Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Az Bulutlu
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Pts 21°C
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C

Namaz Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Namaz Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Namaz Bölümü – Sünen-i İbn Mace

1 – Namaz Vakitleri Bâbları

667) Büreyde (bin El-Husayb) (Radıyallâhü anh)’âen rivayet edil­diğine göre şöyle söylemiştir :

Bir adam. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e gelerek kendisine (beş) namaz (in) vakit deri) ni sordu. Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) ona:

«Bu iki gün bizimle beraber namaz kıl.» buyurdu. Güneş (gök ortasından batıya doğru) zevala varınca Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve SellemJ Bilâl (Radıyallâhü anh)’a emretti. Bilâl (Radıyallâhü anh) da ezan okudu. Sonra emretti. O da öğle namazı için ikamet getirdi. Sonra ona emretti. O da Güneş henüz yüksek ve bembeyaz iken ikindi namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. O da Güneş battığı zaman Akşam namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. O da şafak battığı zaman yatsı namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. Oda Fecir doğduğu zaman, sabah namazı için ikamet etti. İkinci gün olunca ona emretti. O da öğle için ezan okudu da öğle na­mazını serinliğe bıraktı. Hem de hava iyice serinleyinceye kadar ge­ciktirdi. Sonra güneş henüz yüksek iken ikindi namazını kıldı. İlk günkü vakitten sonraya tehir etmiş oldu. Daha sonra şafak batma­dan önce akşam namazını kıldı. Yatsı namazını da gecenin üçte bi­ri geçtikten sonra kıldı. Sabah namazını da, ortalık iyice aydınlan­dıktan sonra kıldı. Daha sonra :

-Namaz vakit(leri)ni soran kişi nerededir?» buyurdu. Adam da.-Ben (buradayım) Yâ Resûlallah! deyince, O:

«Namazınızın vakti, gördüğünüz süreler arasıdır.- buyurdu.” [1]

İzahı

Bu hadisi Müslim ve Tirmizî de rivayet etmişler;Tirmizî, bunun hasen – garib – sahîh olduğunu söylemiştir.

Nevevi,hadîsin muhtevasıyla ilgili olarak şöyle der:

1 — Her namaz için bir fazilet vaktinin bir de ihtiyar vaktinin bulunduğu;

2 — Akşam namazı vaktinin, şafak batmçaya kadar devam et­tiği;

3 — Kuvvetli bir maslahat için namazın ilk vakit faziletini bı­rakarak ihtiyar vaktinin son anına kadar tehirinin meşruluğu;

4 — Şer’î bir hükmün açıklanmasının ihtiyaç zamanına kadar bekletilmesinin câizliği;

5 — Şer’î bir hükmün sözle olduğu gibi, fiil ile de açıklanabi­leceği gibi hükümler hadîsten anlaşılıyor.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in:

«Namazınızın vakti, gördüğünüz süreler arasıdır.» hitabı soru sahibine ve diğerlerinedir. Fıkranın mânâsı ise şudur: Her namaz; iki günde ayrı ayrı vakitlerde kılınmakla, her namazın vaktinin baş­langıç ve nihayeti gösterilmiş oluyor. İkinci gün namaz kılman va­kit, ihtiyar vaktinin sonunu açıklamak içindir. Yatsı namazının, ge­cenin üçte birisi geçince kılınmasıyla, ihtiyar vaktinin bitiminin bu olduğu anlaşılıyor. Müs1im’in rivayet ettiği Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anh)’m hadisinde ise gece yarısı olun­ca yatsı namazı kılındığı bildirilmiştir. Buna göre ihtiyar vakti ge­ce yarısına kadar devam eder. Âlimler, hangisinin kuvvetli olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şafiî’ nin bir kavline göre ge­cenin üçte birisine, diğer kavline göre yatsı namazının vakti gece­nin yansına kadar devam eder. İkinci kavli daha sıhhatlidir.

(Hanefî âlimlerine göre yatsıyı, gecenin üçte birisinin biti­mine kadar tehir etmek müstehabtır.)

Ebül’Abbas bin Şüreyh: Ne rivayetler arasında ne de Şafii’ nin iki kavli arasında ihtilâf yoktur. Çünkü maksad, gecenin üçte birisinin bitimi, yatsının ihtiyar vaktinin başlangıcıdır. Gecenin yansının bitimi de, ihtiyar vaktinin nihayetidir. Rivayetler arası böylece bulunur, demiştir.Ebü’l-Abbâs’in söylediği bu söz, hadîslerin lafızlarının zahirine uygundur. Çünkü Abdul­lah bin Amr (Radıyallâhü anh)’m hadîsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in:

«Yatsının vakti gece yarısına kadardır buyruğunun zahiri ge­ce yansının, ihtiyar vaktinin nihayeti olduğudur.

Büreyde ve EbûMûsa’ nin hadîsine göre. Peygam­ber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaz vakitlerini soran adama ve başkalarına öğretmek üzere ikinci gün, yatsı namazına gecenin üçte birisi bittikten sonra başladığı bildirilmiştir. O halde buna gö­re yatsının ihtiyar vakti gece yansına yakın bir zamana kadar devam eder. Böyle yorum yapmakla, bu konuda vârid olan fiilî ve kav­li hadîslerin araları bulunmuş olur.»

İkinci gün öğle namazının hava serinleyinceye kadar tehir edil­diği ve ikindi namazının da birinci güne nisbeten tehir edildiği bil­diri İmiş tr. Tuhfetü’l-Ahvezî yazarı bu ifâdelerde kasdedilen mânâ şudur, der:

‘tik gün, her şeyin istiva (= Güneş gök ortasında olduğu) zama­nındaki gölgesinden başka gölgesi o şeyin boyu kadar uzanınca Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ikindi namazını kılmış, ikinci gün ise, gölge o şeyin boyunun iki katı kadar uzanınca ikindiyi edâ etmiştir.’

İkinci gün Öğle namazının serinliğe bırakıldığı bildiriliyor. Fa­kat buradaki rivayette tehir süresi belirtilmemiştir. Müslim, Ebü Dâvûd, Nesâi ve Beyhakî’ nin Ebu Musa El-Eş’âri (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet ettikleri benzer hadîs­te ikinci günkü öğle namazının, ilk günkü ikindi namazının kılındı­ğı zamana yakın bir vakitte kılındığı bildirilmiştir. Böylece serinli­ğe bırakılması durumu da açığa kavuşmuş olur.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘e namaz vakitlerini so­ran kişinin ismi bildirilmemiştir.

668) lbn-i Şihâb (Radtvaltokü ‘den rivayet edildiğine göre

Kendisi Medine i Münevvere Emİri Ömer bin Abdü’l Aziz[2] (Radıyallâhü anhümâVnın döşekleri üzerinde oturuyormuş. Yanın­da da Urve bin Ez-Zübeyr (Radıyallâhü anh) bulunuyormuş. Emir Ömer (Radıyallâhü anh), ikindi namazını biraz tehir etmiş. Bunun üzerine Urve Ona:

Dikkatli ol. Şüphesiz Cibril (Aleyhisselâm) indi de Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e imam olarak namaz kıldırdı demişi Ömer (Radıyallâhü anh)’de ona:

— Ne söylediğini bil ya Urve, deyince Urve de şöyle demiştir i

— Ben, Beşîr bin Ebî Mesudu dinledim. Diyordu ki t Ben (ba­bam) Ebû Mesudu tUkbe bin Amr El-En sâri) dinledim diyorduk! t Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘i şöyle buyururken din­ledim *

«Cibril, indi de bana imam oldu. Ben de onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım.» Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) böyle buyururken beş namazı mübarek parmaklarıyla hesaplıyordu.” [3]

İzahı

Ebû Mes’ud (Radıyallâhü anh)’a âit hadîs kısmını B u -hâri. Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî, Beyhakî, Tahavi ve Darekutni bâzı lafız farklarıyla rivayet et­mişler. Mâlik ve Ahmed de tahriç etmişlerdir.

El-Menhel yazarı, hadîsin izahı ile ilgili olarak aşağıdaki ma’lu-matı vermiştir:

Buhâri’ nin bir rivayetinde belirtildiği gibi Ömer bin Abdü ‘1 – Aziz ( Radıyallâhü anh) bir gün ikindi namazını, müs-tahab olan ilk vaktinden biraz tehir etmiştir. Buradaki rivayette bu­na işaret eder. Yoksa Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in namaz gecik­tirmeyi itiyad hâline getirdiği söz konusu değildir.Urve (Radir yallâhü anh) ‘nin duruma müdahalesinin sebebi Cibril (Aley-hisselâm)’in Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)’e namaz kıl­dırdığı fazilet vaktinin kaçırılması idi.

Kadı Iyaz: ‘Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in ikindiyi tehir etmesi, bir mazeretten dolayı değilmiş. Çünkü Urve’ nin itirazı üzerine Ömer (Radıyallâhü anh) bir özür beyan etmemiştir. Na­maz fazilet vaktinin tahdidini bile bile kasden geciktirmesi de söz konusu değildir.Ömer (Radıyallâhü anh) bu tehirin câizliğini sandığı için böyle yapmıştır. Zâten hadiste belirtildiği gibi geciktir­me olayı bir defa vuku bulmuş, yâni itiyad hâline getirilmiş değil­di. Hal böyleyken eğer namazı ihtiyar vaktinden sonraya bırakmışsa, Urve’ nin itirazı ve müdahalesinin sebebi açıktır. Çünkü-emir değil, avam tabakasından olan bir müslüman dahi, namazı bu kadar tehir etmemelidir. Şayet Ömer (Radıyallâhü anh) cemâat için sünnet olan fazilet vaktini kaçırmış olmakla beraber, henüz ih­tiyar vaktinde iken Urve (Radıyallâhü anh) uyarıda bulunmuş ise bunun sebebi Ömer (Radıyallâhü anh) gibi bir şahsiyetin örnek oluşudur. Onun bu davranışı, toplum için bir mesned edilebi­lir endişesiyle Urve itirazda bulunmuştur.

Emir Ömer (Radıyallâhü anh), Cibril (Aleyhisse-lâm)’in namaz vakitlerini sınırlandırdığını bilmemiş olabilir. Çün­kü insanın bütün hadîsleri bilmesi mümkün değildir,’ demiştir.

El-Kurtubİ: Ömer bin Abdülaziz (Radıyal­lâhü anh) ‘in faziletine uygun olan yorum şudur ki: Ömer (Ra­dıyallâhü anh) o gün ikindi namazını en faziletli vakitten sonraya bırakmış, kendisi önder olduğu için namazı tehir etmesiyle bu ha­lin sünnet olduğu sanılmasın diye Urve müdahale etmiştir, de­miştir .

Nevevi de, Müs1im’in şerhinde: ‘Ömer (Radı­yallâhü anh), ikindiyi tehir edince Urve (Radıyallâhü anh) iti­razda bulunmuş. El-Muğire bin Şu’be de Küfe’de bir defa tehir edince Ebû Mes’ud El-Ensârî, itiraz et-miş; ikisi de Cibril (Aleyhisselâm)’in imamlık mes’elesini de­lil göstermişlerdir.Ömer (Radıyallâhü anh) ve E1-Muğîre’nin geciktirmeleri ya Cibril hadisinin kendilerine ulaşmama­sından ya da vakit çıkmadıkça, tehirin câizliği görüşünde olmala­rındandır. Nitekim bizim mezhebimiz ve cumhurun mezhebi de bu­dur. Urve ve Ebû Mes’ud’un Cibril (Aleyhisse­lâm) ‘in hadisini delil göstermelerine gelince, Ebû Dâvûd ve Tirmizi sünenleri ile başka kitablarda Ibn-i Abbâs (Ra­dıyallâhü anh)’in ve başka sahâbilerin rivayeti ile sabit olduğu gi­bi Cibril (Aleyhiseslâm), beş vakit namazı iki defa iki günde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e imam olarak kıldırmış-tır. ilk gün beş vakit namazı, ilk vakitte kıldırmış, ikinci gün ise ih­tiyar vaktinin sonunda kıldırmıştır. Hal bu olunca, Cibril (Aley­hisselâm) ‘in hadîsi, Urve ve Mes’ud (Radıyallâhü anh) tarafından nasıl delil gösterilmiştir? Bu soruya şöyle cevab verilebi­lir Ömer (Radıyallâhü anh) ve El-Muğire (Radıyalîâ: hü anh) ‘nin ikindiyi ihtiyar vaktinden çıkarmış olmaları muhtemsl dir. İkindinin ihtiyar vakti, bir cismin istiva anmdaki gölgesinden başka, o cismin boyunun iki katı kadar uzaması zamanıdır.’ demiş­tir.

Urve’ nin : «Dikkat et.» sözü, Ömer (Radıyallâhü anh) ‘e uyan mahiyetindedir. Ömer (Radıyallâhü anhî’in de ona. söy­lediği : «Ne söylediğini bil…» sözünden maksad: «Gafil olarak bir şey söyleme. îyi bellediğin ve güzelce zabtettiğin hadisi naklet.» de­mektir. Şafiî1 nin Süfyân aracılığıyla Zühri’ den yap­tığı rivayette Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in sözü şöyledir: «Ey Urve! Allah’tan kork ve söylediğin söze dikkat et.»

Râfii: Urve (Radıyallâhü anh) gibi bir zât itham edile­mez. Ömer (Radıyallâhü anh)’in maksadı, Urve (Radıyal­lâhü anh)’nin ihtiyatlı davranması ve iyice düşünüp hatırladıktan sonra hadîsi rivayet etmesi, yanılma ve unutma gibi, insana arız olan durumlardan kaçınmasıdır, demiştir.

Ömer (Radıyallâhü anh)’in bu sözü, Urve (Radıyallâhü anh) için bir ikazdır. Bu ikaza ihtiyaç duyulmasının sebebi de, Urve (Radıyallâhü anh) ‘nin sened zikretmeden doğrudan doğruya: «Cibril İndi…» diyerek hadis rivayetine girişmesidir. Nitekim ikaz­dan sonra Urve (Radıyallâhü anh); hadisi senediyle beraber ri­vayet edince, Ömer (Radıyallâhü anh) kanaat getirmiştir.

Bu iki zât arasında cereyan eden olay, âlimlerin emirlerin yanı­na gitmeleri ve dîne aykırı gördükleri işlerde itiraz etmeleri, ihtilâf hâlinde sünnete baş vurma gerekliliği gibi hükümler vardır. [4]

2­­– Sabah Namazının Vakti Babı

669) Âişe (RadtyaUâkü anhâ)yden rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Mü’min kadınlardan bazıları Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) ile beraber sabah namazını kılarlardı. Sonra evlerine döner­lerken, alaca karanlıktan dolayı kimse onları tanımazdı.” [5]

İzahı

Bu hadîsi Buhâri, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâİ ve Beyhakî de muhtelif senedlerle ve az la­fız farkıyla rivayet etmişlerdir.Buhâri, Müslim ve bazı sünen sahiplerinin rivayetlerinde Kadınlar çarşaflarına bürünerek…» kaydı mevcudtur. Ebû Mesut ve oğlu Beşir (R.A)’in Hal Tercemeleri

Ebû Mes’ud Ukbe bin Amr bin Salebe EI-Ensârf sahabi olup Peygamber (S^A.V.)’aen nacns rivayet etmiştir. Kendisinden de oğlu Besİr, Ebû Vâİl. Alka­rna, Ebtil-Ahvas, Kay s bin Ebi Hâzim ve başkaları rivayet etmişlerdir. Sahih kav­le göre Bedir savaşına katılmıştır. Onun için Buhâri onu Bedir ehlinden saymış, Müslim de Bedir’de bulunduğunu söylemiştir, tbn-i Sa’d, onun Uhud ve daha sonraki savaşlarda bulunduğunu söylemiştir. Hicretin 40. yılı vefat ettiği söylen­miştir.

Oğlu Beşlr ise, Buhâri, Müslim, tbn-i Hibbân ve Ebû Hatem tarafından tabii­lerin sikaları arasında zikretmiştir. El-lclİ de, onun sıka bir tabii olduğunu söyle­miştir, tbn-i Müneddeh ise, onun sahfibllik şerefine kavuştuğunu söylemiştir. Ken­disi babasından rivayette bulunmuştur. B&vileri ise oğlu Abdurahman, Urve bin Ez-Zübeyr, Yûnus bin Meysere ve Hilal bin Cebr’dlr. Buhâri, Müslim ve tbn-i M&-ceh onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (BH-Menhel, Cild 3, SahJfe : 292-293)

Gales: Alaca karanlık, demektir.

Taglis : Alaca karanlıkta sabah namazını kılmak, demektir.

671 nolu hadîste geçecek olan «İsfâr» sabah namazını ortalık ay­dınlanınca kılmaktır. Şafiî, Ahmed ve İshak’a göre «İsfâr» tan yerinin iyice ağarması demektir.

Sabah namazının alaca karanlıkta kılındığı ye cemâate giden kadınların, namazdan çıkınca bu karanlık henüz devam ettiği için kimsenin onları tanımadığı bu hadîste ifâde edilmiştir.

Tirmizî’ nin şerhi Tuhfetü’l-Ahvezî yazan, El-H&fız tbn-i Haceri’l-Askalani Fethü’l-Baride şöyle dediğini «Tağlîs» babında nakletmiş tir:

«Davudi: «Alaca karanlıktan dolayı kimse onları ^ımnv. di.» fıkrasının mânâsı şudur: Bakan adam, onların kadın mı, erkek mi olduklarını bilemezdi. Çünkü, sadece, karaltılar görürdü, demiş­tir.

Bâzıları: Bu fıkradan maksad, geçen kadınların Hatice mi Zeyneb mi diye şahsen taninmamalarıdır, demişlerdir. Nevevî: Örtülü kadın gündüzde şahsen tanınmaz. Burada alaca karan­lığın henüz devam ettiği bildirilmek isteniyor. Camiden dönen ka­dınların örtülü oldukları için şahsen tanınmamaları, örtülerinden dolayıdır. Bu nedenle söylenen bu yorum, bir mânâ ifâde etmez de­miştir.

Hâfız: Eğer fıkradan maksad, bunların erkekler mi, kadın­lar mı olduklarının bilinmemesi olmuş olsaydı, fıkrada tanımak an­lamım ifade eden «Ma’rifet» fiili yerine, anlamını ifâde eden «İlim» fiili kullanılacaktı. «Ma’rifet» fiili kullanıldığı için, fıkradan maksad kadınların şahsen tanınmamalarıdır. Nevevî’ nin: «Örtülü kadınlar gündüz ıJe şahsen tanınmazlar» sözüne itiraz edilir. Çünkü genellikle kadınlar giyinişleri, yürüyüşleri ve genel durumlarıyla bir­birlerinden ayırt edilebilirler, demiştir.

EI-Bâcî de: Hadîs, o kadınların yüzlerinin açık olduğuna delâlet eder. Çünkü yüzleri kapalı olsaydı karanlıktan dolayı de­ğil, kapalı oluşlarından dolayı tanınmamış olurlardı, demiştir.Nevevî’ nin sözüne yapılan itiraz, E1-Bâc î’ nin sözüne de ya­pılır.

Ebü Berze (Radıyallâhü anh)’nin:

«Adam, yanında oturan kişiyi tanıyabildiği bir aydınlık olunca,

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazından dö­nerdi.» mealindeki hadîsi, Âişe (Radıyallâhü anhâ)”nin hadîsi­ne ters düşmez. Çünkü adamın, yanında oturan adamı tanıması baş­ka bîr şeydir, sokaktan geçen örtülü kadını tanımaması başka bir şeydir.»

Tirmizî, bu hadîsi rivayet ettikten sonra şöyle der:Aişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nin hadisi hasen – sahih bir hadistir. Sahâbilerden Ebû Bekir (Radıyallâhüanh) ve Ömer (Ra­dıyallâhü anhJ’in dâhil olduğu bir kısım âlimler ve onlardan sonra gelen tabiî âlimlerin bir kısmı, sabah namazını alaca karanlıkta kıl­mayı tercih etmişlerdir. Şafiî, Ah me d ve İshak da sa­bah namazında tağlisi müstahab görmüşlerdir.’

