Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Az Bulutlu
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Pts 22°C
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 21°C

Nafile Namazlar Bölümü – Sünen-i Ebu Davud

Nafile Namazlar Bölümü – Sünen-i Ebu Davud

Nafile Namazlar Bölümü – Sünen-i Ebu Davud

NAFİLE NAMAZLAR BÖLÜMÜ

  1. (Günlük Nafileler)
  2. …Ümmü Habîbe (r.anhâ)’den; demiştir ki:

Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu:

“Kim günde on iki rekat nafile (namaz) kılarsa o namazlar se­bebiyle kendisine cennette bir ev yapılır.”[1]

Açıklama

Başlığımızı teşkil eden “nafile naınazlar’dan maksat beş vakit namazlara bağlı olarak kılınan “revâtib” dediğimiz sünnetlerdir. AIiyyü’l-Kaarî’nin ifâdesine göre, her ne kadar sünnetlerin bazısı, bazısına nisbetle daha kuvvetli ise de aslında sünnet, nafile, tatavvu’, mendûb, müstehab, murağğab kelimeleri eş anlamlıdır, hepsi de aynı mânâya gelir. Sahih bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Kıyamet gününde kulun amelin­den ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Eğer namazının hesabını tam verirse kurtulmuştur. Eğer tam veremezse iflâs etmiştir. Eğer farz namazlarından bir eksiği varsa Allahu Teala: “Kulumun nafile namazları olup olmadığım iyice araştırın” buyurur. (Eğer nafile namazları varsa) farz namazlarındaki eksiği bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amelleri de bu şekilde muhase­be edilir.”[2]

Şafiî ulemâsından Nevevî de diyor ki: “Bu hadise göre farzlar noksan bile olsa, kılınan nafileler kabul edilir. “Farz tamamlanmadıkça kılınan na­filelerinin makbul olmayacağını” ifâde eden haber zayıftır. Şayet doğruluğu kabul edilse bile bu, farzdan sonra kılınan son sünnetlerle ilgili olabilir ve “farz kılınmadan son sünnet kılınamaz” Çünkü son sünnetin sahih olması ondan önce kılınacak farz namazın sıhhatine bağlıdır” demektir. Aslında bu sözün mânâsı “farzdan önce kılınan son sünnet sahih değildir” demek değildir. Bu sünnet son Sünnet olarak caiz değildir” demektir.[3] Günümüz­de “Farz borcu olan kimsenin sünnet kılamayacağı” gerekçesiyle halkı sün­netleri terk etmeye ve sünnet yerine kaza namazı kılmaya teşvik edenlerin Hanefî mezhebine göre bir mesnedleri olmadığı bütün açıklığıyla meydanda olduğu gibi Şafiî ulemasından bile bu görüşün zayıf olduğunu söyleyenler vardır. Kaldı ki bu kimseler Hanefî mezhebi adına fetva verdiklerini iddia etmektedirler.

Bilindiği gibi bir fıkıh terimi olarak sünnet: Resûl-i Ekrem (s.a.) Efen­dimizin farz ve vâcib olmayarak yapmış oldukları şeydir. Sünnet-i müekkede ve sünnet-i gayr-i müekkede olarak iki kısma ayrılır.

Sünnet-i Müekkede: Peygamber Efendimizin devam edip pek az terk buyurmuş oldukları sünnettir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetle­ri gibi.

Sünnet-i gayr-i müekkede: Fahr-i âlem Efendimizin ibâdet maksadıyla ara-sıra yapmış oldukları şeylerdir. Yatsı ve ikindi namazlarının ilk sünneti gibi.

İslâm dininde çok mühim bir yeri olan ezan, ikâmet, cemaate devam gibi sünnetlere “Sünnet-i Hüdâ” denir ki, bunlar da birer sünnet-i müekkededir. Resül-i Ekrem (s.a.)’in yiyip içmeleri giyip kuşanmaları, oturup kalk­maları gibi siret-i nebeviyyelerine ait şeyere de “Sünen-i Zevâid” adı verilmiştir ki, bunlar da birer sünnet-i gayr-ı müekkededir. Hanefî uleması sahâbe-i ki­ramın takib ettikleri zühd ve takva yolunu da “sünnet” saymışlardır.

Sünnetin hükmü: Sünnet-i müekkede ve sünen-i hüdâ denilen sünnetle­rin yapılmasında sevab; bile bile terk edilmesinde itab (azarlama) vardır. Gayr-i müekkede ve “zevâid” denilen sünnetlerin yapılması ise, pek güzeldir. Sev­gili, muazzez Peygamberimize uymanın bir alameti olduğundan sevaba, ve Peygamberimizin şefaatine vesilesi olacağı umulur. Fakat terk edilmesi, kı­nanması gerekmeyen bir hâdisedir.

Müstehab: Bir fıkıh terimi olarak Resûl-i Zrşan Efendimizin bazan ya­pıp bazan terk buyurmuş oldukları şeylerdir. Kuşluk namazı gibi. Bu bir ne­vi sünnet-i gayr-i müekkede demektir. Müstehablara, mendub fazilet, nafile, tatavvu, edeb adı da verilir. Şöyle ki: Müstehab olan bir şeye sevabı çok olup işlenmesi arzu edildiğinden mendub, fazilet denir. Farz ile vâcib üzerine ilâ­ve olarak yapıldığı için de nâfiEe denilir. Kat’î bir emre dayanmaksızın sade­ce teberru suretiyle yapıldığı için de tatavvu’ ismi verilir. Güzel ve beğenilen bir haslet olması dolayısıyla de edeb denilmiştir. Müstehabın yapılmasında sevab vardır. Yapılmamasında ise, tenzihen olsun, kerahet yoktur.

Şafiî ve Hanbelî fukahasına göre, sünnetler ile mendublar biridir. Her­hangi bir sünnete müstehab ve mendub da denir.[4]

Konumuzu teşkil eden hadis-i şirefi Tirmizî ve Nesâî’nin rivayetlerinde “öğlenin farzından önce dört rekat ve sonra iki rekat, akşamın farzından sonra iki rekat, yatsının farzından sonra iki rekat ve sabahın farzından önce iki rekat” şeklinde geçmektedir.[5] Nesâî’nin bir rivayetinde de, “yatsıdan son­ra iki rekat” yerine bir hata eseri olarak “ikindiden önce iki rekat” şeklinde geçmektedir.[6]

Fıkıh âlimleri her ne kadar bu hadisi, beş vakit namazlara bağlı olarak kılman sünnet-i müekkedelerin toplam 12 rekat olduğuna delil olarak nak­lederlerse de Hanefî ulemasından İbn Humam’a göre bu hadis mendub ve müstehaba delalet eder. Bu bakımdan bu hadisin beş vakit namaza bağlı olarak kılınan, müekked sünnetlerin on iki rekat olduğuna delâlet ettiği söylene­mez. Çünkü müekked sünnetin sübutu için, Resûl-i Ekrem’in o fiile devam ettiğinin sabit olması gerekir. Bu hadis-i şerifte ise, Resûl-i Ekrem (s.a.)’in bu sünnetlere devam ettiğine dâir bir işaret yoktur. Ancak hadis-i şerifte sö­zü geçen namazların müekked sünnet olduğu îbn Ömer ve Âişe (r.anhuma) hadislerinin beraber delâleti ile anlaşılır. İbn Ömer hadisinde şöyle buyuruluyor: “Ben Peygamber (s.a.)’den öğleden önce iki, öğleden önce iki, öğle­den sonra iki akşamdan sonra evinde iki, yatsıdan sonra iki, sabahtan önce iki rekat olmak üzere on rekat (nafile namaz) öğrendim”[7] Hz. Âişe (r.an-hâ) hadisinde de şöyle buyuruluyor: “Resul-î Ekrem (s.a.) öğleden evvel dört, sabahtan önce iki rekat kılmayı asla terk etmezdi.”[8]

Hanefî ulemâsından Buhârî şârihi Aynî’nin beyânına göre, hadisler ara­sındaki bu ihtilâf şu şekilde uzlaştırılmıştır:

  1. Abdullah b. Ömer rekatın ikisini unutup iki rekat rivayet etmiş olabilir.
  2. Resûl-i Ekrem Efendimiz öğleden evvelki sünnetleri kâh dört, kâh iki kılmış, birinciyi Hz. Âişe; ikinciyi de İbn Ömer rivayet etmiş olabilir.
  3. Resûl-i Ekrem mcsciddc iki, hane-i saadette dört (rekat namaz) kıldı­ğı için bunlardan birincisi Abdullah b. Ömer, ikincisi de Hz. Âişe tarafın­dan rivayet edilmiş olabilir.

Bütün bu ihtimalleri göz önünde bulundurarak öğle namazının ilk sün­netini dört rekatlen aşağıya düşürmemek lâzımdır. Çünkü dörl sayısına iki de dâhildir. “İbn Ömer Resûl-i Ekrem (s.a.)’in yalnız mescidde kıldığı na­mazı biliyordu. Hz. Âişe ise, hem mescid hem de evdeki hâline vakıf idi” diyenler de vardır. Gerek İbn Ömer (r.a.) gerekse Hz. Âişe (r.anhâ) gördük­lerini nakletmişlerdir. Bununla beraber, bu konuda Hz. Âişe’nin müşahede­sinin gerçeği daha çok yansıtacağında şüphe yoktur. Belki de Hz. Âişe bu hadisi Hz. İbn Ömer’in yanlışını düzeltmek için nakletmiştir.

İmam Taberî de bu konuda şunları söylemiştir: “Resûl-i Ekrem (s.a.) öğle namazından evvel ekseriyetle dört rekat kılardı. Bazan iki kıldığı da olurdu.”[9]

Netice olarak şunu söyleyebiliriz: İbn Ömer hadisi ile Hz. Âişe hadisi bir arada mütalaa edildiği zaman Resûl-i Ekrem Efendimizin hergün farz namazlara bağlı olarak ve farz namazların dışında belli rekatte namaz kıl­maya devam ettiği anlaşılır. Şöyle ki: Hz. Âişe hadisi Resûl-i Ekrem’in bu namazlara devam ettiğini ifâde ederken, İbn Ömer hadisi de bu namazların on, rekat olduğuna delâlet eder. Ancak İbn Ömei (r.a.) Resul-i Ekrem (s.a.)’in evde kıldığı dört rekat namazdan haberdar olamadığı için Resûl-i Ekrem (s.a.)’in zevalden sonra kıldığı iki rekat tahiyyetü’l -mescid namazını devam­lı işlediği bir sünnet zannetmiş bu sebeple “öğleden evvel iki rekat kılardı” şeklinde rivayet etmiştir. Öyleyse; “İbn Ömer hadisi Resûl-i Ekrem (s.a.)’in farz namazlara bağlı olarak on iki rekat müekked sünnet kıldığına delâlet etmektedir” denebilir. Bu konuda öğle namazı ile cuma namazı arasında bir tefrik yapılmadığından hanefî ulemâsı cuma ile öğle namazının ilk sünneti arasında bir faık görmemişlerdir. Resûl-i Ekrem (s.a.)’in öğleden evvel dört, öğleden sonra da iki rekat kıldığına dair en açık hadis Müslim’in rivayet et­tiği şu hadistir: “ResuhıUah (s.a.) benim evimde öğleden evvel dört rekat (nafile namaz) kılar, sonra (mescide) çıkarak cemaate namaz kıldırır, sonra (tekrar benim evime) girerek iki rekat (nafile) daha kılardı. Cemaate akşam namazını kıldırır sonra (benim evime) gelerek iki rekat nafile kılardı. Cema­ate yatsıyı kıldırır ve (yine benim evime) girerek, iki rekat (nafile) kılardı. Geceleyin içlerinde vitir de dâhil olmak üzere dokuz rekat namaz kılardı. Bazı geceler, namazı ayakta, uzun kılar, bazı geceler de oturarak uzun kılar­dı. Ayakta kılarken okursa, ayaktan rükû ve sücûda varırdı. Otururken oku­nursa, oturduğu yerden rüku ve secde ederdi. Fecir doğunca, iki rekat (nafile namaz) kılardı.”[10]

Ulemanın beyânına göre nafile ibâdetlerin meşru olmasındaki hikmet:

a. Farzların noksanlığım, onlarla tamamlamak,

b. Farzdan önce nafile ibâdet yapmak sureti ile nefsi, ibâdete alıştır­mak, kalbi tamamıyla farza hazırlamak ve,

c. Şeytanının tamahını kırmak gibi şeylerdir,

el-Hidâye şerhlerinden “Fethu’l-Kadîr”in “Nevâfil” babında şu satır­lar yer almaktadır:

“en-Nekâzil” nâm eserde deniliyor ki; beş vakit namazın sünnetlerini terk eden kimse, bunların hak olduğuna itikad etmezse, kâfir olur. Hak ol­duklarına inanır da kılmazsa sahih kavle göre, günahkâr olur. Çünkü onları terk edenler hakkında tehdid vârid olmuştur. Şüphesiz ki günah vacibin ter­kinden dolayı lâzım gelir. Evet sünnetleri terk etmek, Resûlullah (s.a.)’in sün­netlerini işlemeye bağlı olan uhrevi kazanç ve derecelerin elden gitmesiyle sonuçlanır. Ama bu hüküm sünnetler istihfaf edilmeksizin hatta son derece edeb ve tazim göstermekle beraber bırakıldığına göredir. Böyle olmazsa, onları terk etmeye sebeb olan şeyin hâline göre verilecek hüküm küfürle günah ara­sındadır…”[11]

Ker ne kadar konumuzu teşkil eden hadisin “sünneti müekkedeleri kı­lan kimsenin Cennete gireceği” ifâdesinden sünnetlere devam etmeyenin Cen­nete girmeyeceği gibi bir mana da akla gelebilirse de bu hadisten böyle bir mana çıkarmak doğru değildir. Çünkü her ne kadar şartın bulunması cezanın da bulunmasını gerektirirse de şartın olmaması cezanın da olmamasını gerektirmez. Çünkü şart sebeptir. Ceza ise, müsebbebtir. Sebebin bulunma­masından müsebbebin (neticenin) de bulunmaması gerekmez. Zira müsebbebin bir çok sebebi bulunabilir. Bir tanesinin bulunmaması müsebbebin de bulunmamasını gerektirmez.[12]

“Cennette kendilerine bir ev yapılır” sözünden maksat, “Cennete önce girerler” demek de olabilir. Çünkü cennete kayıtsız-şartsız girmeyi icab etti­ren şey imandır.[13]

  1. …Abdullah b. Şakîk’den (şöyle) dedi(ği rivayet edilmiştir:)

Âişe (r.a.)’ye Resûlullah (s.a.)’în (kıldığı) tatavvu namazını sor­dum da (şöyle) cevab verdi: “Öğleden evvel evimde dört rekat kılar, sonra çıkar cemaate namazı kıldırdıktan sonra tekrar evime gelir iki rekat (daha) kılardı. Cemaate akşam namazını kıldırır. Sonra evime döner iki rekat (daha nafile namaz) kılardı. Cemaate yatsı namazını kıldırdıktan sonra da evime girip iki rekat daha kılardı. Geceleyin de vitir dahil dokuz rekat (namaz) kılardı. Bazı geceler oturarak ve (bazı geceler de) ayakta uzun zaman namaz kılardı. Ayakta kılarken okur­sa, rükû ve sücûda da ayaktan varırdı. Otururken okursa rükû’ ve sücûdu da oturarak yapardı. Sabah olunca da iki rekat (nafile) kılardı. Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun.”[14]

Açıklama

  1. Bu hadis-i şerifte Cenab-ı Peygamber (s.a.)’in bazı geceler vitir dâhil on rekat namaz kıldığı ifâde edilirken Bu

hârî’nin bir rivayetinde “geceleyin on bir”[15] bazı rivayetlerde de “oniiç re­kat kılar”[16] dediği ifâde edilmektedir. Hz. Âişe’den gelen diğer bir rivayette de “geceleyin dokuz rekat namaz kılardı, fakat yaşlanınca yedi rekat kılma­ya başladığı” rivayet olunmaktadır.[17]

Yine Hz. Âişe’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte de; “Resûl-i Ekrem (s.a.) gece onüç, sabah ezanından sonra da iki rekat daha namaz kılardı”[18] dediği ifâde edilmektedir ki toplam onbeş rekât eder.

Resul-i Ekrem’in gece namazlarım onüç rekat kıldığını ifâde eden Hadis-i şerifte, Resûl-i Ekrem’in gece namazları, yatsının son sünneti ile beraber he­saplanmıştır. Resûl-i Ekrem gece namazına kalktığı zaman devamlı kıldığı iki rekat abdest namazı[19] veya vitirden sonra oturarak kıldığı iki rekat na­maz bu sayıya dahil edildiği için bu hadiste Resûl-i Ekrem (s.a.)’in gece na­mazlarını onüç rekât olarak kıldığı ifade edilmiş de olabilir. Sözü geçen namazlar hesaba katılmazsa, Resûl-i Ekrem (s.a.)’in gece namazlarının on-bir rekat olduğu ortaya çıkar. Nitekim Hz. Âişe validemizin rivayet ettiği diğer bir hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem’in Ramazan ayında on bir rekattan fazla gece namazı kılmadığını ifâde etmektedir.[20] Bu hadis-i şerifte sabah namazı ve gece namazına başlamadan önce kılınan namaz rekatları sayıya katılmadığı için Resûl-i Ekrem Efendimizin kıldığı gece namazları onbir re­kat olarak tespit edilmiştir.

  1. Kasım b. Muhammed’in yine Hz. Âişe’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise, şöyle buyuruluyor: “Resûlullah (s.a.)’ın gece namazı on rekat idi. Bir secde ile vitir yapar ve sabah’m iki rekat sünnetini kılardı.”[21] (Bu su­retle kıldığı namazlar on üç rekat olurdu.)

Bu hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem’in kıldığı ifade edilen on üç rekat na­mazdan sabah namazına ait olan iki rekatla vitir namazına ait olan bir rekat çıkarılacak olursa geriye on rekat kalır.

  1. Mesrûk’un Hz. Âişe’den rivayet ettiği hadis-i şerifte ise sabah nama­zının sünneti dışında yedi, dokuz ve onbir rekat kıldığı ifade ediliyor.[22]
  2. Hanefî ulemâsından Aynî’ye göre Resûlullah (s.a.)’m gece namazıy­la ilgili hadislerden Kasım b. Muhammed hadisi, Resî-i Ekrem (s.a.)’in gece namazlarında ekseriyetle riâyet ettiği rekat sayısına, Mesrûk hadisi muhtelif zamanlarda duruma ve şartlara göre kıldığı gece namazının rekat sayısına delâlet etmektedir. Netice olarak diyebiliriz ki: “Resûl-i Ekrem (s.a.) gece namazlarını genellikle on rekat olarak kılardı. Duruma göre yedi, dokuz, onbir rekat da kıldığı olurdu. Onüç rekattan fazla yedi rekattan az kılmazdı.[23]

Kurtubî, Resûl-i Ekrem (s.a.)’in gece namazıyla ilgili görüşlerini açık­larken şunları söylemektedir: “Bu mevzudaki Hz. Âişe hadislerini çözmek­te ulemâ hayli zorluk çekmiş, bazıları bu hadislerin muzdarib olduğunu, birini diğerine tercih ederek bir neticeye varmanın mümkün olmadığını söylemişse de bu söz gerçeğin ifâdesi olmaktan uzaktır. Çünkü bu hadislerin hepsini Hz. Âişe’den aynı râvi rivayet etmediği ve bu hadislerde anlatılan hadiseler aynı zamana nisbet edilmediği için bu hadislere muzdarib denilemez.

“İşin doğrusu şu ki, Hz. Peygamber muhtelif zamanlarda, içinde bu­lunduğu ruhî ve tabiî duruma göre yedi rekattan onüç rekata kadar değişik sayılarda gece namazı kılmıştır.”[24]

Konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi, Resûl-i Ekrem’in dört rekat öğleden önce, iki rekat öğle namazından sonra, iki rekat akşam namazın­dan sonra, iki rekat da yatsı namazından sonra ve iki rekat da sabah nama­zından önce olmak üzere on iki rekat namazı evinde ve devamlı olarak kıldığına delâlet etmektedir. Resûl-i Ekrem’in böyle farz ve vacibin dışında bir ibâdeti devamlı olarak yapması onun müekked bir sünnet olduğuna de­lâlet eder. Hadiste sünnetlerden bahsedilirken öğle namazının sünnetinden başlanması, beş vakit namazın meşru kılınışındaki sıraya riâyet hikmetine mebni olsa gerektir. Resûlri Ekrem’in bu sünnetleri evde kılması ise, İbn Melek’e göre, sünnetleri evde kılmanın m üst eh ab oluşuna delâlet ederse de ba­zıları, “bugün için sünnetleri camide kılmak daha evlâdır. Çünkü bu sayede sünnetin halk arasında yaygınlaşması gerçekleşir ve böyle hareket eden kişi başkalarının kendisine bid’atci demelerini Önlemiş olur” demişlerdir.An­cak İbn Melek’in sözü sünnetin ruhuna daha uygundur. Hanefî ulemâsın­dan İbn Melek, “teheccüdle vitir aynı şeydir” derken; hadisin zahiri, “geceleyin, içinde vitr namazı da dâhil on üç rekat namaz kılan kimsenin kıldığı rekatların tümüne vitir denebileceğini” ifade etmek istemiştir.

Ancak Hanefî mezhebine göre vitir namazı, teheccüd namazından fark­lıdır. Çünkü vitir namazı vaciptir, üç rekatlıdır. Bir selamla kılınır. Yatsı na­mazından sonra olmak şartıyla gecenin herhangi bir vaktinde kılınabilir. Ancak gecenin son vaktine kadar te’hiri efdaldir.

Hadis-i şerif bir de Resûl-i Ekrem (s.a.)’in kıraati kıyamda edâ ettiği bir nafile namazda rüku ve secdelere kıyamdan intikal ettiğini yani rükû ve sücûddan evvel asla oturup da namazı oturarak devam ettirmediğini, kıraati oturarak edâ ettiği bir namazda da rükû için ayağa kalkmadığını ifâde et­mektedir. Hanefî imamlarından Tahâvi diyor ki; “bazılarına göre oturarak başlanan bir namazda rüku için ayağa kalkmak mekruhtur. Bazılarına göre ise bunda bir sakınca yoktur”, Oturan bir kimsenin ayağa kalkması faziletli bir durumdan efdal bir duruma intikal etemis olduğundan bunda bir sakın­canın bulunmaması lâzımdır. Nitekim İmam Ebû Yusuf ile Muhammed (r.a.)’e göre oturarak namaza başlayan bir kimsenin rükû için ayağa kalk­masında bir sakınca yok ise de, ayakta namaza başlayan bir kimsenin rükû-dan önce oturup da namaza oturduğu yerden devam etmesi mekruhtur. Dört mezheb imamına göre ise, her iki durumda da bir sakınca yoktur. Metinde geçen selâm, Rağıb’a göre, görünür-görünmez âfetlerden uzak olmak demek­tir. Hakiki selâmet ancak Cennette olur. Zira sonsuz hayat orada, fakirlik şaibesi olmayan zenginlik ile zilletin arız olamadığı şan ve şeref oradadır. Hastalık yüzü görmemek şartıyla ebedi sıhhat yine oradadır.

Salât kelimesi Allah’dan rahmet anlamına gelir. Allah Teâlâ insanlar arasında bu kelimeyle duâ edilmesini, şereflerinden ötürü Peygambere tah­sis etmiştir.[25]

  1. …Abdullah b. Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (s.a.) öğle namazından önce iki rekat, öğle namazından son­ra dört rekat, akşamdan sonra evinde iki rekat ve yatsıdan sonra iki rekat kılardı. Cumadan sonra (evine) dönünceye kadar namaz kılmazdı (evine dönünce) iki rekat kılardı.[26]

Açıklama

Bu hadisin Buhârî ve Müslim’de geçen rivayetlerinde rekat yerine “secde” kelimesi geçmektedir.Ancak bu kitaplarda secde kelimesi mecazen rekat anlamına da kullanılmıştır. Konumuzu teşkil eden İbn Ömer hadisinde, bu babda geçen diğer rivayetlere rağmen Resûl-i Ekrem (s.a.)’in öğle namazından evvel kıldığı namazın iki rekat olduğu kayd edilmektedir. Halbuki diğer rivayetlerde Resûl-i Ekrem’in kıldığı bu nama­zın dört rekat olduğu ifâde ediliyor. Nitekim müteakiben gelecek olan Hz. Âişe hadisi de Resûl-i Ekrem’in öğle namazından önce dört rekat namaz kıl­dığını ifâde etmektedir.

Bilindiği gibi bu iki farklı rivayet arasında esasta bir farklılık bulunma­maktadır. Çünkü her râvi görebildiğim tesbit ve nakletmiştir de onun için bu farklı rivayetler ortaya çıkmıştır. Yahutta Hz. Peygamber (s.a.) evde dört rekat kıldığı halde camide ayrıca zevalden sonra iki rekat daha namaz kıl­mıştır da İbn Ömer (r.a.) sadece camide kıldığını naklettiği ve evde kılınan namazdan haberdâr olmadığı için bu rivayet farkı ortaya çıkmış olabilir. Ebû Cafer et-Taberî’ye göre ise, öğleden evvel dört rekat kıldığına dâir olan ri­vayetler Resûl-i Ekrem (s.a.)’in tatbikatının ekseriyetiyle, iki rekat kıldığına dair olan rivayetler de bazı hallerde başvurduğu tatbikatıyla ilgilidir.

Hadisin zahirine göre Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sadece akşam namazının sünnetini evinde kıldığı anlaşılıyorsa da İbn Hacer’e göre hadiste geçen “evinde” kaydı, diğer sünnetlere de şâmildir. Her ne kadar Buhârî’nin rivâyetinde Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sadece akşam ve yatsı namazlarının sünnet­lerini evinde kıldığı kayd ediliyorsa da tercümesini sunduğumuz bir önceki hadis-i şerif de İbn Hacer’in görüşünü te’yid etmektedir.

îmam-ı Şafiî ve Ahmed bu hadisi delil getirip farz namazlara bağlı ola­rak kılınan revâtib sünnetlerin on rekat olduğunu söylemişlerdir. Şafiî ule­masından er-Râfiî ise, daha önce tercümesini sunduğumuz 1250 numaralı hadisi delil getirerek revâtib sünnetlerin on iki rekat olduğunu söylemiştir. Nitekim Hanefî ulemasına göre de revâtib sünnetlerin toplamı on iki rekat-tir. Delilleri ise, daha önce geçen 1250 numaralı hadis-i şeriften başka Tir-mizî’nin rivayet ettiği şu hadistir: “Peygamber (s.a.) öğlenin farzından önce dört ve sonra da iki rekat kılardı.”[27] Tirmizî, bu hadisin hasen olduğunu, ilim adamlarının büyük çoğunluğunun bu hadisle amel ettiğini kaydettikten sonra şunları söylemektedir: “Peygamberin ashabından ve sonrakilerden bazı ilim adamları, kişinin öğle namazından önce dört rekat sünnet kılmasını ih­tiyar etmişlerdir. Süfyan es-Sevrî, İbnu’l-Mübârek ve İshâk’ın görüşü de bu­dur. Bazı ilim adamları da “gece ve gündüz namazları ikişer rekattır” diyerek her iki rekatın (selamla) birbirinden ayrılması gerektiğine inanıyorlar. İmam Şafiî ve Ahmed’in görüşü de budur.”

Hadis-i şerifte ayrıca cumadan sonra kılınan sünnetlerden bahsedilmek­tedir. Nitekim daha önce tercümesini sunduğumuz 1130 numaralı hadiste de bu konuya temas edilmiş ve Resûl-i Ekrem (s.a.)’in Mekke’de iken cuma­dan sonra altı rekat; Medine’de ise, cumadan sonra evinde sadece iki rekat kıldığı ve mescidde namaz kılmadığı ifade edilmektedir. Bu mevzudaki riva­yetlerin farklılığından dolayı ulemâ cumadan sonra kılınacak sünnetlerin rekat sayısı üzerinde ihtilâf etmişlerdir. İmam Tirmizî’nin beyânına göre, İmam Şafiî ve Ahmed cumadan sonra kılınacak olan sünnetin iki rekat olduğu gö­rüşündedirler. İmam Ebû Hanife’ye göre bu sünnet, dört rekat; İmam Ebu Yusuf’a göre altı rekattır. Netice olarak İmam Şafiî ve Ahmed, Hz. Peygamber’in fiilî uygulamasını[28] delil getirirlerken İmam Ebû Hanife (r.a.) Resûl-i Ekrem’in bu mevzudaki sözünü[29] delil getirmiş, İmam Ebû Yûsuf da söz ile fiili birleştirmiştir.[30]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki:

Peygamber (s.a.) öğle namazından önceki dört (rekat)’la sabah namazından önceki iki rekatı terk etmezdi.[31]

Açıklama

Bu hadis-i şerif sabah namazından önce kılınan iki rekat sünnet ile öğle namazından önce kılınan dört rekat sünnetin müekked sünnet olduklarım ve öğleden önce kılınan revâtib sünnetin dört rekat olduğunu söyleyen cumhûr-ı ulemânın delilidir. İmam Mâlik’in meş­hur olan görüşüne göre ise, farz namazlara bağlı olarak kılınan belli bir sün­net yoktur. Farz ile nafilenin karışmaması için nafilelere mahsus bir zaman tayin edilmemiştir. İnsan istediği zamanda dilediği kadar nafile namaz kıla­bilir. Bu mevzu ile ilgili mezhep İmamlarının görüşleri ve delilleri bir önceki hadisin açıklamasında geçmiştir.[32]

  1. Sabah Namazının İki Rekat Sünneti
  2. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) riâfile namazlardan hiçbirinde sabah namazı­nın farzından önceki iki rekat sünnette olduğu kadar devamlı değildi.[33]

Açıklama

Bu hadis-i şerif sabah namazının farzından önce kılman iki rekat sünnetin müekked sünnetlerden olduğuna ve sünnet olmayıp reğâibden bir nafile namaz olduğunu iddia eden Mâliki ulemâsından bazılarının aleyhine bir delildir. Hatta Fethü’l-Kadîr sahibi İbn Hümâm’a göre sünnetlerin içerisinde en faziletli olanı sabah namazının sünnetidir. Bu sünneti özrü yokken oturarak kılmak caiz değildir. Fetva vermekle görevli bir kimsenin halkın ihtiyacına cevab verirken diğer sünnetleri terk etmesi caiz ise de, sabah namazının sünnetini terk etmesi caiz değildir. Hulvânî’in beyâ­nına göre, sabah namazının sünnetinden sonra en faziletli sünnet akşam na­mazının iki rekat sünnetidir. Çünkü Resûl-i Ekrem (s.a.) onu hazarda da seferde de terk etmemiştir. Sonra öğle namazının, son sünneti gelir. Çünkü onun muekked sünnet oludğunda ulemâ ittifak etmiştir. Halbuki öğlenin ilk sünneti öyle değildir. Zira bazılarına göre, öğlenin ilk bünneti sünnet olduğu için değil de ezan ile kaameün arasını ayırmak için kılınır. Sonra yatsının son sünneti daha sonra da öğlenin ilk sünneti gelir. Nihayet ikindinin sünne­ti, ondan sonra da yatsının ilk sünneti gelir…”

Nevazil isimli eserde beyân edildiğine göre, bir kimse beş vakit namazın sünnetlerinden birini küçümseyerek veya lüzumuna inanmayarak terk eder­se, kâfir olur. Lüzumuna inandığı halde, terkedecek olursa, sahih olan gö­rüşe göre günahkâr olur. Çünkü sünneti terk eden kimseier hakkında tehdid vârid olmuştur.[34]

Hasan el-Basrî sabah namazının sünnetinin vâcib olduğunu söylemişse de et-Tavzîh sahibinin beyânına göre, bu şâz bir görüştür. Gerçek olan onun sünııet-i müekkede oluşudur.

İmam sabah namazını kıldırırken yetişen bir kimse imama son rekatta selâm vermeden yetişeceğini anlarsa sünneti kılar, sonra imama uyar. İma­ma son rekatta yetişemeyeceğini anlarsa, sünneti terk eder. Sabah namazı­nın sünnetinin ne vakit kaza edilebileceği meselesi de ilim adamları arasında ihtilâf konusu olmuştur. İmam Şafiî’nin zahir olan kavline göre sabah na­mazından sonra bile olsa hayat boyunca kaza edilebilir. Nitekim Atâ, Tâvûs, bir rivayete göre İbn Ömer de bu görüştedir.

Diğer bir cemaate göre de sabah namazının sünneti ancak güneş doğ­duktan sonra kaza edilebilir. Kasım b. Muhammed ile Evzâî, Ahmed, İs-hâk, Ebû Sevr ve bir rivayete göre İbn Ömer ve İmam Şafiî de bu görüştedir. İmam Mâlik ve Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî’yc göre ise, istenirse güneş doğduktan sonra kaza edilebilir. Smam Ebû Hanife ve Ebû Yûsuf (r.a.)a göre ise, kaza edilemez.[35] Sabah namazının sünnetinin fazileti ile ilgili olarak pek çok hadis-i şerif vârid olmuştur. Bunlar ileride yeri geldikçe görülecektir.[36]

  1. Sabah Namazının Sünnetini Kısa (Sürelerle) Kılmak
  2. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki:

Peygamber (s.a.) sabah namazından Önceki iki rekatı (o.kadar) kısa bir zamanda kılardı (ki) ben (kendi kendime) “acaba bu iki re­katta Ummü’l-Kur’an’ı okudun mu ki?” derdim.[37]

Açıklama

Metinde geçen “Ümmü’l-Kur’fin” kelimesi ile Fatiha Sûresi kasd edilmektedir.Bu kelime “Kur’ân’ın anası” anlamına gelir.Fâtiha’ya bu ismin verilmesi Fâtiha’nın Kur’an-ı Kerim’in şu üç mü­him esasını ihtiva etmesindendir:

  1. Mebde’: Allah Teâlâ’ya hamd-ü senada bulunmak,
  2. Me’âş (hayat): Yalnız ona ibâdet etmek ve yalnız O’ndan yardım-istemek,
  3. Me’âd (Allah’a dönüş): Amellerden hesaba çekilmek ve onların kar­şılığını görmek,

Hz. Âişe’nin metinde geçen; “ben (kendi kendime) acaba bu iki rekata UmmiFI-Kur’ân’ı okudu mu ki? derdim” sözü, onun okuyup okumadığın­dan şüphe etmesi anlamına gelmez. Bu sözden maksad, Peygamber (s.a.) diğer nafileleri uzun tuttuğu halde sabah namazının sünnetini son derece kısa ola­rak kıldığını ifâde etmektir. Binaenaleyh “sabah namazının sünnetinde kı­raat yoktur” diyen Ebû Bekr el-Esam ile İbn Uleyye ve Zâhiriyye mezhebinden bir taifenin bu hadisi kendi görüşleri için delil getirmeleri isabetli değildir. Peygamber (s.a.)’in sabah namazının sünnetini hafif kılmasının hikme­ti, sabah namazının farzına ilk vaktinde yetişmektir. Gece namazına nasıl hafif iki rekatla hazırlanıyorsa[38] gündüz namazına da aynı şekilde hafif iki rekat namazla başlamak istemiş olması da muhtemeldir.[39]

Bazı Hükümler

  1. Diğer nafilelere nisbetle sabah namazının sünnetini çok kısa bir şekilde kılmak caizdir.Tahavının riva­yetine göre, sabah namazının sünneti hususunda ulemâ dört ayrı görüştedirler:

a. Sabah namazının sünnetinde kıraat yoktur, ulemâdan Ebu Bekir b. el-Esam ile İbn Uleyye ve Zahirilerden bir cemaat ona kaail olmuşlardır.

b. Sabah namazının sünnetinde yalnız Fatiha okunur ve namaz bu su­retle hafifletilir. Bu kavi Abdullah b. Amr (r.a.)’dan rivayet olunmuştur. İmam Mâlik’in meşhur olan mezhebi de budur.

c. Bu namaz, Fatiha ile kısa bir sûre okuyarak hafifletilir.İmam Mâlik ile İmam Şafiî’nin birer görüşleri budur.

d. Sabah namazının sünnetinde, uzun sûreler okumakta bir beis yok­tur. Bu görüş İbrahim en-Nehaî ile Mücâhid’den rivayet olunmuştur. İmam-ı A’zam’ın, “bazen ben, bu iki rekatta Kur’an-ı Kerim’den iki hizb okurum” dediği rivayet olunur. Hanefiyye imamlarının görüşü budur. Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) ile tabiînden Said b. Cübeyr, Muhammed b. Şîrîn, Abdurrahman b. Yezid, Süveyd b. öafele ve öuneym b. Kays’ın görüşleri de budur, imam Şafiî de buna kaaildir.[40]

  1. …Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (s.a.) sabah namazının iki rekat (sünnet)inde “Kâfirûn” ve “ihlas” (sûrelerini) okurdu.[41]

Açıklama

Bu hadis-i şerifin mevzumuzu teşkil eden babla ilgisi sabah namazının sünnetinde “Kâfirûn” ve “İhlâs” gibi kısa sûrelerin okunacağını ifâde etmesidir. Hadis-i şerifte Fâtiha’dan bahsedilmeme­si Resûl-i Ekrem (s.a.)’in şaban namazının sünnetinde Fatiha Sûresi’ni okumadığına delâlet etmez. Çünkü Fâtiha’sız namazın olmayacağına delâ­let eden hadisleri[42] Fâtiha’nın okunacağında şüpheye ve bunu ayrıca zikret­meye lüzum bırakmamaktadır. Bu sebeple râvi Cenab-ı Peygamber’in sabah namazının sünnetinde Fatiha okuduğunu zikre lüzum görmemiştir.

Bu haliyle hadis-i şerif, “sabah namazının birini rekatında Fatihadan sonra “Kâfirûn” Sûresi’ni, ikinci rekatında da İhlas Sûresini okumak müstehabtır” diyen cumhur-ı ulemânın görüşünü te’yid etmektedir. Ve; sa­bah namazının sünnetinde sadece Fatiha okunur, sûre okunmaz” diyen İmam-ı Mâlik (r.a.) ile bazı zahirî ulemâsının aleyhine delildir.

Hanefî mezhebinin meşhur fıkıh kitaplarından biri olan “el-Bahru’r-Raîk” isimli eserde deniliyor ki; “Sabah namazının iki rekat sünnetinde unu­tulmaması gereken üç sünnet vardır:

  1. Birinci rekatında Kâfirûn, ikinci rekatinde İhlâs sûresi okumak,
  2. Evde kılmak,
  3. Bu iki rekatı vaktin başlangıcında kılmak.”[43]
  4. …Bilâl (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; Bilal (r.a.) bir gün Resûlullah (s.a.)’e sabah namazı (vaktinin girdiği)ni haber vermek için gelince Hz. Âişe Bilâl’e bir şeyler sorarak aydınlık iyice belirinceye ka­dar oyalanmış, artık iyiden iyiye sabaha girmiş, bunun üzerine Bilâl kalkıp Peygamber (s.a.)’e sabah(ın girdiğini) haber vermiş ve hemen arkasından haberini yine tekrarlamışsa da Resûlullah (s.a.) dışarı çık­mamış, (Bir süre sonra) dışarı çıkıp da halka namazı kıldırınca Bilâl, Âişe’nin birşeyler sorarak kendisini tamamen sabah girinceye kadar oyaladığını ve (Resûl-i Ekrem’in de) dışarı çıkmakta yavaş davrandı­ğını kendisine haber vermiş. Bunun üzerine (Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de):

“Ben sabah namazının iki rekat sünnetini kılmıştım (da o yüz­den geciktim)” cevabını vermiş. Bunun üzerine Bilâl (r.a.):

(Ama) Ey Allah’ın Resulü, sen iyice sabaha girmiştin? deyince,

“Eğer ben sabaha bundan daha da çok girmiş olsaydım, yine de bu iki rekatı en güzel ve en kısa şekilde kılardım” diye cevab verdi.[44]

Açıklama

Bu hadisin “sabah namazının sünnetini kısa sûrelerle kılmak” babıyla ilgisi, hadisin son cümlesini teşkil eden “yine de bu iki rekatı en güzel ve en kısa şekilde kılardım” sözleridir. Görüldüğü gibi bu cümle Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sabah namazının sünnetinde kısa sureler okumayı tercih ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bir önceki hadis-i şeri­fin şerhinde bu mevzu ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.

Bu hadis-i şerif ayrıca Resûl-i Ekrem Efendimizin hiç bir zaman sabah namazının sünnetini terk etmediğine, vakit daralsa bile onu erkân ve âdabı­na riayet ederek en uygun şekilde kıldığına, dolayısıyla sabah namazının sün­netinin müekked bir sünnet olduğuna delâlet etmektedir.[45]

  1. …Ebû Hureyre (r.a.)’den; demiştir ki: Resûlullah şöyle buyurdu:

“Sizi atlılar kovalasa bile, yine de sabah namazının sünnetini bırakmayın.”[46]

Açıklama

Bu hadis-i şerife iki şekilde mânâ verilmiştir:

  1. “İçinde bulunduğunuz süvari birliği düşman üzerine hücum zamanı geldiği için sizi harekete geçirmek istese, birliği kaybedip, çölde yalnız kalma pahasına da olsa sabah namazının sünneti bırakmayınız.”
  2. “Düşman atlıları sizi öldürmek için peşinizi takip ediyor olsa bile, yine sabah namazının sünnetini terk etmeyiniz.”

Hadis âlimi Seyyid Nezir Hüseyn ed-Dehlevî hadis-i şerife ikinci mânâ­yı vermiştir. Yine büyük bir muhaddis olan Şeyh Hüseyin b. Muhsin el-Ensârî de bu ikinci mânâ üzerinde durmuş ve bu hadisten maksadın düşman saldı­rısı karşısında kalmak gibi sıkışık durumlarda bile sabah namazının sünne­tinin terk edilemeyeceğini ifâde etmek olduğunu söylemiştir. Hanefî ulemasından Buhârî sârini Aynî de Hidâye şerhinde hadis-i şerife ikinci mâ­nâyı vermiştir.[47]

Hafız Münâvî ise, el-Câmiü’s-Sağîr şerhinde ikinci mânâ üzerinde du­rarak hadisi şöyle açıklamıştır: “Düşman atlıları sizi kovalasa bile sabah na­mazının sünnetini terk etmeyiniz. Yaya iseniz de binitli iseniz de, gerek kıbleye, gerekse başka bir cihete doğru, imâ ile de olsa, yine sabah namazının sünnetini kılınız. Hadis-i şerifteki bu ifâde sabah namazının iki rekat sünnetinin önemini göstermekte, gerek korku gerek emniyet halinde, gerek yolculukta gerekse hazarda, kısaca her hâl ü kârda onu kılmaya teşvik etmektedir.”[48] Böyle tehlikeli ve şiddetli anlarda birçok vaciplerin bile terkine izin ve­rildiği halde, bu hadis~i şerifte böylesine tehlikelere maruz kalan bir kimse­nin sabah namazının sünnetini terketmekten nehyedilmesine bakarak bazı kimseler, sabah namazının sünnetinin vâcib olduğunu söylemişlerdir. Ha­san el-Basrî de bu kanaattedir. Ancak ulemânın büyük çoğunluğu senedin­de Abdurrahman b. İshak el-Medenî ve Abdu Rabbih b. Seylân gibi cerh ve ta’n edilmiş râviler bulunduğu için bu hadisin delil olamayacağını, delil niteliğini taşıdığı bir an için kabul edilse bile bu bölümün birinci babında geçen hadis-i şerifler muvacehesinde bu hadisin hakiki mânâya alınamaya­cağını, sadece, sabah namazının sünnetini kılmaya teşvik mânâsına geldiği­ni söylemişlerdir.[49]

  1. …Abdullah b. Abbas (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre; sa­bah namazının iki rekat (sünnet)inde Resûlullah (s.a.)’in en çok oku­duğu; “Biz Allah’a ve bize indirilene iman ettik”50; -(İbn Abbâs) dedi ki: Bunu birinci rekatte okurdu-; ikinci rekatta da; “Biz Allah’a iman ettik, şahid ol ki, biz müslümanlarız”51 okurdu.[52]

Açıklama

Bu hadis-i şerif de Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sabah namazının sünnetinde genellikle kısa âyetler okunduğunu özellikle birinci rekatta Bakaia süresi’nin 136. âyetini, ikinci rekatta da Al-i İmran sû-resi’nin 52. âyetini okuduğunu ifâde etmektedir. Ancak cumhûr-u ulemâ Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sabah namazının sünnetinde daha ziyâde “Kâfirûn” ve “İhlâs Sûreleri”ni okuduğuna delâlet eden hadis-i şerifleri de göz önünde bulundurarak, “sabah namazının sünnetinde Fâtiha’dan sonra özellikle Kâfirun ve İhlâs sürelerini okumak müstehabtır” demişlerdir. Nitekim daha önce tercümesini sunduğumuz 1256 numaralı hadis de buna delâlet etmektedir.[53]

  1. …Ebû Hureyre (r.a.)’den; rivayet edildiğine göre kendisi Peygamber (s.a.)’ı sabah namazının iki rekat(hk sünnetlinde; “De ki: Allah’a iman ettik bize indirilene de…” (âyetini)[54] birinci rekatte; şu “Ey Rabbimiz, senin indirdiğin (kitab)a inandık o Peygambere de tâ­bi olduk. Artık bizi şâhidlerle beraber yaz” âyetini[55] veya “şüphe yok ki biz seni (kâmil) bir müjdeci ve (gerçek) bir korkutucu olarak o hak (Kur’ân) ile gönderdik, sen Cehennemliklerden mes’ul olacak değilsin” (âyetini)[56] okurken işkmîştir.[57] (Râvi) ed-Derâverdî, (bu hadisi naklederken Resûl-i Ekrem’in ikin­ci rekatta -anılan âyetlerin- hangisini okuduğunda) tereddüde düştü.[58]

Açıklama

Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sabah namazının sünnetinin ikinci rekatında okuduğu âyeti naklederken şüpheye düşen “ed-Derâverdî” senedde adı geçen “Abdul-Aziz b. Muhammed” isimli râvidir.

Bu hadisin zahirîne göre Resûl-i Ekrem’in namazda Kur’an-ı Kerim’in sırasını tâkib etmeyerek ma’kûsen (sondan başa doğru) okuduğu anlaşılıyorsa da aslında ikinci rekatte okuduğu ifâde edilen âyetleri gerçekten okuyup oku­madığı şüphelidir. Çünkü metinde de ifade edildiği gibi Abdülaziz b. Mu­hammed ed-Derâverdî Resûl-i Ekrem’in ikinci rekatta hangi âyeti okuduğundan emîn değildir.

Bu hadis Beyhakî’nin yine Abdülaziz’den naklettiği rivayetinde; “Resûl-i Ekrem sabah namazının sünnetinin birinci rekatında “Biz Allah’a ve bize indirilene iman ettik..” âyetini[59] ikinci rekatte de “Biz Allah’a iman ettik şâhid ol ki, biz müslümanlanz” âyetini[60] okudu.” şeklinde geçmektedir.[61] Nitekim bir numara önce tercümesini sunduğumuz hadis-i şerif de bunu te’yid etmektedir.

Bu bakımdan bu rivayet hem Kur’ân’ın tertibine, hem de bir numara önce tercümesini sunduğumuz İbn Abbâs hadisine uygun düştüğü için terci­he şayandır. Nitekim Hanefi ulemâsı da bu düşünceden hareket ederek na­mazda Kur’an-ı Kerim’i, tertibine uymadan sondan başa doğru okumanın mekruh olduğu hükmüne varmışlardır.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd ha­disinin râvilerinden Muhammed b. es-Sabbâh bu hadisi naklederken yanıl­mıştır. Hatta İbn Hacer’in beyânına göre bu hadis hakkında Yahya “münker” hükmünü vermiştir. Yâkub ise, “Bu hadis mevzu derecesinde münker bir hadistir” tabirini kullanmıştır. Onun bu sözünü Ebû Zür’a ve Muhammed b. Abdullah el-Hadramî de tasdik etmiştir.[62]

Bazı Hükümler

  1. Kur’ân-ı Kerim’i tertibe uymayarak sondan başa doğru okumak caizdir.
  2. Sabah namazının sünnetinde sûreleri seslice okumak caizdir. Çünkü Resûl-i Ekrem (s.a.)’in okuduğu âyetlerin işitilmiş olması, o âyetlerin sesli okunmuş olduğunu göster.
  3. Sabah namazının sünnetinde hem Fatiha hem de sûre okunur.Bu ba­kımdan bu hadis “sabah namazının sünnetinde sadece Fatiha okunur” di­yenler ile “hiçbir şey okunmaz” diyenler aleyhine bir delildir.

Bilindiği gibi sabah namazının sünnetindeki kıraat konusu ulemâ ara­sında ihtilaflıdır. Bu mesele ile ilgili ayrıntılı bilgi 1255 numaralı hadisin açıklamasındadır.[63]

  1. Sabah Namazının Sünnetinden Sonra Biraz Yatmak
  2. …Ebû Hureyre (r.a.)’den; demiştir ki: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:

“Biriniz sabah (namazın)dan önce iki rekat (sünnet)i kılınca sağ tarafına yatıp uzansın.”

