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Müslim, Tirmizi ve Ebû D a v û d da rivayet etmişlerdir. Avnü’l-Mabüd yazarı bu hadisin izahı bölümünde öafctle şöyle der:

“Yâni Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), mubah olan hiç bir yemeği ayıplamamıştır. Haram olan yemeğe gelince onu ayıplar, yerer ve yasaklardı. Bâzıları: Yemek yaratılışı açısından ayıplanmaz, fakat yapılışı bakımından ayıplanır. Çünkü Allah’ın san’atı ayıplana-maz. Ama kulların yaptığı iş ayıplanabilir, derler. Ve hadisi böyle yo­rumlarlar.

El-Hâfız bu yorumla ilgili olarak şöyle der: Açık olan du­rum, hadisin umumi mânâda yorumlanmasıdır. Çünkü yapılışı açı­sından bir yemek ayıplandığı zaman onu hazırlayanın kalbi kırılmış olur. N e v e v î : Yemek tuzludur, ekşidir, tuzu azdır, katıdır, iyi pişmemiştir, gibi lâflarla ayıp ve kusurdan söz etmek, yemeğin önem­li adabına aykırıdır, der.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in hoşlanmadığı bir yemek hakkında bir şey söylemeyip sâdece bırakmakla yetinmesini ifâde eden cümle ile ilgili olarak da îbn-i Battal: Bu durum O’nun güzel edebinin bir belirtisidir. Çünkü bâzan bir insan bir ye­mekten hoşlanmaz. Fakat başka bir kimse hoşlanır. Din açısından yenmesine izin verilmiş olan hiç bir yemek ayıplanmaz ve yiyeni de yerilmez, demiştir[9]

5- Yemek Yeme Zamanı Abdest Almak Babı

3260) ‘-,.. Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Kim evinin hayır, bereketini Allah’ın çoğaltmasını istiyorsa yeme­ği hazırlandığı zaman ve yemeği kaldırıldığı vakit abdest alsın (yâ­ni ellerini yıkasın).”

Not: Zevâidde şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Cübâre ve Kesir var. İkisi de aayıftır.

3261) ;.. Ebü Hüreyre (RadtyaUâhü anh)’den rivayet edildiğine göre:

(Bir defa) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) büyük abdest bozma yerinden çıktı. Sonra O’na yemek getirildi. Bunun üzerine bir adam:

Yâ Resûlallah! Sana bir abdest suyunu getirmiyeyim mi? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : Namaz (mı) kılacağım? buyurdu.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Btuıun senedi hakkında konuşulur. Çün­kü râvl Saîd bin Ubeyd’in güvenilmezliği veya güvenilirliği hakkında konuşanı görmedim. Râvl Ca’fer bin Misafir hakkında da Ebû Hatim : O, bir üstâd (?) dır, demiş. Nesâi de : Onun rivayeti işe yarar, demiştir. îbn-i Hibbân da onu güvenilir râviler arasında anmıştır. Senedin kalan râvîleri ise Buharı ve Müslim’in şartı üzerinedir.[10]

İzahı

E n e s (Ftadıyâllâhü anh)’m hadisi Zevâid nevindendir. Sin-d I bu hadîsin izahı bölümünde şöyle der:

“Hadiste geçen “Evinin hayrını çoğaltmak’* ifâdesinden maksad ev sahibinin rızkının bereketlenmesi ve yiyeceğinin çoğalmasıdır. Ha­dîsteki “Abdest&alsın” emri de yalnız elleri yıkasın mânâsına yorum­lanır.

Hadiste geçen “Ğedâ” kelimesinin asıl mânâsı öğle yemeğidir. Fa­kat burada mutlak yemek mânâsı kasdedilmiştir. Çünkü akşam ye­meği de öğle yemeği gibidir.”

Hadis böyle yorumlanınca çıkan hüküm, yemekten önce elleri yı­kamanın müstehabhğıdır.

İkinci hadîs de yemekten önce elleri yıkamanın vâcib ve şart ol­madığına delâlet eder. Bu hadis Zevâid nevinden ise de T i r m i z i, Ebû Dâvûd ve Nesâi bunun bir benzerini îbn-i Ab-b â s (Radıyallâhü anhümâ)’dan rivayet etmişlerdir. İ b n-i Ab bâs’ın rivayetinde sahâbîlerin “Sana bir abdest suyunu getirme­yelim mi?” mealindeki sorusuna verilen cevabta;

— “Ben ancak namaza kalkaca­ğım zaman abdest almakla emrolundum” buyıırulmuştur.

Bu cevab, yemekten önce abdest almanın vâcib olmadığına delâ­let eder. Fakat müstehab veya caiz olmadığına delâlet etmez. Hele elleri yıkamanın müstehab olmadığına hiç delâlet etmez.

Ebû Dâvûd ile Tirmizİ’nin Selmân-i Fârisi (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet ettikleri bir hadiste; Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem):

— “Yemeğin bereketi, yemekten Ön­ce ve yemekten sonra abdest almaktır” (yâni elleri yıkamaktıf), bu­yurmuştur. Bu hadîsin senedi zayıf ise de bununla amel edilmelidir. Zâten bâzı âlimler yerrtekten önce ve sonra elleri yıkamanın müste-hablığına hükmetmişlerdir. Sağlık açısından da bunun önemi ve hik­meti herkesçe takdir edilmektedir. Kanımca bunun üzerinde fazla durmaya, yâni daha geniş bilgi vermeye gerek yoktur.[11]

6- Mütteki’ (Yânî Bağdaş Kurup İyice Yerleşerjek) Yemek Yeme Babı

3262) “… Ebû Cuhayfe (Radtyaüâhü anh)’âtn rivayet edildiğine «öre: Kesûlullah (Saliallakü Aleyhi ve SeMem) şöyle buyurmuştur :

Ben raütteki olarak (yâni bağdaş kurup, iyice yerleşerek) yemek yemem.”

3263) “… Abdullah bin Büsr (Radtyatlâhü anhümâyden; Şöyle demiştir:

Ben (bir kere) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e bir koyun (kesip yemesi için) ikram ettim. Resûluliah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) dizleri üstünde oturup yedi. Bir bedevi t Bu ne biçim oturuştur? dedi. Bunun üzerine Resûi-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

Allah, beni mütevazı bir kul etti ve beni kibirli ve büyüklenen bir kimse etmedi, buyurdu.

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih, râvileri sıka, yâni güvenilir zâtlardır.[12]

İzahı

Ebû Cuheyfe (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini Buhâri, Tirmizl, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişler­dir. Hadiste geçen “Mütteki” kelimesinin kökü olan “İttikâ” masdan ile kasdedilen mânâ ve ittikâ denilen oturuş şekli hakkında değişik görüşler vardır.

E 1 – H â f ı z : İttikâ denilen oturuş şeklinin izahı hususunda ih­tilâf edilmiştir. Bâzılarına göre, bu yemek yemek için iyice yerleşmek suretiyle oturmak demektir, oturuş şekli ne olursa olsun fark etmez. Bâzıları da: ittikâ, normal ve düzgün oturmayıp bir tarafa eğilmek­tir, demişlerdir. Diğer bir kavle göre ise, otururken sağ eli yere ko­yup ona dayanmaktır.

H a 11 â b i, Yukardaki mânâlara tarafdar çıkmayıp kişinin dö­şek, şilte ve minder gibi bir şeyin üstünde bağdaş kurup gereği gibi çökerek yerleşmesi mânâsını tercih etmiş ve hadisin mânâsı şöyledir, der: “Ben yemek yerken, çok yemek yiyen kimse gibi üzerine otur­duğum döşeğe, şilteye bağdaş kurup gereği gibi çökerek oturmam. Çünkü ben bir kaç lokma yemekle yetinirim.”

Îbnü’l-Cevzi ise Hattâbi1 nin karşı çıkmasına rağ­men İttikâ’yı, kişinin oturduğu yerde bir tarafa eğilmesi mânâsına yorumlamıştır.

El-Hâfız sözlerine devamla îttikâ biçiminde yemeğe oturmak mekruh olunca veya iyi sayılmayınca, yemeğe oturuşun müstehab olan biçimi diz çökerek ayaklann yüzü yere gelecek şekilde oturmak­tır. Ya da sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmaktır, der .

Zevâid nevinden olan ikinci hadîste de Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in yemek yerken dizlerini çöktüğü belirtilmiştir. Yâni el-Hâfız’m tarif ettiği biçimde oturmuştur. Bu itibarla ye­meğe böyle oturmak müstehabtır.

Bu babın ilk hadisinin râvisi Ebû Cuheyfe (Radıyallâhü anh)’in hâl tercemesi 207. ve ikinci hadisin râvisi Abdullah bin Büsr (Radıyallâhü anh)’in hâl tercemesi 1726, hadîslerin izahı bölümünde geçti.[13]

7- Yemek Yendiği Zaman Besmele Çekmek Babı

3264) “… Âişe (Radtyallâkü ankâ)’âan; Şöyle demiştir:

RçsûluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir defa) sahâbîlerin-den altı kişi ile beraber yemek yiyordu. Bu esnada bir bedevi gele­rek o yemeği iki lokma ile yedi (ve bitirdi). Bunun üzerine Resûlul-

lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Bilmiş olun ki, eğer o bedevî Bismillah demiş olsaydı, yemek si­ze yetecekti. Bu itibarla biriniz bir yemek yediği zaman (başlarken) Bismillah, desin. Şayet yemeğin başında Bismillah demeyi unutursa, (yemek esnasında hatırladığında) “BismiIIah’i Ti evvelini ve âhirini” desin, buyurdu.”

Not: Zevâld’de şöyle denilmiştir: Bu senedin râvileri Müslim’in şartı üze­ri^ güvenilir zâtlardır. Fakat sened ımınkati (yâni kesik)dir. Çünkü tbn-i Hazm el-Mücznelde demiş ki: Abdullah bin Ubeyd bin Umeyr, Âişe’den hadis işitme-mistir.

3265) «… Ömer bin Ebî Seleme (Radtyallâkü ankümâyâan- Şöyle de­miştir: Ben (bir gün) yemeğe başlarken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana:

AUah (Azze ve Ceile) ‘nin ismini an, buyurdu.*'[14]

İzahı

Zevâid yazarı ilk hadisi Zevâid nevinden saymıştır. Halbuki Tuh-fe’de belirtildiği gibi bu hadîsi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Ahmedde rivayet etmişlerdir. Ancak notta belir­tildiği gibi sened’de bir kesiklik vardır. Ebû Dâvûd ile Tir­mizi’ nin rivayetinde Abdullah bin Ubeyd, Ümmü K ü 1 s û m aracılığıyla Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘den rivayet etmiştir. Yâni o rivayetlerin senedinde inkıta, kesiklik yoktur.

Ömer bin Ebi Seleme (Radayallâhü anh) ‘in hadisi Kütüb-i Sitte sahihlerinin hepsi tarafından rivayet edilmiştir.

Bu hadîsler yemeğe başlanacağı zaman Bismillah, demenin meş­ruluğuna delâlet eder. Şayet bir kimse yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, yemek esnasında hatırına gelince “Bismillâhi ewe-lehû ve âhirehû” demekle emrolunmuştur. Bunun mânâsı “Yemeğin başında da sonunda da, yâni başından sonuna kadar Allah’ın ismini anarım.” Bu cümle başka mânâlarda da yorumlanabilir. Böylece ye­meğe başlarken besmele çekmeyi unutan kişinin, hatırladığı zaman böylece besmele çekmesi meşrudur.

Bismillah demenin hükmüne gelince, Hanbeli mezhebi âlimlerine göre vaciptir. Diğer ilim ehline göre ise sünnet ve müs-tehabtır.

N e v e v i, el-Ezkâr’da: ‘En faziletti şekil; demekle besmelenin tamamını okumaktır. Yalnız Bismillah demek de yeterdir ve sünnet yerine gelmiş olur, der. Fakat el-H&fız» N e v e v î’ nin bu sözü ile ilgili olarak: Ben yemeğe başlarken bes­melenin tamamını okumanın daha faziletli olduğuna dâir özel bir de­lil görmedim, der.

N e v e v i : Yemeğe başlarken besmele çekmek sünnet olduğu gibi, yemeğin sonunda Allah’a hamd etmek de sünnettir. Keza su ve­ya benzeri bir şey içerken de besmele çekmek müsthabtır. Âlimler de­mişler ki: Besmele’yi açıktan çekmek, unutabilenlere hatırlatmak açı­sından müstahabtır. Bir kimse bilerek veya bilmeyerek veya başka bir sebeble yemeğin başında besmele çekmeyi unutursa, yemek esnasında hatırladığında “Bismillahi evvelehû ve âhirehû” der bu nvistehabtır. Cünüb kimse ve hayızlı kadın da yemeğe başlarken besmele çekme­lidir, der.

İkinci hadisin râvisi Ömer bin Ebi Seleme (Radı-yallâhü anh)’in hâl tercemesi 1049. hadis bölümünde geçti. Bu ha­dîsin uzunca metni de aşağıdaki bâbta rivayet olunmuştur.[15]

8- Yemeği Sağ El İle Yemek Babı

3266) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

Siz (mü’müVler)den olan bir kimse sağ eliyle yesin, sağ eliyle iç­sin, sağ eliyle alsın ve sağ eliyle versin. Çünkü şüphesiz, şeytân sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir ve sol eliyle alır.”

hih ZOtLıZT&fde-f7İe denilmi5tir : ^û Hüreyrelıin bu hadisinin senedi sa, nıh ve râvlleri güvenilir zâtlardır.

3267) “… Ömer bin Ebî Seleme (Radtyallâhü anhütnâydan; Şöyle de­miştir :

Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in himâyesi, ter­biyesi altında bir oğlandım. (Yemek yediğim zaman) elim yemek ka­bının her tarafında dolaşırdı. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana:

Ey oğul! (Yemeğe başlarken) Allah’ın adını an, (yâni Bismillah de) sağ elinle ye ve sana yakın olan taraftan ye, buyurdu.”

3268) “… Câbir (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : Sol elle yemeyiniz. Çünkü şeytân sol elle yer.”[16]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘in hadisi Zevâid nevin-dendir. Ömer bin Ebî Seleme (Radıyallâhü anh) in hadisi Kütüb-i Sittenin hepsinde rivayet edilmiştir. Câbir (Ra­dıyallâhü anh) ‘in hadisini Müslim de rivayet etmiştir.

Bu hadislerin zahirine göre sağ elle yemek, sağ elle içmek, sağ elle vermek ve sağ elle almak ile ilgili emir vâciblik içindir. Keza sol elle yememek için son hadîste verilen emir vâciblik içindir. Başka bir deyimle bu hadisteki yasaklama haramlık içindir. Yâni sol elle ye­mek haram kılınmıştır. Bâzı ilim adamları bu emir ve nehyi böyle yorumlamıştır. Müslim’in rivayet ettiği şu mealdeki hadîs de bu yorumu teyid eder: “Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir adamı sol eliyle yemek yerken gördü ve ona:

Sağ elinle ye, buyurdu. Adam t Sağ elimle yiyemiyorum, deyince Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) :

Sağ elinle yiyemeyesin, buyurdu. Bundan sonra adam sağ elini ağzına kaldıramaz oldu.”

Cumhura göre söz konusu emir müstehablık içindir. Son hadis­teki yasaklama da mekruhluk içindir.

Nevevî: Ömer bin Ebi Seleme (Radıyallâhü anh)’in hadîsinde yemekle ilgili üç sünnet beyân Duyurulmuştur: Yemeğe başlarken besmele çekmek, yemeği sağ elle yemek ve kabın en yakın tarafından yemek, arkadaşının önüne el uzatmamak. Çün­kü arkadaşın önündeki taraftan yemek, adaba aykırı olduğu gibi onun tiksinmesine de sebep olabilir. Özellikle sulu yemeklerde hiç uygun karşılanmaz. Şayet yenen şey hurma gibi tane nevinden olursa, ta­bağın uzak tarafma da el uzatmanın mubah olduğunu nakletmişler-dir. Fakat uygun olanı bu yasağın umumîliğini dikkate alarak hük­mün umumîliğidir. Ancak hükmün umumi olmadığını bildiren bir delilin varlığı sabit olursa o takdirde bu umumî hüküm husûsileşir, demiştir.

Nevevî: Bu hüküm mazereti olmayan kimseler hakkındadır. Sağ el ile yemeye içmeye mâni, hastalık sakatlık gibi bir özür varsa sol el ile yemek ve içmek mekruh değildir, der.

Şeytan’ın sol elle yediği, içtiği, verdiği ve aldığı yolunda buyuru-lan cümleler değişik mânâlarda yorumlanmıştır. Fakat el-Hâfız: Bu cümleler hakîkî mânâsına göre açıklanmalıdır. Çünkü şeytan’ın yemesi, içmesi, vermesi ve alması aklen mümkün olan şeylerdir. Ha-dîs-i Şerifler bunu haber vermiştir. Artık bunu başka mânâlara yo­rumlamaya gerek yoktur. Kurtubî de bu cümlelerin açık mâ­nâsı şudur, der: Böyle yapan kimse kendisini şeytana benzetmiş olur, diye bilgi vermiştir.

Turbüşti de: Bu cümleler şöyle yorumlanır: Şeytan, ken­di yandaşı durumundaki insanları sol elle yemeye ve içmeye, sevket-mek suretiyle onları Allah’ın yolundaki insanlara muhalefet etmeye teşvik eder, demiştir.

İkinci hadisin râvisi Ûmer bin E b 1 Seleme (Radı­yallâhü anh) Resûl-i Ekrem (Aleyhi’a^ftlâtü y?a-selam) ‘in kadınlarından Ümmü Seleme (Badıyallâhü anhâ) ‘nın Ebû Se-1 e m (Radıyallâhü anh) ‘den olma oğludur. Hâl tercemesi 1049. ha­dîs bölümünde geçti.[17]

9- (Yemekten Sonra) Parmakları Yalamak Babı

3269) “… İbn-i Abbâs (Radtyallâhü û»Awmâ)’dan rivayet edildiğine gö­re; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Biliniz bir yemek yediği zaman (yemeğe bulaşan) parmaklarını yalamadıkça veya yalatmadıkça elini bir beze sürmesin.

(Râvilerden) Süfyân demiş ki: Ben Ömer bin Kays’ın Amr bin Dinar’a şu soruyu sorduğuna ve şu cevabı aldığına şâhid oldum: Ömer (Radıyallâhü anh) : = “Siz4en birisi

(yemek yediğinde yemeğe bulaşan) parmaklarını yalamadıkça veya yalatmadıkça elini bir beze sürmesin” hadîsini kimden rivayet ettiğini bana haber verir misin? Amr (Radıyallâhü anh) :

— İbn-i AbbasHan. Ömer (Radıyallâhü anh) :

— Şüphesiz bu hadis bize Câbİr’den naklen rivayet edildi. Amr (Radıyallâhü anh) .-

— Cabir henüz bizim yanımıza gelmeden Önce biz bu hadisi Ata aracılığıyla İbn-i Abbâs’tan belledik. Ata. ancak Mekke’de mücavir olarak kaldığı yıl Câbir ile mülakatta bulundu (onunla buluştu).”

3270) “… Câbir (Radtyallâkü anhyâtn rivayet edildiğine göre; Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Hiç biriniz (yemekten sonra yemeğe bulaşan) parmaklarını yala­madıkça elini bir beze sürmesin. Çünkü bereketin, yemeğinin hangi­sinde olduğunu bilemez.”[18]

İzahı

İ b n-i A b b â s (Radıyallâhü anhJ’in hadisi Buhara, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî tarafından da rivayet edilmiştir. Câbir (Radiyallâhü anh)(ın hadîsini Müslim de rivayet etmiştir.

3260, 3261. hadîslerin izahı bölümünde belirttiğim gibi yemeğe başlamadan önce elleri yıkamak müstehabtır. Şayet eller temiz ise müstehabtır. Eğer eller pis, necis ve mikroplu olup iyi yıkamadan onunla yemek yemek sağlık açısından tehlikeli ise İslâm’ın genel hü­kümleri gereğince elleri yıkamak farzdır. Çünkü vücûdu ve sağlığı tehlikeye sokmak haramdır. Durum bu olunca yemekten önce elle­rini güzelce yıkaıpş olan bir kimse şay«t ywne# ka#k ve çatalla değil de Araplar gibi sağ elinin parmaklarıyla yerse, yemeğe bulaşmış parmaklarını yıkama imkânını bulamazsa, bezle silmeden önce ya­laması gayet tabii ve normaldir. Tiksinilecek bir durum söz konusu değildir. Böyle yapmak hem parmaklar üzerinde kalan gıdanın zayi olmasını önler. Hem de yemeğin beze, sağa sola bulaşmasına mey­dan vermez. Zâten yukarda numaralarını yerdiğim hadîslerin izahı bölümünde yemekten sonra da elleri yıkamanın müstehabhğını belirt­miştim.