El-Menhel yazarı da ‘Sabah Vakti’ babında rivayet olunan bu ha­dîsin açıklamasını yaparken şöyle der :

«Hadîs, sabah namazını tan yeri ağardık tan hemen sonra kılma­nın müstahab olduğuna delâlet eder.Mâlik, Şafiî,Ahmed, İshak, Ebû Sevr, El-Evzâî, Dâvûd bin Ali ve Taberi böyle demişlerdir.Ömer, Osman, îbn-i Zübeyr, Enes, Ebû Musa ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhüm)’den rivayet olunan kavil de budur. E1-Hâzimi,bu kavli Hulefâ-i Râşidin’ den kalan Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ile Ali (Radıyallâhü anh)’-den, ayrıca Ebû Mes’ud-i Ensâri ve Hicaz ehlin­den rivayet etmiştir.

Bu âlimler, Âişe (Radıyallâhü anh)’nin bu hadîsini, Ebû Mes’ud’un şu mealdeki hadîsini ve benzer sahih hadisleri delil olarak göstermişlerdir:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sabah namazını, bir defa alaca karanlıkta kıldı. Başka bir defa ortalık aydınlandıktan sonra kıldı. Ondan sonra, vefat edinceye kadar tağlis etti. Yâni dai­ma alaca karanlıkta kıldı. Hiç isfara dönmedi.» Âlimler, ayrıca «Hay­rat için yarışınız» ve «Rabbinizin mağfiretine koşuşunuz.» âyetlerini de delil göstermişlerdir.

Ebû Hanife, arkadaşları, Sevri ve Irak âlimle­rinin ekserisi sabah namazında isfârın afdal olduğunu söylemişlerdir. Ashabtan Al i ve Ibn-i Mes’ud (Radıyallâhü anhümâ) ‘-dan da bu kavil rivayet edilmiştir .

Bu görüşteki âlimler Râfi’ bin Hadîc’in (672 nolu) hadisini delil göstermişlerdir. Bir de Buhârî ve Müslim’in İbn-i Mes’ud (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet ettikleri şu meal­deki hadise dayanmışlardır:

«Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i her hangi bir namazı vaktinden başka bir zamanda kılarken görmedim. Yalnız şu iki namazı gördüm. (Müzdelife’de akşam ve yatsı namazını beraber kıldı. Ve o gün sabah namazını vaktinden önce kıldı.)» Bu âlimler: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in sabah namazını fecir doğmadan Önce kılmadığı malûmdur.O gün sabah namazını fecir doğduktan sonra, henüz ortalık aydınlanmadan kılarak tağlis etmiş­tir. Şu halde hadîs. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in baş­ka zaman tağlis etmediğine delâlet eder. îsfar, cemâatin çoğalma­sına, safların dolmasına ve nafile namaz için geniş bir zamanın ve­rilmesine vesile olduğu için daha faziletlidir, demişlerdir.

Diğer âlimler şöyle cevab vermişlerdir: Râfi’ bin Hadic (Radıyallâhü anh)’in hadîsindeki isfâr’dan maksad, tan yerinin iyi­ce ağarması ve belirgin olmasıdır.Râfi’in hadisindeki:

•Şafak iyice zuhur ettikten sonra sabah namazını edâ etmenin ecri daha büyüktür.» fıkrası, isfânn böyle yorumlanmasına engel değildir. Çünkü buna göre isfârdan önce sabah namazı kıhnabiliyorsa da ecri daha azdır. Çünkü kişinin vaktin girdiğini kesin olarak bil­memekle beraber, kuvvetli zan ile kanaat ettiği zaman namaza dur­ması caizdir ve ecri vardır. Eğer fecrin doğduğunu belirgin bir hal­de müşahede ettikten sonra namaza durursa daha afdaldır ve ecri daha büyüktür. Yahut isfâr emri mehtablı gecelere mahsustur. Çün­kü fecrin doğuşu, mehtablı gecelerde ilk anlarda belirgin olmuyor. Böyle gecelerde ihtiyar olmak üzere isfarla emrolunmuşlar, denile­bilir.

Ibn-i Mes’ud (Radıyallâhü anh) ‘un hadîsine de şöyle ce­vap verilmiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem) şâir za­manlarda, fecir doğduktan sonra cünüb adamın guslünü yapabile­ceği ve abdestsizin abdest alabileceği bir süre bekledikten sonra sa­bah namazını kılmayı itiyat hâline getirmişken; Müzdelife gecesi sabah olunca Hac menâsikine genişçe bir vaktin ayrılması için, mutadından önce sabah namazına durmuştur.

Tahavİ «Tağlis hadisleri» ile «İsfâr hadîsleri»nin arasını bul­mak için şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) alaca karanlıkta sabah namazına başlar ve kıraatim uzatarak, or-

talik aydınlandıktan sonra namazdan çıkardı.Tahavi: Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nin hadîsi, sabah namazında kıraati uzatma em­rinden önce idi. Bu nedenle Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nin hadîsi mensuhtur, demiştir. Fakat Tahavi’ nin m en şuhluk dâvası mes-nedsizdir. Tirmizî1 nin : Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nin hadî­si hasen – sahihtir. Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhü an-hümâ)’nın dâhil olduğu bir grup sahâbi ve onlardan sonra gelen ta­biîler, bu hadiste beyan edildiği gibi sabah namazında tağlisi seç­mişlerdir, şeklindeki sözü, hadisin mensuh olmadığını takviye eder. Çünkü, eğer mensuh olmuş olsaydı nesih durumunu herkesten daha iyi bilen bu büyük zatlar tağlisi tercih etmiyeceklerdi. Âişe (Ra­dıyallâhü anhâ)’nin hadîsinin bâzı hallere âit olduğu umulur. Çün­kü delillerin zahirine göre çoğu zaman Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) karanlık varken sabah namazına başlıyormuş. Bazen, henüz aydınlık olmadan namazdan çıkarmış ki Aişe (Radıyal­lâhü anhâ)’nin hadîsi buna delâlet ediyor. Bazen ortalık aydınlan­dıktan sonra namazdan çıkarmış ki Ebû Berze’ nin hadîsi buna delâlet eder. Kıraatin uzunluğuna ve kısalığına göre bu deği­şik durumlar oluyormuş. Çünkü sabah namazında bazen altmış âyet, bazen de yüz âyet okuyormuş.

Yukarıdan beri verdiğim bilgileri okuduktan sonra tağlîs görü­şünün delilleri sıhhatli ve daha kuvvetli olduğu için bu kavil daha racihtir. [6]

Hadisten Çıkarılan Fıkıh Hükümleri

1 — Sabah namazını alaca karanlıkta kılmak daha efdaldır.

2 — Bir fitne endişesi olmadığı takdirde kadınların geceleyin na­maz için camiye gitmeleri caizdir.

3 — Meşru bir amaçla evlerinden çıkan kadınlar iyice örtünme-lidirler.

670) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü ankyden rivayet edildiftine göre Re-sûlullah (SallaUakÜ Aleyhi ve Sellem) I

«… Bir de sabah namazı kıl. Çünkü şüphesiz sabah namazına şâhidlik edilmiş olur.[7] mealindeki âyet bölümünü okuyup buyur­du ki t

«Gece ve gündüz melekleri, sabah namazında hazır bulunurlar. [8]

İzahı

Bu hadîs de sabah namazında tağlisin isfâr’dan daha afdal ol­duğuna delâlet eder. Fahr-ı Râzi bu âyetin tefsirinde şöyle der: ‘Bu âyet, tağlisin isfardan daha efdal olduğuna delâlet eden ke­sin ve kuvvetli bir delildir. Çünkü insan, fecir doğduktan hemen son­ra sabah namazına başlayınca, gece karanlığının bir kısmı henüz kal­dığı için gece melekleri hazır bulunur. Sonra uzun kıraat ile namaz uzatılınca karanlık gider ve aydınlık zuhur eder. Bu kere gündüz melekleri de hazır bulunmuş olur. Böylece hem gece hem gündüz melekleri sabah namazında hazır bulunmuş olurlar. Fakat isfar vak­tinde sabah namazına başlandığı zaman artık gece melekleri kalma­dığı için, âyette anlatılan mânâ hâsıl olmamış olur. Böylece âyet, sa­bah namazının ilk vaktinde kılınmasının daha efdal olduğuna delâ­let eder.1

Sindi de : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in «Ge­ce ve gündüz buyruğu, âyetteki «Şüphesiz sabah namazına…» ilâhi nazmın tefsiridir. Müellif, bu hadisi burada zikretmekle, mer-fû olan bu tefsir ile sabah namazında tağlis etmenin uygunluk hük­münü çıkarmak mümkündür. Çünkü şer’İ gündüz, alaca karanlığın bitmesiyle başlar ve gündüz meleklerinin inişiyle gece meleklerinin dönüşü zahiren bu vakte rastlar, tki grup meleğin sabah namazında içtimâ etmeleri namazın bu vakitte kılınmasını gerektirir. Bu hadîs­ten tağlis hükmünün çıkarılması, ince bir istinbatdır, demiştir.

671) Muğîs bin Sümeyye [9] (Radtyailâhü anh)’den rivayet edildi­ğine göre şöyle demiştir:

Ben, Abdullah bin Ez-Zübeyr (Radıyallâhü anhümâ) ile beraber sabah namazını alaca karanlıkta kıldım. Abdullah (Radıyallâhü anh) selâm verince ( = biz namazdan çıkınca) ben (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘ya dönerek t Bu namaz nedir? diye sordum, tbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) : (Tağlisle kılınan) bu namaz bi­zim Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem) ile beraber ve Ebû Be­kir ile Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ile beraber kılageldiğlmiz nama-zumızdır. Ömer (Radıyallâhü anh) (tağlisle kıldırdığı sabah nama­zında) vurulunca, Osman (Radıyallâhü anh) sabah namazını isfar-da kıldı, (ortalık aydınlanınca kıldı.) diye cevap verdi.” [10]

İzahı

Hadiste belirtildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) zamanında ve Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ile Ömer (Radıyallâhü anh)’in hilâfetleri devrinde sabah namazında tâğlise devam ediliyormuş. Hz.Ömer (Radıyallâhü anh) henüz orta­lık karanlıkken sabah namazını kıldırdığında şehid edilince, katilin karanlıktan faydalandığı nedeniyle halife Hz.Osman (Radı­yallâhü anh) ortalık aydınlandıktan sonra sabah namazına durma­yı tercih etmiş ve anılan maslahat nedeniyle sahâbîler deHz. Os­man (Radıyallâhü anh)’a muvafakat etmişlerdir. Çünkü güven­lik bakımından isfar, tağlisten daha iyi görülmüştür.Tahavi’ nin rivayet ettiğine göre İbrahim En-Nahâi: Sahâbîler is­far üzerinde ittifak ettikleri kadar hiç bir şey üzerinde ittifak etme­mişlerdir, demiştir. Sindi: ‘İbrahim, Osman (Radıyal­lâhü anhümâ) ‘in hilâfeti vaktinde uygulanan isfarı kasdetmiştir. Hal­buki belirtilen maslahat nedeniyle yapılan isfar uygulanması, tabii­sin mensuhluğuna delâlet etmez. Bilâkis varlığını te’yid eder, de­miştir.

Zevâid’de hadîsinin isnadının zayıf olduğu bildirilmiştir. Sindi, Zevâid’den naklen bu bilgiyi verdiğine göre hadis Kütüb-i Sit-te’den yalnız sünenimizde rivayet olunan Zevâid kısmındandır.

672) Râfi’ bin Hadic (Radtyailâhü anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

«Fecir doğunca hemen sabah namazını kılınız. Çünkü şüphesiz, o anda sabah namazını kılmanın sevabı daha çoktur.»” [11]

İzahı

Tirmizi, Nesâi ve Ebü Dâvûd da bu hadîsi.ri­vayet etmişler; Tirmizİ, bunun hasen-sahîh olduğunu da söyle­miştir. Tirmizi’nin rivayetinde hadisin lafzı;

«Şafak aydınlanınca sabah namazını kılınız.» diye başlar. Tir­mizi, bu hadîsi isfar babında açmış ve hadîsi rivayet ettikten sonra: ‘Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in ashabından ve tabiilerden bâzı ilim ehli sabah namazında isfar etmenin daha fazi­letli olduğunu söylemişlerdir. Süfyân-ı Sevrİ de bununla hükmetmiştir. (Bunlar, hadisteki isfar ile ortalığın aydınlanmasının kasdedildiğini söylemişlerdir. Şafiî, Ahmed ve İshak’a göre hadîsteki isfann mânâsı, fecrin doğduğunun iyice anlaşılması ve en ufak bir şüphenin kalmamasıdır. îsfar’ın mânâsı sabah nama­zının ortalık aydınlanıncaya kadar tehir edilmesi demek değildir, de­miştir.

Süyûti: îbn-i Mâceh sünenindeki Râfi’ bin Hadiç’in hadis lafzının; diye başlamasın­dan anlaşılıyor ki, diğe rivayette geçen; ifâdesi ile aynı mânâ kasdedilmiş ve hadîs mânâ itibariyle rivayet edilmiş olur. Yâni her iki rivayetle kasdedilen mânâ, sabah namazını ortalık aydinlanıncaya kadar tehir etmek değil, maksadtan yeri ağarın-ca hemen sabah namazına durmaktır.’ demiştir.

Sindi, Süyûtî’ nin sözünü naklettikten sonra : ifâdesinin, hadîsi mânâ itibariyle rivayet etmek mâhi­yetinde olduğunun belirlenmesi, delile muhtaçtır. Çünkü bunun ak­si de olabilir: Yâni: Bu rivayet asıldır, «Asbihû Bi’l Subhi» ifâdesi, hadîsi mânâ itibariyle rivayet olabilir. Evet, sabah namazında isfa-rın müstahab olduğu görüşündeki âlimlerin isfâr rivayetini delil gös­termeleri kabule şayan değildir. Çünkü diğer rivayetin asıl olması ve isfar rivayetinin, râvinin bir tasarrufu olması muhtemeldir. Na­sıl ki, sabah namazında tağlisin müstahablığım söyleyen âlimlerin «Asbihû» rivâyetiyle istidlal etmeleri de tam değildir. Çünkü ‘İsfar’ rivayeti asıl olabilir, ‘İsbah, rivayeti râvinin tasarrufudur, denilebilir. Ancak şu var ki tağlis delillerine uygun olanı «İsbah» rivayetidir. Tağlis delilleri çoktur. İsfar rivayetinden başka isfar delili yoktur. Hadîsler arasında çelişkinin olmayışı asıldır. Bu nedenle diğer delil­lere muvafık olan «İsbah» rivayetinin asıl olması ve «İsfar» lafzının, râvinin tasarrufu olması açıktır.

Şu var ki «İsbah» rivayetine göre, «Sabah olunca sabah namazı­nı kılmanın sevabı daha çoktur.» Şu halde sabah olmadan sabah na­mazını kılmak da caizdir. Ve onun da sevabı vardır, gibi yanlış bir mânâ çıkabilir. Bu sakınca şöyle bertaraf edilebilir: Hadisin mânâ­sı tan yeri iyice ağarınca ve fecrin doğduğu hususunda en ufak bir şüpheye yer kalmadan, kesinlikle sabah olduğunu bildiğiniz zaman sabah namazına durmanızın sevabı daha çoktur. Bununla beraber, fecrin doğduğuna kuvvetle kanaat getirdiğiniz zaman, ufak bir şüp­heniz olsa bile sabah namazına durmanız caizdir. Ve sevabı da var­dır. Lâkin sevabı diğeri kadar değildir.’ der.

El Menhel yazarının yorum şekli, bence daha uygundur. Ona göre hadisin mânâsı şudur: Fecir doğduğu zaman sabah namazını kılmanın sevabı, ortalık aydınlanıncaya kadar sabah namazını tehir etmenin sevabından daha çoktur.

Hulâsa yukarıda verilen malûmattan da anlaşıldığı gibi isbah ve isfardan maksad, fecrin doğduğunun anlaşılmalıdır.

Hadîsin fıkıh yönü ise, sabah namazında tağlisin matlub olduğu ve fecir doğduktan sonra hemen sabah namazını kılmanın sevabının, onu ortalık aydınlanıncaya kadar tehir ederek kılmanın sevabından daha çok olduğudur. [12]

3 _ Öğle Namazının Vakti Babı

673) Câbir bin Semure (Radtyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) öğle namazım güneş (gök ortasından batıya) kaydığı zaman kılardı. [13]

İzahı

Bu hadîsi Ahmed, Müslim ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir.Ebû Dâvûd’un rivayetinde:

«Güneş gök ortasından zail olunca Bilâl öğle ezanını okurdu.»

denilmiştir. İki rivayetin ifâde ettiği mânâ aynıdır.

Dahd: Hadiste geçen ve bu mastardan türeme ‘Dahat, fi’linin asıl mânâsı kaymaktır. Burada maksat güneşin gök ortasından zail olması ve batıya doğru kaymasıdır. Güneşin kaydığı ve öğle vakti­nin girdiğini anlamak için henüz güneş gök ortasına varmadan ön­ce düzgün bir yere bir çubuk dikilir ve gölgesinin ucuna işaret ko­nur. Gölge kısaldıkça henüz güneşin gök ortasına varmadığı anla­şılır. Gölge kısalması durduğu an güneş gök ortasına varmış olur. Bu âna ‘İstiva, zamanı denir ve bu andaki gölgeye de ‘İstiva, gölgesi de­nir. Bu andaki gölgenin ucunu işaretlemelidir. Çünkü o gölge ikin­di namazı vaktinin hesaplanmasında lâzım olur. Durgun olan göl­ge uzamaya başlayınca Güneş’in gök ortasından batıya doğru kay­dığı anlaşılmış olur. İşte o zaman öğle vakti girmiş olur. O çubuğun gölgesi gittikçe uzar. Nihayet istiva gölgesinden başka, çubuğun göl­gesi, çubuğun boyu kadar uzaymca öğle namazının vakti sona er­miş olur.

Nevevi: Bu hadîs, öğle namazını ilk vajctinde .kılmanın müs-tahablığma delâlet eder. Şafii ve cumhurun kavli de budur, de­miştir.

E1-AynI ise : Hadis, öğle namazının, ilk vaktinde kılınması­nın müstahabhğına delâlet etmez. Çünkü hava serinleyinceye ka­dar öğle namazını geciktirerek kılan kişi de bu hadis gereğince gü­neşin zevalinden sonra namaz kılmış denilebilir, demiştir.

674) Ebû Berze[14] El-Eslemî (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sizin öğle namazı de­diğiniz hecîr nam a/in i, güneş (gök ortasından) kayınca kılardı.” [15]

İzahı

Hecîr i Günün ortası demektir. Öğle namazı da bu sıralarda kı­lındığı için; râvi ona hecir namazı demiştir. Tuhfetü’l-Ahvezî’nin be­yânına göre Buhârî ve Müslim de Ebû Berze (Radı-yallâhü anh)’nin hadisini rivayet etmişlerdir. Bu hadîs de bir önce­ki hadîsin hükmünü ifâde eder. Ebû Dâvûd ise Ebû Ber-ze (Radıyallâhü anh) ‘nin hadîsini daha uzun bir metin hâlinde ri­vayet ederek öğle, ikindi, yatsı ve sabah namazlarının Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından hangi vakitte kılındığını açıklamaktadır.

675) Habbâb [16] (Radıyallâhü anh)\çn rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

‘Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e kızgın kumların hararetinden şikâyet ettik. Fakat şikâyetimizi gidermedi.’

El-Kattân dedi ki: Bize Ebû Hatim tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize El-Ensâri tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize Avf bu hadisin mis­lini tahdis etti.Habbâb (R.A.)’ın hadîsini Müslim ve Nesâî de rivayet etmişlerdir.

676) Abdullah bin Mes’ud (Radıyalâhü anh)’den rivayet edildiğine »öre şöyle demiştir :

Biz, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kızgın kumların hararetinden şikâyet ettik. Fakat bizim şikâyetimizi gidermedi.Râvî Mâlik-i Tâi’nin tanınmadığı ve Muâviye bin Hişâm’ın pek zabıt tabibi olmaması nedeniyle bu isnadın söz götürdüğü Zevâid’de bildirilmiştir. [17]

İzahı

Ramda’: Güneş harâretiyle fazla ısınan kumdur. İşkâ’: Şikâyeti gidermektir. Sa’leb, buna başka bir mânâ bula­rak : Şikâyet etmeye muhtaç kılmamaktır, demiştir.