Bunun üzerine Mervân b. Hakem Ebû Hureyre’ye:

Bizden birinin mescide kadar yürüyüp gitmesi yetmez mi de sağ tarafına yatıyor? diye sormuş. Ubeydullah(ın) naklettiğine göre) EbûHureyre (r.a.):

Hayır, cevabım vermiş. (Ubeydullah) dedi ki: Bu (haber) İbn Ömer’e ulaşınca:

Ebû Hüreyre aleyhine (olabilecek işi) çokça yapıyor dedi. (Ubey­dullah) dedi ki: Bunun üzerine îbn Ömer’e:

Onun sözlerinden bazılarını kabul etmiyor musun? diye sorul­du da:

Hayır, fakat cür’etkâr davranıyor, biz ise korkuyoruz cevabını verdi. Bu (söz) Ebû Hüreyre’ye ulaşınca:

Ben ezberledim de onlar unuttuysa (bunda) benim günahım ne? dedi.[64]

Açıklama

Hz. İbn Ömer’in Ebû Hureyre (r.a.)’in aleyhine olabileceğinden korktuğu iş, çok hadis rivayet etmesidir. Çünkü bir gün yamlarak Resûl-i Ekrem (s.a.)’in söylemediği bir sözü nakletmesi müm­kündür: “İnsan nisyan ile malûldür” sözü meşhurdur. Bu bakımdan her ne kadar Ebû Hureyre (r.a.) adalet ve hafıza yönlerinden güvenilir bir râvi ise de, yine de İbn Ömer Resûl-i Ekrem (s.a.)’in söylemediği bir sözü nakletme­sinin mes’uliyyeti ve dehşetini Ebû Hureyre (r.a.)nınde hadis nakletmedeki şiddetli arzusunu bildiği için O’nun hakkındaki endişelerini dile getirmekten kendisini alamamıştır.

Bunun üzerine o anda etrafında bulunanlar kendisine, Hz. Ebû Hureyre’nin naklettiği hadisler içerisinde kabul etmediği bazı hadislerin olup ol­madığını sorunca, “Böyle bir hadisin olmadığını, ancak sadece onun çok hadis rivayet etmesinden endişe ettiğim ve kendisinin ise, bu konuda çok titiz davrandığını” ifâde etmiştir.

Batı sömürgeciliğinin ileri karakolu görevini yürüten müsteşrikler asır­lık kin ve garazlarını tatmin için bu gibi haberleri ele alarak İslâm’ın ikinci büyük kaynağı olan sünnet etrafında bazı şüpheler uyandırmak istiyorlar. Ancak müslüman hadis âlimlerinin asr-i saadetten bu yana süre gelen ve akıl­lara durgunluk veren, eşsiz bir metodla hadisleri tenkid süzgecinden geçir­me gayretleri düşmanların heveslerini kursaklarında bırakmıştır. Bu konuda muhterem Prof. Muhammed Hamidullah’ın “Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam b. Münebbih” eseriyle[65] Edvard Said’in “Oryantalizm”[66] isimli eserini okumalarını okuyucularımıza tavsiye ederiz.

Aslında Ebû Hureyre (r.a.)’in hadis naklederken kendinden ne kadar emin ve bu konuda ne kadar dikkatli olduğunu metinde geçen “Ben ezberle­dim de onlar unutuyorsa, bunda benim günahım ne?” sözünden anlamak mümkündür.

Bu hadis, “sabah namazının iki rekat sünnetinden sonra sağ yanı üzeri­ne uzanmak vâcibdir” diyen Zahirî ulemâsının delilidir.

Bu mezhebin temsilcilerine göre, sünnet kılındıktan sonra sağ tarafa yat­madan sabah namazım kılmak caiz değildir.Bu konuda bilerek terk etmek­le unutarak terk etmek arasında da bir fark yoktur.

Ulemânın büyük çoğunluğuna göre bir numara sonra gelecek olan Hz. Âişe hadisinin de delaletiyle bu hadiste geçen “sağ tarafına yatıp uzansın” emri mustahablığa delâlet eder. Çünkü sözü geçen Hz. Âişe hadisinden Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sabah namazının sünnetinden sonraki yatmayı bazan yaptı­ğı, devamlı yapmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim 1263 no’lu hadisten anlaşı­lan mânâ da budur. Eğer sabah namazının iki rekatlık sünnetinden sonra yatmak vâcib olsaydı, muhakkak ki Resûl-i Ekrem (s.a.) onu terk etmezdi. Beyhakî de bu hadisi naklettikten sonra “Bu hadisden maksad, sabah na­mazının sünnetinden sonra yatmanın mübâh olduğunu ifade etmektir” de­mektedir. Muhammed b. İbrahim et-Teymî de bu hadisi kavlî değil de fiilî hadis olarak Ebû Salih vasıtasıyla Ebû Hureyre’den nakletmiş ve bu rivaye­tinin, Hz. Âişe ve İbn Abbâs hadislerine uygunluğu cihetiyle diğer kavlî na­killere tercih edilebileceğini söylemiştir. Binaenaleyh Zahiriye mezhebinin bu konudaki görüşünün isabetsizliği açıkça ortadadır.

Sabah namazının sünnetinden sonra yatıp uzanma konusundaki görüş­leri şu şekilde özetlemek mümkündür:

  1. Sabah namazının sünnetinden sonra yatıp uzanmak müstehabtır.

Irakî’nin beyânına göre, Ebû Musa el-Eş’ârî, Râfî b. Hadîc, Enes b. Mâlik ve Ebû Hureyre bu görüşte idiler. Bu zevat-ı kiram sabah namazının sünnetinden sonra uzanırlar ve başkalarına da böyle fetva verirlerdi. Ancak İbn Ömer’in bu konudaki görüşü hakkında rivayetler muhteliftir. İbn Ebî Şeybe’nin Musannef’indeki rivayete göre, İbn Ömer (r.a.) de böyle hareket ederdi. Ancak tabiinden İbn Şîrîn, Said b. Müseyyeb, Kasım b. Muhammed, Urve b. Zübeyr, Hârice b. Zeyd b. Sabit, Ebû Bekr b. Abdurrahman b. Avf, Ubeydullah b. Utbe b. Mesud ve Süleyman b. Yesâr’a göre, Abdullah b. Ömer bunu caiz görmüyordu. İbn Hazm ise, Ömer b. Hattab birgün sabah nama­zı kıldırırken bir adamın mescide gelerek sünneti kılıp sonra da bir müddet sağ yanı üzerine yattıktan sonra imama uyduğuna dair Yahya b. Said el-Kattân’ın rivayet ettiği bir hadis bulunduğunu söylüyor.

İmam Şafiî de sabah namazının sünnetinden sonra yatmanın müstehab olduğu görüşündedir.

  1. Sabah namazının sünnetinden sonra uzanmak vâcibtir. Ebû Muham-med Ali b. Hazm ez-Zâhirî bu görüştedir. Delili de bu hadistir. Muhallâ isimli eserinde bu görüşünü şöyle ifâde etmektedir: “Her kim sabah namazının sün­netini kılarsa, sünnet ile farz arasında sağ yanı üzerine yatıp uzanmadan sa­bah namazının farzını kılarsa caiz değildir. Şayet sünneti kılmazsa o zaman yatıp uzanması lâzım gelmez. Eğer korkudan veya hastalıktan veya herhan­gi bir sebepten ötürü sağ yanı üzerine yatamayacak olursa, bunu mümkün olduğu kadar işaretle yapar.” İbn Hazm, bu sözün akabinde aynen şöyle diyor: “Resulüİlah (s.a.)’in bütün emirlerinin farziyet üzere olduğunu izah ettik. Ancak mendub olduğuna delâlet eden başka bir nass gelir veya müteyakkan bir icmâ’ bulunursa o zaman bunu kabul ederiz. Sahabe (r.anhum)’nin ihtilâf ettikleri bir ftneselede Allah’ın kelâmına ve Peygamberin hadisine müraccat edilmelidir. Allâme Şevkânî de sabahın sünnetinden sonra uzanma­nın vâcib olduğu cihetine meyletmektedir. Şevkânî bu uzanma bahsinin sonunda şöyle diyor: “Peygamber (s.a.)’in bazan uzanmayı terketmesi, üm­metine mahsus olan emre muarız değildir. Böylece vâcib görüşünün kuvvet­li olduğu anlaşılmış oldu.”
  2. Bu uzanma bid’at ve mekruhtur. Sahabeden İbn Mes’ûd ve ihtilaflı bir rivayete göre İbn Ömer’in kavli budur.
  3. Uzanmamak evlâdır. İbn Ebi Şeybe, el-Hasan’dan rivayet ediyor: “el-Hasan, sabah namazının sünnetinden sonra uzanmaktan hoşlanmazdı.”
  4. Beşinci kavle göre gece ibadetine kalkan ile kalkmayan arasında ay­rım yapılmaktadır.Gece kalkanların istirahat için bunu yapmaları müste­hab görülmüştür, kalkmayanlar için meşru değildir. Mâliki ulemâsından İbn el-Arabî bu görüşü tercih etmektedir.
  5. Esas olan sabah namazının sünnetinden sonra yatmak değildir.Bu yatmaktan gaye sünnet ile farzın arasını ayırmaktır. Buna göre insan sün­netle farz arasını yatarak ayırabileceği gibi oturarak da veya namaza aykırı olmayan başka bir meşguliyetle de ayırabilir. Bu görüşte Beyhakî ile İmam Şafiî’den rivayet edilmiştir.

Sabah namazının sünnetinden sonra yatmanın meşru olmadığı görüşünde olanlar konumuzu teşkil eden Ebû Hureyre hadisini ve benzerlerini şu yön­lerden tenkid etmişlerdir:

  1. Bu hadis, ravisi Abdulvâhid b. Ziyâd sebebiyle tenkide uğramıştır.Çünkü Yahya b. Said el-Kattân, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî gibi ilim adamları bu kişiyi ağır bir dille eleştirmişlerdir. Yahya b. Saîd, bu kimse hakkında şunları söylemiştir: “Ben bu kimsenin hadisle meşgul olduğunu asla görmedim. Basra’da da görmedim. Kufe’de de. Hatta bir cuma günü namazdan sonra A’meş’den naklettiği bu hadis üzerinde kendisiyle görüştüm de bu ha­disle ilgili tek bir harf dahi bilmediğine şahid oldum.”
  2. Ömer b. Ali el-Fellâs, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî’nin bu hadisin râvilerinden Abdulvâhid b. Ziyad hakkında “A’meş’ten duyduğu mürsel hadisle­ri muttasıl olarak nakletmeye yeltendi’ve bunu denedi. A’meş’in muan’an olarak naklettiği hadisleri tahdîs siğasıyle nakletti. Bu kimse tedliscidir” de­diğini söylemiştir.

3.Bu hadisi Hz. Âişe de muhtelif şekillerde nakletmiş; bazısında Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sünneti kılmadan önce bazısında da sünneti kıldıktan son­ra uzandığını söylemiştir. İbn Abbâs’tan gelen bir rivayette de sünneti kıl­madan önce yatığı ifâde edilmektedir. Bu durumu gözününde bulunduran Kadı İyaz Resûlti Ekrem (s.a.)’in, sünneti kılmadan yattığına,dair olan riva­yetlerin sünnetten sonra yattığına dâir olan rivayetlere tercih edile bileceğini ve her iki halde de yatmanın sünnet olduğunu seleften kimsenin iddia etme­diğini söylemiştir. Ancak Tirmizî bu hadis hakkında “hasen-sahih” hükmünü vermiştir. İbn Teymiyye ve Şevkânî’ye göre ise, bu hadisin Resûlullah’ın fii­li olduğuna dâir rivayetleri sahih ise de kavlî emir niteliğindeki rivayetleri asılsızdır. Şevkânî’nin beyânına göre, Beyhakî de bu hadisin fiilî rivayetleri­ni kavlî olan rivayetlerine tercih etmektedir. Görülüyor ki İb’n Teymiyye ve Şevkânî’den nakledilen bu görüş, hadisin sağlam veya asılsız olduğuna dair farklı görüşleri uzlaştırmaktadır.

Şevkânî ve Aynî bu konuda sözü çok uzatmışlardır. Hanefî ulemâsın­dan Aynî de Buhârî Şerhi’nde Hanefî mezhebinin görüşlerini eş-Şâmî’nin ed-Dürrü’l-Muhtar üzerine yazdığı haşiyeden şu cümlelerle nakletmektedir: “Şâfiîler bu hadise sarılarak sabah namazının sünnetiyle farzı arasında yatma­nın sünnet olduğunu söylüyorlarsa da bizim ulemâmıza göre durum hiç de övle değildir. Hanefî ulemâsından hiç bir kimse bu yatmanın sünnet oldu-,unu söylememiştir. Hatta ben imam Muhammed (r.a.)’in Muvatta’ında İbn Ömer’in sabah namazının sünnetinden sonra farz ile sünneti ayırmak mak­sadıyla yatan bir kimse için “farz ile sünnetin arasını ayırmak için selâmdan daha faziletli ne vardır?” dediğine dair bir rivayet gördüm. İmam Muham­med bu konudaki sözlerini şöyle bitirmektedir:

“Biz kendimize delil olarak İbn Ömer’in bu sözlerini alıyoruz. Ebû Hanife (r.a.)’nin görüşü de budur. Netice olarak şunu söylemek isterim ki, Resûl-i Ekrem (s.a.)’in bu yatışı sadece istirahat içindir. Herhangi bir hüküm koy­mak için değildir. Şayet Resûl-i Ekrem’in bunu emrettiği ve bu emrin de bir hüküm getirdiği kabul edilecek olursa o zaman bu emir sadece ev içinde geçerlidir. Evde bu emre riâyet edilirse de mescit ve benzeri yerlerde buna riâ­yet etmek gerekmez.”

Hafız Münâvî ise, meseleye Resûl-i Ekrem (s.a.)’in her işinde bir hik­met ve maslahat olduğu açısından yaklaşarak şu hükme varmıştır: “Resûl-i Ekrem (s.a.) feyiz ve tecellinin coşup taştığı seher vakitlerinde füyûzat-ı rah­maniye ile lebâleb dolduğu için birden bire ümmetinin karşısına çıkacak ol­sa onun bu mânevi halinin etkisine girecek,hiçbir kimse buna tahammül edemeyeceğinden, Resûl-i Ekrem (s.a.) bu anda birden bire ümmetinin kar­ısına kendisini arz etmemiş, ya biraz yattıktan veya biraz aileleriyle sohbet ettikten sonra mescide gitmiştir.[67]

  1. …Âişe (r.anhâ)’den; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) gece namazını kıldıktan sonra, eğer ben uya­nık olursam benimle konuşurdu; uyur olursam, beni uyandırır, iki re­kat namaz kıldıktan sonra müezzin gelip sabah namazı vaktinin girdiğini kendisine haber verinceye kadar yatardı. Bunu müteâkib iki rekatlık kısa bir namaz kıldıktan sonra namaza çıkardı.[68]

Açıklama

Resûlî Ekrem (s.a.)’in gece kılmış olduğu namazdan maksâd, teheccüd namazıdır. Bilindiği gibi yatsıdan sonra daha uyumadan kılınan nafile namaza “salatü’l-leyl” denir ki, sevabı pek çoktur. Bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa “teheccüd” adım alır. Resûl-i Ekrem Efendimiz, teheccüd namazına devam ederlerdi. Bu gece namazı iki rekatten sekiz rekata kadardır. Her iki rekatta bir selâm verilmesi efdaldir. Bir hadis-i şerifte “Her kim geceleyin uyanır, refikasını da uyandı­rır da iki rekat namaz kılarsa, Allah Teâlâ’yı çok zikreden erkekler ile ka­dınlardan yazılırlar”[69] buyurulmuştur. Metinden anlaşılıyor ki Peygamber (s.a.) teheccüd namazından sonra Hz. Âişe’nin uyanık olduğunu görürse ken­disiyle bir süre konuşup, sohbet edermiş, fakat uykuda olduğunu görürse, onu vitr namazını kılması için uyandırıp, kendisi de iki rekat namaz kılarak müezzinin sabah namazı vaktinin girdiğini haber vermek üzere gelmesine ka­dar yatarmış. Hadis âlimlerinin beyânına göre Resûl-i Ekrem (s.a.) tehec­cüd namazından sonra vitri kılardı ve ümmeti için de; “gece en son kılacağınız namaz vitr namazı olsun” buyururdu.[70] Buna göre Peygamber (s.a.) Hz. Âişe’yi uyandırdıktan sonra vitr namazını kılmış ouu müteakiben de iki rekat namaz kılmıştı^. Gece kılınacak son namazın vitr olması emrinin vücûb de­ğil, cevaz ifâde ettiğini beyân etmek için vitirden sonra bu iki rekat namazı kılmış olması mümkündür. Nitekim vitr namazından sonra devamlı olarak oturarak iki rekat namaz kılmayı terk etmediği bilinmektedir.[71] Bu iki rekatlık nafile namazı müteakip yatıp sabah vakti girinceye kadar istirahat et­miş ve müezzin sabahın girdiğini haber verince sabah namazının iki rekatlık sünnetini evinde kılıp mescide gitmiştir.

Bu hadis-i şerif sabah namazının sünnetinden sonra yatmanın sünnet veya farz olduğunu söyleyen kimselerin aleyhine bir delildir. Çünkü bu hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sabah namazının sünnetinden sonra değil, önce yattığı ifade edilmektedir.

Binaenaleyh bu hadis-i şerif bir önceki hadis-i şerifle birlikte mütelea edilince sabah namazından önceki yatmanın bir ibâdet hükmü ve vasfı taşı­madığı, sadece insanın üzerindeki ağırlığı ve yorgunluğu gidermekle ilgili ol­duğu anlaşılır. Bu hadis-i şerifi ile Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sabah namazının iki rekatlık sünnetinden sonra da yattığını ifâde eden bir önceki hadis ara­sında bir çelişki olmadığı gibi bir önceki hadisle aynı mânâda olan İbn Ab-bâs hadisi[72] arasında da bir çelişki yoktur. Çünkü bu iki hadisin birini tatbik etmek, diğerine zıt değildir. Her ikisiyle de amel etmek mümkündür. Resûl-i Ekrem (s.a.) bazan sabah namazının sünnetinden evvel bazan da sonra yat­makla her ikisiyle de amel etmenin caiz olduğuna işaret etmek istemiş de olabilir.[73]

  1. …Ebû Seleme (r.a.)’den; demiştir ki: Âişe şöyle dedi:

Peygamber (s.a.) sabah namazının iki rekatlık sünnetini kıldığı zaman eğer ben uyur olursam yatardı, uyanık olursam benimle ko­nuşurdu.[74]

Açıklama

Bu hadis-i şerif, sabah namazının iki rekatlık sünnetinden sonra yatmanın vâcib olmadığını söyleyen cumhûr-i ulemânın delilidir. Çünkü bu hadis Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sabah namazının sün­netini kıldıktan sonra Hz. Âişe uyanık ise, yatmayıp onunla konuştuğunu ifâde etmektedir. Halbuki yatmak farz olsaydı, bu farzı mutlaka yerine ge­tirirdi. Ancak bir fiili bazan terk etmek farz olmadığına delâlet-ederse de müstehab olmadığına delâlet etmez.[75]

Ayrıca bu hadis sünnetden sonra konuşmanın caiz olduğuna delâlet et­mektedir, îmam Mâlik, Şafiî ve Hanbelî ulemâsı gibi pek çok ilim adamı bu görüştedirler. Ancak İbn Mes’ûd, İbrahim en-Nehâî, Ebu’ş-Şa’sâ, Said b. cübeyr, Atâ b. Ebî Rebâh gibi ilim adamlarına göre sünnetle farz arasın­da konuşmak mekruhtur. Kıymetli âlimimiz M. Zihni Efendi, Hanefî mez­hebinin bu konudaki görüşünü şöyle ifade ediyor: “Farz ile sünnet arasında konuşmak -ilk-sünnet veya son sünnet olsun- sünneti düşürmez, yani tekra­rını gerektirmez. Fakat sevabını düşürür. Diğer bir görüşe göre, sünneti dü­şürür ve tekrarını gerektirir. Tahrime’ye aykırı olan her amel de konuşmak hükmündedir.”[76]

Bu konuda Tirmizî’den de şu mealde bir hadis rivayet edilmiştir: “Resûlullah (s.a.) sabahın iki rekatını kıldığında bana bir ihtiyacı olursa benim­le konuşurdu, olmazsa namaza çıkardı.” Bu hadis hasen şahindir.

Peygamber (s.a.)’in ashabından ve sonrakilerden bazı ilim adamları fecrin doğuşundan sabah namazını kılıncaya kadar zikirden ve zarurî olan sözden başka dünya kelâmı konuşmayı mekruh görürlerdi. Ahmed ve İshâk’ın kav­li budur.[77]

Bu konudaki bütün haberler tetkik edilince sünnet ile farz arasındaki konuşma yasağının, lüzumsuz konuşmalara ait olduğu anlaşılır. Bu konuda mezhep imamlarının görüşü ile ilgili ayrıntılı bilgi bir önceki hadisin açıkla-masındadır.[78]

  1. …Ebû Bekre (r.a.)’den; demiştir ki:

Peygamber (s.a.) ile sabah namazı için (evden) çıkmıştım. Uğ­radığı her adamı ya namaza çağırıyordu veya (uyandırmak için) onu ayağıyla kımıldatıyordu.[79]

Ziyâd dedi ki: (Bu hadisi Ebû Mekîn) “Bize Ebû Fudayl haber verdi” diye tahdis siğasıyla nakletti.[80]

Açıklama

Bu hadis-i şerif uyumakta olan kimseleri uyandırmanın müstehab ve sabah namazının sünnetinden sonra insanın herhangi bir kimseyle konuşmasının caiz olduğuna delâlet etmektedir. Ancak bu hadisi musannif Ebû Davud’a nakleden şeyhi Abbâs el-Anberî kendisin­den bir halka sonra gelen râvîden “Ebu’1-Fadi” diye bahsettiği halde diğer şeyhi Ziyad b. Yahya aynı râvîden ism-i tasgîr kalıbıyla “Ebu’l-Fudayl” di­ye bahsetmiştir, ismi farklı şekillerde nakledilen bu zatın kimliği kesin ola­rak bilinmemektedir. Bu bakımdan hadis Beyhakî tarafından da rivayet edildiği halde yine de zayıflıktan kurtulamamıştır.[81]

  1. Sabah Namazının Sünnetini Kılmadan İmama Yetişen Kişi (Ne Yapar?)
  2. …Abdullah b. Sercis[82]’den; demiştir ki:

Peygamber (s.a.) sabah namazını kılarken bir adam geldi ve he­men iki rekat kıldıktan sonra Peygamber (s.a.) ile birlikte namaza ka­tıldı. (Resûl-i Ekrem aleyhissalâtü vesselam namazdan) çıkınca:

“Ey falanca, bunların hangisi senin namazındır, yalnız başına kıldığın mı, yoksa bizimle beraber kıldığın mı?” (diye) buyurdu.[83]

Açıklama

Resûl-i Ekrem (s.a.) farz kılınırken sünneti kılıp da cemaate katılan kimseyi azarlamakla şunu anlatmak iste

miştir: “Senin kılmak için geldiğin namaz, farz mı, yoksa sünnet mi? Bura­ya evde yalnız başına kılabileceğin sünneti kılmak için mi geldin, yoksa bizimle kılacağın farzı kılmak için mi geldin? Eğer farz namazı kılmak için geldiysen, niçin bizimle beraber namaza durmadan önce başka bir namaz kıldın? Eğer buraya sabah namazının sünnetini kılmak iyin geldiysen, şunu iyi bil ki, sünneti evde kılmak daha evlâdır.”

Görülüyor ki bu hadisin zahiri farz namaz cemaatle kılınırken nafile na­maz kılmanın meşru olmadığını ifâde etmektedir. İmam namazı bitirmeden birinci ve ikinci rekatta farza yetişmiş olmak da bu hükmü değiştirmiyor.

  1. Ancak bazılarına göre bu hadisteki nehyin sünnetten sonra selâm ver­meden farz ile sünneti birbirine ekleyen veya ikisini de bir yerde kılan kim­selerle ilgili olduğunu ve hadiste azarlandığı bildirilen kişinin de bu sebepten azarlandığını söylüyorlar.
  2. Bazılarına göre de bu kişi imamla birlikte farz nama2i kılmakta olan kimselerin safına girerek nafile namazı kıldığı için azarlanmıştır. Şayet saf­ların içine katılmadan bu namazı mescidden dışarıda veya bir direğin arka­sında kılmış olsaydı bu azara hedef olmayacaktı. Nitekim yukarıda numarasını verdiğimiz İbn Mâce hadisi de bu görüşü te’yid etmektedir. Sözü geçen ha­diste Resûl-i Ekrem (s.a.)’in kendisi namazda iken bu kişiyi gördüğü ifâde edilmektedir ki, mihrabda namaz kıldırırken tabiî olarak baş gözüyle göre­bilmesi için bu kişinin birinci saffın bir.kenarında bulunması lâzım gelir. Ha­nefî ulemâsı hadis-i şerifi böyle te’vil etmekte ve Tahâvî ve Ahmed b. Hanbel’in Yahya b. Kesîr’den rivayet ettikleri Resûl-i Ekrem’in sabah ezanı namaz kılmakta olan Abdullah b. Malik’i namaz kılmaktan nehyedip:

“Bu namazı böyle öğlenin ilk veya son sünneti gibi farzla birleştirerek kılmayınız, farzla arasını bir selâmla ayırınız” buyurduğu hadis-i şerif[84] de bu te’villerinin doğruluğuna delil getirmektedirler. Ancak Abdullah b. Mâ-lik’in kıldığı bu namazın sabah namazının sünneti olduğuna dair hadiste bir açıklık yoktur. Bu namazın sabah namazının sünnetinden başka bir nafile olması da mümkündür.

  1. Bazıları da imam farzı kıldırırken sabah namazının sünnetini kılmakta bir sakınca görmedikleri gibi tam aksine “bu sünneti mescidde kılmakta hem sünnetin hem de farza yetişmenin sevabı olduğunu” söylemektedirler. Nite­kim Ebû Cafer et-Tahâvî, imam, sabah namazının farzını kıldırırken İbn Mes’ûd, İbn Ömer ve Ebu’d-Derdâ (r.a.) gibi büyük sahâbîlerin sünnet kıldıklarını rivayet etmiştir. Bu sahâbîlerin tatbikatına bakılırsa, konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisini zahirine göre tefsir etmek pek uygun düşmüyor. Fakat hadisin zahirine bakılırsa, sabah namazının farzı kılınırken sünnetini kılma­nın caiz olmadığı anlaşılıyor. Nitekim Resûl-i Ekrem’in farz kılınırken sabah namazının sünnetini kılan kimseyi azarlamasının sebebini farzla sünnet arasını ayırmamakla izah etmek, Beyhakî’nin bu konudaki rivayetine uygun düşmemektedir. Çünkü Beyhakî’nin bu rivayetinde ResÛl-i Ekrem (s.a.)’in azarına hedef olan kişinin sünneti.farz kılanların safına katılmadan safların gerisinde kıldığı açıkça ifâde edildiği gibi; yukarıdaki Müslim’in rivayeti de Beyhakî’nin bu rivayetini desteklemektedir. Binaenaleyh bu iki rivayetin zâhiri,Resul-İ Ekrem (s.a.)’in azarlamasının esas sebebinin sünnetle farzı ay­nı safta kılmak olmadığım gösteriyor. Bir numara sonra tercümesini sunacağımız hadis de bu görüşü te’yid etmektedir.
  2. Farz kılınırken sünneti kılıp ondan sonra cemaate yetişmekte hem sün­net hem de farz sevabı bulunduğu görüşü de, “bu sevaba farzdan sonra sünneti kılarak da erişilebilir” denerek, tenkid edilmekte ve 1267 numaralı hadisle delil getirilmektedir. Farz kılınırken sünnet kılmakta farz ile sünnet sevabı­nın birleştiğine dair rivayet edilen hadisin sağlam rivayetlere aykırı olduğu da ayrıca iddia edilmektedir. Gerçekten Ömer ve Ebû Hureyre (r.anhumâ) gibi sahâbîlerin farz kılınırken nafile namaz kılmaktan nehyettiklerine dâir rivayetler vardır. Bir numara sonra gelecek olan hadis-i şerif de farz kılınır­ken nafile kılmayı yasaklamaktadır.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, konumuzu teşkil eden bu Ebû Dâvûd hadisi farz namaz için ikâmet getirildikten sonra, nafile namaza niyet­lenmenin memnu olduğuna delildir. Bu hususta revâtib denilen beş vaktin sünnetleri ile şâir nafile namazlar arasında farz yoktur. Cumhûr-i ulemâ ile Şafiî’nin mezhebi budur. Ömer (r.a.)’in ikâmet getirildikten sonra sünnet kılanları dövdüğü nakledilmiştir.

Hanefîlere göre sabah namazının sünnetini kılmayan bir kimse farzın ikinci rekatına yetişeceğine aklı keserse ikâmetten sonra evvelâ sünneti kı­lar. İmâm Mâlik’den bir rivayete göre sabah namazının sünnetini kılmayan kimse farzın ilk rekatına yetişeceğine, diğer rivayette ikinci rekatına yetişe­ceğine aklı keserse, sünneti mescid haricinde kılar. Başka bir rivayete göre, İmam Mâlik bu meselede Şafiî ile beraberdir. Sevrî’ye göre farzın ilk rekatına yetişeceğine aklı keserse ikâmetten sonra sünneti kılar. Hidâye sahibi Burhâneddin el-Merginânî, Hanefî mezhebinin bu konudaki görüşünü şöyle ifâde ediyor: “Sabah namazına giden bir kimse imama farzda iken yetişecek olur­sa ikinci rekatta yetişebileceğine aklı kesmek şartı ile sünneti mescidin kapısı yanında (yani bugünkü “son cemaat mahalli” dediğimiz mescidin kapısı önün­de ve avlusu içinde kalan ve genellikle üstü örtülü olan kısımda) kılar, sonra gelir imama uyar.[85]

Bu suretle hem sünnetin hem de cemaatin sevabını kazanmış olur. Hidâye sahibinin bu beyânından, imam farz namazı kıldırırken mescit içinde nafile namazının kılınamayacağı anlaşılmaktadır. Çünkü bu mekruhtur. An­cak bundan sabah namazının sünneti müstesnadır. Çünkü en sıkışık anlar­da bile bu sünnetin terk edilemeyeceğine dair emir vardır.[86] Fakat mescit kapısının önünde son cemaat mahalli bulunmazsa o zaman bu sünneti mes­cide girerek bir direğin arkasında kılmakta herhangi bir sakınca yoktur.[87] Daha önce de açıkladığımız gibi bu sünneti evde kılmak sünnettir.[88]

  1. …Ebû Hureyre (r.a.) demiştirki; Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:

“Namaza ikâmet getirildiği vakit, farzdan başka namaz yoktur. “[89]

açıklama

Hadiste geçen “farzdan başka namaz yoktur” sözüne hadis ulemâsı iki ayrı mânâ vermişlerdir:

  1. Farz için kamet getirildiği zaman mescidi içerisinde herhangi bir nafile kılmaya izin yoktur.Ancak “amellerinizi bozmayınız”[90] emr-i ilâhisi gereğince kametten önce başlanmış olan nafileler bu hükme tabî değildir.
  2. Farz için ikâmet getirildiği zaman imama uyarak farz kılmakta olan cemaatin teşkil ettiği saflar arasına girerek nafile kılmaya izin yoktur.

Birinci mânâya göre, henüz sünneti kılmamış olan bir kimse, farz için kamet getirildiği bir anda mescidin dışında herhangi bir yerde kılabileceği gibi mescit kapısının önünde bulunan son cemaat mahallinde de kılabilir. Fakat kapıdan içeri girdikten sonra hiçbir nafile kılamaz.

İkinci mânâya göre ise, saflara girmemek şartıyla mescid içerisinde her­hangi bir direğin arkasında nafile kılmak caizdir. Bu mevzuyu bir önceki ha­disin şerhinde açıkladık. “Farzdan başka namazın olmaması” iki ayrı şekilde yorumlanmıştır:

  1. Farz namaz için kamete başlandıktan sonra kılınacak nafile namaz­lar sahih değildir, fasittir.
  2. Kamete başlandıktan sonra kılınacak nafile namazlar sahihdir. Fa­kat sevab bakımından kâmil değildir. Buhârî’nin Tarih’inde, Bezzâr’ın Müsned’inde” Enes’den rivayet ettikleri merfû1 hadis bu görüşü desteklemektedir.[91]

Zahiriye ulemâsı bu mânâlardan birincisini, ulemânın büyük çoğunlu­ğu da ikincisini benimsemiştir. Şevkânî’nin beyânına göre sahabe, tabiûn ve daha sonra gelen ilim adamlarından bu konuda dokuz görüş nakledilmiştir:

  1. Namaz için kamet getirilmeye başlandığı zaman, gerek o vaktin sün­neti ve gerekse nafile olsun başka namaz kıüûiak mckiuîtfur Sahabe Ömer b. el-Hattâb, ihtilaflı bir rivayete göre Abdullah b. Ömer ve Ebû Hureyre’nin, tabiînden Urve b. Zübeyr, Muhammed b. Şîrîn, İbrahim en-Nehâî, Atâ b. Ebî Rebâh, Tâvûs, Müslim b. Akîl ve Saîd b. Cübeyr’in, imamlardan Süfyân es-Sevrî, İbnu’l-Mübârek, Şafiî, Ahmed, İshâk, Ebü Sevr ve Muham­med b. Cerîr’in görüşü budur. Tirmizî, Süfyân es-Sevrî’nin mutlak olarak bu görüşte olduğunu kaydetmişse de İbn Abdilberrve Nevevî,es-Sevrî’nin görüşünü şöyle izah ediyorlar: “Birinci rekatı geçirmekten korkarsa saba­hın sünnetini terk edecek onlarla birlikte namaza girer. Fakat birinci rekata yetişeceğine kanaat getirirse, önce sünneti kılar ve sonra imama tabi olur.”
  2. Ibn Abdilberr, “et-Temhîd”de şöyle diyor: “Farz namaz için kamet getirilmeye başlandığı zaman nafile namazlardan hiçbiri caiz değildir.”
  3. İmam farzı kıldırırken sabah namazının sünnetini kılmakta beis yok­tur. İbnu’I-Münzir bu görüşü İbn Mes’ûd, Mesrûk, Hasan el-Basrî, Mücâhid, Mekhûl ve Hammad b. Ebî Süleyman’a izafe edilmektedir. Hasan b. Hayy’in kavli de budur. Bunlar sabahın sünneti ile diğer namazların sünnet­leri arasında ayırım yapmaktadırlar. Bu hususta el-Beyhakî’nin Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet ettiği şu hadis ile istidlal ediyorlar: Peygamber (s.a.) buyurdu ki: “Namaz için kaamet getirildiği zaman farzdan başka namaz yok­tur. Ancak sabahın iki rekat (sünnetti müstesnadır/’ Fakat bu hadisin istid­lal için elverişli olmadığı ve hatta el-Beyhakî’nin Ebû Hüreyre’den bu istisnayı nakzeden bir hadis de rivayet etmiş olduğu ileri sürülüyor. Her ne kadar bu hadisin metni ve râvîleri yine el-Beyhakî tarafından tenkid edilmişse de Ha­nefî ulemâsından Aynî, bu ravîlerin hadis âlimleri tarafından tezkiye edil­diklerini ve metnin de başka yollardan takviye edildiğini beyân etmektedirler.
  4. Bu kavle göre mescidin içinde veya dışında olmak ve aynı zamanda birinci rekate yetişip yetişememek arasında ayırım yapılmaktadır.Bu kavi Klâlik’indir. Şöyle diyor: “Mescide girmiş ise, imama tabi olsun ve sünneti -sabahın sünnetini kasdediyor- kılmasın. Eğer mescide girmemişse, birinci re-kati geçirme endişesi yoksa, mescidin dışında sünneti kılsın, varsa kılmadan mescide girerek imama tabî olsun.”
  5. İlk rekatı kaçırmak ve ikinci rekatın rükû’unda imama ulaşamamak­tan endişe ederse imama uyar. Yoksa mescidin dışında sabahın sünnetini kıl­dıktan sonra imama tâbi olur. Bu kavi, İbn AbdPlberr’in naklettiğine göre, İmam Ebû Hanîfe ve arkadaşlarının görüşüdür. Hattâbî ise, imam Ebû Hanife’nin İmam Mâlik’in görüşünde olduğunu rivayet etmiştir. Bu rivayet imam A’zam’ın arkadaşlarının rivayetine muvafıktır. Bu arada en-Nevevî imam Ebû Hanife’nin el-Evzâî’nin aşağıda gelecek olan görüşünde olduğunu ileri sürmüştür. Kıymetli âlimlerimizden M. Zihnî Efendi Hanefî mezhebinin bu konudaki görüşünü şöyle anlatmaktadır: Camide kamet edilmek üzere iken sünnete durmanın kerahetinden sabah namazının sünneti müstesnadır ki, onu evde kılmadan camiye gelen kimse imamı farza durmuş bile bulsa, tahiyyata olsun yetişecek olacağını bilse, cemaat sevabını kaçırmamak üzere saflardan uzak bir yerde önce sünneti kılar, sonra imama iktidâ eder. (Sünneti saf ar­kasında veya duvar arkasında yer olduğu halde cami içinde kılmak kerahettir.)

Camide sabah namazının sünnetini kılması halinde cemaate hiç yetişemeyeceğinden korkarsa sünnete başlamayıp imama iktida eder. Eğer sünne­te durduktan sonra yetişemeyeceğini anlarsa sünneti tamamlamadıkça artık namazdan çıkamaz. İsterse tamamen cemaati kaçıracak olsun. Fakat tehiyyata erişebileceğini tahmin etse, sünneti terk etmez, ve tehiyyâta erişmekle de cemaaat sevabını mutlaka almış olur.[92]

  1. Son rekata yetişememek endişesi yoksa sabah namazının sünnetini mescidin içinde de kılar. Birinci rekatı geçirecek olsa bile, sünneti kılmalı­dır. el-Evzaî ve Said b. Abdulazîz’in görüşü budur. Nevevî İmam Ebû Hanife ve arkadaşlarının da bu görüşte olduklarım rivayet etmektedir.
  2. Birinci rekatı kaçırma endişesi yoksa, sabah namazının sünnetini mes­cidin içinde de kılar. Süfyan es-Sevrî’nin görüşü budur. îbn Abdilberr’in ri­vayet ettiği bu görüş, Tirmizî’nin Süfyân es-Sevrî’den rivayet ettiği görüşe muhaliftir.
  3. Vakit geniş ise, imamın namazını kaçırsa bile sabahın sünnetini kı­lar. M âli kilerden İbn el-Cellâb’ın görüşü budur.
  4. Kameti işitince gerek sabah namazının sünnetine ve gerekse başka bir nafile namaza girmesi, mescidin ister içinde olsun ister dışında, caiz değil­dir. Şayet bunu yaparsa asî olmuş olur. Zahirîlerin görüşü budur. İbn Hazm, Şafiî’nin ve selefin tjumhûrunun bu görüşte olduklarını nakletmektedir. Ha­diste varid olan “ikâmet” lafzından murad, müezzinin farz namazlar için getirdiği kaamet ise, -ki bilinen ve kabul edilen mânâ budur- bu kavi, hadi­sin zahir mânâsına daha uygundur… el-Irakî bu hadisten zihne tebâdür eden mânânın bu olduğunu söylüyor. Şayet “ikâmet” lafzından namaz kılmak mânâsı kasd ediliyorsa, -ki kelimenin gerçek mânâsı budur- bu durumda, kamet esnasında nafile namaz kılmakta kerahet yoktur. Maamafıh Peygamber (s.a.)’den gelen diğer rivayetlerde, birinci mânânın kast edildiği açıkça be­lirtilmiştir. Şöyle ki, İbn Hıbbân’ın rivayetinde “Müezzin ikâmete başladığı zaman” denmektedir.[93]
  5. Sabah Namazının Sünnetini Geçiren Kimse Onu Ne Zaman Kaza Eder?
  6. …Kays b. Amr’den; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) sabah namazından sonra iki rekat (daha na­maz) kılmakta olan bir adam gördü. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.), “Sabah namazı iki rekattır” buyurdu. Adam:

Ben iki rekat (farz)dan önceki iki rekat (sünnet)i kılmamıştım, şimdi onları kılıyorum, diye cevab verdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.) seslenmedi.[94]

Açıklama

sabah namazı iki rekattır” beyânı “Sabah namazı iki rekat” değil midir?” anlamında bir istifham-i inkârîdir. Resûl-i Ekrem (s.a.) bu soruyla, bahis konusu kimsenin sabah nainazının farzından sonra kıldığı bu iki rekattık namaza gerek olmadığını anlatmak istemiştir. İbn Mâce’nin rivayetinde bu cümle “sen sabah namazım iki kere mi kılıyorsun, yok­sa?” şeklinde geçmektedir ki, maksadı daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak Resûl-i Ekrem (s.a.)’in aldığı cevab karşısında muha­tabını sükûtla karşılamış olması zahiren tasvib ve takrir anlamına gelirse de ulemâ bu mesele üzerinde üç ayrı görüş ileri sürmüşlerdir:

  1. Sabah namazının sünnetini kılmayan bir kimseyi onu sabah namazı­nın farzından sonra güneş doğmadan önce veya güneş doğduktan sonra ka­za etmesi müstehabtır. Hattâbî’nin beyânına göre İbn Ömer, Atâ\ Tâvûs, ve İbn Cüreyc, İmam Şafiî, İmam Ahmed ve İshak (r.anhüm) gibi âlimler bu sünnetin hemen farzından sonra, güneş doğmadan da güneş doğduktan sonra da kaza edilebileceğini söylemişlerdir. Delilleri ise, TirmizTnin Ebû Hu-reyre’den rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir: “Kim sabah namazının iki rekatlık sünnetini kılamazsa, güneş doğduktan sonra kılsın.”[95] Bu alimler, sabah namazından sonra güneş doğmadıkça namaz kılmayı yasaklayan Tirmizî hadisinin[96] ise, sabah namazının sünnetiyle ilgili olmadığını diğer nafile na­mazlara ait olduğunu iddia etmişlerdir.
  2. Güneş bir veya iki mızrak çıktıktan sonra kaza etmek müstehabtır. Kasım b. Muhammed. el-Evzaî, Mâlik ve Ebû Hanife’nin ashabından Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybânî de bu görüştedir. Delilleri de yukarıda nu­marasını verdiğimiz Tirmizî hadisidir. Çünkü sözü geçen hadis-i şerifte ve benzerlerinde sabah namazından sonra güneş doğmadıkça namaz kılmak nehyedildiğinden güneş yükselmeden önce sünneti kaza etmek mekruhtur.
  3. Sabah namazının sünneti yalnız başına kaza edilemez. Ancak sabah namazının farzıyla birlikte kılınamamışsa, ancak o zaman yine farzla bera­ber ve güneş bir mızrak boyu[97] yükseldikten sonra zevale kadar kaza edile­bilir. Esas sünnetlerde asıl olan kaza edilmemektir. Fakat Resül-i Ekrem (s.a.) Hayber savaşından dönüşünde sabah namazının sünnetini farzıyla beraber kaza ettiği için (bk. 435 numaralı hadis) sabah namazının sünnetinin bu ko­nuda ayrı bir yeri vardır. Ebû Yûsuf ve Ebû Hanife (r.a.) Hazretleri de bu görüştedirler. Delilleri de Buhârî tarafından rivayet edilen şu hadis-i şeriftir: “Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar namaz yoktur.”[98] Bu nehy bütün nâfijelere şâmildir. Bunun için sabah namazının sünneti de bu nehyin şümulüne girmektedir. Mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerif, senedinde Sa’d b. Said olduğu için tenkid edilmiştir. Ayrıca Tirmizî’nin de ifâde ettiği gibi Muhammed b. İbrahim, Kays’den hadis dinlememiştir. Bu bakımdan hadis munkatı’dır. Ancak bu hadis başka tariklerden de rivayet edildiğin­den bütün bu rivayetler birbirini takviye etmekte ve hadis bu sayede zayıf­lıktan kurtulmaktadır.[99]
  4. …Süfyân b. Uyeyne dedi ki: Atâ b. Ebî Rebah, şu (bir ön­ceki) hadisi Sa’d b. Said’den naklederdi.

Ebû Dâvûd dedi ki: Said’in oğulları Abdurabbih ve Yahya ”de­deleri Zeyd’in şu (bir önceki hadiste sözü geçen) olayda Peygamber (s.a.) ‘le beraber namaz kıldığını” (söyleyerek) hadisi mürsel olarak ri­vayet etti(ler).[100]

Açıklama

Müellif bu hadisi ve sonundaki taliki nakletmekle bir önceki hadisi takviye ve onun sıhhatini ispat etmek istemiştir. Fakat bu hadisi tetkik eden sarihlerin beyânına göre metinde Yahya ile Abdurabbih’in dedelerinin ismi olarak geçen Zeyd kelimesinin Ebû Davud’un esas nüshasında bulunmaması lâzım gelir. Çünkü bu kişilerin dedelerinin gerçek ismi Zeyd değil, Kays’dır. Arlmua Zeyd sözü geçen kişilerin daha yukarıda kalan büyük dedelerindendir ki, daha Peygamber (s.a.) gönderilmeden önce câhiliyye döneminde ölmüştür.

Bu hadis mürseldir.Çünkü Abdurabbih ve Yahya bu hadisi babaların­dan duydukları halde onu atlayarak dedelerinden duymuş gibi nakletmişlerdir. Ayrıca ba hadisi muttasıl olarak Tirmizî, İbn Huzeyme, İbn Hıbbân ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir. Hadislerle ilgili açıklama bir önceki hadisin şerhinde geçmiştir.[101]

  1. Öğlenin Farzından Önce Ve Sonra Kılınan Dört Rekat(lık Sünnet)
  2. …Peygamber (s.a.)’in eşi Ümmü Habîbe (r.anha)’dan; de­miştir ki:Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu:

“Kim öğle namazından Önce ve sonra dört rekat namaz kılma­ya devam ederse (o kimse) cehennem ateşine haram kılınır.”[102]

Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi aynı şekilde (ve) aynı senedle, el-Ala b. el-Hâris ile Süleyman b. Mûsâ da MekhûVden rivayet ettiler.[103]

Açıklama

“Devam ederse” diye tercüme ettiğimiz kelimesi lügatte “murakabe etmek” anlamına gelmekle beraber şer’î bir terim olarak bir ibâdetin rükün ve şartlarına, vâcib ve sünnetlerine riâyet ederek devamlı surette yerine getirilmesine özen göstermek mânâsını ifade eder. “Nar” kelimesinin başında bulunan “el” takısı, ahd için olduğundan bu kelimeyle malum ve mâhud olan cehennem ateşi kasd edilmiştir. Biz de buna göre tercüme ettik. Çünkü şeriat dilinde bu kelimenin mânâsı budur:

alevli bir ateşe (cehenneme) girecek o.”[104] âyetinde olduğu gibi.

“Ateşe haram kılınmak” tâbiri ise, “ateşten kurtulmak” anlamında bir kinayedir. el-Hatîb’e göre melzûm zikredilmiş, fakat lâzım kasdedilmiştir. Sekkâkî’ye göre ise, lâzım zikredilmiş, fakat melzûm kasd edilmiştir. Bu­nunla beraber “cehenneme atılmaz” demek olan hakiki mânâsında kulla­nılmış olması da mümkündür. Netice olarak metinden anlaşılan mânâ şudur: “Kim öğlenin sünnetinden önce dört rekat sünneti bütün erkân ve âdabına riâyet ederek kılmakla beraber iki rekatlık müekked olan son sünnetini de iki rekat daha ilâve etmek suretiyle dört rekat olarak hakkıyla kılmaya de­vam ederse Allah (c.c.) onun cesedini cehennem ateşinden kurtarır veya onun cehenneme atılmasını haram kılar.”

Ancak bilindiğini gibi öğleden evvel kılman ilk dört rekât bir selâmla kıhnırsa da, öğleden sonra kılınan dört rekatı iki selâmla kılmak evlâdır. Çün­kü bunun ilk ikisi müekked sünnettir. Son ikisi ise müstehabtır.

Büyük günahlardan bile hâlî kalamayan insanın bunca günahı yanında öğlenden evvel ve sonra dörder rekat namaz kıhvermekle ateşten kurtulması nasıl mümkün olur? diye akla bir soru gelirse, buna şöyle cevap verilebilir: Burada “Cehennemden kurtulmak” sözü, “ebedî olarak cehennemde kal­maktan kurtulmak” anlamına gelebileceği gibi bu namazlara devam eden kimselerin imanlı olarak gideceklerine ve bu iman sayesinde cehennemde ebedi olarak kalmaktan kurtulacaklarına dâir bir müjde mânâsına geldiği de söylenebilir.[105] NesâTnin şu rivayetinden bu kimsenin hakîkaten cehennemde yanmayacağı anlaşılmaktadır: “Öğle namazından önce ve sonra dörder re­kat namaz kılan kimseye cehennem ateşi dokunmaz”[106] Şevkânî’nin beyâ­nına göre “cehenneme haram kılman sadece secde organlarıdır. Mecazen küll zikredilmiş cüz kasd edilmiştir.” Fakat bu sözün hakiki mânâsında kullanıl­mış olduğunu kabul etmek daha uygun olur.[107]

  1. …Ebu Eyyûb’dan nakledildiğine göre, Peygamber (s.a.) şöy­le buyurmuştur:

“Öğle namazından önce arasında selam verilmeden kılınan dört (rekat namaz) için gök kapılan açılır.”[108]

Ebû Dâvûd dedi ki: Yahya b. Sa ‘td el-Kattân ‘in şöyle dediği ba­na ulaştı: “Eğer ben Ubeyde’den bir şey nakleder olsaydım ondan bu hadisi naklederdim. Ubeyde zayıftır.” İbn Mincâb (ise) o Sehm (isim­li kimse)dir.[109]

Açıklama

Bu hadis-i şerif öğlenin ilk sünnetinin bir tek selâmla kılına-cağını beyan etmektedir.

“Gök kapılan açılır” beyânı “kabul edilir” sözünden kinayedir. Yanı “Bu namazın göklere yükselip kabul makamına erişmesi için önünde her­hangi bir engel yoktur” mânâsına gelmektedir. Hakkındaki bu teşvik edici sözler, öğlenin, ilk sünnetinin faziletine ve onun müekked bir sünnet olduğu­na delâlet eder.