Yine yukarda anlattığım şekilde ellerini güzelce yıkadıktan son­ra parmaklarıyla yemek yiyen bir kimsenin, ellerinin tertemiz iken ye­meğe oturduğunu bilen eşi, talebesi ve çocuğu da seve seve ve tiksin­meden onun elini yalar. Elleri koyuna da yalatmak mümkündür. Zâ­ten hadîslerde parmaklan bir insana yalatmak kaydı yoktur. Hadîs­ler uygun şartlar dâhilinde ve parmaklan istek dâhilinde yalatmanın yasak olmadığını ifâde eder.

Tuhfe yazan bu hadisin izahı bölümünde özetle şöyle der: “Bu hadis, parmaklan yalamak, tiksinti verdiği için mekruhtur, diyenlerin sözünü reddeder. Evet, yemek esnasında bir kimse parma­ğını yalayıp o parmağı tekrar kaba sokarsa gayet tabii sofradaki ar­kadaşlarını tiksindirir. Böyle yapmak İslâmi âdaba aykırıdır. Ama adam yemek sofrasından kalktığı zaman bunu yaparsa başkasını tik­sindirmesi söz konusu değildir.

Câbir (Radıyallâhü anh) in hadîsinde yemekten sonra (ye­meğe bulaşan) parmaklan yalama hikmetine işaretle: “Çünkü kişi bereketin yemeğinin hangisinde olduğunu bilemez” buyurulmuştur.

N e v e v î, hadisin bu cümlesiyle ilgili olarak: Yâni bir insa­nın önündeki yemekte bir bereket bulunur. Fakat yemek yiyen kişi bereketin, yediği kısımda mı, parmakları üstünde kalanda mı, kabın dibinde kalanda mı veya yere düşen lokmada mı olduğunu bilemez. Bu itibarla yemek yiyen kişi anılan kısımlan israf etmemeli, zayi et­memeli ki bereketi elde etmiş olsun. Bereketin asıl mânâsı bir şeyin artması ve hayırlı olmasıdır. Burada kasdedilen mânâ ise, vücûdun beslenmesi, yemeğin dokunmaması, zarar vermemesi, ibâdet ve iyi işleri yapabilmek için güç kazanması ve diğer hayırlı şeylerdir.[19]

10- (İçinde Yemek Yenen) Çanağı (Yalamak Suretiyle) Temizlemek Babı

3271) “… Ümmü Âsim (Radtyallâhü <z»Aö,)’dan; Şöyle demiştir:

Biz bir çanakta yemek yerken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in mevlâsı (âzadlı kölesi) Nübeyşe (Radıyallâhü anh), üze­rimize geldi ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle bu­yurdu, dedi t

Kim bir çanakta yemek yer de sonra o çanağı yalarsa, çanak o kimse İçin istiğfar eder (yâni günahlarının bağışlanmasını diler).”

3272) “… EI-Müallâ tin Râşid Ebü’l-Yemân’in nenesi (Ümmü Asım) (Radtyallâhü an*ÜM)>ün Hüzeyl kabilesinden Nübeyşetü’l-Hayr denilen bir adamdan rivayetle }Öyle demiştir:

Biz bir çanağımızda yemek yerken Nübeyşe (Radıyallâhü anh), üzerimize geldi ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle bu­yurdu, dedi:

Kim bir çanakta yemek yer de sonra o çanağı yalarsa çanak o kimse için istiğfar eder.”[20]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği bu hadisi Tirmizİ, Ahmed ve Dârimi de rivayet etmişlerdir.

Çanak veya başka bir yemek kabının altında kalan yemeği ya­lamak, kibri ve bencilliği kırar, arzulanan tevazuu sağlar, Allah’ın verdiği nzık nimetini yüceltir ve yemeğin telef olmasını önler. Mü’-min bu duygu ile yemek yediği kabı yalarsa bu vesile ile Allah’ın mağ­firetine kavuşur. Yemek kabı mağfirete sebep olduğu için sanki mağ­firet dilemiştir. Bâzıları çanağın mağfiret dilemesini bu şekilde yorum­lamışlardır.

T u r b ü ş t i: Yemek kabını yalamak, kişinin tevâzuuna ve ki­bir hastalığından arınmasına alâmettir. Tevazu ve bencilliği kırmak ise ilahi mağfirete yol açar, demiştir.

E1 – K a r i ve Tuhfe yazan: Bu ve benzeri ifâdeleri mecazî mâ­nâya yorumlamamak ve hakîkî mânâsına göre açıklamak daha uy­gundur. Çünkü hakiki mânâsına göre açıklamaya hiç bir engel yok­tur, derler.[21]

11- Kabın Senin Tarafına Yakın Olan Yerinden Yemek Yemen Babı

3273) “… Ibn-i Omer (Radtyallâhü anhümâydm rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sattallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Sofra konulduğu zaman kişi kendisine yakın olan tarafından ye­sin ve sofrada oturan arkadaşının önünden (yemek) almasın.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdü’I-A’lâ bin A”yan Ahu Hamrân bulunur. Zehebl, el-Kâşif te: Bu râvi £ok zayıftır, demiş. Dârekutnl de bunun güvenilir olmadığını söylemiş. El-Ukayli de : Bu adam, içinde hıfzedilmiş hiç bir şey bulunmayan bir takım münker hadisler getirmiş, demiş ve tbn-i Hibbân da; bu adamın rivayetlerini delil göstermek caiz değildir, demiştir.

3274) »… İkrâş bin Züeyb (Badıyallâhü anhyten ; Şöyle demiştir :

(Bir defa) Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)’e, içinde bol mıkdarda yağlı tirit bulunan büyük bir çanak getirildi. Biz de (çana-

Bir Hâl Tercemeai

Nübeyşetü’I-Hayr (bin Abdillah) el-Hüzeli (»A) sahabidir. U aded hadisi var Müslim, onun bir hadisini rivayet etmiştir. R*vtsi Ebü’I-Melih el-Hüze^ Müslim ve dört rönen sAhibleri onun hadisterL rivayet etmişlerdir <Hui«

ğa yönelip) ondan yemeye başladık. Ben elimi düzensiz biçimde ça­nağın her tarafına soktum. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) :

Yâ İkrâş, tek bir yerden (sana en yakın taraftan) ye. Çünkü, bu, tek bir (çeşit) yemektir, buyurdu. Sonra bize, içinde çeşitli yaş hur­ma nevileri bulunan bir tabak getirildi. Bu kere Resûlullah (Sal lal-lahü Aleyhi ve Sellem) ‘in eli tabakta dolaştı (yâni tabağın muhtelif yerlerinden hurmalar aldı) ve:

Yâ İkrâş, dilediğin taraftan ye. Çünkü bu, çeşit (yemek) değildir, buyurdu.”[22]

İzahı

İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)’ın hadîsi Zevâid ne v inden­di’. İkrâş (Radıyallâhü anh)’in hadîsini Tirmizi de rivayet etmiştir.

Cefne: Büyük çanaktır. Serid de: Ekmeği küçük parçalar hâlinde doğrayıp et suyunda ıslatmak işine denildiği gibi içine ekmek doğran­mış et suyuna da denir. Buna tirit denilir. Vedek i Et yağı, hayvanın iç yağı ve yağlı et mânâlarına gelir. Burada bu mânâların herhangi birisinin kasdedilmiş olması muhtemeldir. Yâni içine ekmek doğran­mış et suyunun yağlı oluşu veya et suyu içinde yağlı küçük et parça­larının bulunuşu ya da et suyu içinde hayvanın iç yağı parçalarının varlığı ifâde edilmek istenmiş olabilir.

Tirmizi’ nin rivayetinde “Vedek” kelimesi yerine “Vezr” kelimesi bulunur. Tuhfe yazan: Vezr, vezre’nin çoğuludur, küçük parçalar hâlinde doğranmış kemiksiz et manasınadır, der.[23]

Hadîslerden Çıkan Hükümler:

  1. Sofrada yalnız bir çeşit yemek bulunduğu zaman herkes ken­di tarafına en yakın yerden yemeli ve diğerlerinin önünden yeme­melidir.
  2. Sofrada çeşitli meyveler bulunduğu zaman arzu edilen çe­şit başkasına daha yakın olsa bile ona *el uzatılabilir. Yemek de böy­ledir.
  3. Sofradaki meyve tek çeşit ise, tek çeşit yemek gibidir.
  4. Yemek adabına riâyet etmeyen ve usûlü bilmeyen kimseleri eğitmek meşrudur.[24]

12- Tiritin Ortasından ve Yukarısından Yemenin Yasakuğı Babı

3275) “… Abdullah bin Büsr (RadtyaÜâhü anh)’den rivayet edildiğine göre:

Bir kere Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘e büyük bir ça­nak (tirit) getirildi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (sofra­ya oturanlara) :

Çanağın kenarlarından yeyiniz (yâni herkes kendisine en yakın yerden yesin) ve çanağın zirvesini (yâni ortasını ve yukarısını) bı­rakınız ki bereketlensin, buyurdu.”

Hâl Tercemesî

îkras bin Züeyb et-Temimt Ebü’s-Sahbâ (R.A.), sahâbldir. Râvİsi, oğlu Ab­dullah’tır. (Müellifimizin ve TirmizI’nin elde mevcut nüshalarına göre oğlunun İs­mi UbeyduHahtır). TİrmizI ile İbn-i Mâceh onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (Tuhfe yazarının beyanına göre bu zat yüz yıl yaşamıştır.) (Hulasa, 306)

3276) “… Vasile bin el-Eska’ el-Leysî (Radtyallâkü anh)’den; Şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tiritin üstüne mübarek elini koyup şöyle buyurdu:

Allah’ın ismini anarak tiritin kenarlarından yeyiniz (yâni herkes kendisine en yakın yerinden yesin) ve tiritin üst kısmını bırakınız. Çünkü bereket ona üstünden gelir.”

Not: Zevald’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdurrahman bin Ebi Kaslme bulunur. Ben hiç bir hadis imamının onun hakkında herhangi bir söz söy­lediğini görmedim. Râvi Ömer bin ed-Derefs’in hadisinin ise yararlı olduğu söylen­miştir. Kalan ravller de sıka, yâni güvenilir zâtlardır.

3277) “… İbn-i Abbâs (RadtyaÜâhü anhümâyâan rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Yemek (sofraya) konulduğu zaman onun kenarından yeyiniz (yâ­ni herkes kendisine en yakın yerinden yesin) ve ortasını bırakınız. Çünkü bereket onun ortasına iner.”[25]

İzahı

Abdullah bin Büsr (Radıyallâhü anhVın hadisini Ebû Dâvûd uzun bir metin hâlinde rivayet etmiştir. Vâsi-1 e (Radıyallâhü anh) ‘in hadisi Zevâid nevindendir. İbn-i Abb â s (Radıyallâhü anh) ‘in hadisi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâi, Ahmed, Dârimî, Ibn-i Hibbân ve Hâ­le i m tarafından da rivayet edilmiştir.[26]

Bu Bâbta Rivayet Edilen Hadîslerden Çıkan Hükümler Şunlardır

  1. Yemeğin ortasından ve yukarısından önce kenarından yemek meşrudur.

Avnü’l-Mabûd yazarının beyânına göre H â f i i ve başkası: Tiritin üstünden ve çanağın ortasından yemek mekruhtur. Keza ki­şinin, arkadaşının önünden yemesi de mekruhtur. Fakat meyveler­de arkadaşın önünden yemekte bir beis yoktur, demişler. El-Es-nevi” nin beyânına göre yukarda mekruhluğuna hükmedilen hu­suslar Ş â f i i’ ye göre haramdır. Yemeğin ortasından veya üstün­den yemenin yasak kılınması hikmeti ise hadislerde beyân edildiği gibi, bereketin yemeğin ortasına ve üstüne inmesidir. H a t t â b i de: Hadîslerdeki yasaklık sofrada birden fazla kişinin bulunması hâ­line mahsustur. Yasağın hikmeti de şudur: Yemeğin en kıymetli ve lezzetli kısmı kabın ortasında ve üst kısmında bulunur. Birden faz­la kişinin oturduğu sofrada bir kimse yemeğin ortasından ve üstün­den yemek istediği zaman yemeğin en kıymetli kısmını seçmekle kendi nefsini sofradaki arkadaşlarına tercih etmiş olur. Bu ise îslâ-mî prensiplere ters düşer. Diğer taraftan böyle davranmak edebe, terbiyeye ve beşerî ilişkilere aykırı olur. Ama kişi yalnızca sofraya oturduğu zaman kendisine sunulan yemeğin istediği yerinden yiyebi­lir. Bunda bir beis ve sakınca yoktur, demiştir.

  1. Kabın ortasında ve üstünde bulunan yemek sonraya bırakıl­malıdır.
  2. Yemeğe başlarken Bismillah demek suretiyle Allah anılma-hdır.
  3. Sofrada birden fazla kişinin bulunması hâlinde herkesin ken­disine en yakın olan taraftan yemesi ve yemeğin ortasının sonraya bırakılması sofranın bereketli olmasına vesiyle olur. Bu hüküm, sof­rada bulunan yemeğin tek çeşit olması hâline mahsustur.

İlk hadisin râvisi Abdullah bin Büsr (Radıyallâhü anh)’in hâl tercemesi 1726 ve ikinci hadisin râvîsî Vasile (Ra­dıyallâhü anh) ‘ınki 530. hadis bölümünde geçti.[27]

13- (Yemek Yerken) Lokma Yere Düştüğü Zaman (Ne Yapıur?) Babı

3278) “… Ma’kıl bin Yesâr (Radtyallâhü anhydtn rivayet edildiğine göre:

Bir gün kendisi (misafir bulunduğu bir köyde) öğle yemeğini yer­ken bir lokma yere düştü. Kendisi de lokmayı yerden alıp temizledik­ten sonra yedi. Bunun üzerine orada bulunan köyün ileri gelenleri biribirine işaretle onun bu hareketini yadırgadılar. Sonra kendisine:

Attan (sen) Emîr’i yararlı işlerde muvaffak eylesin. Köy ileri ge­lenleri, senin önünde bunca yemek varken düşen lokmayı almanı-mi-mikleşerek yadırgadılar, denildi. Ma’kıl bin Yesâr şöyle cevabladı:

Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den işittiğim bir şeyi şu acemler için bırakacak değildim. Biz, birimizin lokması yere düştüğü zaman ona, lokmasını yerden alıp temizledikten sonra yeme­sini ve şeytana bırakmamasını emrederdik.*1

Not: Ebû Hatim demiş ki Hasan-i Basrl, Ma’kıl bin Yesfir’dan hadis İşit memiçtfr,

3279) “… Câbir (Radtyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Selle»/) şöyle buyurdu, demiştir :

(Yemek yerken) lokma birinizin elinden yere düştüğü zaman lok­manın üzerinde bulunan (toz, toprak gibi şeyh gidersin ve o lokmayı yesin.”[28]

İzahı

Birinci hadise diğer kitablarda rastlamadım. İkinci hadîsi Müs­lim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir.

Birinci hadîste geçen “Dehâkıyn” kelimesi Duhkan’m çoğuludur. Duhkan, muhtar, vali, köy sahibi, arazi sahibi ve otoriter gibi mâ­nâlara gelir. Sindi’nin beyânına göre burada köy sâhibleri ve tarımcılar mânâsı kasdedilmiştir.

“Aâcım” kelimesi de A’cem’in çoğuludur. A’cem, Arap olmayan kimse, dilsiz kişi, yabancı ve anlatış kabiliyeti kıt olan kimse gibi de­ğişik mânâlara gelir.[29]

Hadislerden Çıkarılan Hükümler:

  1. Yemek yerken yere düşen lokmayı alıp yemek müstehabtır. Şayet lokmanın üstünde toz ve toprak gibi bir şey varsa bunu gider­dikten sonra yemek meşrudur. Bu hüküm, lokmanın düştüğü yerin temiz olması hâline mahsustur. Eğer lokmanın düştüğü yer pis ve­ya mikroplu ise ve lokma zararlı bir duruma girmiş ise yenmez. Lok­ma yıkanmak suretiyle dînen temiz ve sağük açısından zararsız hâle getirilebilirse bu şekilde temizlendikten sonra yenebilir. Bu şekil­de temizlenmesi mümkün olmayınca şeytana bırakılmamalı ve hiç ol­mazsa bir hayvana yedirilmelidir.
  2. Yere düşen lokma yenmediği takdirde şeytana bırakılmış olur. Bâzı ilim adamları bu ve benzeri hadisleri delil göstererek, şey­tanların yemek yediğine hükmetmişlerdir. T u r b e ş t î ise; Yer­de terkedilen lokmanın şeytana bırakılması yorumu şöyledir: Yere düşen lokma yenebilir durumda olduğuna rağmen yenmeyip terke-dildiğinde Allah’ın nimeti heder edilmiş olur ve hiç bir mazeret ol­maksızın küçümsenmiş olur. Diğer taraftan yere düşen lokmayı alıp yememek kibirli insanların huylanndandır. Genellikle lokmayı yer­den almamak kibir ve gururdan ileri gelir. Kibir ve gurur ise şeyta­nın işidir, der.
  3. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in sünnetine ve İs-lâmi prensiplere uymak, câhil ve bilgisiz veya başka türlü düşünen kimselerin hatırı için bırakılmaz. Diğer bir ifâde ile Islâmî prensip­lerden hiç kimseye tâviz verilmez.Ma’kıl bin Yesâr (Radıyallâhü anh) ‘in hal tercemesi 1448. hadis bölümünde geçti.[30]

14- Tiridin Diğer Yemeklere Üstünlüğü Babı

3280) “… Ebû Musa el-Eş’arî (Radtyallâhü onh)’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellent) şöyle buyurmuştur:

Erkeklerden çok kimse (fazilette) kemâle erdi. Kadınlardan da İmrân’ın kızı Meryem ve Fir’an’ın karısı Âsiye’den başka hiç biri (fa­zilette) kemâle ermedi. Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü de şüphe­siz, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.”

3281) “… Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre ; Resûlullah (Sallaüahü Aleyhi ve Seller») şöyle buyurmuştur :

Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü tiridin diğer yemeklere üs­tünlüğü gibidir.”[31]

İzahı

E b û M û s â (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsini Buharı, Müs­lim, Tirmizi ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Enes (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini T i r m i z i de rivayet etmiştir.

Birinci hadiste kadınlardan yalnız Meryem ile Âsiye’-nin kemâle,, eriştikleri beyân buyurulmaktadır. Bu ifâdeden maksad eski ümmetlerin kadınlarından bu iki hatunun kemâle eriştiklerini ifâde etmektir, ya da kadınlardan kemâle erenlerin azlığıdır. Durum böyle olunca bu iki kadının Hz. Fâtıma, Hz. Hatice ve H z. Â i ş e (Radıyallâhü anhüm) ‘den üstünlükleri anlamı çık­maz.

Bir kısım ilim adamları bu ve benzeri nassları delil göstererek Hz. Meryem ile Hz. Âsiye’ nin peygamber olduklarına hükmetmişlerdir. Hattâ Eş’ari kadm peygamberleri altıya çı­karmıştır : Havva, Sâre, Mûsâ’ nın anası, H â c e r, Âsiye ve M e r y e m . Fakat Kirmânl kadınlardan hiç kimsenin peygamber olmadığı yolunda icmâ bulunduğunu ifâde et­miştir. Bu mesele hakkında icmâ bulunmasa bile en sıhhatli görüş bu­dur.

Buhar î, Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini ri­vayet ettiği babın başında T a h r î m sûresinin son iki âyetini zik­retmiştir. Bu âyetlerde Hz. Meryem ile Hz. Âsiye’ den söz edildiği için mealini buraya geçirmeyi uygun buldum:

“Allah (kâfirlere akrabalığı olan) mü’minler için de Fir’avun’un karısmı (Âsiye’yi) misal gösterdi (fazilet örneği kıldı) : O, Rabbim benim için katında, cennet’te bir ev yap da beni Fir’avn’den ve onun işledikleri (kötülükleri) nden kurtar. Zâlimler topluluğundan da kur­tar, demişti.

Allah mahrem yerini korumuş olan İmrân kızı Meryem’i de mü’­minler İçin misâl (iffet ve namus örneği) kıldı. O’na ruhumuzdan üf­ledik. O, Rabbinin sözlerini ve kitablannı doğruladı. O, bize gönülden itaat edenlerdendi.”

Hz. Âsiye ve Hz. Meryem’in faziletleri K ur1-an-ı Kerîm’in müteaddid âyetlerinde beyân buyurulmuştuı:: T a h â sûresinin 38, 39. âyetleri, K a s a s suresinin 7-13. âyet­leri, Meryem sûresinin 16 – 29. âyetleri ve Enbiyâ sûre­sinin 91. âyeti bu konu ile ilgili âyetlerdendir. Bunların tefsirlerine bakılabilir.

H z. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) ‘nın faziletine dâir fıkraya ge­lince el-Hâfız bununla ilgili olarak özetle şöyle der: Bu ifâde H z. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) ‘nın diğer bütün kadınlara üstün­lüğüne delâlet etmez. Çünkü tiridin diğer yemeklere üstünlüğü şu noktalardandır: Tirid kolay hazırlanır, rahat yenir. Tirid, o devrin en değerli yemeği sayılırdı. Bu durum tiridin diğer bütün yemeklerden üstünlüğünü ifâde etmez. Zira başka yönlerden ondan daha değerli ve lezzetli yemekler bulunur.