Nesâî, Habbâb (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsini «Mevâkit» kitabında rivayet etmiştir. Süyûtî, Nesâi’ nin şerhinde bu hadîsle ilgili olarak şöyle der:

«Nihâye’de belirtildiğine göre râvi Habbâb şunu demek istemiştir: ‘Sahâbiler öğle namazını kılmak için mescide gitmek üze­re dışarı çıktıkları zaman, kızgın kumların harareti ayaklarına do­kunarak onları rahatsız ediyordu. Bu nedenle öğle namazını biraz tehir etmek talebinde bulunmuşlar, fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onların dileklerini yerine getirmemiş ve şikâyet­lerini gidermemiştir.’ Hadîsçiler, bu hadîsi namaz vakitleri bahsin­de zikrederler. Çünkü râvisi Ebû İshak’a: Sahâbilerin şi­kâyeti öğle namazının erken kılınması hakkında mıydı? diye sorul­muş; Ebû İshak da: Evet, diye cevap vermiştir. Fıkıhcılar ise bu hadisi Secde bahsinde zikrederler. Sebebi de şudur: Kumla­rın sıcaklığının şiddetinden dolayı sahâbîler elbiselerinin bir kena­rı üzerine secde ediyorlardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), onları böyle yapmaktan men etmişti. Sahâbîler kızgın kum üzerin­de secde etmenin meşekkatini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)’e şikâyet ederek elbiselerinin bir tarafını secde ederken alın­larının altına koyma iznini istemişler fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yapmalarına müsaade etmemiştir.

Kurtubide: ‘Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in söz konusu şikâyeti gidermemesi, muhtemelen öğle namazının serin­liğe bırakılması emri verilmeden önceymiş. Yahut hava nisbeten se-rinleninceye kadar öğle namazının geciktirilmesi emri verilmişken şikâyetçi olan zatlar, öğle namazını daha fazla tehir etme talebinde bulunmuşlar da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onların ta­lebini kabul etmemiştir, demiştir.

Sa’leb ise, hadisin; cümlesini şöyle yorumlamıştır: «Yâni bizi şikâyet ve sızlanmaya muhtaç buyurmadı. Veha­va serinleninceye kadar öğle namazını geciktirmek için bize ruhsat verdi.» Sa’leb’in bu yorum şeklini Kadı Ebü’l-Ferec nakletmiştir. Bu yorum şekline göre Habbâb’in hadîsi ile öğle namazının serinliğe bırakılmasının câizliğine âit hadîsler, aynı mânâyı ifâde etmiş olurlar. [18]

4 — Şiddetli Sıcakta Öğle Namazını Serinliğe Bırakmak Babı

677) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :

«Sıcak şiddetlendiği zaman (öğle) namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti, cehennemin kaynamasındandır.»”

678) Ebû Hüreyre (Radtyalâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :

«Sıcak şiddetlendiği zaman öğle namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin kükreyişindendir.»”

679) Ebû Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Öğle namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şid­deti, cehennemin kükreyişindendir.»”

680)El-Muğîre bin Şu’be (Radıyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber öğle na­mazını (zevalden hemen sonra) gündüzün ortasında ve sıcağında kılardık. Sonra O, bize:

«(Öğle) namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şid­deti cehennemin galeyanındandır buyururdu.[19]

681) (Abdullah) İbn-i Ömer (Radtyalâhü anhümâ)’den rivayet edil­diğine göre, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : •Öğle namazını serinliğe bırakınız.[20]

Bu Bâbtaki Hadîslerin İzahı

Bu babta geçen EbûHüreyre (Radıyallâhü anh)’nin

hadısı Kutub-i Sitte sahiplerinin hepsi tarafından rivayet edilmiştir.

Tuhfetü’I-Ahvezî yazarının bildirdiğine göre Ebû Said (Radıyallâhü anh)’in hadisini Buhari de rivayet etmiştir.

E1-Muğire (Radıyallâhü anh)’nin Hadisi (notta bildirildiği gibi Zevâid kısmından olmakla beraber) Ahmed tarafından da tah-riç edilmiştir. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini buhâri de rivayet etmiştir. (Halbuki notta belirtildiği gibi Zevâid yazarı, İbn-i Ömer’in hadîsini Zevâid kısmından saymıştır.)

Tirmizî, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘nin hadî­sini rivayet ederek hasen – sahih olduğunu söyledikten sonra : «Bu bâbta Ebû Said, Ebû Zer, İbn-i Ömer, El-Mu­ğîre, Ebû Musa, İbn-i Abbâs, Enes ve Safvân (Radıyallâhü anhüm)’den rivayetler vardır. Alimlerden bir cemâat sıcağın şiddetli olduğu zamanlarda öğle namazını tehir etmeyi tercih etmişlerdir. tbnü’l-Mübârek, Ahmed ve İshak’ın kavli budur. Şafiî de : Cemâati uzak yerden gelen mescidde kı­lındığı zaman, şiddetli sıcakta öğle namazını tehir etmeyi tercih et­miş fakat münferit olarak namaz kılan ile kendi yanındaki mescid­de namaz kılanların bence sevimli olanı şiddetli sıcakta bile öğleyi tehir etmemeleridir, demiştir. Münferid olsun olmasın; kendi mahal­le mescidinde kılsın veya uzak bir camiye gitsin, hadîslere uyma ba­kımından en uygun olanı, sıcağın şiddetli zamanında öğle namazını tehir etmektir.» demiştir.

El Menhel yazarı «Öğle namazı vakti bâbı»nda rivayet olunan hadislerin izahı bahsinde aşağıdaki malûmatı vermiştir:

«Öğle namazını şiddetli sıcakta ibrad etme yâni serinliğe bırak­maya âit hadîslerin zahirine göre ibrad vâcibtir. Kadı Iyâz’ın anlattığına göre bâzıları: îbrad vâcibtir, demişlerdir. Fakat cumhu­ra göre hadîste ibrad ile ilgili verilen emir, mendubluk içindir. Vü-cub için olmadığının alâmeti şudur: İbrad’ın hikmeti namaz kıla­nın zorluktan kurtarılması olunca veriledi emir onun menfaati ve güçlükten kurtarılması içindir. Eğer verilen emir vücub için olsaydı, bu emir onun için kolaylık değil bir güçlük ve tazyik olurdu. Dola­yısıyla onun yararına değil zararına olacaktı.

Cumhura göre ibradın mendubluğu, sıcağın şiddetli zamanına mahsustur.

Hadislerin zahirine göre ibrâd hususunda cemaatla namaz kılan ile münferit namaz kılan arasında fark yoktur. Ahmed, İshak, tbn-i Münzir ve Küfe âlimleri böyle demişlerdir.

Mâ1iki1er’in ekserisine göre münferit için efdal olanı ib­rad etmemektir.

Şafiî, ibrad etmeyi sıcak memleketlere tahsis etmiş ve : Uzak­lardan gelen cemâat için ibrad mendubtur. Fakat cemâat toplu hal­de hazır ise, yahut gölgelikte gitmeleri mümkün ise, acele etmek, ib-râddan efdaldır, demiştir.

Bundan önceki bâbta geçen ve öğle namazının zevalden hemen sonra kılınmasını öngören hadîsler ile ibrada âit hadîsler arasında zahiren bir çelişki görülüyorsa da âlimler bu durumu şöyle cevap­lamışlardır :

Öğle namazının ta’cili ve ilk vaktin daha faziletli oluşuna dâir vârid olan hadîsler mutlaktır veya umumîdir. İbrad hadîsleri kayıt­lıdır veya hususîdir. Umûmî hadîs ile hususî hadîs arasında veya­hut mutlak hadis ile kayıtlı hadîs arasında bir çelişkinin varlığı söz konusu edilemez. Yâni şiddetli sıcak zamanı öğle namazının tehiri ibrad hadîsleri ile istendiği için böyle günlerde kılman öğle namazı, ilk vakit fazileti hükmünden müstesna kılınmış olur. Böyle zaman­larda öğle namazının ibrâdı daha efdaldır. Sair zamanlarda ise ta’­cili efdaldır.

675 noda geçen Habbâb (Radıyallâhü anh) ‘in hadisine de âlimler şöyle demişlerdir:

Esrem ve Tahâvî’ nin dediği gibi Habbâb (Ra­dıyallâhü anh)’in hadisi mensuhtur. Delîli de El-Muğire (Ra-iıyallâhü anh)’nin (680 nolu) hadisidir.

Habbâb (Radıyallâhü anh)’in hadîsi için şöyle de denile-oilir: Bâzı sahâbîler ibrad için tanınan tehir süresini az görerek süreyi uzatmak için kumların hararetinden Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e şikâyet etmişler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu dileği reddetmiştir. Habbâb (Radıyallâhü anh) bunu anlatmak istemiştir. Bâzı âlimler: İbrâd hadîsiyle tanınan ge­ciktirme süresi, eşyanın öğleden sonraki gölgesinin yararlanılabilir hâle gelmesi ile tâyin edilmiştir. Artık gölgeliklerden faydalanarak mescidlere gitmek mümkün olur. Bu kadarlık bir geciktirmeye mü­saade edilmiştir. Habbâb (Radıyallâhü anh)’m hadîsiyle is­tenilen geciktirme süresi ise kum ve çakılların soğuması için gere­ken süredir. Güneş sararmadıkça bunlar soğumaz. Bunun için ibra­da müsaade edilmiş fakat namazın, öğle vakti çıkıncaya kadar te­hirine müsaade edilmemiştir.

Nevevi de : ‘Âlimler, Habbâb (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsi ile ibrad hadislerinin arasını bulmak hususunda ihtilâf etmiş­lerdir. Bâzıları ibrad ruhsattır, ta’cil efdaldır diyerek Habbâb (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsine dayanmışlar ve ibrad hadisini; ruhsat ve kolaylık içindir» diye yorumlamışlardır. Bizim arkadaşlarımızın bir kısmı ve diğer mezheb âlimleri böyle demişlerdir.

Âlimlerden bir cemâat da; Habbâb (Radıyallâhü anh)’in hadîsi, ibrad hadisleriyle mensuhtur, demişlerdir.

Başka bir grup âlim de; İbrad müstahabtır. Çünkü bir çok ha­dîsle sabittir. Habbâb (Radıyallâhü anh)’m hadîsi de bâzı sahâbîlerin ibrâd süresinden daha fazla bir süre tehir talebinde bu­lundukları yolunda yorumlanır, demiştir.’ diye malûmat vermiştir.

İbrad hadîslerinde öğle namazının geciktirilmesi nedeni olarak «… Çünkü sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasından, kükre m esin­den, galeyanından.» Duyurulmuştur.

Bu fıkrada geçen «Feyh» kelimesi galeyan, kaynama, kükreme, yayılma ve benzeri mânâlara geldiği için tercemelerde bu kelimele­re yer verilmiştir.

Şiddetli sıcak, namazın huzur ve huşuunu giderdiği için ve me­şakkati defetmek gayesiyle şiddetli sıcakta öğle namazının ibrâdı meşru kılınmıştır” Açık olan hikmet budur.

Şöyle de denilebilir: Sıcağın şiddeti anında ilâhi azab yayılır. Bu nedenle o esnada namaza durulmaması istenmiştir.

Şöyle bir soru hatıra gelebilir: Namaz, ilâhi rahmete vesiledir. Namaz kılmak, ilâhî azabın kalkmasına yarar. Bu ibâdetin o esna­da terkedilmesi nasıl emredilebilir. Ebü’1-Feth El-Ya’mü-rî şöyle cevap vermiştir:

Şâriî Hakîm tarafından gelen hikmetin sırrı kavranma-sa bile kabul edilmesi gerekir.

Ez-Zeyn bin El-Münir ise şöyle münâsip bir cevap vermiştir: tlâhî öfkenin zuhur ettiği vakit mezun olan zâtlar müs­tesna hiç kimsenin dileği yerine getirilmez.Namaz, dilek ve duadan boş değildir, tlâhî gazabın yayıldığı esnada mezun olmayan zâtla­rın o esnada susması uygun düşer.

Fıkranın zahirine göre sıcağın şiddeti gerçekten Cehennemin ha­raretinin yayılmasından ve kaynamasından meydana gelir.Bu fık­ra teşbih üzerinde kurulmuş olabilir.Yâni: Sıcağın şiddeti, cehen­nem ateşine benzer. Bundan kaçının ve zararından sakının, denilmiş olabilir.

Nevevî: Doğrusu bunun, zahirine göre kabul edilmesidir. Çünkü fıkranın hakiki mânâsına yorumlanmasına hiç bir mâni yok­tur, demiştir. İbrâd süresinin sonucu hususunda âlimler ihtilâf et­mişlerdir. Kimisi eşyanın istiva zamanındaki gölgesinden başka, göl­genin bir arşın kadar uzamasını; kimisi normal bir boyun dörtte bi­ri kadar, kimisi üçte biri kadar, kimisi de yansı kadar uzamasını ibrâd süresinin bitimi olarak göstermişlerdir. El-Mâziri: İb­râd süresinin bitimi, zaman ve ahvale göre değişir. Zaman ve ze­min ne olursa olsun, bu sürenin öğle vaktinin bitimine kadar uza-maması şarttır, demiştir. [21]

İkindi Namazının Vakti Babı

682) Enes bin .Mâlik (Radıyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ikindi namazını güneş henüz yüksek ve dipdiri iken kılardı. Namazdan sonra Avali’ye git­mek isteyen adam henüz güneş yüksek iken oraya giderdi.” [22]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Müslim, Nesâi, Ebû Dâvûd ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde hadisin son fıkrası şöyledir:

«Namazdan sonra Avali’ye gitmek isteyen kimse gider ve güneş henüz yüksek iken Avali’ye varırdı.»

Avali s Âliye’nin çoğuludur. Âliye yüksek demektir. Burada Avali’den maksad Medîne-i Münevvere’ nin yakının­daki yüksek yerlerdir.

El-Menhel yazarının «İkindi namazı babı-n da ki beyânına göre Avali Medîne-i Münevvere’ nin doğu tarafında bulu­nan ve en yakını 2 mil, en uzağı da 8 mil mesafedeki köylere denirdi. El-Feth yazarı: Avali Medine-i Münevvere’ nin çevresin­de bulunan ve Necd istikametine düşen köylerdir. Tihame yönündeki köylere Saf ile denir, demiştir. İbnü’1 Esir: Ava­li denilen köylerden Medine’ye en yakın olanı 4 mil ve en uzağı 8 mil mesafededir, demiştir.

l mil 3500 ile 4000 adımlık mesafedir.

El-Menhel yazan hadisin açıklaması ile ilgili olarak şöyle der: -Hadîs ikindi namazının ilk vaktinde kılınması müstahablığına delâlet eder. Çünkü her cismin istiva anındaki gölgesinden başka gölgesi onun bir boyu kadar uzadığı zaman bir kimse ikindi nama­zını kılıp yola çıkarsa güneş henüz yüksek ve sararmamış iken iki üç millik mesafeyi katetmesi mümkündür. Şayet cismin gölgesi iki boyu kadar uzadıktan sonra namaz kılıp yola çıkarsa anılan mesa­feyi kat edinceye kadar Güneş bir hayli alçalmış ve sararmış olur. Demek oluyor ki cismin gölgesi istiva gölgesi müstesna bir boyu ka­dar uzadığı zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ikindi namazım kılarnuş. Bu vakit ikindi namazının ilk vaktidir. Hadîste anılan ve üç – dört mil mesafedeki Avali’ye varılırken Güneş’in he­nüz yüksekte oluşu ancak uzun günlerde olabilir. Ebû Dâvûd’un Zührî’ den bir senedle rivayet ettiğine göre Zühri: Avâ-li’nin 2-3 veya 4 millik mesafede olduğunu söylemiştir. Hadîs, ikin­di vaktinin her cismin istiva anındaki gölgesi hâriç, bir boyu kadar gölgesi uzadığı zaman, ikindi vaktinin girdiğini söyleyen âlimlerin cumhurunun mezhebine delildir. Hanefî âlimlerinden Ebû Yûsuf, Muhammed, El-Hasım, Züfer ve Tahâ-vi cumhurun mezhebini benimsemişlerdir.E1-Hasan’ın Ebû Hsnife1 den rivayeti de böyledir. Tutulan ve azhar olan kavil budur. Bununla fetva verilir. Bir çok haber ve eser buna de­lâlet eder. Fakat Ebû Hanife’ nin meşhur kavline göre, cis­min istiva zamanındaki gölgesi hâriç, iki boyu kadar bölgesi uza­madıkça, ikindi namazının vakti girmez. Ebû Hanife’ nin delili Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in:

«Öğle namazını serinliğe bırakınız.» mealindeki hadisidir. Şöy­le ki: Hadîsin mânâsı, sıcaklığın şiddeti azalmca öğle namazını kı­lın. Hicaz’ da sıcağın şiddeti, cismin gölgesi istiva anındaki hâriç, bir boyu kadar uzadığı zaman gerçekleşir. Ve iki boyu ka­dar uzadıktan sonra sıcaklık hafifler. Hadisler, birbirine muarız olunca, her hüküm eskisi gibi kalır.Öğle namazının vakti, kesinlikle sabittir. Şüpheyle değişmez. İkindi namazının kafi olanı bellidir. Şüpheyle daha önce girmez, demek istemiştir.Ebû Hanîfe’-ye göre, anılan cismin gölgesi, bir boyu kadar uzamadan öğle nama­zı kılınmalı ve iki boyu kadar uzadıktan sonra ikindi namazı kılın­malıdır. Bir boy ile iki boy arasındaki zaman zarfında ne Öğle ne de ikindi namazı kılınmamalıdır. El-Menhel yazarı daha sonra Ebû Hanîfe’nin,Hicaz’da sıcaklığın şiddetinin, cisimlerin göl­geleri istiva zamanındaki hâriç, bir boyu kadar uzadığı zaman oluş­tuğu ve iki boyu kadar uzamadıkça gevşemediği, yolundaki sözünün kabul olunmayacağını beyanla şöyle der: Çünkü Ebû Zerr (Radıyallâhü anhJ’in hadîsiyle sabit olduğu gibi öğle namazının ib-râd sonucu tepeciklerin gölgesinin zuhur etmesidir. Cisimlerin göl­gelerinin bir boyu kadar uzaması ölçüsü ibrâd için söz konusu de­ğildir.

İmam Ebû Hanîfe’ nin delillerinden ikisi de şu mealde­ki hadislerdir:

Ali bin Şeybân: Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yanına varmak için Medine’ye gittik. O, güneş bembeyaz kaldığı müddetçe ikindi namazını geciktirirdi, demiştir.1 Câbir: Her cismin gölgesi, iki boyu kadar uzayınca, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bize ikindi namazını kıldırdı, demiştir.’

Bu iki hadîsin delil gösterilmesi pek uygun değildir. Çünkü bun­lar, gölge iki kat kadar uzadığı zaman ikindi namazını kılmanın câiz-liğine delâlet ederler. Fakat bundan önce ikindi namazı vaktinin gir­mediğine delâlet etmezler. Kaldı ki bir çok sahih hadîsler her şeyüı gölgesi, istiva vakttndekinden başka onun boyu kadar uzadığı zaman ikindi vaktinin girdiğine delâlet ederler.

Fıkıhçılardan bir cemâat,İmam-1 A’zam (Rahimehul-lah)’ın iki boy gölge hükmünden bir boy hükmüne rücu’ ettiğini an­latmıştır.

Hadiste geçen «…Güneş dipdiri iken…» tâbiri ile, Güneş’in sı­caklığının şiddeti, renginin bembeyazlığı ve ışığının kalışı kasdedümiştir.Beyhaki bu yorumu Hayseme’ den bir senedle

nakletmiş tir.

683) Âişe (Radıyallâhü anha)’den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Güneş benim hücrem içinde olup gölgesi henüz hücremin üstü­ne yükselmemiş iken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize ikindi namazını kıldırdı.” [23]

İzahı

Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişler, Tirmizi: «Bu hadîs hasen – sahihtir. Sahâbî ve tabiîlerden ilim eh­linin bir kısmı Âişe (Radıyallâhü anhâl’nin hadîsini seçerek ikindi namazının erken kılınmasına ve tehirinin mekruh olduğuna hükmetmişlerdir. Ömer, Abdullah İbn-i Mes’ud, Âişe ve Enes (Radıyallâhü anhüm) ile Abdullah, İbn-i Mübarek, Şafiî, Ahmed ve İshak (Ra­dıyallâhü anhüm) böyle demişlerdir.» demiştir.