“Arasında selam verilmeden” kaydı ise, bu sünnetin “ka’de-i ahîreden sonra” verilecek bir selâmla kılınacağını “ka’de-i ûlâdan sonra” selâm ve­rilmeyeceğini ortaya koymaktadır. Nitekim, Hanefî ulemâsına göre “gün­düz kılınan nafile namazları her dört rekattan sonra bir selâm vererek kılmak daha faziletlidir.” Hanefî ulemâsından bazıları öğlenin son sünnetinin dört rekat kılınması halinde ikic .lamla kılınması icab ettiğini, tek selâmla kılın­dığı takdirde bunun sadece iki rekatiııin caiz olacağını söylemişlerse de İbn Humar;’m tahkîkine göre, öğlenin son sünneti dört rekat olarak kılındığı takd de onu bir teya iki selamla kılmak arasında bir fark yoktur.[110] Bir ön-o ‘d hadisin şerhinde ifâae etçiğimiz gibi, İmam Birgivî’ye göre öğlenin son sünneti dört rekat kılındığı takdirde iki selâmla kılmak daha. faziletlidir. Di­ğer me-heb imamlarına göre de “gürdüzün kılman müekked sünnetlerin dı­şındaki nafilelerin her iki rekatta bir selâm vererek kılınması daha faziletlidir” fakat mühim olan, nasların çizmiş olduğu sınırdır. Bir numara önce tercünesÎTii sunduğumuz Hadis, bu konuyu açıklarken öğleden sonra kılınacak oimi namazın sadece dört rekat olduğu meselesi üzerinde durduğuna göre önemli olan bu namazın dört rekat olarak kılınmasıdır. îbn Humâm’ın da ifâde ettiği gibi bir veya iki selâmla kılınması hadiste söz konusu değildir, o halde her iki halde müsavidir.

her ne kadar musannif Ebû Dâvûd metnin sonuna ilâvettiği talik ile bu hadisin zayıf olduğuna işaret etmek istemişse de çeşitli yollardan gelen rivayetler hadisi takviye etmekte ve zayıf olmadığım göstermektedir.

Nitekim bu hadisi î”on Mâce’den başka Taberânî de el-Mu’cemu’1-Kebîr ve Evsafında Ebû Eyyûb’dan şu mânâya gelen lâfızlarla rivayet etmiştir: “Resûlullah (s.a.) benim nezdimde konakladığı zaman devamlı olarak öğle na­mazından önce dört rekat namaz kılardı ve bu konuda şunları söylerdi: “Güneş batıya meylettiği anda gök kapıları açılır ve öğle namazım kılma­dıkça kapanmaz. Ben amelimin bu saatte semâya yükselmesini arzu ediyo­rum.”[111] Ayrıca aynı hadisi Tahâvî, Meâni’l-Âsâr'[112] iaa,Tirmizîde Şemâilde rivayet etmiştir. Tirmizî’nin Şemâil’deki rivayeti şu mealdedir: “Ebû Eyyûb el-Ensârî buyuruyor: Resûl-i Ekrem (s.a.) güneş biraz batıya meyi ettikten sonra dört rekat namaz kılmayı âdet edinmiştir. Ben;

Ya Resulallah güneş batıya döndükten sonra bu dört rekatı devamlı kılıyorsunuz, hikmeti ne olabilir? diye sordum. Buyurdular ki:

“Gök kapıları güneş batıya döndükten sonra açılır. Öğle namazı kılı­nı no uyu kadar da kapanmaz. Kapılar kapanmadan adıma amel-i salibin gök­lere yükselmesini istiyorum.”

Hepsinde kıraat var mı? diye sordum. “Hayır” dediler.[113]

  1. İkindi Namazından Önce (Kılınan Sünnet) Namaz
  2. …İbn Ömer (r.a.)’den; demiştir ki: Resûlullah sallellahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İkindinin farzından önce dört rekat (namaz) kılan kimseye Allah rahmet etsin.”[114]

Açıklama

Kadın veya erkek her kim ikindi namazından önce dört rekat nafile namaz kılarsa Cenab-ı Peygamber (s.a.)’in bu

duası bereketiyle Allah (c.c.) hazretlerinin rahmetine mazhar olacağı bu hadis-i şeriften anlaşılmaktadır.

Esasen “rahimellah” sözü, “Allah Rahmet etsin” mânâsında bir dua cümlesi olabileceği gibi, “Allah kesinlikle ona rahmetle muamele edecektir” mânâsında ihbarî bir cümle olması da mümkündür. Her iki halde de ikindi namazının sünnetine teşvik vardır. Nitekim Ebû Ya’Ia’nın Ümmü Habîbe’den rivayet ettiği bir hadiste de ihbârî bir cümle ile şöyle buyurulmaktadır: “İkindi namazının farzından önce dört rekat namaz kılmaya devam eden

kimseye Allah (c.c.) hazretleri cennette bir ev hazırlamıştır.” Ancak Irakî’-nin tahkikine göre Ebû Ya’lâ’mn bu rivayetinin senedinde kimliği belli ol­mayan Muhammed b. el-Müezzin vardır.

Müslümanlar hayırda yarış kabilinden bu hadisle amel etmişler ve ede­ceklerdir. Her ne kadar, ulemânın büyük çoğunluğu ikindi namazının sün­netinin müekked olmayan bir sünnet olduğunu söylemişlerse de Resûl-i Ekrem (s.a.)’in teşvikine dört elle sarılmakta hayat ve huzur vardır. Resûl-i Ekrem (s.a.)’in bazan bu sünneti dört rekat olarak kılmayı terk ederek iki rekat kıl­ması (bk. 1272 no’lu hadis) ise, bu sünnetin gayr-ı müekked olduğunu ve bazan yapılıp bazan terk edilebileceğini gösterir. Hanefî ulemâsı ile İshak, konumuzu teşkil eden bu Ebû Dâvûd hadisini delil getirerek ikindi namazının sünnetinin bir selâmla kılınacağını söylerken bunların dışında kalan ilim adamları 1272 np’lu hadisle Tirmizî’nin rivayet ettiği şu hadis-i şerifi delil getirerek iki selânnla kılınacağını söylemişlerdir: “Resûlullah (s.a.) ikindinin farzından önce dört rekat kıldı ve arasını Melâike-i Mukarribine, müslüman-lardan ve müzminlerden onlara tabi onlara selâm vermekle ayırdı.”[115]

Halbuki buradaki selâmdan maksad, Hanefîlerin dediği gibi teşehhüd-de tehiyyat okumaktır.[116]

Hanefî ulemâsının ve İshâk’ın delili olan ve konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi, her ne kadar senedinde Muhammed b. Mihran bulunduğu için tenkid edilmişse de bu râviyi İbn Hibbân ve tbn Adiyy gibi hadis âlimleri tezkiye ederek güvenilir bir râvi olduğunu söylemişlerdir. Ayrıca Tirmizî de bu hadisin hasen, İbn Hibbân ile İbn Huzeyme de sahih olduğunu söylemiş­lerdir.[117]

  1. …Ali (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (s.a.) ikindi namazından önce iki rekat(hk bir namaz) kılardı.[118]

Açıklama

Bu hadis-i şerif, peygamber (s.a.)’in ikindi namazının sünnetini bazan iki rekat kıldığını göstermektedir. Ancak bir numara önce tercümesini sunduğumuz hadis gibi bazı hadisler de peygam­ber Efendimizin bu sünneti dört rekat olarak kıldığını ve ümmetini de dört rekat olarak kılmaya teşvik ettiğini ifâde ediyorlar. Bu bakımdan bu konu­da gelen bütün haberlerin hepsi gözönünde bulundurularak bir hükme var­mak gerekirse şu neticeye varılabilir: Peygamber (s.a.) bu sünneti bazan dört rekat kılarak ümmetine de bu namazı dört rekat kılmanın faziletini haber verirken, bazan da sadece iki rekat kılarak bu sünneti sadece iki rekat kıl­makla yetinmenin caiz olacağını göstermiştir. Hanefî ulemâsı bu duruma ba­karak ikindi namazı sünnetini kılmanın müstehab iki veya dört rekat olarak kılmanın da caiz olduğunu söylemişlerdir. Hanefîlerin dışındaki bazı âlim­ler de bu sünnetin dört rekat kılınacağına dair olan hadislerin hem kavlî ve hem de fiilî olarak sabit olduğuna ve sayıca daha çok bulunduğuna bakarak dört rekat olarak kılmanın daha faziletli olduğu hükmüne varmışlardır.

Bu sünneti kılmanın hükmü ise, müstehabdir. Müstehab ise bilindiği gibi, “Peygamberimiz (s.a.)’in bazan işleyip bazan da terk ettikleri ve selef-i sâlihinin severek işledikleri ve rağbet edegeldikleri şeylerdir. İşlenmesine sevab verilir. Terkine itab (azar) yoktur. Müstehab müekked olmayan sünnet de­mektir.”[119]

  1. İkindi Namazından Sonra (Nafile) Namaz Kılmak
  2. …İbn Abbâs (r.a.)’in azatlı kölesi Küreyb’den (rivayet olun­duğuna göre) Abdullah b. Abbâs ile Abdurrahman b. Ezher ve Mis-ver b. Mahreme kendisini Peygamber (s.a.)’irı eşi Hz. Âişe’ye göndererek şöyle demişler:

Âişe’ye bizden selam söyle ve ona ikindiden sonraki (kıldığı) iki rekatı sor ve de ki;

Senin bu iki rekati kıldığın bize haber verildi. Halbuki biz Resûlullah (s.a.)’in bundan nehyettiğini işitmiştik.

(Küreyb sözlerine şöyle devam etti:) Bunun üzerine Âişe’nin ya­nına gelerek benimle gönderdikleri haberi kendisine tebliğ ettim. Âişe (r.a.):

Ümmü Seleme’ye sor, dedi. Bunun üzerine ben, (beni gönde­ren) kimselerin yanına çıkarak Âişe’nin sözlerim kendilerine haber ver­dim. Onlar beni Ümmü Seleme’ye de Âişe’ye gönderdikleri suali sormam için gönderdiler.

Ümmü Seleme (r.anha şöyle) cevab verdi:

Ben Resûlullah (s.a.)’i o iki rekati kılmaktan nehyederken işit­tim, ama sonra kendisini bunları kılarken gördüm. Onları kılarken vakit İkindi idi. Çünkü ikindiyi (yeni) kılmıştı. Sonra yanımda da ensârdan Benî Haram kabilesinden kadınlar vardı. (Yanıma) girdi ve hemen o iki rekatlık namaza durdu.

Bunun üzerine ben kendisine kızı göndererek dedim ki; “Resû­lullah (s.a.)’in yanına dur da ona;

Ümmü Seleme; “Ya Resûlellah ben senin şu iki rekatı kılmak­tan nehyettiğini işitiyorum. Halbuki şimdi onları kendinin kıldığını gö­rüyorum,” diyor, de. Şayet eliyle işaret ederse geri çekil. Ümmü Seleme;

Kız (dediğimi) yaptı; (Resûlullah (s.a.) da) eliyle işaret etti, o da geri çekildi» Namazdan çıkınca (bana hitaben):

“Ey Ebû Ümeyye’nin kızı! Sen ikindiden sonra kıldığım iki rekatı sormuşsun. (Sebebi şudur) Bana Abdü’I-Kays kabilesinden bazı kimseler kavimlerinden (ayrılarak) müslüman olmak için geldiler de, öğle namazından sonra kılmakta olduğum iki rekat nafileden beni alı­koydular, işte bu iki rekat o iki rekattır” buyurdu.[120]

Açıklama

Hafız îbn Hacer’in beyânına göre, Metinde geçen “kız” kelimesiyle Ümmü Seleme’nin Ebû Seleme’den olan kızı Zeyneb kasd edilmiş olması mümkündür. Ancak Buhârî’nin Megâzî bölümün­deki rivayette bu kelimenin yerine “erkek hizmetçi” kelimesi geçmektedir.

îbn Ebî Şeybe’nin rivayetinde, Hz. Âişe’nin ikindiden sonra İki rekat nafile namaz kıldığını ve durumu arkadaşlarına haber veren zatın Abdullah b. Subeyr olduğu ifâde ediliyor.

Yine metinde geçen “Ebû Umeyye” kelimesiyle Ümmü Seleme (r.an-hâ)’nın babası kast edilmiştir. Asıl ismi “Huzeyfe”dir. “Süheyl b. el-Muğîre” olduğunu söyleyenler de vardır.

Bu hadiste Resûlullah (s.a.)’in öğle namazından sonra kılmayı ihmal et­mediği iki rekatlık nafile namazını ikindi namazının sonuna kada geciktir­mesine sebeb olarak Abdu’I-Kays kabilesinden bazı kimselerin müslüman olmak için gelmeleri gösteriliyorsa da Tahavî’nin rivayetinde bu sebeb şöyle ifâde ediliyor: “Bu iki rekat öğle namazından sonra kılmakta olduğum na­file namazdır. Bana (fakirlere dağıtılmak üzere) genç sadaka develeri geldi de bu iki rekatı unuttum. İkindiyi kılınca onu hatırladım. Cemaatin gözleri önünde mesddde kılmayı da doğru bulmadım. Senin yanında kılı verdim.”[121]

Yine Tahavî’nin bir başka rivayetinde bu sebeb; “Bana (fakirlere dağıtmak üzere) bir mal geldi de beni oyaladı,”[122] şeklinde açıklanırken, diğer bir ri­vayetinde: “Yanıma Benî Temîm heyeti geldi. Öğle namazından sonra kıl­makta olduğum iki rekat nafileden beni alıkoydu. Bu namaz işte o iki rekattır”

şeklinde izah edilmektedir. Bütün bu rivayetlerde ortak olan taraf, Resul Ekrem (s.a.)’in işleriyle meşgul olurken öğle namazından sonra nafile ola­rak kılmayı ihmal etmediği iki rekatlık bir namazı geciktirmiş olması ve bu­nu ikindi namazından sonra kılmasıdır.

Resûl-i Ekrem’in ikindiden sonra bu nafile namazı kıldığı sabit olunca geçirilen bir nafile namazın kerahet vaktinde kaza edilip edilemeyeceği me­selesi ulemâ arasında ihtilâf konusu olmuştur. Bazıları bu hadis-i şerifin za­hirine bakarak geçirilen nafile namazların kerahet vaktinde bile olsa kaza edilebileceğini söylerken bazıları da geçirilen bir nafile namazı kerahet vak­tinde kaza etmenin Resûl-i Ekrem (s.a.)’e mahsûs özel bir durum olduğunu söylemişlerdir. Bazılarına göre de toplumun dinî bir meselesi veya zekât ve­ya sadakaların toplanması gibi mühim işlerle meşgul iken nafile namazı unutan bir kimsenin bu nafileyi kerahet vaktinde kaza etmesinde bir sakınca olma­dığını söylemişlerdir.

el-Akkarî’ye göre bu hadis sünneti kaza etmenin sünnet olduğuna delâ­let etmektedir. Hanefî ulemâsından îbn Melek’in beyânına göre imam Şafiî (r.a.) bu hadise sarılarak sünnetleri kaza etmenin sünnet olduğu hükmüne varmıştır. Hadisin zahiri, sünnetleri kaza etmenin Peygamber (s.a.)’e mah­sus, özel bir durum olduğuna delâlet etmektedir. Nitekim Tahâvi’nin aynı senedle Ümmü Seleme’den rivayet ettiği bu hadisin sonunda şu ilâve bulun­maktadır “Ben, ya Resûlellah, bu iki rekatlık namazı (geçirdiğimiz zaman) biz de kaza edebilir miyiz?” diye sordum da:

“Hayır,” diye cevab verdi.[123]

Hafız Ibn Hacer’in de dediği gibi bu hadisin mânâsı, “Ya Ümmü Sele­me, sen de biliyorsun ya, ben nafile bir ibadeti yapacak olursam bunu hiç aksatmadan devam ettiririm. Bu benim özelliklerini dendir. İşte ben bu iki rekatı bunun için kaza ettim. Bunun için de başkalarını bundan nehyediyorum,” demektedir. Nitekim ileride gelecek olan 1280 no’lu hadisde Tahâvî’nin bu rivayetini te’yid etmektedir. Netice olarak şunu söyleyebiliriz:

  1. Şafiî uleması bu hadise bakarak “bir sebebten dolayı edâ edilememiş olan nafile bir namazı kerahet vaktinde kaza etmek caizdir. Fakat meşru bir sebebi olmaksızın geçirilen bir nafile namazı kerahet vaktinde kaza etmek caiz değildir. Fakat beş vakit namaza bağlı olarak kılınan ve revâtib denilen sünnetleri kaza etmek müstehabtır” demişlerdir.
  2. Ahmed b. Hanbel’e göre ise, nafile namazları kerahet vaktinde kaza etmek kayıtsız, şartsız mekruh olmakla beraber, revâtib denilen ve beş vakit namaza bağlı olarak kılınan namazlar kerahet vakitlerinin dışında kaza edi­lirler.
  3. İmam Mâlik’e ve Hanefî ulemâsına göre ise, meşru bir sebepten do­layı veya sebepsiz olarak geçirilen bir nafilenin kerahet vakitlerinde kaza edil­mesi ve bu vakitlerde herhangi bir nafilenin kılınması mekruh olduğu gibi sabah namazının dışında hiçbir revâtibin de kazası gerekmez. Bilindiği gibi sabah namazı farzıyla birlikte kazaya kalmışsa o günün kerahet vaktinin çı­kışından itibaren farzıyla birlikte zeval vaktine kadar kaza edilebilir.[124]

Bazı Hükümler

  1. Namaz kılan kimse, başkasının sözünü dinleyip anlayabilir. Bu onun namazına zarar vermez.
  2. Namaz kılanın eliyle işaret etmek gibi hafif fiileri namazı bozmaz.
  3. Âlim bir zattan mühim bir meselenin tahkiki istenir de o mesele hak­kında kendinden daha âlim biri bulunduğunu bilirse, ona haber göndererek sorması müstehabtır.
  4. Fazilet sahihlerinin meziyetlerini i’tiraf etmek gerekir.
  5. Bir mesele hakkında gönderilen aracının kendisine izah verilmeyen bir şey hakkında tasarrufda bulunmaması edeb ve terbiye iktizasıdır. Bun­dan dolayıdır ki, Küreyb, Âişe (r.anhâ)’nın emriyle hemen Hz. Ümmü Seleme’ye gitmemiş, evvela kendisini gönderenlerin yanma dönerek Âişe anne­mizin söylediklerini onlara haber vermiştir.
  6. Bir meselenin hakikatini yakinen öğrenmeye imkân veriyorsa haberi vahidle veya bir kadının haberi ile iktifa etmek caizdir.
  7. Künyesi ile meşhur olan bir insanın kendisini künyesi ile anması caiz­dir. Çünkü Ümmü Seleme (r.anhâ) kendisini, künyesi ile anmıştır. İsmi Hind’-dir. Fakat ismi ile değil, künyesi ile mârufdur.
  8. Bir kimse metbu’unun (yani âmirinin) her zamanki âdetine muhalif bir hareketini görürse, lütfü nezaketle o hareketlerinin sebebini sormalıdır. Zira unutarak yapmışsa ondan dönmesine sebeb olur. Kasten yapmışsa se­bebini izah eder, bu suretle soran da işin hakikatini anlamış olur.
  9. Hadis-i şerif, öğlenin son sünnetini isbat eden delillerdendir.
  10. Mesâlih ve mühimmat karşılaşınca en mühim olanlarından başla­nır. Çünkü Resûlullah (s.a.) kendisine müracaat eden kavme İslâmiyeti tel­kin ile meşgul olmuş, öğlenin sünnetini terk etmiştir.
  11. Namaz kılan kimseye bir şey sorulacağı vakit onun önüne veya ar­kasına değil, yanı başına durmak âdabdandır. Zira önüne veya arkasına dur­mak teşvişe sebeb olur.
  12. Hadis-i şerif, Hz. Ümmü Seleme’nin fıtrat ve zekâsına, terbiye ve nezâketine delildir.
  13. Misafire ikram etmelidir. Ümmü Seleme (r.anhâ) bu cümleden ol­mak üzere yanındaki kadınların birine emretmemiş, Resûlullah (s.a.)’e ken­di kızını göndermiştir.
  14. Bir kadının kocası evde olsa bile, onu başka kadınlar ziyaret edebi­lirler.
  15. Nafile namazı evde kılmak caizdir.
  16. Zaruret yokken, namaz kılan kimsenin yanına sokulmak mekruhtur.
  17. Vesveseye njahal bırakmamak için müşkil bir meselenin acele halli­ne çalışmak caizdir.
  18. Peygamber (s.a.) için unutmak caizdir.
  19. Yöneticinin, ihtiyatlı davranarak raiyesini şer’an bid’at ve memnu’ olan şeylerden menetmesi ve icabında tazirde bulunması gerekir.[125]
  20. Güneş Batmadığı Müddetçe (İkindi Namazından Sonra) İki Rekat Namaz Kılmayı Caiz Görenler(İn Delilini Teşkil Eden Hadisler)
  21. …Ali (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (s.a.) ikindiden sonra güneş yükseklerde bulunmadığı zaman namaz kılma­yı yasaklamıştır.[126]

Açıklama

Beyhakî bu hadis-i şerifi şu mânâya gelen lâfızlarla rivayet etmiştir: “İkindi namazından sonra güneş yüksekte iken kılacağınız namazdan başka namaz kılmayınız”[127] Sünen-i Nesâî’deki rivayet ise, “Resûlullah (s.a.) güneş parlak ve yüksekte olmadıkça ikindiden sonra namaz kılmayı yasakladı”[128] şeklindedir.

Görülüyor ki Beyhakî’nin rivayetinde güneş yükseklerde görülürken kı­lınmasına izin verilen namazın hangi namaz olduğu açıklanamamıştır. Bu kapalılık diğer rivayetlerde de vardır. Bu bakımdan ikindiden sonra kılına­cak namaz konusunda ulemâ ihtilâf etmişlerdir.

  1. Şafiî ulemasına göre ikindi namazından sonra kılınmasına cevaz ve­rilen namazlar sebebe bağlı olarak kılman(tâhiyyetu’l-mescid, abdest nama­zı ve tavaf namazı) gibi nafile namazlardır. Bir sebebe bağlı olarak kılman nafile namazlar ikindiden sonra güneş iyice guruba yaklaşıncaya kadar kerâhetsiz olarak kıhnabilir. Fakat görüldüğü gibi hadis-i şerifte kılınmasına cevaz verilen namazın bir sebebe bağlı olup olmadığı söz konusu edilme­mektedir.
  2. Hanefî ulemasına göre ise, bu hadiste ikindi namazından sonra kılın­masına müsaade edilen namaz, kazaya kalmış olan farz namazlar, cenaze namazı veya vâcib namazlardır. Nitekim Tahâvi’nin rivayet ettiği şu hadis-i şerif de Hanefî ulemasının bu görüşünü te’yid etmektedir: “Peygamber (s.a.) sabah ve ikindi namazları müstesna, her farz namazdan sonra iki rekat na­maz kılardı.”[129]

Hanefî ulemasının verdiği manayı verecek olursak, sahabe-i kiramın, ikindiden sonra namaz kılmayı nehyetmelerinin mânâsı da anlaşılmış ve bu konuda birbirine zıt gibi görülen hadislerin arası da uzlaştırılmış olur.

  1. Bazılarına göre de bu hadiste ikindi vakti girdikten sonra güneş bat­madan önce sadece ikindi namazının kılınabileceği, bunun dışında hiçbir na­mazın kılınamayacağı ifâde edilmektedir.[130]
  2. …Ali (r.a.)’den; demiştir ki:

Peygamber (s.a.) sabah ve ikindi namazlarının dışında her farz namazı miiteâkib iki rekat (namaz)kılardı.[131]

Açıklama

Bu hadis-i şerif sabah ve ikindi namazlarından sonra kılınacak nafile namazların -bir sebebe bağlı olarak bile kıhnsalar- mekruh olacaklarım söyleyen Hanefî ulemâsını te’yid etmektedir. Hadis-i şerife bu açıdan bakılınca yerinin bu bab olmadığı hükmüne varılır. Çünkü bu bab ikindi namazından sonra güneş batmadan iki rekat nafile namaz kılmanın caiz olduğunu ifade eden hadisleri toplamak için açılmıştır. Ancak ikindi­den sonra bir sebebe bağlı olarak kılınan nafile namazların caiz olduğu gö­rüşünde olan ilim adamlarına göre bu hadis, ikindiden sonra namaz kılmanın mekruh olduğuna kesinlikle delâlet etmez. Çünkü bu iki namazın son sün­netleri bulunmadığına göre, Hz. Peygamber’in bu iki namazdan sonra kıl­dığı iki rekat namaz tavaf ve şükür namazı gibi bir sebebe bağlı olarak kılınan nafile namazlardan biri olması gerekir. Binaenaleyh bu hadisle Hz. Peygam­ber’in ikindiden sonra iki rekat nafile namaz kıldığını ifade eden 1273 nu­maralı hadis arasında herhangi bir tearuz yoktur. Çünkü Resül-i Ekrem (s.a.)’in bir vaktin farzını kıldıktan sonra halkın gözü önünde nafile na­maz kılmayı uygun görmediği için odasına çekilerek orada bir sebebe bağlı olarak kılınan nafile namazlardan iki rekat namaz kılması ve Hz. Ali de bu­nu görmediği için Hz. Peygamber’in ikindiden sonra hiç nafile kılmadığı ka­naatine sahib olması mümkün olduğu gibi, Hz. Ali (kerremellahu veche)nin mevzumuzu teşkil eden hadisi, Resül-i Ekrem (s.a.)’in ikindiden sonra kıldı­ğı iki rekat namaza şahid olmadan önce nakletmiş olması da mümkündür.[132]

  1. …İbn Abbâs (r.a.)’dan; demiştir ki:

İçlerinde Ömer b. el-Hattab da bulunan ve bana en sevimlileri Ömer olan bir takım sevilip sayılan kişiler, Peygamber (s.a.)’in; “Sa­bah namazından sonra güneş doğuncaya kadar; ikindi namazından son­ra da güneş hatmcaya kadar namaz yoktur” buyurduğuna dair benim yanımda şahidlik ettiler.[133]

Açıklama

Metinde geçen “namaz yoktur” sözünün aslında talırim ifâde etmesi gerekir. Çünkü mutlak nehy tahrime delâlet eder.Ancak bu nehy mutlak değildir. Çünkü daha önce tercümesini sunduğumuz 1267 numaralı Kays b. Ömer hadisi, bunu kayıtlamakta ve bu hadisin hük­münü tahrim’den kerahete çevirmektedir.

İşte bu görüşten hareket eden Hanefî ulemâsı bu hadise sarılarak sabah namazından sonra güneş doğup bir mızrak boyu yükselinceye kadar; ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar (isterse tehiyyetü’l-mescid na­mazı, abdest namazı, tavaf namazı gibi, bir sebebe bağlı olarak kılınan bir nafile olsun) kılınan nafile namazların mekruh olduğu hükmüne varmışlar­dır. İmam Mâlik, Hasan el-Basrî, Said b. el-Müseyyeb, Alâ b. Ziyâd, İbn Mes’ûd, Ebû Hureyre, Zeyd b. Sabit, Ömer ve İbn Ömer (r.anhum) de bu görüştedirler. İşte bu sebebten Ömer (r.a.) ikindiden sonra iki rekat daha nafile kılmak isteyenleri sahabenin gözü önünde döğermiş[134] ve hiçbir sahabî de Ömer (r.a.)’i bu hareketinden dolayı tenkıd etmemiştir. Bu olaylar açıkça gösteriyor ki, ikinde namazından sonra iki rekât nafile kılmak hasâis-i Nebevîye’dendir. Bu namazı başkalarının kılması, caiz değildir.

Şafiî ulemasına göre bu iki vakitte tahiyyetü’l-mescid, abdest namazı ve tavaf namazı gibi bir sebebe bağlı olarak kılman nafileler caiz olursa da bunların dışında kalan nafileleri kılmak caiz değildir.

Hanbelîlere göre ise, iki rekatlık tavaf namazının dışında bu iki vakitte nafile namaz kılmak haramdır. Delilleri de bu hadis-i şeriftir. Şu hadis-i şe­rifi de kendi görüşleri için delil olarak gösterirler: “Tavaf eden bir kimseyi istediği saatte namaz kılmaktan men’ etmeyiniz.”[135]

Ebû Bekre ve Ka’b b. Ucre ve bunların dışında bazı ilim adamları ise, konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisindeki nehyin genelliğine bakarak sabah ve ikindi namazlarından sonra farz bile olsa, hiçbir namazın kılına­mayacağını söylemişlerdir. Davûd-i Zahirî’nin meşhur olan görüşü de bu­dur. Ancak Resûlullah (s.a.)’in sabah namazından sonra namaz kılan bir kimseyi gördüğü halde ona namazını iade ettirmediğini ifade eden 1267 nu­maralı Kays b. Ömer hadisi ile daha önce tercümesini sunduğumuz 575 nu­maralı hadis-i şerif bu görüşte olanların aleyhine bir delildir.

Ulemânın büyük çoğunluğu daha önce tercümesini sunduğumuz “Kim bir namazı unutursa onu hatırladığı zaman kılsın” mealindeki 435 numaralı hadisteki genel ifâdeye bakarak, sözü geçen bir iki vakitte de kazaya kalmış farz namazları kılmakta bir sakınca görmemişlerdir. Seleften bazı kimselere göre ise, hiç bir namaz için kerahet vakti söz konusu değildir. Namaz her vakitte kılınabilir. Zahirî ulemâsından İbn Hazm de bu görüştedir. Delilleri ise, ileride tercümesini sunacağımız; “Şu beyti tavaf eden bir kimseyi gün­düz veya gece istediği saatte namaz kılmaktan men etmeyiniz” mealindeki 1894 numaralı hadis-i şeriftir.[136] Bu görüşte olan ilim adamlarına göre öğle ve ikindi namazlarından sonra namaz kılmaktan nehyeden hadisler, bu ha­disle ve daha önce tercümesini sunduğumuz: “Kim güneş doğmadan evvel sabah namazından bir rekata yetişecek olursa sabah namazına yetişmiş olur. Kim de güneş batmadan önce ikindi namazından bir rekata yetişecek olur­sa, ikindi namazına yetişmiş olur” mealindeki 412 numaralı hadisle neshe-dilmiştir.

Ancak bunların bu görüşleri şu şekilde tenkid edilmiştir:

  1. Beyti tavaf eden kimsenin her saatte namaz kılabilmesiyle ilgili 1894 numaralı hadisin hükmü genel değildir. Sadece Harem-i Şerifte kılınan na­mazla ilgilidir.
  2. Nesh iddiası doğru değildir. Çünkü yasaklayıcı bir hadisle mübahlık ifade eden bir hadis karşılaştığı zaman yasaklayıcı hadisin daha sonra vârid olduğu ve diğerinin yürürlükten kalktığı bütün ilim adamlarınca kabul edi­len bir kaidedir. Burada nesh bulunduğunu iddia edenler ise, bu kaidenin tersine bir görüş ortaya atmaktadırlar. Hem de nasih kabul ettikleri 1894 numaralı hadisin hükmü genel olmayıp sadece Hârem-i Şerifte kılınan na­mazla ilgili olduğu gibi, mensûh kabul ettikleri hadisin hükmü ise, genel olarak yasaklayıcıdır.

Yine nâsih kabul ettikleri 412 numaralı hadis sadece o günün sabah ve ikindi namazlarını kılan kimseyle ilgili olup diğer namazlarla ilgisi olmadığı halde, mensûh kabul ettikleri hadislerin hükmü geneldir.[137]

  1. …Amr b. Abese'[138]den; demiştir ki:

Ben (Resûl-i Ekrem’e hitaben): “Ey Allah’ın Resulü, gecenin hangi saatinde (ibadet ve) dua daha çok makbuldür?” dedim. (O şöy­le) cevab verdi:

“Gecenin son vaktinde. Sabah namazını kılıncaya kadar ve is­tediğin (nâfiley)i kıl. Çünkü (bu vakitte kılınan) namaz şahitlidir, (ve sevabı) yazılmıştır. (Sabah namazını kıldıktan) sonra, güneş doğup da bir veya iki mızrak boyu yükselinceye kadar (namaz kılmayı) bırak. Çünkü güneş şeytanın boynuzları arasından doğar ve kâfirler güneşe (o saatte) tapınırlar. Sonra mızrak gölgesiyle bir oluncaya kadar ve istediğin kadar kıl. Çünkü (bu saate kadar kılınan) namaz şahitlidir (ve sevabı) yazılmıştır. Mızrak gölgesiyle bir olduktan sonra namazı bırak. (Çünkü o saatte) cehennem kızdırılır ve kapılan açılır. Güneş (batıya) meyledince ikindi namazını kıhncaya kadar(ve) istediğin (na-filey)i kıl. Çünkü bu (saatte kılınan) namaz şahidlidir. (İkindi nama­zından) sonra güneş baüncaya kadar namazı bırak. Çünkü(güneş) şeytanın boynuzları arasında batar ve kâfirler ona (o saatte) tapı­nırlar.”[139]

(Ebû Dâvûd dedi ki) ve (şeyhim bana) uzunca bir hadis nakletti. el-Abbâs (b. Sâlity) dedi ki: “Ebû Sellâm da sana Ebü Ümame’den buna benzer şeyler nakletti. Ancak (ben naklederken belki) istemeye­rek bazı hatalar yapıyorum: A ilah ‘dan af diliyorum ve ona tevbe edi­yorum. “[140]

Açıklama

Peygamber (s.a.) Hz. Amr b. Abese’ye yapılan duaların ve kılınan namazların kabulü için en uygun bir vakit olarak “gecenin en son vaktini” tavsiye buyurmuştur. Haltâbî’nin beyanına göre, gecenin en son vaktinden maksad, gecenin son üçte biridir. Bilindiği gibi bu vakte seher vakti denir ki, Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’inde bu saatte is­tiğfarda bulunanları; “Ve o seher vakitleri istiğfar eyleyenler”[141] buyura­rak övmüştür. Yakub aleyhisselam da oğullarının Hz. Yûsuf’a karşı işledikleri cürümden dolayı onların hesabına istiğfar etmek için en uygun vakit olarak seher vaktini seçmiştir. Cenabı Hak bu hususu Kur’an-ı Kerim’inde şu şekil­de beyân buyuruyor: “(Yâkûb): “Sizin için Rabbime sonra istiğfar ederim. Hakikat şudur ki, o çok yargılayıcıdır, çok esirgeyicidir.” dedi.”[142]

Buhârî, Müslim ve benzeri sahih kitablarda ifade edildiğine göre seher vaktinde Cenab-ı Hakk(ın emriyle) dünya göğüne (bir melek) iner ve şöyle seslenir: “Bu saatte isteği olan yok mu, verilecektir? Dua edecek birisi yok mu? Duası kabul edilecektir. Günahının affını isteyen bir kimse yok mu? Affedilecektir.” Abdullah b. Ömer (r.a.) seher vaktine kadar namaz kılar­dı. Seher vakti girdiğini öğrenince de dua ve istiğfara devam ederdi. Resûl-i Ekrem (s.a.)’de seher vaktine kadar vitri te’hir ederdi.[143]

Metinde görüldüğü gibi Resûl-i Ekrem (s.a.) “sabah namazının farzı kılınıncaya kadar istediğin nafileyi kılabilirsin” buyurmakla Amr’a, sabah na­mazı vakti girdikten sonra da sabah namazının sünneti dışında istediği nafileyi kılabileceğini beyan etmiştir. Her ne kadar hadisin zahirinden bu mana anlaşılıyorsa da Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde bu hadis şu şekilde rivayet olunmuştur: “Resûl-i Ekrem (s.a. gece namaz kılmak için) hangi saat daha uygundur diye sordum da bana: “Gecenin en son vaktinde (kıl). Sonra bu (saatte) kılınan namaz şâhidlidir. Bu namaza sabah vakti girinceye kadar de­vam et, sabah vakti girdikten sonra sabahın iki rekathk sünnetinden başka nafile namaz kılıamaz” diye cevab verdi.”[144]

Bundan anlaşılıyor ki, konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisinde ba­zı hazfler ve kısaltmalar vardır ve Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde rivayet ettiği hadis bu noksanlıkları tamamlamakta ve vuzuha kavuşturmaktadır. Her iki hadis birlikte mütalaa edildiği zaman, sabah namazının vakti girdik­ten sonra sabah namazının iki rekathk sünnetinden başka herhangi bir nafi­le namazın kılınamayacağı anlaşılır. Hadis-i şeriften de anlaşıldığı gibi bu süre, güneşin ufuktan bir veya iki mızrak boyu yükselmesine kadar devam eder. Bilindiği gibi güneşin bir mızrak boyu yükselmesi demek, üzerinde bu­lunduğumuz nokta ile beş derecelik bir açı teşkil edecek kadar yükselmesi demektir ki, bizim memleketimize göre bu süre 40-50 dakika arasında değişir.

Bu süre içerisinde namaz kıhnamaması, hadis-i şerifte “güneşin şeyta­nın boynuzları arasından doğmuş olmasıyla” izah edilmektedir. Şeytanın boy­nuzlarından maksad, başının iki tarafıdır. Yani boynuzlu bir hayvanda boynuzların başta bulunduğu yerlerdir. Bazılarına göre ise, şeytanın boynuz­larından maksat, onun gücü ve kuvvetidir. Çünkü güneş doğarken şeytan sevinçlidir ve hareketlidir. Zira bazı kimselerin Haktan saparak güneşe ta­pınması ona güç ve kuvvet vermektedir. Şeytanın boynuzlarından maksat, onun geçmiş ve gelecek ümmetleri olduğunu söyleyenler de vardır ki, bu­nunla şeytana tapan ve onun yoluna giden kimseler kast edilmektedir. Çün­kü bu güneşe tapanlar her ne kadar zahiren güneşe tapıyorlarsa da haktan sapmış olmaları itibariyle şeytanın yoluna girmiş ve ona kul olmuşlar demektir. Nevevî’ye göre ise, Şeytanın iki boynunuzdan maksat, şeytanın insanları saptırmak için görevlendirdiği iki fırkadır.

Bazıları da şeytanın boynuzlarından maksat, başının iki yan tarafıdır. Çünkü güneş doğarken ve batarken başını güneşe yaklaştırır ve güneşe ta­panlar dolayısıyla şeytana da tapıyormuş gibi görünürler. Bu vakitte namaz kılan mü’minlere de musallat olmak için şeytan ve avânesi ümide kapılıp bü­yük gayretler sarf ederler. Aynı zamanda güneşin doğma ve batma vakitle­ri bazı gafillerin güneşe tapınma vakitleri olduğundan bu saatlerde namaz kılmakta, kâfirlere benzeme olayı vardır. İşte bu gibi tehlikeli durumlara düş­memeleri için müslümanlar bu saatlerde namaz kılmaktan nehyedümişlerdir. Yukarıda da açıklandığı gibi bu süre, güneş bir veya iki mızrak boyu yükselinceye kadar devam etmektedir. Güneş bir mızrak boyu yükseldikten sonra kılınan namaz ise isabetli, şahidlidir. Yani melekler bu namazda hazır bulunurlar ve bunun ecir ve sevabını kayd ederler.

Kerahet vaktinin çıkmasıyla giren ve içerisinde kılınan namazlara me­leklerin şâhid olduğu zamanın müddeti ise, mızrağın gölgesi tamamen yok denecek kadar küçüldüğü ve tamamen mızrağın altına çekilip mızrakla bir olduğu ana kadar devam eder. Bilindiği gibi bu hale “istiva hali” denir. Göl­genin tesbiti hususunda mızrağın zikredilmesi o devirlerde Arablar genellik­le çölde eğleştikleri içindir. Çünkü onların o zamanki âdetleri günü,yarı olup olmadığını anlamak için mızraklarını yere dikerek gölgelerine bakmaktı. Bu­gün kırsal kesimde çalışan kimseler de bazı hallerde herhangi bir şeyin göl­gesine bakarak namaz vakitlerini tayin edebilirler.

İstiva halinde de namaz kılmak yasaklanmıştır. Çünkü bu saatte kâfir­ler güneşe tapındıklarından, bu vakitte namaz kılmakla kâfirlere benzeme olayı vardır. Hadis-i şerifte bu vakitte namazdan nehyedilişi bu saatlerde ce­hennemin kızdırıhşıyla izah edilmiştir. Hadis sarihlerinin beyanına göre, ce­hennemin kızdın İm asından maksad, güneşe tapan kimselerin bu anda güneşe secdeye hazırlandıkları, şeytanın harekete geçmesidir. Bütün bu fiiller ise, cehennemin alevlenmesine sebep teşkil edecek fiillerdir. Bu demektir ki, hadis-i şerifte sonuç zikredilmiş sebeb kast edilmiştir.

Dil alimlerinin beyanına göre cehennem kelimesinin aslı Arabçadır. Ve çirkin manasına gele”n “cuhûmet”ten alınmıştır. Bu izaha göre alemiyyet ve te’nis bulunduğu için cehennem kelimesi gayr-i münsârıftır. Dil âlimlerinin büyük bir çoğunluğuna göre ise, “cehennem” Arabçalaştınlmış ecnebî bir kelimedir. Gayr-i munsanf olması kendisinde alemiyyet ve ucmelik bulunduğundandır.

İstiva halinde başlayan, namaz kılma yasağının müddeti ise, güneşin ba­tıya doğru meyletme anma kadar devam eder. Güneşin batıya meyletmesiyle öğle namazının vakti girdiği gibi bu vakitten itibaren ikindi namazı kılınıncaya kadar farz, vacip, nafile namazın bütün nevileri kıhnabilir. An­cak ikindi namazı kılındıktan sonra yeniden bir kerahet vakti girmekte ve bu süre güneş tamamen batmcaya kadar devam etmektedir. Güneşin batma anı da doğma anı gibi bazı müşriklerin güneşe tapınma anı olduğundan bu saatte de namaz kılmak yukarıda açıkladığımız sakıncalardan dolayı yasaklanmıştır.

Musannif Ebû Davud’un metnin sonunda: “Şeyhim, bana uzunca bir hadis nakletti” demekle, “ben bu hadisi kısaltarak naklettim” demek iste­miştir. Gerçekten bu hadisin aslı çok daha uzundur. Tamamını okumak is­teyen okuyucularımıza Müslim’in bu konuda rivayet ettiği hadise de[145] müracaat etmelerim tavsiye ederiz. Hadisin râvilerinden el-Abbâs b. Salim’-in “Ebû Sellâm da bana Ebû Ümâme’den buna benzer şeyler nakletti. An­cak ben istemeyetek bazı hatalar yapıyorum” demekten maksadı, bu hadisi naklederken hadisin bütün rivayet yollarını gözden geçirdiğini ve son derece dikkatli davrandığını ifade etmektir.

Sabah namazından ve ikindi namazından sonra giren kerahet vakitleri konusunda daha önce 1272 – 1274 numaralı hadislerin açıklama kısmında malûmat verilmiştir. Ancak bu hadis-i şerifte bir de güneşin doğuşu, istiva hali ve batışı söz konusu edilmektedir. Bu konudaki mezheplerin görüşü de şöyledir:

Güneşin doğuşu, istiva hali ve batışı sırasında namazın hükmü:

  1. Hanefî ulemâsı hadisteki nehyin umumiliğine bakarak bu üç vakitte hiç bir namazın kılınamayacağına hükmetmişlerdir. Ancak “Kim güneş bat­madan önce ikindi namazından bir rekata yetişecek olursa ikindi namazına yetişmiş olur” mealindeki daha önce geçen 412 numaralı hadis-i şerife ba­karak o günün ikindi namazım bu hükmün dışında görmüşlerdir ve “sade­ce o günün ikindi namazını güneş batarken kılmak caizdir. Çünkü bu namaz emredildiği şekilde kâmil olarak eda edilmiştir. Ancak ikindi namazım bu vakte kadar te’hir etmek mekruhtur” demişlerdir. Yine Hanefî ulemâsı ce­naze namazım da bundan istisna etmişlerdir ki, delilleri: “Ya Ali, üç şeyi geciktirme: 1) Vakti giren namazı, 2) Hazırlanan cenazeyi, 3) Küfvünü (den­gini) bulduğun kocasız kadım”[146] hadis-i şerifleriyle birlikte ileride tercüme­sini sunacağımız 3159 numaralı hadis-î şeriftir.

Yine Hanefî uleması bu vakitlerde okunan secde âyetinden dolayı vacip olan tilavet secdesini de bu hükmün dışında görmüşler ve te’hir etmekle vakti geçmeyeceğinden kerahet vakti çıkıncaya kadar te’hir etmenin daha faziletli olacağını söylemişlerdir.

imam Ebû Yusuf (r.a.) ise, daha önce tercümesini sunduğumuz 1081 numaralı hadis-i şerifi delil getirerek cuma günü istiva halinde kılınan nafile namazı da bundan istisna etmiştir.

  1. Hanbel? ulemâsına göre bu üç vakitte hiçbir namaz kılınmaz. Ancak şu namazlar müstesnadır:

a. Cuma günü cuma namazından evvel kılınan tahiyyetü’l-mescid na­mazı, çünkü bunlara göre 1083 numaralı hadis buna cevaz vermektedir.

b. Çürümesinden veya bozulmasından korkulduğu takdirde cenaze na­mazı da kılınabilir. Çünkü bunda zaruret vardır.

c. Farz namazların kazası da caizdir derler ve daha önce geçen 442 nu­maralı hadisi delil getirirler. Bunlara göre bu hadis mevzumuzu teşkil eden hadisi tahsis etmektedir.

d. Sabah ve ikindi namazlarının bir rekatını imamla kılmaya yetişebi­len kimsenin diğer rekatları kerahet vaktinde kılması caizdir.

e. Daha önce bu vakitlerde namaz kılmayı nezr eden kimsenin de nezr namazını bu vakitlerde kılması caizdir. Çünkü bu namazları kılmakta farz namazları kaza etmeye benzer.

f. İki rekathk tavaf namazı. Bu konudaki delilleri ise, ileride gelecek 1894 numaralı hadis-i şeriftir.

  1. Mâlikî uleması ise, “bu hadisteki nehyin genelliğine bakarak is­terse bîr sebebe bağlı olarak kılınsın güneşin doğuşu ve batışı esnasında na­file namazları kılmak haram olduğu gibi nezir edilen namazlar ve tilâvet secdesi de haramdır. Bu iki vakitte bozulup dağılmasından korkulmadığı müddetçe cenaze namazı kılmak da caiz değildir. Ancak farz namazların edası ve ka­zası müstesnadır” demişlerdir. Farz namazların bu iki vakitte kılınabilece­ğine dair delilleri ise, daha önce geçen 442 numaralı hadis-i şeriftir. İmam Mâlik’e göre istiva vaktinde farz olsun nafile olsun bütün namazları kılmak caizse de Maliki ulemasının büyük çoğunluğuna göre mekruhtur. Ancak Zürkânî’nin de dediği gibi, İmam Mâlik (r.a.) hem bu üç vakitte namazın kılın­mayacağım ifâde eden Abdullah es-Sunabihî hadisini Muvatta’ında zikretmiş; hem de istiva halinde namaz kılmanın caiz olduğunu söylemiştir.[147]
  2. Şafiî ulemasına göre ise, bu Uç vakitte bir sebebe bağlı olarak kılınan nafile namazların dışında herhangi bir nafile kılmak mekruhtur. Ama tahıyyetü’I-mescid ve şükür namazı gibi oir sebebe bağlı olarak kılınan nâfile namazlarla farz namazları kılmakta bir sakınca yoktur. Delilleri ise, daha önce geçen 442 numaralı hadistir.

Yine Şafiî ulemâsına göre, Mescidü’l-Haram dâhilinde bu üç vakitte na­file kılmakta bir sakınca yoktur. Delilleri ise, 1894 numaralı hadis-i şeriftir. Ayrıca cuma gününe mahsus olmak üzere istiva halinde nafile namaz kıl­mak caizdir. Bu konudaki delilleri ise, daha önce geçen 1083 numaralı hadis-i şeriftir.[148]

  1. …İbn Ömer’in azatlısı Yesar’dan; demiştir ki:

İbn Ömer (bir gün) beni fecir doğduktan sonra namaz kılarken gördü de (şöyle) dedi:

Ey Yesar (bir gün) biz bu namazı kılarken Resulullah (s.a.) üzerimize çıkageldi ve buyurdu ki: “(Burada) hazır olanlarınız hazır olmayanlarınıza (şunu) eriştirsinler: Fecr(in doğuşun)dan sonra yalnızca iki rekat (sünnet) vardır” buyurdu.[149]

Açıklama

Abdullah b. Ömer (.a.) ‘in , azadlısı Yesar’ı kılmaktan men ettiği namaz, sabah namazının sünnetinin dışında kıldığı herhangi bir nafile namazıdır.Çünkü pek çok hadis-i şerifin de delaletiyle ecr doğduktan sonra sabah namazının sünnetinden başka herhangi bir nafile kılmanın caiz olmadığı sabit olmuştur.Nitekim Said b. Müseyyeb, el-Ala b. Ziyad, Humeyd b. Abdurrahman ve Hanefi uleması bu görüştedirler.Abdulklah b. Ömer’le İbn Amr’ın da bu görüşte oldukları rivayet edildiği gibi Ahmed b. Hanbel’in meşhur olan görüşünün de böyle olduğu söylenmektedir.