Turbüşti de: Hz. Âişe’ nin faziletinin beyânı husu­sunda tiridin örnek gösterilmesi sebebi şudur: Tirid, Arapların ye­meklerinin en üstünüdür, en iyi doyurucu gıdadır.Araplar, etli ye­mekler içinde en çok tiridi överlerdi. Yemeklerin en üstününün et olduğu da rivây t edilmiştir. Etli tirid, besleyici, lezzetli, pek çiğne­meye gerek duyulmadan rahat yutulan ve kolay hazımlanabilen bir yemektir. H z. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) da güzel huyluluğu, tatlı dili, şivesinin düzgünlüğü, zekâsı, kabiliyeti, ilmi liyâkati ve se­vimliliği ile Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in sevgisini ve takdirini kazanmış bir hâtûn idi. İşte onun bu üstünlüğü bu hadiste beyân edilen tirid örneği ile dile getirilmiştir, der.

Hz. Â i ş e (Radıyallâhü anhâî’mn diğer kadınlara üstünlü­ğü,, ifâdesinde geçen kadınlar sözü ile dünyanın bütün kadınları ve­ya cennet kadınları, yahut muasır olduğu kadınlar veya bu ümme­tin kadınları anlamı kasdtdilmiş olabilir. Ancak yukarda e 1 – H â -f ı z’ in belirttiği gibi bu fıkra H z. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) ‘-nin her yönüyle bütün kadınlardan üstün olduğunu ifâde etmez. Evet H z. Â i ş e ‘ nin bilgisi, edebi, üstün ahlâkı ve sayılamayacak de­recede fazilet ve meziyetleri bulunmakla beraber Hz. Fâtıma ve Hz. Hatice ‘nin de sayılmayacak kadar üstün fazilet ve meziyetleri bulunur. Bu itibarla bu üç anamızın faziletleri ve mezi­yetleri pek çoktur. Bunlardan birisinin diğerlerinden üstünlüğünü söy­lemek pek isabetli ve kolay değildir. Allah cümlesinden râzi olsun ve bizlere şefaatçi kılsın.[32]

15- Yemekten Sonra (Su Bulunmadığında) Eli (Bir Bezle) Silmek Babı

3282) «… Câbir bin Abdiilah (Radtyallâkü anhümâydan; Şöyle demijtîr:

Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in zamanında (ateş­te hazırlanan) yemeği nadiren bulur idik ve onu biz bulduğumuz za­man ellerimiz, kollarımız ve ayaklarımızdan başka (silinecek) men­dillerimiz yoktu. Ve biz (ateşte hazırlanan yemeği yedikten) sonra (yeniden) abdest almadan namaz kılardık

Ebû Abdiilah (İbn-i Mâceh) dedi ki: Bu hadis garib’tir, yalnız Mu-hammed bin Seleme’den rivayet olunmuştur.”[33]

İzahı

Bu hadisi B u h â r i de “Atima = Taamlar” kitabının “Men­dil” bâbmda rivayet etmiştir. Ordaki rivayete göre râvi S a î d bin el-Hâris, ateşte hazırlanan yemeği yemekten dolayı abdest al­manın gerekip gerekmediğini Câbir bin Abdillah’a sor­muş ve bunun üzerine Câbir bu hadisi rivayet etmiştir.[34]

Hadîsten Çıkan Hükümler:

  1. Yemekten sonra eli temiz bir bezle silmek müstehabtır. E 1 -H â f ı z’ m beyânına göre I y â z : Bu hüküm, elleri yıkamaya gerek olmadığı hâle mahsustur. Şayet yemeğin eseri veya kokusu bez sürmekle giderilmezse bezle silmek müstehab değildir, müstehab olan şey elleri yıkamaktır. Yemekten sonra elleri yıkamayı emreden hadisler (3296 ve 3297. nolu hadislerimiz) bunu gösterir, demiştir.
  2. Ateşte hazırlanan, yâni ateş üstünde pişirilen veya kaynatı­lan ya da ısıtılan veya herhangi bir şekilde ateşin etki ettiği bir ye­mek yemek abdesti bozmaz. Abdestli iken böyle bir yemeği yiyen kimse o abdest ile namaz kılabilir. Bu hususla ilgili hadislerin bir kısmı Taharet kitabında geçti.[35]

16- Yemekten Sonra Söylenmesi Meşbû Sözler (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3283) “… Ebû Saîd(-i Hudrî) (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre:

Peygamber * (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir yemek yediği za­man; = «Hamd, bizi yediren, içi­ren ve müslüman kılan Allah’a mahsustur- derdi.”

3284) “… Ebû Ümâme el-Bâhilî (Radtyallâhü ank)’den rivayet edildiği­ne göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yemeği kaldırıldığı ve­ya önündeki (yemek) kaldırıldığı zaman şöyle derdi:

“Vazgeçilmeyip dâima ihtiyaç duyulan, sürekli, geri çevrilmeyen, bereketli ve riyasız olan çok hamd Allah’adır. Ey Rabbimiz.”

3285) “… Muâz bin Enes el-Cühenî (Radtyallâhü anh)’den rivayet edil­diğine göre; Peygamber (Sallollahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: Kim bir yemek yeyip de (yemekten) sonra;

Hamd, benden ne bir hareket ne de bir güç olmaksızın bana bu yemeği veren ve yediren Allah’a mahsustur, derse onun geçmiş (kü­çük) günahı bağışlanır[36]

İzahı

Ebû S a i d (Radıyallâhü anh) ‘m hadisini Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh) ‘m hadisini Buhârî, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişler. Muâz bin Enes (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini Tirmizi ve Ahmed de rivayet etmişlerdir.

Bu hadisler, yemekten sonra Allah Teâlâ’ya hamd ve sena etme­nin müstehabhğına, O’nun nimetlerine karşı şükür görevini ifa et­menin, nimetlerin çoğalmasına vesile olduğuna delâlet eder. Hamd, çeşitli şekillerde olabilmekle beraber en güzeli bu hadislerde rivayet edilen cümlelerle yapılanıdır.

Ebû Ümâme e 1-Bâ.hi 1 i (Radıyallâhü anh)’in hâl tercemesi 449. ve Muâz bin Enes (Radıyallâhü anh) ‘m hâl tercemesi 1116. hadis bölümünde geçti.[37]

17- Yemeği Berabeb Yemenin (Faziletine Dâir Hadîsler) Babı

3286) “… Vahşi bin Harb (Radtyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre sahâbîler:

Ya Resûlallahl Biz yemek yiyiyoruz da doymuyoruz, dediler. Re-sûl-1 Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (onlara) :

Siz ayn ayn mı yiyorsunuz? buyurdu. Sahâbîler: Evet, diye cevab verdiler. ResûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Bundan sonra yemeğiniz üzerinde toplanınız (yâni beraber yeyı-niz) ve yemeğe (başlarken) Allah’ın ismini anınız ki yemek sizin için bereketli olsun, buyurdu.”

3287) “… Ömer bin el-Hattâb (Radtyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre; Kendisi Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Yemeği toplu halde yeyiniz ve ayrı ayrı yemeyiniz. Çünkü şüphe­siz, bereket toplulukla beraberdir.”[38]

İzahı

Vahşi (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsini Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir. Ömer (Radıyallâhü anh)’in hadîsine diğer ki-tablarda rastlayamadım. Râvî Kahraman zayıftır.

Bu hadisler ev halkının yemeğe toplu halde oturmasının yemeğin bereketli olmasına vesiyle olduğuna delâlet eder. 3254 ve 3255 nolu hadisler de bunu teyid eder durumdadır. Bir ev halkının yemeği ay­rı ayrı yemesi ise yemeğin bereketsiz duruma düşmesine sebebiyet verir.

İlk hadisin râvisi Vahşi bin Harb, Hz. Hamza (Radıyallâhü anh) ‘ı U h u d savaşında şehid eden kimsedir. Son­radan müslümanhğı kabul etmekle sahâbilik şerefine mazhar olmuş­tur. 8 aded hadisi vardır. B u h â r i onun bir hadîsini rivayet et­miştir. Râvisi oğlu Harb ve Ubeydullah bin Adi bin e 1-Hıy â r’dır. Ömer bin el-Hattâb (Radıyal­lâhü anh) : Benim içimde Vahşîye karşı bir nefretim vardı. Niha­yet bir gün Şam’da şarap içtiği gerekçesiyle yakalanmıştı. Bunun üzerine içki içme cezasına çarptırıldı ve ben onun aylığını 300*e in­dirdim, demiştir. Hz. Ömer daha önce ona 2000 dirhem maaş bağ­lamıştı.[39]

18- Yemeğe Üfürmek Babı

3288) “… İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)’dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ne yiyeceğe üfürürdü ne de içeceğe. Ve kabın içine doğru solunmazdı.”[40]

İzahı

Tirmizî ve Ebû D â v û d da bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Yemeğe veya meşrubat nevinden sayılan su, çay ve di­ğer içeceklere üfürmek ya soğutmak veya başka bir şey içindir. Şa­yet soğutmak için ise biraz beklemek en uygun olanıdır. Üfürmek uygun değildir. Çünkü üfürürken tükürük taneciklerinin yiyeceğe veya içeceğe gitmesi muhtemeldir. Bu ise tiksindirir. Üfürmek başka bir maksadla olsa yine bu ihtimal mevcuttur. Kabın içine doğru te­neffüs etmek ve solunmak da ayni sakıncayı doğurabilir. Her alan­da insanları eğiten Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) yemek âdabı balonundan da davranışlarıyla en güzel örnek olmuştur. Bu­nun içindir ki hiç bir zaman ne yemeğe üfürmüş, ne meşrubata üfür­müş ve ne de yemek veya meşrubat kabının içine doğru solunmuş-tur. Şu halde bir büyük tastan meselâ, ayran içmek isteyen bir kim­se ayran içerken nefes almak isterse tası ağzından uzaklaştırmalı ve sonra nefes alıp vermelidir. Diğer meseleler için de örnek verile­bilir.

Bâzı ilim adamları: Hadîsteki adâb toplu olarak yemek yemek ve­ya su ve diğer meşrubatı içmek hâline mahsustur, demişler ise de el-Hâf ız’ın dediği gibi bu hüküm umumîdir ve umumiliğine göre muhafaza edilmelidir. Çünkü yemeğin ve meşrubatın az veya çok bir mikdarının artması ihtimâli düşünülmelidir. Diğer taraftan bir kişinin kaba üfürmesi veya içine doğru solunması başkalarını tik­sindirir ve sağlık açısından zararlı olabilir.[41]

19- Kişi Yemeğini Hizmetçisi Getirdiği Zaman O Yemekten Hizmetçisine Versin, Babı

3289) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a«A)’den rivayet edildiğine göre;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Birinizin yemeğini hizmetçisi getirdiği zaman o kimse hizmetçi­sini (yemeğe) oturtsun ve onunla beraber yemek yesin. Şayet hiz­metçi (oturup onunla yemek yemeden) imtina ederse (veya o kim­se, hizmetçisini oturtup beraber yemek yemeden imtina ederse) o kimse hizmetçisine yemekten (biraz olsun) versin.”

3290) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü o«A>’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Sizden birisinin kölesi zahmetini ve sıcaklığını çektiği bir yeme­ği efendisine sunduğu zaman, efendi o köleyi (yemek sofrasına) ça­ğırsın ve onunla beraber yesin. Şayet efendi (bunu) yapmazsa bir lokma alıp kölesinin eline versin.

Not: Ed-Dümeyri, bu hadisin Zevâid nevinden olduğunu söylemiştir. Sindi ise : Ben derim Ki Zevâid yazarı bunu Zevâid. arasında anmamıştır. Çünkü bu, Ebû Hüreyre’den rivayet olunmuş bir hadîstir. Ebû Hüreyre’nin hadîsini Îbn-İ Mâ-ceh’ten başkası da rivayet etmiştir.

3291) “… Abdullah (RadtyaUâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Re-sûlullafa (Sattallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Birinizin yemeğini hizmetçisi getirdiği zaman efendi hizmetçisini beraberinde (yemeğe) oturtsun veya ona yemekten versin. Çünkü yemeğin (ateş) hararetini ve dumanını yüklenen hizmetçidir.”[42]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini Buhar!, Müslim, Tirmizl ve Ebû Dâvûd da rivayet etmiş­lerdir. Abdullah (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsi N e s â I ta­rafından da rivayet edilmiş olabilir. Diğer kitablarda rasthyama-dım.

Bu hadisler yardımlaşma, tevazu, şefkat ve merhamet gibi güzel ahlâkı teşvik edicidir.

Yemeği pişiren ve hazırlayan kişi köle olsun, hizmetçi olsun ye­meğin zahmetini çekip kokusunu almış iken ondan yememesine mü’-ininin gönlü Wf razı olur mu?

Hizmetçiyi sofraya çağırıp oturtmak ve beraber yemek ile ilgili emir müstehabhk içindir. Tabii mahremlik prensibine aykırı bir du­rumun olmaması da şarttır. Meselâ hizmetçi genç bir kız ise, genç er­keğin bu hizmetçiyi sofrasında oturtması ve beraber yemesi yasaktır, bu gibi durumlar bu emrin dışında kalır.

Şayet efendi, hizmetçiyi sofrasında oturtmak istemez veya o is­ter de hizmetçi bundan imtina ederse efendi hizmetçiye yemekten vermelidir. M ü s 1 i m’ in rivayetinde bu duruma âit fıkrada “Şa­yet yemek az ise” kaydı vardır. Yâni yemek az ise bir iki lokma ve­rilmelidir, çok ise hizmetçiye yeteri kadar verilmelidir. Bu emir de müstehabhk içindir.[43]

20- Masa Üstünde ve Yer Sofrası Üstünde Yemek Yeme Babı

3292) “… Enes bin Mâlik (RadtyaUâhü anh)’den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ ne masa üstünde ne de küçük tabakta yemek yemiştir. (Hâvi) Katâde, (Enes’e) : Peki onlar yemeği neyin üstünde yiyiyorlardı? diye sormuş. Enep t Yer sofraları üstünde, diye cevab vermiştir.*’

3293) Enes (Radtyattâhü onA/den; Şöyle demiştir: Ben, ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i vefat edinceye ka­dar masa üstünde yemek yerken görmedim[44]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği Enes (Radıyallâhü anh)’ın hadîsini Buhâri, Tirmizi ve Ne-s â î de rivayet etmişlerdir.

Sükürrece: Küçük tabak manasınadır.

Hıvân: Yemek masası, yüksekçe konulan büyük sini veya sofra demektir.

Süfer: Süfre’nin çoğuludur. Süfre ise yere serilen yemek sofra-sidir. Bu bezden veya deriden olduğu gibi tahta ve başka maddeler­den de olabilir.

\ Yemeği yüksek bir masa veya sofraya koyup eğilmeden yemek kibirli kimselerin âdeti sayıldığı için yer sofrası tercih edilmiştir.

Enes {Radıyallâhü anh), Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in dâima yer sofrasında yemek yediğini ifâde etmek istemiş­tir. Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in küçük tabaktan yeme-mesinin sebebine gelince el-Irâkî, Tirmizi’ nin şerhinde şöyle der: Bunun sebebi, ya bu küçük tabakların o zaman yapılma­mış olmasıdır veya onlar toplu halde yemeğe oturdukları için kü­çük tabakların işe yaramamasıdır. Şöyle de olabilir: Sükürrüce de­nilen tabak, iştah açmak için yemek sofrasında bulundurulan yeşil­lik ve salata kabıdır. Onlar genellikle doyunca yemek yemezlerdi. Bu nedenle iştah açıcı bir şey yemeye de ihtiyaçları yoktu.[45]

21- Yemek Kaldırılmadan Sofradan Kalkmanın Ve Sofradakiler Yeme İşini Bitirinceye Kadar Yemekten El Çekmenin Yasaklığı Babı

3294) “… Âişe (Radıyallâhü anhâyAzn rivayet edildiğine göre:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yemek (sofradan) kal­dırılıncaya kadar (sofradan) kalkmayı yasaklamıştır.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan el-Velid bin Müslim, tedlisçidir. Mekhûl ed-Dımışkî de böyledir. Münir bin ez-Zübeyr hakkında da Duhaym: O, zayıftır, demiş ve İbn-i Hibbân da: O, sıka yani güvenilir râvi-lerden mudal hadisler rivayet eder, ibret amacı dışında ondan rivayette bulunmak helâl değildir, demiştir.

3295) “… İbn*i Ömer (Radtyallâhü ankütnâydan rivayet edildiğine göre; ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Yemek sofrası (na yemek) konulduğu zaman sofra kaldırılmadık­ça hiç bir adam (sofradan) kalkmaz ve kişi doysa bile sofradakiler yeme işini bitirinceye kadar elini yemekten kaldırmaz. (Doyan kişi arkadaşları doyuncaya kadar) yemeğe devam etsin. Çünkü adam (yemekten elini çekmekle) yanında oturan arkadaşını utandırır ve arkadaşı belki yemek ihtiyacım duyduğu halde elini tutar (yâni ye­meden çekinir).”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Adü’I-A’lâ bin A’yan bu­lunur. Zayıf bir râvidir.[46]

İzahı

Bu bâbta rivayet edilen hadîsler Zevâid nevinden olup senedleri zayıftır.[47]

Hadîslerden Çıkan Hükümler Şunlardır:

  1. Toplu halde yemeğe oturulduğu zaman erken doyan kişi sof­radaki arkadaşlarından önce kalkmamalı ve oyalanmalıdır ki arka­daşları sıkılarak aç kalkmasın. Kişinin böyle davranması müstehab­tır.
  2. Sofraya konulan yemek kabları kaldırılmadan sofradan kalk­mamak müstehabtır.[48]

22- Elinde Et Kokusu Bulunduğu Halde Geceleyen Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3296) “… Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin kızı Kâtıma (Ra-dtyallâhü ankâ)*âan rivayet edildiğine göre: Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Bilmiş olunuz ki elinde et kokusu bulunduğu halde (elini güzel­ce yıkamada*) geceleyen (yâni yatan) bir kimse (nin basma bir şey gelirse) kendi nefsinden başka kimseyi kınamasın (yâni suçlama­sın).”

3297) ‘… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurınu§tur:

Sizden birinin elinde et kokusu bulunup da elini (güzelce) yıka­madan uyuduğu, sonra başına bir şey geldiği zaman sakın kendi nef­sinden başka hiç kimseyi kınamasın (yâni suçlamasın).”[49]

İzahı

F â 11 m a (Radıyallâhü anhâ) ‘nın hadisinin başkaca kim tarafın­dan rivayet edildiğine bakılmalıdır. Ebû Hüreyre (Radıyal­lâhü anh) ‘m hadîsi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Hâkim ve îbn-i Hibbân tarafından da rivayet edilmiştir.

Hadislerde geçen “Gamar” et ve yağının eseri manasınadır. Yâ­ni et yemeğini yeyip elini güzelce yıkamadan yatan bir kimse haşere­lerden ve zehirli hayvanlardan zarar görürse kendi nefsinden başka­sını suçlamasın.

Haşerelerin ve zehirli hayvanların zarar vermesine sebep olan diğer yemeklerin kokusu da böyledir.

Hadisler yemekten sonra, özellikle akşam yemeğinden sonra el­leri yıkamanın müstehablığına delâlet eder. Ş e v k â n î : Hadî­sin zahirine göre elleri su ile yıkamakla sünnet yerine gelmiş olur, demiştir. Fakat İbn-i Reslân: En iyisi elleri sabun veya ben­zeri bir şeyle yıkamaktır, der.

Elleri yıkama emrinin hikmeti ellerdeki et, yağ ve benzeri yemek kokusunu gidermek ve sağlığı korumak olduğuna göre çoğu zaman sırf su ile bu koku giderilmez. Bu itibarla kirliliği ve kokuyu gideri­ci biçimde yıkamak müstehabtır.

Şu noktayı da belirtmek gerekir: Elleri yıkamanın müstehablığı yemek yemiş kimselere mahsus değildir. Meselâ yemek yemeyip de başkasına yediren veya eli yemeğe bulaşmış olan kimse de ellerini yıkamalıdır, ellerini yıkaması müstehabtır. Çünkü hadîslerdeki ifâ­de geneldir.

Âlimlerin bir kısmı: Elinde yemek kokusu varken yıkamadan uyuyan kimsenin başına gelebilecek zarar haşerelerin veya zehirli hayvanların ısırması ve soknıasıdır, demiştir. Diğer bir kısım âlim­ler ise: Bu zarar, baras hastalığı da olabilir. Çünkü kişi uykuda iken kirli eli terlenen bedeninin bir tarafına dokunabilir ve baras veya başka hastalığa sebep olabilir, demiştir.[50]

23- Yemeğe Buyur Etme Babı

3298) “… Esma bint-i Yezîd (bin es-Seken bin Râfi) (Radtyattâhü an-hâ)’dan; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e bir yemek getirildi. Sonra bize takdim edildi. Biz: Yemeğe iştihamız yok, dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem CSallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Açlığı ve yalan söylemeyi toplamayınız, buyurdu.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bu hadisin senedi hasen’dlr. Çünkü r&vt Şehr hftirirjınria ihtilİf vardır.[51]

İzahı

Sindi bu hadisle ilgili olarak: Bu hadîste anlatılan hususun H z. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) ‘nın düğünü sırasında olduğu ri­vayet olunmuştur, der. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in “Ey kadınlar açlığı ve yalan söylemeyi toplamayınız” mealindeki buy­ruğu ile kasdedilen mânâ şudur: Siz aç olduğunuz halde iştahımız yoktur, demekle yalan söylemiş olursunuz.[52]

Hadîsten Çıkarılan Hükümler:

  1. Yemek hazır iken gelenlere buyur etmek müstehabtır.
  2. Yemeğe buyur edildiği zaman kişi aç ise yemekten yemesi meşrudur, müstehabtır.
  3. Aç olan bir kimsenin yemeğe samimi olarak buyur edildiği zaman: Ben tokum, deyip yalan söylemesi caiz değildir.