Âişe (Radıyallâhü anhâ)’nin: «Güneş benim hücrem için­de…» sözünden maksadı Güneş ışığı O’nun odasının zemininde iken ve güneş gölgesi O’nun odasının tabanının tamamını kaplamamış iken ikindi namazına durulduğunu beyan etmektir. Keza: «(Güneş) gölgesi henüz hücremin üstüne yükselmemiş…» cümlesinden mak­sadı güneş ışığının-hücre tabanından doğu duvarına yükselmemiş olduğunu belirtmektir. Hattâbi: Bu cümledeki «Zuhur»un mâ­nâsı Güneş ışığının yükselmesidir, demiştir. Nevevi: Âişe (Radıyajlâhü anhâ)’nin hücresi dardı. Duvarları kısaydı. Öyle ki du­varlarının yüksekliği, hücrenin genişliğinden biraz fazlaydı. Duva­rın gölgesi bir boyu kadar uzayınca ikindi vakti girmiş olurdu. Ve Güneş ışığı, hücre tabanının sonlarına çekilmiş olurdu. Bu esnada gölge henüz doğu cephesindeki duvara gelmemiş olurdu. Âişe (Radıyallâhü anhâ)’nin bu hadîsi, cisimlerin gölgesi bir misli uza­dığı zaman ikindi vaktinin girdiğine ve Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)’in ikindi namazını ilk vakitte kıldırdığına delâlet eder, demiştir.

El-Hâf iz, El-Fetih’te : ikindi namazının ilk vaktinde kılın­masının sünnet-i Nebeviyye’ye uygunluğu bu hadîsten anlaşılıyor. Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nin râvisi Urve’ nin görüşleri bu­dur. Urve, buna dayanarak ikindi namazını tehir eden Ömer bin Abdülaziz’i uyarmıştır, der.

Tahavi: Bu hadîs ikindi namazının erken kılındığına delâ­let etmez. Çünkü hücre duvarının alçak olması muhtemeldir. Bu takdirde Güneş ışığı, ancak gruba yakın, hücreden kalkmış olur ve dolayısıyla hadis ikindi namazının erken değil bilâkis tehirine delâ­let eder, demiştir. Fakat, hücre tabanı geniş olduğu takdirde T a-havi’ nin dediği şey düşünülebilir. Halbuki müşahade ve bir çok rivayetlerle sabit olmuştur ki. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)’in muhterem zevcelerinin hücreleri geniş değillerdi. Dar olan bir odanın tabanında güneş ışığının bulunması, ancak güneş yük­sekte iken mümkün olabilir. Güneş, tam olarak eğildiği zaman, ışı­ğı dar olan hücrenin tabanından kalkar.

Şafiî, bu hadîsi zikrettikten sonra: Bu hadîs, ikindi nama­zının ilk vakitte kılındığına dâir rivayetlerin en açık olanlarmdan-dır. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)’in zevcelerinin hücreleri Medine’ nin alçak bir semtinde idiler. Ve hücreler geniş değildi. Bu nedenle ikindi’nin ilk vaktinde Güneş ışığının hüc­relerden kalkması kavi görülmektedir. [24]

6 — İkindi Namazına Sıkıca Devam Etme Babı

684) Ali bin Ebî Tâlib (Radtyallâhü ank)’âen rivayet edildiğine göre §Öyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Hendek günü kâfirler hakkında buyurdular ki:

«Onlar, bizi orta namazdan alıkoydukları gibi Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.»” [25]

İzahı

Bu hadîsi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir.Buhârî ve Müslim’in rivâyetlerindeki hadisin sonunda; Güneş batınca ya kadar…» ifâdesi de bulunur.

Bâzı rivayetlerde Hendek günü yerine Ahzâb günü ifâdesi bulunur. Meşhur Hendek savaşma Ahzâb savaşı da denildiği için ikisi aynı mânâyı ifâde eder.

Buhâri’ nin tercihine göre Hendek savaşı, hicretin 4. yılı Şevval ayında vuku bulmuştur. 5. yılı vuku bulduğunu söyleyenler de vardır.Medîne-i Münevvere etrafında hendek kazıldığı için ve savaş Hendek dolaylarında cereyan ettiği için savaşa bu isim verilmiştir. Kureyş müşrikleri, Yahu­diler ve onlardan yana çıkan düşman taifeleri, müslümaniarla sa­vaşmak üzere toplandıkları için Hizibler demek olan Ahzâb ismi de bu savaşa verilmiştir. Savaşa katılan müslümanların kuvveti 3000 kişi idi. Müşrikler 10.000 kişi idi.

Savaş nedenleri, safhaları ve sonucunu öğrenmek isteyenler Si­yer kitablarına müracaat etsinler.

Hadisin mânâsına gelince; «Onlar, bizi orta namazdan alıkoy­dukları…» fıkrasının mânâsı şudur: Kâfirler orta namazı kılmamı­za mâni oldular. Çünkü onların yüzünden hendek kazmakla meşgul olduk ve dolayısıyla orta namazı kılmadık veya kılamadık.

Ebü Dâvûd ve Müslim’in rivayetinde orta nama­zın ikindi namazı olduğu belirtilmiştir. Müslim’in, Âişe (Ra-dıyallâhü anhâ) ‘nin azatlısı Ebû Yûnus’ tan rivayet ettiği­ne göre; Âişe (Radıyallâhü anhâ), kendisi için bir mushaf yaz­masını Ebû Yûnus’a emretmiş ve : «Namazlara ve orta na­maza devam edin.» (mealindeki Bakara sûresinin 238.) âyeti­ne ulaşıldığı zaman haberdar edilmesini istemiş. Ebü Yûnus Mushaf’ı yazarak, o âyete varınca Âişe (Radıyallâhü anhâ)’ye haber vermiş; Âişe (Radıyallâhü anhâ) de ona âyeti şöyle yaz­masını emretmiş:

«Namazlara, orta namaza ve ikindi namazına devam ediniz…» Ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den böyle işittiğini bil­dirmiş, Ebû Yûnus da böyle yazmıştır.

EI-Menhel yazarı «Orta namaz bâbı-nda rivayet olunan A1î (Radıyallâhü anh)’nin hadisini açıklarken şöyle der:

«Hadis, orta namazın ikindi namazı olduğunu söyleyenler için de­lildir. Ali, lbn-i Mes’ud, Ebû Eyyûb, İbn-i Abbas, Ebû Said-i Hudri, Ebû Hüreyre, Ubeyde Ee-Selmânî, Hasan-ı Basri, İbrâhimî Nahaî, Katâde, Dahhâk, El-Kelbî, Mukâtil, Ebû Hanife, Ahmed, Dâvûd, Îbnü’l-Münzir (Radıyallâhü anhüm) ve bir çok âlim bu görüştedir. Tirraizi; Ashabtan ve onlardan sonra gelenlerden âlimlerin ekserisinin kav­li budur, demiştir. EI-Menhel yazarı bu arada mezkûr âlimlerin de­lillerini sırayla zikretmiş daha sonra sözlerine devamla şöyle de­miştir :

Ömer bin El-Hattâb, Muâz bin Cebel, Câ-bir, bir rivayete göre İbn-i Abbâs ile İbn-i Ömer ve ashabtan sonra gelen âlimlerden Atâ’, İkrime, Mücâ-hid, Rabî’ bin Enes, Mâlik ve Şafiî (Radıyal­lâhü anhüm) orta namazın sabah namazı olduğunu söylemişlerdir.

EI-Menhel yazan, bu görüşteki âlimlerin delillerini ve gösterdik­leri gerekçeyi beyan ettikten sonra şöyle der:

Orta namazın sabah namazı olduğunu söyleyen âlimlerin göster­dikleri deliller, orta namazın ikindi namazı olduğunu söyleyen âlim­lerin delillerine denk gelecek durumdan uzaktır. Orta namazın ikin­di namazı olduğu, merfu’ ve sahih olan hadislerde sarahaten bildiril­miştir.

Nevevi, El-Mühezzeb’in şerhinde: Sahih hadîslerin gerek­tirdiği sonuç, orta namazın ikindi namazı olduğudur. Muhtar olan da budur, demiştir.

Şafii âlimlerinden EI-Hâvî sahibi: Şafii orta namazın sabah namazı olduğunu söylemiştir. Sahih hadîsler de orta nama­zın ikindi namazı olduğunu tesbit etmiştir. Şafiî’ nin mezhe­bi, sahih hadise uymaktır. O halde Şafiî’ nin mezhebi, orta na­mazın ikindi namazı olmasıdır. Bâzı arkadaşlarımızın sandıkları gi­bi orta namaz meselesi hakkında Şafiî1 nin iki kavli yoktur, demiştir.

Zeyd bin Sabit, Üsâme bin Zeyd, Ebû Saîd-i Hudrİ, Âişe, Abdullah bin Şeddâd ve Ebû Hanîfe (Radıyallâhü anhüm)’den yapılan bir rivayete göre orta namaz öğle namazıdır.

El Men he I yazarı, bu görüşteki âlimlerin delillerini de zikrettik­ten sonra, orta namazın akşam namazı olduğunu söyleyenlerle, orta namazın yatsı namazı olduğunu söyleyenlerin görüşlerini delille­riyle zikretmiştir. Daha sonra orta namazın beş vakit namaz içinde gizli olduğunu söyleyenleri delilleriyle birlikte zikretmiştir.»

Hadîsin: «Allah da evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.» fık­rasına gelince; bu fıkra, Buhârî ve Müslim” in bâzı riva­yetlerinde : «Allah karınlarını ve kabirlerini ateşle doldursun.» şek­linde geçer. Buna benzer değişik ifadeli rivayetler de vardır. Fıkra, müşrikler için bir bedduadır. Mazi fi’liyle gelişi, bedduanın kabul edil­mesinin kuvvetle umulduğuna alâmettir.

Tıybî fıkrayı şöyle yorumlamıştır: Yâni Allah, müşrikleri dünya ve âhirette ateşle ta’zib eylesin. Hem dünyada hem âhiret-te onlara azab versin.

Bâzıları da, beddua ile kasdedilen mânâ şudur: Allah, dünyada evlerini tahrib ettirmek, mallarım talan ettirmek ve çoluk çocuk­larını esir ettirmekle ta’zib eylesin. Ölümlerinden sonra da kabirleri ateşle dolup taşsın, demişlerdir.

Diğer bîr kısım âlimler : Müşrikler iyiıı isteneı;ı dünya den maksad ateş gibi. dayanılması çok zor olan çeşitli belâlara çar­pılmalarıdır, demişlerdir.

Yukarıda belirtilen yorumların hangisi olursa olsun Allah, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in bedduasını kabul buyura­rak müşrikleri Dünya’da çeşitli felâketlere uğratmıştır. Kâfir ola­rak ölmekle ebedi azaba da müstehak kılınmışlardır.

Hadîste belirtildiği gibi Hendek savaşı yüzünden ikindi na­mazı kazaya bırakılmıştır. Ahmed ve Nesâî’ nin rivayet­lerine göre Ebû Saîd (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir: ‘Müş­rikler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ’i öğle, ikindi ve ak­şam namazından alıkoydular. Müslümanlar geceleyin bu namazla­rı kılabildiler. Bu olay, korku hâlinde yaya veya binek üzerinde yü­rürken namaz kılınabileceğine dâir ilâhi emir gelmeden önce vuku bulmuştur.’

Tirmizi ve Nesâî’ nin İbn-i Mes’ud (Radıyal­lâhü anh) ‘den rivayet ettiklerine göre; ‘Müşrikler, Hendek gü­nü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i dört vakit namazın­dan alıkoymuşlar ve geceden, Allah’ın dilediği bir süre geçtikten son­ra bu namazlar kılınmıştır.’ Fakat yatsı namazı zamanı çıkmadığı için kazaya bırakılan namaz sayısı dört değil, üçtür.

Buhâri ve Müslim’in Ali ve Câbir’ den riva­yet ettiklerine göre Hendek günü yalnız ikindi namazı kaçı­rılmıştır. Bunun için İbnü’l-Arabî, rivayetler arasında ter­cih yolunu tutarak: Sahih olanı yalnız ikindi namazının kazaya bı­rakıldığına dâir Ali ve Câbir’in rivayetidir, demiştir.

Nevevi, rivayetler arasını şöyle bulmuştur: Hendek vak’ası bir kaç gün devam etmiş, bâzı günlerde şu namaz, bâzı gün­lerde bu namaz veya o namaz kazaya kalmıştır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in namazı kazaya bı­rakması muhtemelen kasten olmuştur. Henüz korku namazı âyetleri inmediği için düşmanla meşguliyet, namazı bilerek kazaya bırakmak için meşru bir özür sayılmış olur. Düşmanla meşguliyeti dolayısıyla namazı unutmuş olması muhtemeldir. Müslim’in rivayetinde belirtil­diği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kazaya bıraktığı ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kılmıştır.

Bugün ise, savaş için vakit namazını kazaya bırakmak caiz de­ğildir. Duruma göre korku mımuzuu kılnruık mecburivari vnrdır. [26]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Kederler diyarı olan Dünya hayatında kâfirin müslümana eziyet edebilmesi mümkündür.

2 — Peygamberliğe noksanlık getirmeyen beşeri arızaların Pey-gamber’de husule gelmesi mümkündür.

3 — Zâlim adama, yaptığı zulme uygun bir cezaya çarptırılma­sı için beddua etmek caizdir.

4 — Orta namaz ikindi namazıdır.

5 — Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve arkadaşları, düşmanla meşguliyetleri dolayısıyla ikindi namazını kazaya bırak­mışlardır. Çünkü korku namazı emri, henüz gelmemişti.

685) (Abdullah) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâi’den rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : İkindi namazını kaçıran kimse ehli ve malı kaçırılmış gibidir.» [27]

İzahı

Bu hadîsi Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve Bey-haki de rivayet etmişlerdir.

Hadisin; cümlesindeki fiil, binâ-i Meçhul olarak okunup «ehil» ve «mal» kelimeleri mensub yâni üstünlü oku­narak «vütire» fiilinin ikinci mefulu veya cer harfinin atılmasıyla mensub olduğu söylenebilir. İkinci, mef ul olduğu halde hadisin mâ­nâsı şu olur: İkindi namazını kaçıran adam, sanki ehli ve malı ek-siltilrniştir. Artık kimsesiz ve malsız kalmış olur. Bu yüzden ehli­nin ve malının gitmesinden kaçındığı gibi kişi, ikindi namazım ka­çırmaktan sakınsın. İkinci ihtimale göre hadîsin mânâsı şöyle olur: İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ehli ve malı hakkında bir mu­sibete duçar olmuştur. Yukarıda yazılı cümledeki «Ehil» ve «mal» kelimelerinin «Vütire» fiiline nâib-i fail olarak merfu’ (ötüreli) okun­ması caizdir. Buna göre hadisin mânâsı şöyle olur: İkindi namazını kaçıran kişi, sanki ehli ve malı kendisinden alınmıştır.

El-Fetih’te : Mevturi Göz göre göre ehli ve malı elinden alınan kimseye denir. Bu şekilde ehil ve malın alınmasının kederi daha şid­detli olduğu için, ikindi namazını kaçıran kişi buna benzetilmiştir. Çünkü mal ve ehli alınan kişi, iki yönden kederlidir. Birisi malının alınması kederi; diğeri de intikam alma isteğine ait ızdırabtır. İkin­di namazını kaçıranın da iki kederi bulunur. Birisi büyük bir güna­ha girmiş olma kederidir. Diğeri de namazın büyük sevabını kaçır­mış olma kederidir, denmiştir.

Ibn-i Abdi’1-Berr de: Lügat ehlince ve fıkıhçılarca mânâsı şudur: İkindi namazını kaçıran kişi, malı ve ehli ile ilgili ola­rak başına öyle ağır bir musibet gelmiş ki, ancak intikamını almak­la teselli bulacak kimse gibidir. Bu adamın başında iki keder topla­nır. Birisi musibet kederidir. Diğeri de intikam alma hasretidir, de­miştir.

Dâvûd i ise: Hadîsin mânâsı şudur; İkindi namazını kaçıran kişi, ehlini ve malını kaybetmiş gibidir. Artık çok kederli, pişman ve hasretli olması gerekir, demiştir.

El-Menhel yazarı, bu nakilleri yaptıktan sonra: Bence hepsi muh­temeldir.Hepsinin kasdedilmiş olmasına bir engel yoktur. İkindi namazını kaçırmaktan maksad, güneş batmcaya kadar kılmamaktır. Suhnun ve Asili böyle demişlerdir. îbn-i Cüreyc’-den rivayet edildiğine göre kendisi: İkindi namazını kaçırmak gü­neşin batmasıyla mı olur? diye Nâfi’e sormuş;Nâfi’de: Evet, demiştir.Hâvi fıkıhçı olduğu zaman onun yorumu başkasının yorumundan evlâdır. Ebu Dâvûd, Evzâi’ nin : İkindi na­mazını kaçırmak Güneş saranncaya kadar kılmamakla gerçekleşir, dediğini rivayet etmişse de her halde Evzâi’ye göre Güneş’in sararmasıyla ikindi vakti çıktığı için böyle demiştir.»

Hadisteki tehdit, ikindi namazını unutarak kaçırana da şümullü müdür?

El-Menhel yazarı, bu hususta da şu ma’lumatı verir: «Bu hususta âlimler arasında ihtilâf vardır:

Salim bin Abdillah bin Ömer: Bu tehdit, unu­tarak ikindiyi kaçıran hakkındadır, demiştir. Tirmizi de bu­na temayül etmiştir. Çünkü bu hadis için açtığı babın-başlığını şöy­le düzenlemiştir: ‘İkindi vaktinden sehv hakkında gelen hadisler babı.’

Davudi: Bu tehdit, ikindi namazını kasden kaçıran hakkın­dadır, demiştir. Nevevî de bu görüşü benimsemiştir. Zahir ola­nı da budur.

Cumhura göre ikindi namazının kaçırılmaması için âzami itina gösterilmek üzere bu tehdit buyurulmuştur.

Tehdit yalnız ikindi namazını kaçırmaya mı mahsustur? Hadîsin zahirine göre mezkûr tehdit, ikindi namazını kaçırma­ya mahsustur.

Nevevî,Müslim in şerhinde şöyle der: İbn-i Ab-di’1-Berr:Diğer namazların, ikindi namazının hükmüne tâbi olması muhtemeldir. Birisi ikindi namazını sorduğu için, hadiste ikin­di namazının ismi geçmiş olabilir.Yahut ikindi namazı zikredilmek­le diğer namazlara da dikkat çekilmiş olabilir, demiştir. Fakat îbn-i Abdi’l-Berr’in dediğine itiraz edilebilir.Çünkü şer’î hüküm, ikindi namazı hakkında vârid olmuştur.Hükmün illeti belirtilmemiş­tir. Başka namazlar, şüpheyle ona tâbi tutulamaz. Biz şer’î hükmün illetini tanıdığımız ve hakkında nass bulunan mesele ile, hakkında nass bulunmayan mesele o illete ortak oldukları takdirde hakkında nass bulunmayan meseleyi nass bulunan meseleye kıyaslamak ve hükmüne tâbi tutmak mümkündür. [28]

Hadisin Fıkıh Yönü

İkindi namazını kaçırmak büyük bir tehdidi mucibtir. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu. aile efradını ve malı­nı kaybedene benzetmiştir. Bu benzetme bizim anlayışımıza yakın­lığı dolayısıyla buyurulmuştur. Hakikatta ikindi namazını kaçıran» azabı daha şiddetlidir.

686) Abdullah (İbn-i Mes’ud (Radtyalâhü ank)’den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Müşrikler, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i güneş ba­tmcaya kadar ikindi namazından alıkoydular. Bunun üzerine Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onlar bizi orta (ikindi) namazından alıkoydular. Allah, onlara kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun.» buyurdu.”