îmam Şafiî ve Hasan el-Basrî’ye göre ise, bu hadiste ve benzerlerinde yasaklanan namaz sabah namazının farzı kılındıktan sonra kılman nafile na­mazdır. Sabah namazını kılmadan önce kılınan nafile namazlar bu yasağın şümulüne girmemektedir. Bu âlimler bu konuda bir numara önce geçen Amr b. Abese hadisini delil getirirler. Zahirî ulemasından tbn Hazm da, bu ko­nuda İmam Şâfiî’in görüşüne iştirak etmektedir. Halbuki bir numara önce geçen Amr b. Abese hadîsi delil olma niteliğinden uzaktır. Çünkü söz konu­su hadiste hazifler ve kısaltmalar vardır. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde rivayet ettiği hadis bu hazifleri ortaya çıkarmakta ve Amr b. Abese hadisini tamamlamaktadır.[150] Ahmed b. Hanbel’in bu hadisi gözönünde bulundu­rulursa sabah namazı vakti girdikten sonra, sabah namazının sünnetinden başka bir nafile kılınamayacağı ve Şafiî mezhebinin bu konudaki isabetsizli­ği anlaşılır.

imam Mâlik’e göre ise, uykunun ağır basması ve benzeri sebeplerle kılınamayari gece namazını sabah namazı vakti girdikten sonra kılmak caizdir. Kendi Muvatta’ında nakl etmiş olduğu şu hadisleri de bu konuda delil gös­termektedir:

  1. Abdullah b. Abbâs’ın gözleri bozulduktan sonra halkın sabah na­mazım kılıp kılmadığını öğrenmek üzere hizmetçisini görevlendirdiğini ve hal­kın sabah namazını kılmış olduğunu öğrenince, gece kılamadığı vitir namazına durduğunu ifâde eden Said b. Cübeyr hadisi.
  2. Abdullah b. Abbâs, Ubâde b. Sâmit, Kasım b. Muhammed, Abdul­lah b. Âmir b. Rabi’a gibi âlimlerin sabah namazı girdikten sonra vitir na­mazı kıldıklarına dâir îmam Mâlik’e ulaşan haberler.
  3. Abdullah b. Mes’üd’un sabah namazı için kaamet getirilirken “sabah namazı için kaamet getirilmiş olmasının önemi yok. Ben (yine de) vitr namazını kılarım” dediğine dâir Hişâm b. Urve hadisi.
  4. Ubâde b. Sâmit’in kaamet getirmek isteyen müezzini durdurarak vitr namazı kıldığına dâir Yahya b. Saîd hadisi.
  5. Abdurrahman b. Kâsım’ın; Abdullah b. Âmir b. Rabî’ayı:,”Ben ka­amet getirildiğini işitirken veya sabah namazının vakti girdikten sonra da vi­tir kılarım” derken işittiğine dâir hadis.
  6. Abdurrahman b. el-Kasım’m babası Kasım’ı “Ben fecrden sonra da vitr kılarım” derken işittiğine dâir hadis-i şerif.[151]

Bu hadisler Fecr girdikten sonra vitr namazının kılınabileceğine delâlet ederse de imam Mâlik (r.a.)’in iddia ettiği gibi fecr doğduktan sonra diğer gece namazlarının da kaza edilebileceğine delâlet etmez. Her ne kadar İmam Tirmizî başlığımızı teşkil eden Ebû Dâvud hadisiyle ilgili olarak; “ilim adanı­lan bu hususta ittifak ettiler. Fecrin doğuşundan sonra kişinin, sabah na­mazının iki rekatlık sünnetinden başka namaz kılmasını mekruh görüyorlar,”[152] demişse de, Neylu’l-Evtâr sahibi Şevkânî’nin dediği gibi bu konuda ittifakın olmadığı, bilâkis ihtilâfın bulunduğu herkesin malumudur. Her ne kadar bu Ebû Dâvûd hadisi, tbn Hazm gibi bazı ilim adamları tara­fından ölçüsüz bir şekilde tenkîd edilmişse de bu hadisin bütün rivayet yol­ları biri birini takviye ettiğinden zayıflıktan çıkmış ve delil olma niteliğini kazanmıştır.[153]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki: Peygamber (s.a.)’in, ikin­diden sonra iki rekat namaz kılmadığı bir günü geçmemiştir.[154]

Açıklama

Hz. Âişe bu sözleriyle Resûl-i Ekrem (s.a.)’in devamlı olarak ikindi namazından sonra iki rekat nafile namaz kıl-

dığım ifâde etmektedir. Daha önce geçen 1273 numaralı hadiste Peygamber (s.a.)’in ikindiden sonra iki rekat namaz kıldığı ifâde ediliyordu. Ancak sö­zü geçen hadisin şerhinde de beyân ettiğimiz gibi orada söz konusu edilen na­maz, Abdulkays Kabilesine ait bir heyetin gelmesi ile öğle namazından sonra edâ edilemeyen öğlenin son sünnetiydi. Resûl-i Ekrem (s.a.) öğle namazımn son sünnetini ikindiden sonra kaza etmişti. O hâdiseden sonra Peygamber (s.a.) ikindiden sonra iki rekat nafile namaz kumaya devam etti. Çünkü her­hangi bîr zamanda nafile olarak bir namaz kılacak olursa, o namaza devam etmek onun hususiyetlerindendi.

Bu hadisin zahirine bakarak bazı ilim adamları ikindi namazından son­ra iki rekat namaz kılmanın müstehab olduğu hükmüne vardılar. Nitekim Hz. Âişe de Cenab-ı Peygamber (s.a.)’in bu namaza devam ettiğini görerek aynı hükme vardığı ve 1276 numaralı hadis-i şerif gibi ikindiden sonra na­maz kılmayı nehyeden hadislerin sadece güneş batarken namaz kılmayı kast eden kimselerle ilgili olduğuna hamlettiği şu sözlerinden de anlaşılmaktadır: “Onu (yani Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemi) kabz eden Allahü Teâlâ Hazretlerine yemin olsun ki,O (ikindiden sonraki) iki rekatı Cenab-ı Hakk’a kavuşuncaya kadar hiç bırakmadı. Namaz kılmağa kudreti kesilmedikçe Allah Teâlâ’ya kavuşmadı. Bu iki rekat namazın pek çoğunu oturarak kılardı. Fa­kat ümmetine ağır gelir korkusuyla mescidde kılmazdı. Ümmetin yükünü ha­fifletecek şeyleri (yapmayı pek) severdi.”[155]

Ulemânın büyük çoğunluğuna göre ise, Resûl-i Ekrem (s.a.)’in ikindi­den sonra kıldığı bu namaz, Hasâis-i Nebevîyyedendir. Bir numara sonra gelecek olan hadîi-i şerif de bu görüşü te’yid etmektedir.[156]

  1. …Âişe (r.anhâ)’nin azatlısı Zekvân’dan nakledildiğine gö­re Hz. Âişe kendisine şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.) ikindiden sonra namaz kılardı ve (bizi) ondan nehyederdi.İki orucu birbirine ekler­di ve bizi iki orucu birbirine eklemekten nehyederdi.”[157]

Açıklama

Hz. Âîşe “ikindiden sonra namaz kılardı” sözleriyle bir numara önce geçen, peygamber (s#a.)’in üzerinden ikindi namazından sonra iki rekat namaz kılmadığı bir gün hile geçmemiştir.” me­alindeki hadîsle söz konusu edilen iki rekatlik nafile namazı kast ettiği gibi “ve (bizi) ondan nehyederdi” sözleri ile de ikindi namazından sonra da gü­neş batıncaya kadar namaz yoktur” mealindeki 1276 numaralı hadis-i şerife işaret etmek istemiştir. “Ve bizi (iki orucu) biri birine eklemekten nehyederdi” sözleriyle de ileride gelecek olan “Resûlullah (s.a.), “iki günün orucunu birbirine eklemekten sakınınız. Eğer biriniz iki günün orucunu biri birine ek­lemeyi arzu ederse, buna sahur vaktine kadar devam etsin, daha fazla devam etmesin” buyurmuştur; bunun üzerine; “Ey Allah’ın Rasûlü, sen iki orucu birbirine ekliyorsun” dediler. Rasûl-i Ekrem de şöyle cevab verdi: “Ben si­zin gibi değilim. Beni doyuran bir doyurucu ve sulayan bir saki vardır” an­lamındaki 2367 numaralı hadis-i şerifi kast etmiştir. İnşaallah bu mevzu sözü geçen hadisin şerhinde yine ele alınacaktır. Görüldüğü gibi ikindi namazın­dan sonra nafile namaz kılmak ve iki orucu birleştirmek Peygamber (s.a.)’e hâs özel bir hâldir.

Müellif Ebû Dâvûd her ne kadar bu hadisin sıhhati üzerinde durmamışsa da gerçekten bu hadis zayıftır. Çünkü senedinde bulunan Muhammed b. İshak bu hadisi Muhammed b. Amr b. Atâ’dan an’ane yoluyla rivayet etmiştir. Halbuki Muhammed b. İshak’ın “Haddesenâ” lâfzı kullanmadan rivayet ettiği bütün hadisler tenkîd edilmiştir. Görüldüğü gibi bu hadis de Muhammed b. tshâk’m tenkide uğrayan rivayetleri içerisine girmektedir.[158]

  1. Akşam Namazından Önce (Nafile) Namaz (Kılmak)
  2. …Abdullah el-Müzenî (r.a.) demiştir ki:Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:

“Akşam namazından önce iki rekat namaz kılınız.” Daha sonra halkın bu namazı sünnet telâkki etmesinden korkarak; “Dileyen kim­seler için (söylüyorum), akşam namazından önce iki rekat namaz kılınız” buyurdu.[159]

Açıklama

Bu hadis-i şerif, Buhârî’nin rivâyetiyle karşılaştırıldığı zaman Buhârî’nin rivayetine nisbetle kısa ve eksik olduğu ortaya çıkar. Çünkü bu hadis Buhârî’nin Sahih’inde şu mânâya gelen lâfızlarla riva­yet edilmiştir: “Abdullah el-Müzenî (r.a.)’den Nebî (s.a.)’in, (üç defa) “akşam namaz(ının farz)ından evvel (iki rekat nafile) namaz kılınız” buyurduğunu, üçüncüsünde halkın, bu namazı devam edilmesi lâzım gelen bir ibâdet telâk­ki etmesinden hoşlanmayarak; ‘İsteyen kılsın” buyurduğunu Resûl-i Ekrem’­den (işitip) naklettiği rivayet edilmiştir. Buhârî’nin, bu rivayetinde Resûl-i Ekrem’in üç defa “akşamdan evvel iki rekat namaz kılınız” dediği ve üçün­cüsünde “dileyen kılsın” buyurduğu haber veriliyor. Halbuki konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisinde Resûl-i Ekrem (s.a.) bu emri üç defa değil, iki defa tekrarladığı ifâde ediliyor. Bu durumda Buhârîdeki rivayetin Ebû Dâ-vûd’taki rivayeti a^ıkladığı ve tamamladığı söylenebilir. Nitekim îsmailî’nin ve Ebû Nuaym’int rivayetleri de Buhârî’nin rivayetini te’yid etmektedirler. Ancak bazı sarihlerin beyânına göre metinde geçen “halkın bu namazı sünnet telâkki etmesinden korkarak” sözleri, metne, râvi tarafından ilâve edilmiş -râviye ait- bir sözdür. Bilindiği gibi râvi tarafından ilâve edilen bu gibi sözlere “müdrec” denilir. Metinde bu gibi ilâveler bulunan hadislere de “müdrecü’l-metn”denüir. Biz tercümemizi bu cümlenin müdrec olduğunu kabul ederek yaptık. Şayet bu sözün de Resûl-i Ekrem’e ait olduğu kabul edilecek olursa, o zaman bu cümleyi şöyle tamamlamamız lâzım gelir; “Ben bu, “dileyen kimse kılsın” sözünü halkın bu namazı sünnet zanneder kor-

kusuyla söylüyorum.”

Bu hadis-i şerif akşam namazından önce iki rekat namaz ki/manın caiz olduğuna delâlet etmektedir. Sahabe, tabiîn ve fukâhadan Abdurrahmân b. Avf, Ubey b. Ka’b, Enes, Câbir, Abdurrahmân b. Ebî Leylâ, Hasan el-Basrî, Ahmed b. Hanbel ve İshâk (r.a.) gibi ilim adamları bu görüştedirler. Şafiî ve Hanefi ulemâsından da bu görüşte olan kimseler olduğu gibi İmam Mâ-lik’in bir kavline göre de akşam namazından önce iki rekat namaz kılmak sünnettir.

Mâliki ve Hanefî ulemâsının meşhur olan görüşlerine göre, akşam na­mazından Önce ifa* rekat olarak kılman müstehab bir namaz yoktur. Şafiî ulemâsı ile dört halife de bu görüştedirler. Nitekim İbrahim en-Nehâî’den bu iki rekat namazı kılmanın bid’at olduğu ve Ebû Bekr, Ömer, Osman (r.a.)’ın hiç bir zaman böyle bir namaz kılmadıkları nakledilmektedir. Ve yine İbrahim en-Nehaî’nin naklettiğine göre, sahâbe-i kiram’dan Küfe”de bu-lunan Hz. Ali, İbn Mes ‘ud, Ammâr, Huzeyfe, Ebû Mesûd gibi ilim adamîannı yakından tâkîb eden kimseler, bu zatların asla akşam namazından önce iki rekatlık bir namaz kılmadıklarına şehâdet etmektedirler. Bu görüşte olan­ların dayandıkları delilleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Daha önce tercümesini sunduğumuz “Ümmetim akşam namazını gökte yıldızlar çoğahncaya kadar geciktirmediği sürece hayırdadır ve islâm (çizgisi) üzerindedir” mealindeki 418 numaralı hadis-i şeriftir.

Çünkü akşam namazından önce iki rekat namaz kılmak akşam nama­zının gecikmesine ve hadiste beyân olunan hayırdan ve İslâm çizgisinden uzak­laşmaya sebeb olur.

  1. İleride gelecek olan; “Ben Resûl-i Ekrem (s.a.) zamanında bu nama­zı kılan bir tek kişi dahi görmedim” mealindeki 1284 numaralı İbn Ömer hadisi, tbn Hümam’ın beyânına göre bu hadis aksi görüşte olanların dayan­dıkları bütün hadislere tercih edilecek nitelikleri taşımaktadır.[160]
  2. Ibn Şarjn, Dârekutnî ile Bezzâr’ın Hayyân b. Ubeydullah vasıtasıyle Bureyde’den rivayet ettikleri ” – Akşam namazı (ezanı) hariç, her ezan ile kaamet arasında iki rekat na­maz vardır.”[161]

Ancak bu delillere şu şekilde cevab verilmiştir:

  1. Dört halifenin akşam namazından önce asla iki rekat namaz kılma­dıklarına dâir İbrahim en-Nehâî’den gelen hadis munkati’dir. Şayet bu ha­disin sahih olduğu tesbit edilse bile, akşam namazından önce kılınan iki rekatlık namazın neshedildiğine veya mekruh olduğuna bir delil teşkil etmez.
  2. Buharî ile îmanı Ahmed’in Mersed b. Abdullah’dan rivayet ettikleri bir hadis-i şerif şu mealdedir:

“Mersed dedi ki: Ben Ukbe b. Âmir’e gelerek:

Ebû Temîm’in işine şaşmaz mısın? O akşam namazından önce iki re­kat namaz kılıyor, dedim. Bana:

Hayır, Resûlullah (s.a.) zamanında biz de kılardık, diye cevap verdi. Bunun üzerine ben:

Peki, şimdi niçin kılmıyorsun? dedim. O:

İş güç, diye karşılık verdi.”[162]

Buharî’nin rivayet ettiği bu hadis-i şerîf akşam namazından önce iki re­kat namaz kılmanın müstehab olduğuna delâlet eder.

  1. Muhammed b. Nasr ve başkaları da sağlam senedlerle Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Übeyy b. Ka’b, Ebu’d-Derdâ, Ebû Mûsâ el-Eş’arî ve benzeri kişilerin bu namaza devam ettiklerine dâir haberler nakletmişlerdir.

Mâlikî ulemâsından İbn el-Arabî’nin; “Bu namazın kılınıp kılınmaya-cağı konusunda sahabe-i kiram ihtilâf etmiş ve daha sonra gelen nesiller de bu namazı kılmamışlardır.” sözü Muhammed b. Nasr’ın “sahabe ve tabiîn­den bir cemaatin bize haber verdiklerine göre sahabe-i kiram akşam nama­zından önce bu namazı kılmaya devam ederlerdi” rivâyetiyle reddedilmiştir. Ayrıca “sahabe-i kiramın bu namaza devam ettiği”muhtelif senetlerle Ab-durrahman b. Ebî Leylâ, Abdullah b. Büreyde, Yahya b. Akîl, el-A’rac, Âmir b. Abdillah b. ez-Zübeyr gibi kimselerden rivayet edilmiştir.

  1. Akşam namazından önce iki rekat namaz kılınacağını ifâde eden de­liller akşam namazının acele olarak kılınmasını emreden 418 numaralı hadi­si ve benzerlerini tahsis etmektedir.
  2. Bu namazın neshedildiğini ifâde eden Hayyân hadisi şazdır. Çünkü Abdullah b. Büreyde’nin ashabından olan güvenilir hafızlara ters düşmek­tedir. Ayrıca Hayyân adalet yönünden tenkîd edilmiştir.
  3. Sahabe-i kiram bu namaza devam ederlerdi.[163]
  4. …Enes b. Mâlik (r.a.)’den; demiştir ki:

Ben Resûlullah (s.a.) zamanında akşamdan önce iki rekat na­maz kılardım. (Râvi Muhtar) dedi ki:

Enes’e; (Pekiyi) “Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem (bu na­mazı kılarken) sizi görmedi mi? diye sordum. O:

Evet bizi gördü, fakat (bunları) bize ne emretti ne de yasakladı, cevabım verdi.[164]

Açıklama

Bu hadis-i şerif “akşam namazından önce iki rekatük nafile namaz kılmak müstehabdr” diyenlerin delilidir. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.)’in gördüğü bir fiili yasaklamayışı onu tasvib ettiğini ifâde eder. Bu hadisle ilgili olarak bir önceki hadisin şerhinde gerekli açıklama yapıldı­ğından burada tekrara lüzum görmüyoruz.[165]

  1. …Abdullah b. Muğaffel (r.a.) demiştir ki:Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:

“Her iki ezan arasında namaz vardır, dileyen için her iki ezan arasında namaz vardır.”[166]

Açıklama

Hattâbî’nin beyânına göre metinde geçen iki ezandan birisi ezan diğeri de kaamettir. Arablar dile kolay geldiği için iki ayrı ismi tağlib yoluyla tesniye sîgasiyle ifâde ederler, su ve hurma için “es-vedeyn = iki kara” demeleri gibi. Halbuki bunların ikisi de kara değildir. Ebû Bekr ve Ömer (r.a.) için, “Ümerân = îki Ömer”, güneş ve ay için “ka-mereyn – iki ay” demeleri de böyledir. Tağlîb şöyle yapılır: Aralarında ben­zerlik bulunan iki varlıktan birinin herhangi.bir sıfatı veya ismi alınır ve tesniye kalıbına sokularak her ikisi için de kullanılır.

Metinde geçen “ezâsteyn = iki ezan” kelimesinde ezan kelimesinin ha­kiki mânâsında kullanılmış olması da mümkündür. Çünkü ezan kelimesi söz­lükte ilân etmek anlamına gelir. Nitekim Allah Tealâ ve tekaddes Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyuruyor: “Allah ve Resulünden insanlara bîr i’lamdır.[167]

Allah Teâla ve tekaddes hazretleri bu âyet-i kerimede ezan kelimesini i’lâm mânâsında kullanmıştır. Gerçekte ezan namaz vaktinin girdiğini ilân etmektir. Kaamet ise, namazın bilfiil başlamakta olduğunu ilân etmektir. Do-layısıyle mânâ olarak iki kelime arasında büyük fark yoktur. Bu sebeple “eza-neyn – iki ezan” kelimesini “iki ilân” anlamında kullanarak ezan ve kaameti kast etmekte bir sakınca yoktur.

Metinde geçen namaz kelimesi nafile namaz anlamında kullanılmıştır. Çünkü farz namazı kılmak herkesin isteğine bırakılmamıştır. Herkes kılmakla mükelleftir. Hadiste geçen “dileyen için” kaydı, bu namazdan maksadın nafile namaz olduğunu gösterdiği gibi, namaz kelimesinin nekre olarak gelmiş ol­ması da ezan ile kaamet arasında belli bir nafilenin değil, bütün nafilelerin kılınabileceğine işaret etmektedir.

“İki ezan arasında namaz vardır” cümlesi, emir anlamında kullanılmış ihbârî cümledir) te’kid maksadıyla tekrar edilmiştir. “Ezanla ikâmet arasın­da nafile namaz kılınız” anlamına gelmektedir.

Akşam namazından önce iki rekat namazın kılınıp kılınamayacağı ko­nusu ise, ulemâ arasında ihtilaflıdır. Biz ulemânın bu babtaki görüşlerini 1281 numaralı hadisin şerhinde nakletmiş bulunmaktayız.

Îbnu’l-Cevzî’ye göre bu hadisten maksad, namaz için okunan ezanın o namazdan başka bir fi ile engel olmadığını ve ezanla kaamet arasında her­hangi bir nafile kılmakta bir sakınca bulunmadığını beyândır.[168]

Bazı Hükümler

  1. Ezan İIe kaamet arasında namaz kılmak caizdir. Zaten ezan ile kaameti birbirine vasletmek mekruh­tur. Çünkü ezandan maksat cemaate namaz vaktinin girdiğini bildirmektir. Ta ki temizliğim yaparak mescide gelsinler. Halbuki ezanın arkasından he­men kaameti ona eklemek sureti ile kılınan namazda bu fırsat elden gider.
  2. Hanefiyye ulemâsı ezanla kaametin araları ne miktar ayrılacağı me­selesinde ihtilâf etmişlerdir. Timurtâşî’nin beyânına göre, müezzin iki yahut dört rekat namaz kılacak kadar yahut sofraya oturan kimse yeyip içmesin­den fariğ olacak kadar oturur. Bazıları “müezzin on âyet okuyacak kadar oturur, sonra tesvib yaparak ikamet getirir” demişlerdir.

“Tahavî” şerhinde, “ezanla ikâmet arası iki rekat namaz kılacak ve her rekatte on âyet okuyacak kadar ayrılır. Müezzin cemaati bekler. Acele kıl­mak isteyen zayıflar için ikaamet getirir. Mahallenin reisini ve büyüğünü bek­lemez. Bu her namazda böyledir. Yalnız îmam-ı A’zam’a göre akşam namazında beklemek yoktur. Çünkü akşam namazım geciktirmek mekruh­tur. Binaenaleyh ezanla ikaamet arasım ayıran en az bir fasıla -ki ayakta bir an sükût etmektir- ile iktifa olunur. Sonra Müezzin ikâmet getirir. Bu kısa sükût dahi (üç kısa âyet yahut bir uzun âyet okuyacak kadar) diye tahdid etmişlerdir” deniliyor.

Sükûtun üç adım atacak kadar olduğu dahi rivayet edilmiştir. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e göre ezanla ikaamet arası cuma günü hatibin iki hutbe arasında oturduğu kadar hafif bir celse ile ayrılır.

  1. İmam Şafiî’ye göre akşam ezanı ile kaameti arasında azıcık oturmak veya sükût etmek, yahut bunlara benzer bir şey yapmak müstchabtır. Hane-fîler’den “el-Hidâye” sahibinin İmam Şafiî’den naklettiğine göre şâir na­mazlarda olduğu gibi akşam namazında dahi ezanla ikaametin arasını iki rekat nafile namaz ile ayırmak müstehabdır. Fakat Aynî bu iddianın söz götürdü­ğünü bildirmiştir.
  2. İmam Ahmed b. Hanbel ile îshâk’a göre diğer namazlarda olduğu gibi akşam namazında iki rekat nafile kılınarak ezanla ikaametin arası ayrı­lır. Delilleri bajbımız hadisidir.[169]
  3. …Tavus’dan nakledildiğine göre; İbn Ömer’e akşamdan ön­ce kılınan iki rekat (namaz) sorulunca o, (şöyle) cevab vermiştir:

Ben Resûlullah (s.a.) zamanında ne bu iki rekatı kılan bir kim­se, ne de ikindiden sonra iki rekat(hk bir namaz) kılmaya izin verilen bir kimse gördüm.[170]

Ebü Dâvûd dedi ki: Ben Yahya b. Maîn ‘i; “Ofnun ismi) Şuayb’dır. (îbn Şu’ayb değil)” derken işittim. Şu’be, O’nun isminde yanıl­mıştır.[171]

Açıklama

Bu hadisten Hz. İbn Ömer’in Hz. Âişe gibi ikindiden sonra iki rekat nafile namaz kılmanın cevazına inandığı, bazı hadislerde görülen ikindiden sonra namaz kılma yasağının ise, kasıtlı olarak güneşin batmasına kadar bile bile geciktirmekle ilgili olduğu görüşünü taşı­dığı, fakat akşam namazından önce iki rekat namaz kılmayı caiz görmediği anlaşılmaktadır. Bu hadis, “akşamdan önce iki rekat namaz kılmak mekruhtur’* diyen kimselerin delilidir. Her ne kadar Buhârî ve Müslim’de bu hadise muarız hadis-i şerifler[172] varsa da sahabenin ileri gelenlerinin uy­gulamalarına muvafık düştüğü için bu İbn Ömer hadisi, Buhârî ve Müslim’­in rivayet ettiği hadislere tercih edilecek niteliktedir.[173] Çünkü Ebû Bekr, Ömer (r.a.) gibi sahâbe-i kirâm’ın tatbikatı İbn Ömer hadisini te’yid etmek­tedir. Hanefî ulemâsından İbn Nüceym ise, el-Bahru’r-Raik isimli eserinde; “İbn Ömer hadisi akşam namazından önce iki rekat namaz kılmanın mendûb olduğuna değil, mekruh olduğuna delildir” demiştir.

Musannif Ebü Davud’un metnin sonuna ilâve ettiği talikten maksadı, hadisin râvilerinden Şu’be’nin, bu hadisi aldığı Şu’ayb’ın ismini yanlış ola­rak “Ebû Şu’ayb” olarak naklettiğine, binaenaleyh bu ismin aslının Şu’ayb olduğuna dikkati çekmektir.[174]

  1. …Hbu Zerr175‘ın rivayet ettiğine göre Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Âdem oğlu her bir mafsalı (eklemi) karşılığında bir sadaka (bor­cu) olarak sabahlar. Karşılaştığı kimseye selâm vermesi bir sadakadır. İyiliğe çağırması bir sadakadır. Kötülükten sakındırması bir sadaka­dır. Eziyet veren bir engeli yoldan kaldırması bir sadakadır. (Kişinin) ailesine yaklaşması (da) bir sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rekat namaz ise, bütün bu borçlar için yeterlidir.”

Abbâd’ın hadisi (daha) teferruatlıdır.

Müsedded (ise) rivayetinde (iyiliğe) çağırmayı ve (kötülükten) sakındırmayı zikr etmemiş (fakat) “şöyle şöyle söyledi” (kelimelerini) ilâve etmiştir.

İbn MenVde rivayetinde (şunları) eklemiştir: “Ey Allah’ın Resûlü, birimizin (üleşine yaklaşarak) şehvetini dindirmesi de kendisi için sadaka olur mu?” diye sordular da: “Onu helâlinin dışında dindirse, günahkâr olmayacak mıdır?” buyurdu.[176]

Açıklama

Sülâmâ kelimesi, “sülâmiye” kelimesinin çoğuludur. Parmak kemiği veya eklemi demektir. “Sülâmiyât” şeklinde cem’lendiği zaman, parmakların eklemleri arasındaki kısımları ifâde ederse de, zamanla bu kelime bedenin bütün kemikleri ve eklemleri için kullanılır ol­muştur. Burada da bu kelimeyi’- bütün eklemler ve kemikler kasd edilmiştir.

Sadaka iyilik ve gerçeklik gibi mânâlar taşır. Allah yolunda yapılan har­camaları ifâde eder. Sadaka vermeye “tasadduk” denir. Aslında sadaka çok geniş kapsamlı bir terimdir. Özellikle fakirlere yardım anlamında kullanıl­dığı gibi şu manalarda da kullanılmıştır:

  1. Kişinin (kendisi ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için harcama yapması,[177]
  2. İyiliği emretmek kötalükfvn vazgeçirmek;[178]
  3. Sokakta gelen geçenlere ezâ veren birşeyi kaldırıp kenara koymak,[179]
  4. Selâm vermek,[180]
  5. Hz. Peygamber’in geride bıraktığı şey,[181]
  6. Zayıflara yardım.etmek,[182]
  7. Yumuşak ve tatlı bir söz söylemek[183]
  8. Ekilen ekin ve dikilen ağaçtan canlıların istifâde etmesi,[184]
  9. Her türlü iyilik…[185]

Görülüyor ki sadaka sadece fakirlere verilen mal veya para değildir. Fert­lere ve cemiyete yarar sağlavan her faydalı söz, davranış ve iş bir nevi sada­kadır. Hadis-i şerifte bu gerçeğe işaret edilerek maddî imkânlarıyla sadaka vermekten âciz kalan fakir kimselerin de tasadduk imkânlarının bulunduğu ifâde edilmekte ve onlara da sadaka yollan gösterilmektedir. Ayrıca hadiste her gün Allah’ın nimetlerini göz önünde bulundurmak her gün bu nimetlerin şükrünü edâ için hâlis niyetlerle çalışmak üzerinde duruluyor.

Sayıya hesaba gelmez nimetlerden bahsedilirken insan vücudundaki eklem ve kemiklerin birbiriyle bağlandığı yerler söz konusu ediliyor. Bu eklemler, insanın hareket kabiliyetini te’min eder. Bunlar vasıtasıyla insan pek çok ha­reketi rahatlıkla yapar.

Kemikler olmasa insan bir et yığını hâlini alır. Vücudda az miktarda bir kireçlenme olması bile insanı doktordan doktora koşturduğu düşünülür­se, kemiklerin ve eklemlerin maddi ölçülere sığmayan değeri karşısında şü­kür borcunu yerine getirmenin lüzum ve ehemiyyeti kolayca anlaşılır.

İşte bu nimetlerin borcu, hadiste örnekleri verilen ve sadakanın kapsa­mına giren iyilikleri yapmakla Ödenebilir. Esasen hadis-i şerifte “sadaka” olarak isimlendirilen işlerin günlük hayatımızın ayrılmaz birer parçası oldu­ğu da muhakkaktır. Ancak bunları Allah rızası uğrunda yapmak hem nime­tin şükrü, hem de sevab getirecek birer sadaka olur.

Yoldan eziyet veren şeylerin kaldırılması, bir taşın, bir dikenin, bir cam parçasının kaldırılmasından, yolların süpürülüp temizlenmesinden başlaya­rak, en geniş manâsıyla mükemmel bir trafik düzeninin yerleştirilmesine ka­dar, geniş bir kapsama sahiptir. Efendimiz bu konuya ehemmiyet vermiş,, müslümana eziyyet veren herşeyi yoldan temizleyip gidermeyi, imanın şube­lerinden biri olarak takdim etmiştir. Ayrıca hadis-i şerifte selâm vermek de iyiliğe çağırıp kötülükten sakındırmakta ve kendini zinadan korumak mak­sadıyla ailesine yaklaşarak şehvetini dindirmekte sadaka sevabı bulunduğu­na dikkat çekildiği gibi, kuşluk namazındaki fazilet ve sevabın bu fillerin hepsinin fazileti ve sevabına denk olduğu da ifâde ediliyor. Çünkü namaz bütün vücudun iştirakiyle kılındığı için bütün organlarla birlikte eklemler de Allah’a olan borcunu ödemiş olur. Aynı zamanda namaz bütün iyilikleri içine alır. Çünkü namaz kılan kimse nefsini iyiliğe ve hayra çağırmış olduğu gibi, kötülüklerden de sakındırmış olur. Çünkü namaz bütün kötülüklerden uzak­laşarak ilâhî huzura gelmenin ve bu şuura ermenin bir ifadesidir. Nitekim Allah Teâla Kur’an-ı Kerim’inde ” = Ger­çekten namaz bütün kötü işlerden alıkoyar”[186] buyurmaktadır.

Bu ifâdelerle kuşluk namazının faziletinin ve mevki’inin derecesi veciz bir şekilde açıklanmıştır. Görülüyor ki bu hadis-i şerifi musannif Ebû Dâ-vûd iki ayrı şeyhden nakletmiştir. Bunlardan birisi Ahmed b. Menî\ diğeri de Müsedded’dir. Ve musannif metnin sonuna ilâve ettiği tâ’lik ile Müsedded’den gelen rivayetin daha ayrıntılı olduğunu ifâde ederek bu iki rivayet arasındaki farkları kısaca belirtmek istemiştir.[187]

Bazı Hükümler

  1. İnsan oğlunun üzerinde, vücudundaki kemiklerin ve eklemlerin karşılığında hergün bir sadaka borcu vardır.
  2. Selâm vermekte sadaka sevabı vardır.
  3. İyiliğe çağırıp kötülükten sakındırmakta sadaka sevabı vardır.
  4. Müslümâna eziyet veren engelleri yollardan kaldırmak sadakadır.
  5. İnsanın kendisini zinadan korumak maksadıyla ailesine yaklaşması da sadakadır.
  6. İki rekatlık kuşluk namazındaki sevab yukarıdaki maddelerde geçen sadakaların tümünün sevabına denktir.

Kuşluk namazdım hükmü üzerinde ulemâ ihtilâf etmişlerdir. Şafiî ve Ha­nefî uleması, bu hadîs-i şerife ve benzerlerine bakarak kuşluk namazı kılma­nın müstehab olduğunu söylemişlerdir. İbnu’l-Kayyim, Zâdü’1-Meâd isimli eserinde bu konuda altı ayrı görüş zikretmiştir:

  1. Sünnettir,
  2. Müslümanlara bir fethin müyesser olması gibi bir sebebe bağlı ola­rak kılınabilir. Ümmü Hani (r.anhâ)’nın Feth Günü kuşluk namazı kılması gibi,
  3. Kesinlikle müstehab değildir,
  4. Bazan kılmak bazan da kılmamak müstehabtır,
  5. Devamlı olarak evde kılmak müstehabtır,
  6. Bid’attir.

Hanefî fıkıh kitaplarından ed-Dürrii’1-Muhtar’da bu namazın kuşluk vaktinden itibaren zeval vaktine kadar en az dört rekat olarak kılınmasının mendûb olduğu beyân edilmektedir.[188]

  1. …Ebu’l-Esved ed-Dieliy’den; dedi ki:

Biz (bir gün) Ebû Zer (r.a.)’in yanında bulunduğumuz bir sıra­da dedi ki:

Her biriniz hergün her bir eklemi karşılığında bir sadaka (bor­cu) bulunarak sabahlar. (Kıldığı) her namaz kendi için bir sadakadır. (Tuttuğu) her oruç bir sadakadır. (Yaptığı) her hac bir sadakadır. Her tesbîh bir sadakadır, her tekbir sadakadır. Resûlullah (s.a.) bu salih amellerden bâzılarını (veya hepsini) saydı. Sonra da:

“Bunların yerine iki rekattık kuşluk namazı biriniz için yeterlidir” buyurdu.[189]

Açıklama

Bu hadisin birinci cümlesine iki şekilde mana vermek mümkündür:

  1. Sadaka kelimesini fiilinin ismi kabul ederek mânâ verilebilir ki, o takdirde mana şöyle olur: “ = Her ek­lem üzerine bir sadaka borcu vardır.”
  2. kelimesi, fiilinin ismi “min” harfi cerri de zâid zarfı haber, “sadaka” kelimesi ise, zarfın faili kabul edilebilir. Buna göre cümlenin aslı şöyledir: (siz­den) biriniz her mafsalına bir sadaka borcu bulunarak sabahlar.” Biz tercü­mede bu ikinci mânâyı tercih ettik.

Tesbîh “sübhanallah” demektir. Tahmid “elhamdülillâh” demektir. Hadis-i şerifte herkesin kendi imkânlarına göre dereceler elde edebileceği an­latılmaktadır. Allah’a iyi bir kul olabilmek için mutlaka zengin, yahut mut­laka fakîr olmak gerekmez. Kadın veya erkek sıhhatli veya hasta, âmir veya me’mur hangi tabakadan olursa olsun, her insan bulunduğu duruma göre Hak Teâlâ’ya iyi bir kul olabilir. Ancak, bunun için, insanın bulunduğu du­rumu iyi tâyin etmesi; elinde bulunan imkânlarını iyi ölçer, iyi kullanırsa, bunlarla kendini kurtarması, küçümsenmeyecek dereceler elde etmesi zor de­ğildir. Bütün âyet ve hadislerin gösterdiği hakikatlerden biri budur. Nitekim

Efendimiz’in bir hadis-i şerifi şu mealdedir: “Mü’minin işine teaccüb edilir. Zira işinin hepsi onun için hayırlıdır. Bu meziyet yalnız mü’ininde bulunur. Çünkü sevinirse şükreder, bu onun için hayırlıdır. Başına belâ gelirse, sabr eder, bu da onun için hayırlıdır.”[190]

Sıhhatli bir insanın güç ve kuvvetiyle yapabileceği pek çok iyilikler var­dır. Fakat hastalığın inlettiği bir insanın da bazan nafile ibâdetlerle ulaşıl­mayacak dereceler elde edebileceği, sabrederse günâhlarının döküleceği inkâr edilemez. Mealini vereceğimiz hadis-i şerîf bu konuyu pek güzel bir şekilde aydınlatmaktadır:

“Atâ b. Ebî Rebah’dan rivayet edildiğine göre İbn Abbâs (r.a.) bana:

Cennet ehlinden bir kadını sana göstereyim mi? dedi. Ben:

Evet, dedim.

İşte şu siyah kadındır ki, bu kadın Peygamber Efendimize geldi ve;

Sar’am tutuyor ve tenim açılıyor. Benim için Allah’a dua ediniz. Pey­gamber (s.a.):

İstersen sabret, cennet senin içindir. İstersen iyileşmen için dua edeyim’* buyurdu.

O halde sabrediyorum. Lâkin vücudum açılıyor. Açılmamakhğım için dua et, dedi. Peygamber (s.a.) de ona dua etti.”[191]

Evinin geçimini te’rm’n için helâlinden kazanma yolunu tutan bir erkek­le, yuvasına bağlı, çocuklarını iyi bir müslüman olarak yetiştirme çabasında olan bir kadın ayrı ayrı yollardan Allah’a kul olma varısmdadır. Âmir olan adaletle, me’mur olan itaatle aynı deıcceiere ulaşabilir.

Ancak insanlar çoğu zaman kendilerinin yapabileceğinden çok, başka­larının yapamadıklarını dile getirmeğe heveslidir. Kendi vazifelerinden baş­ka her görevi büyük bir ehliyetle yapmağa kendilerini namzed görenler;

Elimdeki imkânlarla ne gibi neticeler alabilirim?., diye araştırsalar ih­timâl ki daha iyi sonuçlar elde ederlerdi.

Efendimiz bu hadis-i şeriflerinde, maddi imkânlara sahip olmadan da hayır yapmanın ve servetsiz sadaka vermenin yollarını göstermiştir. Bu hadis-i şerifin Buhârî’deki metni şöyledir: “Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: Fakirler dediler ki:

Ya Resûlallah, servet sahibleri dereceler elde ettiler, ebedî nimetlere kavuştular. Efendimiz sordu:

“Nasıl oldu bu?” Biri dedi ki:

Bizim kıldığımız gibi namaz kıldılar. Cihâtî ettiğimiz gibi cihâd ettiler. Mallarının fazlasıyla Allah yolunda iyilikler yaptılar, harcadılar. Bizim mal­larımız yok ki, biz de böyle yapalım.

“Size, sizden evvelkilere yetişeceğiniz, sizden sonra gelenleri geçeceği­niz bir amel haber vereyim mi? Sizin bu yaptığınızı yapmadıkça hiç kimse sizin ulaşacağınız dereceye ulaşamayacaktır. Her namazın sonunda on defa sübhanallah, on defa elhamdülillah, on defa da Allahu ekber dersiniz.”[192] Hadis-i şerifin bir başka rivayetinde bir kısım tafsilat daha vardır: “Hz. Ebû Hüreyre anlatıyor: Bir gün muhacirlerin fakirleri, Resul-i Ek­rem’e gelip dediler ki:

Ya Resülallah, servet sahipleri, yüksek dereceleri, ebedi nimetleri ka­zanıp gittiler. Onlar bizim gibi namaz kılarlar, bizim gibi oruç tutarlar, hem de onların fazla malları var, o sayede hac ve umre yapıyorlar, mücâhede edi­yor, sadaka veriyorlar. (Onlar servet bakımından ecir ve sevaba nâüiyyet hu­susunda bizden üstündürler. Malî durumumuz müsait olmadığından biz bunları yapamıyoruz, diye sızlandılar.) Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.):

“Size birşey öğreteyim mi? Bu sayede sizi geçmiş olanlara yetişir, siz­den sonrakileri de geçersiniz. Sizin yaptıklarınızı yapmadıkça hiç kimse siz­den efdal olamaz. Meğer ki onların arasında size tevcih ettiğim amelin mislini yapan biri bulunsun” buyurdu.

Evet ya Rasulallah, dediler. Peygamber Efendimiz:

“Her namaz arkasında, otuz üçer defa sübhanallah, elhamdülillah, Allahü ekber deyiniz, buyurdu..

Müslim’in rivayetinde şu fıkra ziyâde edilmiştir:

Aradan bir müddet geçtikten sonra muhacirin fakirleri tekrar Resûl-i Ekrem’e müracaat edip:

Ya Resülallah, kardeşlerimiz bizim yaptıklarımızı haber almışlar. On­lar da bizim gibi bu teşbih ve tehlîli yapmağa çalışıyorlar, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz:

“Artık bu Allah’ın bir fazl ve keremidir, onu dilediğine ihsan eder” buyurdular. “[193]

İmam Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir:

”Bir kimse her namazın arkasında otuz üç defa sübhânallah ,otuz üç defa elhamdülillah, otuz üç defa Allahu ekber der ve yüz adedini de “lâ ilahe illallahü vahdehû lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve nüve alâ kül­li şey’in kadîr” diyerek tamamlarsa, onun günâhları deniz köpüğü kadar çok olsa bile, Allah aff ve mağfiret eder, buyurdu.[194]

Konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisinin metnindeki el-A’malu’s-sâliha kelimesinin başında bulunan min harf-i cerrinin zâid olması mümkün olduğu gibi “teb’îziyye” olması da mümkündür.

“Zâid” olduğu kabul edilirse, hadiste zikredilen ve her birine sadaka se­vabı verileceği bildirilen, namaz, oruç gibi amel-i salihaya delâlet eden söz­lerin hepsi Resul-i Ekrem (s.a.)’e ait olur.

Teb’îziyye olduğu kabul edilirse, bu sözlerin bir kısmının Resûl-i Ekrem (s.a.)’e diğer bir kısmının da Ebû Zer (r.a.)’e ait olduğu anlaşılır. Hadiste iki rekatlık kuşluk namazı sevabının bütün bu sâlih amellerin sevabına denk olduğu ve iki rekathk kuşluk namazı kılmakla insan vücudunda bulunan bütün kemik ve eklemlerin her gün İçin üzerlerine borç olan sadaka mükellefiye­tinden kurtulacakları ifâde edilmekle, kuşlak namazının faziletine de işaret edilmiştir.[195]

  1. …Sehl b. Mu’âz b. Enes el-Cühenî, babası Muaz b. Enes’-den naklen Resûlullah (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Kim sabah namazından çıktıktan sonra iki rekat kuşluk na­mazını kılınca} a kadar namaz kıldığı yerde oturur ve hayırdan başka bir şey söylemezse o kimsenin günahları affolunur. İsterse denizin kö­püğünden çok olsunlar.”[196]

Açıklama

Bu hadis-i şerifte sabah namazım kıldıktan sonra gerek mescidde ve gerekse evde namaz kıldığı yeri terk etmeden ve hayırdan başka bir söz söylemeden kuşluk namazını kılıncaya kadar bekle­yen bir kimsenin -kul hakkı müstesna ve şirk gibileri müstesna- bütün gü­nahlarının affedileceği ifade edilmektedir.

Metinde geçen “sabah namazından çıkmak” sözüyle “selam vererek na­mazdan çıkmak” manası kasdedilmiştir.

“Hayırdan başka söz söylememek”‘sözüyle de, hayır olan ve ecri ve sevabı olan duâ etmek, Kur’an ve tefsir okumak gibi zikir ve sözlerin zarar vermeyeceği gibi, ecir ve sevabı olan hayırlı işlerin de zarar vermeyeceği ifa­de edilmek istenmiştir.

Bu hadis-i şerif, senedinde Zebbân b. Fâid ve Sehl b. Mu’âz bulunduğu için zayıftır. Çünkü bu iki râvi hadis âlimleri tarafından tenkîd edilmişler­dir. Bununla beraber bu hadisle amel etmek caizdir.[197] Çünkü bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’in ve sünnetin genel esaslarına ters düşmeyen ve râvisi ya­lancılıkla, çok hata yapmakla itham edilmeyen zayıf hadislerle akâid ve ah­kâm konularının dışında amel etmek caizdir.[198]

Bazı Hükümler

  1. Sabah namazından sonra namaz kılınan yerden ayrılmadan zikir ve fıkır gibi hayırlı amellerle kuşluk vaktine kadar bekleyip sonra da kuşluk namazı kılmanın sevabı çok büyüktür.
  2. Allah’ın affı ve rahmeti çok geniştir.[199]
  3. …Ebû Ümâme200‘den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Aralarında lüzumsuz bir şey bulunmadan bir namazın arka­sında kılınan namaz İlliyyûn’da yazılır.”[201]

Açıklama

Aralarında lüzumsuz bir söz söylemeden veya lüzumsuz bir davranışta bulunmadan bir nafileden veya bir farzdan sonra kılınan farz veya nafile bir namaz mutlaka “İHiyyûn” denilen yerde kayd edilir ve bu namazın sevabı sahibine verilmek üzere muhafaza edilir. Bu namazın gece veya gündüz kılınmış olması arasında bir fark da yoktur. Melâike-i kiram kılınan bu namazı “İHiyyûn” deriilen makama iletirler ve kayd eder­ler. “İliyyûn” kelimesi hakkında müfessirlerin çeşitli görüşleri vardır:

Bazıları, “İliyyûıT’dan maksad “yedinci semâdır” derken bazıları da Arş’ın sağ ayağıdır, demişlerdir. Sidretü’l-Müntehâ olduğunu söyleyenler de vardır. Zeccâc’a göre “mekânların en yükseğidir.” “Allah Teâla’nm aza­met ve ulviyetle donattığı yüksek mertebeler” olduğunu söyleyenler de var­dır. Bazıları da “meleklerin ve insanların hayırlı amellerinin yazıldığı divandır,” demişlerdir ki, Kur’an-ı Kerim’in zahirine de bu mânâ muvafık düşmektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de bu kelime şöyle açıklanmaktadır: “Bildin mi iHiyynn nedir? Yazılmış bir kitabtır.”[202]

Bazı Hükümler

  1. İnsanların hayırlı işleri ıllıyyun demlen,mukarrab Meleklerin hazır bulunduğu bir divanda tescil edile­rek muhafaza edilir.
  2. İki namaz arasında konuşmamalı, namaza ters düşen lüzumsuz dav­ranışlardan sakınmalıdır. Nitekim kıymetli âlimlerimizden M. Zihnî Efendi bu konuda şunları söylemiştir: “Farz ile sünnet arasında konuşmak -ilk sünnet veya son sünnet olsun- sünneti düşürrnez yani tekrarım gerektirmez, fakat sevabını düşürür. Diğer bir görüşe göre sünneti düşürür ve tekrarını gerekti­rir. Tahrime’ye aykırı olan her amel de konuşmak hükmündedir.”[203]
  3. …Nu’aym b. Hemmâr (r.a.)’dan; demiştir ki: Resûlullah (s.a.)’i şöyle buyururken dinledim:

“Aziz ve celîl olan Allah; “Ey Ademoğlu, sen gündüzün baş­langıcında benden dört rekat (namaz)i esirgeme ki, ben de (gündüzün) sonunda senin ihtiyacına cevab vereyim” buyurur.”[204]

Açıklama

Metinde geçen sözü aslında “fevt etme, geçirme” manalarına gelir. Bu kelime Tirmizî’nin metninde ” = kıl” şeklinde geçmektedir.

Musannif Ebû Dâvûd ile İmam Tirmizî’ye göre burada söz konusu edi­len dört rekat namazdan maksat, kuşluk namazıdır. Bu namazın kuşluk na­mazı olduğunu kabul ettikleri için bu hadisi kuşluk namazı babında zikir etmişlerdir. Halk da günümüze kadar bu anlayışla amel edegelmişlerdir. Bu dört rekat namazdan maksadın sabah namazının sünneti ile farzı olduğunu söyleyenler de vardır. Gerçekten de gündüzün başlangıcı sabah namazı ol­duğuna göre bu mânâ hadisin zahirî ve hakikî manasına daha uygun düşmek­tedir. O takdirde hadisin manâsı: “Her kim sabah namazım cemaatle kılarsa, o kimse Allah’ın zimmeti (kefaleti, te’minatı ve emniyeti) altındadır”[205] hadisiyle bütünleşmektedir.

Bu konuda Taberânî şu hadisi rivayet etmiştir: “Kim sabah namazının farzını ve iki rekatlık sünnetini kılacak olursa, o kimse Allah’ın zimmetin­dedir ve Allah ona kâfidir.”

Söz konusu namazın kuşluk namazının mı, yoksa sabah namazının iki rekatlık sünnetiyle farzı mı olduğu hususundaki ihtilâf “gündüz, fecrin do­ğusuyla mı, yoksa güneşin doğusuyla mı başlar?” meselesinden kaynaklan­maktadır. Gündüzün, fecrin doğusuyla başladığı kabul edilse bile, yine de metindeki “dört rekat namaz” kelimesiyle kuşluk namazı kast edilmiş ola­bilir. Çünkü yine de kuşluk vakti gündüzün başlangıcı sayılır.

Esasen gündüz (nehâr) iki kısımdır; biri: “Nehâr-i şeri’dir ki, “fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar olan zamandır.” Diğeri de “Nehar-i ör-fF’dir ki, “güneşin doğuşundan batışına kadar olan zamandır.

Kuşluk namazının vakti, bilindiği gibi güneş bulunduğumuz nokta ile beş derecelik bir açı teşkil edecek kadar ufuktan yükselince girmiş olur. Gü­neşin bu derecede yükselmesi bizim memleketimizde 40-50 dakika sürer.