3299) “.,. (Abdü’l-Eşhel oğullarından bir adam olan) Enes bin Mâlik (Radty<Ulâhü ank)’dtn rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Ben (Medine-i Münevvere’ye) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yanma vardım. O, öğle yemeğini yiyordu. (Bana) :

(Sofraya) yanaş da (yemek) ye, buyurdu. Ben: Oruçluyum, dedim. Fakat Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) ‘in yemeğinden niçin yemedim, diye üzgünüm, pişmanım.”[53]

İzahı

Bu hadis 1667 numarada geçti. Oradaki metin daha uzundur. Ge­rekli bilgi için oraya müracaat edilmelidir. Orada açıklandığı üzere E n e s (Radıyallâhü anh)’m tuttuğu orucun nafile oruç olduğu bâ­zı rivayetlerden anlaşılmaktadır. Oruçlu iken bir yemeğe davet edi­len kimsenin orucunu bozup bozmaması ile ilgili bilgi ise 1750, 1751. hadîslerin izahı bölümünde geçmiştir. Burada tekrarlamaya gerek yoktur.

îlk hadisin râvlsi Esma bint-i Yezîd (Radıyallâhü anhâ)’nın hâl tercemesi 1589. hadîsin dip notunda geçmiştir. îkinci hadisin râvisi E n e s (Radıyallâhü anh) Peygamber (Aleyhi’s-sa-lâtü ve’s-selâm) fin hizmetçisi olan Enes bin Mâlik (Radı­yallâhü anh) ‘den başka bir sahâbidir.[54]

24- Mescîdde (Yemek) Yeme Babı

3300) “… Abdullah bin el-Hâris bin Cez, ez-Zübeydî (Radtyallâhü anh)’-den; Şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken mes-cidde ekmek ve et yiyiyorduk.”

Not: Zevfiid’de şöyle denilmiştir: Bunun Mnadl hasen’dir. R&rüeri sıka, yâni güvenilir rfttlardır. Rftvl Yakub”tm EttttÖfittMtl tafckmfe ihtUM TUdır.[55]

İzahı

Bu hadise göre mescidde ekmek ve et yemek caizdir. Âlimlerin bu husustaki görüşleri ise şöyledir:

  1. Hanefi mezhebine göre soğan ve sarımsak gibi fena ko­kusu bulunan bir şeyi mescidde yemek tahrimen mekruhtur. Böyle bir şeyi mescidin dışında yiyen bir kimsenin de mescide girmesine izin verilmez. Fena kokusu olmayan bir şeyi mescidde yemek ise ten-zihen mekruhtur. Ancak itikâfa giren, yânı ibâdet maksadıyla bir süre mescidde kalmaya niyetlenip bu işe başlamış olan kimse itikâf süresince mescidde yemek yer ve yemesinde bir mekruhluk yoktur.
  2. Şafiî mezhebine göre mescidin kirlenmesine sebep olan bir şeyi yemek caiz değildir. Meselâ bal, yağ ve yağlı bir şey mes­cidde yendiği zaman mescid kirletilir ise haramdır. Mescidi kirlet­meyen bir şeyi yemekte bir sakınca yoktur. Soğan ve sarımsak gibi fena kokulu bir şey yemek ise mesciddekileri rahatsız ettiğinden mek­ruhtur. Zâten dışarda bile böyle fena kokulu bir şeyi yiyen kimsenin bu halde mescide girmesi mekruhtur.
  3. Mâliki mezhebine göre mescidden başka barınabilecek hiç bir yer bulamayan yabancılar mescidlerde barınabilirler ve ku­ru hurma gibi mescidi kirletmeyecek şeyleri yiyebilirler. Mescidi kir­letebilecek gıda maddelerini de sofra sermek gibi mescidi kirletme­yi önleyici tedbiri aldıktan sonra yiyebilirler. Yukardaki hükümler

fena kokusu olmayan yemekler hakkındadır. Fena kokusu bulunan bir şeyi mescidde yemek ise haramdır.

  1. Hanbeli mezhebine göre itikâfta olan ve olmayan bir kimse mescidi kirletmemek ve mescide bir şey atmamak şartıyla mes­cidde yemek yiyebilir. Şayet yemek yerken mescide kemik veya baş­ka bir şey atarsa attığı şeyi kaldırıp mescidi temizlemesi vâcibtir. Bu hüküm, soğan ve sarımsak gibi fena kokusu olmayan yemekler hak­kındadır. Fena kokusu olan bir şeyi mescidde yemek ise mutlaka, yâ­ni mescid kirletilmese bile mekruhtur.

Konu hakkında daha geniş bilgi edinmek için fıkıh kitablanna baş vurulmalıdır.[56]

25- Ayakta Yemek Yeme Babı

3301) “… İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ)’âan; Şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ’in zamanında yü­rürken yemek yerdik ve ayakta (su ve benzerini) içerdik.”[57]

İzahı

Bu hadisi Tirmizî, Ahmed ve Dârimi de riva­yet etmişlerdir. Bu hadîs yürürken yemek yemenin ve ayakta su ve benzeri meşrubatı içmenin câizliğine delâlet eder.

Müslim, Tirmizi ve Ahmed’in rivayet ettikleri bir hadîste ise; E n e s (Radıyallâhü anh);

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), adamın ayakta (su ve benzeri meşrubatı) içmesini şüphesiz yasaklamıştır, demiş. (Enes’e:

Hâvinin Hâl Tercemesi

Abdullah bin el-H&ris bin Cez’ ez-Zübeydl (R.A.) Mısır’ın fethinde hazır bu­lunmuştur. Birkaç aded hadisi vardır. Tirmizi, Ebû Dâvûd ve tbn-I Mâceh onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Râvlleri Yezld bin Ebl Habib ve Süleyman bin ZI-yad el-HftdnuBİ’dir. Hicri 86. yılı Mısır’da vefat ettiği rivayet olunmuştur. Bu zat Mısır’da en son vefat eden sahâbidir. (Hulasa, 194) Ayakta) yemek (nasıldır), diye sorulmuş. Enes t Ayakta yemek ye­mek daha şiddetli (yasak) tır, demiş.”

Bu hadîs’in metni T i r m i z i’deki rivayetten alınmadır. Tirmizi bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir.

Tirmizi bu bâbta rivayet edilen hadîsi de rivayet ettikten sonra bunun hasen – sahih – garîb olduğunu söylemiştir.

Yukarda beyan edilen iki hadis arasında zahiren görülen ihtilâf ile ilgili olarak çeşitli yorumlar yapılmıştır. Tirmizi1 nin şerhi Tuhfe’de bu yorumlar izah edilmiştir. Hattâbi, tbn-i Bat­tal ve başka bir kısım ilim ehlinin tercih ettikleri yorum şöyledir: Ayakta yemenin ve içmenin yasaklığına dâir hadîs, tenzihen mekruh-luk mânâsına, diğeri de mekruh olmakla beraber câizliği anlamına yorumlamaktır.

Tuhfe’de belirtildiği gibi Hu lef â-i Râşidin ile sah’â-bilerin ve tabiilerin büyük çoğunluğunun uygulaması ayakta yeme­nin ve içmenin câizliğine delâlet eder. Hulâsa en iyisi ayakta yeme­mek, içmemektir.[58]

26- Kabak (Yemeği Hakkında Gelen Hadisler) Babı

3302) “… Enes (Raâtyallâhü anh)’Ğen; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabak (yemeğini) se­verdi.”

3303) “… Enes (Radtyallâhü a«A/den; Şöyle demiştir:

Ününü Süleym (Radıyallâhü anhâ), içinde yaş hurma bulunan bir sepeti benimle beraber Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘e gönderdi. Sonra ben (Hane-i Saâdet’te) Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i bulamadım. O, biraz önce kendisini davet edip onun için bir yemek yapan bir dostunun (veya âzadlı kölesinin) evi­ne gitmişti. Ben de O’nun yanına gittim. (Vardığımda) O, yemek yi-yiyordu. Enes demiş ki; O, beraberinde yemek yemem için beni (sof­raya) çağırdı. Enes demiş ki: Ev sahibi etli ve kabaklı bir tirid yap­mıştı. Enes demiş ki: Baktım Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabaktan hoşlanıyor. Enes demiş ki: Ben de (tiridin içindeki) kabak parçalarını toplayıp O’na yaklaştırmaya başladım .Biz yeme­ği yeyince Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), evine döndü ve ben hurma sepetini önüne koydum. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) de (hurmayı) yemeye ve taksim etmeye başladı, niha­yet sepetteki hurmayı böylece bitirdi.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bu, sahih bir seneddir. Râvileri güveni­lir zâtlardır. Bu hadisi, Kütüb-i Sİtte s&hibleri buna benzer sözlerle yine Enes’ten rivayet etmişlerdir.

3304) “… Câbir (bin Târik) (Radtyallâhü anh)’dtn; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in evinde yanma girdim. O’nun yanında şu kabaktan vardı. Ben: Bu nedir? diye sordum. O = Bu kabaktır. Biz bununla yemeğimizi çoğaltırız, buyurdu.”[59]

İzahı

Enes (Radıyallâhü anh) ‘in ilk hadîsini B u h â r i de riva­yet etmiştir. İkinci hadis ise notta belirtildiği gibi benzer sözlerle Kütüb-İ Sitte’nin kalanlarında da rivayet olunmuştur.

Üçüncü hadîse gelince, Zevâid yazarının notuna göre Zevâid ne-vindendir. Fakat e 1 – H â f ı z, el-Fetih’te bu hadîsin T i r m i z 1, N e s â I ve İbn-i Mâceh tarafından rivayet edildiğini bil­dirmiştir. Miftâhü’1-Hâce yazarı da ayni şeyi söylemiştir. Bu itibarla Zevâid nevinden sayılmaması gerekir.[60]

Bu Hadîslerden Çıkan Hükümler:

  1. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) kabak yemeğini severdi. Ümmeti de sevmelidir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in sevdiği diğer şeyleri sevmek de birer ibâdettir.
  2. Davete icabet etmek meşrudur. Davete icabet bâzı ilim adam­larına göre vâcib, bir kısmına göre sünnet, diğer bazılarına göre ise mendubtur.
  3. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), bir tirid yemeği dâvetine icabet etmekle yüksek tevâzuunü örnek olarak göstermiştir. Ümmeti de ayni tevazuu göstermelidir.
  4. Davet eden kişi kendi gücüne göre ikramda bulunur. Gücü­nün dışında bir yükün altına girmemelidir.
  5. Hediyeleşmek müstehabtır. Hediye edilen şeyden başka kim­seler yararlandırılmalıdır.
  6. Kişi, rızâsı ve hoşnutluğu olduğuna kanâat ettiği bir kimse­nin evine yemek zamanı davetsiz olarak gidebilir.

E n e s (Radıyallâhü anhJ’ın tiriddeki kabak parçalarını topla­yıp Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) tarafına kaydırması meselesine gelince, bu durum iki şekilde izah edilebilir: Muhteme­len E n e s, tirid çanağının Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) tarafında olan kenardaki kabak parçalarını toplayıp sunma­ya çalışmıştır. Çünkü herkesin önüne en yalan taraftan yemesi ve arkadaşının önüne elini uzatmaması yemek adabındandır. İkinci ih­timal E n e s, tirid çanağının her tarafından kabak parçalarını toplamış olabilir. Başkasının önüne el uzatmamanın ve onun önün­den yememenin sebebi sofradakileri tiksindirmemektir. Bu durum Re­sûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) için düşünülemez. Herkes onun artığını yemekten bilâkis zevk ve şeref duyar. Durum bu olun­ca E n e s’ in çanağın herhangi bir tarafmda bulunan kabak par­çalarını toplayıp O’na takdim etmesi kimseyi tiksindirmemiş, bilâkis şereflendirmiş ve hoşnut etmiştir.

Câbir bin Târik (Radıyallâhü anh) sahâbidir. Râvîsi oğlu Hakim’dir. Hadisini Nesâi ve İbn-i Mâceh rivayet etmişler. Tirmizi de eş-Şemâli’de rivayet et­miştir.[61]

27- Et (Ycmgı Bâsi

3305) “… Ebü’d-Derdâ (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : Dünyanın ehlinin ve cennet ehlinin yemeğinin seyyidi (yâni en güzeli) ettir.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ebû Meşcaa ve yeğeni Mesîeme bin Abdillah vardır. Ben bu iki râvîyi zayıf veya güvenilir sayan kimse­yi görmedim. Bâvl Süleyman bin Atâ da zayıftır. Sindi Zevâid’den naklen bu bil­giyi verdikten sonra: Ben derim ki Tirmizi bu ravînin mevzu hadisleri rivayet etmekle itham edildiğini söylemiştir, der.

3306) “… Ebü’d-Derdâ (RadtyaUâhü ank)*dea; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) davet edildiği et yeme­ğine dâima icabet etmiştir. Kendisine hediye edilen eti de daima ka­bul buyurmuştur.”

Not: Zevâid’de söyle denilmiştir : Bu hadisin senedi bundan önceki hadisin senedinin aynisidir.[62]

28- Etîn En Güzel Kısmı (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

3307) “… Ebû Hüreyre (Radtyattâhü a«A/den; Şöyle demiştir:

Bir gün Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e et (yemeği) İkram edildi de etin kol kısmı O’na sunulup yemesi istendi. O, etin kol kısmını seviyordu. Bunun üzerine o da (eline aldığı) koldan eti ısırarak yedi.”

3308) “… Abdullah bin Ca’fer (bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü anhümâ) İbn-i Zübeyr ve bir cemâat için boğazladığı bir deveyi ikram ettiği sırada, îbn-i Zübeyr’e rivayet ettiğine göre :

Bir defa sahâbîler Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e et yemeğini sunarlarken kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­le m) ‘den şu buyruğu işitmiştir:

«Etin en güzeli (hayvanın) sut etidir.**’

Not: Sindi şöyle demiştir : Zevâid’de bu hadisin senedinin durumu anlatıl* mamıştır. Fakat senedin kuvvetli olduğunu ifâde eden sözler kullanılmıştır.[63]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini T i r m i z İ de rivayet etmiştir. B u h â r 1 ile Müslim de bunun bir ben­zerini rivayet etmişlerdir.

Zira: Hayvanın omuz mafsalından itibaren ön ayağıdır. Buna kol kısmı da denilir. Nevevi Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’sselâm)’in hayvanın kol kısmındaki eti sevmesinin sebebi hakkında şöyle der: Çünkü etin bu kısmı iyi pişer, hazmı kolaydır, daha lezzet­lidir ve işkembe ile barsaklardan uzaktır.

Nehş ve Nehs: Isırmak üzere ağıza almaktır. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in eti eline alıp dişleriyle ısırmayı sev­mesi ve bu biçim yeyişi tercih etmesi sebebi ise tevazuu, kibirden uzaklığı ve eti böyle yemenin daha lezzetli oluşudur.

CEZÛR: Boğazlanan deve manasınadır. BAÎR de deve demektir.[64]

29- Kebab (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3309) “… Enes bin Mâlik (Radtyallâhü a»A)’den; Şöyle demiştir: Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve S elle m) ‘in Allah (Azze ve

Cellel’ye kavuşana kadar kebab edilmiş bir kuzuyu gördüğünü bilmiyorum.11

Abdullah bin Ca’fer <HA.)*ın Hâ! Tercemesi

Bu zât, Hz. Ali (R.A.)’ın kardeşi Ca’fer (RAJIn oğludur. Habeşistan’a hic­ret eden sahâbîlerin orada doğan ilk çocuğudur. Çok cömert olan zâtlardandır. Fazlasıyla cömertliği nedeniyle ona derya ismi verilmişti. 25 aded hadis rivayet etmiştir. Buhârİ ile Müslim onun iki hadisini birlikte rivayet etmişlerdir. Kavileri İsmail, İshâk ve Muâviye isimli oğullan ile Urve bin Zübeyr, İbn-İ Ebî Melike ve Ömer bin Abdilaziz’dir. Şu olay onun ne kadar cömert olduğunu göstermeye ye­ter : Rivayete göre kendisi Zübeyr bin el-Avvâm (R.A.)’a bir milyon dirhem Ödünç vermişti. Zübeyr (R.A.) vefat edince oğlu Abdullah ona, yâni îbn-i Cafer’e gele­rek : Babamın senden bir milyon dirhem alacağı bulunduğunu babamın defterin­de buldum, demiş. İbn-İ Ca’fer (R.A.): Doğrudur, istediğin zaman öderim, demiş. Halbuki bunun tersine Zübeyr ona bu meblağ borçlu idi. Sonra Zübeyr’in oğlu tekrar İbn-İ Cafer’i görüp, yanlış söylediğini ve aslında babasının borçlu olduğu­nu belirtince tbn-İ Ca’fer, alacağını bağışladığını bildirmiştir. (Hulasa, 193)[65]

İzahı

Bu hadisi Buhâri de rivayet etmiştir. Oradaki metnin mea­li şöyledir: “Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah’a kavu­şana kadar ne hâlis buğday unundan yapılmış ince yufka ekmek ne de kebab edilmiş kuzu yemedi.”

Hadîsin metninde geçen “Semiyt” boğazlandıktan sonra sıcak su ile kılları yolunup derisi soyulmadan kebab edilen veya pişirilen ku­zu demektir. Buna “Mesmût” da denilir.

El-Hâf iz, “Mesmût” kelimesini böyle tanımladıktan sonra şöyle der: Bu, körpe kuzularda yapılır. Yapanlar da zevkine düşkün israfçılardır. Çünkü körpe kuzular boğazlanmasa büyür, değeri ar­tar ve ekonomiye katkıda bulunur. Diğer taraftan deri soyulursa giy­side ve diğer alanlarda yararlanılır. Soyulmadan kebab edilince de­ri kısmı boşa gider. E n e s (Radıyallâhü anh) ‘in hadisindeki Mes­mût veya Semiyt kelimesinin bu şekilde yorumlanması Resül-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in bu şekilde kebab edilmiş veya pişiril­miş bir körpe kuzuyu gördüğünün E n e s tarafından bilinmediği ifâde edilmiş olur. T ı y b İ’ nin dediği gibi E n e s * in sözünün mânâsı Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in böyle bir kuzu­yu görmediğini belirtmektir. Çünkü E n e s, devamlı surette Re­sûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in yanmda bulunmuştur. Böyle bir şey olsaydı E n e s bilecekti.

I b n – i Ba 11 â I ise Semity ve Semût kelimelerini kebab edil­miş kuzu mânâsına yorumlamış ve şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in bir defa bir kuzunun kaburga kısmı­nı, diğer bir defa kol kısmını yediğine dâir rivayetler vardır. Bu ri­vayetler ile E n e s (Radıyallâhü anh) ‘in rivayeti arasmda bir ihti­lâf yoktur. Çünkü E n e s, böyle bir şey olduğunu bilmediğini ifâ­de eder. Fakat böyle bir şeyin olmadığını söylemez. Bu itibarla E n e s görmemiş olabilir. İkinci ihtimal olarak, E n e s ‘in maksadı kebab edilmiş bir kuzunun bütün hâlinde Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) için hazırlanıp sunulmadığını ifâde etmek olabilir. Bu, kuzunun bir parçasının O’na sunulduğuna dâir olan rivayetlere ters düşmez, diye bilgi vermiştir.

Hadis, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in ömür boyun­ca nasıl sade ve mütevâzi bir hayat sürdürdüğüne delâlet eder.

3310) “… Enes bin Mâlik (Radtyallâhü atık)’âtn rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in önünden kebab artığı hiç kaldırılmamış ve beraberinde tüylü yaygı yüklen il m e m iştir.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Cübâre ve Kesir bin Sü-leym bulunur. Bu iki r&vî zayıftır.[66]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadis, Resül-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in hâlinin dünya halkının hâline benzemediğini ifâde eder. Çünkü sofrasında et bulunduğu zaman çok az mikdarda bulunduğun­dan dolayı bir şey artmıyordu ve bir yere gittiği zaman beraberinde götürülen yaygı tüysüz olurdu, tüylü bir yaygı üstünde istirahat bu­yurmazdı.