Müslim’in de rivayet ettiği bu hadîs Alî (Radıyallâhü anh)’nin (684 nolu) hadisine benzer ve aynı hükümleri ihtiva eder. [29]

7_Akşam Namazının Vakti Babı

687) Râfi’ bin Hadic (Radtyalâhü anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Biz, Resul ull ah (Sallallahü Aleyhi ve S el] em J hayatta iken ak­şam namazım kılardık. Sonra birimiz namazdan çıkar da attığı ok­ların düştüğü yerleri görürdü.”

Bize Ebû Yahya Ez-Za’ferâni tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize İb­rahim bin Musa bu hadîsin mislini tahdis etti. [30]

İzahı

Bu hadisi Buharı, Müslim ve Beyhaki de riva­yet etmişlerdir. Hadisin benzerini, Ebû Dâvûd, Enes bin Mâlik’ ten; Nesâî, Eşlem kabilesine mensub bir sahâ-bîden; Ahmed de Ensar’ dan bir cemaattan rivayet etmiş­lerdir.

Hadis, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in, akşam na­mazını erken kıldığına ve akşam namazında kısa sûreler okuduğu­na delâlet eder. Çünkü erken kılmasaydi ve kısa sûrelerle yetinme-seydi, namazdan çıkanların, attıkları okların düştüğü yerleri göre­bilmeleri mümkün değildir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)’in genellikle böyle yaptığı umulur. Bu nedenle akşam nama­zında A’raf veya Sâffât veya Duhân veya Tür veya Mürselât sûresini okuduğuna dâir sabit olan rivayet, bu hadîse muhalif düşmez. Çünkü bazen böyle yapıyormuş. Bazen de akşam namazını şafağın batmasına yakın bir zamana kadar te­hir ettiğine dâir rivayetin durumu da böyledir. Yâni bazen câizliği-ni beyan etmek için akşam namazını tehir ediyormuş.

Hadîs, merfu’ hükmündedir. Müslim, Ebü Dâvûd ve diğer bâzı rivayetlerde hadîsin metni meâlen şöyledir:

«Biz akşam namazını Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber kılardık. Sonra birimiz namazdan çıkar da attığı okların düştüğü yerleri görürdü.» [31]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Hadîs, akşam namazının erken kılınmasının meşru olduğuna de­lâlet eder. Ve yukarıda anlatıldığı gibi zamm-i sûrenin kısa olma­sının matlub olduğuna zımnen delâlet eder.

688) Seleme bin El-Ekvâ'[32] (Radtyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre :

Güneş (ufuk) perdesiyle gizlendiği zaman, kendisi akşam na­mazını Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile kılarmış.” [33]

İzahı

Bu hadisi; Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî, birbirine yakın lafızlarla rivayet etmişlerdir.Tirmizi,hadisin hasen – sahih olduğunu söylemiştir.

Hadiste geçen «Hicab» kelimesinin asıl mânâsı örtü ve perdedir. Burada ufuk kasdedilmiştir. Çünkü ufuk, perde gibi Güneş ile ba­kanlar arasına girer ve Güneş, onun arkasında gizlenmiş olur.

Tirmizî, Seleme (Radıyallâhü anh)’nin hadîsini riva­yet edip hasen – sahih olduğunu söyledikten sonra şöyle der: Sahâ-bîlerin ve tabiilerin ilim ehlinin çoğu, akşam namazının erken kı­lınmasını tercih ederek, tehirini mekruh görmüşlerdir. Hattâ âlim­lerin bir kısmı:. Akşam namazı için tek bir vakit vardır, demişler­dir.’

Tirmizî’ nin şerhi Tuhfetü’I-Ahvezî’de bu konuda şu ma’-lumat vardır:

‘Selef âlimleri, akşam namazının bir veya iki vakte sahip oldu­ğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şafii ve Îbnü’1-Mübârek akşam namazının tek vaktinin olduğunu, onun da ilk vakti olduğunu söylemişlerdir. Âlimlerin ekserisi: İki vakit vardır.Vak­tin başlangıcı Güneş’in tamamen battığı andır. Vaktin sonu da, kır­mızı şafakm kaybolmasıdır, demişlerdir. Şafii ve İbnü’l-Mübarek, Cibril (Aleyhisselâm) ‘in hadîsine dayanmışlar.Çünkü Cibrli (Aleyhisselâm), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selem)’e namaz vaktini bildirmek için inip Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e namaz kıldırdığı her iki günde de akşam nama­zını ilk vaktinde kıldırmıştır.

Kırmızı şafakın batışına kadar akşam namazı vaktinin devam ettiğine hükmeden ve çoğunluk teşkil eden âlimler Müs1im’in ve başkalarının rivayet ettikleri İbn-i Ömer ve Ebû Mûsa’ nın hadislerini delîl göstermişlerdir. Bu iki hadîs, akşam vak­tinin şafakın batışına kadar devam ettiğine delâlet eder.Bu görüş haktır.Çünkü Cibril (Aleyhisselâm)’in hadisi Mekke.’de buyurulmuş, bu iki hadisbilâhereirad edilmiştir.Nevevî, Müslim’in şerhinde İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)’in hadî­sini açıklarken: Bu ve bundan sonraki hadisler, akşam vaktinin şa­fakın batışına kadar devam ettiğini sarahaten bildirmişlerdir. Mez­hebimizi nakleden cumhur yanında bu kavil, mezhebimizin zayıf bir görüşüdür. Bizim Şafii âlimlerimizin cumhuru.- Mezhebimizin sahih kavline göre akşam namazının tek vakti vardır. O da Güneş battıktan sonra, bir adamın abdest alıp avretini örtmesi, ezan okun­ması ve ikamet etmesi iki rekat hafif sünnet kılması, bundan sonra akşam farzına durması ve teşbih edip, akşam farzından sonraki sünneti kılması için geçen süredir. Akşam farzı bu süreden sonra­ya bırakıldığı takdirde kazaya kalmış olur, demişlerdir. Lâkin Mu­hakkik arkadaşlarımız şafak batıncaya kadar akşam namazı vak­tinin devam ettiğine dâir kavli tercih etmişlerdir. Sahih olan Şâfii mezhebinin bu görüşüdür. Başka bir deyimle doğrusu budur, başkası değildir. Cibril (Aleyhisselâm) ‘in akşam namazını iki günde de ilk vakitte kıldırdığı noktasma gelince, buna üç şekilde cevap verilir:

1 — Cibril (Aleyhisselâm), öğle namazı hâriç, diğer dört namazın ihtiyar vakitlerini açıklamakla yetinmiş, ihtiyar vaktinden sonra devam eden ve namaz kılmanın sahih olduğu cevaz vaktini be­yan etmemiştir.

2 — Cibril (Aleyhisselâm) ‘in hadisi, Mekke’de, na­mazın farz kılındığı esnada buyuru İm ustur. Akşam vaktinin şafakın batışına kadar devam ettiğini bildiren hadisler, bilâhere Medine’­de buyurulmuştur. Bu sebeple, bunlara dayanmak vâcibtir.

3 — Bu hadislerin senedleri Cibril (Aleyhisselâm) *in ha­disine âit senedden çok daha sıhhatlidir. Bu nedenle bunlara önce­lik verilmesi vâcibtir.’

Müellifimizin 667 nolu hadisinde, namaz vakitlerini soran ada­ma «Bizimle iki gün namaz kıl.» buyuran Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeHemTin akşam namazını ilk gün güneş batınca kıldır­dığı, ikinci gün ise şafak batmadan önce kıldırdığı bildirilmiştir. Bu da akşam namazı vaktinin şafakın batışına yakın bir zamana kadar devam ettiğine delâlet eder.

Bu hadîs de bir önceki hadîs gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi, ve Sellem)’in akşam namazını erken kıldırdığına delâlet eder. Bu hadîs de merfu’ hükmündedir.

689) Abbâs bin Abdilmuttalib (Radtyalâhü a»A)’den rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (SaUaUakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir:

«Benim ümmetim, yıldızların işti bakine (çoğalıp birbirine karı-şıncaya) kadar akşam namazını geciktirmedikçe fıtrat üzerinde ola­caktır.»

(Müellifimiz) Ebû Abdillah bin Mâcete demiştir ki: Ben Muham-med bin Yahya’yı şöyle derken dinledim: Bağdat’ta bu hadis hak­kında halk birbirine girdi. Bunun üzerine ben ve Ebû Bekir El-A’yan beraberce hadîs râvisi Abbâd bin El Avvâm’m oğlu El-Avvâm’a git­tik. Kendisi bize babasına ait orj inalı çıkardı. Baktık ki bu hadîs on­da mevcuttur.Zevâid’de hadisin isnadının sahih olduğu ve Ebû Davud’un bunu Ebû Eyyûb’dan rivayet ettiği bildirilmiştir. [34]

İzahı

Bu hadisi îbn-i Huzeyme ve Dârimi de Abbâs (Hadıyallâhü anh) ‘dan rivayet etmişlerdir. Bunun bir benzerini Ebû Dâvûd, Ahmed ve El-Hâkim de Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh)’den rivayet etmişlerdir.

Hadiste geçen «Yıldızların iştibâki»nden maksad çok yıldızın gö­rülmesi ve çokluğu dolayısıyla birbirine karışmasıdır. Bununla, or­talığın kararması kasdedilmiştir.

Fıtrat i Kelimesi ile sünnet, hak din ve istikâmet muraddır.

Bu hadis de akşam namazını erken kılmanın önemini ve ortalık iyice kararıp çok sayıda yıldızlar görülünceye kadar geciktirmenin sünnete aykırı olduğunu belirtmektedir.

Ebû Davud’un rivayeti şöyledir: Ukbe bin Âmir, Mısır valisi iken, Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh) oraya varıyor. Vali Ukbe, akşam namazını (yıldızların iştibâkine ka­dar) geciktirince, Ebû Eyyûb ona doğru kalkarak : Yâ Ukbe! Bu namaz nedir? diye onun bu hareketini kınamış, Ukbe de: Meşgul edildik, diye cevap verince Ebû Eyyûb ona : Sen Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğunu işitme­din mi? diyerek şu mealdeki hadîsi buyurdu :

«Benim ümmetim, akşam namazını yıldızla m iştibâkine kadar geciktirmedikçe hayırlı veya fıtrat üzerinde olacaktır.* «…hayırlı ve­ya fıtrat…» tâbiri, râvinin şüphesinden ileri gelmiştir. [35]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Akşam namazına erken durmak müstahabtır.

2 — Yıldızların iştibâkine kadar tehir etmek mekruhtur.

3 — Tehiri, hayrın gitmesine; acele edilmesi de, hayrın kazanıl­masına sebeptir.

Rafızi le r yıldızların iştibâkine kadar akşam namazını ge­ciktirmeyi müstahab kılmışlardır. İcmâ’ ve bu bâbtaki hadisler, on­ların iddiasını reddetmiştir. [36]

7—Yatsı Namazının Vakti Babı

690) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre, Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurmuştur :

«Ümmetime güçlük yüklemek korkusu olmasaydı, yatsı namazı­nı tehir etmelerini emredecektim.”

691) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Ümmetime meşakkat yüklemek endişesi olmasa idi, yatsı nama-zını gecenin üçte birisine veya yarısına tehir edecektim. [37]

İzahı

667 nolu Büreyde hadisinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in, yatsı namazını ilk gün şafak battığı zaman kıldığı, ikinci gün de gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldığı bildirilmişti.

Âlimler, bu sürenin yatsı namazının ihtiyar vakti olduğunu ve tan yeri ağarıncaya kadar, yatsı vaktinin devam ettiğini bildirmiş­lerdir.

Şafak’ın batmasıyla yatsı vaktinin girdiği hükme bağlanmıştır. Söz konusu şafakm kırmızı şafak mı, beyaz şafak mı olduğu husu­sunda ihtilâf vardır. Tirmizi’ nin şerhi Tuhfetü’l-Ahvezı «Na­maz vakitleri bâbı-nda şöyle der:

«Hadiste geçen şafaktan maksad, en meşhur kavle göre kırmızı şafaktır.EI-Kâri böyle demiştir. Nevevî de Müsli m’in şerhinde : ‘Şafak ile kırmızı olanı kasdedilmiştir. Şafiî’ nin ve fıkıhçıların cumhuru ile lügat ehlinin çoğunun görüşü budur. Ebû Hanif e, El-Müzeni ve fıkıhçılar ile lügat ehlinden birer cemâat: Maksad beyaz şafaktır, demişlerdir. Seçkin ve kuvvetli ola­nı birincisidir.’ demiştir.

Ebû Hanîfe’ nin arkadaşları Ebû Yûsuf ile Muhammedde : Şafak kırmızılıktır, demişlerdir. Ebû Hani-fe’den de böyle bir rivayet vardır. Hattâ En-Nehr sahibi: îmam-1 Â’zam buna rücû’ etmiştir, der. Ed-Durr yazan da : Ebû Yû­suf ile Muhammed şafak kırmnzhktır, demişler;1mam-1 Â’zam da buna rücu’ etmiştir. Nitekim El-Mecma’ ve başka ki-tabların şerhlerinde bu durum belirtilmiştir. Onun için: Hanefi mezhebinin görüşü budur, demiştir. Sadrü’ş-Şeria da: ‘Bununla fet­va verilir. Şüphesiz kuvvetli ve muhtar mezheb, kırmızılığın şafak olduğudur. 1 b n-i Ömer (Radıyallâhü anh)’in peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘den rivayet ettiği: «Şafak kırmızılık­tır.» hadîsi buna delâlet eder. Darekutnî, bunu rivayet et­miş, İbn-i Huzeyme de sahîh olduğunu bildirmiş, başkası ise hadîsi İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) ‘den mevkuf olarak rivayet etmiştir.

Muhammed bin ismail El-Emir de SübülüV Selâm’da: Şafakın mahiyeti lügat meselesidir. Bu husustaki merci, lügat ehlidir. İbn-i Ömer (Radryallâhü anh), lügat ehlinden ve araplarm beynidir. Bu nedenle hadîs, ona mevkuf da olsa onun sözü hüccettir, demiştir.’ der.»

Ebû Hüreyre’nin ikinci hadisini Ahmed ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Onun her iki hadisi de yatsı nama­zını tehir etmenin daha sevab olduğuna delâlet eder.

Âlimler, yatsı namazının tehir edilmesinin mi yoksa ilk vaktin­de kılınmasının mı daha sevab olduğu hususunda iki görüş beyan etmişlerdir. Her iki görüş de Selefe âit meşhur iki yoldur. Âlimler­den bir cemâat tehire âit hadîslere dayanarak geciktirmenin daha sevab olduğunu söylemiştir. Diğer grup: Yatsı namazını erken kıl­mak daha efdaldır, demiştir. Delilleri de şudur : Resûlullah (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) umumiyetle erken kılardı. Bazen bir özür ve­ya meşguliyeti dolayısıyla yahut da câizliği beyan için geç kılardı. Eğer tehiri daha faziletli olsa idi meşakkat olsun olmasın buna de­vam edecekti.

İkinci görüş şöyle reddedilmiştir. Eğer bu hususta Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yalnız fiîli durumu olsaydı beyan ettikleri gerekçe tam sayılırdı. Halbuki bu hususta kavli hadisler de vardır. İbn-i Mâceh ve Tirmizî’ nin Ebû Hü­reyre (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet ettikleri mezkûr hadîsler gibi.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)’nin hadisi yatsı nama­zını tehir etmenin daha efdal olduğuna ve meşakkat dolayısıyla Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in devamlı olarak tehir etme­diğine delildir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in fiîli, bu kavli hadislerine muarız değildir. İlk vaktin fazileti hakkında vârid olan hadîsler bu husustaki hadîslerle tahsis edilmişlerdir. Yâni yatsı namazı müstesna kılınmıştır.

Buhar i, Müslim, Nesâî ve Ebû Davud’un Câbir (Radıyallâhü anh)’den rivayet ettikleri bir hadîse göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yatsı namazını cemâat çok olunca erken kıldırırdı. Az olunca geciktirirdi. Ebû Dâvûd, bu hadîsi «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in namaz vakit­leri» başlıklı bâbta rivayet etmiştir. Hadis uzundur. Yatsı namazı ile ilgili fıkrayı yukarıda naklettik.

El Menhel yazarı, Câbir’ in hadîsi ile ilgili olarak tba-i Dakîki’l-Iyd’in şöyle dediğini nakletmiştir:

‘Yatsı namazı hususunda fıkıhçılar ihtilâf etmişlerdir. Fıkıhçı­ların bir kısmı: Yatsı namazını erken kılmak daha efdaldır, demiş­lerdir. Şafiî’ nin mezhebinin zahiri budur.

Bir grup fıkıhçı: Tehiri efdaldır, demiştir.

Başka grup fıkıhçı: Cemâat toplanmış ise erken kılmak efdaldır. Cemâat geç toplanırsa geciktirmek efdaldır, demiştir. Mâliki-ler’ den, rivayet olunan bir kavil böyledir. Onların mesnedi bu hadîstir.

Diğer bir kısım fıkıhçilar: Durum, mevsimlere göre değişir.Kı­şın ve Ramazan ayında tehir edilmeli, şâir zamanlarda erken kılınmalıdır. Kışın tehir edilmesinin daha sevab oluşunun hikmeti, gecelerin uzunluğu ve yatsı namazından sonra konuşmanın mek-ruhluğudur.

Tirmizi, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü aııh) ‘nin ikin­ci hadîsini rivayet ettikten sonra, bunun hasen – sahîh olduğunu söy­lemiş ve:Ashab ile tabiîlerin âlimlerinin ekserisi yatsı namazını te­hir etmenin daha sevab olduğu görüşündedirler. Ahmed ve 1shak da bununla hükmetmişlerdir, demiştir.

Tirmizî’ nin şerhi Tuhfetü’l-Ahvezî de hadisin «Gecenin üç­te birisine veya yarısına…» tâbiri ile ilgili olarak şöyle denmiştir: «Bu tâbir, râvinin tereddüdünden ileri gelebilir. Bâzıları: Yazın ge­cenin üçte birisine, kışın da gecenin yarısına tehir edilmesi murad-dır, demişlerdir.

E1-Hâfız: Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘nin ha­dîsine göre yatsı namazını tehir edebilen ve fazla uykusu olmayan­lar için tehir daha efdaldır. Nevevî de Müslim’in şer­hinde bu görüşü benimsemiştir. Şafiî olan ve olmayan hadîs ehlinin çoğu bu kavli seçmişlerdir. Îbnü’l-Münzir, E1-Leys’ ten ve İshak’ tan naklettiğine göre bu iki âlim de yatsı namazının gecenin üçte. birisine kadar tehirini müstahab gör­müşlerdir.Tahavi de, gece yarısına bırakılmasının müstahab olduğunu söylemiştir. Mâlik, Ahmed ve Sahâbilerin ekse­risi ile tabiilerin çoğu bununla hükmetmişlerdir.Şâfiî’ nin ce-did kavli budur. Kadim kavline göre erken kılmak daha efdaldır. Ka­dim kavlinin tercih edildiği yerlerden birisi de burasıdır. Delil ba­kımından tercihe şayan kavil yatsının- tehir edilmesidir. Cemâat ve ortam bakımından bazen tehir etmek, bazen de erken kılmak ef-, daldır.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)’nin hadîsinde geçen: «…emredecektim.» ifâdesi ile, uygulaması mecburi olan vücub em­ri kasdedilmiştir. Yâni: «Ümmetime güçlük yükleme endişesi olma­saydı, yatsı namazını tehir etmeyi onlara vâcib kılardım.» denmek istenmiştir. Şu hâlde tehir etmek vâcib değildir. Bunun vâcib olma­yışı tehirin müstahablığına engel teşkil etmez.»

692) Humeyd (Radıyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yüzük kullandı niı, di­ye Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anhâ)’e sorulmuş; Enes (Radıyal­lâhü anh)’de:

— Evet. (Yüzük kullanmıştır.) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gece yatsı namazını gece yarısının yakınına kadar tehir etti. Sonra namaz kıldırınca mübarek yüzünü bize çevirdi ve i

«Şüphesiz halk namaz kılmış ve uyumuştur. Sizler şüphesiz na­mazı beklediğiniz sürece, namaz içinde (sayılır) siniz.» buyurdu. Enes (Radıyallâhü anh) : Onun (gümüş) yüzüğünün parıltısı hâlâ gözü­mün önündedir, demiştir.[38]

İzahı

Bu hadisi Buhârî ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Müs1im’in rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) ‘in yüzüğünün gümüş olduğu ve Enes (Radıyallâhü anh) ‘in: «Yüzüğünün parıltısı hâlâ gözümün önündedir.» dediğinde sol elinin parmağını kaldırdığı belirtilmiştir. Bu işaret, yüzüğün Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in büyük parmağında olduğunu gös­termektedir.