Netice olarak hadis-i şerifin manası şudur: “Ey Âdem oğlu, sen gündü­zün başında benim için dört rekat namazı geçirme, ben de gündüzün geri kalan kısmında sana kefil olayım, o günün şerrinden, gamından, kederin­den, belâsından, günâhından seni koruyayım ve o gün işleyeceğin günahla­rını affedeyim.” Tîbî’ye göre ise, “O gün bütün işlerinde ve ihtiyaçlarında senin yanında olayım, kılacağın bu dört rekattık namazdan sonra seni ra­hatsız edecek bütün işlerden seni koruyayım” demektir.

Hadisin kudsî hadis olduğu aşikârdır.[206]

  1. …Ümmû Hânî[207] bint Ebi Talib (r.anha)’dan nakledildiğine göre; Resûlullah (s.a.) Fetih Günü her iki rekatta bir selâm vererek sekiz rekat kuşluk namazı kılmıştır.

(Ebû Davud’un diğer şeyhi) Ahmed b. Salih (de); “Resûlullah (s.a.) Fetih Günü kuşluk namazı kıldı.” dedi. Ve (sonra yukarıdaki Ahmed b. Ömer hadisinin) aynısını nakletti. (Diğer şeyhi) tbnu’s-Serh de Ümmü Hânî(nin); “Resûlullah (s.a.) yanıma geldi” dedi(ğini) nakletti. (Fakat) kuşluk namazı kıldı(ğını) nakletmedi. (Hadisin devamı­nı da thn Salih hadisinin) mânâsına uygun olarak nakletti.[208]

Açıklama

Mekke, hicretin sekizinci (milâdî 630) senesinin Ramazan ayında feth edilmiştir.Bu hadis Resûl-i Ekrem (s.a.)’in Mekke’nin fethi günü kıldığı namazın kuşluk namazı olmadığını iddia edenlerin aleyhinde bir delildir. Nitekim İbn Abdi’l-berr’in “et-Temhîd” isimli ese­rinde rivayet ettiği şu hadiste bu hadisi takviye etmektedir: “Peygamber (s.a.) Mekke’ye gelince sekiz rekatlık bîr namaz kıldı. Kendisine “Bu namazın hangi namaz olduğu “nu sorduğumda bana “kuşluk namazıdır” diye cevab verdi.”(İbn Abdi’i-Berr bu hadisi aynı zamanda kuşluk namazının en fazla se­kiz rekat kılınabileceğine delil getirmiştir.)[209] Nevevfnin Müslim şerhindeki verdiği malûmata göre aralarında Kadı lyaz’ın da bulunduğu bazı kimseler konumuzu tenkil eden Ebû Dâvûd hadisinin sadece Peygamber (s.a.)’in kıl­dığı namazın vaktini gösterdiğini fakat hangi namaza niyyet ettiğini göster­mediğini iddia ederek, “Bu hadis kuşluk namazının meşrûiyyetine delâlet etmez. Çünkü kuşluk vakti kılınan bu namaz Mekke’nin fethi sebebiyle bir şükür nişanesi olarak da kılınmış olabilir” demişlerdir. Ancak bazı ulemâ­nın beyânına göre, bu görüş isabetsizdir. Çünkü hadis-i şerifte “kuşluk namazı” açıkça zikredilmektedir. Kıymetli fıkıh âlimlerimizden Ömer N. Bil­men bu mevzuda şöyle diyor: “Güneş doğup bir miktar yükseldikten sonrra istiva vaktine kadar iki veya dört veya sekiz veya on iki rekat namaz kılınır ki, bu mendubdur. Bu Resûl-i Ekrem Efendimizin fiiliyle sabittir. Bunun sekiz rekat kılınması efdaldir. Bunun muhtar olan vakti gündüzün dörtte biri geç­tikten sonradır.”[210]

Bazı Hükümler

  1. Kuşluk namazının her iki rekatta bir selâm vererek sekiz rekat olarak kılınması mustehabtır.
  2. Kuşluk namazı kılmak için bir sebebin bulunması gerekmez.[211]
  3. …İbn Ebî Leylâ’dan; demiştir ki;

Ümmü Hanî (r.anhâ)’mn -Peygamber (s.a.)’in Mekke’nin fethi günü kendisinin evinde gusledip sekiz rekat namaz kıldığını nakletme­sinin dışında – hiç bir kimse bize Peygamber (s.a.)’in kuşluk namazı kıldığından bahsetmedi ve o’ namazı bir daha kıldığını gören de çıkmadı.[212]

Açıklama

Bu hadis-i Şerifi îbn Ebî Şeybe, yine İbn Ebî Leylâ’dan fakat başka bir senedle; “Ben seleften pek çok kişilerle karşılaştım fakat Peygamber (s.a.)’in kuşluk namazı kıldığım bana Ümmü Hânı (r.an-hâ)’den başka haber veren olmadı” şeklinde rivayet etmiştir. Müslim’in, Abdullah b. el-Hâris tarikiyle naklettiği rivayet ise şöyledir: “İnsanlardan, Resûlullah (s.a.)’in kuşluk namazını kıldığını bana haber verecek bir kimse bulabilmek için çok çalıştım ve soruşturdum. Ama bunu rivayet edecek bir kimseyi (şimdilik) bulamadım. Yalnız Ebû Tâlib’in kızı Ümmü Hânî bana şöyle haber verdi: “Resûlullah (s.a.) Mekke’nin Fethi gününde güneş epey­ce yükseldikten sonra (benim evime) geldi. Müteakiben bir elbise getirerek üzerine örttüler de yıkandı. Sonra kalkarak sekiz rekat namaz kıldı. Bu na­mazda kıyam mı daha uzundu yoksa rüku veya sücud mu (daha uzundu) bilmiyorum. Bunların hepsini birbirine yakın yaptı. Bu namazı bundan ön­ce ve sonra bir daha kıldığını görmedim.”[213] Müslim’in bu hadisini nakle­den Abdullah b. el-Hâris’in kendisi sahâbidir. îbn Mâce’nin rivayetine göre Abdullah b. el-Hâris’in Resûl-i Ekrem (s.a.)’in kuşluk namazını kılıp kıl­madığına dâir araştırmasının Hz. Osman devrinde olduğu beyân ediliyor.[214] Her ne kadar îbn Ebi Leylâ ile Abdullah b. Haris (r.a.) Ümmü Hânî’den başka hiçbir kimsenin kendilerine Hz. Peygamber’in kuşluk namazı kıldı­ğından bahsetmediğini söylüyorlarsa da onların bu sözleri Resûl-i Ekrem (s.a.)’in bu namazı kılmadığına ve ümmetine emr etmediğine delalet etmedi­ği gibi Ümmü Hânî (r.anhâ)’dan başka bir kimsenin bu konuda bir hadis rivayet etmediğine de delâlet etmez. Çünkü Resûl-i Ekrem (s.a.)’in kuşluk namazı kıldığına ve ümmetine tavsiye ettiğine dâir rivayetler pek çoktur. Ni­tekim daha önce tercümesini sunduğumuz hadisler bunlardan sadece bir­kaçıdır.

Metinde Resûlullah’ın Ümmü Hânî’nin evinde gusledip sonra kuşluk namazı kıldığı ifâde edildiği halde, Müslim’in ve Muvatta’ın rivayetinde Üramü Hanı (r.anha)’nın Resûlullah’ı Mekke’nin en üst tarafında bulunan evinde yıkandıktan sonra kuşluk namazı kılarken gördüğü ifâde edilmektedir.[215]

Bu rivayetlerin farklı oluşu iki rivayet arasında bir çelişki bulunduğunu değil, hadisenin ayrı ayrı yerlerde iki kere meydana geldiğini gösterir. Ayrı­ca metinde Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sekiz rekat kuşluk namazı kıldığından bah­sedildiği halde her iki rekatın sonunda mı, yoksa her dört rekatın sonunda mı selâm verdiği açıklanmamıştır. Ancak bir önceki hadis-i şerifte bu husus, “her iki rekatta bir selam vererek sekiz rekat kuşluk namazı kıldı.” sözleriy­le açıklanmıştır. Taberânî’nin Abdullah b. Ebî Evfâ’dan naklettiği hadiste ise, Resûl-i Ekrem (s.a.)’in Mekke’nin fethi günü Ümmü Hânî (r.anhâ)’nın yanında bu namazı iki rekat olarak kıldığı ifade edilmektedir.[216] Bu ifâde­ye bakarak Taberânî’nin bu rivayeti ile konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi arasında bir çelişki olduğu neticesi çıkarılamaz. Çünkü bu iki rivayet Taberânî’nin naklettiği hadisi rivayet eden İbn Ebî Leylâ’nın söz konusu na­mazın sadece iki rekatına şâhid olduğunu, mevzumuzu teşkil eden Ebû Dâ­vûd hadisinin rivayetinde ise Ümmü Hânî (r.anhâ)’nm bu namazın tümüne şahid olduğunu gösterir.

Metinde geçen “Ve o namazı bir daha kıldığını gören çıkmadı” sözü Abdurrahman b. Ebî Leylâ’ya aittir. Abdurrahman b. Ebî Leylâ Resûl-i Ek­rem (s.a.)’in kuşluk namazı kıldığını gören kimselerle karşılaşmamış olabi­lir. Ama onun bu kimselerle karşılaşmamış olması Resûl-i Zişan efendimizin Mekke’nin fethi gününden sonra bir daha kuşluk namazı kılmadığına delâ­let etmez. Çünkü Hz. Peygamber’in kuşluk namazını hayatının sonuna ka­dar sürekli kıldığını gösteren hadis-i şerifler sayılamayacak kadar çoktur. Bunlardan bazılarını nakletmekte fayda görüyoruz:

  1. Mu’âze bint Adeviyye demiştir ki: Hz. Âişe’ye “Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, kuşluk namazını kaç rekat kılardı?” diye sordum. “Dört rekat kılardı. Allah Teâla ne kadar dilerse o kadar da ziyâde ederdi” diye cevab verdi.[217]
  2. Enes b. Mâlik (r.a.) demiştir ki: Bir seferde Resülullah (s.a.)’in kuş­luk namazını sekiz rekat kıldığını gördüm.[218]
  3. Ebû Hureyre (r.a.)’de “dostum bana üç şey vasiyet etti. Ben bun­ları ölünceye kadar terk etmem:

a. Her aydan üç gün oruç tutmak.

b. Vitir namazını kılarak uyumak.

c. Kuşluk namazını kılmak.”[219]

  1. Bir kimse kuşluk namazını on iki rekat olarak kılarsa Allah O’na cen­nette altından bir köşk bina eder.[220]

Babımızın ihtiva ettiği hadislerin dışında tercümelerini sunduğumuz bu hadis-i şerifler ve benzerleri Peygamber Efendimizin kuşluk namazını Mek­ke’nin fethi gününden sonra da kıldığını ve ümmetine de kılmalarını tavsiye ettiğini gösterir. Esasen usulde müsbit ile nâfi karşılaşınca müsbitin nâfiye tercih edileceği tjllinen bir kaidedir. Çünkü müsbit nâfîye kapalı olan bir bilgiyi ihtiva eder.[221]

  1. …Abdullah b. Şakîk (r.a.)’den; demiştir ki:

Âişe’ye; Resülullah (s.a.) kuşluk namazı kılar mıydı? diye sor­dum. “Hayır (kılmazdı). Ancak seferinden gelmesi müstesna (o za­man namaz kılardı)” diye cevab verdi. “Resülullah (s.a.) (bir rekatta) iki sûreyi birleştirir miydi?” dedim. “Mufassalden (olanları birleşti­rirdi)” diye cevab verdi.[222]

Açıklama

Namazda “iki sûreyi birieştirmek”ten maksat, bir rekatta iki sûreyi okumak demektir.Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de “Hucûrât” sûresinden sonra gelen surelere “mufassal” denilir. Bu sûrelere mufassal denilmesinin sebebi, bunların birbirinden sık sık besmele-i şerife ile ayrılmış bulunmalarıdır. Söz konusu sureler de kendi aralarında üçe ay­rılırlar:

  1. “Hucûrât” suresinden “Burûc” sûresinin sonuna kadar olan sureler “tival-ı mufassaladır.
  2. “Târik” suresinden “Lemyekün” (Beyyine) sûresinin sonuna kadar olan sûreler “Evsât-ı Mufassaladır.
  3. Bundan sonraki sûreler de “kısâr-ı mufassal”dır.

Bu hadis-i şerif bir fetih müjdesinin gelmesi, seferden dönme, öğretme ve teberrük gibi bir sebeb olmaksızın kuşluk namazı kılmanın müstehab ol­madığım iddia eden kimselerin delilidir. Bu görüşte olan kimseler Resûl-i Ek­rem (s.a.) kuşluk namazı kılarken teberrük için sahabe-i kiramın da arkasına saf olarak namaza iştirak ettiklerine dâir olan Itban b. Mâlik hadisini[223] delil getirirler. Andak bu görüş ulemanın büyük çoğunluğu tarafından reddedil­miştir. Süyûtî, el-Hâkim gibi bu ümmetin medâr-ı iftiharı olan büyük ilim adamları bu mevzuda yazdıkları özel risalelerde hiçbir sebebe bağlı olmaksı­zın kayıtsız ve şartsız olarak kuşluk namazı kılmanın müstehab olduğunu isbât etmişlerdir. Süyütî’nin beyânına göre, içlerinde Ebu Said el-Hudrî, Hz. Âişe, Ebû Zerr, Abdullah b. Galib gibi büyük sahabilerin de bulunduğu sahabe-i kiramdan büyük bir cemâat kuşluk namazını hiçbir sebeb olmaksı­zın hayatları boyunca kılmaya devam etmişlerdir.

İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî’nin rivayetlerine göre Kur’an-ı Kerim’in “(O kandil) o evlerde (yakılır ki) Allah, onların yüce tanınmasına ve içlerinde adının anılmasına izin vermiştir. Onlar buralarda (mescidlerde) sabah ve akşam onu (Allah’ı) tesbîh (ve tenzih) eder(ler)” [224]mealindeki âyet-i kerimesinde kuş­luk namazından bahsedilmekte ise de bunu Kur’an-ı Kerim’in mana denizi­nin derinliklerine dalarak hakikat incilerini toplamasını bilen kimselerden başkası anlayamamaktadır. Nitekim tbn Cerîr et-Taberî de bu âyet-i keri­meyi tefsir ederken şunları söylemiştir: Kur’an-ı Kerim’de bulunan her teş­bih kelimesi namaz kılmak anlamına gelir. Bu âyet-i kerimede geçen “el-ğudüv” kelimesi gündüzün evveli, “âsâl” kelimesi gündüzün sonu de­mektir.”

Bütün bu deliller ve bir Önceki hadis-i şerifin şerhinde naklettiğimiz hadis-i şerif mealleri hiçbir sebebe bağlı olmaksızın kuşluk namazı kılmanın müste­hab olduğunu söyleyen cumhur-ı ulemânın görüşünü te’yid etmektedir. Esasen cumhura göre mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifte geçen Hz. Aişe’nin “An­cak seferden geldiği zaman kılardı” sözünün mânâsı, “Ben Resûl-i Ekrem’in her kuşluk vakti kuşluk namazını kıldığını görmezdim. Ancak seferden dön­düğü zaman kuşluk namazı kıldığına şâhid olurdum” demektir. Bilindiği gibi Resul i Ekrem bütün gününü Hz. Âişe’nin evinde geçirmezdi. Kuşluk na­mazım bazan mescitte bazan da diğer hanımlarının evinde kılardı. Ancak sefer dönüşünde Hz. Âişe’nin evinde kıldığı da oluyordu. îşte ulemanın bü­yük çoğunluğuna göre Hz. Âişe’nin sözünün mânâsı bundan ibarettir.

Nitekim Müslim’in rivayet ettiği, “Ben Resûlullah (s.a.)’in kuşluk na­mazlarını kıldığını hiç görmedim.”[225] mânâsına gelen hadisin de bu manaya geldiği açıktır. Hz. Âişe’nin, “Resûl-i Ekrem kuşluk namazım ancak sefer­den geldi?” zaman kılardı” sözü, a” m zamanda “Ümmetine farz olur kor­kuluyla ‘,ü namaza her zaman devam etmezdi” anlamına da gelebilir. Bir numara sonra gelecek olan hadis-i şerif de buna delâlet etmektedir.[226]

Bazı Hükümler

  1. Bir rekatta iki sûreyi okumak caizdir. İbn Kayyım, “Zadu’1-Me ad” isimli eserinde bunun, ancak nafile

na.nazlarda geçerli olabileceğini söylüyorsa da ileride gelecek olan 1392 numaralı İbn Mes’ud hadisi, farz namazlar için de geçerli olduğuna delâlet et­mektedir. Kıymetli âlimlerimizden Merhum Ö. Nasuhî Bilmen Efendi de bu konuda şunları söylemiştir: “Bir rekatta iki surenin arasını cem’etmekte ke­rahet yoktur. Meğer ki arada bir veya müteaddid sûre bırakılmış olsun. Mamafih farz namazlarda böyle iki surenin cem’edilmemesi evlâdır.”[227]

  1. Kuşluk namazı kılmak müstehabtır.
  2. Bir sahâbînin bazı hadisleri bilmemesi mümkündür.[228]
  3. …Peygamber (s.a.)’in eşi Âişe (r.anhâ)’den; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) kuşluk namazını kılmazdı. Onu ben (hâlâ) kı­lıyorum. Resûlullah (s.a.) halk amel eder de üzerlerine farz olur kor­kusuyla yapmak istediği bir kısım (hayırlı) işi bırakırdı.[229]

Açıklama

Bu hadis-i şerîf kuşluk namazı kılmanın müstehab olmadığını söyleyen kimselerin delilidir.Metinde geçen “sübha” kelimesi “nafile” anlamına gelmektedir.

Kuşluk namazı ile ilgili olarak Hz. Âişe’den birbirinden farklı üç hadîs rivayet edilmiştir:

  1. “Hz. Peygamber (s.a.) kuşluk namazını dört rekat kılardı, dilediği kadar da ziyade ederdi.[230]
  2. “Ancaf: seferinden döndüğü zaman kılardı”[231]
  3. Konumuzu teşkil eden hadis.

Bunlardan birinci hadîs Peygamber (s.a.)’in mutlak surette kuşluk na­mazı kıldığını ifâde ederken, ikinci hadis bazı sebebler ve şartların bulun­ması hâlinde kıldığına delâlet etmekte; üçüncüsü ise kesinlikle kılmadığını ifâde etmektedir.

Aslında bu hadis-i şerifler arasında bir çelişki yoktur. Çünkü birinci hadis-i şerifteki ifâde, Resûl-i Ekrem (s.a.)in devalı olarak kuşluk namazı kıldığı­na delâlet etmez. Sadece Resul-i Ekrem (s.a.)’in kuşluk namazı kıldığım ifa­de eder. Hatta bu söz Hz. Âişe’nin Resûl-i Ekrem (s.a.)’i bu namazı kılarken bizzat gördüğünü de ifâde etmez. Çünkü Hz. Âişe”nin Resûl-i Ekrem (s.a.)’in kuşluk namazı kıldığını bir başkasından duymuş olması da mümkündür.

İkinci hadîs de Resûl-i Ekrem (s.a.)’in seferden dönmesinin dışında kuşluk namazı kılmadığını göstermez. Çünkü Hz. Peygamber her gününü Hz. Âi­şe’nin yanında geçirmezdi. Diğer günlerde de mescidde ve diğer hanımları­nın yanında kuşluk namazı kılmış olabilir. Ulemâ bu üç hadisi mütelaa ederek Buhârî ile Müslim’in ittifakla rivayet ettikleri ve Resûl-i Ekrem (s.a.)’in de­vamlı olmayarak ve yalnız başına kuşluk namazı kıldığım ifade eden ikinci ve üçüncü hadisleri birinci hadise tercih etmişlerdir. Netice olarak ikinci ve üçüncü hadis-i şeriflerde ortak olan ifade şudur: Resûl-i Ekrem (s.a.) devamlı olarak ve cemaatle kuşluk namazı kılmazdı. Çünkü halkın bunu devamlı ola­rak kılıp da üzerlerine farz olmasından korkardı.

Bazılarına göre ise birinci hadis Hz. Peygamber’in mescidde kıldığı kuşluk namazıyla, ikinci hadis de evde kıldığı kuşluk namazlanyla ilgilidir.[232]

Gerçi İbn Ömer’den rivayet edilen sahih bir habere göre, kendisi kuş­luk namazı hakkında “o bid’attir” demişse de, bu sözü “o namazı mescid­de alenen kılmak bid’attir” manasında kullandığı kabul edilmiştir. Bazıları da bu sözü kuşluk namazını devamlı surette kılmak bid’attir. Çünkü pey­gamber (s.a.) ümmetine farz olur düşüncesiyle ona devam etmemiştir. Fa­kat bu terk Resûlullah’ın şahsıyla ilgilidir. Ümmetin de terk etmesini gerektirmez. Bu bakımdan ulemânın büyük çoğunluğuna göre ise, kuşluk namazı kılmak müstehabtır.[233]

Bazı Hükümler

  1. Peygamber (s-a-) ümmetine karşı son derece merhametlidir.
  2. Bir şeyin faydasını celbetmeden önce zararını önlemeye çalışılmalıdır.
  3. Reis durumunda olan bir kimse, tebaasının bir maslahatını düşüne­rek tebaasının işlemesinde sakınca olmayan bazı işleri terk etmesi tebaanın da terketmesini gerektirmez.
  4. Sahabînin bazı hadisleri bilmemesi mümkündür.
  5. Kuşluk namazı kılmak müstehabdır.[234]
  6. …Simâk (b. Harb) dedi ki:

Câbir b. Semûre’ye; “Resûlullah (s.), ile birlikte oturuyor muydun(uz)? diye sordum. O:

Evet çok (oturuyorduk). Güneş doğuncaya kadar sabah nama­zını kıldığı yerden kalkmazdı. Güneş doğunca kalkardı, cevabını verdi.”[235]

Açıklama

Aslında bu hadis-i şerifin bu babla bir ilgisi yoktur. Bu bakımdan hadisin bu babda zikredilmemesi lâzım gelirdi. Ancak merhum musannif Ebû Dâvûd metindeki “güneş doğunca kalkardı.” cüm­lesini, “Güneş doğunca kuşluk namazı kılmaya kalkardı” şeklinde anladığı için bu hadisi bu babtaki hadisler arasında zikr etmiştir. Oysa Resûl-i Ek­rem (s.a.)’in güneş doğduktan sonra namaz kıldığı yerden kalkışının kuşluk namazı kılmak için olduğunu gösteren tek bir delile dahi rastlamak müm­kün değildir. Fakat bu kalkışın namazdan ve mescidden çıkmak, evine veya işinin başına dönmekle ilgili olduğunu ifade eden hadis-i şerifler vardır. Ni­tekim Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiği şu hadis-i şerif bunlardan biridir: “Peygamber (s.a.) sabah namazını kılınca namaz kıldığı yerde güneş doğun­caya kadar beklerdi.”[236]

Buraya kadarı serdedilen rivayetlerden anlaşılacağı gibi, kuşluk nama­zının kaç rekat olduğu ihtilaflıdır. Rivayetlerin bazılarından iki, diğer bazı­larından dört, bir takımlarından altı, daha başkalarından da sekiz, on ve on iki rekat kılındığı anlaşılıyor. Yalnız on rekat kılındığı hadislerde geçmemiş tbn Mesûd (r.a.)’a mevkuf olarak rivayet olunmuştur.

Rivayetler arasındaki bu ihtilâf her râvinin gördüğünü veya duyduğu­nu rivayet etmesinden doğmuş olsa gerektir. Meselâ râvinin biri yalnız iki rekat kıldığını görmüş ve herkes gördüğü veya işittiği miktarı rivayet etmiştir.

Bezzâr’ın Zeyd b. Eslem’den rivayet ettiği şu hadis bu ihtimâlin doğru­luğunu te’yid etmektedir. Zeyd (r.a.) şöyle demiştir: “Abdullah b. Amr’ı, Ebu Zerr’e; “bana tavsiyede bulun” derken işittim. Ebû Zer, “Sen bana be­nim Resûlullah (s.a.)’e sorduğum bir şeyi sordun. Resûlullah (s.a.):

“Her kim kuşluk namazını iki rekat olarak kılarsa gafillerden yazılmaz. Kim dört rekat kılarsa abidler meyâmna yazılır. Kim altı rekat kılarsa, o gün kendisine günah lahık olmaz. Kim sekiz rekat kılarsa, kânıtlar meyanına ya­zılır ve her kim on iki rekat kılarsa, Allah ona cennette bir ev bina eder” buyurdular”, dedi.

Resûlullah (s.a.) bir gün kuşluk namazının iki rekat kılınacağını, başka bir gün altı, daha başka bir gün sekiz rekat kılınacağım bildirmiştir.

Acaba on iki rekatdan fazla kuşluk namazı kılınabilir mi? Bu suale Ay­nî şöyle cevab veriyor: Gerçi mefhûm-u aded,cumhûr-ı ulemâya göre hüccet değildir. Fakat kuşluk namazı hakkında on iki rekattan fazla bir aded vârid olmamıştır. Bununla beraber fazlası hakkında hadis vârid olmaması ziyâde kılınmasının memnu olmasını istilzam etmez. İbrahim en-Nehaî’den rivayet olunduğuna göre bir adam Esved’e; “kuşluk namazını kaç rekat kılayım?” diye sormuş. Esved: “Kaç istersen o kadar kıl” cevabını vermiştir.

Taberî (224-310) “doğrusu onu muayyen bir sayı ile tahdit etmemektir” demiştir.

Ulemâdan bir cemaat, kuşluk namazının dört rekat kılınacağına kail olmuşlardır. Hâkim “Güvenilir hadis hafızlarından müteşekkil bir çok imamla bir arada bulundum. Onların bir adedi tercih ettiklerini, bu husustaki sahih haberler mütevatir olduğu için kuşluk namazını dört rekat kıldıklarını gör­düm. Benim görüşüm de budur” demiştir.

Taberî’nin rivayetine göre, Sa’d b. Ebî Vakkâs ile Ebû Seleme (r.anhûma) kuşluk namazını sekiz rekat kılarlarmış. Alkame, İbrahim en-Nehaî ve Sâid b. el-Müseyyeb dört rekat kılmayı tercih ederlermiş.

Bazıları da kuşluk namazım sekiz rekat kılmanın efdal, on iki rekat kıl­manın ise, ekser olduğunu söyleyerek efdal ile ekser arasında fark görmüş­lerdir, fakat buna itiraz olunmuştur.

Kuşluk namazı müstehabtır. Bazıları Peygamber (s.a.)’e vacib olduğu­nu söylemişlerse de, Hz. Âişe’nin: “Ben Resûluliah (s.a.)’i kuşluk namazı kılarken görmedim” demesi bu iddiayı reddeder. Bir takımları: “Kuşluk na­mazı Resûluliah (s.a.)’in hasaisinden idi” demişlerse de, bu söz dahi redde­dilmiştir. Çünkü onu ispat edecek sahih bir haber yoktur.

Ulemâ kuşluk namazının devam üzere mi, yoksa ara sıra mı kılınaca­ğında ihtilâf etmişlerdir. Zahire bakılırsa, devam üzere kılmak efdaldir. Çünkü Resulullah (s.a.) bir hadis-i sahihde: “Allah Teâlâ tarifinde en makbul amel. az da olsa sahibinin devam üzere işlediği ameldir” buyurmuşlardır.

Taberânî’nin “el-Evsat”ında rivayet ettiği Ebû Hureyre hadisinde Pey­gamber (s.a.)’in; “Gerçekten cennette Duhâ (yani Kuşluk) denilen bir kapı vardır. Kıyamet koptuğu vakit bir münâdi çıkarak: Kuşluk namazını devam üzere kılanlar nerede? Sizin kapınız işte budur. Buyurun! Allah’ın rahmeti ile ondan girin, diyecektir” buyurduğu bildirilmiştir.

Bir takım ulemâya göre ise, kuşluk namazını devam üzere kılmamak efdaldir. Bunlar yukarıda sıraladığımız hadisler meyânında geçen Ebû Saîd hadisi ile istidlal ederler. Fakat kendilerine:

“Resûluliah (s.a.)’in kuşluk namazını bazan bırakması ümmetine farz olur endişesi iledir. Ümmet hakkında böyle bir endişe yoktur. Binaenaleyh kuşluk namazını devam üzere kılmak efdaldir” diye cevab verilmiştir.

Ümmü Hâni hadisi ile istidlal eden bazı ulemâ kuşluk namazının hafif kılınmasının müstehab olduğuna kaaildirler. Çünkü Hz. Ümmü Hanî:

“Ben Resulullah (s.a.)’i bunun kadar hafif bir namaz kılarken görmedim” demiştir. Fakat bu zevatın görüşleri reddedilmiştir. Çünkü Resulullah (s.a.)’in hafif kılması müslümanlann umuru ile meşgul bulunmasındandır.

Kuşluk namazının vakti güneş doğup ziyası yayıldığı zaman girer, Nevevî (631 – 676) güneşin doğması ile girdiğini rivayet etmişse de, müstehab olan onu güneş yükselinceye kadar te’hir etmektir.[237]

  1. Gündüz Kılınan (Nafile) Namazlar
  2. …İbn Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Gece ve gündüz namazı ikişer ikişerdir.”[238]

Açıklama

  1. Metinde geçen ve “ikişer” mânâsına gelen “mesnâ” kelimesi gayr-i münsarıftır ve mânâya kuvvet kazandırmak için iki kere tekrar edilmiştir. Bu kelimelerle gündüz ve gece kılınan nafile namazların her iki rekatta bir selâm vermek suretiyle ikişer rekat olarak kılı­nacağı ifade edilmek istenmiştir. Nitekim Müslim’in Ukbe b. Haris vasıtasıyla İbn Ömer’den rivayet ettiği şu hadis de bunu ifade etmektedir:

Resûlullah (s.a.); “Gece namazı ikişer rekattır. Sabahın girmekte oldu­ğunu gördüğün vakit bir rekat (ilâvesi) ile vitr yapıver” buyurdular. İbn Ömer’e; “ikişer ikişer ne demektir?” diye sordular. İbn Ömer:

“Her iki rekatta bir selâm vermektir” dedi.[239]

Bu bakımdan İmam Şafiî, Ahmed b. Hanbel (r.a.) gece ve gündüz nafi­lelerini her iki rekatta bir selâm vermek suretiyle ikişer ikişer kılmanın efdal olduğunu söylemişlerdir. Delilleri de mevzumuzu teşkil eden bu hadis-i şe­riftir. İbrahim el-Harbî’nin Hz. Ebû Hüreyre’den rivayet ettiği: “Gündüz ve gece namazları ikişer, ikişerdir” manasına gelen hadis-i şerif ile Ebû Nu’aym’ın “Târihu İsbehân” isimli eserinde Hz. Âişe’den naklettiği aynı mâ­nâdaki hadis-i şerif de sözü geçen mezheb imamlarının delilleri arasındadır. Ayrıca Buhârî’nin: “Bu söz, Ammâr, Ebû Zer, Câbir b. Zeyd, İkrinıe gibi kimselerden de rivayet edilmiştir ve Yahya b. Said el-Ensârî de; bizim mem­leketimizde fakihlerin hepsi gündüz kılman nafile namazları her iki rekatta bir selam vererek kılarlar, demiştir”[240] mealindeki sözlerini de bu deliller ara­sında zikr edebiliriz.

  1. Hanbelî ulemâsına göre nafileler gündüz ve gece nafileleri olmak üzere ikiye ayrılır. Gece kılınan nafileleri dört rekat olarak kılmak kesinlikle caiz değildir. Gündüz nafilelerini ise, dört rekat olarak kılmak caizse de iki rekat olarak kılmak efdaldir. Çünkü İbn Ömer (r.a.) bizzat kendisi de gündüzün kıldığı nafileleri dörder rekat kılmıştır.[241]
  2. Mâlikî ulemâsına göre ise, gerek gece ve gerekse gündüz kılınan nafi­le namazları her iki rekatte bir selâm vermek suretiyle ikişer rekat olarak kı­lınır. Dörder rekat kılmaksa caiz değildir. Delilleri mevzuumuzu teşkil eden hadistir.
  3. Hanefîlerden imam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed (r.a.) de yine mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerife dayanarak, gece namazlarının ikişer re­katte bir selâm vermek suretiyle kılınacağını söylemişlerdir. Sözü geçen bu imamlara göre gündüz nafileleri dörder rekat olarak kılınır. İmam Ebû Hanîfe hazretlerine göre ise, gece ve gündüz nafilelerinin hepsinde dört rekatte bir selâm verilir. Hz. İmamın gece nafilelerinin dörder rekat kılınacağına dâir delili ileride tercümesini sunacağımız; “Peygamber (s.a.) yatsı namazını ce­maatle kılar sonra evine dönerek dört rekat namaz kılar sonra döşeğine uza­nırdı…” mealindeki 1346 numaralı hadis-i şeriftir. Her ne kadar musannif Ebû Dâvûd sözü geçen hadis hakkında; “Râvilerden Zürâre b. Evfâ’mn bu hadisi Hz. Âişe’den işitip işitmediği söz götürür” demişse de, sonra aynı ha­disi bir başka senedle yine Hz. Âişe’den rivayet etmiş ve “bence mahfuz olan rivayet budur” demiştir. Nitekim imam Ahmed’in, “Müsned”inde Abdul­lah b. ez-Zübeyr’den tahrîc ettiği şu hadis-i şerif de Hz. İmamın görüşünü te’yid etmektedir: “Peygamber (s.a.) yatsıyı kıldı mı dört rekat daha kılar, bir rekatla da vitr yapardı, sonra uyur, ondan sonra gece namazını kı­lardı.”[242]

Gündüz nafilelerinin dörder rekat olarak kılınacağına dair delili ise, “gece namazı ikjşer ikişerdir”[243] mânâsına gelen hadis-i şeriftir. Çünkü bu hadi­sin nıefhum-ı muhalifi “gündüz nafileleri dört rekat kılınır” demektir. An­cak “gece namazı” kelimesi bir isimdir. İsimlerde ise, mefhum-ı muhalife, itibâr edilemez” diye kendisine itiraz olunmuştur. Hz. İmam Müslim’in ri­vayet ettiği şu hadisi de kendi görüşü için delil getirmektedir: “Resûlullah (s.a.) kuşluk namazını dört rekat kılar, Allah’ın dilediği kadar da ziyâde ederdi.”[244]

İmam Şâfiî’in delili olan ve mevzumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi hakkında ise, Hanefî ulemâsının görüşü şöyledir:

Bu hadisi Tirmizî de rivayet etmiş ve bu hadisle ilgili görüşleri şu şekil­de nakl etmiştir: “Şube’nin arkadaşları İbn Ömer hadisinin rivayetinde ihti­lâf ettiler; kimi bu hadisi merfu’ kimi de mevkuf olarak rivayet etti. Sahih olan rivayet, İbn Ömer tarîkiyle Peygamber (s.a.)’den rivayet edilen “gece namazı ikişer ikişer rekattır” mealindeki hadistir. Sika (güvenilir) kişiler Ab­dullah b. Ömer tarikiyle Peygamber (s.a.)’den bu hadisi rivayet etmişler ve hadiste gündüz namazını zikretmemişlerdir. Ubeydullah -Nafi- İbn Ömer se­nediyle şöyle rivayet edilmiştir: “İbn Ömer, geceleyin ikişer ikişer, gündüz­leri dört rekat kılardı”[245] Ayrıca İmam Tahavî, “İbn Ömer’in, rivayet ettiği bir hadisle amel etmemesi muhaldir” diyerek mevzumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisinin zayıflığına dikkati çekmek istemiştir.

Aynı hadis hakkında Nesâî: “Bu hadis bence hatadır” demiştir. Yine Nesâî, “es-Sünenü’I-kebîr” adlı eserinde bu hadisin isnadını ceyyid bulmuş, yalnız İbn Ömer hazretlerinin râvilerinden bir cemaatin el-Ezdîye muhalefet ederek, hadiste “gündüz” sözünü anmadıklarını söylemiştir.

îbn Ömer hadisi “Sahiheyn” de mevcuttur. Fakat gerek Buharî’deki gerekse Müslim’deki rivayetinde “gündüz” kaydı yoktur.

Darekutnî ise, “îbn Ömer’den merfü olarak rivayet edilen, “gece ve gün­düz nafileleri ikişer ikişer kılınır…” hadisi mahfuz değildir. Bu hadisteki “gündüz” kaydı, Ya’lâ b. Atâ tarîkiyle Aliyy-i Bârikî’den rivayet edilmiş­tir. Fakat bu hususda daha belleyişli olan Nâfî ona muhalefet ederek gece nafilesinin ikişer, gündüzün ise dörder olduğunu söylemiştir” demiştir.[246] Şurasını da unutmamak lâzımdır ki, bu mevzudaki ihtilâf işin fazilet yönüyle ilgilidir. Yoksa nafile namazlar gece ve gündüz ikişer de dörder de

kılınabilir.[247]

Hanefîlere göre; metinde geçen “ikişer ikişer” sözü “çift çift” mana­sında kullanılmış ve “gece ve gündüz nafileleri her iki rekatte bir teşehhüd-de bulunularak dörder rekat kılınacaktır,” denilmek istenmiştir. Nitekim bir numara sonra tercümesini sunacağımız hadîs de bu görüşü destekle­mektedir.[248]

  1. …el-Muttalib (b. Rabia)dan rivayet edildiğine göre, Peygam­ber (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Namaz ikişer ikişerdir. Her iki rekatta bir tehiyyât okur. ilâhî duygularla kendinden geçer, aczini ortaya koyarsın.el kaldırıp dua eder ve “ey Allah’ım, ey Allahım!” dersin. Kim (namazda) böyle yap­mazsa o (namaz) noksandır.”[249]

Ebû Davud’a gece namazının ikişer (rekat) olmasından (maksa­dın ne olduğu) soruldu da; “İstersen ikişer, istersen dörd(er) (kılar­sın)” diye cevab verdi.

Açıklama

Bu hadis-i şerif gece ve gündüz nafilelerinin dörder rekat olarak kılınacağını söyleyen Ebû Hanife (r.a.)’in delilidir.Çünkü adetinde geçen “ikişer ikişer” sözündeki kapalılığın “her iki rekatta bir tehiyyât okuyup selâm vermeden üçüncü rekata kalkarsın” manasına gel­mesi kuvvetle muhtemeldir. Bununla beraber bu cümle “her iki rekatta bir tehiyyât okuyup selâm verirsin” manasına da gelebilir. Bu hadisi “namazda huşu” babında nakleden Tirmizî hadisle ilgili görüşlerini şu şekilde ifâde ediyor:

“Muhammed b. İsmail’den işittim, dedi ki: Şu’be bu hadisi Abdurrabbih b. Said’den rivayet ediyor ve bazı yerlerde yanılıyor. Meselâ “Ebû Enes b. Uneys’den” diyor; Oysa o, İmrân b. Enes’dir. “Abdullah b. el-Hâris’den” diyor: Halbuki o, “Abdullah b. Nâfi b. el-Umyâ’nın Rabia b. el-Hâris’den” rivayetidir. Keza Şu’be, “Abdullah b. el-Hâris, el-Muttalib, kanalıyla Re-sûlullah (s.a.)’den” diyor; Oysa bu, “Rabia b. el-Haris b. Abdulmuttalib, el-Fadl b. Abbâs kanalıyla Peygamber (s.a.)’dendir.” el-Leys b. Sa’d’ın ha­disi, Şu’be’nin hadisinden daha sahihdir.”

Her ne kadar İbn Hacer el-Mekkî bu hadisin sened itibariyle hasen ol­duğunu söylemişse de Tirmizî sarihlerinden el-Mübârekfûrî bu hadisin râvileri arasında kimliği bilinmeyen bir kişi olan “Abdullah b. Nâfi el-Umya” bulunduğu için bu hadisin zayıf olduğunu söylemiştir.[251]

Bazı Hükümler

  1. Gece ve gündüz nafileleri, dört rekat olarak kılmak daha faziletlidir.
  2. “Huşu”, namazın kemâlinin hem işareti hem de gereğidir.

Bilindiği gibi huşu, tevazu göstermek, boyun eğmek, korku ile sevgiyle birleşik bir hal içinde olmaktır. Karşıtı gaflet, büyüklenmek kalp huzurun­dan mahrum olmaktır. İbâdetin kıymeti huşu ile artar. Haşyet kalbe ait bir korku demektir. Allah korkusuna “haşyetullah” denir. Huşu, Allah’ın hu­zurunda insanın nefsini hakîr görmesidir. Kur’an-ı Kerim’de; “İman edip de sâlih ameller işleyenler ve huşu ve tevazu ile rablerine bağlananlara gelin­ce onlar cennetliktirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır.”[252] buyurulmaktadır.

  1. Namazın sonunda dua etmenin sevabı büyüktür.

Duâ nida, çağrı, davet, yardıma çağırma gibi mânâlar taşır. Allah’a yal­varmak, bir dilekte ve niyazda bulunmak demektir.Kur’an-ı Kerim’de Allah’a dua etmek teşvik edilmiş, sadece ona duâ edilmesi gerektiği ve O’nun da duaları karşılıksız bırakmayacağı belirtilmiştir. “Rabbiniz şöyle buyur­du: Bana duâ edin size cevab vereyim (ve duanızı kabul edeyim)”[253] “Kul­larım sana beni sorunca haber ver ki, ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim”[254] “Rabbinize boynu bükük ve alçak gö­nüllü olarak hafif sesle duâ ediniz”[255] gibi âyetler bunu göstermektedir.

Hz. Peygamber’in bazı hadisleri de duanın önemini belirtmektedir. “Dua ibâdetin tâ kendisidir.”[256] “Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.”[257]

Duanın kabul edilebilmesi için Allah’a ve Peygamberine itaat, Kur’an-ı Kerim’i tatbik, Allah’a şükür ve ibâdet etmek, günahtan kaçınmak gibi İs­lâm ilkelerini yaşamak lâzımdır. “Biliniz ki Allah Teâla kendisinden gafil olan bir kalbin duasını kabul etmez”[258] hadisi de bunu ifâde eder. Duanın insanları bu yöne teşvik ettiği apaçıktır. Duayı gafletten uzak ve kalp huzu­ru ile yapmak lâzımdır. Duâ, Allah’ın kulu üzerindeki bir hakkıdır. Duanın kabul edilmemesi dua etmemekten daha az sıkıntı vericidir.

  1. Duâ ederken elleri kaldırmak duanın kabulüne bir sebeptir. Hanefî fıkıh kitaplarında ve bazı dua kitaplarında dua esnasında iki el arasında açıklık bulundurulmasının duanın âdabından olduğu kaydedilmektedir.[259]
  2. Tesbîh Namazı
  3. …Abdullah b. Abbas (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.) Abbâs b. Abdi’lMuttalib’e şöyle buyurmuştur:

“Ey Abbâs, ey amcam! Sana bir ikramda bulunayım, seni men-tellendireyim mi? Sana iyilikte bulunayım da sana, işlediğin takdir­de Allah’ın on haslet olan günâh(Iar)ının ilkini de sonuncusunu da eskisini de yenisini de, bilerek yapılanını da yamlarak yapılanını da, küçüğünü de büyüğünü de; gizlisini de açığını da bağışlayacağı bir ameli haber vereyim mi? (îşte günahın çeşitleri olan bu on hasleti arıtan amel, teşbih namazıdır. O’nu)dört rekat (olarak) kılarsın. Her rekatında Fa­tiha süresiyle diğer bir sûreyi okursun. (Bunları) okumayı bitirince rükû’dan önce, ayakta iken onbeş kere “sübhânellahi velhamdülillâhi velâ ilahe illallâhü vellâhü ekber” dersin. Sonra rükû’a varırsın. Bun­ları on kere de rüku’dayken söylersin, sonra rukû’dan başım kaldırıp bunları jtfn kere (daha) söylersin. Sonra secdeye gidersin on kere de secde de söylersin, sonra secdeden başını kaldırıp on kere, sonra (ikinci) secdeye kapanıp on kere, sonra başını (ikinci secdeden) kaldırıp on kere (daha) bu kelimeleri söylersin. Bunlar(ın) bir rekatte(ki toplamı) yetmiş beştir. Bu namazı günde bir kere kılmaya gücün yeterse (her gün bir kere) kıl, eğer yapamazsan her cuma (günü) bir kere (kıl, bunu da) yapamazsan her ay bir kere (kıl, bunu da) yapamazsan senede bir ke­re (kıl. Bunu da) yapamazsan (hiç değilse) ömründe bir kere (kıl).”[260]

Açıklama

Metinde geçen “aşre hisâl” kelimesi “on günah” demektir.Bazılarına göre ise, bu kelimenin başında muzâf (tamlanan) olarak bulunması gereken “mükeffir” kelimesi hazf edilmiştir. Terkibin as­lı “mükeffirü aşrî hisâlin” şeklindedir ki, “ayrı ayrı özellik taşıyan on ayrı günâhı örten şey” anlamına gelir. Biz tercümemizde bu ikinci görüşü esas aldık.

“On günâh”tan maksat ise, metinde sayılan 1) ilk günahlar, 2) Son gü­nâhlar, 3) Eski günahlar, 4) Yeni günâhlar, 5) Bilerek, işlenenler, 6) Yanılarak işlenenler, 7) Küçük günâhlar, 8) Büyük günâhlar, 9) Gizlice işlenen günahlar, 10) Açıktan işlenen günahlardır. Kısaca kul hakkı dışındaki bü­tün günahlardır.

Metinde tarif edildiği şekilde ve ihlasla kılınan teşbih namazı bu gü­nahların meleklerden gizli kalıp kayıtlara geçmemesine, meleklere gizli kal­mamaları hâlinde ise onların bağışlanmalarına sebep olur.

Bazılarına göre de “aşre hisâl” sözünden maksat “kıyamın dışında” onar defa tekrarlanan “sübhanellâhi ve’lhamdüliHâhi velâ ilahe illallâhü vellahu ekber: Allah’ı her türlü eksikliklerden tenzih ederim.Hamd Allah’a mah­sustur. Allah”tan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür” teşbihidir. Ancak fahr-i kâinat Efendimiz, “Ümmetimden hatâ (yanılma), unutma ve üzerine zorlandıkları şey kaldırılmıştır”[261] buyurarak ümmetinden bu üç şeyin hü­küm ve mes’uliyetlerinin kalktığını haber verdiği halde metinde “yamlarak işlenen günâhları da bağışlar” denilmesi izaha muhtaç bir meseledir. Çünkü “Allah kullarını, yamlarak işledikleri günâhlardan mes’ul tutmaz” ifâdesi ile “bu günahların test ıh namazı ile affedilebileceği” ifâdesi görünüşte birbirine zıttır. Bu meselenin anlaşılması için “hatâ” kelimesinin dinî bir terim olarak ne mânâ ifâde ettiğini iyi bilmek gerekir.

Hat^kelimesi, iki mânâda kullanılır; Yanlış (doğrunun zıddı) ve yanıl­ma (Bir şeyin kusurlu bir kasıtla yapılması). İşte burada ikinci mânâ söz ko­nusudur. İnsan oruçlu iken burnunu temizlemek için su alır o da boğazına kaçarsa, burada kasıt vardır. Fakat kastın yönü boğaz değil burundur. Şu halde hatada irâde ve kasıt var, ama kasıt meydana gelen fiile yönelmiş de­ğil, hata edenin aklı başında ve bed-i yerindedir. Bu sebeple bu gibi hatalar sorumluluk ehliyetine bir engel teşkil etmezler. Hadleri düşürürlerse de keffâretleri düşürmezler. Çünkü dikkat ile bu gibi hatalardan kurtulmak müm­kündür. Bazı hatalardan korunmak, beşerin takati dışında ise de bazıları takati dahilindedir. “Hata eseri olarak yutulan bir zehirin zararı yoktur” demle­meyeceği gibi, “hata eseri olarak işlenen günahların bir zararı yoktur” da denilemez. Binaenaleyh hadiste geçen “yanlışlıkla yapılan günâh” sözünden maksad, insanın dikkat etmek suretiyle korunması mümkün ve dolayısıyla sorumluluğu gerektiren hatalardır. Bazılarına göre, buradaki günahtan mak­sat, gerçek mânâda günah değil, ecrin ve sevabın noksanlığıdır. Esasen Arap­ça’da günah mefhûmu çeşitli kelimelerle izah edilir. Zenb, hıns, ism, cürm ve saire gibi. Zenb kelimesi hâriç, bu kelimelerin hepsi hakiki günah mana­sına kasden işlenmiş fiillere denir. Fakat “zenb” herhangi yanlış bir iş için kullanılan bir kelimedir. İster kasdî olsun, ister olmasın, ister yanlışlıkla, is­ter sehven, ister yanlış anlayış neticesi olsun, bunların hepsine “zenb” de­nir. Hakikatte bu, ümmetin avamı için günâh değildir. Fakat Peygamberlerin ve havassın bu hususta gafletlerinden dolayı muahezeleri mümkündür. “Hasenâtü’l-ebrâr seyyi’atü’l-mukarrabîn = iyilerin iyilikleri, mukarreblerin fenalıkları gibidir” sözü bu bâbta söylenmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’in istiğfarı hususunda daima zenb kelimesi kullanıldığı görülmek­tedir. Cürm, hıns veya ism kelimeleri kullanılmamaktadır. Zenb lafzı ise, kabahat, zuhûl ve gafletten başlayıp isyana kadar çıkar.[262]

Hadiste geçen zenb kelimesine bu açıdan bakan bazı ilim adamları bura­daki “yanlışlıkla işlenen günâh “tan maksadın, hakiki günâh olmayıp “ebrârın seyyiâtı” cinsinden bir günah olabileceği kanaatine varmışlardır.

Bilindiği gibi Tesbîh Namazı mendub olan namazlardandır. Bu her re-katinde yetmişbeş defa “Sübhanallâhi ve’1-hamdülillâhi velâ ilahe illallâhu vellâhu ekber” diye tesbîh edilen dört rekatlı bir namazdır. Selâmın iki re­katta bir mi, yoksa dört rekatta bir mi verileceği konusu mezhepler arasında ihtilaflıdır. Biz bu mesele ile ilgili görüşleri 1295 numaralı hadisin şerhinde naklettik. Bu namazı kılmak için belirtilen belirli bir vakit yoktur. Özellikle mübârek gecelerde kılınırsa, daha iyi olur. Bu namaz hiç olmazsa haftada veya ayda bir defa bu da olmazsa ömürde bir defa kılınmalıdır.