3311) “… Abdullah bin el-Hâris bin el-Cez’ ez-Ziibeydî (Radtyallâhü ; Şöyle demi$tir :

Biz bir gün Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber kebab edilmiş bir parça eti mescidde yedik. Sonra ellerimizi çakıl taş­larıyla silip abdest almadan (yâni tazelemeden) kalkıp namaz kıl­dık.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde İbn-i Lehia bulunur. Bu râvî zayıftır.[67]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadîsi A h m e d de rivayet etmiştir.[68]

Hadîsten Çıkan Hükümler:

  1. Yemekten sonra su veya el bezi bulunmadığı zaman mesci­din çakıl taşlarıyla elleri silmek caizdir. Yemekten sonra mümkünse elleri yıkamanın ve bu mümkün olmadığı zaman bir el beziyle sil­menin müstehablığı bundan önce geçen ilgili bâblarda belirtilmiş­tir.
  2. Mescidde yemek yemek caizdir. Bununla ilgili izah bu kitabın 24. babında rivayet edilen 3300 nolu hadîs bölümünde geçti. Oraya bakılmalıdır.
  3. Abdestli iken et yemeği yiyen bir kimse o abdestle namaz kılabilir. Yâni et yemek, abdesti bozmaz. Bu konu ile ilgili bilgiler 485-493 ve 494-497 nolu hadîslerin izahı bölümünde verilmiştir.[69]

30- Kadîd (Yâni Tuzlanıp Güneşte Kurutulan Et) Babı

3312) “… Ebû Mes’ûd (Radtyaüâhü anAJ’den; Şöyle demiştir:

Bir (gün bir) adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldi ve O’nunla konuştu. Konuşma esnasında (korkusundan) ferisalan (omuzlan ile yanları arası) titremeye başladı. Bunun üze­rine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), adama t

(Görüşmeyi) kendine kolaylaştu* (Yâni korkma, sakin ol). Çün­kü ben şüphesiz, bir kral değilim. Şüphesiz ben, tuzlanıp güneşte ku­rutulan et yiyen bir kadının oğluyum, buyurdu.

Ebû Abdillah (İbn-i Mâceh) dedi ki t Bu hadisi yalnız İsmail, Re­sûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e ulaştırmıştır. (Yani di­ğerleri bunu Kays’tan mürsel olarak rivayet etmişler).”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedi sahih olup râvileri ntt (güvenilir) zâtlardır.[70]

İzahı

Bu hadis Zevâid nevindendir. Hadisin sonundaki İbn-i Mâ­ceh • e ait sözden maksad şudur: Bu hadisi rivayet eden zâtlar, bunu ismail bin Ebî Hâlid aracılığıyla Kays bin Ebi Hâzim’den mürsel olarak rivayet etmişler ve sahâbî olan râvi Ebû Mes’ûd’ dan söz etmemişlerdir. Böylece senedde bir kopukluk olmuştur. Fakat tsmâil bin Esed bunu Kays bin Ebi Hâzim aracılığıyla Ebû Mes’ûd (Radıyallâhü anh) ‘den rivayetle Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-se-lâm) ‘e ulaştırmıştır. Bu rivayete göre hadis merfûdur, senedinde bir kopukluk yoktur.

Hadis, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in tevazuunu ifâde eder.

3313) i!… Âişe (Radıyallâhü a»hâ)’dan; Şöyle demiştir:

And olsun ki biz sığır ve davarın ayaklarını (yâni diz kapağı ile topuk arasında kalan kısmı) kaldırırdık. Kurban bayramı günlerin­de kesilen kurbanların kesiminden on beş gün sonra Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) bu ayaklan yerdi.”[71]

İzahı

Bu hadîsi Buharı de rivayet etmiştir. Gerek bu ve gerekse bundan önce rivayet olunan hadis, güneşte kurutulan eti yemenin câizliğine ve eti bir süre saklamanın meşruluğuna delâlet eder. Kur­ban etlerinin bir kısmını alakoyup ihtiyaç oldukça birer parçasını peyderpey yemenin câizliğini ve buna dâir yasaklamanın geçici bir süre için olduğunu bildiren hadisler 3159 ve 3160 numaralarda geç­miştir. Oraya da bakılabilir.[72]

31- (Eti Yenen Hayvana Ait) Karaciğer ve Dalak Babı

3314) “… Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü an&ümâydan rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: Siz (mü’minler) e iki Ölü hayvan ve iki kan helâl kılındı. (Size helâl kılınan) iki Ölü hayvan balık ve çekirgedir. (Size helâl kılman) iki kan ise karaciğer ve dalaktır.”[73]

İzahı

Bu hadîsin, Kütüb-i Sitte’nin kalanlarında rivayet edildiğine dâir bir bilgi edinemedim. Tuhfe yazarı bunun benzerinin A h m e d ve Dârekutnî tarafından da rivayet edildiğini belirtir. Ba­lık ve çekirgenin boğazlanmaksızın müslümanlara helâl kılındığına dâir bir hadis de 3218 numarada geçti. Orada konu hakkında gerek­li bilgi verilmiştir. Tekrarlamaya gerek yoktur. Burada rivayet edilen ikinci fıkrada da karaciğer ile dalağın müslümanlara helâl olduğu belirtilmektedir.

M & i d e sûresinin 3. âyetinde ölü hayvan, yâni Şer-i Şerif ge­reğince boğazlanmadan ölen hayvan ve kanın müslümanlara haram olduğu bildirilmiştir. Bu ve benzeri hadisler balık, çekirge, karaciğer ve dalağın bu hükmün dışında tutulduğuna delâlet eder.[74]

32- Tuz Babı

3315) “… Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ankyâen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Sizin katığınızın başı tuzdur.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde îsa bin Ebî İsa el-Hay-yât bulunur. Takrfbü’fcTehzIb’te yazar bu râvinin terkeclüdiğini söylemiştir.[75]

33- Sirkeyi (Ekmeğe) Katık Etmek Babı

3316) “… Aişe (Radtyattâhü anhâyâan rivayet edildiğine göre; Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurmuştur: Sirke ne güzel katıktır.”

3317) “… Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)ydan rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Ne güzel katıktır sirke.”

3318) “… Ümmü Sa’d (Radıyallâhü anAâ)’dan; Şöyle demiştir :

Bir kere ben Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nın yanında iken Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun yanma girdi ve:

Öğle yemeği olarak bir şey var mı? diye sordu. Âişei Yanımızda ekmek, kuru hurma ve sirke var, dedi. Bunun üzeri­ne Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Sirke ne güzel katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. Çünkü sirke benden önceki peygamberlerin katığı idi. İçinde sirke buluna** bir ev fakirleşmez, buyurdu.”[76]

İzahı

Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nm hadîsini Müslim ve Tİr-m i z i de rivayet etmişler. Câbir (Radıyallâhü anh) ‘in hadi­sini Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve A h m e d de rivayet etmişlerdir. Ümmü Sa’d (Radıyallâhü anhâ)’nın hadîsinin Zevâid nevinden olduğuna dâir bir kayıt bula­madım. Kütüb-i Sitte’nin kalanlarında da rastlayamadım. Hadîsi ri­vayet eden Ümmü Sa’d (Radıyallâhü anh), Z e y d bin Sabit (Radıyallâhü anh) ‘in kızı olduğu söylenen hatundur. Hu-lâsa’daki bilgiye göre bu hâtûnun hadîsini yalnız îbn-i Mâceh rivayet etmiştir. Bu sahâbî kadının râvîsi Muhammed b n Z a z â n’ dır. Tehzîb’te belirtildiğine göre bu râvi, hadîsleri terke­dilmiş zayıf bir kimsedir. Hulâsa’daki bu bilgiye göre bu hadîs Zevâid nevindendir.

İdam; Ekmeğe katık olan gıda maddesidir. Buna Üdüm de denir.

Hattâbi: ‘Hadîsin “Sirke ne güzel katıktır’* cümlesinden maksad; yiyecek maddelerinde iktisad etmenin ve nefsi, yemeklerin zevkine düşmekten alakoymanın övülmesidir. Sanki şöyle buyurulu-yor: Siz müslümanlar, sirke gibi masrafı az olup bol bulunan yiye­cekleri katık etmeye bakınız ve nefsin arzularına dalmayınız. Çün­kü nefsin şehvet ve isteklerine dalmak dindarlığı bozar ve vücûdu hastalığa hazırlar, diye yorum yapmıştır.

Nevevî ise H a 11 â b î’ nin yukanya alınan sözlerini nak­lettikten sonra: ‘Doğru olan mânâ bu cümleyi hakikî mânâsında tut­mak, yâni hadisin sirkeyi övmesi mânâsıdır. Yiyecekte iktisad etme­ye ve nefsi arzulara dalmayı bırakmaya gelince bu durum başka kai­delerden bilinmektedir, yâni diğer emirlerden anlaşılmaktadır, der.

Son hadisin bitimindeki “İçinde sirke bulunan ev fakirleşmez” cümlesi bir duâ ve dilek mânâsına yorumlanabilir. Yâni böyle bir ev halkı fakirleşmesin. Şöyle de yorum yapmak mümkündür: Sirke bulunan ev halkı’katık açısından sıkıntı çekmezler. Çünkü sirke katık olmaya yarar.

Sindi de hadisin sirkeyi övmekle ilgili cümlesi hakkında özet­le şöyle der: Hadîsin buyruluşuna en yakın yorum şudur: Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) sirkenin katık olabileceğini ve güzel bir katık olduğunu beyân etmiştir. Ama maksadı, sirkenin süt, et, bal ve çorba gibi katıklardan güzel ve üstün olduğunu söylemek değildir. Bu beyânın sebebi de şudur: Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) bir gün eve gelmiş. Evdekiler de O’na yalnız bir parça ekmek sunmuşlar. Bunun üzerine O:

Yanınızda hiç katık yok mu? diye sormuş. Ev halkı da: Bizim yanımızda sirkeden başka hiç bir şey yoktur, demişler. Bunun üze­rine Oda: Sirke ne güzel katıktır, buyurmuştur. Şu halde maksad sirkenin katık olmaya elverişli olduğunu açıklamaktır.[77]

34- Zeytin Yağknı Katık Olarak Yemek) Babı

3319) “… Ömer (bin el-Hattâb) (Radtyallâhü anh)’dtn rivayet edildiği­ne göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sefam}*°yle buyurdu, demi§tir:

Zeytin yağını ekmeğe katık ediniz ve bu yağı kullanınız. Çünkü bu, yağ mübarek bir ağaçtan alınmadır.”

3320) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) §öyle buyurdu, demiştir:

Zeytin yağını (Ekmekle) yeyiniz ve kullanınız. Çünkü bu ya&, mübarektir.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Abdullah bin Sald el-Makbarl bulunur. Takrîbü’t-Tenzîb’te yazar bu râvinin terkedilmiş olduğunu söy­lemiştir.[78]

İzahı

Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini T i r m i z i ve Hâ­kim de rivayet etmişlerdir. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)’in hadisi Zevâid nevindendir.

Zeytin ağacının mübarek, yâni bereketli bir ağaç olduğu, Nûr sûresinin 35. âyetinde belirtilmiştir. Hadîste bu âyete işaret vardır. Tuhfe yazan zeytin ağacının bereketle vasıflanması ile ilgili olarak özetle şöyle der: Bir kavle göre zeytin ağacının mübarek, yâni bere­ketli sayılmasının sebebi, çok yararlı oluşu ve Ş â m halkının on­dan yararlanmasıdır. Fakat en açık sebep şudur: Âyeti Kerime’de sözü edilen zeytin ağacı, Allah’ın mübarek kıldığı ve âlemler için bereketli kıldığı bir bölgede yetişmiştir. Allah bu bölgeye içlerinde İbrahim (Aleyhisselâm)’m bulunduğu 30 peygamber gönder­miştir. Böyle mübarek bir bölgede yetişen zeytin ağacı da mübarek sayılır ve ağaçtan elde edilen mahsul de bereketli olur.[79]

35- Süt (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3321) “… Aişe (Radtyallâhü anhâ)’âan rivayet edildiğine göre; Resûlul-lah (Sallallakü Aleyhi ve Sellemye süt sunulduğu zaman :

(Süt) bir bereket veya (yâni bilâkis) iki berekettir, buyururdu.’*

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Kavilerden Ümmü Salim er-Râsiye ve Ca’-fer bin Bürd’in leh veya aleyhinde konuşan kimseyi görmedim. Senedim kalan râvîleri sıka, yâni güvenilir zâtlardır.[80]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadîsin izahı bölümünde Sindi şöy­le der; Yâni sütte iki bereket vardır. Çünkü hem açlığı hem de su­suzluğu giderir. Hadisin senedindeki râvîlerden Ca’fer ve Üm­mü Salim hakkında ed-Dümeyri şu bilgiyi vermiştir: İbn-i Mâceh, Ca’fer bin Bürd’ün yalnız bu hadî­sini rivayet etmiştir. Bu râvî, hadîsleri yazılmaya değer, güvenilir bir üstaddır. Dârekutnî: Ümmü Salim’in hadîsini yalnız bu Ca’fer rivayet etmiştir. Ca’fer, Basra’lı bir hadîs üstadı olup az rivayette bulunan ve rivayeti muteber olan bir zâttır. Ümmü Salim de Basra’ lı olup ibâdete düşkün kadınlar­dandır, 17 defa Basra’ dan ihrama girip hacca gitmiştir, der. İbn-i Mâceh bu kadının yalnız bu hadîsini rivayet etmiştir.

Sindi’ den naklen yukarıda verilen bilgi, gerek Ümmü S â 1 i m * in ve gerekse Ca’fer bin Bürd’ün güvenilir râvilerden olduklarını ifâde eder, mâhiyettedir.

3322) “… İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)’âa.n rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: .

Allah bir kimseye bir yemek yedirdiği zaman o kimse (yemeğe

başlayacağı zaman) :

AUahıml Bize bu yemeği bereketli kıl ve bize bundan hayırlı n-aok ver, diye duâ etsin. Allah bir kimseye bir mikdar süt içirdiği za­man da o kimse (süt içeceği zaman) :

Allahım! Bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver, di­ye duâ etsin. Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan (yâni açlığı ve susuzluğu giderici) sütten başka (gıda maddelerinden) bir şeyi bilmiyorum.[81]

İzahı

Bu hadîsi Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ahmed ve B e y h a k i de rivayet etmişlerdir. Bu hadîste buyurulan duada yenilmek üzere konulan yemekten hayırlısı, yâni daha iyisinin dilen­mesi cümlesiyle ilgili olarak Tuhfe yazarı: Yâni Cennet yemeğinin nasip kılınması dilenmiş olunur veya umumî mânâ kasdedilmiş olur, der.

Mevcut yemekten daha iyisine kavuşmayı dilemek, hazır olan ye-ineği beğenmemek veya nimeti küçümsemek anlamını taşımaz. Çünkü Allah’tan nimet dilenirken bunun en mükemmeli ve tamamı dile­nir. Böyle dilemek meşrudur.

Yine hadîsteki duada; süt içileceği zaman söylenmesi emredilen cümlelerde ise, sütten hayırlı bir rızık istenmiyor da daha çok süte kavuşturulmak dileniyor. Bunun hikmet ve sebebi de sonunda gelen cümlede açıklanıyor. Evet, süt gıda maddelerinin en iyisidir. Ondan hayırlısı yoktur. Çünkü süt, hem açlığı hem de susuzluğu giderir. Başka gıda maddeleri ise böyle değildir. Ya açlığı giderir veya susuz­luğu giderir.[82]

36- Tatlı (Yi Yemek) Babı

3323) “… Aişe (Radıyallâkü anhâyâ&n] Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tatlı ve bal severdi.”[83]

İzahı

Bu hadis Kütüb-i Sitte’nin hepsinde rivayet edilmiştir. Hadiste geçen “Helva” kelimesi helva mânâsına yorumlandığı gibi tatlının bütün çeşitleri mânâsına da yorumlanmıştır.

Kastalânî, Saâlebi’ nin Fıkhül-Lüğat adlı kitabında : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in sevdiği helva, Meçi is­mi verilen helva çeşiti idi. Bu nevî helva, kuru hurmanın süt içinde yoğurulması ile yapılır, diye bilgi verilmiştir, dedikten sonra, eğer Saâlebi’ nin bu dediği şey rivayet açısından sabit ise, denecek bir şey yoktur. Aksi takdirde Helva kelimesi tatlı olan her yiyeceğe şümullüdür, der.

N e v e v i de: Hadisteki Helva kelimesinden maksad tatlı olan her şeydir. Bal da tatlı bir gıda maddesidir ve Helva kelimesinin kap­samı içindedir. Fakat meziyetleri ve üstünlüğü sebebiyle ismen anıl­mıştır.[84]

37- Hıyar Ve Yaş Hurmayı Beraber Yemek Babı

3324) “… Aişe (Radtyallâhü anhâj’dan; Şöyle demiştir:

Anam beni Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e hazırla­mak isteğiyle (kadınları şişmanlatmada kullanılan) sümne (denilen yaban şehdânesini yedirmek) ile beni şişmanlatmaya çalışıyordu. Fa­kat bu isteği gerçekleşmedi. Nihayet ben yaş hurma ile hıyar (bera­ber) yedim de bunun üzerine vücûdum güzel biçimde gelişti.”

3325) “… Abdullah bin Ca’fer (bin Ebî Tâlib) (Radıyattâhü anhümâ)’* dan; Şöyle demiştir :

Ben, Resûlul’ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i yaş hurma ile hıyan (beraber) yerken gördüm.”[85]

İzahı

 i ş e (Radıyallâhü anhâ)’mn hadisinin Kütü b-i Sitte’nin ka­lanlarından hangisinde rivayet edildiğini tesbit edemedim. Muhtelif şerhler bunu İbn-i Mâceh hadisi olarak-naklederler. Bu iti­barla Zevâid nevinden olması muhtemeldir. Abdullah bin Ca’fer (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsi ise Buharı, Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Ahmed tarafından da riva­yet edilmiştir.

Hadislerde geçen “Kıssa” hıyar manasınadır. Lügat kitablarından el-Misbâh’ta, Kıssâ’ın halkm hıyar dediği meyve olduğu belirtildikten sonra: Bâzılarına göre Kıssa, hıyara benzeyen bir nevi meyvedir. Yâni acur denilen meyvedir. Bu görüş fıkıhçılann şu sözlerine uyar: Bir kimse meyve yememek üzere yemin ederse, kıssa ve hıyar ye­mekle yeminini bozmuş olur. Fıkıhçılann bu sözü, kıssâ’ın hıyardan başka bir meyve çeşidi olduğunu gerektirir. Durum böyle olunca kıssâ’ı hıyar ile terceme etmek tam doğru sayılmayabilir, denilir.

Rutab: Yaş hurma demektir. Buna taze hurma da diyebiliriz. Sunine i Yaban şehdanesi denilen bir bitki çeşididir. Kadınlar ki­lo almak için bunu yerler.

Ed-Dümeyrî, Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nın hadîsi ile ilgili olarak: Bu hadis, vücûdun gelişmesi ve düzelmesi için gerekli tedavi ve tedbirlere başvurmanın meşruluğuna delâlet eder. Yasak­lanan şişmanlamaya çalışmak ise, çok yemekler yemekle kilo almak­tır, der.

Nevevi de Abdullah bin Ca’fer (Radıyallâhü anh) *ın hadisinin izahı bölümünde: Bu hadis taze hurma ile hıyarı beraber yemenin ve sofrada müteaddid katık bulundurmanın câizli-ğine delâlet eder. Bunun hilâfına bâzı selef âlimlerinden yapılan na­kil ise dînî bir yarar olmaksızın boğaz düşkünlüğünün mekruhluğu anlamına yorumlanır, der.

3326) “… Sehl bin Sa’d (es-Sâidî) (RadtyaÜâhü a»A)’den; Şöyle de­miştir :

Resuluüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yaş hurma ile kavunu (beraber) yerdi.”[86]

İzahı

Bu hadîsin benzerini Tirmizi, Ebü Dâvûd ve Ne-s â î, Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘dan rivayet etmişlerdir. Ebû D â v û d’ un rivayetinde şu ilâve de vardır: «Biz bunun (yâni yaş hurmanın) hararetini, bunun (yâni kavunun) soğukluguyla ve bu­nun (yâni kavunun) soğukluğunu bunun (yâni hurmanın) harare-tiyle kırarız» buyururdu.

Hadîste geçen “Bıttıyh” kavun demektir. Bâzı rivayetlerde bunun yerine “Tıbbîyh” kelimesi kullanılmıştır. Bu da ayni mânâyadır.

Bîr kısım ilim adamları Bıttıyh veya Tıbbıyh kelimesini karpuz manâsına yorumlamıştır. El-Hâfız bâzı delillere dayanarak burada kavun mânâsının kasdedild iğini söyler.

Bu hadîs, bundan önceki hadisin hükmünü ifâde eder. Sehl (Radıyallâhü anh) ‘in hâl tercemesi 164. hadis bölümünde geçmiştir.[87]

38- Kuru Hurma (Yemek) Babı

3327) “… Aişe (Radtyallâhü anAâ/dan rivayet edildiğine göre: Resûlul-lah (SallaUahü Aleyhi ve Setlem) şöyle buyurdu, demiştir :

İçinde kuru hurma bulunmayan bir ev halkı açtır.”