Hadis, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in yatsı nama­zını gece yarısına doğru geciktirdiğine ve cemaatla namaz kılmak için beklenen sürenin tamamının namazla geçirilmiş gibi sevab ol­duğuna delâlet eder. Ayrıca gümüş yüzük takınmanın caiz olduğuna delâlet eder. Bu hususta ümmetin icmâı vardır. Hattâ gümüş yüzüğün kullanılmasının erkekler için sünnet olduğuna delil olduğu da söy­lenebilir.

693) Ebû Saîd(-i Hudrî) (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize akşam namazını kıldırdı. Sonra (eve giderek) gecenin yarısı geçinceye kadar çıkma­dı. Bundan sonra çıkarak cemaata namaz kıldırdı ve namazdan sonra:

«Şüphesiz halk (yatsı) namazını kılmış ve uyumuştur. Sizler na­mazı intizâr ettiğiniz müddetçe hep namazdasınız (demektir.) Eğer (insanlardan) zayıf ve hasta olmasaydı bu namazı (yatsıyı) gece ya­rısına tehir etmeyi aralayacaktım., buyurdu. [39]

İzahı

Bu hadîsi Ahmed, Nesâi, Ebû Dâvûd, Beyha-ki ve îbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir.

Hadisin: «Halk, namazım…» fıkrasındaki halktan maksad, o ge­ce Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber yatsı na­mazını kılmaya gelmeyen müslümanlardır.

Cemaatla namaz kılmak için bekliyenlerin, bekledikleri sürenin tamamını namazla geçirilmiş gibi sevab taşıdığı belirtilmiştir. Çün­kü namazdan maksad, Allah Teâlâ’ya ibâdet etmektir. İbâdeti bek­lemek de bir ibâdettir.

•Eğer zayıf ve hasta olmasaydı…» fıkrasıyla şu husus anlatıl­mak istenmiştir: ‘Zayıflık ve hastalık özrü halkta bulunmasaydı ben dâima yatsı namazını gece yarısına kadar geciktirecektim. Lakin güçlüğün defi için devamlı olarak geciktirmeyi bıraktım.’

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bu fıkrayla, geciktirr menin iki yönden faziletini beyan buyurmuştur.

1 — Halk namazı beklediği sürece namazda olmuş olurlar.

2 — Namazı gece yarısına tehir etmenin sevabı daha çoktur. Yukarıda işaret olunan fazilete rağmen tehire gücü yetmeyen hastaların ve zayıfların durumuna riâyet etmek üzere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ekseriyetle yatsı namazını tehir et­memiştir. Çünkü tehir faziletini kazanma yolunda cemâatin çoklu­ğu fazileti kaçırılmış olacaktı. Cemaatın çokluğu fazileti, tehirin fa­ziletinden daha önemlidir. [40]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Âlim bildiğini bilmeyenlere öğretmelidir.

2 — Cemaatla namaz kılmak için beklemenin sevabı, namazla meşgul olanın sevabı gibidir.

3 — Zayıf ve hastanın haline riayet etmek ve onlara acımak raat-lubtur.

4 — Din, kolaylık üzerine kurulmuştur. Onda güçlük yoktur.

5 — Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in üstün şefkatini göstermektedir. [41]

9— Bulutlu Havadaki Namaz Vaktinin Babı

694) Büreyde (bin el-Husaym) el-Eslemî (Radtyaltâkii anhyâen ri­vayet edildiğine göre şöyle söylemiştir ;

Biz, bir savaşta Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in bera­berinde bulunuyorduk. Buyurdular ki:

«Bulutlu günde namazı erken kılınız. Çünkü ikindi namazını ka­çıran kimsenin ameli bâtıl olur.»” [42]

İzahı

Bu hadisi Buharı ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Buhârî’ nin rivayetinde hadis şöyledir .

EbüI-Melih (Amir bin Üsâme el-Hüzelî) (Radıyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir i Biz, bulutlu bir günde Bürey-de (Radıyallâhü anh) ile beraber bir savaşta bulunuyorduk. Büreyde (Radıyallâhü anh) bize ; İkindi namazına acele ediniz. Çünkü Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«İkindi namazım (kasden) terkeden kişinin ameli (nin sevabı) şüphesiz bâtıl olmuş olur.» buyurdu.’

Buharı” deki rivayete güre hadisin «Bulutlu günde namazı erken kılınız» fıkrası Büreyde (Radıyallâhü anh)’nin sözü­dür. Erken kılınması istenen namaz da ikindi namazıdır.

Sünenimizdeki rivayete göre bu fıkra da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in buyruğudur. Buradaki rivayette erken kılınma­sı emrolunan namazın hangi namaz olduğu sarahaten bildirilmemiş­tir. Fakat, gerek ikinci fıkra ve gerekse Buhâri’ nin rivayeti, bununla ikindi namazının kasdedildiğine delâlet eder. Mamafih ha­vanın kapalı olduğu günlerde her namaz vaktinin girdiği kesinlik­le bilindikten sonra erken kılınması matlubtur. Çünkü geciktirildiği takdirde, ihtiyar vaktinden çıkarılması veya cevaz vaktinden çıka­rılarak kaçırılmasından korkulur.

Sindi bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der:

«Namazı erken kılın… fıkrasının mânâsı şudur: Bulutlu gün-lerde namaza acele ediniz. Çünkü havanın kapalı olduğu günlerde namazı geciktirmek, tamamen kazaya bırakmaya veya müstahab va­kitten çıkarmaya sebebiyet verebilir. Namazı kaçırmak, bilhassa ikin­diyi kaçırmak büyük bir musibettir. «İkindi namazını kaçıranın ame­li bâtıldır.» fıkrası hakkında şöyle denmiştir: ‘Bundan maksad, ha-kikatan kişinin amelinin bozulması ve sevabının yok olması değil, günahın azametini bildirmektir.’

Bu yorum, küfürden başka hiç bir günahla amelin sevabı gitmez, hükmüne göredir. Lâkin;

«Ey Müminler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden yüksek çıkar­mayın ve yek diğerinize bağırır gibi Ona bağırmayınız. Haberiniz ol­madan amelleriniz boşa çıkıverir. (Hucurât: 2)» âyetinin zahirine gö­re amellerin sevabı, küfürden başka bazı günahlarla gidebilir. İkindi namazını kasden terketmek, amelin gitmesine sebep olan günahlar çeşidinden olabilir.» [43]

10 — Uykuda Kalarak Veya Unutarak Namaz Kılmayan Babı

695) Enes bin Mâlik (RadtyaÜâhü <z»A)’den rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü aleyhi ve Sellem) ‘e namazdan gafil kala­rak unutan veya uyuyakalıp namazı kaçıran adamın durumu sorul­muş. O da t

«Namazı hatırladığı zaman kılar.» buyurmuştur.”

696) Enes bin Mâlik (RadtyaÜâhü anh)’âtn rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiş­tir»

«Kim bir namazı (kılmayı) unutursa, onu hatırladığında kılsın.»” [44]

İzahı

Bu hadîsi Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Davüd ve Tahavî de rivayet etmişlerdir. Tirmizi de tahriç ede­rek hasen – sahîh olduğunu söylemiştir. Buhârî ve Ebû Dâvûd’un rivâyetlerindeki hadisin sonunda :

«…Ondan başka keffâreti yoktur.» fıkrası da mevcuttur. Fıkranın mânâsı: ‘Unutulan namazın hatırlandığı zaman kaza edilmesinden başka bir keffâreti yoktur.’ demektir. Şu halde bâzıları: Unutulan namaz kaza edilmekle beraber, ertesi gün o namazın vakti girdiğin­de tekrar kaza edilir, demişler ise de bunun tutarsız olduğu anlaşı hyor.

Hattâbi: ‘Fıkradan maksad şudur: Unutulan namazın, ka­za edilmesinden başka, sadaka veya benzeri bir keffaretin ödenme­si gerekmez. Halbuki özürsüz olarak Ramazan orucunu tutmaya­na keffaret gerekir. Hac veya umre için ihrama girmiş olan kişi menasikten bir şeyi terkettiği zaman, bazen keffaret ödemesi ge­rekir. Namaz bunlar gibi değildir. Kişi başkası yerine hac yapabi­lir ve onun yerine borçlarını ödeyebilir. Hadîs, kimsenin başkası ye­rine namaz Allamayacağına delildir. Keza oruç ve başka ibâdetlerin boşluğu bazen malı tasadduk etmek ile tamir edilebilir. Namaz böy­le bir şeyle tamir edilemez.1 demiştir.

697) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)yden rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber savaşından[45] döndüğü zaman gece boyunca yolculuk etmiş, nihayet uykusu gelin­ce gece yansına doğru konaklamış ve Bilâl (Radıyallâhü anh)’a»

«Bizim için bu geceyi sen koru.» buyurmuştur. Bunun üzerine Bilâl (Radıyallâhü anh) kendisi için Allah tarafından takdir edildiği kadar namaz kılmakla meşgul olmuş, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve ashabı da uyumuşlardı. Fecir yaklaşınca Bilâl (Radı­yallâhü anh), yüzünü fecre döndürerek bineği olan deveye yaslan­mış sonra bineğe yaslanmış halde uykuya dalmış ve Güneş harare­ti onlara vuruncaya kadar, ne Bilâl (Radıyallâhü anh) ne de hiç kimse uyanmamış. Onların ilk uyananı Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) olmuştur. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uy­kudan sıçrayarak: «Ey Bilâl!» diye seslenmiş, Bilâl (Radıyallâhü anh) de i Babam annem sana feda olsun Yâ Resûlallah! Senin nefsini kud­retinde tutan (Allah) benim nefsimi de tutmuş, dedi.

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bineklerinizi (n yularlarından tutup arkanızdan) çekiniz,» bu yurmuş, Sahâbîler bineklerini çekerek biraz gitmişler sonra Resûlul lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) abdest almış ve Bilâl (Radıyallâhü anh)’a emretmiş, Bilâl (Radıyallâhü anh) namaz için ikamet etmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara sabah namazım kıl-dırmıştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazı kaza et­tikten sonra:

«Kim bir namazı unutursa onu hatırladığı zaman kılsın. Çünkü

Allah Azze ve Celle = «Beni andığın zaman namaz kıl.[46] buyurmuştur.”

(Râvi Yûnus) demiştir ki t İbn-1 Şihâb, âyeti ıjJ’JJJ olarak okumuştur. [47]

İzahı

Bu hadisi Müslim, Ebû Davûd ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Hadîste geçen «Kerâ» kelimesi, uyuklamak de­mektir. Bazıları: Uykudur, demişlerdir. Bir de : Adamın uyku ile uya­nıklık arası hâline denir, diyenler vardır.

Ta’ris t Yolcunun gecenin sonunda istirahat ve uyumak için ko-naklamasıdır. Cumhur böyle demiştir. Ebû Zeyd ‘ e göre gece veya gündüzün her hangi bir vaktindeki konaklamaya ta’ris denir.

Buhâri’ deki rivayete göre sahâbîler konaklama arzusunu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)’e iletmişler, Peygamber/ (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Uykuda kalıp (sabah namazını) kaçırmanızdan korkarım bu­yurmuş, Bilâl (Radıyallâhü anh) : Ben sizleri uyandırırım, de­miştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), onlar için önce ih­tiyatlı olanı tutmuş, sonra muhtaç olduklarını görünce konaklama­larına izin vermiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem); Bilâl (Radıyal­lâhü anh) ‘a: «Bizim için geceyi sen koru.» emriyle, sabah namazını kaçırmamak için nöbet tutmasını istemiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in uyanırken sıçrama­sı, namazının kaçırılmasından dolayıdır. El-Asili: Müşriklerin müslümanları izlemeleri endişesi ile sıçradığını söylemişse de bu söz tutarsızdır. Çünkü siyer ehlinden hiç kimse böyle bir şey söyleme­miştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), tam bir zafer ile Hay ber savaşından dönmüştü. Hiç bir düşmanın onları izlemesi söz konusu değildi.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in: «Yâ Bilâl!’ diye seslenişi şu maksadladır: Yâni niçin uyudun da sabah namazının vakti çıktı? tbn-i îshak’ın rivayetinde: «Bize ne yaptın Yâ Bilâl?» buyurmuştur. Buna benzer başka rivayetler de vardır. Bun­dan maksad Bilâl (Radıyallâhü anh) ‘in bir daha nefsine güven­memesi ve benzer iddialardan kaçınmasıdır. Çünkü Buhâri’ nin rivayetinde geçtiği gibi Bilâl (Radıyallâhü anh) : Ben sizi uyan­dırırım, demişti.

Sahâbîler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in emriyle binek hayvanlarının yularlarından çekerek az bir zaman yürüdükten sonra durup abdest almışlardır.

Kaza namazı için ezan ve ikamet edilir mi?

Hadîsin: «Bilâl {Radıyallâhü anh), sabah namazı için ikamet etti.» fıkrası, kaza namazı için İkamet edilmesinin meşruluğuna de­lâlet eder. Ezandan bahsedilmediğine göre ezan okunmaz. Mâlik, cedid kavline göre Şafiî ve Evzâi böyle demişlerdir. Bun­dan başka delilleri, Ebû Saîd-i Hudri (Radıyallâhü anh)’ nin Hendek günü kaçırılan öğle, ikindi ve akşam namazı ka­za edilirken yalnız ikâmet edildiğine dâir hadisidir.

Ebû Hanife, Ahmet? ve Ebû Sevr’e göre hem ezan okunur, hem ikamet edilir. Şafiî’ nin kadim kavli de bu­dur. Ve Şafii’ nin arkadaşları bu kavliyle amel etmişlerdir. Bun­ların delili de bu olayın anlatıldığı Buhâri ve Müs1im’in rivayetleridir. Çünkü orada:

«Bilâl (Radıyallâhü anh) namaz için ezan okudu. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki rek’at namaz kıldı. Bundan sonra sabah namazını kıldırdı…» buyurulmuştur.

Süfyân-ı Sevri’ye göre kaza namazı için ne ezan oku­nur ne de ikâmet edilir. Fakat onun sözü mevcut hadîslerle reddedil­miştir.

Birkaç namaz bir arada kaza edildiği zaman, Şafiî âlimleri ve Hanef iler’ den Muhammed’e göre yalnız ilk namaz için hem ezan okunur, hem ikâmet edilir. Ondan sonraki namazlar için yalnız ikâmet edilir. Ebû Hanife’ye göre ezan da okunabilir.

Hadiste anlatılan gün sabah namazı kaza edildikten sonra Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Kim bir namazı unutursa… yâni: Veya uykuda kalırsa, demektir. Nitekim 695 nolu Enes (Ra~ dıyallâhü anh)’in hadîsinde, yine Enes (Radıyallâhü anh)’in Müslim ‘deki rivayetinde, 698 nolu Ebû Katâde hadi­sinde ve Tirmizi’ nin Ebû Katâde’ den olan rivayetin­de: «…veya uykuda kalırsa…» cümlesi mevcuttur. Râvi burada unutma hâlini zikretmekle yetinmiş, uyku hâlini zikretmemiştir. Çün­kü taksiratın ve şuurun olmayışı bakımından uyku da unutmak gi­bidir. [48]

Uyuya Kalan Veya Unutanın Kaçırdığı Namazı Derhal Kaza Etmesi Gerekir Mi ?

Hadisin: «Namazı hatırladığı zaman kılsın.- fıkrası derhal kılın­masının vâcibliğine delâlet eder.

Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, El-Müzeni ve El-Kerhî böyle demişlerdir. Delilleri bu hadis ve bundan sonra ge­len Ebû Katâde hadîsi ile daha önce geçen En e s ‘ in ha­dîsleridir.

Şafiî ve Mâlik’e göre bilâhere kaza edebilir. Onların delili de bu ve benzeri hadîslerdir. Zira hadîste anlatılan gün, gü­neş doğduktan sonra uyanınca Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem), sahâbilerin o yerden hareket etmelerini emretmiştir. Eğer cfer-hal kaza edilmesi vâcib olsaydı aynı yerde kaza etmeleri emredile­cekti. Diğer taraftan mezkûr fıkrada: «…hatırladığı zaman…’ bu-yuruluyor. Hatırlama zamanı geniştir. Hatırladıktan sonra bir müd­det ara verilip kılmırsa yine hatırlandığı zaman kılınmış olur. Ha­tırlandığı ilk anda kılmak müstahabtır. Verilen emir istihbabdir. [49]

Kasden Namazı Terkedenin Kaza Etmesi Vâcib Mi ?

Kasden namazı terkedenin kaza etmesinin vâcibliği hadisten an­laşılıyor. Cumhurun görüşü budur. Cumhura göre bu hadislerde na­mazın kaza edilmesi, unutmak ve uykuda kalmakla kaydedilmiş ise de, bu kayıtlamadan maksad, bilerek kazaya bırakanın kaza etme­mesi değildir. Anılan özre binâen namazı kazaya bırakan .kişi kaza etmekle mükellef olunca, özürsüz olarak namazı kaçıran kimse ka­za etmekle yükümlü tutulmaz mı? Bu hüküm Kur’an-ı Kerîm’in «Baba ve anneye öf deme» emrine benzer. Baba ve anne­ye öf demek yasaklanınca bu sözden daha ağır plan sövmek ve döv­mek gibi davranışlar hayda hay yasak kılınmış oluyor.

Bilerek namazı kaçıranın, unutarak veya uykuda kalarak kaçı­randan farkı şudur ki: Bilerek kaçıran kişi kaza etmekle mükellef olmakla beraber, bununla günahtan kurtulamaz. Bununla beraber kaza etmesi, faydadan hâli değildir. Hadîsin sonundaki âyete gelin­ce; Bu âyetin sonundaki kelime meşhur kıraate göredir.

Bu kıraatin zahirine göre âyet hadis konusu münasip görülmüyor. Çünkü zahirine göre âyetin mânâsı şudur: «Beni anmak için namaz kıl.- Bu yoruma benziyen bir kaç yorum şekli rivayet olunmuştur. Bunlardan bir kısmı şunlardır:

1 — «Namaz kıl ki ben seni överek anayım.»

2 — «Zikir (namaz) vakitlerinde namaz kıl.»

3 — «Ben, anlatıp emrettiğim için namaz kıl.»

4 — «îhlâsh olarak beni anmak için namaz kıl.»

Sindi: Âyetin hadîsle uygunluğunu sağlamak için bâzı âlim­ler âyeti şöyle yorumlamışlardır:

«Ben(im namazım)! hatırladığın vakit namaz kıl.» veyahut «Be­ni hatırladığın (yâni namazımı hatırladığın) vakit namaz kıl.»

Her iki taktirde «Zikr» kelimesinin başında cer harfi olan «lâm» tevkit içindir. Yâni vakit ifâde eder. Birinci yorum şekline göre zikir kelimesi ile mütekellim zamiri arasında salât kelimesi mahfuzdur, ikinci yorum şekline göre zikirden maksad namazdır.

İbn-i Şihâb’ın kıraatına göre âyetin hadîsle münasebeti

açıktır. Çünkü kelimesi hatırlamak demektir. Başındaki cer harfi tevkit içindir. Âyetin tefsiri şudur: «Hatırladığın zaman namaz kıl.» [50]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — ihtiyaç hâlinde istirahat etmek ve uyumak meşrudur.

2 — Önemli işler için nöbet tutturulmalıdır.

3 — Peygamberlik görevine noksanlık getirmeyen beşerî arıza­ların Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellem)’de görülmesi müm­kündür.

4 — Mazeret dolayısıyla va’dini yerine getirmeyenin mazeretini kabul etmek meşrudur.

5 — Şeytan yatağı olduğu sanılan yerden başka yere geçmek meşrudur.

6 —Kaçırılan namaz kaza edilmelidir.

7 — Kaza namazı için ikamet edilmelidir.

8 — Kaza namazının cemâatle kılınması meşrudur.

9 — Âlimler, dinî hükümleri başkalarına öğretmelidirler.