Hanefi Mezhebine göre Teşbih Namazının kılınışı: Önce Allah rızası için nafile namaza niyet edilir. “Allahu ekber” diyerek namaza başlanır. Sübhanekeden sonra 15 defa yukarıda geçen ifâdeyle teşbih okunur. Fatiha ve Zammı sureden sonra da 10 defa aynı teşbih okunur. Rukû’a varılır ve üç defa “sübhâne rabbiye’1-azîm” dendikten sonra 10 kez aynı teşbihler söyle­nir. Rükû’dan doğrulduktan sonra “semi’allahu liman hamiden” ve “Rab­bena lek”e’l-hamd”i takiben on defa aynı teşbih okunur. Sedceye varılır. “sübhâne rabbiye’l-a’Iâ” dendikten sonra 10 defa bu teşbih okunur. Secde­den kalkınca yine 10 defa bu teşbihler söylenip ikinci secdeye gidilir ve 10 teşbih okunur. Böylece bir rekati e 75 teşbih okunmuş olur. Sonra ikinci re­kata kalkılarak önce onbeş tesbîh okunur yine birinci rekatteki gibi hareket edilerek oturulur. Ettehhiyyât ve salavât okunur. Selâm verilir veya selâm vermeden ayağa kalkılır. Üçüncü ve dördüncü rekatlar da bu şekilde kılınır. Teşbih adedi de 300’e ulaşmış olur. Hanefî ulemasının bu mevzudaki delili Tirmizî’nin rivayet ettiği Abdullah b. el-Mübârek hadisidir.”[263]

Şâfiîlere göre ise tesbîh namazı şöyle kılınır: Bu namazı kılan bir kimse her rekatta kıraatten sonra onbeş kere “sübhanallahi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhu vellâhu ekber” teşbihini okur ve yine bu teşbihi her rükû’da, rükû’dan kalkınca, secdelerde, secde aralarında istirahat oturmasında teşehhüdden evvel, veya sonra onar kere okur. Eğer teşbihlerin adedinde şüpheye düşerse en azına itibar ederek onun üzerine sayar.[264] Delilleri ise konumu­zu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisidir.

Hadis hafızlarından bazıları bu hadisin zayıf olduğunu söylemişlerse de gerçekten bu hadis sabittir ve kendisiyle amel caizdir, tbn Huzeyme ile Hâ­kim bu hadisin sahih olduğunu söylerken, bazıları da hasen olduğunu söyle­mişlerdir. Hadis ilminde büyük ve haklı bir şöhrete erişen tbn Hacer el-Askalanî ise, bu hadis hakkında şunları söylemiştir: “Bu hadis hasen de­recededir. İbnu’l-Cevzî bu hadisin mevzu olduğunu söylemekle hata etmiş­tir.” Aslında bu hadis üç ayrı yoldan rivayet edildiği için bu rivayetler birbirini takviye ettiğinden hadis zayıf olmaktan çıkar. İbn Hacer’in dediği gibi ha­sen derecesine yükselir.[265]

  1. …Abdullah b. Amr (r.a.)’dan, demiştir ki:

Peygamber (s.a.) (bir gün) bana; “yarın gel de sana ikramda ve bağışta bulunayım” buyurdu. Ben de bana maddî bir bağışta bulu­nacak zannettim. (Ertesi gün huzuruna varınca bana);

“Gün (batıya) meyledince kalk, dört rekat namaz kıl” buyur­du. (Râvi sözlerine devam ederek bir önceki hadisin geri kalan kısmı­nı) benzeri (kelimeler) ile nakl(e devam)etti (ve sonra şunları) söyledi:

“Sonra ikinci seleden başını kaldırıp oturarak doğrul ve on kere” “sübhanallph” rm fere “elhamdülillah” on kere “Allahu ekber” on kere “lâ ikine illallah” demeden ayağa kalkma. Bunu dört rekatta da yaparsın, dünyanın en büyük günahkârı bile olsan, bununla bağışla­nırsın.” (Abdullah b. Amr) dedi ki:

Ya bunu bu saatte kılamazsam? dedim.

“Gecede veya gündüzde kıT’diye cevab verdi.[266]

Ebû Dâvûddedi ki.Habbân b. Hilâl, Hilâlü’r-Râî’nin dayısıdır.

Bu hadisi Müstemir b. Fjyyân da Ebu’l-Cevzâ vasıtasıyla mev­kuf olarak Abdullah b. Amr’den rivayet etti.

Ravh b. el-Müseyyeb ile Cafer b. Süleyman da Amr b. Mâlik en-Ntik:’sden (O da) Ebu’l-Cevzâ’dan (O da) Abbas’dan, Abbâs’ın sözü Aarak nakletti. (Rajh’ın talebesi olan Yahya b. Yahya) dedi ki- iiavh’ın kndisinde (îbn Abbas'(n); “Ben (bu sözü) Peygamber saüallahü ahyhi ve sellemdm naklediyorum (dediği tesbit edilmiştir.)[267]

Açıklama

Bu hadis-i şerifle ilgili açıklama bir önceki hadiste geçmiştir.Görüldüğü gibi bu hadiste Tesbîh Namazının nasıl kılınacağına dair ayrıntılı açıklama yapılmadığı halde sadece ikinci secdeden doğrulunca ayağa kalkmadan on kere tesbihatta bulunulacağı meselesi üzerinde durulmaktadır. Çünkü diğer namazlarda birinci rekatın ikinci secdesinden doğ ulunca hiç oturmadan doğrudan doğruya ayağa kalkıldığı için tesbîh na­mazında du böyle yapılacağı akla gelebilir. İşte bu şüpheyi yerinde görerek, ikinci secdeden sonra oturulup tesbîhat okunacağını iyice açıklığa kavuştur­mak maksadıyla bu mesele üzerinde özel olarak durmaya ve tekrara lüzum görülmüştür.

Her ne kadar metinde on kere “sübhanallah = Allah (c.c.) hazretlerini her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim” on kere “elhamdülillah = olanca hümd-ü senalar Allah içindir”, on kere “Allahu ekber = Allah en büyük­tür”; on kere de “lâ ilahe illallah = Allah’dan başka bir ilâh yoktur” teş­bihleri ayrı ayrı zikredilmişse de buna bakarak bu teşbihlerin hepsinin sırayla ve ayrı ayrı onar kere okunacağı zannedilmemelidir. Teşbihlerin “sübhanallahi ve’l-hamdülillahi velâ ilahe illalahu vellahu ekber” şeklinde birleştirile­rek on defa tekrarlanacağı unutulmamalıdır.

Müellif Ebû Dâvûd, metnin sonuna talik ilâve etmekle bu hadisin başka yollarla da rivayet edildiğini ve dolayısıyla zayıf olmadığını ifâde etmek istemiştir pirinci tâlikde hadisin râvilerinden Hibbân’ın kimliğini iyice açıklığa kavuşturarak, hakkında herhangi bir iltibasa yer bırakmamak için Hilâlü’r-re’y’in dayısı olduğunu açıklamıştır.

İkinci ve üçüncü taliki de yine bu hadisin sağlam olduğunu ispat için getirmiştir.

Nitekim Ebû Bekr el-Hallâl “Kitâbü’1-îlel” isimli eserinde Ali b. Sa’id’den şunları nakletmektedir: “Ben Ahmed b. Hanbel’e teşbih namazını sor­dum.” Bana;

Benim yanımda teşbih namazıyla ilgili sağlam bir haber yoktur” diye cevab verdi. Bunun üzerine ben:

Abdullah b. Amr hadisi var ya! Ona ne dersin? dedim.

Onu rivayet edenlerin hepsi de Amr b. Mâlik’den rivayet etmişler, di­ye cevap vererek, Amr b. Mâlik aleyhinde tenkîdler bulunduğunu söylemek istedi. Bunun üzerine ben de:

Fakat bu hadisi Müstemir b. Reyyân da Ebu’l-Cevzâ’dan rivayet etti, deyince hayretle:

Bunu sana kim söyledi? diye sordu. Ben:

Müslim, b. İbrahim deyince;

Müstemir sağlam ve güvenilir bir râvidir, cevabım verdi.[268]

Bazı Hükümler

  1. Tesbîh namazı kılmak müstehabdır.
  2. Teşbih namazım zevalden sonra ve öğle namazın­dan önce kılmak caizdir.
  3. Teşbih namazı için belli bir zaman yoktur. Mekruh vakitlerin dışın­da her zaman kılınabilir.
  4. Tesbih namazı münferiden kılınmalıdır.[269]
  5. …el-Ensârî (r.a.); “Resûhıllah sallallahü aleyhi ve sellem’in, şu (bir önceki) hadisi (ve içinde geçen teşbih namazıyla ilgili sözle­ri) Cafer (b. Ebi Tâlib)’e de söyledi” dedi. Ve (râvi Ebû Tevbe, bir Önceki hadisin senedinde bulunan) bu kimselerin (sözlerinin) benzeri­ni nakletti. (Ve Ensarî) birinci rekatın ikinci secdesi ile ilgili olarak da (Abdullah b. Amr b. el-As’ın bir önceki) Mehdî b. Meymûn hadisin-deki sözlerinin benzerini nakl etti.[270]

Açıklama

Bu hadisle ilgili açıklama 1288 – 1289 numaralı hadislerin şerhinde geçmiştir. Ancak burada şunu ilâve etmek isteriz ki, daha önce de ifâde ettiğimiz gibi müellif Ebû Davud’un bu bâbda rivayet ettiği hadisten biraz farklı olarak, Tirmizî’nin de Abdullah b. Mübârek’ten rivayet ettiği bir hadis daha vardır ki Hanefî ulemâsı bu hadis­le amel ederler. Sözü geçen hadis şu şekilde tercüme edilebilir: “Tekbir al­dıktan sonra “subhâneke’llâh’ümıne ve bihamdik ve tebârekesmük ve teflla ceddük ve lâilâhe ğayruk” duasını okur, sonra onbeş kere “subhânellahi velhamdülillâhi velâ ilahe illallahu vellahu ekber” der, sonre eûzu çeker ve bes­mele, Fatiha ve bir sûre okur, sonra on kere “subhânellahi velhamdülillâhi velâ ilahe illallahü vellahü ekber”der, sonra rukû’a gider ve onu on kere rükû’da söyler, sonra on kere rükû’dan kalkınca, sonra on kere de secdeye va­rınca, on kere secdeden kalkınca, on kere ikinci secdeye varınca söyler ve bu şekilde dört (rekat) kılar, işte bu bir rekatta 75 teşbih eder. Her rekata onbeş teşbih ile başlar, sonra (Fatiha ile bir sûre) okur, (kıraatten) sonra da on teşbih getirir.[271]

Bu hadiste tarif edilen teşbih namazında ikinci secdeden sonra teşbih için oturmak gerekmediğinden Hanefî mezhebine daha uygundur. Çünkü Ha­nefî mezhebinde istirahat celsesi mekruhtur.[272] Teşbih namazı da bir nafile olduğuna göre, bunun da üçten fazla kişinin bir imama uyarak cemaatle kıl­ması mekruhtur. Üç kişi bir kişiye uymaları suretinde kılınacak teşbih na­mazında imam geceleyin kılarken kıraati açıktan teşbihleri gizli okur. Zira namazdaki okunan kıraat, teşbih, dua ve tehiyyâtlardan ancak kıraatin açık­tan, diğer teşbih ve duaların ise gizlice okunacağı genel kaide halindedir.[273]

  1. Akşam Namazının İki Rekatlık Sünneti Nerede Kılınır?
  2. …Ka’b b. Ucre’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Peygamber (s.a.) (birgün) Abduleşhel oğularınm mescidine ge­lip akşam namazını orada kıldı. Namazlarını bitirince akşam nama­zından sonra nafile kılmakta olduklarını gördü. Bunun üzerine: “- Bu, evlerde kılman bir namazdır” buyurdu.[274]

Açıklama

“Bu, evlerde kılınan bir namazdır” beyânı, “bu namazı evlerde kılınız” mânâsında bir tavsiyedir. Nitekim bu söz,

Nesâî ile Tirmizî’nin rivayetlerinde: “Bu namazı evlerde kılın’.’ Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde de; “Bu iki rekatı evlerinizde kılın” şeklindedir. Buhârî’nin cuma bölümündeki rivayetinde; “akşam namazından sonra iki re-katlik sünneti evinde kılardı” şeklinde, teheccüd bölümünde de; “akşam ve yatsı namazlarının sünnetleri)ni evinde kılardı” şeklindedir. Buharî’nin bu rivayetine bakarak İmam Mâlik ile İmam Sevrî gece kılınan nafileleri evde kılmanın, mescidde kılmaktan daha faziletli olduğuna, gündüz nâfilelerininse tam aksine mescitte kılınmasının daha faziletli olduğuna hükmetmişlerdir. Buhârî şârihi îbn Hacer ise, bu konuda şunları söylemektedir: “Gündüz nâfilelerini mescidde kılmanın daha faziletli olduğu” görüşü üzerinde durmak gerekir. Aslında Buhârî’nin ibaresinden böyle bir hükme varmak doğru de­ğildir.[275]

Seleften Abbâs b. Sehl b. Sa’d da bu konuda şunları söylemiştir: “Ben Hz. Osman zamanına yetiştim, akşam namazında selâmı verir vermez, mes­cidde hiç bir kimse kalmaz hepsi evlerine koşarlar ve iki raketlik sünneti ev­lerinde kılarlardı.” Nitekim Meymûn b. Mihran da aynı şeyleri söylemiştir.[276]

Esasen Hz. Peygamber’in mescidde nafile kılmak âdeti değildi.[277]

İbn Ebî Leylâ konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisine sarılarak mes­cidde nafile namaz kılmanın caiz olmayacağını söylemiş ve Ahmed b. Hanbel de bu görüşü benimsemiştir. Ulemânın büyük çoğunluğu ise, hadisteki bu emrin farziyyet değil, mendûbluk ifâde ettiğini belirtmişlerdir. Nitekim bir numara sonra gelecek olan hadis-i şerif de cumhurun bu görüşünü te’yit etmektedir. Gerçekte nafile namazları evlerde kılmak hem ihlâsa daha uy­gun, hem de riyadan daha salimdir. Ancak itikafta olan kimse bu hükmün dışındadır. Nafileleri de mescidde kılabilir.

Bu hadisin Nesâî’deki ve Ebû Dâvûd’daki senedinde İshak b. Ka’b var­dır. Bu râvinin kimliği meçhuldür. Aynı şekilde İbn Mâce’nin senedinde de zayıflık vardır. Tirmizî ise, bu hadisin sıhhatiyle ilgili olarak şunları söyle­miştir: “Bu hadis garibtir. Onu yalnız bu senedle bilmekteyiz. Sahih olan İbn Ömer (r.a.)’den rivayet edilen hadistir ki İbn Ömer diyor:

“Peygamber (s.a.) akşamdan sonraki iki rekatı evinde kılardı.” “Hüzeyfe (r.a.)’den de şöyle rivayet edilmiştir: “Resûlullah (s.a.) ak­şam namazını kıldı ve müteakiben mescidde yatsı namazını kılıncaya kadar namaz kıldı.” Bu hadiste Peygamber (s.a.)’in akşamın farzından sonraki iki rekati mescidde kıldığına dair delâlet vardır.”[278]

  1. …İbn Abbas (r.a.)’dan; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) akşam namazından sonra iki rekatlık (sünnet)te kıraati cemaat mescidden dağılıncaya kadar uzatırdı.[279]

Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi Nasr el-Mücedder de Ya’kûb el-Kummî’den rivayet etti ve onun (Talk İbn Gannâm ‘in yaptığı) gibi İbn Abbâs’a isnâd etti.

Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi aynı şekilde Muhammed b. İsa b. et-Tabbâ’ da Nasr et-Mücedder vasıtasıyla Ya’kûb’dan rivayet etti.[280]

Açıklama

Her ne kadar bu hadis-i şerif Resûl-i Ekrem (s.a.)’in akşam namazının sünnetim mescidde kıldığını ifâde ediyorsa da, bu akşam namazlarının bütün sünnetlerini mescidde kıldığına delâlet etmez. Çün­kü Resûl-i Ekrem (s.a.)’in nafile namazları evinde kıldığı kuvvetli delillerle sabittir. Nitekim biz ilim adamlarının bu konudaki görüşlerini bir önceki ha­disin açıklamasında naklettik. Bu hadis-i şerifte söz konusu olan Resûl-i Ekrem (s.a.)’in akşam namazının sünnetlini mescidde kılması, bunun caiz olduğu­nu göstermek hikmetine mebnî olduğunu söylemek mümkündür. Öte yan­dan bunun itikâf hâline mahsus Özel bir durum olduğunu söylemek de mümkündür. Ayrıca eve gitmesine engel teşkil eden başka bir mazereti sebe­biyle bu namazı bir defaya mahsus olmak üzere mescidde kılmak zorunda kaldığı da düşünülebilir.

Yine bu hadis-i şerifte her ne kadar Resûl-i Ekrem (s.a.)’in akşam na­mazının sünnetinde kıraati uzattığı ifâde ediliyorsa da, bu durum Resûl-i Ek­rem (s.a.)’in bu namazda, genellikle, “kâfinin” ve “Ihlâs” sûrelerini okuduğu bilinen bir gerçektir. Nitekim Abdullah b. Mesûd’un şöyle dediği rivayet edil­miştir: “Resûlullah (s.a.)’ın, akşamın farzından sonraki iki rekatte ve sabahın farzından önceki iki rekatte ve okuduğunu kaç kere işittiğimi sayamam.”[281]

Ebû Dâvûd taliklerinde bu hadisin başka yollardan da rivayet edilmek suretiyle takviye edildiğine dikkat çekmiştir.[282]

Bazı Hükümler

  1. Akşam namazının sünnetinde kıraati uzatmak caizdir.
  2. Her ne kadar nafileleri evde kılmak mendubsa da mescidde kılmak da caizdir.[283]
  3. …Bir önceki hadisle aynı mânâda bir hadis de Said b. Cübeyr tarafından mürsel olarak Peygamber (s.a.)’den rivayet edilmiştir.

Ebû Dâvûd dedi ki; Ben Muhammed b. Humeyd’i şöyle derken işittim:

Ben Ya’kub’u (şöyle) derken işittim:

“Benim size Ca’fer ve Sa’îd b. Cübeyr (vasıtasıyla) Peygamber (s.a.)den naklettiğim her haber (aslında) îbn Abbâs vasıtasıyla Pey­gamber (s.a.)’e dayanır.”[284]

Açıklama

Bu hadis-i şerif mürseldir. Çünkü Said b. Cübeyr tâbiûndandır.Bu bakımdan bu hadisi bizzat Hz. Peygamber’den işitmiş olması mümkün değildir. Bir sahâbiden duymuş olması lâzımdır. Öy­leyse hadisin senedinde bir sahâbinin atlanmış olması gerekir. Dolayısıyle bu hadis mürseldir. îşte bu durumu açıklığa kavuşturmak için Ebû Dâvûd, metnin sonuna bir talik ilâve etmek lüzumunu hissediyor. Talikten anlaşılıyor ki; Ya’kub’un Ca’fer vasıtasıyla Said b. Cübeyr’den naklettiği her hadis her ne kadar görünüşte mürsel ise de, aslında tbn Abbâs’dan alınmışlardır. Sened-den düşen sahâbinin kimliği bilindiğine göre, bu hadis asla mürsel değildir, muttasıldır, merfû’dur.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Musannif, 1301 numaralı tbn Abbâs hadisinin sahih olduğunu ispat ve takviye için yine îbn Abbâs’dan olmak üzere dört hadis rivayet etmiştir. Bunların dördünün senedinde de Ya’kûb b. Abdillah bulunmaktadır. Bu râvi ise, Dârekutnî’ye göre güvenilir bir kimse değildir, tbn Cevzî de onu zayıf râviler arasında saymıştır. Fakat bunların dışındaki ilim adamları bu râvinin güvenilir bir kimse olduğunu söylemişlerdir.[285]

  1. Yatsıdan Sonra (Nafile) Namaz
  2. …Şüreyh b. HânTden; demiştir ki:

Âişe (r.anhâ)’ya Resûlullah (s.a.)’uı namazını sordum. Şöyle ce­vap verdi:

Resûlullah (s.a.) yatsı namazım kıldıktan sonra yanıma geldi­ğinde kesinlikle dört veya altı rekat (daha nafile namaz) kılardı. Bir gece yağmura tutulduk. Kendisine deriden bir seccade verdik, sanki o derideki deliği kendisinden su fışkırırken görüyor gibiyim. Resûlullah’ı elbisesinin bir tarafım yerden sakınırken asla görmedim.[286]

Açıklama

Bu hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (s.a.)’in Hz. Âişe’nin odasında kaldığı gece, yatsı namazından sonra mutlaka ev-

de nafile namaz kıldığı ifâde edilmektedir. Bu nafile namazın kaç rekat ol­duğu “dört rekat” veya “altı rekat” kelimeleriyle açıklanmıştır. Buradaki “veya” kelimesi “tenv = çeşitleme” anlamında kullanılmıştır. Bu takdir­de Resûl-i Ekrem (s.a.)’in bazan dört rekat bazan da altı rekat kıldığı anlaşı­lır. Eğer “veya” kelimesinin “şek, şüphe” için olduğu kabul edilirse, bu takdirde Resûl-i Ekrem’in bu namazı altı rekat olarak mı, yoksa dört rekat olarak mı kıldığında Hz. Âişe’nin şüphelendiği ve birini diğerine tercih ede­mediği anlaşılır.

Esasen Resûl-i Ekrem (s.a.), bu namazı, dört rekat olarak da kılsa, altı rekat olarak da kılsa bunun iki rekatı yatsının iki rekatlık son sünnetinden başkası değildir. Geriye kalan dört rekatlık namaz “kıyâmü’l-leyl”dir. Bu namaz iki rekatten on rekate kadar kılınabilir.[287]

Bilindiği gibi yatsının iki rekatlık son sünneti farz namazlara bağlı ola­rak kılınan revâtip sünnetlerdendir. Tamamı on iki rekattır ve Allah Teâlâ’nın, bu sünnetleri kılanlar için cenneti hazırlayacağına dâir va’d-i ilâhisi vardır.[288] Resûl-i Ekrem’in yatsıdan sonra dört veya altı rekat nafile kılmış olması, bazan da yatsı namazından sonra sadece iki rekatla yetinmiş olması­na engel değildir. Nitekim bir hadis-i şerifte; “Cemaate yatsıyı kıldırır ve yine benim evime gelerek iki rekat (nafile) kılardı.”[289] Duyurulmaktadır.

Ayrıca konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisinde Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz’in namaz kılarken kirlenip paslanacağı endişesiyle elbisesini yer­den sakınmadığına işaret edilmektedir.

Nitekim namaz kılarken elbiseyi toplamak veya elbiseyle oynamak Ha­nefî mezhebinde mekruhtur. Kıymetli âlimlerimizden Muhammed Zihni bu konuda şunları yazmıştır: “Secdeye giderken entariyi veya pantolonu az amel ile yukarı çekmek, diğer tarife göre -ki, Bahr-i Râik’in tarifidir- gömleğin üzerine pantolonu çekmek mekruhtur.”[290]

Bazı Hükümler

  1. Yatsı namazının son sünnetini dört veya altı rekat olarak kılmak mustehabtır.
  2. Namaz esnasında elbiseyi korumak maksadıyla paçalarını veya yen­lerini çekmek veya toplamak mekruhtur.[291]
  3. Gece Namazı Mükellefiyetinin Kaldırılması
  4. …îbn Abbâs (r.a.)’den; demiştir ki:

el-Müzzemmil (Sûresin)deki “gecenin birazı hâriç olmak üzere (gecenin) yarısı miktarınca kalk” (yahut; ondan birazını eksilt âyetini yine)[292] o sûredeki; “O bunu sizin sayamayacağınızı bildiği için size ruhsat verdi” Artık Kur’an’dan kolay geleni okuyun”[293] âyeti neshetti. gecenin ilk saatleri (demek)dir.[294] (Sahâbe-i kiramın) namazları (bu âyet gereğince) gecenin ilk saatlerinde olurdu. (Bu âyet-i kerime ile Cenab-ı Hak) demek istiyordu ki: (Bu saatler) Allah Teâlâ’nın sizin üzerinize farz kıldığı gece namazını (hakkıyla) yerine getirmeniz için daha elverişlidir. Çünkü insan uyudu mu ne za­man uyanacağım bilemez. (Aynı sûrede geçen) [295] sözü(nün mânâsı) “Bu (saatler okunan) Kur’an’ı anlamaya daha elverişlidir” demektir. (İbn Abbâs) diyor ki: âyeti kerimesinin[296] manası, = gündüz senin için uzun bir meşguliyet var demektir.[297]

Açıklama

“Kur’an’dan kolay geleni okuyun” âyet-i kerimesindeki “Kur’an okumak”tan maksat, mecazen gece namazıdır. Kur’an ile gece namazı arasında cüz’iyyet-külliyet alâkası vardır. Cüz söylen­miş, kül kast edilmiştir. Her ne kadar bu emir farziyyet ifâde ederse de ileride açıklanacağı üzere zamanla Kur’ân okumanın mecazî mânâsı olan gece na­mazı kılmanın farziyyeti tamamen nesh edilmiştir. Bazılarına göre ise meca­zi manası neshedilmiş, gerçek manası bakî kalmıştır. Bazılarına göre de bu emir nedb ifâde eder. Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri gece namazının tü­münün terk edilmesine izin verip de biraz Kur’ân okunmasını mendub kıl­makla sanki; “Kur’an’dan kolay geleni okuyun”[298] “Bu kıraatinize karşılık size gece namazının sevabım vereceğim” demek istemiştir.

Nitekim ileride gelecek olan 1395 numaralı hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor: “Kim (geceleyin) on âyet okursa o kimse artık kesinlikle gafiller sını­fına yazılmaktan kurtulur, yüz âyet okuyan itaatkâr kimseler zümresine . kaydolur; bin âyet okuyan kimse ise, bir kınlar tasaddıık eden ve onun seva­bına erişen kimseler sınıfına yazılır…” Bu hadis-i şerifi aynı zamanda îbn Huzeyme ile İbn Hıbbân da rivayet etmişlerdir. Ancak İbn Hibbân’ın riva­yetinde “bin âyet” yerine “ikiyüz âyet” denilmektedir. Muâz (r.a.)’den; “Bir kıntarın 1200 (bin iki yüz) okka olduğu ve bir okka sevabının da semâvât ile arzda bulunan maddi kıymetlerden daha hayırlı olduğu” rivayet edilmiştir. İbn Abbâs Tefsir’inde beyan olunduğuna göre; “gecenin birazı hâriç olmak üzere kalk”[299] âyet-i kerimesi nazil olunca Peygamber efendimiz ve sahâbe-i kiram bu emre uyarak geceleyin namaza kalktılar. Ancak yine bu emre uya­rak gecenin birazında yatmak istemişlerse de “biraz” kelimesinin miktarını kesin bir şekilde tâyin ve tesbit edemediklerinden bütün geceyi namazla ge­çirdiler. Bu durum kendilerine çok zor gelmeye başladı. Bunun üzerine Ce­nabı Hak: “Gecenin yansı miktarında yahut ondan birazını eksilt.”[300] aye­ti kerimesini indirdi. Fakat ashab-ı kirama bu da zor gelmeye başladı. Çün­kü ayaklan şişiyordu. Bir sene bu şekilde gecenin yansım namazla geçirdiler. Nihayet “O bunu sizin sayamayacağınızı (yani gecenin yarısını veya üçte bi­rini kılmaya gücünüzün yetmeyeceğini) bildiği için size karşı (ruhsat ciheti­ne) döndü. (Yani, sizden gecenin yarısında veya üçte birinde kâim olmak farziyyetini kaldırdı) Artık Kur’an’dan kolay geleni okuyun”[301] âyet-i ke­rimesini indirerek gecenin yarısını veya üçte birini namazla geçirme farziy­yetini ümmetten kaldırdı. Farz olan gece namazının miktarı en aza indirilmiş oldu ki, iki rekat namaz kılmakla bile bu farizanın ifâ edilmiş sayılacağını bildirdi. Bu durum beş vakit namaz farz kılınmadan önce idi. Ramazan oru­cunun farz kılınmasıyla diğer oruçların farziyeti; zekâtın farz olunmasıyla sadakanın farziyyeti nasıl neshedildi ise, beş vakit namazın farz kılınmasıy­la da gece namazı kılmanın farziyyeti tamamen neshedümiş oldu.

îbn Cevzî de Zadu’l-Mesîr tî ilmi’r-lefsîr isimli eserinde İbn Abbas’a uyarak şunları söylüyor: “Gecenin birazı hâriç olmak üzere kalk, gecenin yansı miktannca, yahut ondan birazını eksilt”[302] âyet-i kerimesi nazil olunca bu âyeti okuyan veya işiten bir kimse gece namazının müddetini tesbîtte ha­ta ederim endişesiyle bütün geceyi uykusuz geçiriyordu. Bu iş müslümanlara ağır gelmeye başladı. Nihayet bir sene sonra “O bunu sizin sayamayacağını­zı bildiği için size karşı (ruhsat cihetine) döndü”[303] âyetini indirerek gece na­mazını muayyen bir miktarda kılmanın farziyyetini kaldırdı. Gece namazının farziyyetinin tamamen neshedilmesi ise, bir sene sonra beş vakit namazın farz kılınması ile gerçekleşti. Böylece gecenin uzunca bir kısmını namazla geçir­me emriyle gece namazının hafifletilmesine izin verilmesi arasında bir sene geçtiği gibi, gece namazının başlangıcıyla neshedilişi arasında da iki sene geç­miş oldu.”

Netice olarak bu âyet, sûrenin başındaki gece kıyamı emrinin şiddetini, miktarını hafifletmiş beş vakit namaz farz kılındıktan sonra akşam ve yatsı, gece kıyamı cümlesinden kalarak teheccüddün farziyyeti, mendubluğa dönüşmüştür.[304]

Bazı Hükümler

  1. Bidâyet-i İslâm’da gecenin yarısını veya üçte birini veya üçte ikisini namazla geçirmek Hz. Peygambere ve ashabına farz idi. Bir müddet sonra bu âyetle[305] hafifletilerek gece na­mazı kılma görevi iki rekatla bile yerine getirilmiş sayıldı. Daha sonra beş vakit namazml farz kıhnmasıyle gece namazının farziyyeti bu ümmetten kal­dırılarak mendubluğa çevrildi. Bazılarına göre Kur’an-ı Kerim’de bu sure­den başka sonu başını nesh eden bir sure daha yoktur.

Ulemâ gece namazının hükmü hakkında ihtilâfa düşmüştür. Bu konu­daki belli başlı görüşleri şu şekilde özetlemek mümkündür:

a. Gece namazı Resûl-i Ekrem’e ve ümmetine hiçbir zaman farz kılın­mamıştır. Çünkü gece namazıyla ilgili âyet-i kerimede; “Gecenin birazı hâ­riç olmak üzere kalk gecenin yansı miktarınca yahut ondan birazını eksilt. Yahud (o yarının) üzerine artır”[306] buyurularak Resûl-i Ekrem, gece nama­zını kılıp kılmamak arasında muhayyer bırakılmıştır. Halbuki farz namaz­larda muhayyerlik yoktur. Bu durum gece namazlarının farz değil, mendub olduğunu gösterir. Ancak bu görüş âyet-i kerimedeki muhayyerlik, gece na­mazının kılınıp kılınmamasıyla ilgili olmayıp mikdanyle ilgili olduğu gerek­çesiyle tenkîd edilmiştir.

b. Bir koyun sağacak süre kadar bile olsa her müslüman üzerine gece namazı kılmak farzdır. Hasan el-Basrî ile İbn Şîrîn “Artık Kur’ân’dan ko­lay geleni okuyun”[307] âyet-i kerimesini delil getirerek bu görüşü benimse­mişlerdir. Ancak ulemâ bu görüşün şâz ve tatbiki gerekmeyen bir görüş olduğunda ittifak etmişlerdir. Ve gece namazının; “o bunu sizin sayamaya­cağınızı bildiği için size karşı (ruhsat tarafına) döndü”[308] âyet-i kerimesiyle nesh edildiğini söylemişlerdir.

c. Sadece Peygamber (s.a.)’e farz idi. Bu görüş İmam Mâlik (r.a.)indir. Delili, “gecenin bir kısmında da uyanıp sırf sana mahsus fazla (bir ibadet) olmak üzere onunla (Kur’ân ile) gece namazı kıl”[309] âyet-i kerimesidir. Hazret-i İmama göre: -Bu âyeti kerime de buluflan “ = sana mahsus özel bir nafile olarak” sözü bu namazın sadece Resûl-i Ekrem’e has bîr namaz olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir. Bu bakımdan bura­da Resûlullah’a yönelen her emir aynı zamanda ümmeti için de geçerlidir. Binaenaleyh “gece namazı kılmakla Resûl-i Ekrem kadar ümmeti de mükelleftir” diyerek yapılacak bir itiraza yer yoktur.- Nitekim meşhur müfessir Alûsî de Tefsir’inde aynı görüşlere yer vermiştir. Ancak şurasını unut­mamak lâzımdır ki, buradaki “nafile” sözünden maksat mükellefin yapmakla yapmamak arasında muhayyer olması anlamındaki muhayyerlik değildir. Eğer öyle olsa bu nafilenin Peygambere has özel bir nafile olmasının bir mânâsı kalmazdı. Çünkü bilindiği gibi gece namazı bu mânâda herkes için nafile bir namazdır. Buradaki nafilenin mânâsı ümmet üzerine yüklenen farzlar­dan fazla olarak Resûl-i Ekrem (s.a.) üzerine yüklenen bir farz demektir.[310]

Bu konuda Abdulvehhab Şa’rânî de şunları söylemektedir: “Onlar ayak­ları şişinceye kadar ibâdetle kâim olsalar bile yine kendilerini nafile ibâdet­lere ehil görmezlerdi. Onlar bu ibâdetlerini ancak farzlarda hâsıl olan noksanlıkların tamamlayıcısı olarak kabul ederlerdi. Çünkü hakikatte nafi­le ibâdetler farzlarını noksansız edâ edebilenler içindir.

Nitekim Allah Teâla’nın:

“Gecenin bir kısmında uykuyu bırakarak gece namazı kıl. Bu senin için ayrı bir ibâdettir”[311] mealindeki âyet-i celilesi, buna işaret etmektedir. Pey­gamber Efendimizin farz namazları kemal mertebede olduğu için Allah Te-âlâ bu âyet-i celîlede teheccüd namazının O’na mahsus olduğunu zikretmiştir. Çünkü Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz ibâdetlerini eksik yapmaktan masum­dur. Nitekim Hafız Celaleddin es-Süyûtî “el-Hasâis” adlı eserinde, ve daha başkaları bu hususu bildirmişlerdir.

Nitekim Konyalı M. Vehbi Efendi de İsra suresinin 79. âyet-i kerimesini açıklarken şunları nakletmiştir: “İbtidâ-yi İslâmda teheccüd namazı her mü’mine farz iken, beş vakit namaz farz olunca ümmet hakkında teheccüdün farziyyeti nesh edildi de nafile olarak meşrûiyyeti bakî kalmıştır.Binaena­leyh ümmetin’zühd ve takva erbabından teheccüd namazına devam edip fa­ziletini alanlar vardır. Amma Resûlullah (s.a.) hakkında farziyyeti bu âyetle sabittir ve hassa-i Nebidendir. Resûlullah için ziyâde bir şeref ve fazilettir ve salat-ı mefrûze üzerine zâid bir farz olduğu cihetle nafile ve farziyyeti Re­sûlullah’a mahsus olduğunu beyân için duyurulmuştur.”[312]

d. Gece namazı kılmak hem Peygamber (s.a.) için hem de ümmeti için mendûbtur. Ulemânın büyük çoğunluğu bu görüştedir. Bu görüş aynı zamanda İbn Abbâs, Mücâhid ve Zeyd b. Eslem’den de nakledilmiştir. Nite­kim Müslim’in Sahih’inde bulunan[313] ve ileride gelecek olan 1340 numaralı hadis-i şerif de bu görüşe delil olarak alınmıştır.

İşaret edilen bu hadisten âyetin âyetle neshinin caiz olduğu da anlaşıl­maktadır. Ancak yukarıda da izah ettiğimiz gibi her ne kadar ulemânın bir kısmı; “gece namazının tamamen nesh edilmesi beş vakit namazın farz kı-lınmasıyle gerçekleşmiştir” diyorlarsa da, bu görüş MenheI sahibi es-Subkî tarafından tenkîd edilmiştir. Bilindiği gibi bir hükmün diğer bir hükmü nesh edebilmesi için her iki hükmün birbirine zıt olması ve ikisinin bir arada uy­gulanma imkânının bulunmaması gerekmektedir. Meseleye bu açıdan bakınca beş vakit namazın farz olması, gece namazının farziyyetinin neshini gerek­tirmeyeceği anlaşılır. Çünkü her ikisinin farz olarak yürürlükte kalması müm­kündür. İşte Menhel sahibi bu görüşten hareket ederek “gece namazının farziyyetinin neshedilmesinin beş vakit namazın farz kılınmasıyla değil, da­ha önce geçen “bir gün ve gecede beş vakit namazdan başka farz namaz yoktur” mealindeki 391 numaralı hadisle gerçekleştiği hükmüne varmıştır.[314]

  1. …İbn Abbâs (r.a.)’dan; demiştir ki:

Müzzemmil sûresi’nin ilk âyetleri nazil olunca (Hz. Peygamber ve ashabı) yaklaşık olarak Ramazan ayı(ndaki gecelerde) durdukları kadar namazda dururlardı(Bu durum Müzzemmil Suresinin) son âye­ti ininceye kadar devam etti.

(Bu Sûrenin) iik âyetlerinin nüzulü) ile son âyeti(nin nüzulü) ara­sında (geçen süre) bir sene oldu.[315]

Açıklama

“Müzzemmil suresinin ilk âyetler”inden maksat “Ey (esvabına) bürünen (habibim) gece(nin) birazı hâriç olmak üzere kalk;(gecenin) yansı mikdannca yahut ondan birazını eksilt”[316] âyetleridir.

Son âyeti ise, “Şüphe yok ki Rabbin senin gecenin üçte ikisinden biraz eksik, yarısı, üçte biri kadar ayakta durmakta olduğunu ve senin maiyetin­de bulunanlardan bir zümrenin de (böyle yaptığını) elbet biliyor” diye baş­layıp “Artık Kur’ân’dan kolay geleni okuyun” (Müzzemmii 20) mealindeki cümlenin sonuna kadar devam eden âyet-i kerime nüzulü arasında geçen za­man içerisinde Hz. Peygamber ve ashabı geceleri kalkıp Ramazan gecelerin­de kılınan gece namazları kadar namaz kılarlarmış. Bu süre bir sene devam etmiştir. Nitekim Müslim ve Nesâî’nin Hz. Âişe’den rivayet ettikleri şu hadis-i şerîf de bu gerçeği te’yîd etmektedir: “İşte Allah azze ve celle bu sûrenin başında gece namazını farz kıldı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.) ile ashabı bir sene gece namazına kalktılar.”[317]

Mâverdî’den gelen bir rivayete göre de Peygamber (s.a.) ve ashabı onaltı ay gece namazlarına bu şekilde devam etti. Ancak on altı ay sonra “Artık Kur’ân’dan kolay geleni okuyun” (Müzzemmil 20) mealindeki âyet-i kerime nazil olunca bu mükellefiyyet en az hadde indirilmiştir. Başka bir ifâde ile Müzzemmii Sûresinin ilk âyetinin nüzulü ile son âyetinin nüzulü arasında on altı ay geçmiştir.[318] Bütün bu rivayetlerle birlikte gece namazının tamamen nesh edilmesinin beş vakit namazın farz kılınmasından sonra olduğu dikka­te alınırsa, neshin Mekke’de gerçekleştiği anlaşılır. Çünkü namazın farz kı­lındığı İsrâ hâdisesinin hicretten bir seneden daha fazla bir zaman önce vuku’a geldiği bilinen bir gerçektir. Fakat gece namazmın hafifletilmesini emreden Müzzemmil Sûresinin 20.âyetinde Medine’de meşru kılındığı kesinlikle bili­nen cihâd ve zekât hükümleriyle ilgili cümleler bulunmaktadır. îşte bu du­rumu gözönünde bulunduran” Muhammed b. Nasr el-Mervezî bu âyetin kesinlikle Medine’de nazil olduğunu söylemiştir ki bu görüş, konumuzu teş­kil eden, hadisdeki “Bu sûrenin ilk âyetleri ile son âyetinin nüzulü arasında geçen süre bir sene oldu” ifâdesine ters düşmektedir. Ancak Hafız İbn Ha-cer el-Askalânî Fethu’l-Bâri’de Mervezî’ye ait bu görüşü ele alarak yanlışlı­ğını şöyle ifâde etmiştir: “Şurasını iyi bilmek lâzımdır. Bu âyet-i kerimede geçen cihâdla ilgili cümleler o anda cihâdın farz kılındığını ifâde eden cüm­leler değildir. Bilakis bu cümleler, “bir takımı da Allah yolunda çarpışacaklardır” şeklinde cihâdın ileride meşru kılınacağına delâlet eden istikbâl sîgasıyla gehristir. Bu da gösteriyor ki Allah Teâlâ ileride yapılacak cihâdlan ilm-i ezısiyle bildiği için daha mü’minlerin başlarına sıkıntı gel­meden evvel gece namazı mükellefi yy etini bunlardan hafifletmiştir.” Kıy­metli müfessirlerimizden Elmalılı Hamdi ise, bu âyetle ilgili olarak şunları söylermV”ıı:”Bütün bunları miilahâzadan sonra şu kanaat hâsıl oluyor ki: Bu âyetin hepsi değilse bile, en az bir-iki cümlesi Medenî olmak gerekir.”[319] Ni­tekim İbn Cerîr et-Taberî’nin tefsirindeki Müzzemrnil Sûresinin ilk âyetleriy-le son âyetlerinin nüzulü arasında geçen sürenin on sene olduğuna dâir rivayet de Hamdi Yazır merhumun görüşünü desteklemektedir. Bununla birlikte bu konuda gelen hadîsler incelendiği .aman bu sürenin bir sene olduğuna delâ­let eden hadîslerin hem daha tok, hem de daha kuvvetli olduğu görülür.[320]

Bazı Hükümler

  1. Gece namazının farzıyyetı nesh edilmiştir.
  2. Ashab-ı kiram ramazan gecelerinin yarısı, üçte bi­ri, üçte ikisi gjoı büyük bir kısuını namazla geçirirlerdi.
  3. Ramazan gecelerinin ihyası, .nendub olan teheccüd namazından da­ha uzun olmalıdır.[321]
  4. Gece (Namaza) Kalkmak
  5. …Ebû Hureyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.)’ın şöyle buyur­duğu rivayet edilmiştir:

“Sizden biriniz uyuduğu vakit şeytan, onun ense köküne üç dü­ğüm vurur; her düğümün bulunduğu yere; “Haydi uyu, gecen uzun ola!” (diyerek) vurur. Eğer o kimse uykudan uyandığı vakit Allah’ı zikrederse bir düğüm çözülür. Abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Namaz kılacak olursa bir düğüm daha çözülür ve gönlü rahat olarak sabahlar. Yoksa pis ve tenbel olarak sabahlar.”[322]

Açıklama

“Şeytan’ın düğüm vurması”yfa ne kast edildiği meselesi ulemâ arasında ihtilaflıdır.Bazılarına göre bu söz hakikî manâsında kullanılmıştır. “Sizden biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense kö­küne gerçek manada iple düğüm atar” demektir. Nitekim İbn Mâce’nin rivayetinde bu hadîs: “şeytan geceleyin birinizin ense köküne, üzerinde üç düğüm bulunan iple düğüm vurur” şeklinde gelmiştir ki oradaki “iple”‘ke­limesi bu düğümün hakikî manada kullanıldığını gösteren bir karîne-i muayyinedir. Ahmed b. Hanbel’in ve İbn Hibbân’ın rivayetlerinde de bu düğüm vurmak kelimesi iple birlikte kullanılmıştır. Bilindiği gibi kadınlar genellikle ipleriyle düğüm vurmak ve üzerine birşeyler okumak suretiyle sihir yapar­lar. İşte şeytan da uyuyan kimseye kendine mahsus iplerle düğüm atmak su­retiyle onu büyüler ve te’sir altına alır.

Bazılarına göre ise şeytanın düğüm vurması mecazdır. Bunlar şeytanın uyuyan kimseyi zikirden ve namazdan alıkoymak gibi işlerini, bir sihirba­zın, büyülediği kimseye karşı yaptığı işlere benzetmişler ve “düğüm vurmak” kelimesinin bu manada kullanıldığını söylemişlerdir.

Bir takımları ise “düğüm”den murad, kalbin karar verip niyet etmesi­dir. Böyle olan kimse sanki şeytan kendisine vesvese vererek üzerinde uzun bir gece olduğuna inandırmış gibi gece namazını te’hîr etmeye kararlıdır, en-Nihâye sahibi Îbnu’l-Esîr’e göre ise bu kelimeden maksat Şeytanın insana uykuyu ağır bastırması ve uykusunu uzatmasıdır. Bu şekilde, sanki önüne bir set çekmiş ve üzerinde üç düğüm vurmuş gibi olur. Bu konuda sayın Ah­med Davudoğlu Müslim Şerhi’nde şunları naklediyor:

“İbn Battal diyor ki: Resûlullah (s.a.) düğümün mânâsını “uzun bir ge­ceyi iltizam et” demekle tefsir etmişdir. Her halde bu sözü şeytan, bir kimse uyanmak istediği zaman söyler. Ben bu hadîsi tefsir eden zevattan birinin; “üç düğümden m ura d yiyip içmek ve uyumaktır” dediğini gördüm. Görül­müyor mu ki “çok yeyip içen çok uyur.” Bazıları bu kavlî ihtimalden uzak görmüşlerdir. Çünkü hadiste düğüm vurma işinin uyuduktan sonra yapıldı­ğı bildirilmektedir.

“Bir takımlarına göre bu söz istiaredir. İnsanların akitlerinden alınmış­tır. Bundan murad akdin kendisi değildir. Ancak insanlar yaptıkları akitlerle başkasının tasarrufunu men’ettikleri gibi, şeytanın misâli de böyledir. O da uyuyan kimseyi sevdiği zikrullahdan men eder.

“Şeytandan murad cins de olabilir. İblis de. Yalnız bu tefsire Aynî iti­raz etmiş ve “geceleyin uyuyanlar çoktur. İblîs onların her birine yetişemez. Meğer ilk bendegânına emrettiği için o iş ona nisbet olsun… bir de şeytanla­rın azgınları ramazanda bukağılanırlar. Bunların en büyüğü İblistir” demiş­tir.”

“Haydi gecen uzun ola!… diye vurur” cümlesindeki vuruştan maksad, elle vurmaktır. Bu cümle onun yaptığı işi te’kîd için zikredilmiştir. Bazıları: “Buradaki vuruştan murad, uykusunu getirmektir” demişlerdir.

Müslim’in burada: “Allah’ı zikrederse bir düğüm çözülür, abdest alır­sa iki düğüm çözülür, namaz kılarsa bütün düğümler çözülür” şeklindeki rivayeti bu babdaki muhtelif rivayetlerin sahih olduğuna delildir. Filhakika hadisin bazı rivayetlerinde “Namaz kılarsa bütün düğümler çözülür” ibare­sinin yerine; “Namaz kılarsa bir düğüm çözülür” denilmiştir. O rivayetler­de sair düğümler hakkında dahi “bir düğüm çözülür” tâbiri kullanılmıştır.

“Bunların hepsi sahih ise de üçüncü düğüm hakkında cemi’ sîgası ile vârid olan “Bütün düğümler çözülür” rivayeti diğerlerinden evlâdır.

“Namaz kılan kimsenin sevinerek sabahlaması Allah Teâlâ’nın, kendi­sini ibâdete muvaffak kıldığındandır. Gönül rahatlığı ise, Allah Teâlâ’nın, kendisine bereket ihsan eylediği ve kendisinden şeytanın düğümleri ırak ol­duğu içindir. Namaz kılmayanın, nefsi pis olarak sabahlaması ya âdet edin­diği namazı bıraktığından yahut niyet ettiği hayrı yapamadığındandır.

“Kirmanı (v. 786/1384) şöyle diyor: “Malumun olsun ki hadisin sonun­daki; “aksi takdirde nefsi pis ve tenbel olarak sabahlar” cümlesinin muktezası, bu üç şeyi yani zikri, abdesti ve namazı bir araya getirmeyen kimse nefsi pis ve tenbel olarak sabahlayanlar zümresine dahildir, demektir. İsterse bâ­zısını yapmış olsun!” Bu te’vîle göre cümle şöyle takdir olunur: “Eğer Al­lah’ı zikretmez, abdest almaz, namaz da kılmazsa, nefsi pis ve tenbel olarak sabahlar.”

“Gerçi Ebû Bekr ile Ebû Hureyre (r.anhumâ)’nın vitr namazını gece­nin evvelinde kılarak, bir daha namaza kalkmadıkları rivayet olunmuştur.

Fakat onlar bu hadisteki tenbeller zümresinden sayılamazlar, zira hadisteki tenbelden murad, hiç gece namazı kılmadan uyuyan ve kalkmaya da niyeti olmayan kimselerdir. Gecenin evvelinde vitir namazını kıldıktan sonra âhi­rinde kılmak niyeti ile yatanlar, bunlara dahil değildir.Buna delil “et-Tavdîh” sahibinin gösterdiği şu hadistir:

“Gece namazı kılmayı âdet edinen hiç bir kimse yoktur ki, uyku galebe çalarak, o namazı kılamadığı vakit kendisine namazı kılmış gibi ecir yazıl­masın. Onun uykusu da namaz sayılır.” Bu hadisi İbnu’t-Tîn rivayet etmiş­tir, tbn Hibban’ın “SahilT’inde dahi bir benzeri vardır.