3328) “… Ubeydullah bin (Ali bin) Ebî Râfi’in nenesi (ve Ebû Râfi’in karısı) Selmâ (Radtyallâhü anhüm)\en rivayet edildiğine göre; Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

İçinde kuru hurma olmayan bir ev, içinde yiyecek maddesi bulun­mayan bir ev gibidir.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Ubeydullah bin Ali bu­lunur. Bu zâtın güvenilirliği hakkında ihtilâf vardır. Hişâm bin Sa’d’^ı rivayet­lerini Müslim de almış ise de, O*nun şevâhid nevinden olan, yâni başka rivayet­lerle teytd edilmiş durumda olan hadislerini almıştır. İbn-i Muin, Nesâi ve baş­kaları bu râviyi zayıf saymışlardır. Fakat Ebû Zur”a ile Muhammed bin îshâk: O, yeri doğruluk olan bir hadis üstadıdır, demişler. Senedin kalan râvîleri ise si’ kâ, yâni güvenilir zâtlardır.[88]

İzahı

 i ş e (Radıyallâhü anha)’nm hadisini Müslim, Tir-mizî ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Selmâ Ra­dıyallâhü anhâ) ‘nın hadisi ise Zevâid nevindendir.

Tuhfe yazarı Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)’mn hadîsini izah eder­ken özetle şu bilgiyi verir:

Bir kavle göre bu hadis, Medine-i Münevvere hal­kı ve zahiresi genellikle kuru hurma olan toplumlar hakkındadır. Ya da hadisle kuru hurmanın değerinin yüksekliği belirtilmek isten­miştir.

Kadı Ebû Bekir bin el-Arabî de Tirmizi’-nin şerhinde: Çünkü kuru hurma onların azığı ve zahiresi idi. Bir evde kuru hurma olmayınca o ev halkı aç kalırdı. Her memleket halkı, kendi zahireleri ve azıkları açısından böyle söylerler, demiş­tir.

N e v e v i de: Bu hadîs, kuru hurmanın kıymetini ve çoluk çocuk için zahire saklamanın câizliğini ifâde edip buna teşvik eder, demiştir.

T ı y b i de: Bu hadîs, kuru hurması bol olan bir memleket halkını kanaat etmeye teşvik mânâsına yorumlanabilir. Yâni içinde kuru hurma bulunan bir ev halkı buna kanaat ettiği zaman aç kal­maz. Aç kalanlar ise, evinde kuru hurma bulunmayan ailelerdir, de­miştir.[89]

39- Meyvenin İlk (Çıkan)I (Bahçeden Toplanıp) Getirildiği Zaman (Yapılacak İş Hakkında Gelen Hadîs) Babı

Selmfi (R^.)’nın Hâl Tercemesi

Selmâ (R.A.), Peygamber (S.A.V.)’in âzadlı câriyesidir ve Ebû Râfi (R.A.)’ın karışıdır. Hadislerini Tirmizl, Ebû Dâvûd ve İbn-i Mâceh rivayet etmişlerdir. Râvî­leri Abdurrahman bin Ebi Râfi ve kendi torunu Ubeydullah bin Ali bin Ebi Râii’-dir. tbn-i Abdi’1-Berr : Bu hâtûn. Hayber fethinde bulunmuştur, der. (Hulâsa, 492)

3329) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre:

Meyvenin ilk (çıkan) ı getirildiği zaman Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allahım! Biz (mü’minler) e Medînemize, meyvelerimize, müdd ve sâımıza (yâni ölçeklerimize) kat kat bereket ver,» diye duâ eder­di. Sonra meyveyi orada bulunan çocuklardan en küçük yaştakine verirdi. (Yâni getirilen meyveden, önce çocuklara verirdi.)”[90]

İzahı

Bu hadîsi Müslim ve Tirmizî de rivayet etmişlerdir.

Semere ı Meyve demektir. Miftâhü’1-Hâce yazan: Hurma ağacın­da iken ona Semere denilir. Ağaçtan toplandıktan sonra ona Butab denilir. Evde tutulup kuruyunca da Temr denilir, der.

Müslim’in rivayetinin baş kısmında, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) şöyle der;

“Halk meyvenin ilk olgunlaşanını gördükleri zaman alıp Resû­lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e getirirlerdi. Resûlullah (Sal­lallahü. Aleyhi ve Sellem) de meyveyi teslim aldığı zaman şöyle duâ ederdi…” ifâdesi vardır.

N e v e v I, sahâbilerin ilk çıkan meyveyi Resûl-i Ekrem (Aley-hi’s-salâtü ve’s-selâm)’e sunmalanyla ilgili olarak şöyle bilgi verir: Âlimler demişler ki: Sahâbüer, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) meyveleri, Medine-i Münevvere ve ölçekleri için duâ buyursun diye böyle davranırlardı. Bir de meyvelerin olgunlaş­maya başladığını O’na bildirmek istiyorlardı ki, zekât memurları gi-dip ağaçlardaki meyveleri takdir edip zekât hesabına başlansın,.

Getirilen meyveden önce en küçük yaştaki çocuğa verilmesi de Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in örnek ahlâkı, üstün şef­kati ve merhametini gösterir.

Resûl-İ Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in bu duasının eseri hâlen Medine-i Münevvere* de görülmektedir. Hacca veya umre’ye gidenler bu bereketin açık seçik örneklerini görürler. Allah Teâlâ bu mübarek beldeye hem dünya hem de âhiret bereke­tini ihsan buyurmuştur. N e v e v i’ nin dediği gibi başka yerde yetmeyen bir avuç gıda maddesi orada yeter ve artar. Allah bu bel­deyi bol bol ziyaret etmeyi ve orada ikâmet etmeyi bizlere nasip ey­lesin. Ravza-i Mutahhara sahibi Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e kavuştursun. Âmîn.[91]

40- Yaş Hurmayı Kuru Hurmayla Beraber Yemek Babı

3330) “… Aişe (Radtyallâhü anhâ)’dan rivayet edildiğine göre; Resûlul­lah (Sattallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Yaş hurmayı kuru burma ile beraber yeyiniz. Eski hurmayı ye­ni hurma ile beraber yeyiniz. Çünkü şeytan (böyle yapmanıza) kızar ve i Adem oğlu kalıp (yâni neslini devam ettirip) nihayet eskiyi yeni ile beraber yedi. der.***

Not: Zevâld’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ebû Zekeriyyİ Yalıya bin Muhammed var. Bunun zayıflığım Muin ve başkası söylemiştir. Nesâl de: Bu­nun dört hadisi dışında kalan hadisleri doğrudur, demiştir. Sindi de hu hadisin onun zayıf sayılan dört hadisi içinde olduğunu ve hu hadisin münker olduğunun NesM tarafından Uftde edildiğini söylemiştir.[92]

41 — İki Hurmayı Bişleştirerek Yemenin Yasaklığı Babı

3331) “… İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:

Adamın, arkadaşlarından izin istemedik (almadık) ça iki hurma­yı birleştirerek yemesini Resul ullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yasaklamıştır.”

3332) Ebû Bekir’in azadlı kölesi Sa’d (Radtyallâhü anhümâ) (Sa’d, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve SeHem)’e hizmet ediyordu ve Resûlullah (Sallal-lakü Aleyhi ve Sellem) onun hizmetini beğeniyordu)dan rivayet edildiğine göre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ıkran’ı, yâni hurma (yendiğin) de (iki tanesini birleştirmeyi) yasaklamıştır.*’

Not: Zev&ld’de şöyle denilmiştir : Bu, sahih bir seneddir, râvileri sıka, yâ­ni güvenilir zâtlardır. İbn-İ Mâceh’in yanında Sa’d’ın bundan başka hadisi yoktur ve Kütüb-i Sittenin Kalanlarında da onun hadüi loktur.[93]

İzahı

İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in hadisi Kütüb-i Sitte’nin hepsinde rivayet edilmiştir. S a’d (Radıyallâhü anh)’m hadîsi ise Zevâid nevindendir.

İkrân t Başkasıyla beraber hurma yerken kişinin iki hurmayı bir­leştirerek yemesidir. Bu hadisler böyle yapmayı yasaklamıştır.

E 1 – H â f ı z’ in, el-Fetih’te beyân ettiğine göre N e v e v İ bu konuda şöyle demiştir:

Alimler, hadîsteki yasağın haramlık veya mekruhluk yahut da yemek âdabı için olduğu noktasında ihtilâf etmişlerdir. Doğrusu ise duruma göre hükmün değişik olmasıdır. Söyle ki:

Hurma sofraya oturanların ortak malı ise cemâatin rızâsı olmak­sızın birisinin iki hurmayı birleştirerek yemesi haramdır. Cemaatın rızâsı ise, ya dille söylemeleri veya rızâları olduğuna dâir bir belirti­nin görülmesiyle olur.

Şayet hurma sofraya oturan cemâatin dışında kalan bir kimse­nin ise yine bir kimsenin iki hurmayı birleştirerek yemesi haramdır.

Eğer hurma sofraya oturanlardan birisinin olup o kişi, diğerle­rine buyur etmiş ise, iki hurmayı birleştirebilmek için hurma sahibi­nin rızâsı şarttır. Rızâsı olmaksızın herhangi bir kimsenin iki hurma­yı birleştirerek yemesi haramdır. Fakat hurma sahibi böyle yiyebilir. Çünkü mal onundur. Bununla beraber cemaattan müsâade alması müstehabtır. Hurma sahibinin misafirleri gibi hurmayı tek tek ye­mesi ise en uygun olanıdır. Meğer ki sofraya konan hurma çok olup mutlaka artacağı bilinirse sahibinin iki hurmayı birleştirerek yeme­sinde bir sakınca olmaz.

Durum ne olursa olsun yemek yerken göz açlığı belirtisi olacak davranışlardan sakınmak yemek ve sofra âdabıdır. Ancak bir işe git­mek durumunda olan kimsenin acele etmesinde bir sakınca yoktur.[94]

42- (Kurtlu Olması Muhtemel) Kuru Hurmayı Kontrol Etmek Babı

3333) “… Enes bin Mâlik (RadtyaUâhü anh)’dea; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) % kendisine eski kum hurma getirilip (içinde kurt olup olmadığını) kontrol etmeye başlarken gördüm.”[95]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir. Bu hadis, kurt­lu olduğu sanılan bir yiyeceği kontrol etmeden yemenin mekruhlu-ğuna delâlet eder. Fethül-Vedûd’da bu bilgi verilmiştir.

Hadisten çıkarılan diğer bir hüküm de bir meyvenin kurtlanma­sı sebebiyle necis, yâni pis sayılmaması ve böyle bir yiyeceği yeme­nin haram olmamasıdır.

El-Kari’ de: Tabarâni’ nin hasen bir senedle î b n -i Ömer’ den rivayet ettiği bir hadiste:

“Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuru hurmanın içinde kurt’un olup olmadığını kontrol etmeyi yasaklamıştır** denir.

Bu itibarla konulan yeni kuru hurma hakkındadır, diye yorum yapılır. Bu yasak, vesveseyi defetmek içindir ve mekruhluk hükmünü ifade eder. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salatü vesselam)’in kuru hur­mayı kontrol etmesi ise kurtlu olması muhtemel olan eski kuru hur* maya aittir. Bu kontrol ise bunun caizliğini ifade eder, diye bilgi ver* iniştir,[96]

43- Tereyağı İle Kuru Hurma (yı Yemek) Bâbt

3334) “… Sülemli Büsr’ün iki oğlu (Abdullah ve Atiyye) (Radtyaliâkü anhümyden; Şöyle demişlerdir.

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir defa) bize geldi Biz O’nun altına saçaklı bir yaygıyı güzelce serdik. O da üzerinde oturdu. Sonra Allah (Azze ve Celle) Ona bizim evimizde vahiy indir­di Ve biz O’na tereyağı ile kuru hurma ikram ettik. O, tereyağı se­verdi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) .[97]

İzahı

, Bu hadîsi Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir. Oradaki riva­yette, vahiy’in inişiyle ilgili cümle yoktur. Hadisin son kısmı ise meâ-len şöyledir: “O, tereyağı ve kuru hurmayı severdi”

Hadîs, tereyağı ve kuru hurmayı beraber yemenin müstehablığı-na delâlet eder. Çünkü Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), se­verdi. O’nun sevdiğini sevmek şüphesiz bir ibâdettir.

E 1-M ü n z i r i’nin beyânına göre B ü s r (Radıyaüâhü anh) ‘m oğullarının isimleri Abdullah ve Atiyye ‘dir.[98]

44- Elenmîş Undan Yapılmış Arı Beyaz Ekmek (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3334) “… Ebû Hazım (Radıyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:

Ben, Sehl bin Sa’d (Radıyallâhü anh) ‘a:

Sen elenmiş undan yapılma an beyaz ekmek gördün mü? dîye sordum. Sehl:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar ben elenmiş undan mamul arı, beyaz ekmek görmedim, diye cevab verdi. Beni

Peki, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken sa-hâbîlerin un elekleri var mıydı? diye sordum. Sehl

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar ben hiç bir un eleğini görmedim, dedi. Ben:

O halde siz arpa ununu elenmemiş olarak nasıl yiyiyordunuz? di­ye sordum. Sehl *.

Evet biz (değirmende öğütülen arpa) ununu (kabuğu gitsin di­ye) üflerdik. Böylece un (kabuğun) dan uçan kısım uçardı. Kalan (ka­buklar)! da su ile yumuşatıp yoğururduk, dedi’…”

Not: Zevald’de şöyle denilmiştir: Bunun »enedi tahttı olup r&vlleri güve­nilir zâtlardır.

3336) “… Ümmü Eymen (Bereke) (Radtyallâhü ûnAâJ’dan rivayet edil­diğine göre:

Kendisi bir defa, bir mikdar un elemiş ve elediği unu Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için ekmek yapmak istemiş. Bunun üze­rine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Bu, nedir? diye sormuş. Ümmü Eymen de ı

Bu, memleketimizde yaptığımız bir yiyecektir. Ben bundan senin için bir ekmek yapmayı arzuladım, demiş. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

Bunu (yâni elekle ayırdığın kabuklu kısmı) şuna (yâni elemiş ol­duğun una) geri çevir (yâni karıştır), sonra yoğur, buyurmuştur.”

Not: Zevâİd’de şöyle denilmiştir : Bu, hasen bir seneddir. Ümmü Eymen’in musannif (İbn-i Mâceh) yanında yalnız bu hadisi ve Cenâiz kitabında rivayet et­tiği bir hadisi (ki 1635. hadîstir) vardır. Kütüb-i Sitte*nin kalanlarında Ümmü Ey. men (R.A.)’nın hiç bir hadisi yoktur.

3337) “… Eues bin Mâlik (Radıyallâhü anh)’âen; Şöyle demiştir:

Resûlıülah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah’a kavuşana ka­dar elenmiş undan mamul arı, beyaz bir ekmeği gözlerinden biri ile (de) görmedi”[99]

İzahı

Ebû Hazım (Radıyallâhü anh) ‘in hadisi Zevâid nevinden olmakla beraber, Buhârî, Tirmizî ve Nesâi de bu­nun bir benzerini rivayet etmiştir. B u h â r İ’ nin Atıma kitabının “Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve sahâbîlerinin yemiş ol­dukları yemek” başlığı altında açtığı bâbta rivayet ettiği Ebû H â -z i m (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsinin meali müellifimizin rivâyetin-deki meale çok benzediği için onu buraya aktarmaya gerek görmüyo-

Ommü E y m e n (Radıyallâhü anhâ) ‘nın hadisi Zevâid ne-vindendir. Zevâid yazarı Kütüb-i Sitte’nin kalanlarında bu hâtûnun hiç bir hadisinin bulunmadığını ifâde etmiş olup, durum notta belir­tilmiştir. Fakat müellifimizin süneninin elde mevcut son baskısını tetkikten geçiren Muhammed Fuad Abdulbakİ bu hâtûnun sünenimizdeki 1635 nolu hadîsinin Müslim tarafından da Sahâbîlerin Faziletleri kitabının 18. babında, bu hâtûnun fazilet­leri meyânında rivayet edildiğini tesbit etmiştir.

Bu bâbta geçen bâzı kelimeleri açıklayalım:

Huvvarâ: Bu kelime Tahvîr kökünden alınmadır. Tahvİr bir şeyi beyazlatmak demektir. En-Nihâye’de: Huvvârâ ekmek, defalarca elen­miş undan mamul ekmektir, diye tarif yapılmıştır. El-Hâfız da: Huvvârâ un, arı ve beyaz undur, der.

Nakî de elenmiş hâlis undan yapılan ekmek mânâsında kullanıl­mıştır. Bu kelimenin lügat mânâsı, pak, an ve teiniz demektir.

Munhuli Un eleği mânâsına kullanılmıştır. Menâhil ise bunun çoğuludur. *

Tesriye t Su ile yumuşatmak demektir

Bu bâbtaki hadîsler Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ve sahâbilerinin nasıl sâde bir hayat yaşadıklarını ifâde eder.

Ümmü E y m e n’ in hâl tercemesi 1635. hadîs bölümünde dip notu olarak geçti.[100]

45- Yufka Ekmek (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

3338) “… Atâ (bin EM Müslim el-Hurâsânî) (Radtyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) (bir ara) kavmini, yâni bir köyü ziyaret etmiş (râvî demiş ki: Sanırım Yünâ köyünü dedi). Köy halkı Ebû Hüreyre’ye evvelkilerin yufka ekmeklerinden birini getirmişler. Bunun üzerine Ebû Hüreyre ağlamış ve s Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) bu (nevi) ekmeği gözüyle hiç görmedi, demiştir.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde İbn-i Atâ var. Onun adı Osman bin Atâ bin Ebİ Müslim el-Hurasanl’dir. zayıf bir ravidir.

3339) “… Katâde (Radtyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Biz, Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh) ‘in yanma giderdik. (îshâk, kendi rivayetinde: “Ve Enes’in ekmek pişiricisi ayakta — hizmet edi­yor— idi”, dedi. Dârimi de kendi rivayetinde: “Ve Enes’in yemek masası konulmuş (veya yemeği) oluyordu” dedi.) Enes bir gün (bi­ze) dedi ki:

(Buyurunuz, yemek) Yeyiniz. Ben Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in Allah’a kavuşana kadar ne yufka ekmek ne de kebab edilmiş bir kuzuyu gördüğünü bilmiyorum, dedi.[101]

İzahi

İlk hadis Zevaid nevindendir. İkinci hadisi Buhâri de ri­vayet etmiştir. Rakîk ve Rukak: İyice açılmış ince ekmek demektir ki buna yufka ekmek denir.

Huvân ve Hıvân: Yemek masası, yüksekçe kurulan sofra mânâ­sına gelir. Bununla ilgili bilgi 3292 ve 3293. hadisler bölümünde geçti.

Semıyt: Kebab edilmiş mânâsına gelir. Bununla ilgili gerekli bil­gi 3309. hadîsin izahı bölümünde verilmiştir.

Bu bâbm ilk hadîsini Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘-den rivayet eden Atâ bin Ebî Müslim el-Hurâsânî, Ş â m’ da ikâmet eden tabiî ilim adamlanndandır. Ebü’d-Der-dâ, Muâz ve İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhüm) ‘den mürsel rivayetlerde bulunmuştur. Başka zâtlardan da rivayetleri var­dır. Kendisinden de İbn-i Cüreyc, Evzâİ, Mâlik, Şu’be ve Hammâd bin Seleme rivayet etmişlerdir. Abdurrahmân bin Yezîd, onun geceyi ibâdetle ihya etmeye devam ettiğini söylemiştir. tbn-îMuin ve Ebû Ha­tim onun sıka, yâni güvenilir zât olduğunu söylemişlerdir. Oğlu Osman’ın dediğine göre hicretin 135. yılı 85 yaşında iken vefat etmiştir. Müslim ve sünen sahihleri onun hadîslerini rivayet etmişlerdir.[102]

46- Fâlûzec (Yâni. Bal Helvası) Bâbl

3340) “… İbn-i Abbâs (Radtyallâkü anhümâ)’âan; Şöyle demiştir: ^

Fâlûzec (yâni bal helvasın)ı ilk İşitmemiz şöyle oldu: Cibril

(Aleyhisselâm), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e gelerek:

Senin ümmetine memleketler fethedilecek ve onların üzerine dün­yalıktan (yâni bolluk) öyle akıtılacak ki onlar muhakkak fâlûzec yi­yeceklerdir, demiş. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

Fâlûzec nedir? diye sormuş. Cibril (Aleyhisselâm) : Yağ ve balı beraber karıştırırlar (helva yaparlar), demiş. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de bu sebeble hıçkırarak ağla­mıştır.”