10 — Unutulan namaz hatırlandığı zaman kaza edilmeli, keza uykuda kalınarak kazaya kalan namazı uyandıktan sonra kılınma­lıdır.

İbn-i Şihâb (RA.)ın Hal Tercemesi

Ebu Bekir Muhammed bin Müslim bin Ubeydlllah bin Abdillah bin Şihab, bin Abdillfth, bin el-Hâris bin Zühre bin Kilâb el-Kureş! ez-Zührl, Hicretin ellinci yılı doğmuş, hadis hafızlarının en büyük âlimlerindendir. îbn-i Ömer, Seni bin Sa’d, Enes bin Mâlik, Mahmud bin Rabi’, Said bin el-Müseyyeb, Ebû Ümâms bin Sehl (Radıyallâhü anhüm) ve onların tabakasından sayılan sah&btlerin meşhurları ile tabiilerin meşhurlarından hadis rivayet etmiçtir. Kendisinden de Yunus bin Ye­zld Zebidt, Salih bin Keysân, Maliıer, Şuayb bin Ebi Hamze, Evzâl, el-Leys, Malik tbn-i Ebİ Zi*b, Amr bin el-Hâris, tbrahim bin Sa’d, Süfyan bin Uyeyne ve bir çok zat hadis rivayet etmişlerdir. Ebû Davud’un dediğine göre ikibin ikiyüz hadisi bu­lunup yansı müsneddir. ZÜhrî : Ben, İbnü’l-Müseyyeb ile beraber sekiz yıl otur­dum, demiştir. El-Leys : Ben Zührî’den daha geniş malûmatı bulunan hiç bir âlim görmedim. Terğlb hakkında hadis anlatırken ancak bunu güzel bilir dersin; Arap va£nsâbdan bahsederken yalnız bunu güzel yapar dersin; Kur’an ve sünnet­ten bahsederken, bunu çok iyi bilir dersin, demiştir. El-Leys’in dediğine göre Züh-rt: Hiç kimse benim kadar ilim yolunda sabretmemi^ ve hiç kimse benim ka­dar, İlim yaymamiştır. Kalbime giren hiç bir ilmî meseleyi unutmamışım demiştir. Mâlik : tbn-i Şihâb’ın dünyada dengi yoktur demiştir. Amr bin Dinar: Altın ve gümüş, Zührİ yanında hayvan tersi gibidir, demiştir. Halife Hişâm bin Abdümelik çocukları için bir miktar hadis yazmasını Zührî’den rica etmiş, Zührî de 400 hadîs yazıp gitmiş bir ay sonra Hişâm ile karşılaştığında, yazdığı kitabın zayi oldu­ğunu öğrenince bir kâtip isteyerek yeniden 400 hadis yazdırmış, bilâhare kaybo­lan kitab bulununca, iki kitâb karşılaştırılıyor, aralarında bir harflik fark bile görülmüyor. Zührİ’nin hıfzının kuvvet derecesi Kur’an-ı Kerim’i sekiz gecede hıf­zetmesinden anlaşılıyor. Mftlik’ten rivayet edildiğine göre îbn-i Şihâb Medine’ye geldiğinde Rabia’nın elini tutarak beraberce divan evine girmişler, ikindi vakti ev­den çıktıklarında tbn-i Şihâb : Ben Medine’de Rabîa gibi bir âlimin bulunduğu­nu sanmazdım, demiş; Rabîa da : tbn-i Şihâb’ın eriştiği ilmi mertebeye hiç bir kimsenin erişeceğini zannetmiyorum, demiştir. El-Leys : tbn-i Şihâb çok bol yerdi ve hiç bal yemezdi, demiştir.

Zührrnin menakıbuıı anlatmak için kırk sahtfelik yazıya İhtiyaç var. El-Hâfız tbn-İ Asâkir, onun hakkında geniş bilgi vermiştir. Hicri 124. yılı Ramazan ayinde vefat etmiştir. (Tezkire : Sah. 108)

Yûnus Bin Yezîd <R-A.)”in Hal Tercemesi

Yûnus bin Yezld bin Ebî Necâr Ebû Yezld el-EylI, mevlâ Muâviye bin Ebİ Süfyân’dır. İkrime. el-Kâsım, ez-Zühri ve bir cemaattan hadîs rivayet etmiş; ken­disinden de Evzâi, Cerir bin Hâzim, el-Leys, tbn-i Veheb, Osman bin Ömer bin Paris ve başkaları rivayette bulunmuşlardır. Hâfız-ı Mısri Ahmed bin Salih : Biz, Zührî’den yapılan rivayet hususunda hiç kimseyi Yûnus’a takdim etmeyiz, demiş­tir. Ahmed : Yûnus sıkadır, demiştir. Ebû Sald bin Yûnus’un dediğine göre hic­retin 152. yılı vefat etmiştir. (Tezkire : Sah. 162

698) Ebû Katâde [51](Radıyallâhü ank)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Sahâbîler, uyumak hususundaki kusurlarını anlattılar. Onlardan birisi de: Güneş doğuncaya kadar uyudular, dedi. Bunun üzerine Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Uyumak hâlinde kusur yoktur. Kusur, ancak uyanıklık halin­dedir. Bunun İçin biriniz bir namazı, unutarak veya uyuya kalarak kılmadığı zaman onu hatırlayınca kılsın ve ertesi gün vaktinde (kıl­sın.)» buyurdu.

(Ebû Katâde’nin râvisO Abdullah bin Rebâh demiştir ki ı Ben bu hadîsi anlatırken İmrân bin El-Husayn beni dinledi. Sonra bana t Ey genç! nasıl hadîs rivayet ettiğine dikkat et. Çünkü ben aynı hadîsin görgü şahidiyim. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) İle bera­berdim, dedi. Râvi demiştir ki s İmrân, Abdullah bin Rebâh’ın rivayet ettiği hadîsten hiç bir şey reddetmedi.” [52]

İzahı

Bu hadîsi Müslim ve Ebû Dâvûd daha uzun olarak, Nesâl ve Tirmizi de bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Tirmizi, hadîsin hasen – sahih olduğunu söylemiştir.

Ebû Davud’un rivayeti şöyledir:

«Ebû Katâde’ den rivayet edildiğine göre şöyle demiş­tir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir yolculuğunda yol­dan ayrıldı. Ben de onunla beraber ayrıldım. Bunun üzerine bana :

«Bak (gelen var mı)» buyurdu. Ben de: İşte bir süvari, işte iki süvari drha. Şunlar üç kişi, dedim. Nihayet biz yedi kişi olduk. Bun­dan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Namazımızı (vaktini) koruyun.» buyurdu. Bununla sabah na­mazını kaydediyordu. Sonra hepsi uyuyakaldılar. Ve ancak güneş ha­rareti onları uyandırdı. Uyandıkları zaman, biraz gittikten sonra ko­naklayarak abdest aldılar. Bilâl (Hadıyallâhü anh) ezan okudu. İki rekat sabah sünnetini kıldılar. Sonra sabah farzını kıldılar ve bi­neklerine bindiler. Daha sonra birbirlerine: Biz, namazımız hak­kında kusur işledik dediler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz uyumakta kusur yoktur. Kusur, ancak uyanıklık ha­lindedir. Sizden birisi bir namazı unuttuğu zaman, onu hatırlayınca kılsın ve ertesi gün vaktinde (kılsın)» buyurdu.»

Sindi bu hadîsi açıklarken şöyle demiştir:

«Sahâbiler, uyuya kalmak sebebiyle, namaz hakkında taksirat­larını kendi aralarında anlatmışlar. Onlardan birisi de kusurlu ol­duklarını ifâde etmek için: Güneş doğuncaya kadar uyudular, de­miştir. Namaz kaçırmaları yüzünden duydukları meşakkat ve sıkın­tıyı gidermek ve meseleyi kolaylaştırmak için Resûlullah (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) : «Uyumak hâlinde kusur yoktur.» buyurmuş­tur. Bu buyruktan maksad, uyumakta ve bunun için gerekli hazır­lığı yapmakta kusur yoktur demek değildir. Çünkü bazen bunda ku­sur olur. Meselâ yatsı namazını kılmadan önce uyumak, yatsı nama” zmın kaçırılmasına sebep olabilir. Haliyle böyle yapıp namazı kaçı­ran kişi, kusur işlemiş olur. Maksad, uyku halindeyken kaçan bir şey hakkında kişi kusurlu sayılmaz. Çünkü irâdesi dışında kaçmıştır. İbâdet etmeden uyumak teşebbüsü uyanıklık hâlinde işlenen bir suç olup, bu suçu işleyen kişi de kusurludur…»

Müs1im’in rivayetinde bu fıkradan sonra şöyle buyuru-luyor:

«Ancak şöyle yapan kişi kusurludur: Başka bir namaz vakti ge­linceye kadar namaz kılmayan kişi kusurludur.»

Hadisin:..ve ertesi gün vaktinde (kılsın.)» fıkrası ile ilgili olarak El-Menhel yazarı şöyle der:

«Yâni ertesi gün vakti gelince aynı namazı ikinci defa kaza et­sin Hadisin zahirine göre, kişi unutarak veya uyuyakalarak kaçırdı­ğı namazı hatırlayınca bir defa kaza edecek, ertesi gün vakti gelince bir daha kaza edecek. Böylece kaçırdığı namazı iki defa kaza et­miş olacaktır. Bâzı âlimler böyle yorum yapmışlar ve ikinci deiâ ka­za etmeyi müstahabhk anlamına yorumlamışlardır.

Hattâbi:İkinci defa kaza edilmesinin vâcibliğini söyleyen hiç bir fıkıhçı bilmiyorum. Ayni vakitte kaza edilmekle vaktin fazi­letine erişmek için, müstehab olmak üzere tekrar kaza edilmesi emre­dilmiş olabilir.’ demiştir.

Âlimlerin cumhuru: Fıkranın zahiri kasdedilmemiştir. Selef âlimlerinden hiç kimse ertesi gün vakti gelince kaçırılan namazın ikinci defa kaza edilmesi müstehabtır dememiştir, derler.

Nevevî: ‘Fıkranın mânâsı şudur:Kişi bir namazı kaçırıp kaza ettikten sonra, onun vakti değişecek değildir. Vaktin, eskisi gibi kalır.Bu nedenle ertesi gün olunca, o günkü namazı, mutad Vak­tinde kılsın. Zamanını değiştirmesin. Fıkranın mânâsı: Kaçırılan na­mazı iki defa kaza etsin. Hatırlayınca derhal kaza etsin. Ertesi gün vakti gelince kaza etsin, değildir. Fıkranın mânâsı yukarıda anlat­tığımız gibidir,» demiştir.

Cumhurun kavlini te’yid eden delillerden birisi Dârekütni’-nin İmrân bin Husaym (Radıyallâhü anhJ’dao riva­yet ettiği şu mealdeki hadistir:

‘Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bilâl * (Radıyallâhü anh))’a emretti. Bilâl (Radıyallâhü anh) ikâmet etti. Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) de kaçırılan namazı kıldırdı. Sonra biz Yâ-Nebiyallah! Yarın vakti gelince bu namazı (tekrar) kaza etmiyelim mi? diye sorduk. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara:

«Allah sizi faizcilikten men edip, faizciliği sizden kabul eder mi?» buyurdu.»

İbrahim En-Nahâi: Bir namazı terkedip yirmi sene­ye kadar kaza etmeyen kişi, bundan sonra kaza ederken yalnız bir defa kılacak, demiştir. [53]

Hadisin Fıkıh Yönü

Namaz vakti girmeden önce uyuya kalan ve vakti gelince uyan­mayan kişi günaha girmez. Keza vakit olduktan sonra henüz geniş bir zaman vardır, diye uyuyan ve vakit çıktıktan sonra uyanan kişi de günahkâr olmaz. Fakat bâzı âlimler: Vakit girdikten sonra, na­maz kılmadan uyumayı alışkanlık hâline getirerek uyanmıyacağını kuvvetle sanan kişi uyumadan namaz kılmak zorundadır. Aksi tak­dirde, vakit çıkıncaya kadar uyanmazsa günaha girmiş olur.

Vakti daralmış namazı kılmadan uyuyan kişi, şüphesiz günah iş­lemiş olur.» [54]

11 — Özür Ve Zaruret Hâlindeki Namaz Vaktinin Babı

Abdullah Bin Rabâh <R.A.)1n Hal Tercemesi

Abdullah bin Rabâh EbÛ Hâlİd el-Ensârt, Basra’da oturmuştur. Dbeyy bin Kat), Ammâr bin Yâsir, Ebû Katâde, Ebû Hüreyre, Aişe (R.A.) ve başkalarından hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Sabit el-Bunant, Katâde, Asım el-Ahvel, Ebû tmran ve bir çok zât rivayette bulunmuştur. Nesal ve İbn-i Sa’d onu sıka saymışlar, el-îcll de : Sıka bir tabiidir, demiştir. Buhârl’den başka sahih hadis kitab sahihleri ondan rivayette bulunmuşlardır. (El-Menhel C. 4, Sah. 29)

İmran Bin El-Husayn (R-A.)’ın Hal Tercemesi

tmran bin el-Husayn bin Ubeyd bin Halef el-Huzâl Ebû Nüceyd, Hayber yılı müslüman olmuştur. Peygamber (S-A.V.)’den 180 hadis rivayet etmiştir. Buhârl ve Müslim 8 hadisini İttifakla, Buhârl 4 hadisini, Müslim de 9 hadisini münferi­den rivayet etmişlerdir. Râvileri Ebû Recâ’ el-Utftridl, Mutarraf bin Abdillah, Şa’bl, tbn-i Slrln ve Hasan-ı Basrl’dir. tbn-i Sa’d : Melekler, onunla tokalaşır ve ona se­lâm verirlerdi, demiştir. Sahâbller devrinde meydana gelen fitneden uzak kalan­lardandır. Bir kaç savaşa katılmıştır, Mekke fethinde Huzâa kabilesinin bayrak’ tarlığını yapmıştır, tbn-i Abdil-Berr: O, Sahâbtlerin »kılıcılarından ve İleri ge-lenlerindendi, demiştir. Basra halkı, kendisinin; hafaza meleklerini gördüğünü, onlarla konuştuğunu, nihayet bir hastalık nedeniyle vücudunu dağlayınca, melek­lerin kendisine görünmez olduklarını ve dağlama eseri kalmayınca tekrar onlar­la görüşüp konuşmaya başladığını söylediğini naklederler. Ebû Nalm : Onun duası makbul İdi, demiştir. Hicretin 52. veya 53. yılı Basra’da vefat etmiştir. (El-Menhel C. 4. Sah. 38)

699) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)’den rivayet edildiğine göre ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek’ate yetişen kimse, namaza yetişmiş olur ve güneş doğmadan önce bir rek’ate ye­tişen kimse, namaza yetişmiş olur.»” [55]

İzahı

KütÜb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir.Tirmizî hadisin hasen – sahih olduğunu söyleyerek, Şafii, Ahmed ve İshak’ın bununla hükmettiklerini ve bunlara göre hadisin mânâsının özür sahibinin mezkûr namazlardan birer rek’ate yetişmesi hâlinde namaza gitmiş sayılacağını söylemiş, özür için de şu örneği vermiştir: Meselâ adam uykuda kalır veya nama­zı unutur da Güneş doğacağı veya batacağı zaman uyanırsa özür sa­hibi sayılır.

Tuhfetü’kAhvezî yazarı El-Hâfız, İbn-i Hacer Aş-ka1âni’ den naklen beyân ettiğine göre meşru mazereti olma­yan kimsenin bir rek’atlik vakit kalıncaya kadar namazı geciktir­mesinin haram olduğuna âlimler ittifak etmişlerdir.

Ebû Dâvûd bu hadisi «Orta namaz- babında rivayet et­miş, El-Menhel yazarı da aşağıdaki ma’lumatı vermiştir:

«Cumhura göre hadisin mânâsı şudur: Adam, vaktin sonunda ikindi namazından veya sabah namazından bir rek’at kıldıktan son­ra kıldığı namazın vakti çıkarsa o namazın tamâmını vaktinde edâ etmiş sayılır. Bu hususta mazereti olan ve olmayan arasında, nama­zın sıhhati bakımından bir fark yoktur. (Özürsüz olarak namazı bu kadar geciktirmek günahtır.)

Ebû Hanife Cumhura muhalefet ederek: Böyle kılınan sabah namazı bâtıldır, demiştir. Bâzıları: Böyle kılınan namazın ta­mamı kaza olarak kılınmış sayılır, demişler; Bir kısım âlimler de: Vakit çıkmadan kılınan rek’at’ edâ, vakit çıktıktan sonra kılınan bir veya daha fazla rek’at kaza olarak kılınmış sayılır, demişlerdir.

Nevevl, Müslim’in şerhinde: ‘Mezkûr ihtilâfın etki­si, yolcunun, seferi olarak kıldığı namazda görülebilir. Şöyle ki: Yol­cu bir rek’at kıldıktan sonra namaz vakti çıktığında eğer namazın tamamını edâ olarak sayarsak kasır yapabilir. (Dört rek’atlik farzı iki rek’at olarak kılabilir.) Eğer böyle kılınan namazın hepsi veya bir kısmı kaza sayılır, desek kasır yapamaz, namazı tam olarak kıl­ması gerekir. Tabi yolculuk .hâlinde kazaya bırakılan namaz, seferde kaza edilince tam olarak kılınması vâcibtir, desek durum anlattığımız gibidir.

Şayet vaktin sonunda namaza duran kişi, henüz vakit çıkma­dan bir rek’ate bile yetişmez de rek’atın bir parçasını kıldıktan son­ra vakit çıkarsa, bâzı arkadaşlarımız.Bunun hükmü bir rek’ate ye­tişenin hükmü gibidir, demişlerse de, Cumhura göre namazın ta­mamı kaza olarak kılınmış sayılır,’ demiştir.

Ebû Hanife hadîsi şöyle yorumlamıştır: Delilik, aybaşı âdeti, lahosalık, bayılmak ve çocukluk gibi özürü olan kişi mazereti kalktığında sabah veya ikindi vaktinden bir rek’atlik süreye yetişir­se bu namaz ona farzdır.

Sabah namazı dâhil, her hangi ,bir namazın bir rek’atini vakit çıkmadan kılan kişinin namazının sıhhatına ve namazının tamamı­nın edâ sayıldığına hükmeden cumhurun görüşünü te’yid eden de­lillerden birisi Beyhakî’nin Zeyd bin Eşlem (Radı-yallâhü anh’den rivayet ettiği şu hadîstir:

«Sabah namazından bir rek’ate Güneş doğmadan, bir rek’ate de Güneş doğduktan sonra yetişen kimse namaza yetişmiş olur.»

Diğer bir delil de, yine Beyhakî’ nin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet ettiği şu hadistir:

«Güneş batmadan önce bir rek’at, ve Güneş battıktan sonra ka­lan rtk’atleri kılan kimse, ikindi namazını kaçırmamış olur.»

Cumhurun başka bir delili Buhârî’ nin Ebû Seleme tarikiyle Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)’den rivayet et-tiği bu haçüstir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyur­du ki;

«Sizden birisi, Güneş batmadan önce ikindi namazından bir sec­deye yetiştiği zaman namazını tamamlasın ve Güneş doğmadan sa­bah namazından bir secdeye yetiştiği zaman namazını tamamlasın.»

Hadîsteki secde ile rek’atın tamamı kasdedilmiştir. Cumhurun bir başka delili de Nesâi’nin İbn-i Şihâb yoluyla Salim’ den rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir:

«Namazdan bir rek’ate yetişen kimse, namazın tamamına yetiş­miş olur. Ancak vakit içinde yetiştiremediği rek’atlere devam ederek namazını tamamlar.»

El-Hâf iz, El-Fetih’te: ‘Mezkûr deliller, Tahâvî’nin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘nin hadisindeki: «bir rek’a­te yetişme…»yi çocuğun erginlik çağına erişmesi, hayızlı kadının te­mizlenmesi, kâfirin müslüman olması ve benzeri özürlerin kalkma­sına tahsis etmesini reddeder. Tahâvi, bu yorumla mezhebinin görüşüne yardımcı olmak istemiştir. Çünkü Hanefî mezhebi­ne göre sabah namazından bir rek’ate yetişen ve henüz diğer rek’a-ti kılmadan Güneş doğan adamın namazı bozulur. Çünkü kerahet vaktinde tamamlanmış olur. Kerahet vaktinde nafile namaz kılın-mayacağına ittifak var ise de farz namazın kılınıp kılmmayacağı hususunda meşhur ihtilâf vardır. Bu görüş, farz namazın da kılına­mayacağı esası üzerinde kuruludur.