Hadîs-i şerifte, şeytanın düğümlerinin üç ile sınırlandırılmış olması, yâ te’kîd içindir, yahut düğümler ancak bu üç şeyle yâni zikir, abdest ve na­mazla çözüldüğündendir.

“Bu hadîs: “Hiç biriniz benim nefsim habistir demesin!’1 hadisine mu­halif sayılmaz. Çünkü o hadiste insanın bu sözü kendisi için söylemesi ya­sak edilmiştir. Bu hadisde ise, başkasının sıfatı haber verilmektedir.”[323]

Bazı Hükümler

  1. Sabah uykudan uyanınca zikirde bulunmak abdest alıp namaz kılmak teşvik edilmiştir.Burada zikirden murad, belli bir zikir olmayıp kalbî veya lisanı zikrin bütün nevilerine şâmil­dir. Bu konuda mevcûd dua kitablannda bulunan me’sûr dualardan biri de okunabilir. Ancak bu zikirlerin en büyüğü ve faziletlisi muhakkak ki Kur’an-ı Kerîm okumaktır.
  2. Geceleyin uyandıktan sonra abdest alıp az da olsa namaz kılmanın fazileti büyüktür.
  3. Zikir abdest ve namaz şeytanı insandan uzaklaştırır. Fakat cünüb olan bir kimseden sadece abdest almak şeytanın uzaklaşması için yeterli değildir. İleride inşaallah Edeb bölümünde bu konu üzerinde yeterince durulacaktır.[324]
  4. …Aişe (r.anha)’dan; buyurdu ki:

Gece namazını terk etme.Çünkü Resulullah (s.a.) onu terk etmezdi.Hasta veya yorgun olduğu zaman oturarak kılardı.[325]

Açıklama

Bu hadis-i şerif Resul-i Ekrem (s.a.)’in yorgun ve rahatsız olduğu günlerde bile gece namazını ter etmediği açıkça ifade edilmektedir.Her ne kadar oturarak kılınan nafile namazın fazilet ve ecri, ayakta kılınan, nafile namazın fazilet ve ecrinin yarısı kadar ise de namaz bölümünün 69.babında açıklandığı gibi, bir rahatsızlıktan dolayı oturarak kılınan namazın ecri, ayakta kılınan namazın ecrine denktir.Bununla beraber Resul-i Ekrem (s.a.) için özürsüz bile olsa oturarak kıldığı nafile namazın sevabı ayakta kılınan namazın sevabına eşittir.[326] Bu durum onun hasaisindendir.Nitekim bu konuda Nimet-i İslam’da şöyle denilmektedir:”Nafile namazı kıyama güç yeter iken oturarak kılmak kerahetsiz olarak caizdir.Bu nafile isterse müekked olan sünnet namazlardan olsun.Ne var ki özürsüz olarak kılınana yarı ecir (sevap) vardır.Çünkü hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:”Kim namazı ayakta kılarsa bu efdaldir.kim de oturarak kılarsa onun için de ayakta kılmanın yarı ecri vardır.”

Bu hadisin hükmünden Efendimiz (s.a.)’in kendileri ve özründen dolayı oturarak kılanlar müstesnadır.Ancak farz namazlarda ayakta durmak bir rükün olduğundan özürsüz olarak terki caiz olmadığı cihetle özürsüz olarak ayağa kalkmadan kılınan farz namazların caiz olmadığında ittifak vardır.[327]

Bazı Hükümler

  1. Ufak tefek yorgunlukları bahane ederek gece namazı terk edilmemelidir.
  2. Nafile namazları oturarak kılmak caizdir.[328]
  3. …Ebû Hüreyre (r.a.)’den; dedi ki: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan ve karısını da (na­maz kılması için) uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su ser­pen kimseye Allah rahmetini ihsan etsin. Gece kalkıp namaz kılan ve kocasını da (namaz kılması için) uyandıran, kalkmak istemediği za­man yüzüne su serpen kadına Allah rahmetini ihsan etsin.”[329]

Açıklama

“Rahimellâhu” cümlesinin,

  1. Haber cümlesi olması mümkündür. O takdirde bu cümleyi “Allah (o kimseye) rahmet edecektir” şeklinde tercüme etmek gerekir.
  2. “İhbar” şeklinde gelmiş “inşâ” cümlesi olması mümkündür. Biz ter­cümemizde bu ikinci ihtimali tercih ettik.

“Gece kalkıp namaz kılan ve karısını da uyandıran” cümlesindeki “ve” harfi, mutlak cem’ içindir. İşlerin sırayla yapılması anlamına gelen “tertib” için değildir. Bu bakımdan gece namaz kılan kişinin önce namaz kılıp on­dan sonra eşini namaza kaldırması söz konusu değildir. Bu konuda biraz na­maz kıldıktan sonra eşini kaldırmakla önce eşini kaldırıp sonra namaz kılmak arasında bir fark yoktur. Mühim olan kendisi namaz kılmakla birlikte eşi-ni de namaza kaldırmaktır. Burada namaz kılmanın önce zikr edilmiş olma­sı, mutlak surette insanın eşini namaza kaldırmadan önce kendisinin kılması lâzım geldiği, aksi takdirde hadis-i şerifte va’d edilen ecr ve sevaba erişeme­yeceğini ifâde etmek için değil, sadece insanın başkasına yapacağı va’z ve nasihati önce kendi nefsinde uygulaması lâzım geldiği gerçeğini ifâde etmek içindir. Bu konuda idaresi altında bulunan diğer ev halkı da eşi durumunda­dır. Hadis-i şerifte onları da geceleyin namaza kaldırmakla aynı sevaba eri­şileceğine işaret edilmiş ve onları kaldırmaya da tavsiye bulunmaktadır. Şurasını da unutmamak lâzımdır ki: Bütün dinî irşâdlarda esas olan karşı­dakini hikmetle ve güzel sözlerle ikna etmek ve Allah’ın emrine yöneltmek olduğuna göre, gece namazlarına kaldırma hususunda da aynı esaslardan ha­reket etmek ve dolayısıyla gündüzleri ona gece namazının faziletini ve ehem­miyetini en güzel, en müessir ve kalıcı bir biçimde telkin edip onu iyice ikna etmek lâzımdır. Bir kimse Önce bu görevi yerine getirdikten sonra geceleyin uyumakta olan eşini namaza çağırabilir. Bu mesele Kur’an-i Kerîmde şu şe­kilde ifâde edilmiştir: “İnsanları Rabbînin yoluna hikmetle (sağlam delillerle) güzel öğütle davet et. Onlarla mücâdeleni en güzel (yol) hangisi ise, onunla yap.”[330]

İşte bu meseleler davet ve irşadın herkesçe bilinen meşhur esasları oldu­ğu için hadîste ayrıca tekrara lüzum görülmemiştir. Ancak insan bütün bu telkinlerden sonra gece namazına kalkmak için can attığı halde bir türlü uy­kunun tesirinden kendisini kurtaramayan eşinin, uykudan kalkmadığını gö­rünce yüzüne su serperek namaza kalkmasına yardımcı olabilir. Hadîs-i şerifte “yüzüne su serpen” ifadesiyle bu noktaya işaret edilmiştir. Çünkü yüze su serpmek uykunun giderilmesi için çok te’sirlidir.[331]

Bazı Hükümler

  1. Ölüler için olduğu gibi diriler için de “Allah rahmet eylesin*’ şeklinde dua etmek caizdir.
  2. Gece namazına kalkmak müstehabtır.
  3. İnsanın gece namaza kalkınca ev halkını da kaldırması tavsiye edil­miştir.
  4. Uyuyan bir kimseyi nafile kılması için uykudan uyandırmak caizdir.
  5. Tembellik veya uyku te’siriyle hayırdan uzak kalan bir kimseyi raha­tını kaçırıcı bir usulle de olsa içinde bulunduğu rahâvetten kurtarıp onu hayra iletmek hayrda yardımlaşmaktan sayılır.[332]
  6. …Ebû Saîd ve Ebû Hureyre (r.anhumâ)’dan; dediler ki: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

Bir adam gecenin bir kısmında karısını uyandırır, sonra her iki­si de iki rekat namaz kılarsa -yahut (o adam tek başına) kılarsa-(erkek) Allah’ı zikr eden erkekler zümresine (Kadın da) Allah’ı zik­reden kadınlar zümresine kay d edilir.[333]

Râvi tbn Kesir bu hadisi(n senedini Hz- Peygamber’e) ulaştırma­dı ve Ebû Hureyre’den hiç bahsetmedi. Bu hadisi (sanki) Ebû Saîd’in sözü (imiş gibi) nakletti.

Ebû Dâvûd dedi ki; Bu hadisi tbn Mehdi Süfyan ‘dan nakletti ve; “Öyle zannediyorum ki (Süfyan bu hadisin senedinde) Ebû Hüreyre’yi de zikretti, dedi. Ebû Dâvûd dedi ki: Süfyan ‘in bu hadisi mevkuftur.[334]

Açıklama

“Bir adam gecenin bir kısmında karısını uyandırırsa” buyurulmasından; “burada vâdedilen mükâfatın sadece “karısını geceleyin namaza kaldıran erkeklere ait olduğu, eşini gece namaza kal­dıran kadınların bu vâde dâhil olmadıkları” gibi bir mana anlaşılabilirse de, aslında bu vadin, geceleyin namaz kılmak için eşini namaza kaldıran kadın­lar için de geçerli olduğu bir önceki hadîste açıkça ifâde edilmiş bulunmak­tadır. Ancak, genellikle geceleri ilk defa uyanıp eşini de uyandıran erkekler olduğu için genel durum nazar-ı itibara alınarak sadece erkeklerden bahse­dilmekle yetinilmiştir. Maksat ev halkından birinin gece namaza kalkıp kim olursa olsun, diğer ev halkını veya akrabasını namaza kaldırmasıdır. Neti­cede kalkanlar veya kaldıranlar kadın iseler, Allah’ı çok zikreden kadınlar zümresine, erkek iseler Allah’ı çok zikr eden erkekler zümresine kayd edile­ceklerdir. Hadîs-i şerîf bunu müjdelemektedir. Bu müjdeye erişebilmek için gece kılınacak olan namazın belli bir miktarı yoktur. Sadece iki rekat namaz kılmak bile bu müjdeye erişebilmek için yeterlidir. Ayrıca bu namazın farz veya nafile olması arasında bir fark yoktur. Bu hadis-i şerifte “Şüphesiz ki, (teşbih ile tahmîd ile, tehlîl ile tekbir ile Kur’ân tilâveti ile ilim tahsili ile) Allah’ı çok zikreden erkeklerle, (Allah’ı) çok zikreden kadınlar, (işte) bun­lar için Allah mağfiret ve mükâfatlar hazırlamıştır.”[335] âyet-i kerimesine bir işaret vardır.

Zikrin çokluğu şahıstan şahsa değişir.

Bu hadis, üç isnad ile, rivayet olunmuştur:

a. tbn K.esîr, Süfyan’dan Ebû Said’in sözü olarak nakletmiştir.

b. Muhammed b. Hatem, Abdullah b. Mûsâ, Şeybân ve A’meş vasıtasıyla Ebû Hüreyre’ye ve Ebû Said’e erişir. Ve bunların her ikisi de ayrı ayrı Hz. Peygamber’e eriştirirler. Beyhakî es-Sünen Kübrâsı’nda; “İşba b. Câ’-fer er-Razi de bu hadisi merfû olarak Süfyan’dan nakletti” demektedir.

c. İbn Mehdî de Süfyan’dan Ebû Saîd’in ve Ebû Hüreyre’nin sözü ola­rak, yani mevkuf olarak nakleder. Ancak bu mevzudaki mevkuf hadisler hükmen merfû’ hadis durumundadırlar. Çünkü âhiret alemiyle ilgili bir mü­kâfat konusunda hiçbir sahâbî kendi kafasından bir söz söyleyemez ve bir fikir beyân edemez. Şayet bu konuda herhangi bir sahabî fikir beyân etmiş­se bunu mutlaka Cenab-i Peygamber’den duymuştur. Bu bakımdan bu ko­nuda rivayet edilen mevkuf hadisler (sahâbî sözleri), hükmen merfu hadisten sayılmıştır.[336]

Bazı Hükümler

  1. Gece namazının sevabı yüktür.
  2. Hayırda yardımlaşmak lazımdır.
  3. Allah kendisini çok zikr edenler için büyük mükâfatlar hazırlamıştır.[337]

Namazda Uyuklama[338]

  1. …Peygamber (s.a.)’in zevcesi Hz. Âişe’den; (Peygamber -s.a.-) şöyle buyurmuş:

“Biriniz namazda iken uyuklayacak olursa kendisinden uyku gidinceye kadar (yatıp) uyusun. Çünkü uyuklayarak namaz kıldığı za­man istiğfar edeyim derken kendisine sövmesinden korkulur.”[339]

Açıklama

= uyuklama kelimesiyle eğer hafif uyku kast edilmişse, “yatıp uyusun” emri istihbâb (müstehab olma) ifâde eder. Bu bakımdan kendisine hafif bir uyku arız olan kimsenin bu uyku­yu dağıtıncaya kadar yatıp uyuması müstehab, bu halde iken emre uymayarak namaza devam etmesi ise mekruh olur. Şayet “nuâs” kelimesinden maksat ağır uyku ise, kendisine namaz kılarken ağır bir uyku arız olan kimsenin bu uykuyu dağıtıncaya kadar yatıp uyuması farz, bu halde iken namaza devam etmesi ise haramdır. Hadisin sonunda gelen; “çünkü uyuklayarak namaz kıl­dığı zaman istiğfar edeyim derken kendine sövebilir” anlamındaki açıklayı­cı cümle, bu kelimeden “ağır uyku” kast edildiğine delâlet eder.

Bu hadis-i şerifle Müslim’in rivayet ettiği şu hadis-i şerif arasında bir çelişki yoktur: “İbn Abbâs dedi ki: Bir gece Teyzem Meymune bint el-Hâris’in yanında kaldım. O’na; “Resûlullah (s.a.) kalktığı vakit beni uyandırıver” dedim. Sonra Resûlullah kalktı, ben de kalkarak sol tarafına durdum; Resûlullah (s.a.) elimden tutarak beni sağ tarafına durdurdu. Bundan sonra artık ben uyukladım mı kulağımın yumuşağını tutardı.”[340] Çünkü Hz. İbn Abbas teyzesinin evine Resûlullah’dan gece namazını öğrenmek için gelmiş­ti. Burada asıl maksat, Resûl-i Ekrem’in gece namazını nasıl kıldığını öğ­renmektir.Şâyet Resûl-i Ekrem (s.a.) Abdullah’a uykusu geldiği için uyumasını emr etmiş olsa bu gaye gerçekleşmeyecekti. Bunun için Resul Ekrem (s.a.) ona uykusu geldiği halde yatıp uyumasını emr etmemiştir. Bu bakımdan İbn Abbas’m durumu öğretim ve eğitimle ilgili özel bir durum­dur. Konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi ise, genel bir hüküm ihtiva etmektedir. Binaenaleyh özel durumlarla ilgili olan hadislerin genel hüküm ifâde eden hadislerle çelişmesi söz konusu değildir.

Öyleyse namazda iken uyku basarsa’, selâm vererek namazdan çıkılır ve yatıp uyunur. Bazıları bu hadisi gece namazına hamletmektedirler. en-Nevevî, farz ve nafile, gece ve gündüz namazlarına şâmil olduğunu söylüyor. Hafız İbn Hacer “Fethu’I-Bâri” de, hadisin özel bir sebebe dayandığını fakat lâ­fızlarının genel olduğunu ifade ettikten sonra şunları söylüyor: “Farz namazlarda da bu hadisle amel edilir. Ancak namazı geçirme tehlikesi olmamalıdır.”

Mühelleb’e göre bu hadisteki uykudan maksat, insanın dua ederken ağ­zından çıkan sözleri birbirine karıştıracak kadar ağır basan uykudur. Bun­dan daha hafif olan uykular bu hadisteki “yatıp uyusun” emrinin dışında kalır ve böylesi az uykuların abdesti bozmayacağı konusunda bütün ilim adam­ları görüş birliğine varmışlardır.

Şafiî ulemâsından Müzenî ise, uykunun azının da çoğunun da abdesti bozmadığını söylüyor. Nitekim bu görüş sahabenin ve tabiîlerin bazıların­dan da nakl edilmiştir. Ebû Ubeyde ile İshâk b. Râhuye de bu görüştedirler.

Bu konudaki mezhep imamlarının görüşlerini “uyuklamadan dolayı abdest almak” anlamına gelen namaz bölümündeki 80 numaralı babda nakl ettiğimizden burada tekrara lüzum görmüyoruz.

“Kişinin kendisine sövmesi” tâbirinden maksad, kişinin kendi aleyhine dua etmesidir. Nitekim Nesaî’nin Eyyûb vasıtasıyla Hişâm’dan nakl ettiği biri hadis-i şerifte bu cümlenin mânâsım = Ey Allah’ım affet” diyecek yerde “= Ey Allah’ım zelîl ve hakîr kıl der” şeklin­de açıklamıştır. İleride gelecek olan 1532 numaralı hadiste görüleceği gibi insanın kendi aleyhine dua etmesi yasaklanmıştır.

Burada “insan uykudaki fiillerinden sorumlu değildir” diye bir itiraza yer yoktur. Çünkü uyumakta olan kimseden affedilen, uykuda iken işlediği fiillerin günahıdır. Oysa uyku hâlinde dua eden kimsenin durumu bundan tamamen farklıdır. Çünkü uyuklarken yapılan bir duâ, icabet saatine tesa­düf ettiği için o anda kabul edilebilir. Neticede sahibine telâfisi imkânsız bü­yük zararlara sebeb olur. İşte bu korkudan dolayı Resûl-i Ekrem Efendimiz uyku hâlinde namaz kılmayı ve dua etmeyi yasaklamıştır.[341]

Bazı Hükümler

  1. Farz veya nafile namazları kılarken ister gündüz, ister gece, uyku basacak olursa bu uykuyu dağıtmcaya kadar yatıp uyumak müstehabtır. Ancak farz namazlar için bu durum namaz vaktinin çıkmaması şartına bağlıdır. Ancak İmam Mâlik’e göre na­maz kılarken uykusu gelen kimselerle ilgili bu emir gece namaz kılanlara ait­tir. Çünkü insanı uyku genellikle gece basar.
  2. İbadette huşu, huzu’, ilâhî duygularla dolup taşmak mühim bir esas olarak teşvik edilmiştir.
  3. Kendisine uyku galebe eden kimsenin o haliyle uykuya devam etmesi mekruhtur.
  4. Her zaman ve her yerde ihtiyatla hareket etmek gerekir.
  5. İnsanın kendi aleyhinde duâ etmesi yasaklanmıştır.[342]
  6. …Ebû Hüreyre(r.a.)’den; demiştir ki: Resûlullah (s.a.) (şöy­le) buyurdu:

“Biriniz gecenin bir kısmında (namaza) kalkar da (uykusuzluk­tan namazda okuduğu) Kur’ân diline dolaşır ve ne dediğini bilmezse hemen yatsın.”[343]

Açıklama

Bu hadis-i şerif de geceleyin namaz kılmak için kalkan bir kimseyi uyku tutar da namaz esnasında okuduğu Kur’ân-ı Kerim âyetleri uyku sersemliğiyle diline dolaşacak, kelimeler birbirine karı­şacak ve tecvid kurallarına riâyet etmek imkansızlaşacak olursa, Allah’ın ke­lâmını tağyir ve tebdilden korumak için bu uykuyu iyice dağıtıncaya kadar yatıp uyumak tavsiye edilmektedir. Her ne kadar hadiste uyku dağıtmak için yatıp uyumak tavsiye edilmişse de genellikle uyku yatıp uyuduktan sonra da­ğıldığı için bu tavsiye yapılmıştır. Bununla beraber 1308 numaralı hadis-i şerifte geçtiği gibi, insan yüzüne su serperek de uykusunu dağıtabilir. Fakat uykuyu dağıtmak için yatıp uyumadan başka çâre kalmadığı zaman yatıp uyumak gerekir. Bu hüküm namazda okunan Kur’ân için olduğu kadar na­maz dışında okunan Kur’ân-ı Kerim için de geçerlidir.[344]

  1. …Enes (r.a.)’dan; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) mescide girdi. (Mescidde) iki direk arasına ge­rilmiş bir ip (vardı).

“Bu ip de ne oluyor?” diye sordu.

Ey Allah’ın Resulü şu Hamne Bint Cahş (var ya? İşte o uzun müddet) namaz kılar yorulunca buna yapışır, diye cevab verildi. Bu­nun üzerine Resûlullah (s.a.):

“Dayanabildiği müddetçe kılsın, yorulduğu zaman otursun” buyurdu.

Bu hadisi Ebu Davud’a nakl eden hocası Ziyad bu hadisi şöyle nakletti:

(Hz. Peygamber)

“Bu da ne?” diye sordu.

Zeyneb’e aittir, yorulunca -yahut kalkamayacak hâle gelince-ona yapışır; diye cevab verdiler. Bunun üzerine:

“Onu çözün biriniz namazı zinde olduğu zaman kılsın, yorul­duğu veya gevşediği zaman otursun” buyurdu.[345]

Açıklama

Bu hadis-i şerifte aşırı yorgunluk hâlinde nafile namazların oturarak; zindelik ve dinçlik hallerinde ise ayakta kılınması tavsiye edilmektedir. Çünkü aşırı yorgunluk namazın özünü teşkil eden huşû’a engel olur. Her ne kadar daha önce geçen 950 numaralı hadis-i şerifte oturarak kılınan namazın ecrinin ayakta kılman namazın ecrinin yarısına eşit olduğu ifâde ediliyorsa da sözü geçen hadisin hükmünden Efendimiz (s.a.)’in kendileri ve özüründen dolayı oturarak kılanlar müstesnadır.[346] Ancak farz namazlarda kıyam, bir rükün olduğundan özürsüz olarak terki caiz değil­dir. Bu bakımdan özürsüz olarak ayağa kalkmadan kılınan farz namazların caiz olmadığında ittifak vardır.

Senedinden de anlaşıldığı gibi musannif Ebû Dâvûd bu hadisi iki ayrı hocadan almıştır.

  1. Harun b. Abbâd el-Ezdî;
  2. Ziyâd b. el-Ezdî.

Bunlardan birincisinin rivayetine göre Resûl-i Ekrem’in mescidde gerili olarak gördüğü ip, Peygamber Efendimizin baldızı Hamne’ye aittir. Bilindiği gibi Hamne, Resûl-i Ekrem’­in zevcesi ve mü’minlerin annesi Zeyneb bint Cahş (r.anhâ)’nın kız kardeşidir.

Ebû Davud’un bu hadisi aldığı diğer şeyhi Ziyâd’ın rivayetine göre ise, Resûl-i Ekrem’in mescidde gerili olarak gördüğü ip Hz. Zeyneb bint Cahş (r.anhâ) validemize aittir. Sözü geçen ipin şuna veya buna ait olması hadisin ruhuna ve ihtiva ettiği hükme te’sir etmez. Sadece isim üzerinde bir ihtilâf olarak kalır. Esasen bu iki şeyhin rivâyetlerindeki farkın bir hâdisenin iki ayrı şekilde anlatılmasından kaynaklanan bir ihtilâf olmayıp birinin Hz. Zeyneb’le diğerinin de kız kardeşi Hamne ile ilgili iki ayrı hâdise olduğu dolayısıyla bu iki rivayet arasında bir ihtilafın bulunmadığı da düşünülebilir. Nitekim Buhârî sarihi Aynî de aynı görüştedir.

‘Yorulduğu -veya gevşediği- zaman” sözü, hadisin râvisine ait bir şüp­heyi ifâde eder. Bu râvi fahr-i kâinat Efendimizin, “yorulduğu zaman” tâ­birini mi yoksa “gevşediği zaman” tâbirini mi kullandığını iyice hatırlayamamaktadır. Bu sebeple “veya” tâbirini kullanarak bu konudaki şüphesine dikkati çekmek istemiş ilmî ve ahlâkî bir hassasiyet göstermiştir.[347]

Bazı Hükümler

  1. İbâdetlerde ölçülü olmalı, sıhhate engel olacak şekilde kendim ibadete zorlamaktan sakınmalıdır.
  2. Nafile ibadetler için daha dinç ve kuvvetli olunduğu anlar seçilmelidir.
  3. Nafile namaz esnasında yorgunluk hissedildiği zaman, yorgunluk gi­dinceye kadar namaza oturarak devam edilmelidir.
  4. Fitne korkusu bulunmadığı zaman kadınların mescidde nafile namaz kılmalarında bir sakınca yoktur.
  5. Bir ipe tutunmak veya yaslanmak suretiyle farz namaz kılmak ule­mânın büyük çoğunluğuna göre mekruhtur.

Fakat nafile namaz esnasında ayakta uzun süre durabilmek için bîr bas­tona veya benzeri bir şeye dayanmanın mubah olduğunda ittifak vardır. Bu­nun mekruh olduğuna dair sadece İbn Sîri’n’den bir rivayet vardır.

İçlerinde İmam Mâlik’in de bulunduğu cumhûr-ı ulemâ ise, farz namaz­larda namaz esnasında özürsüz olarak herhangi bir mesnede dayanmayı ca­iz görmemektedirler. Namaz kılan kimse dayanılan nesne çekildiği zaman

yere düşecek kadar o şeye yaslanmışsa bâtıl olur. Fakat bir zaruretten veya acizlikten dolayı yaslanıyorsa bunda bir sakınca yoktur. Nitekim daha önce geçen 949 numaralı hadis-i şerifte bu mevzu, ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.[348]

  1. Hizbini (Devam Ettiği Zikrini Veya Kur’an Tilâvetini) Okuyamadan Uyuyup Kalan Kimse
  2. …Ömer b. Hattâb (r.a.) demiştir ki: Resûlullah (s.a.)’i şöyle buyururken işittim:

“Bir kimse hizbini veya onun bir kısmını okumadan uyur kalır da sonra onu sabah namazı ile Öğle namazı arasında okursa kendisine o hizbi gece okumuş gibi (sevab) yazılır.”[349]

Açıklama

Hadis-i şerif, hizbini gece okuyamayan bir kimsenin bu hizbini ertesi gün sabah namazı ile öğle namazı arasında okuduğu takdirde gece okumuş gibi sevab alacağını bildirmekte ve virdlerini gece okuyamayan kimseleri gündüz okumaya teşvik etmektedir. Nitekim gece hizbi­ni okuyamayanların onu gündüz okudukları takdirde gece okumuş gibi sevab kazanacağı hususunda Kaadî İyaz şunları söylemiştir: “Bu, Allah (azze ve celle) tarafından ihsan buyurulan bir fazilettir ve gece nafilesinin efdal oldu­ğuna delâlet eder. Çünkü bu fazilet yalnız uykunun galebe çalmasına karşı ihsan buyrulmuştur.”

Bu hadis-i şerifin “Muvatta”daki metni şu manaya gelen lâfızlarla ri­vayet edilmiştir: “Hiç bir kimse yoktur ki, geceleyin uykusu galebe çalarak terk ettiği bir gece namazı bulunsun da, o kimseye o namazın ecri yazılma­sın. O kimse için uykusu bir sadakadır.”[350] Bu hadis tafdîl hususunda da­ha sarihtir. Çünkü kulun hem namazdan alıkonduğuna hem de kendisine sevab yazıldığına delâlet etmektedir. Zira ecrinden birşey noksan edilecek olsa, uykusu sadaka değil, bilâkis mâni sayılırdı.

Bu hadis hakkında Dârekutnî tenkîdde bulunmuş ve onu İbnu’l-Mübârek ile başkalarının, Hz. Ömer’den mevkuf olarak rivayet ettiklerini, binaena­leyh hadisin muallel olduğunu iddia etmişse de, bu iddia yerinde değildir. Hadis hem metin hem de sened bakımından sahihtir. Gerçi Hz. Ömer’den mevkuf olarak rivayet edildiği doğrudur. Fakat ulemâdan birçok kimse onu merfu olarak da rivayet etmiştir. Kitabımızın başından buraya kadar müte­addit yerlerde gördük ki, böyle hem mevkuf hem de merfû olarak rivayet edilen hadisler, merfû hükmündedirler. Çünkü mevsuk bir râvinin ziyâdesi makbuldür.[351]

Bazı Hükümler

  1. Her gece bir naile namaza veya zikre veya Kur an tilavetine aralıksız devam etmenin sevabı çok büyüktür.
  2. Her gece devamlı olarak okunan hizibler ve yapılan nafile ibâdetler uyku gibi meşru mazeretler sebebiyle yapılamadığı zaman ertesi günün sa­bah namazı ile öğle vakti arasında kaza edilmesi müstehabtır. Ancak bu me­sele mezhep imamları arasında ihtilaflıdır:

a. Ebû Hanife ve Ebû Yusuf (r.a.) bu hadise dayanarak, geceleyin nafile olarak kıldığı bir namazı veya revâtip sünnetlerden birini kaçıran kimse­nin onu ertesi gün kerahet saatlerinin dışında sabah namazı ile öğle namazı arasında kaza etmesinin m üste hah olduğunu söylemişlerdir.

b. Şafiî ulemâsına, Hanefilerden İmam Muhammed’e ve İmam Ahmed’den gelen bir rivâyete göre de, gündüzün kerahet vakitlerinin dışında isteni­len bir saatte edâ etmek müstehabtır. Delilleri ise şu hadis-i şeriftir: “Resûlullah (.a.a.) ağrı veya başka sebeple geceleyin gece namazını kılamazsa (onun yerine) gündüz on iki rekat namaz kılardı.”[352]

c. Mâliki ulemasına göre ise, uykunun galebe çalması gibi meşru maze­retler sebebiyle her gece yapmakta olduğu nafile ibâdeti veya devam ettiği virdi yapamayan bir kimse, bunu sabah namazından önce hatırlayacak olursa, kaza eder; yoksa bir daha kaza edemez.[353]

  1. Gece (Namaza) Kalkmaya Niyet Edip De Uyuyup Kalan Kimse
  2. …Peygamber (s.a.)’in eşi Âişe (r.anhâ) haber verdi ki: Resûlülîah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Geceleyin bir namazı olup da kendisine uyku galebe çalan hiç­bir kimse yoktur kî, o kimseye o namazın ecri

yazılmasın ve uykusu da kendisine sadaka olmasın.”[354]

Açıklama

Bu hadis-i şerifte gece namazı kılmayı alışkanlık hâline getirdiği halde uyku galebe çaldığı için gece namaza kalkamayan bir kimseye sanki o namazı kılmış gibi sevab verileceği ve o geceki uykusunun da kendisine sadaka olarak bağışlanacağı müjdelenmektedir. Mâlikî ulemasından el-Bâcî, “geceyi namaz kılarak geçiren kimsenin uyuyarak geçiren kimseye nisbetle daha üstün bir durumda olması gerektiği” görüşünden hareket ederek şunları söylemektedir: Bu hadiste geceyi namazla geçirmek niyetinde olduğu halde gece uyanamayan kimsenin bu namazın bir derecelik sevabını almasına karşılık gece uyanıp da kılmaya muvaffak olan kimsenin bu namazın on sevabını on katından 700 katına kadar kat kat alacağı kast edilmiş olabileceği gibi, gece kalkamayan kimsenin de niyetinin sevabını veya gece kalkamadığı için duymuş olduğu üzüntünün sevabım alacağı kast edil­miş olabilir.” İbn Abd el-Berr ise, bu mevzuda şunları söylemektedir: “Bu hadis-i şerifte kişinin niyeti olup da yapamadığı hayrın sevabını alacağı ifâ­de edilmektedir. Bu sevab ona Allah’ın bir lütfü olarak verilmektedir. Çün­kü onu bu sevabı işlemekten alıkoyan şey, dünyevî bir meşguliyet değildir. Bilakis.kendi elinde olmayan ve Allah’dan gelen uyku gibi meşru bir maze­rettir. Nitekim Peygamber (s.a.) de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor­lar: “Mü’minin niyeti amelinden daha hayırlıdır; tacirin niyeti amelinden daha kötüdür. Her ikisi de niyetlerine göre amel ederler.” Bu hadisin ma­nası şudur: Amelsiz niyet, niyetsiz amelden hayırlıdır. Çünkü niyetsiz amel fayda vermediği halde amelsiz olan güzel niyetler faydalıdırlar.”[355]

  1. Gecenin Hangi Saatinde Yapılan İbadet Daha Üstündür?
  2. …Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Aziz ve celîl olan Rab hini iz her gece, gecenin son üçte biri kal­dığında en aşağı semâya nüzul edip:

“Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim? Benden iste­yen bir kimse yok mu, ona (istediğini) vereyim? Benden af dileyen yok mu, onu affedeyim..” der.”[356]

Açıklama

Nüzul hadisi diye bilinen kütüb-i sittede ve onun haricindeki sahih hadis kitaplarında sayılan yirmiye kadar ulaşan bir sahabî topluluğundan rivayet edilen bu hadis-i şerif, müteşabih hadislerin en meşhurlarmdandır. Hadisin rivayetleri arasında bazı farklılıklar vardır. Ba­zılarında -üzerinde durduğumuz hadiste olduğu gibi-; “gecenin son üçte biri kaldığında iner” denilirken[357] bazılarında; “gecenin ilk üçte biri geçtiği za­man iner” denilmektedir.[358] Ayrıca, “Gecenin yarısı yahut üçte ikisi geçti­ği zaman iner”[359] “Gece yarısı yahut gecenin son üçte birinde iner” rivayetleri de vardır. Tirmizî gibi bazı muhaddislere göre bu rivayetlerin hepsi sahih olmakla beraber içlerinde en sağlamlan Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği ve konumuzu teşkil eden hadistir. Nevevî de; “Resûlullah (s.a.)’in bu vakit­lerin hepsini ayrı ayrı zamanlarda söylemiş olması mümkündür” diyerek Tir­mizî’nin görüşüne katılmıştır. Tirmizî Sünen’inde bu hadisi Ebû Hureyre’den tahrîc ettikten sonra, bu konuda Ali b. Ebî Tâlib, Ebû Said el-Hudrî, Rifâa, Cübeyr b. Mut’ım, İbn Mesûd, Ebu’d-Derdâ, Osman b. Ebi’l-Âs radıyella-hü anhumden de hadis rivayet edildiğini bildiriyor. Sarih Aynî de bunlara şu sahabileri ekliyor: Câbir b. Abdillah, Ubâde b. Sâmit, Ukbe b. Âmir, Amr b. Anbese, Ebu’l-Hattâ, Ebû Bekr es-Sıddîk, Enes b. Mâlik, Ebû Musa el-Eş’arî, Muaz b. Cebel, Ebû Sa’Iebe, Âişe, îbn Abbâs, Nuvâs b. Seman, Ümmü Nuvâs radiyellahü anhum.

Bu sahâbî râvilerin çokluğuna ve bunları ashabının da her tabakasına mensup kimselerden meydana gelmiş büyük bir cemaat olduklarına ba­kılınca, hadisin ta hicrî birinci asırda sahabe-i kiram arasında yaygın olduğu ve tevatür derecesinde bir kuvvete eriştiği anlaşılır. Sonra hadis kitaplarında tesbit edilinceye kadar tâbiûn ve etbâ-i tabiin devri hadis imamları ve şeyh­lerinden meydana gelen senedler ve rivayet yolları akıllara hayret verecek kadat çoktur. Buhârî şârihi Allame Aynî, her sahabeye erişen senetleri “Ümdetü’l-Kaari”de birer birer nakl etmiştir.[360]

Bu hadisin çeşitli rivayetlerinde Allah Teala hakkında “nüzul hübût, yed, sakin olmak, yukarı çıkmak” gibi tabirler kullanılmıştır. Nüzul ve hü­bût “aşağı inmek” manasınadır. Yed “el” demektir. Bunların hiçbirinin ha­kikati Allah Teâlâ hakkında caiz değildir. Şu halde bu tâbirler müteşabihattandır. Bazıları “buradaki nüzûldan maksat, mânevi nüzuldür” demiştir. İmam Kurtubîgibi bazı ilim adamları da “yünzilü” “indirir” mâ­nâsına müteaddi (geçişli) bir fiil olduğundan, ona bir de mefûl takdir ederek bu cümleyi “Allah (bir melek) indirir” şeklinde tamamlamışlardır. Kurtubî bu görüşüne delil olarak Nesaî’deki rivayetin “ = Sonra bir münadiye; -duâ eden yok mu?” demesini emreder.”[361] şeklinde olduğunu gösteriyor. Sözü geçen “nüzul” kelimesi Buhârî’nin bazı rivayetlerinde[362] “yetenezzelü” şeklinde zabt edilmiştir. Bu kelime türkçemizdeki “tenezzül” anlamına gelir ki, “ma­nevî nüzul” demektir. Yani Allah Teâla’nın azamet ve celâli fakîr ve hakîr kimselere ehemmiyet vermemeyi gerektirdiği halde Allah Teâla Hazretleri lütuf olarak onların hallerine rahmet buyurmaya tenezzül eder.

“Bana dua eden yok mu ona (istediğini) vereyim” buyurur. Bu söz Al­lah’ın kullarına bir latifesi ve onları ibâdete bir teşviktir. Metinde geçen “en aşağı semâ” kelimesi de bize en yakın olan halden kinayedir.

Aynî’nin beyânına göre, bu hadis üzerinde muhtelif yönlerden söz edil­miştir. Şöyle ki:

  1. Bazıları bu hadisle istidlal ederek Allah Teâlâ’ya cihet isnadına kal­kışmışlardır. Hattâ hadis ulemâsından İbn Kuteybe ile İbn Abdilberr dahi buna kaail olmuşlardır. Cumhur-u ulemâ Allah’a cihet isbatından kaçınmış­lardır. Çünkü buna kail olmak Allah’ın -hâşâ- yeri, mekânı ve haddi hudu­du olduğunu tecviz etmek demektir. Halbuki Allah Teâlâ hazretleri böyle şeylerden münezzehtir.
  2. Haricîler ile Mu’tezilîler yahut Cehm b. Safvân, İbrahim b. Salih ve Mansur b. Talha gibi mu’tezilenin ileri gelenleri bu bâbda vârid olan hadîs­leri inkâr etmişlerdir. Fakat bu yaptıkları kuru bir inaddan ibarettir. Kendi­leri Kur’ân-i Kerim’in buna benzer müteşâbih âyetlerini te’vil etmişler, hadislerdeki müteşabihleri ise ya cehalet yahut inadhk saikası ile büsbütün inkâr etmişlerdir.

Mu’tezileden İbrahim b. Salih ile hadîs ulemâsından İshak b. Rahûye arasında bu hususta münâkaşa geçtiği rivayet olunur. Bu münakaşayı îs-hak b. Râhuye şöyle anlatmıştır:

“Emir Abdullah b. Tâhir’in meclisi beni şu bid’atçi yani İbrahim b. Salih ile bir araya getirdi. Emir Allah’ın nüzulüne dair malumat istedi. Ben de bu­na dâir haberleri kendisine sayıp döktüm. Bunun üzerine İbrahim: Ben bir semâdan bir semâya inen Allah’ı inkâr ediyorum, dedi. Ben cevaben: Ben de dilediğini yapan Allah’a iman ediyorum, dedim. Neticede emir Abdul­lah, benim sözümü kabul, İbrahim’inkini de red etti.”

Aynî, İshak’ın bu sözünü aynen Fudayl b. İyad’dan aldığını söylüyor. Fudayl b. İyad: “Cehmîlerden biri:

Ben aşağı inen ve yukarı çıkan Allah’a inanmıyorum, derse ben de:

Her dilediğini yapan Allah’a iman ediyorum, cevabını veririm” demiş. Bunu İbn Hibbân’ın babası “Kitâbü’s-Sünne” adlı eserinde nakl etmiş

ve yine aynı eserde Ebû Zür’a’nın şunları söylediğini bildirmiştir:

“Bu hadisler Resülullah (s.a.)’den tevâtüren sabit olmuştur. (Allah her gece alt semâya nüzul eder). Bunu Resülullah (s.a.)’in ashabından birçokla­rı rivayet etmişlerdir. Böyle hadisler bizce sahih ve kavidirler. Resülullah (s.a.) Allah Teâlâ’nın nüzul buyurduğunu söylemiş, fakat bunun nasıl olduğunu anlatmamıştır. Binaenaleyh biz de; “Allah alt semâya iner, deriz, fakat na­sıl indiğinden bahsetmeyiz.”

Ebû Muhammed b. Ahmed el-Muzenî’nin:

Allah’ın indiğini bildiren hadîs Resülullah (s.a.)’den sahih yollarla sa­bit olmuş, Kur’an-ı Kerim’de de bunu tasdik eden şu âyet nazil olmuştur:

“Rabbim ve melekler de saff saff olarak geldikleri vakit…”[363] dediği­ni Beyhakî “Kitabu’l-Esmâ”sında rivayet etmiştir.

  1. Bazıları bu hadisleri te’vîl hususunda ifrata gitmiş, hatta bir nev’î tah­rife yaklaşmıştır. Bir takımları te’vîl hususunda tafsilat cihetine gitmiş, Arap lisanında kullanılan şekillere yakın bulunan müteşabihleri te’vîl etmiş uzak olanları te’vîlden kaçınmışlardır.
  2. Selef-i sâlihinin cumhuru ise,bu hususta en aşikâr ve salim olan yolu tutarak müteşabih âyet ve hadîsleri olduğu gibi kabul etmiş, onlara iman et­miş ve onlardaki inmek, el, yüz gibi kelimelerin yaratıklarda’, olan inmeye, ele ve yüze benzemeyen fakat mâhiyetini ancak Allah’ın bileceği bir inme, bir el ve yüz olduğunu söyleyerek icmâlî bir te’vîl yoluna gidip Allah Teâlâ’yı mahlûkatına benzetmekten, ona keyfiyet ve kemiyet isnadından kaçınmış­lardır.

Zührî, Evzaî, İbnu’I-Mübârek, Mekhûl, Süfyan es-Sevrî, Süfyanb. Uyey-ne, Leys b. Sa’d, Hammâd b. Seleme ile mezheb im anılarından Ebû Hanife, Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel hazretlerinin görüşleri de budur.

İmam-ı A’zam’a, Allah Teâla’nın alt semâya nasıl indiği sorulmuş, Hz. İmam: “Keyfiyyetsiz olarak inmiştir” cevabını vererek bu inişe inanmak ge­rektiğini, fakat mâhiyetini ve keyfiyetini bilemeyeceğimizi, çünkü bu herhangi bir mahlûkun inişine benzemeyip keyfiyyetini sadece Allah’ın bileceği bir iniş olduğunu, bu bakımdan bunun mâhiyyetini araştırmayıp Allah’a bırakma­mız lâzım geldiğini ifâde etmiştir.

İmam-ı Şafiî de; Asla iman edilir.

Fakat niçin ve nasıl diye sorulmaz “demiş, sonra da “asi” kelimesini Kitap, Sünnet, bazı sahâbinin kavli ve ümmetin icma’ıdır, diye açıklamıştır. Görülüyor ki, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Şafiî’nin bu sözleri selef ulemâsı­nın sözleri gibi te’vîl ve inkâr şa’ibesinden uzaktır.

İmam Mâlik’in nüzulü iki şekilde te’vîl ettiği rivayet ediliyor:

  1. Allah’ın emri, yahut rahmeti ve melekleri nazil olur demektir.
  2. Cenab-ı Hakk’m dua edenin duasını kabul etmesi, ona lütuf ve mer­hametle muamele etmesi demektir.

Aynı şekilde İmam Sevrî de nüzul kelimesini ve benzeri müteşâbih keli­meleri înıamı Mâlik gibi Zât-ı Bârî’ye lâyık ve aynı zamanda nasların genel çerçevesi, akla ve Arap dili gramerine uygun olarak te’vîl etmiştir.

Selefin büyüklerinden olan bu iki zâtın te’vîlleri daha sonra gelen müteahhirîn ulemâsına bazı müteşâbih âyet ve hadislerin bazı hallerde İslâm’ın genel çerçevesine, akla, Arap dili gramerine uygun ve Zât-ı Bârî’ye lâyık bir şekilde tafsilî olarak te’vîl etmişlerdir. Muteahhirîn ulemâsı bu yolu seçer­lerken hiçbir zaman selefin yolundan ayrılmayı düşünmemişlerdi. Ancak içinde bulundukları ortam ve şartlar onları buna zorlamıştır. Çünkü selef-i sâlihîn zamanında gönüller, duygular ve düşünceler temiz ve katıksız idi. Basiret ve ferasetleri yanında Hz. Peygamber’le beraberliğin verdiği bir imkânla ashab-ı kiram; bu konularda tereddütlere düşmekten oldukça uzaktı. An­cak daha sonra mücessime, müsebbibe ve cehmiyye gibi mezheplerin ortaya çıkışıyla ortam tamamen değişmiş ve nassları Zât-ı Bâri’ye uygun bir şekil­de, aklı tatmin edici ve mü’minleri zararlı akımların tesirinden koruyucu bir te’vil yoluna gitme gereği ortaya çıkmıştır.

Hatta bunlardan bazıları “eğer biz selef-i salihînin şartlan içinde bulunsaydık, asla bu gibi ihtilaflı konulara girmezdik” demişlerdir.

Bununla beraber müteahhirîn ulemâsının müdekkikleri yaptıkları te’vîlin yegâne ve en isabetli bir te’vîl olduğunu söylemekten kaçınmışlar ve; “Bu kelimelerin en doğru mânâsını Allah bilir” demişlerdir. Bu mânâyı en güzel bilen Allah olduğuna göre, en isabetli yol bu kelimelerin en doğru mânâsı­nın ne olduğunu Allah’a havale etmektir. Bu kelimelerin mânâsı üzerinde konuşan, ancak sınırlı olan bilgisi kadar konuşmuş olur. Bu açıklama ule­mânın büyük çoğunluğunun; “onun te’vilini Allah’tan başka kimse bilmez”[364] âyet-i kerimesinde niçin kelimesi üzerinde durak yap­tıklarını da açıklamaktadır. Hanefî ulemasından Buharî sarihi Aynî de nü­zul kelimesi üzerinde şunları söylemektedir:

Nüzulün intikal, i’lâm, kavi, ikbâl, teveccüh, bir hükmün ortaya çık­ması gibi manaları vardır. Madem ki nüzul kelimesi böyle çeşitli manaları olan müşterek bir kelimedir, o halde bu kelimenin Allah Teâlâ’ın kendisiyle tavsifi caiz olan bir mânâya hami edilmesi en doğru bir hareket olur.

Şüphesiz ki nüzul: Cismin yukarıdan aşağıya intikalidir. Allah Teâla ise, bundan münezzehtir. Binaenaleyh bu manada vârid olan hadisler müteşabihâttandır. Müteşabihât hususunda ulem’a ikiye ayrılmışlardır:

Birinci kısma: “Müfevvida” derler. Müfevvida: Havale edenler mana­sınadır. Bunlar müteşabih âyet ve hadislere iman eder, mânâlarını Allah Teâla’ya havale ederler. Allah Teâlâ’nın noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna da kesinkes inanırlar.

İkinci kısma ise: “Müevvile” denilir ki müevvile: te’vîl edenler demek­tir. Bu zevat müteşabihleri yerlerine göre te’vîl ve tefsir ederler. Bu kabilden olmak üzere Allah’ın alt semâya inmesini dahi “Allah’ın emri yahut melek­leri iner” şeklinde ve “bu istiaredir, mânâsı Allah dua edenlere lütuf buyu­rur da dualarını kabul eyler, demektir” gibi te’vîl etmişlerdir.[365]

Şafiî imamlarından Nevevî de bu hadis hakkında şunları söylüyor:

Bu, sıfat hadislerinden (yani mtiteşabih hadislerdendir. Bunda âlimle­rin iki mezhebi vardır: Biri selefin cumhuru ile bazı kelamcılann mezhebidir ki, onlar Allah’ın intikal, hareket vesair mahlûk alametleri olan mahlûk sı­fatlarından tenzihini itikad ederek bunun Allah Teâlâ’ya yakışacak surette hak olduğuna, hakkımızda müteâref olan zahirinin kast edilmemiş olduğu­na inanıp te’vîli hususunda söz etmezler.

İkincisi, birçok kelâmcılann ve selefden bir takım cemaatlerin mezhe­bidir: Onlara göre bu gibi lafızlar; çeşitli yerlere göre ve lâyık olacak surette te’vîl olunur. Bu esas üzerinde olanlar bu hadisi iki türlü te’vîl ettiler: Biri Mâlik b. Enes ve diğerlerinin te’vilidir ki, hadisin manası; “Allah’ın rahme­ti, emri yahut melekleri iner” demektir. Nitekim tâbi’ler hükümdarın emri­ni yerine getirdiklerinde, “sultan şöyle şöyle yaptı” denir. İkincisi bunun istiare üzere olmasıdır. Bunun da mânâsı Allah’ın dua edenlere icabet ve lütufla ikbâli ve teveccühüdür. Allah, yegâne bilendir.