Not: Ed-Dümeyri; Îbnül-Cevzî demiş kî: Bu hadis mevzudur, batıktır, as­lı yoktur, diye bilgi vermiştir. Zevâid’de de şöyle denmiştir: Bunun senedinde Os­man bir Yahya var. Ben aleyhinde bir şey bilmiyorum. Bâvİ Muhammed bin Tak ha’yı da tanımıyorum. RâvI Abdülvahh&b hakkında da Ebû Dâvûd : Bu adam, ha­dis uydurur, demiştir. El-H&kün de: Bu adam, mevzu bir takım hadisler rivayet etmiştir, der.[103]

47- Yağlanmış Ekmek Babı

3341) “… İbn-i Ömer (Radıyallâhü ankümâ)’dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün :

Keşke, esmer buğdaydan yapılmış yağh bir beyaz ekmek yanı­mızda bulunsaydı da yeseydik, buyurdu. Ensâr’dan bir adam da bu buyruğu işitip anılan ekmeği yaptı ve O*na getirdi. Resûlullah (Sal­lallahü Aelyhi ve Sellem) :

(Ekmeğe karıştırdığın) bu yağ hangi nevi kabta idi? diye sordu. Adam t

Büyük bir kelerin derisinden mamul bir tulukta İdi, dedi. Resûl-İ Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : Onu yemekten İmtina etti (ya­ni yemedi).”[104]

İzahı

Bu hadisi E b û D â v û d da rivayet ederek, münker bir ha­dis olduğunu söylemiştir.

Ukke t Yağın muhafaza edildiği kab manasınadır. Tuluk mana­sına da gelir.

MÜlebbeka i İyice karıştırılmış şey manasınadır. Asıl manası ise yumuşatılmış şey demektir.

Dabb t Büyük keler manasınadır.

Semra t Esmer demektir. Semra buğday sözcüğü, hafifçe siyaha kaçan buğday mânâsına yorumlandığı gibi kavurulmuş buğday, mâ­nâsına da yorumlanmıştır. Bâzıları ise bunu buğday mânâsına yo­rumlamışlardır.

Ebû Davud’un rivayetinde; ifâdesi var­dır. Yâni, yağ ve sütün karıştırılmış olduğu beyaz ekmek.

T ı y b i: Bu hadis Resül-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in prensip ve âdetine muhaliftir. Çünkü O, böyle bir temennide bulun­mazdı. Bu nedenledir ki Ebû Dâvûd, bu hadîsin münker ol­duğunu belirtmiştir, der.

Münker hadîs, aşın derecede yanlışlık eden, veya çok gaflet eden ya da fâsıklığı açık olan kimsenin rivayet ettiği hadîs demektir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in yağın muhafaza edildiği kabın nevini sormasının sebebi, yağdan hoş olmayan bir ko­ku duyması olabilir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) yağın, büyük kelerin derisinden mamul tulukta muhafaza edildiğini anlayınca bu yağla yağlanmış ekmeği yemekten imtina etmiştir. T ı y b İ bu mesele ile ilgili olarak: Bunun sebebi Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in büyük kelerden tiksinmesidir. O’nun kavminin bulunduğu bölgede bu hayvan bulunmadığı için Resûlullah (Aleyhi’s-salâtü ve’c-selâm) tabiatı itibariyle bunun etinden hoşlanmazdı. Hâli d’in hadisi de bu durumu aydınlatıcıdır. Yoksa büyük kelerin derisinin necisliği ve pisliği nedeniyle değildir. Çünkü eğer necis ve pis sayıl-saydi, Resûlullah (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) o ekmeğin atılmasını ve yenilmemesini emredecekti, der. Büyük kelerin, eti yenen hayvan­lardan olup olmadığı konusu Av kitabının 16. babında rivayet edilen 3238-3242. hadîslerin izahı bölümünde işlenmiştir. Burada tekrarla­maya gerek görmüyorum.

3342) ”..- Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

(Anam) Ümmü S ü ley m (bint-i Milhân) — bir gün — Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için bir ekmek yaptı ve ekmeğe biraz yağ koydu. Sonra (bana) : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e git de davet et, dedi. Enes demiş ki:

Ben de O’nun yanına vardım ve: Anam seni çağırıyor, dedim. Enes demiştir ki:

Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ayağa kalktı ve yanında olan sahâbilere:

(Siz de) kalkınız, buyurdu. Enes demiş ki:

Ben onlardan önce ananım yanma vardım ve (Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) ile yanmdakilerin gelmekte olduklarını) ona haber verdim. Biraz sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (anamın evine) geldi. (Sahâbîler de evin dışında beklediler). Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (anama) :

Yaptığın (yemeğ)i getir, buyurdu. Anamı

Ben yemeği yalnız senin için (yâni az) yaptım, dedi. Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (anama) :

Yaptığını getir, buyurdu. (Anam yaptığı ekmeği getirdi). Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Yâ Enes! Sen (sahâbileri) onar kişilik grublar hâlinde (sırayla) yanıma dahil et (y^ni eve al) buyurdu. Ben de (sahâbîleri) onar kisilik hâlinde O’nun yanma almaya başladım. Hepsi doyasıya yediler. Sahâbîler seksen kişi idi.”[105]

İzahı

Bu hadisin benzerini Buhâri, Müslim, Tirmizi ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in bir mucizesini ifâde eder.

Sahâbilerin onar kişilik grublar hâlinde içeri alınması ve hepsi­nin beraber alınmaması sebebi evin müsâid olmayışı ve sofranın an­cak on kişilik cemaatı alabilmesidir.[106]

Hadisten Çıkarılan Hükümler:

  1. Yağlı ekmek yemek meşrudur.
  2. Davetlilere sunulan yemek, davet edenin mâlî durumuna gö­re ayarlanır. Yemeğin davetlilerin şan ve şerefine göre hazırlanma­sı şart değildir.
  3. Davet edilen zât, ev sahibinin rızâsı olduğu kanâatında oldu­ğu zaman başka bir kimseyi beraberinde götürebilir.

Ümmü Süleym (Radıyallâhü anhâ) ‘nın hâl tercemesi 600. hadisin izahı bölümünde verilmiştir.[107]

46- Buğday Ekmeği Babı

3343) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:

Nefsim (kudret) elinde olan (Allah) a yemin ederim ki, Allah’ın Peygamber’i (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i Allah (Azze ve Celle) vefat ettirinceye kadar buğday ekmeğini üç gün üst üste doyunca yememiştir.”

3344) “… Âişe (Radtyallâhü anhâ)’dân; Şöyle demiştir:

Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in ev halkı Medîne-i Münevvere’ye geldikleri zamandan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar üç gece üst üste buğday ekmeğinden karınlarım doyurmamışlardır.”[108]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini B u h â r i, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Âişe (Radı­yallâhü anhâ) ‘nuı hadîsini Buhârî ve Müslim de rivayet etmiştir.

E1 – H â f ı z, el-Fetih’te: Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ve ev halkının genellikle karınlarını doyurmamaları sebebi, yanların­daki gıda maddesinin azlığı ve bulduklarını pek yemeyip fakirlere tercihen vermeleri idi, demiştir.[109]

49- Arpa Ekmeği Babı

3345) “… Âişe (Radtyallâhü û«Aâ)’dan; Şöyle demiştir: (And olsun ki) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat ettiğinde benim evimde bana ait bir rafta bulunan bir parça arpadan başka, karaciğeri! bîr canlının yiyeceği hiç bir şey yoktu. Bir sür» (Allah’ın bereketiyle) ondan yedim. Sonra arpamı ölçtüm. Bunun üzerine bitti.”[110]

İzahı

Bu hadisi Buharı, Müslim ve Tirmizi de riva­yet etmişlerdir.

Şatr ı Bir parça manasınadır. Bâzıları bunu yarım Vesk, yâni yak­laşık 100 kg, olarak yorumlamışlardır.

Sindi’ nin beyânına göre Ibn-i Battal şöyle demiş­tir:

‘ A i ş e (Radıyallâhü anhâ) ‘nın yanında bulunan arpa ölçülme-mişti. A i ş e (Radıyallâhü anhâ), arpanın ne kadar olduğunu bil­mek için ölçtü. Henüz ölçmemiş iken az olduğunu sandığı için hemen biteceğini sanıyordu. Bu nedenle sandığı gibi çabuk bitmedi ve bir süre onu idare etti. Âişe (Radıyallâhü anhâ) bilâhare ölçünce ne kadar zaman idare edeceğini tahmin etti ve tahmin edilen süre bitiminde arpa bitti.

El-Kadı da: Bu hadis, ne kadar olduğu bilinmeyen erzakın daha bereketli olduğuna delâlet eder. “Zahirenizi ölçün ki sizin İçin bereketli olsun” mealindeki hadise gelince, âlimler; Bundan maksad günlük nafakayı ölçerek zahireden çıkarmaktır. Ancak kalan zahi­reyi ölçmemek gerekir. Günlük nafakayı ölçerek çıkarmanın faydası ise ihtiyaçtan fazla veya eksik çıkarmamaktır, demişlerdir.

3346) “… Âişe (Radtyallâhü ö«Aû>’dan; Şöyle demiştir: Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar, O’nun ev halkı arpa ekmeğini doyunca yemediler.”

3347) “… İbn-i Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)’dan; Şöyle demiştir:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve aile ferdleri üst üste bir kaç gece aç olarak gecelerdi, akşam yemeği bulamazlardı. Genel­likle yedikleri ekmek de arpa ekmeğiydi.’1

3348) ‘… Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anAJ’den; Şöyle demiştir:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yün elbise giydi ve ya­malı papuç giydi. Enes şunu da söylemiştir: ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî beşi1 yedi ve sert elbise giydi.

(Enes’in râvisi) el-Hasan’a: Beşi1 nedir? diye sorulmuş. O da (Be­şi*), arpanın iri (öğütülmüş) olanıdır. O, bunu ancak bir yudum su ile yutabilir idi” demiştir.

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bu, zayıf bir seneddir. Çünkü Nuh bin Zekvân’ın zayıflığı hususunda ittifak vardır. Ebû Abdillah el-Hâkim : O, el-Hasaa’-dan her mudal badis rivayet eder, demiştir.[111]

İzahı

A i ş e (Radıyallâhü anhâ) ‘nın hadisini Buhârî, Müs­lim ve T i r m i z i de rivayet etmişlerdir. Onun, ikinci hadîsi­nin benzerini B u h â rî ile M ü s 1 i m’ de rivayet etmişlerdir.

Oralardaki rivayetlerde; t>*»u£. ‘&£_ — “Ard arda iyi gün” ilâ­vesi vardır. Yâni Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in ev halkı iki gün ard arda doyunca arpa ekmeği yememişlerdir.

îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini Tirmizi ve A h m e d de rivayet etmişlerdir. Enes (Radıyaîlâhü anh) ‘in hadisi ise Zevâid nevindendir.

Bu bâbta rivayet edilen hadisler Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ile aile ferdlerinin nasıl mütevazı ve sâde hayat yaşadık­larını açık biçimde göstermektedir.[112]

50- Yemekte İktisad Etmek (Yâni Az Yemek) Ve Doyasıya Yemenin Mekruhluğu Babı

3349) “… Mıkdâm bin Madîkerib (Radtyalîâhü onA/den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘den şöyle buyu­rurken işittim: Âdem oğlu karın (yâni mide)den daha şer (fena) bir kab doldurmamıştır. Âdem oğluna, belini doğrultan bir kaç lokma yeter. Eğer Âdem oğluna nefsi galebe çalarsa, kanun (yâni midenin) üçte biri yiyecek, üçte biri içecek ve üçte biri de nefes içindir.”

3350) “… İbn-i Ömer (Radtyalîâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre :

Bir defa bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in yanında (tokluğundan dolayı) geğirdi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (adama) :

Geğirtini bizden uzaklaştır. Çünkü şüphesiz, kıyamet günü açlı­ğı en vzun olanınız, dünya hayatında en çok tok olanınızdır, buyurdu.”

3351) “… Atîyye bin Âmir el-Cühenî (Radtyallâkü enh)’den; Şöyle de­miştir :

Selmân (Radıyallâhü anh) den, yediği yemekten biraz daha ye­mesi için israr edilirken şunu işittim:

(Yediğim mikdar) bana yeter. Çünkü ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘i şöyle buyururken işittim:

Dünyada nisanların en çok doyasıya yiyeni kıyamet günü açlığı en uzun olanıdır/*

Kot: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Sald bin Muhammed el-Verrak es-Sakafi bulunur. Âlimler onu zayıf saymıştır. îbn-i Hibbân ve Hâkim de (mu sıka, güvenilir saymışlardır.[113]

İzahı

M i k d â m (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsini Tirmizî, Ah-med, Hâkim ve îbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. Bu hadiste insanın karnı, yâni midesi en şer kab olarak vasıflandırıl­mıştır. Çünkü, mideyi tıkabasa doldurmak sağlığı bozduğu gibi dinî yaşantıyı da bozar. Sağlıklı olmayan kimsenin dini görevlerini düzen­li biçimde yerine getirmesinin güçlüğü bilinmektedir. Aynca mide­nin doldurulması gaflet, tenbellik, rehavet ve ağırlığa sebebiyet ve­rir. Bunun da dîni açıdan sakıncalı oluşu malumdur.

Tuhfe yazan: ‘Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini su ve ben­zeri meşrubata ayırmak ve üçte birini de rahat nefes alma için boş bırakmak, en normal olanıdır ve tercih edilmelidir, dedikten sonra: T ı y b î şöyle demiştir, der: Hak ve vâcib olan beslenme, Allah’a kulluk edebilmek için beli doğrultacak kadar yemek almaktır. Bir kimse bununla yetinmezse, hadiste beyân edilen ölçü dâhilinde ye­mek yemelidir ve bu ölçüyü kaçırmamalıdır.”

Sindi1 nin beyânına göre Gazali bu hadîsi bir tabib filozofa anlatmış. Tabib filozof şöyle demiştir: Az yemek hakkında bundan daha yüce bir söz işitmedim ve buna hayran kaldım. Allah’a and olsun ki, bu söz çok hikmetlidir.

îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)’ın hadîsini T i r m i 2 i ve Beyhakî de rivayet etmiştir. Bu hadiste geçen “Cüşâ” ge­ğirti manasınadır. Geğirti tokluktan dolayı olursa, mekruhtur, iyi bir şey değildir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in, karşı çık­tığı ve kerih gördüğü geğirti bu neviden olanıdır. Hastalık ve mîde rahatsızlığı dolayısıyla olan geğirti hadîsin şümulüne dâhil değildir.

Bu bâbtaki hadîsler tıka basa yemenin fenalığına ve az yemenin faziletine delâlet eder.

M i k d â m (Radıyallâhü anh)’ın hâl tercemesi 442. hadis bö­lümünde geçti.

Selmân’ın râvisi A t i y y e bin Âm ir el-Cühe-n î’ nin yalnız bu hadisi vardır. Kütüb-i Sitte yazarlarından yalnız müellifimiz onun hadîsini rivayet etmiştir. Râvîsi de Z e y d bin V e h b’ tir. İbn-i Hibbân onun sıka olduğunu söylemiş­tir.[114]

51- İştiha Ettiğin (Yâni Canının Çektiği) Her Şeyi Yemek Bir Nevî İsraftır, Babı

3352) “… Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Senin İştiha ettiğin her şeyi yemen israftandır.»**

Not: Zevaİd’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Çünkü râvi Nûh bin Zekvan’ın zayıflığı hususunda ittifak edilmiştir. Ed-Dürneyri: Bu hadîs onun münker hadîslerindendir, demiştir.[115]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadisi B e y h a k i de .rivayet et­miştir. Mü’min bir kimse canının çektiği her şeyi yememeli ve nef­sine hâkim olmalıdır. Hadis, müminin şanının,- nefsine muhale­fetle bâzı arzularına karşı çıkmak olduğuna işaret eder. Kişinin ca­nının çektiği her şeyi yemesi sağlığına zarar verebilir. Sağlığı koru­mak da bir görevdir.[116]

52- Yemeği Atmanın Yaşarlığı Babı

3353) “… Âi§e (Radtyattâhü anhâ)’d&n; Şöyle demiştir:

(Bir defa) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) eve girdi de yere atılmış bir ekmek parçası gördü. Onu yerden alıp sildikten sonra yedi ve:

Yâ Âişe, değerli şeye saygı göster. Çünkü ekmek parçası hangi kavimden nefret etmiş (kaçmış) ise katiyyen bir daha onlara dönme­miştir, buyurdu.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan el-Velld bin Muhaınmed zayıftır. Sindi de : ed-Dümeyri’nin bu râvlnin hadîs uydurmakla itham edildiğini söylediğini nakletmiştir.[117]

53- Açlıktan (Allah’a) Sığınma Babı

3354) Cı… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anky&tn rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle duâ ediyordu:

«Aİlahım, ben açlıktan şüphesiz sana sığınırım. Çünkü açlık, ger­çekten ne fena yatak arkadaşıdır. Hiyânetten de sana sığınıyorum. Çünkü şüphesiz hıyanet, çok kötü iç duygudur.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Leys bin Ebl Selim bu lunur. Bu ravl zayıftır.[118]

İzahı

Bu hadis, notta belirtildiği gibi Zevâid nevilidendir. Hadîste ge­çen “Daci” yatak arkadaşı manasınadır. Açlık, insanı din ve dünya ile ilgili görevlerden geri bırakır, zihinleri karıştırır, bâtıl ve bozuk bir takım fikirlere sürükler, hattâ kötü yollara bile sevkedebilir. Bu ve benzeri tehlikeler nedeniyle açlıktan Allah’a sığınmak gerekir.

Bitâne: Elbise astan manasınadır. Asıl mânâ bu olmakla beraber sırdaş, gizli tutulan şey ve iç mânâlarına da gelir. Hıyanet içte bes­lenen bir duygu olduğu için buna bitâne denmiştir. Hıyanet, dinimi­ze göre büyük günahlardandır ve zararları pek çoktur. Bu hastalık­tan da Allah’a sığınmak lüzumludur.[119]

54- Akşam Yemeğini Bırakmak Babı

3355) «… Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)’dan rivayet edildi­ğine göre; Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Bir avuç kuru hurma İle de olsa aksam yemeğini terketmeyiniz. Çünkü bunu bırakmak (insanı) ihtiyarlatır (Yâni zayıflatır).

Not: Zevaid’de şöyle denmiştir: Bunun senedinde İbrahim bin Abdisselâm bulunur. Bu r&vi zayıftır. Tirmizi de bu hadisi Enes (RA.Vden rivayet ederek, mttnker bir hadîs olduğunu söylemiştir.[120]

55- Misafir Edinme Babı

3356) “… Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)’6en rivayet edildiğine göre; Resûlullab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Hayır, misafir kabul edilen eve bıçağın deve hörgücüne ulaşma­sından daha hızlı ulaşır.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde CÜbâre ve kesir bulu­nur, Bu iki râvl zayıftır.

3357) “… İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâyd&n rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Hayır, içinde yemek yenen eve, bıçağın deve hörgücüne ulaşma­sından daha hızlı ulaşır.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Cübâre var. Bu râvî zayıftır. Ayrıca senedde «Abdurrahman bin Nehşel» ifâdesi yanlıştır. Doğrusu şöy­ledir :

3358) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)\en rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Adamın, misafiri ile beraber evin kapısına kadar çıkması (yâni uğurlaması) şüphesiz sünnettendir.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Ali bin ürve bulunur. Bu râvi, terkedilmiş zayıflardan biridir. İbn-i Hibbân, bunun hadis uydurduğunu so> lemistir.[121]

İzahı

Bu bâbta rivayet edilen hadîsler Zevâid nevindendir. Notta be­lirtildiği gibi senedleri zayıftır.

İlk iki hadîste misafir kabul edilen eve hayır ve sevabın çok hız­lı olarak girdiğine işaret edilmektedir. Hayrın hızının tasviri için de bıçağın deve hörgücüne ulaşması hızı örnek alınmıştır. Sebebi şudur: Araplar misafir için deve boğazladıkları zaman önce hörgüç kısmım keserler. Çünkü hörgüç etini çok severler ve bundan misafire ikram­da bulunmak için acele ederler. îşte onlar hörgüç kısmını henüz kes­memiş iken bu ikramlarının karşılığı olarak hayır ve sevab hemen eve girip ev halkına ulaşır.

Son hadîste de misafiri kapıya kadar uğurlamanın fazileti beyân edilip böyle davranmanın sünnet olduğu bildirilmektedir. Hadisteki sünnet, mendubluk mânâsına yorumlanabilir. Bir de misafirperver kimselerin izledikleri yol ve uygulanan güzel prensip mânâsına da yorumlanabilir.[122]

56- Misafir. Münker (Yâni Meşru Olmayan) Bir Şey Gördüğü Zaman Geri Döner, Babı

3359) “… Âli (bin Ebî Tâlİb) (Radtyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Ben (bir gün) bir yemek yapıp Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘i davet ettim. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geldi. Fakat evde resimler görünce geri gitti.”

3360) “… Sefine Ebû Abdirrahmân (Radtyallâhü fl»A)’den rivayet edil-diğine göre:

Bİr adam bir yemek yapıp Alî bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anhVın evine göndermiş, Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) da: Keşke Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘İ davet edip O da bizimle beraber yiyerdi, demiş ve bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘i davet etmişler. Resûl-i Ekrem de gelmiş ve elini kapının iki tarafında ağaçların üstüne koymuş. Sonra (içeri gireceği sırada) oda­nın bir kenarında desenli bir örtü görüp geri gitmiş. Bunun üzerine Fâtıma, Alî’ye:

Yetiş de, Seni geri çeviren nedir? Yâ Resûlallah, diye sor, demiş.