Ebû Hanife, cumhura muhalefet ederek: Sabah nama­zını kılarken Güneş doğan adamın namazı bâtıldır, demiştir. Delili de Güneş doğarken namaz kılmanın yasak olduğuna âit hadîslerdir.

Bâzı âlimler, bu vakitte namaz kılmanın yasağına âit hadislerin, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)’nin hadîsini neshettiğini id­dia etmişlerse de bu iddia delîle muhtaçtır. Çünkü, ihtimale daya­nılarak nesih yoluna gidilemez, tki hadîsin arasını bulmak mümkün­dür. Şöyleki: Bu vakitte namaz kılmanın yasaklığma âit hadîsler, bir sebebe dayalı olmayan nafile namazları hakkındadır, diye yorumla­nabilir. Kaza namazı ve bir sebebe dayalı nafile nev’inden sayılan ta-hiyyetülmescid ve abdest alındıktan sonra kılman abdest sünneti gi­bi namazların bu vakitte kılınması mekruh değildir.’

El-Menhel yazarı, E1-Hâfız’ in yukardaki sözlerini nak­lettikten sonra şöyle der:

Hak budur ki: Nehiy hadisleri umumîdir. Bütün namazları kap­sar. Anılan vakitte hiç bir namazın kılınması caiz değildir. Sebebe dayalı olan sünnetler ile sebebe dayalı olmayan nafile namazlar ara­sında hiç bir fark yoktur. Ancak başka bir delil ile istisna edilen na­mazlar varsa bunlar için kerahet söz konusu olmaz. Sabah nama­zının bu vakitte kılınabileceği hakkında özel hadîs vardır. O da bu bâbtaki hadistir.

Hadîsin mefhûmuna göre, vakit içinde bir rek’atı tamamlaya­mayan ve kalan kısmı vakit dışında kılan kişi o namazı kaza etmiş olur. Cumhurun görüşü de budur. Bazıları: O namaz edâ olarak kı­lınmış sayılır, demişler ise de hadisin mefhûmu bunu reddeder. [56]

Vaktin Bitiminde Mazereti Kalkanın Hükmü

Bir namaz vaktinden bir rek’atlik süreden daha az bir zaman, kalmış iken mazereti kalkan kişiye o namaz farz mı, değil’ mi? Bu hususta âlimler arasında ihtilâf vardır:

Mâlik’e ve Şafiî’ nin bir kavline göre farz değildir. Hadisin mefhumu bunu gerektirir.

Ebû Hanîfe ve Şafiî’ nin en kuvvetli kavline göre farzdır. Çünkü mükellef, vaktin bir parçasına yetişmiştir. Hadîste ‘Bir rek’at’ kaydı, çoğu zamanki durum itibarı iledir.

Bu yorumun uzaklığı besbellidir.

Özürlü adamların mazeretleri kalkarken henüz bir rek’athk sü­re kalmış ise âlimlerin ittifakı ile o namaz farzdır.

Nevevi, Müslim’in şerhinde: Bir rek’at veya nama­za giriş için gereken süreden başka, abdest almak süresi de şart mıdır? Arkadaşlarımızın ikf görüşü vardır. En sıhhatli kavle göre şart değildir, demiştir.

Şu halde Şafiî mezhebinin kuvvetli görüşüne göre şart de­ğildir.

MâIikî1er’e göre kâfir için bu süre şart değildir. Çünkü daha erken Müslümanlığı kabul etmek onun elindedir. Fakat özür sahipleri için bu süre şarttır.

Hanefîler’e göre özürlüye bir namazın farz olması için onun vaktinden abdest almak, avret yerini örtmek ve tahrim tekbi­rini almak için gereken bir sürenin kalması şarttır.

E1-Ayni:Bu hadîs, ikindi namazından bir rek’at kıldıktan sonra vakit çıkarsa kişinin namazının bozulmayacağına ve namazı­na devam etmesinin gerekliliğine delâlet eder. Bu husus icmâ ile sa­bittir. Sabah namazında ise Şafii, Mâlik ve Ahmed bin Hanbel’e göre hüküm aynıdır. Ebû Hanîfe’ye göre sabah namazı güneşin doğması ile bozulur. Şâfii1er’e göre, hadis Ebû Hanîfe aleyhinde delildir, demiştir. [57]

Bir Rek’ate Yetişmek Sabah Ve İkindiye Mi Mahsustur ?

Vakit çıkmadan önce bir rek’ate yetişmek, sabah ve ikindi na­mazlarına mahsus değildir. Çünkü Buhârî ve Müslim nezdinde sabit olan ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) tarafından merfu’ olarak rivayet edilen hadîste Peygamber (Salla 1-lahü Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurmuştur:

-Namazdan bir rek’ate yetişen kişi, namaza yetişmiş olur.» Bu hadîs, 699 nolu hadîsten daha umumîdir. Bâzı âlimler: Sayısı yazılı hadis, ikindi ve sabah namazlarıyla kayıtlıdır. Buhâri ve Müs-1 i m ‘ in hadîsi mutlaktır. Mutlak hadîs, kayıtlı hadîse yorumla­nır, demişlerdir. Buna göre, mutlak olan hadisle sabah ve ikindi na­mazları kasdedilmiş olur. Lâkin bu hadîs, hükmün sabah ve ikindi namazına mahsus olduğuna, mefhumu itibariyle delâlet eder. Hal­buki Buhâri ile Müslim’in hadîsi, mantuk yâni lafzın sarahati itibariyle hükmün bütün namazlarda değişmediğine delâ­let eder. Hadis usulü ilminde belirtildiği gibi mantuk, mefhuma ter­cih edilerek hüküm çıkarılır. Bir de Buhârî ve Müslim’in hadîsinde diğer hadise zıt olmayan bir fazlalık vardır. Bu fazlalık ge­çerlidir. [58]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Vakit çıkmadan önce bir rek’atine yetişilen namazın tama­mı eda sayılır.Nevevî:Namazı bu zamana kadar tehir etme­nin caiz olmadığı hususunda âlimler ittifak etmişlerdir, der.

2 — Vaktin bitimine bir rek’atlik sûre kaldığında özrü kalkan kişiye o namaz farzdır.

700) Aişe (RadtyaUâhü ankâ)’dan rivayet edildiğine göre Resûlul-lah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :

«Güneş doğmadan önce sabah namazından bir rek’ate yetişen kişi, sabah namazına yetişmiş olur ve güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek’ate yetişen kişi, ikindi namazına yetişmiş olur.» [59]

İzahı

Müellifimiz, aynı hadîsin ikinci bir sened olarak Cemil bİri El-Hasan, Abdü’I-A’lâ, Ma’mer, Zühri, Ebû Seleme ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhüm) aracılı­ğıyla kendisine intikal ettiğini söylemiştir.»

Bu hadisi Ahmed, Müslim ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Hadisin metni, Ebû Hüreyre (Radıyallahü anh)’ nin hadîsinin mislidir. Taşıdığı hükümler bakımından aralarında bir fark yoktur. [60]

12 — Yatsı Namazını Kılmadan Önce Uyumaktan Ve Kıldıktan Sonra” Konuşmaktan Nehiy Babı

701) Ebû Berze el-Eslemî (Radıyallâhü ıwh)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yatsı namazını tehir etmeyi müstahab görürdü. Yatsı namazından önce uyumaktan ve yatsı namazından sonra konuşmaktan kerahet ederdi.” [61]

İzahı

Bu hadîsi Kütüb-i Sitte sahipleri kısa ve uzun metinler hâlinde rivayet etmişlerdir.

Tirmizi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in yat­sı namazından önce uyumaktan ve namazdan sonra konuşmaktan kerahet ettiğine dâir Ebû Berze (Radıyallâhü anh) hadîsini naklettikten sonra bunun hâsen-sahih olduğunu söylemiştir. Ora­daki rivayette yatsı namazının tehirinden bahsedilmiyor. Tirmizi, bu arada: İlim ehlinin ekserisi, yatsı namazını kılmadan önce uyu­mayı mekruh görmüşlerdir. Bâzı âlimler buna ruhsat vermişlerdir. Abdullah bin El-Mübârek, hadîslerin ekserisinin kerahete delâlet ettiğini ve bâzı âlimlerin Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsıdan önce uyumaya ruhsat verdiklerini söy­lemiştir, der.

Ebû Davud’un rivayetinde yatsı namazının tehiri ile il­gili fıkr» şöyledir.

«O, yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmeye iltifat etmezdi.»

EI-Menhel yazarı, hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der: « Nevevi: Yatsı namazını kaçırmak endişesi olmadığı tak­dirde uykusu fazla gelen kişinin yatsıyı kılmadan uyuması mekruh değildir, demiştir.

İbn-i Seyy idi’n-Nâs, Tirmizî şerhinde: Yatsı namazından önce uyumayı mekruh gören âlimler, durumu ciddî gös­termişlerdir. Ömer, oğlu Abdullah ve İbn-i Ab-bas (Radıyallâhü anhüm), bu görüşteki âlimlerdendirler. Mâ­lik de bu yoldan gitmiştir.

Ali ve Ebû Musa (Radıyallâhü anhümâJ’nın dâhil ol­duğu bir grup âlim, uyumayı caiz görmüşlerdir. Kûfelilerin mezhe­bi de budur.

Bâzı âlimler de: Uyuyan kişinin yanında, kendisini namaz için uyandıracak birisinin bulunması hâlinde uyumakta kerahet yoktur, demişlerdir. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)’den bu görüş de rivayet edilmiştir. Tahâvi de bu yola gitmiştir.

İbnü’l-Arabî: Yatsı vakti çıkmadan önce uyanacağını alışkanlığıyla bilen kişi, veyahut onu uyandıran bir kimse bulundu­ğu takdirde yatsı namazını kılmadan uyuyabilir, demiştir.

Uyumanın kerahetine hükmedenler, bu bâbtaki hadisi delil gös­termişlerdir. Mekruh olmadığına hükmedenler ise Buhârî ve başkasının rivayet ettikleri Âişe (Radıyallâhü anhâ)’nin şu me­aldeki hadîsini delil göstermişlerdir: «Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem), yatsı namazını geciktirdi. Hattâ Ömer (Radıyallâhü anh), O’na seslenerek kadınların ve çocukların uyuduğunu haber ver­di. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uyuyanlara itiraz et­medi.» Diğer bir delil de, İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)’in şu mealdeki hadîsidir: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir gece meşgul olduğundan yatsı namazını geciktirdi. Hatta biz mes-cidde uyuduk, sonra uyandık. Daha sonra uyuduk. Sonra uyandık. Peygamber. (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çıkıp yanımıza geldi. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uyuyanlara itiraz etmedi.»

İbn-i Se yy id i’n-Nâs: Ben, Sahâbilerin mescidde na­mazı beklerken uyuklamalarını yatsı namazından önce nehyedile uyku nev’inden görmüyorum. O, uyku değil, bir uyuklamadır, demiş­tir.

(Haddim olmayarak şöyle de denilebilir kanaatindeyim: Yatsı namazını kılmadan uyuma yasaklığının sebebi yatsı namazını kaçır­ma endişesi ise, bu endişe, yatsı namazını cemâatle kılmak için cami­de toplanmış olan bir cemaat için pek söz konusu olmasa gerek.)

Yatsı namazından sonra konuşmaya gelince; Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem), yatsı namazı kılındıktan sonra Dünya ile il­gili şeyleri konuşmaktan kerahet ederdi. Fakat yatsı vakti girip de henüz yatsı namazı kılınmamışken, bu tür konuşmadan kerahet et­mezdi. Namaz kılındıktan sonra konuşma kerahetinin sebebi, günlük işin sonucunun ibadetle kapanma arzusudur. Çünkü uyku, ölümün kardeşidir.

Yatsı namazından sonra konuşmanın kerahetine hükmeden âlim­ler arasında bulunan Saîd bin El-Müseyy eb: Yatsı namazını kılmadan uyumak, yatsıyı kılıp, arkasında boş laf etmek­ten bence daha sevimlidir, demiştir.

Ömer bin El-Hattâb (Radıyallâhü anh) yatsı nama­zından sonra Dünya ile ilgili konuşmalara dalan halkı döverek: Ge­cenin ilki konuşmakla ve sonu uykuyla mı? derdi. Sebebi de yatsı namazından sonra konuşmak, uykusuz kalmaya sebebiyet verebilir. Bu takdirde geç uyuyan kişinin, gece namazını veya sabah namazı­nı kaçırma endişesi doğar. Diğer taraftan gece uykusuz kalmak, gündüz din ve dünya ile ilgili işleri de aksaklığa uğratır.

Nevevi:Yatsı namazından sonra Siretü’l-Battâl, Antere ve benzerî uydurma hikâyeleri okumak haram konuşma türündendir. Ama hayırlı bir iş hakkında konuşmak veya bir ma­zeret dolayısıyla söz söylemek mekruh değildir, demiştir.

El-Hâfız da : Bu kerahet, mutlak bir işe âit olmayan konuş­malara mahsustur, demiştir.

Yukarıda yapılan nakillerden anlaşılıyor ki, yatsıdan sonra mek­ruh olan konuşma, yararlı olmayan şeylerle ilgili konuşmadır. Ama ilmi çalışma, sâlihlerin hikâyelerini anlatmak, kişinin çoluk çocuğu ile konuşması, misafirlerle gerekli şeyleri görüşmek ve müslümanla-rın maslahatları hakkında konuşmak mekruh değildir. Çünkü Tir­mizî1 nin rivayet ettiğine göre, Ömer (Radıyallâhü anh) : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), müsiümanların işleri hak­kında Ebû Bekr (Radıyallâhü anh) ile geceleyin görüşürdü. Ben de, Onlarla beraber bulunurdum, demiştir.

702) Âişe (RadtyaUâhü ankâ)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yatsı namazım kılma­dan önce uyumamış ve yatsı namazından sonra -konusınamıştır.Zevâid’de, isnadının sahih, ricalinin de sıka olduğu bildirilmiştir.

703) Abdullah İbn-i Mes’ud (RadtyaUâhü ank)’den rivayet edildi­ğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yatsı namazından son-tıa konuşma yapmamızı kınamıştır. Yani bizi (konuşmaktan) men etmiştir.[62]

İzahı

Semer i Geceleyin konuşmaktır. Bâzı râviler, bu kelimeyi «Semr» olarak rivayet etmişlerdir. Kelimenin asıl mânâsı: ‘Ay ışığı’dır. Arap­lar geceleyin ay ışığında konulurlardı. Onun için bu konuşmaya «Se­mer» veya «Semr» denilmiştir.

«Cedb» Masdarından alınma «Cedebe» fiili: ‘Ayıpladı, kınadı, yerdi’ ve başka mânâlara gelir. Burada ayıplamak ve kınamak mânâ­sında kullanılmıştır.

Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız müellifin rivayet ettiği anla­şılan 702 ve 703 nolu hadisler Kütüb-İ Sitte sahiplerinin rivayet ettik­leri 701 nolu hadîsin hükmünü te’yid eder mahiyettedirler. [63]

13 — (Yatsı Namazına) Ateme Namazı Denmesinden Nehiy Babı

704) (Abdullah) tbn-i Ömer (RadtyaUâhü anhütnâ)’dan rivayet edil­diğine göre şöyle demiştir :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i şöyle buyurur­ken dinledim t

«Araplar (şu) namazınızın adında size galebe etmesinler. Çün­kü O(nun adı) ‘İşA’dır. Ve araplar, develer sebebiyle (o namazı) gece karanlığına tehir ederek ona -Ateme» ismini verirler.»” [64]

İzahı

Ateme : Gece karanlığıdır. Araplar yatsı namazına Ateme diyor­lardı. Bu hadîsi Müslim’de Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh) ‘den iki senedle ve biraz lafız farkıyla rivayet et­miştir. Oradaki bir rivayet, meâlen şöyledir:

«Araplar şu yatsı namazının «Işâ» isminde size galebe çalma­sınlar. Çünkü O(nun ismi) Allah’ın kitabında İsa’dır. Ve o namaz develerin sağılması sebebiyle gece karanlığına tehir edilerek,ona «Ateme ismi verilir.»

Hadisi bu lafızla E1-İsmâi1î Müstahrec’inde Ebû Mes’ud Râzi’ den, Ebû Ya’lâ ile Beyhakî de Abdurrahman bin Avf’ tan rivayet etmişlerdir.

Buhârî, Abdullah El-Müzenî (Radıyallâhü anh)’den rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Senem) şöyle buyurmuştur:

«Araplar akşam namazının Mağrib isminde size gâlib gelmesin­ler. Araplar, akşam namazına İşâ derler.» Arapların akşam nama­zına İşâ ismini verdiklerine ait hadîsin son cümlesinin râvi Ab­dullah El-Müzeni’ye ait olması muhtemeldir.

Müellif, Müslim ve yukarıda adları anılan zatların rivayet ettikleri hadîsler ile Buhârî’ deki hadisten anlaşılıyor ki; Arap­lar akşam namazına «İşâ» ve yatsı namazına «Ateme» diyorlarmış. Bir de Araplar akşam ile yatsı namazının ikisine «Işâeyn iki İşâ» derlermiş.

Nevevî, Müslim’in şerhinde şöyle der:

«Hadîsin mânâsı şudur: Araplar, yatsı namazına Ateme ismini verirler. Çünkü araplar, develeri sağmakla meşgul olduklarından do­layı yatsı namazını şiddetli karanlığa tehir ederlerdi. Halbuki Al­lah’ın kitabında; ve yatsı nama­zından sonra…» âyetinde «İşâ» olarak geçer. Bu sebeple sız Ona İşâ demelisiniz.»

Sahih hadislerde yatsı namazının ismi Ateme diye geçmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yatsı namazına bir taraf­tan Ateme isminin verilmemesini emrediyor; diğer taraftan kendile­ri bu namaz hakkında «Ateme» ismini kullanıyor, diye bir istifham hatıra gelebilir. Buna iki şekilde cevap verilir:

1 — Ateme isminin verilmesine âit yasaklama tenzihen kera­het içindir. Tahrim için değildir. Ateme isminin kullanılabileceğini beyan için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kullanmıştır.

2 — O günkü Araplar yatsı namazına İşâ adının verildiğini bil­medikleri ve İşâ denilince akşam namazını anladıklarından dolayı bir yanlışlığa meydan verilmemesi için Peygamber yatsı namazı hak­kında Ateme ismini kullanmıştır.»

705) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ank)’den rivayet edildiğine-gprer Peygamber (Sallaiahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Araplar (yatsı) namazının isminde size galip gelmesinler.» Râvi İbn-i Harmele (Radıyallâhü anh) şu fıkrayı da rivayet et­miştir: Çünkü şüphesiz O(nun adı İsa’dır.Araplar develerde meşguliyetleri) sebebiyle (yatsı namazını) gecenin şiddetli fcaranh-ğına geciktirdikleri için (ona) Ateme derler.Zevâid’de, Ebû Hüreyre (R.A.)’nin bu hadisinin isnadının sahih oldu­ğu bildirilmiştir. [65]

İzahı

Müellif, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘nin bu ha­dîsi için iki sened zikretmiştir. Birinci seneddeki râviler aracılığıy­la rivayet edilen hadiste Ibn-i Harmele (Radıyallâhü anh)’-nin ilâveten rivayet ettiği fıkranın bulunmadığı anlaşılıyor. Ibn-i Harmele (Radıyallâhü anh) ‘nin de bulunduğu ikinci sened ile yapılan rivayette hadîsin iki fıkrası da mevcuttur.

Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız İbn-i Mâceh’in ri­vayet ettiği anlaşılan bu hadîste de yatsı namazının adının İşâ ol­duğu, Arapların hadiste belirtilen nedenle ona Ateme ismini verdik­leri bildiriliyor. İsim hususunda arapların galebe çalmamaları için yatsı namazına Ateme değil, İşâ denmesi emrediliyor.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem

Namaz Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Sünen-i İbn Mace | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.