(Ali de yetişip sormuş ve) Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) :

Müzevvak (yâni nakışlarla süslü) bir eve girmek benim için yok­tur (yâni giremem), buyurmuştur.”[123]

İzahı

Bu babın ilk hadisinin Kütüb-i Sitte’nin kalanlarından hangisin­de rivayet edildiğini tesbit edemedim. Bu hadiste geçen Tasâvîr keli­mesi Tasvir’in çoğuludur, suretler manasınadır. Suret, resim demek­tir. Bu hadis evde resim bulundurmanın caiz olmadığına delâlet eder. Bir canimin boy resminin açık ve yüksekçe yere asılı bulunduğu eve meleklerin girmediği hususunda rivayet olunan hadisler sünenimizin libas kitabının 44. babında gelecektir. Konu ile ilgili gerekli bilgi orada inşâallah verilecektir. Oradaki hadîsler 3649 * 3652 noludur.[124]

Hadîsten Çıkan Hüküm Şudur:

Bir müslümanın davet edildiği evde bir canlının yaşayabilir bi­çimdeki boy resmi asılı durumda bulunursa davetli kişi oraya girme­melidir.

Bu babın ikinci hadisini Ebü Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmiştir.

Bu hadiste geçen Idâde kapının kenarında dikili ağaç demektir. Yâni kapıyı tutturmak için sağ ve solunda bulunan iki ağaç parça­sına verilen isimdir.

Kiram t Örtü olarak kullanılan desenli ve nakışlı yünden mamul perdedir, çeşitli renklerden pamuk ipliği ile işlenir. El-Mısbâh isimli lügat kitabında, Kirâm: İnce örtüdür. Bâzıları­na göre çizgili ve nakışlı ince örtüdür, diye tarif edilmiştir. Müzevvak = Nakışlarla süslenen, demektir.

Hadisin baş kjsmında,bulunan; yi ^jUsl %-j jl cümlesinin za­hirine göre bir adam A 1 i’ yi misafir etmiş. Ebû Davud’un süneninin bâzı nüshaları da böyledir. Diğer bâzı nüshalarında ise;

j\ ifâdesi kullanılmıştır. Bu rivayetin zahirine göre ise bir adam A 1 i’ ye misafir olmuştur.

T ı y b î ilk rivayet şeklini şöyle yorumlamıştır: Yâni adam ye­mek yapıp A 1 i” ye göndermiştir. Yoksa zan edildiği gibi adam A 1 i * yi kendi evine davet etmemiştir.

Kanımca T ı y b i’ nin böyle yorum yapmasının sebebi hadî­sin devamında gelen F â t ı m a (Radıyallâhü anhâj’ya âit sözler­dir. Onun sözleri Resül-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmî’in onun evine geldiğini de ifâde eder.

EI-Mirkat’ta belirtildiği gibi bu hadis, bir münker’in yâni e^yri meşru durumun bulunduğu davete icabet edilmeyeceğine delâlet eder.

E 1 – H â f ı z da, el-Fetih’te: Bir evde bir münkerin, yâni gayri meşru durumun bulunmasının, o eve girmesine dinen engel olduğu, bu hadîsten anlaşılır, demiştir.

lbn-i Battal da bu konuda şöyle der:

Allah ve Resulünün yasakladığı bir durumun bulunduğu bir da­vete icabet etmek caiz değildir, hadîs bunu ifâde eder. Çünkü böyle bir davete icabet etmek böyle bir duruma rızâ göstermek anlamını taşır. İ b n – i Battal daha sonra mesele ile ilgili mütekaddim, yâni ilk âlimlerin mezheblerini açıklar ki, bunun özeti şudur: Davet edilen kişi davet edildiği yerdeki haram durumu giderirse, oraya git­mesinde bir sakınca yoktur. Şayet gidermeye gücü yetmezse geri dö­ner.

Hanefî mezhebine mensub el-Hidâye sahibi de: Bir kimse da­vet edildiği yere gittikten sonra orada münker, yâni Allah ve Resu­lünün yasakladığı bir durum meydana gelirse, davet edilen zât, örnek edinilecek bir önder ise ve durttt^lmÜdaİHüe edip gidermeye gücü yetmezse, orayı derhal terk etmelidir. Çünkü öyle mecliste dine leke sürülmüş olur ve bir günah kapısı açılmış olur. Şayet davet edilen kişi örnek ve önder durumunda değil ise oturmuş iken artık yemeği yeyip öyle çıkmalıdır. Fakat davet edilen bir kimse henüz davet edil­diği yere girmemiş iken orada münker bir durumun olduğunu sezerse örnek olsun veya olmasın geri dönmelidir, der.[125]

57- (Yemektf.) Yağ İle Eti Birleştirmek Babı

3361) “… İbn-i Ömer (Abdullah) (RadtyaUâhü anfıümâyâan rivayet ‘” ■ göre:

Bir gün kendisi sofrası üstünde (yemekte) iken (babası) Ömer (bin el-Hattâb) (Radıyallâhü anh) onun yanma giriyor. Abdullah sofranın baş kısmında (babası) Ömer için yer açıyor. Ömer de: Bismillah diyerek elini vurup bir lokma alıyor. Sonra diğer bir lokma ile ikiliyor, (yâni ikinci bir lokmayı alıyor). Sonra Ömer (Radıyal­lâhü anh) :

Ben bir yağ tadım cidden buluyorum. Bu, et yağı (tadı) değil­dir, deyince Abdullah (Radıyallâhü anh) :

Ey mü’minlerin emîri (halifesi), ben çarşıya çıkıp satınalayım diye semiz et aradım. Fakat bunu pahalı bulunca bir dirhem ile zayıf et aldım ve üstüne bir dirhemlik yağ koydum. Böylece aile ferdleri-min kemiklerden yararlanmasını istedim, diyor. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhü anh) :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yanında et ve yağ birleştiği her zaman O. mutlaka birini yemiş, diğerini de sadaka et­miş (ikisini yediği katiyen vâki olmamıştır), diyor. Abdullah (Radı­yallâhü anh):

Yâ mü’minlerin emîr’i (bu defa) al. Bundan sonra et ve yağ be­nim yanımda birleştiğinde mutlaka bunu yapacağım (yâni birisini yeyip diğerini sadaka edeceğim), diyor. Fakat Ömer (Radıyallâhü anh):

Ben yapacak değilim (Yâni bu yemeği yemem), diyor.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bu, hasen bir seneddir. Bu senedde Yah­ya bin Abdirrahman bin Ubeyd bulunur.[126]

58- Kim Bir Yemek Pişirirse Suyunu Çoğaltsın, Babı

3362) “… Ebû Zerr (Radtyallâhü anA/den rivayet edildiğine göre; Pey-gamber (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bir çorba yapbğın zaman suyunu çoğalt ve çorbandan bir avucu-nu komşularına ver,» buyurmuştur.”[127]

İzahı

Bu hadisin benzerini Tirmizi, Nesâi ve îbn-i Hib-b â n da rivayet etmişlerdir. T i r m i z i’ nin rivayet ettiği ha­disin ilk fıkrası başka bir talimat mahiyetindedir. İkinci fıkrada meâ-len; «Sen et veya başka bir şey pişirdiğin zaman suyunu çoğalt (yâ­ni bol sulu yap) ve ondan bir avucu komşuna ver» buyurulmaktadır. Tirmizi bu hadîsin hasen – sahih olduğunu söylemiştir. Bu hadîs, İslâm dininin sosyal yardımlaşmaya ve dayanışmaya verdiği önem için bir örnek mahiyetindedir.[128]

59- Sarmısak, Soğan ve Pırasayı Yemek Bâb1

3363) “… Ma’dftn bin Ebf Talha el-Ya’merî (Radtyallâhü anh)’den; Şöy­le demiştir:

Ömer bin el-Hattâb (Hadıyallâhü anh), Cuma günü hutbe oku­mak üzere ayağa kalktı. Allah’a harad ve sena ettikten sonra şöyle

Ey insanlar! Siz, benim ancak habis (yâni hoşlanılmaz) sandığım şu sarımsak ve soğan (denilen) iki yeşilliği gerçekten yiyiyorsunuz. Halbuki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken (mes-cid’de) kendisinden mezkûr yeşillik kokusu hâsıl olan adam görür­düm. (Böylesi mescid’den uzaklaştırılarak) Bakî tarafına çıkarılınca­ya kadar elinden tutuluyor (götürülüyor) du. Şu halde, kim bunları behemehal yiyecek olursa pişirmek suretiyle kokusunu gidermesi ge­rekir.”

3364) “… (Ebû Eyyûb-î Ensârî’nin zevcesi) Ümmii Eyyûb (RadtyaUâhü mâyd; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e, içinde (soğan, sarımsak, pırasa gibi) bazı (kerih kokulu) yeşillikler bulunan bir ye­mek yaptım. Fakat O, (bundan) yemedi ve:

•Ben arkadaşım (Cebrail AleyhisselâmJa eziyet etmekten hoşlan­mam.» buyurdu.”

3365) “… Câbir (RadtyaUâhü anhyâen rivayet edildiğine göre: Birkaç adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in yanma gelmişler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), onlardan prasa kokusu duymuş ve:

«Ben siz (müslümanlar) ı (fena kokulu) bu yeşillikten men etmiş olmadım mı? Şüphesiz insanların rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsızlanır.*”[129]

İzahı

Bu babın ilk hadîsini Müslim ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Sünenimizin 1014 numarasında bu hadîsin aynısı geç­miştir. Orada hadisin izahı ile ilgili bilgiler ve soğan, sarmısak, pra­sa gibi hoşlanılmayan kokulu gıda maddelerini yemenin hükmü hak­kındaki ilmî görüşler açıklanmıştır. Oraya bakılmalıdır.

O m m ü E yy û b (Radıyallâhü anhâ) ‘nın hadîsini Tirmi-zi, îbn-i Huzeyme ve İbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir.

C â b i r (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsinin benzerini Müslim de rivayet etmiştir.

Bu hadîslerde geçen bâzı kelimeleri açıklayalım: Sum: Sarımsak, Basal t Soğan ve Kürras, pırasa demektir. Şece­re» Ağaç manasınadır. Hadîslerde anılan sebzelere Şecere denmiştir. Hadislerde bunlara Habis denmiştir. Çünkü kokuları fenadır. Ha-bîs kelimesinin asıl mânâsı ise Nevevi’ nin naklen beyânı gibi; hoşlanılmayan söz, fiil, hareket, mal, şahıs, yiyecek ve içecek hak­kında kullanılır. Araplar bu kelimeyi bu anlamda kullanırlar.

Baki: Medîne-i Münevvere mezarlığıdır. Bukûl i Bakl’ın çoğuludur. Baki, yeşillik demektir. Bu itibarla seb­zelere de bakıl denilir.

Ümmü Eyyûb (Radıyallâhü anh) Kays bin Sa’d bin İmrii’l-Kays’ın kızı olup Ebû Eyyûb el-En-s & r i (Radıyallâhü anh) ‘in eşidir. Ensâr-i Kirâm’ın H a z r e c kabîlesindendir. Bu hadîsi vardır. Tirmizİ, Ebû Dâvûd ve îbn-i Mâceh onun hadisini rivayet etmişlerdir. Râvîsi Ebû Y e z i d e 1 – M e k k i’ dir.[130]

Hulâsa’daki bilgiye göre onun hadisini Ebû D â v û d da rivayet etmiştir. Fakat rastlayamadım. Belki de başka hadisi E b ü D â v û d tarafından rivayet edilmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

3366) “… Ükbe bin Âmir el-Cühenî (Radtyallâhü a«A)’den rivayet edil­diğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sahâbîlerine i «Soğan yemeyiniz» buyurmuş, sonra gizli (yâni alçak sesli) bir kelime “Çiğ” buyurmuştur.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdullah bin Lehia bu­lunur. Bu ravi zayıftır. Kavilerden Osman ve el-Müğire lehinde veya aleyhinde ko­nuşanı görmedim.[131]

60- Peynir ve Sâde Yağ Yemek Babı

3367) “… Selmân-i Fârisî (Radtyallâhü anh)’âtn; Şöyle demiçtir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e sâde yağ, peynir ve firâ (yâni yabanî eşek veya deriden mamul elbise) hükmü soruldu. Resûl-İ Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Helâl, Allah’ın, Kitâb’ında (açık veya kapalı olarak) helâlliğini bildirdiği, haram da Allah’ın, Kitâb’ında (açık veya kapalı olarak) haramhğuu bildirdiği şeydir. Kitâb’ın (veya Allah’ın) söz etmediği (yâni helâl veya haram olduğunu belirtmediği) şey de, Allah’ın af iv ettiği (yâni mubah kıldığı) şeylerdendir.»”[132]

İzahı

T i r m i z 1 bu hadisi libâs kitabında “Firâ’ı giymek” başlığı al-tında açtığı bâbta rivayet etmiştir. Hadîsin senedinde bulunan S e y f bin Hârûn Tuhfe’de zayıf olarak tanıtılmıştır. Tirmizl’ nnV bir rivayetinde ayni râvi mevcuttur. Diğer bir rivayetinde ise bu râ-vî yoktur. Fakat o rivayette hadîs S e 1 m â n (Radıyallâhü anh) üzerinde mevkuftur. Yâni S e 1 m â n’ in sözü olarak rivayet olun­muştur. Hâkim de bu hadisi rivayet etmiştir.

Hadisin metninde geçen “Firâ” kelimesi iki mânâya yorumlan­mıştır: El-Karl: Bu kelime Ferâ veya Fera’nın çoğuludur, ya­bani eşek manasınadır. E 1 – K a di demiş ki, bir kavle göre bu kelime Ferv’in çoğuludur. Ferv, deriden mamul elbisedir. T i r m i -z î gibi bâzı hadîsçiîerin bu hadîsi Libâs, yâni elbise bölümünde riva­yet etmesi, bu ikinci yorumu teyid eder. Ibn-i M â c e h ise bu­nu sade yağ ve peynir babında rivayet etmiştir, der. Yâni î b n – i M â c e h ‘ in bu hadisi Yiyecekler bölümünde rivayet etmesi birin­ci yorumu teyid eder. Bâzı ilim adamlarımız birinci yorumu, yâni bu kelime ile deriden mamul elbise anlamını tecrid ederek; Sahâbîlerin deriden mamul elbiseyi giymenin hükmünü sormaları sebebine ge­lince, gayri müslimler murdar hayvan derisini tabaklamadan elbise yapıp giyerlerdi. Sahâbiler onların durumuna düşmekten korkarak bunu sormuşlardır, derler. Hadis âlimlerinin bu hadîsi elbise bölü­münde rivayet etmeleri bu görüşü takviye eder, diye bilgi vermiştir.

Hulâsa Ferâ kelimesi ya deriden mamul elbise, ya da yabani eşek manasınadır. Deriden mamul elbiseyi giymekte bir sakınca yoktur. Murdar hayvan derisine gelince, bu tabaklandığı zaman yıkanıp te­mizlendikten sonra giyilebilir ve başka türlü de kullanılabilir. Bu konu 3609 – 3612 nolu hadîsler bölümünde anlatılacaktır. Yabani eşek etine gelince, bu konu 3193-3196 nolu hadîsler bölümünde geçmiştir. Oraya bakılabilir.

Sindi, hadîsin izahı bölümünde özetle şöyle der: “Bu hadîsin zahirine göre helâl ve haram hükümleri yalnız Kur’-ân-ı Kerim âyetlerinden çıkar ve helâl veya harama âit hiç bir hü­küm hadîsler ile sabit olamaz. Halbuki durum böyle değildir ve;

“Bilmiş olunuz ki bana Kur’an ve onunla beraber onun misli verildi” hadîsine aykırıdır. (Müellifimizin 12. hadisine bakınız). Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) de bir şeyin haramlığını bildiren hadisleri tutmayıp bu hükmün Kur’ân’da yer almamasını mazeret, gerekçe gösteren kimseleri yermiştir. (Mü­ellifimizin 13 nolu hadisine bakınız).”

Yukarda belirtilen sebeblerle bu hadis zahiri mânâsına göre de­ğildir, şöyle yorumlanması gerekir: “Allah’ın Kur’ân-i Kerim’de he­lâl veya haram kıldığı şeyler1′ ifâdesinden maksad Kur’ân’da açıkça bildirilen hükümler ile konulan genel hükümlerdir,

— “Allah’a itaat ediniz ve Allah’ın Resulüne itaat ediniz” gibi âyetler genel hükümleri ifâde ederler. Durum ve yorum bu olunca; bu hadiste anılan peynir, sâde yağ, yabana eşek ve­ya deriden mamul elbise, Allah’ın, Kitâb’ında helâl kılınmış şeyler­den sayılır. Çünkü Resülullah (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) bu hüküm­leri beyân buyurmuştur. Kur’ân-ı Kerimin yukardaki âyeti ve ben­zeri âyetler Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘e itaat etme­yi emreder. Şu halde bu hükümler Kur’ân ile sabittir. Sâde yağın he­lâlliği Buhâri ve Müslim’in rivayet ettikleri hadisle sabittir. Peynir’in helâlliği da Ebû Davud’un rivayet ettiği hadîsle sabittir.

Yabani eşek eti ve tabaklanan deri ile ilgili hükümler de yukarda numaraları verilen hadislerle sabittir.

Hadis bu şekilde yorumlanınca; sâde yağ ve peynir ile yabani eşek eti veya derinin elbise olarak kullanılması hükümleri Allah’ın söz konusu etmediği hükümlerden sayılmaz. Keza, hadisten maksad anılan bu şeylerin, sözü edilmeyen neviden olduğunu bildirmek de­ğil, maksad, helâl ve haramı tanımak için genel bir kural koymaktır.

Durum bu olunca bu hadîs;

“Allah, şüphesiz size bâzı şeyleri emretmiştir. Siz bunları yerine getiriniz. Bazı şeyleri de size yasaklamıştır. Bunlardan da sakınınız ve katından bir rahmet olarak bâzı şeyler (in helâl veya haramlığın)-dan söz etmemiştir. Artık siz de o şeyleri sormayınız” hadîsine muva­fık olur.

Hadis, haramlığı hakkında bir hüküm bulunmayan şeylerde asıl olanın helâllik olduğuna delâlet eder.

Ş e v k â n i de, en-Neyl’de: Helâl ve haram kılma hükümlerinin Kur’ân-ı Kerime inhisar ettiğine delâlet eden bu ve benzeri hadis­lerden maksad, Kur’an-i Kerim’de bulunan özel hükümler yanında genel hükümler ve işaretler, eşyaların helâllığına veya haramlığına delâlet eder. Maksad şu olabilir.- Hükümlerin çoğu, Kur’an-ı Kerim’de açık veya kapalı biçimde bulunur. “Bana Kur’ân-ı Kerîm ve onunla beraber onun misli verildi” mealindeki sahih hadis bunu gösterir, der.[133]

61- Meyveler Yemek Babı

3368) “… Kuman bin Beşîr (Radtyallâhü anhümâ)’dan; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e Tâif’ten bir mlkdar

(yaş) üzüm hediye edilmişti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni çağırarak:

«Şu salkımı al da anana ulaştır» buyurdu. Ben de üzümü anama ulaştırmadan önce yedim. Birkaç gece sonra Resûl-i Ekrem (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) bana:

«Üzüm salkımı ne oldu, onu anana ulaştırdın mı?» diye sordu. Bende:

Hayır (anama ulaşmadı), dedim. Numân demiş ki Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana ğuder (vefasız), dedi.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup râvlleri sıka, güvenilir zâtlardır. Fakat Peygamber (S.A.V.)’den olan rivayette burada anlatıla­nın aks! anlatılmaktadır. Şöyle ki: O rivayete göre Nıımân’ın anası Numan’Ia Pey­gamber (SAV.)’e (yaş) üzüm gönderir. Numân da üzümü Peygamber (S.A,V.)’e ulaştırmadan önce bir mikdarını yer. Sonra üzümü getirince Resûl-i Ekrem (S.A.V.) onun kulağından tutup ona :

«Yâ Güder» (yâni emânete hıyanetle vefasızlık eden), buyurdu ve: «Kişi sev* beraberdir.» buyurdu.

Olay ihtilaflıdır. İki ayrı olay olması da muhtemeldir.

3369) “… Talha (Radtyallâhü ö»*)’den; Şöyle demiştir: Bir gün ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yanına girdim. Elinde ayva vardı. Buyurdu ki i Bunu al (ye), ey Talha. Çünkü ayva, şüphesiz gönülü rahatlatır.”

Not: Zevâid’de söyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdülmelik ez-Zübeyrl bulunur. Bu râvi meçhuldür. EI-MüzzI, el-Etrâfta ve Zehebİ de el-Kaşirte Ebû Satdln d« »ayıf olduğunu söylemişlerdir.[134]

62- Yüzükoyun Yatarak Yemek Ye\Fenin Yasaklığı Babı

3370) “… Sâlim’in babası (Abdullah bin Ömer) (Radtyallâhü anhüm)’-den rivayet edildiğine göre :

BesûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) .adamın yüzükoyun ya­tarak yemek yemesini yasaklamıştır.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem

Yemekler Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Sünen-i İbn Mace | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.