Bu konuda müteahhirîn ulemasından Buhârî sarihi îbn Hacer’in şu sözlerini hatırlamakta da yarar vardır:

“Nüzul” kelimesinin mânâsı üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüş­tür. Bunlar kelimenin zahiri ve hakiki manasını kabul etmişlerdir, bunlar müteşebbihedir. Bazıları bu mevzuda vârid olan hadislerin sıhhatini inkâr etmişlerdir, bunlar Havaric ve Mü’tezile’dir. îşin garib tarafı buna benzer Kur’ân âyetlerini de te’vil etmişlerdir. Fakat bu gerçeği bildikleri halde, yap­tıkları inatlıktan başka bir şey değildir. Yahutta cehaletleri yüzünden bu ha­disleri inkâr etmişlerdir. Bazıları da Allah Teâla’yı keyfiyet ve teşbihten tenzih ederek hadisin mânâsını icmal suretiyle kabul etmişlerdir. Bunlar da sahabe ve tâbiûndan olan ekseri seleftir. Beyhakî’nin naklettiğine göre dört imam, Mâlik, Şafiî, Ahmed b. Hanbel, Ebû Hanîfe ile Süfyan İbn Uyeyne ve’es-Sevrî, Hammâd Ibn Zeyd ve tbn Seleme el-Evzaî, el-Leys ve diğer birçok imam bu görüştedir.[366]

Hadis-i şerifte Cenabı Hak “dua, istek ve istiğfar” kelimelerini bir ara­da zikretmiştir. Oysa bu kelimeler mânâ itibariyle birbirine çok yakındır. Bu yüzden bu üç kelimenin bir arada zikredilişi ulemânın dikkatini çekmiş ve bu mesele üzerinde şöyle bir açıklamada bulunmuşlardır: “İstenilen bir şey ya zararın defi yahutta menfaatin celbine ait olur. Menfaat de dinî veya dün­yevî olmak üzere ikiye ayrılır. İşte metindeki istiğfar ile zararın define, is­tek ile dünyevî menfaatin celbine, duâ ile de dinî menfaatin celbine işaret Duyurulmuştur. Burada duası kabul olmayan bir kimsenin aklına: “madem ki Allah gece kendisine dua eden bir kimsenin duasını mutlaka kabul ederdi de benim duamı niçin kabul etmedi?” diye bir soru gelebilir. Bu suale Aynî şu cevabı vermektedir: “Duanın kabul edilmemesi ya duanın şartlarından bazısına riâyet edilmediği, yahut acele edildiği yahut da duası bir günâha ve sıla-i rahmi kesmeye ait olduğu içindir.”[367]

Bazı Hükümler

  1. Gece namazının ecir ve sevabı büyüktür. Gece namazını özellikle gecenin son saatlerinde kılmak daha

faziletlidir.

  1. Gecenin son saatlerinde yapılan istiğfar ve dualar kabul olur.
  2. Gecenin son saatleri ilk saatlerinden daha mübarektir.Bu sebeple Allah Teâla kullarına bu saatte uyanık olmalarım tavsiye etmiştir.
  3. Allah Teâlâ va’dinden dönmez.[368]
  4. Peygamber (S.A.) Gece Hangi Saatlerde (Namaza) Kalkardı?
  5. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki:

Aziz ve celîl olan Allah, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemi gecenin bir bölümünde (hizbini yapmak üzere) uyandırırdı. (Resül-i Ekrem de) seher vakti girince hizbini (her gece devamlı yaptığı ibâde­tini) mutlaka bitirmiş olurdu.[369]

Açıklama

“Hizb” kelimesi bir kimsenin her gece devamlı kıldığı belli bir namaz, zikir veya Kur’ân tilâvetidir. Buradaki “hizb” ‘den maksadın Peygamber (s.a.)’in devamlı olarak kıldıkları gece namazı içe­risindeki âyetler olduğunu söyleyenler de vardır. Her ne kadar bazı nüshalarda “hizb” kelimesi “cüz” şeklinde geçiyorsa da mânâ bakımından bir fark ol­madığından neticeyi değiştirmemektedir.

“Seher vakti”nden maksat, gecenin son altıda biridir. Hadis-i şeriften Resul-i Ekrem Efendimizin seher vakti girer girmez hizbini bitirdiği anlaşıl­maktadır. Bilindiği gibi seher vakti ilâhî feyz ve bereketin dolup taştığı ve uyanık gönüllere ulaştığı, Allah’ın af ve mağfiretinin diğer zamanlara nisbetle daha ziyâde tecelli ettiği bir vakittir. Bu saatlerde istiğfar edenleri Cenab-ı Hak, Kur*an-ı Keriminde “MuttakHer seher vaktinde Rablerinden mağfiret talep eden kimselerdir”[370] diyerek övmüştür.Bu itibarla günahkâr kulların bu vakitleri ganimet bilmeleri gerekir.[371]

Bazı Hükümler

  1. Gece namazına devam etmek müstehabtır.
  2. insanın geceleyin devam edeceği bir vırd edinmesi lâzımdır.[372]
  3. …Mesrûk’dan; demiştir ki:

Âişe (r.anha)’ya, Resûlullah (s.a.)’in (gece) namazını; “Hangi saatte kılardı?” diye sordum.

(Horoz) sesini duyunca kalkar, namaz kılardı, diye cevab verdi.[373]

Açıklama

İbn Battal’in beyânına göre Hicaz bölgesinde horozlar genellikle gecenin son üçte birinde öterler. Bu vakit ise, Cenab-ı Hakk’ın Rahmet-i İlâhiyesinin inmeye başladığı ve her tarafı derin bir ses­sizliğin kapladığı bir andır. Daha önce geçen 1315 numaralı hadiste de ifade edildiği gibi bu saatte Cenab-ı Hak:

‘Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim. Benden isteyen bir kimse yok mu, ona istediğini vereyim, Benden af dileyen yok mu, onu affedeyim” buyurur. İşte bu sebeple Resûlullah (s.a.)’in gece ibadeti için bu saati seçmiş olduğu söylenebilir. Resûl-i Ekrem’in gece namazını seher vakti girerken bi­tirdiğini ifâde eden bir önceki hadis de nazar-ı itibara alınırsa, İbn Battâl’ın bu açıklamasından şu hükme varmak mümkündür: “Gece altı eşit parçaya bölünecek olursa, bunun ilk yarısını teşkil eden ilk üç parçası Resül-i Ekrem (s.a.)’in uyku saatidir. Dördüncü ve beşinci parçası ibâdet saatidir. Son altı­sından bir parçası da seher vaktidir.”

Bir önceki hadiste de beyan edildiği gibi Resül-i Ekrem Efendimiz seher vakti girerken gece hizbini ve evradını bitirmiş olurdu.Seher vaktini ise,Ramazan gecelerinin dışındaki uzun gecelerde uykuyla geçirirdi. Bu sayede sa­bah namazına dinç ve rahat olarak kalkardı.[374] Bu izah tarzı bu hadisle bir önceki hadisin arasını da uzlaştırır.[375]

Bazı Hükümler

  1. Peygamber (s.a.) gecenin en son üçte birinde kalkar gece namazı kılardı. Horozların gecenin yarısında ya­hut yarısından biraz önce veya biraz sonra öttüğünü kabul eden İbn Abbâs (r.a.) gibi ilim adamlarına göre ise, Peygamber (s.a.)’in gece namaz vakti ya gecenin son ikinci yarısıdır veya ondan biraz öncedir veya biraz sonradır.
  2. Peygamber (s.a.) bıkkınlık vereceği ve vücûdu yıpratacağı için gece­nin tümünü değil» ancak bir kısmını ibâdetle geçirirdi.[376]
  3. …Âişe (r.anhâ)dan; demiştir ki:

Seher vakti, Peygamber (s.a.)i benim yanımda ancak uyurken bulurdum.[377]

Açıklama

Bir önceki hadisin şerhinde de beyân ettiğimiz gibi Peygamber (s.a.) gecenin altı cüzünden dördüncü ve beşinci cüz’lerini ibâdetle geçirirdi. Gecenin sonundaki altıncı cüz’ünü de Ramazan geceleri­nin dışında uykuyla geçirirdi. Bilindiği gibi gecenin son altıda bir kısmına seher vakti denir. İşte bu hadis-i şerifteki “seher vakti, Peygamber Efendi­mizi uyurken bulurdu” tabiriyle “Fahr-i Kâinat Efendimiz seher vakti ge­lince uyurdu*’ denilmek isteniyor.

Ancak Ramazan geceleri ve kısa geceler bundan müstesnadır. Çünkü Ramazan gecelerinde seher vaktinde sahura kalkar, sahur yemeğinden son­ra uyumadan sabah namazına giderdi. Sahur yemeği ile sabah namazı ara­sında elli âyet okuyacak kadar zaman geçerdi.[378]

Buharı sarihi Aynî, daha önce geçen ve Müslim’in Sahih’inde de bulunan[379] Hz. Âişe’nin rivayet ettiği, “Peygamber (s.a.) sabahın iki rekat sünnetini kıldığı vakit, şayet ben uyanık bulunursam benimle konuşurdu. Aksi takdirde (istirahat için sağ tarafına) uzanırdı” anlamındaki 1263 numaralı hadîsi delil getirerek “buradaki uykudan maksat, hakiki manada uyumak değil, mecazî mânâda sabah namazının sünnetinden sonra uzanmaktır” de­miştir. Sarih Aynî’ye göre Müslim’in Sahih’inde konumuzu teşkil eden ha­disin, Resûl-i Ekrem’in sabah namazının sünnetinden sonra sağ tarafına uzanıp yattığına dâir olan bâbda zikredilmiş olması[380] buradaki uyumanın gerçek mânâda uyumak değil, mecazî mânada sabah namazının sünnetin­den sonra yana uzanmak anlamına geldiğini gösterir. Fakat 1263 numaralı hadisin ifâdesinde devamlılık yoktur. Konumuzu teşkil eden hadis ise, de­vamlılık ifâde etmektedir. Aralarında umum-husus farkı vardır. Bazılarına göre de buradaki uyumaktan maksat, Davûd (aîeyhisselam)’ın yaptığı gibi seher vaktinde gerçek mânâda uyumaktır. İleride tercümesini sunacağımız “Allah Teâlâ katında en sevimli oruç, Dâvud (aleyhisselâmın) orucudur. Yisıe Allah Teâlâ katında en sevimli namaz, (Peygamberin) namazıdır. Gecenin üçte birisinde namaz kılardı. Gecenin (son) altıda birinde yine uyurdu. Dâ­vud, bir gün iftar ederdi bir gün oruç tutardı” mealindeki 2448 numaralı hadis-i şerif de bu görüşü te’yid etmektedir.[381]

Bazı Hükümler

  1. Gece namazından sonra seher vaktinde yatıp uyumak mustehabtır.
  2. Geceyi altı bölüme ayırıp ilk üç bölümünde uyuyup dördüncü ve be­şinci bölümlerini de ibâdetle geçirmek müstehdbtır. Çünkü bu saatlerde Cenab-ı Hak kullarına nida ederek, “duâ eden yok mu, duasını kabul edeyim;

iste­yen yok mu, istediğini vereyim; günahının affını isteyen yok mu, affedeyim” buyurur.[382]

  1. …Huzeyfe (r.a.)’den; demiştir ki: Peygamber (s.a.) sıkın­tılı bir işle karşılaşınca namaz kılardı.[383]

Açıklama

Buradaki namazdan maksat, hacet namazı gibi belli bir namaz olmayıp kendisine şer’an namaz denilebilen her namazdır veya duadır. Metinde geçen “Hazebe = isabet etti” kelimesi bazı nüshalarda “hazene = üzdü” şeklindedir. Bu takdirde hadis, “Peygamber (s.a.)’i bir iş üzdüğü zaman namaza dururdu” şeklinde tercüme edilebilir. Gerçekten namaz, mûsîbet ve sıkıntıların giderilmesine en büyük vesi­ledir. Nitekim Cenab-ı Hak Kur’an-i Kerim’inde; “Ey iman edenler (taate ve belâya) sabr ile bir de namazla (hakdan) yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah(ın yardımı) sabredenlerle beraberdir”[384] buyurmuştur. Belâyı ve sıkın­tıyı yaratan Allah Teâlâ’dır; namaz ise, bütün organlarla Allah’a yönelmek ve iltica etmek olduğundan, Cenab-ı Hakk’ın halk ettiği musibeti kaldırma­sı hususunda başvurulacak çârelerin en büyüğü ve en tesirliyidir. Bu sebeple Resûl-i Ekrem (s.a.) karşılaştığı bazı mühim işlere teşebbüs hususunda isti­hare namazına baş vurduğu gibi başına gelen sıkıntılı işlerden kurtulmak için de namaza koşmak suretiyle ümmetine örnek olmuştur.[385]

Bazı Hükümler

însan bir belâ veya sıkıntılı bir işle karşılaştığı zaman hemen namaza ve Cenab-ı Hakk in hizmetine koşma­lıdır. Bu bakımdan insanın bir musibete giriftar olunca iki rekat musibet na­mazı kılması müstehabtır. Nitekim İbn Abbâs (r.a.) böyle yapardı ve; “Biz Resûl-i Ekrem hayatta iken, Allah’ın “ey iman edenler (taate ve belâya) sabr ile bir de namazla (Hak’dan) yardım isteyin”[386] emrine sarılarak böyle Yapardık” derdi. Bu gibi sıkıntılı hallerden Resûl-i Ekrem’in “Hilim sahibi ve kerem sahibi Allah’dan başka bir ilâh yoktur. Büyük Arşın Rabbi olan Allah’ı her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun”[387] diye niyazda bulunduğu Abdullah b. Ca’fer’den hasen bir isnâdla rivayet edilmiştir.[388]

  1. …Ebû Seleme’den; demiştir ki: Ben Rabî’a b. Ka’bi’l-Eslemî’yi şöyle derken işittim:

Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemle birlikte geceliyordum. Kendisine abdest suyunu ve (bu anda) ihtiyacı olan şeyleri getirdiğim­de bana:

“Benden iste!” dedi, ben de:

Cennette seninle beraber olmayı (istiyorum) dedim. “Bundan başka bir şey (istesen)?” buyurdu. Ben de:

Dileğim budur, dedim.

“Öyleyse çok secde etmek suretiyle nefsin için bana yardımcı ol,” buyurdu.[389]

Açıklama

Burada geçen “secde” kelimesiyle kast edilen hamazdır.Secdenin çokluğundan maksat, secdenin uzun olması değil, namazın ve ibâdetin çok olmasıdır. Ancak nefsin gururunu kıran ve onu islâh eden en te’sirli âmil secde olduğu için, namaz yerine secde zikr edilmiş­tir. Çünkü cennetteki yüksek makamlara erişebilmek için nefsin ıslâhı şarttır.

Bu da çok namaz kılıp, çok çok secdeye varmakla mümkündür. Nitekim “nef­sin için bana yardımcı ol” sözü, Cennette yüksek makamlara erişebilmek için nefis tezkiyesinin ve terbiyesinin ehemmiyetini en veciz bir şekilde ifâde etmekte ve “çok secde etmek suretiyle” sözü de namazın ve secdenin nefis tezkiyesindeki ehemmiyetine dikkat çekmektedir. Cenab-ı Peygamber (s.a.) de bir hadis-i şeriflerinde secdenin ehemmiyetini ifâde etmek için şöyle bu­yurmuşlardır: “Herhangi bir kul Allah için bir secde yaparsa, o secde sebe­biyle Allah onun makamım bir derece yükseltir ve bir yanlış işini affeder.”[390]

“Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl secde hâlidir.”[391] Hz. Rabi’a’nın cennette Resûl-i Ekrem (s.a.) ile beraber olmayı isteme­si, aslında imkânsız olan bir şey değildir. Çünkü Cennette Resûl-i Ekrem (s.a.)’le birlikte olmayı istemek her bakımdan ona müsâvî olmayı istemek değildir. Fakat yine de Cennette Resûl-i Ekrem’le beraber olmayı istemek ulaşılması çok zor olan bir makamı istemektir. İşte Hz. Rabi’a’nın “Cen­nette seninle beraber olmayı istiyorum” sözüne karşılık olarak, Resul-i Ek­rem Efendimizin “Bundan başka birşey (istesen)?” demesi, isteğin erişilmesi çok zor bir istek olduğunu beyân içindir. Bazılarına göre ise, bu istek Cen­nette Resû-i Ekrem (s.a.)’le her bakımdan müsavi olmayı istemek demektir. Bu ise imkânsızdır. Duada ise gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyleri iste­mek caiz değildir ve duanın âdabına aykırıdır. Resûl-i Ekrem (s.a.); “Bun­dan başka bir şey (istesen)?” buyurmakla “elde edilmesi mümkün olan birşey iste” demek istemişlerdir. Fakat gerçekte Hz. Râbi’anın böyle imkânsız bir talepte bulunduğu düşünülemeyeceği gibi Resûl-i Ekrem’in de onun duasını böyle değerlendirmiş olması düşünülemez. Belki Hz. Rabi’a ulaşılması çok zor bir makam istemiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.) de; “ben senin bu makama erişmen için duâ edeceğim, sen de çok namaz kılarak bana yardımcı ol” de­mek istemiştir.

Hanefî ulemâsından Aliyyü’l-Kaarî’nin beyânına göre, böyle çok yük­sek makamlara erişmesi için sâdece dua etmek kâfi değildir. Aynı zamanda Hz. Peygamber Efendimizin duasına da ihtiyaç vardır. “Çok secde etmek suretiyle nefsin için bana yardımcı ol” sözünde bu mânâya işaret vardır.[392]

Bazı Hükümler

  1. Devlet reisleri tebaasının isleri ve. istekleri ile yakından ilgilenmelidir.
  2. Bazı sâlih kimseler cennette Resûl-i Ekrem (s.a.) ile birlikte buluna­caklardır.
  3. İbâdet ve taatle meşgul olarak nefsi mağlûb etmek mümkündür. Nefse karşı bu şekilde savaş vermek teşvik edilmiştir.
  4. Cennette yüksek makamlara erişmek nefsin gayr-ı meşru arzularına muhalefet etmekle mümkündür.
  5. Çok nafile namaz kılmak, Cennette yüksek makamlara erişmenin ve hatta Resûl-i Ekrem (s.a.)’le bir arada olabilmenin sebeplerindendir.
  6. Bu hadis “secde ve rüku’un çok olması, kıyamın uzun olmasından daha faziletlidir” diyenlerin delilidir.[393]
  7. …Enes b. Mâlik’in; “yanlan yataklarından uzaklaşır, kor­ku ve ümid ile Rablerîne dua ederler kendilerini rızıklandırdığımız şey­lerden de (hayra) sarf ederler”[394] âyeti hakkında (şöyle) dediği rivayet olunmuştur. (Bu âyet ashâb-ı kiramdan bir toplulukla ilgili olarak in­miştir ki) onlar akşam ile yatsı arasında (nafile) namazları kılmak için uyanık olurlardı.

(Katâde) dedi ki: el-Hasen (el-Basrî; “bu âyetten murad, teheccüd namazı için) geceleyin kalkmaktır” derdi.[395]

Açıklama

Tefsir âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre bu âyet-i kerîme gece namazına devam eden ashâb-ı kiram hakkında nazil olmuştur. Bu mevzuda Muâz b. Cebel (r.a.)’den şöyle bir hadis rivayet olun­muştur: “Peygamber (s.a.) ile beraber Tebûk seferinden dönüyorduk. Bir ara onun yalnız başına bulunduğunu gördüm (ve kendisine yaklaşarak):

Ey Allah’ın Resulü beni cennete sokacak bir amel söyle, dedim.

“Aferin sana, gerçekten sen çok büyük bir mesele sordun.Bununla beraber Allah’ın kolaylık murat ettiği kimseler için bu işte muvaffak olmak gayet kolaydır. Farz olan namazı kılarsın, zekâtı verirsin. Allah’a hiçbir şe­yi ortak koşmadan huzuruna varırsın. Seni cennet kapılarına ileteyim mi? Oruç kalkandır. Sadaka senin için kuvvetli bir dayanaktır. İnsanın gecele­yin kalkıp namaz kılması günahlarına keffârettir” buyurdu, sonra da (sözü geçen) “yanları yataklarından uzaklaşır korku ve ümit ile Rablerine duâ ederler” âyet-i kerimesini “artık onlar için yapmakta olduklarına bir mükâ­fat olarak gözlerin aydın olacağı (nimetlerden) neler gizlenmiş bulunduğunu kimse bilmez”[396] âyet-i kerr »esini sonuna kadar okudu.[397]

Bazı Hükümler

  1. Gecenin lam ortasında veya akşamla yatsı arasında nafıle namaz kılmak teşvik edilmiştir.
  2. Gece namazına devam edenler Kur’an-ı Kerîm’de övülmüşlerdir.
  3. Gece namazının mükâfatı çok büyüktür. Bu mükâfatın derecesini Al­lah’dan başka kimse bileme..”Artık onlar için yapmakta olduklarına bir mükafat olarak gözlerin aydın olacağı (nimetlerden) neler gizlenmiş bulun-du^unii (Allah’tan başka) kimse bilmez” âyet-i kerimesi ile Allah Teâlâ Hazretleri bu mükâfatın büyüklüğüne işaret etmiştir.[398]
  4. …Azîz ve Celîl olan Allah’ın; “onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı”[399] âyeti hakkında Enes (r.a.)’in (şöyle) dedi­ği rivayet edilmiştir: “(Bu âyette övülen ashâb-ı kiram) akşam ile yat­sı arasında namaz kılarlardı.”

(Muhammed b. Müsennâ) Yahya’nın hadisine; “Yanları yatak­larından uzaklaşır”[400] âyet-i kerimesini de ilâve etmiştir.[401]

Açıklama

Bu âyet-i kerîmede ashâb-ı kiramın Allah sevgisi ve âhiret endişesiyle gecenin ekseriyetinde gözlerine uyku girmeyip ibâdetle meşgul oldukları beyân edilmektedir. Bu hareketleriyle de Cenâb-ı Kib­riya diliyle medh-ü senaya mazhar olmuşlardır.

Hz. Enes (r.a.)’e göre bu âyetin mânâsı (ashâb-ı kiram); “Akşam na­mazı ile yatsı namazı arasında namaz kılarlardı” demektir. Her ne kadar Enes (r.a.) âyet-i kerimeye böyle mânâ vermişse de ulemânın büyük çoğun­luğuna göre ashâb-ı kiramın gece ibâdetini akşam ile yatsı arasına inhisar ettirmek doğru değildir. Hasen el-Basrî, Abdullah b. Revâha, Müslim b. Yesâr başta olmak üzere tefsîr ilminin tanınmış büyük simalarından pek çoğuna göre bu âyetin mânâsı; “onlar geceleri pek az uyurlardı. Sonra kalkarlar ibâ­detle meşgul olurlardı” demektir. Âyet-i kerimeye bu şekilde mânâ veren cumhûr-ı ulemâya göre, âyet-i kerîmede geçen kelimesinin ba­şında bulunan “mâ” harf-i “zâide”dir.

Bazılarına göre de bu “mâ” masdariyyedir ki, kendinden sonra gelen fiili muzârisine masdâr mânâsı kazandırır. Bu takdirde âyet-i kerîme’ye “onların geceleyin uyuması pek az idi” şeklinde mânâ verilir. Bura­daki “mâ”yı “nâfiye” olarak kabul edenlere göre ise, şöyle mânâ verilir: “Bazı gece hiç uyumazlar hepsini ihya ederlerdi.” Bir rivayette de “az idi­ler, geceleyin uyumazlardı” diye iki ayrı cümle olarak mânâ verilmişse de en isabetli olan, cumhurun verdiği mânâdır.

Âyet-i kerîmede medih ve sena edilen mübarek kimseler Allah’ın, “ge­cenin birazı hâriç olmak üzere kalk”[402] âyet-i kerimesinin emrine uyarak ge­cenin pek çoğunu ibâdetle geçirmişlerdir.[403] Ancak 1305 numaralı hadisin şerhinde de açıkladığımız gibi Cenab-ı Hak ashab-ı kiramın ileride buna ta­hammül edemeyeceklerini bildiği için; “Artık Kur’ân’dan kolay geleni okuyun”[404] âyet-i kerîmesini indirerek gece namazını en az hadde indirmek suretiyle gece namazının iki rekatle bile ifa edilmiş sayılacağını bildirdi. Bu âyet-i kerimenin inmesinden sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.), 1317-1318 numaralı hadîs-i şeriflerin şerhinde de beyân ettiğimiz gibi gecenin üçte biri­ni ibâdet ile geçirmiş, ibâdetten bıkkınlık gelmemesi ve sabah namazına da hazinde kalkabilmesi için gecenin ilk yansıyla son altıda birini uykuyla geçirmiştir. Ancak yaşlandıkça bu namazı yavaş yavaş daha da azaltmıştır.[405]

  1. Gece Namazına İki Rekat Namazla Başlamak
  2. …Ebû Hureyre (r.a.)’den; dedi ki: Resûlullah şöyle buyurdu:

“Biriniz, gecenin bir kısmında (namaza) kalktığı zaman (önce) hafif (kısa) iki rekat namaz kılsın.”[406]

Açıklama

Gece namazına hafif iki rekatla başlamaktan maksat, kıraati uzatmadan iki rekat namazla başlamaktır. Çünkü namaza böyle kıraati uzatmadan iki rekatle başlamak, kalbde ibâdet şevkini arttırır. Fakat kıraati uzatarak başlamak ise, bazı kimselere bıkkınlık verebilir. Mir-kat sahibi Aliyyü’l-Kaarî’ye göre ise, buradaki hafif iki rekattan maksat ab-destten sonra kılınan iki rekatlık şükür namazıdır.

Buradaki emrin farziyyet için olmayıp istihbâb için olduğuna dâir ule­mâ arasında görüş birliği vardır. Nitekim Müslim’in Hz. Âişe’den rivayet ettiği şu hadis-i şerif Resûl-i Ekrem (s.a.)’in uygulamasının da böyle oldu­ğunu gösterir: “Resûlullah (s.a.) geceleyin namaz kılmak için kalktı mı, ön­ce namazına hafif iki rekatle başlardı”[407] Konumuzu teşkil eden bu hadis-i şerifle Müslim’in Hz. Âişe’den rivayet ettiği, “Resûlullah (s.a.) ne Rama­zanda ne de Ramazan’d an başka gecelerde onbir rekattan fazla namaz kıl­mış değildir. Dört rekat namaz kılardı. Artık onun güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra dört rekat (daha) kılardı. Onların da güzelliğini ve uzunluğu­nu sorma! Sonra üç rekat namaz kılardı.”[408] mealindeki hadis arasında bir çelişki olduğu zannedilmemelidir. Çünkü Müslim’in bu hadisinde söz konu­su olan namazlar, ilk önce kılınan hafif iki rekat namazdan sonra kılınan namazlardır. Nitekim yine Müslim’in Zeyd b. Halid el-Cüheni’den rivayet ettiği şu hadis-i şerif bu gerçeği te’yid etmektedir: “Bu gece Resûlullah (s.a.)’in namazını mutlaka takib edeceğim dedim. Bunu müteâkib Resülullah (s.a.) hafif iki rekat namaz kıldı. Sonra iki rekat uzun uzun, (ama çok) uzun iki rekat namaz kıldı, sonra iki rekat daha kıldı. Bunlar, bir önceki rekatlardan daha kısaydı. Sonra iki rekat daha kıldı, bunlar da öncekilerden kısaydı. Sonra iki rekat daha kıldı, bunlar da kendilerinden öncekilerden kısaydı. Sonra vitr kıldı. Bu namazların toplamı on üç rekattır.”[409]

  1. …Ebû Hureyre (r.a.), “(Sizden biriniz geceleyin namaza kalktığı) zaman” diye bir önceki hadisin mânâsını nakl etmiş, (hafif iki rekat namaz kıldıktan) “sonra (namazım) dilediği kadar uzatsın” (cümlesini) ilâve etmiştir.

Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi Hammâd b. Seleme ile Züheyr b. Muâviye ve bir topluluk Hişâm vasıtasıyla Muhammed b. SMn’den naklettiler. Ve (senedi) Ebû Hüreyre’ye ulaştırdılar. Aynı şekilde Ey-yûb ile İbn A vn da rivayet ettiler (ve senedi) Ebû Hureyre (r.a.) ‘e ulaş­tırdılar. Bu hadisi îbn Avn de Muhammed’den rivayet etti. (Muhamed) dedi ki:

(Bu namazın rekatlarının) her ikisinde de (kıraat) kısadır.[410]

Açıklama

Bu hadis Hz. Ebü Huieyre’ye kadar ulaşan mevkuf bir hadis olarak bir başka tabirle Hz. Ebû Hureyre’nin sözü olarak rivayet olunmuştur. Bu haliyle hadisin metnini şu şekilde tercüme etmek müm­kündür: “Sizden biriniz gecenin bir kısmında namaz kılmak için kalktığın­da önce hafif iki rekat namaz kılsın sonra da namazım dilediği kadar uzatsın.”

Ancak musannif Ebû Davud’un açıklamasından anlaşıldığına göre, bu hadisi ayrıca Hammâd b. Seleme ile Züheyr b. Muâviye ve bir başka toplu­luk da Hişâm vasıtasıyla yine Hz. Ebû Hureyre’nin sözü olarak nakl etmiş­lerdir. Ebû Davud’un hadisin sonuna ilâve ettiği talikte söz konusu edilen topluluktan maksat, Hüşeym b. Beşir ile Hişam b. Hassan’dır. Bu hadisi Ebu Hureyre’den Hişâm b. Hasan nakl etmiş, O’ndan da Hüşeym b. Beşir nakl etmiştir. İbn Ebî Şeybe (öl. 235H./849 M,)nin Musannef inde bu se­netle nakl ettiği hadisin metni şu anlamdadır: Ebû Hureyre dedi ki: “Sizden biriniz gecenin bir bölümünde namaza kalktığı zaman (namaza) hafif iki re­katla başlasın.”

Yine Ebû Davud’un beyânına göre, bu hadisi Eyyûb es-Sahtiyânî ile Ab­dullah b. Avn da Ebû Hureyre (r.a.)’in sözü olarak Muhammed b.Sîrîn’den rivayet etmişlerdir. Ancak Abdullah b. Avn’in rivayetinde Eyyûb’ünkinden farklı olarak şu ifâde vardır: “(Bu namazın rekatlarının) her ikisinde de (kı­raat) kısadır.”

Musannif Ebû Davud’un bu taliki ilâve etmekten maksadı, bu hadisin merfû olarak rivayet edildiği gibi Hz. Ebû Hüreyre’ye ulaşan mevkuf bir hadis olarak da pek çok yollardan rivayet edilmiş olduğunu göstermektedir. Bu hadisi merfû olarak nakl edenlerden biri İmam Ahmed b. Hanbel’dir. Hz. İmamın, Muhammed b. Seleme- Hişam- Muhammed- Ebû Hureyre (r.a.) senediyle rivayet ettiği hadis şu anlamdadır Resülullah (s.a.) buyurdu ki:

  • ‘Sizden biriniz gecenin bir bölümünde (namaza) kalktığı zaman nama­za hafif iki rekatla başlasın.”[411]

Müslim ile Beyhakî de bu hadisi Resûl-i Ekrem’e kadar ulaşan merfû bir hadis olarak naklederler. Bu imamların Ebû Bekr b. Şeybe’den nakl et­tikleri bu hadisin meali de şöyledir: “Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz geceleyin kalktığı zaman namazına hafif iki rekatla başlasın.”[412] Bütün bu rivayetler Hz. Ebû Hureyre’nin bu sözü Resûl-i Ekrem’den duy­muş olduğunu ve hadisin hükmen merfû olduğunu gösterir.[413]

  1. …Abdullah b. Hubşîel-Has’amî’den rivayet edildiğine gö­re Peygamber (s.a.)’e; “amellerin hangisi daha faziletlidir?” diye so­rulmuş, (o da); “Kıyamı uzun olandır” buyurmuştur.[414]

Açıklama

Bu hadis-i şerif kıyamın rükû’, sücûd ve kuûddan daha faziletli olduğunu söyleyenlerin delilidir.Bu hadisi İmamTirmizî de Câbir (r.a.)’den rivayet etmiştir. Tirmizî’nin rivayeti şu rneâidedir: “Resûlullah (s.a.J’e; “Hangi namaz daha faziletlidir?” diye soruldu, “Kunutu uzun olandır’ diye cevab verdi. İmam Tirmizî bu hadis ile ilgili olarak da şunları söylemiştir: “İlim ehli bu meselede ihtilâf etmişlerdir: Kimi na­mazda kıyamı uzatmanın rükû ve sücûdu çoğaltmaktan daha faziletli oldu­ğunu söylemiş, kimi de rük’u ve sücûdu çoğaltmanın kıyamı uzatmaktan daha fa7Îlet!i olduğuna hükmetmiştir.”

Ahmed b. Hanbel, “Resûlullah (s.a.)’den bu mevzuda iki hadis rivayet edilmiştir” demişse de bu mevzuda bir hüküm vermemiştir.

İshâk b. Râhûye şöyle diyor: “Gündüz namazında efdal olan rükû’ ve sücûdu çoğaltmak, gece namazında ise kıyamı uzatmaktır. Ancak kişi her gece (Kur’ân’dan) bir cüz bitirmeyi adet edinmiş ise, burada rükû’u ve sücû­du çoğaltması bence daha hoştur. Çünkü hem cüz’ünü bitirmiş hem de fazla rükû ve sücud kazanmış olur.” Tirmizî der ki:

“İshak’ın bu sözü1 söylemesinin tek sebebi Resul-i Ekrem’in gece na­mazının bu şekilde vasıflandırılmış olmasıdır.”[415]

Bu hadis kıyamın pükû ve sücûddan ve namazın diğer rükünlerinden daha faziletli olduğuna delâlet etmektedir. Nitekim İmam Şafiî de bu görüştedir. Hanefîlere göre kıraati ve dolayısıyla kıyarm uzatmak çok rükû ve secde yap­maktan evlâdır. Ancak Hanefîlerden İmam Ebû Yûsuf’a göre geceleyin okuduğu evradı olan kimsenin rekat adedini çoğaltması, evradı olmayanların ise, kıyamı uzatmaları efdaldir. imam Muhammed ise, çok rükû ve sücüd yap­manın efdal olduğunu söylemiştir.[416]

imam Ahmed bu konuda sükûtu tercih etmiştir. Muhtasaru’l-Halil’de beyân edildiğine göre, İmam Mâlik’den bu konuda iki görüş rivayet edilmiştir:

Şevkânî’ye göre; kıyamın rüku ve secdeden daha faziletli olduğunu söy­leyen kimselerin görüşü haktır ve hadisin zahirine daha uygundur. Bu ha­disle daha önce geçen “öyleyse çok secde etmek suretiyle nefsin için bana yardımcı ol!” mealindeki 1320 numaralı hadis arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü sözü geçen hadis ve benzerleri secdenin faziletli olduğunu ifâde ettiği halde konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi ism-i tafdîl sigâsîyla kıyamın daha faziletli olduğunu ifâde etmektedir. “Kulun Allah’a yaklaştı­ğı en faziletli şey secdedir”[417] mealindeki hadise gelince, bu hadis her ne ka­dar secdenin daha faziletli olduğunu ifâde ediyorsa da mürsel ve zayıf olduğundan delil olma niteliği taşımaktan uzaktır. Konumuzu teşkil eden ve kıyamın daha faziletli olduğunu ifâde eden Ebû Dâvûd hadisi ise, sahih ol­duğundan mürsel hadise tercih edilir. Ayrıca, “Kulun Rabbine en yakın ol­duğu hâl secde hâlidir”[418] mealindeki 875 no’lu hadisle aralarında bir çelişki olmaz. Çünkü bu hadis secdenin faziletini değil, secdede duanın kabule da­ha yakın olduğunu ifâde etmektedir.

Bu konuda Irakî de şunları söylemektedir: Kıyamı uzatmanın daha fazîletli oluşu, yalnız başına farz veya nafile kılan kimseler içindir. Bunun ya­nında cemâate namaz kıldıran imamın durumu bu hükmün dışındadır. Çünkü imamın uzun okuyarak namazı uzatması fazîlet değildir, imam için faziletli olan namazı hafif kıldırmaktır. Ancak cemaatin kıraatin uzatılmasını arzu etmeleri halinde kıyamı ve kıraati uzatması daha faziletlidir.

Daha önce geçen 875 numaralı hadiste yeterli açıklama bulunmaktadır.[419]

  1. Gece Namazı İkişer İkişer Kılınır
  2. …Abdullah b. Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre bir adam Resûlullah (s.a.)’e gece namazını sormuş, Resûlullah (s.a.) de:

“Gece namazı ikişer, ikişerdir. Biriniz sabah olacağından kor­karsa, bir rekat kılsın. Bu, onun kılmış olduğu namazları (ekleştirir) buyurmuştur.[420]

Açıklama

Taberânî’nin el-Mu’cemu’s-Sagîr’inde bu soruyu soran kimsenin Abdullah b. Ömer (r.a.) olduğu açıklanmaktadır. Ancak Müslim’in Abdullah b. Şakîk vasıtasıyla İbn Ömer’den rivayet ettiği hadiste bu olay şöyle anlatılıyor: “îbn Ömer dedi ki: “Bir adam Peygamber (s.a.)’e; -ben soranla Peygamber arasında olduğum halde- sual sordu ve: – Ya Resulallah! Gece namazı nasıl kılınır? dedi. Resûlullah (s.a.) de: “İkişer ikişer kılınır, sabah olacağından korkarsan bir rekat (daha) kıl ve namazının sonunu tek yap!” buyurdular. Bir sene sonra ben yine o yerde iken Resûlullah (s..a.)’e birisi daha sual sordu. Ama o adam mıydı, başka biri miydi bilemiyorum.”

Muhammed b. Nasr’m “Kitâbü’1-Vitr” isimli eserinde de bu rivayet, “Resûlullah (s.a.)’e bir bedevi sual sordu” şeklinde geçmektedir. Rivâyetlerdeki ibare ve ifâdelerin farklı olması bu hadislerin arasında bir çelişkinin bulunduğuna değil, ancak bu hâdisenin muhtelif zamanlarda müteaddit de­falar meydana geldiğini gösterir.

Sorulan soruya Resûl-i Ekrem’in “ikişer ikişer” diye cevab vermesi, bu sorunun gece namazının rekatlanyla ilgili olduğunu gösterir. Hafız İbn Ha-cer’in beyânına göre, ulemânın büyük çoğunluğu bu sorunun gece namazla­rının en efdâl olan şekliyle ilgili olarak sorulduğu görüşündedir. Fakat en kolay gelen gece namazının hangisi olduğunu öğrenmek maksadıyla sorul­muş olması düşünülebilir.

Namazı ikişer ikişer kılmaktan m aksa d, her iki rekatte bir selâm ver­mek demektir. Nitekim tbn Ömer’e; “ikişer ikişer ne demektir?” diye soru­lunca: “her iki rekatte bir selâm vermek”[421] diye cevab vermiştir. Bu hadise dayanarak İmam Mâlik, Şafiî, Ahmed, Ebû Yûsuf ve Muhammed, gece na­mazlarını ikişer ikişer kılmanın faziletli olduğunu söylemişlerdir.[422]

“Sabahın olacağından korkarsa bir kılsın” cümlesi vitr namazının sa­baha kadar devam ettiğini gösterdiği gibi, “Bu onun kılmış olduğu namaz­ları tekleştirir” cümlesi de, gece kılınan çift rekatlı namazın vitrden önce kılınması gerektiğini gösterir, imam Mâlik’in bu konudaki meşhur olan gö­rüşü budur. Çünkü imam Mâlik’e göre hadiste geçen, “bu onun kılmış olduğu namazları tekleştirir” cümlesindeki “onun kılmış olduğu namazlar”dan mak­sat gece kılınan nafile namazlardır. Bu durumda gece vitrden önce çift re-katlı bir gece namazı kılmak gerekir. Bu görüşte olmayan ilim adamlarına göre ise, sözü geçen ifâde hem farz hem de nafile namazlara şâmildir. Bina­enaleyh yatsı namazı da çift rekatlı olduğundan viuİ hemen yatsının farzın­dan sonra kılmak caizdir.[423] Vitri bir gün boyunca kılınan namazların sonunda kılmak, vitrin sıhhatinin değil, kemâlinin şartıdır. Çünkü Resûl-i Ekrem’in vitrden sonra devamlı olarak ve oturarak iki rekat namaz kıldığı bilinen bir gerçektir.[424] Zürkânî’nin beyânına göre Mâliki ulemâsının büyük çoğunluğu da bu görüştedir. Bu hadis-i şerif aynı zamanda vitr namazının bir rekat olarak da kılınabileceğinin ifadesidir. Nitekim ilerde gelece kolan; vitr namazı her müslüman üzerinde bir görevdir, dileyen onu beş; dileyen üç; dileyen de bir rekat kılsın” anlamındaki 1422. hadis de bu mânayı te’yid etmektedir. Sahâbe-i kiramın da hiçbir nafile namazı kılmadan bir rekat vitr namazı kıldıkları sahih hadislerle sabittir. İçlerinde İmam Şafiî ile Mâ­lik’in de bulunduğu cumhûr-ı ulemâ bu düşünceden hareketle vitr namazını bir rekat olarak kılmanın meşru olduğuna hükm etmişlerdir. Hanefî ulemâ­sına göre ise, vitri bir rekat olarak kılmak asla caiz değildir. Delilleri ise, Hz. Âişe’nin rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir:

“Resülullah (s.a.) viir namazının ikinci rekatında selâm vermezdi”[425] Hâkim’in Müstedrek’inde Buhârî ve Müslim’in şartlarına göre sahih senetle rivayet ettiği bir hadis-i şerifte de; “Resûlullah vitri üç rekat olarak kılardı. Selâmı da ancak sonunda verirdi” anlamındaki hadis Hanefî ulemâsının bu görüşünü te’yid etmektedir. Hanefî ulemâsı karşı görüşte olanlara şu cevabı vermiştir: “Hadis-i şerifte geçen “bu onun kılmış olduğu namazları tekleşîirir” ifâdesi, kılınan son rekatin, müstakil bir rekat olmayıp kendinden önceki rekatların bir devamı olduğunu gösterir.” Vitr namazı bölümünde bu mev­zu genişçe ele alınacaktır inşaallahü teâlâ.[426]

  1. Gece Namazında Yüksek Sesle Okumak
  2. …İbn Abbâs (r.a.)’dan; demiştir ki:

Peygamber (s.a.)’in (ge­ce namazlarında) kıraati,kendisi oda(sın)da(namaz kılmakta) iken sa­londa bulunan bir kimsenin işitebileceği kadar (sesli) idi.[427]

Açıklama

Hz. Peygamber geceleyin nafile namaz kılarken sesi ne haddinden fazla yüksek ne de haddinden fazla kısık idi. Or­ta bir seviyede idi. Resul-i Ekrem’in bu uygulaması gece namazlarında sesi fazla yükseltip alçaltmadan orta seviyede bir sesle okumanın müstehab olduğuna delâlet eder. Hanefi ulemâsından İbn Melek’in beyânına göre, bu durum Resûlullah’m evdeki hâlidir. Fakat gece mescidde namaz kılarken sesini iyice yükseltirdi.[428]

  1. …Ebû Hüreyre (r.a.)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Peygamber (s.a.)’in (gece namazlarındaki) kıraati şu şekilde idi:

(Duruma göre sesini) bazan yükseltir, bazan da kısardı.[429]

Ebû Dâvûd der ki: (Senedde geçen râvi) Ebü Hâlid el- Vâlibî’nin adı Hürmüz’dür.[430]

Açıklama

Fahr-i kâinat Efendimiz geceleyin (namazda) pek kısık olmayan pek de yüksek olmayan orta yükseklikte bir sesle okurdu. Evinde yalnız bulunduğu zaman sesini kendi odasında okuduğunu salonda bulunan bir kimsenin işitebileceği kadar yükseltirdi. Fakat evde uyu­yan bir kimse bulunacak olursa, onu rahatsız etmeyecek şekilde kısardı. Fa­kat hiç bir zaman hadd-i i’tidâli aşmazdı.[431]

  1. …Ebû Katâde (r.a.)’den rivayet olunmuştur: Peygamber (s.a.) bir gece (dışarı) çıktı. (Yolu) kısık bir sesle namaz kılmakta olan Ebû Bekr’e uğrayıverdi. (Ebû Katâde) dedi ki: Bir de Ömer b. Hattab’a uğradı. O da namazı yüksek sesle kılmakta idi. İkisi de Peygam­ber (s.a.)’in yanında bir araya gelince, Peygamber (s.a.):

“Ey Ebâ Bekr, ben sana uğradım, sen sesini kısarak namaz kılı­yordun (niçin böyle yapıyorsun?)” buyurdu. O da:

Ey Allah’ın Resulü, ben (sesimi) kendisine münâcâtta bulundu­ğum zâta işittiriyorum, diye cevab verdi. (Resûl-i Ekrem) Ömer’e de (şöyle) buyurdu:

“Sana uğramıştım. Sen de yüksek sesle namaz kılıyordun! Ni­çin böyle yapıyorsun?” O da (şöyle) cevab verdi:

Uyuklamakta olan kimseyi uyandırmak ve şeytanı kovmak için (böyle yapıyorum).

(Râvi) el-Hasen hadise (şunları da) ilâve etti: Bunun üzerine Pey­gamber (s.a.) Ebû Bekir’e;

“Ey Ebâ Bekr, sesini biraz yükselt!” buyurdu. Ömer’e de: “Sesini biraz kıs” dedi.[432]

Açıklama

Hz. Ebu Bekr’de Allah’tan başka bütün mevcudatı yokluk vadisine atan bir tevhîd mizacı gâlib bulunduğu için gerek namaz içerisinde gerekse namaz hâricinde Kur’ân okurken vâcibü’I-vücûd olan Allah Teâlâ hazretlerinden başka herhangi bir varlığın bulunduğunu he­saba katmamıştır. Bunun sonucu olarak da Kur’ân okurken sesini yükselt­meye lüzum görmemiştir. İşte Resûl-i Ekrem (s.a.)’e verdiği cevapta “Ey Allah’ın Resulü, sesimi kendisine münâcâtta bulunduğum zâta (Allah Teâlâ Hazretlerine) işittirdim” demesi, bahis konusu mizacının bir neticesidir. Kalplerin tabibi olan Resûl-i Ekrem (s.a.) de ona etrafında bulunan kimseleri de hesaba katarak okuduğu Kur’ân’dan onların da istifâde edebileceği bir şe­kilde sesini yükselterek okumasını tavsiye etmiştir.

Avnü’I-Mâbûd sahibi Şemsü’1-Hakk el-Azîm-âbâdî’ye göre Hz. Ebû Bekr “cem”‘ makâmında,Hz. Ömer ise “Fark” makımanda idi. Bu iki makamın üzerinde ise, “cemü’1-cem” makamı vardır. Bu iki makamı Abdül-Kerim b. Havâzin el-Kuşeyrî tasavvufa dâir yazmış olduğu “er-Rîsâle” isimli meşhur eserinde şöyle tarif ediyor: Tefrika: Ağyarı Allah için görmektir. “Cem”‘ ağyarı Allah ile görmektir: “Cemü’1-cem” ise, tamamen yok olup hakîkatin galebesiyle Allah’tan başka bir şey görmemektir.

Kul için hem cem’ hem de fark lâzımdır. Çünkü farkı olmayanın kullu­ğu olmaz, cem’i olmayanın da marifeti olmaz” = Ancak sana ibâdet ederiz” âyet-i kerimesi farka = An­cak senden yardım isteriz” âyet-i kerimesi de cem’a işarettir. Kul kendinde olduğu zaman farkta, kendinden habersiz olduğu zaman cem’dedir.”[433]

Fahr-i Kâinat Efendimiz her ikisine de vermiş olduğu cevabla muhatablarını hadd-i i’tidale davet etmiş ve geceleyin namaz kılarken ifrat ve tefrit arasında bir muvâzene kurarak orta yükseklikte bir sesle okumalarını tavsi­ye etmiştir. Nitekim Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri Kur’an-ı Kerîm’in-de şöyle buyurmaktadır: “Namazında pek bağırma, sesini o kadar da kısma, ikisinin arası bir yol tut.”[434]

  1. …(Bir Önceki hadis-i şerifte geçen) hâdiseyi Peygamber (s.a.)’den Ebû Hureyre de (rivayet etti, fakat bir önceki hadiste bulu­nan); “Bunun üzerine Ebû Bekr’e; “Ey Ebû Bekr sesini biraz yük­selt”; Ömer’e de; “(Sesini) biraz kıs” dedi” cümlelerini nakletmedi. (Bir önceki hadise şu cümleleri de) ilâve etti: (Peygamber sallallahü elayhi ve sellem Hz. Bilâl’e dedi ki):

“Ey Bilal, sen de biraz şu sûreden, biraz da bu sûreden okuyor­dun.” (Bilâl de Kur’an-ı Kerim);

Tatlı bir kelâmdır. Allah onun bir kısmını bir kısmıyla beraber benim dilimde bir araya getiriyor; diye cevab verdi. Bunun üzerine Pey­gamber (s.a.):

“Hepiniz de doğru hareket ettiniz” buyurdu.[435]

Açıklama

Görünüşte bu hadis-i şerif ile bir Önceki hadis-i şerif arasında bir çelişki var gibidir. Çünkü bir önceki hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (s.a.) kısık sesle Kur’an-ı Kerim okuyan Hz. Ebû Bekr’e; “Sesini bi­raz daha yükselt” buyurduğu; yüksek sesle Kur’an-ı Kerim okuyan Hz. Ömer’e de; “sesini biraz kıs” buyurduğu ifâde edilirken bu hadis-i Şerifte çeşitli sûrelerin âyetlerini birbirine karıştırarak okuyan Bilâl ile beraber her üçüne hitâb ederek: “Hepiniz, isabetli hareket ettiniz” buyurması zihinler­de bu iki hadîs arasında bir çelişki varmış izlenimini doğurabilir. Fakat ger­çekte bu iki hadis arasında herhangi bir çelişki yoktur. 1329. hadis-i şerifte Hz. Ömer’le Ebû Bekr’i tenkîd ederek onlara orta yükseklikte bir sesle okumalarım tavsiye etmesi o şekilde okumalarının doğru olmadığını kendi­lerine bildirmek için değil, bu şekilde okumaları da doğru olmakla beraber orta yükseklikte bir sesle okumalarının daha da isabetli olacağını kendileri­ne bildirmek içindir. Bu hadis-i şerifte ise, Resûl-i Ekrem Efendimiz; “hepi­niz doğru hareket ettiniz” buyurmakla “en doğru hareket budur bu harekete devam ediniz” demek istememiştir. Ancak bu sözleriyle: “Kur*an-ı Kerim M sizin okuduğunuz şekilde okumak da doğrudur ve caizdir. Fakat orta yük­seklikte bir sesle ve sureleri baştan sona kadar okumak suretiyle, bir surenin bazı âyetlerini diğer bir surenin ayetleriyle karıştırmadan okumanız daha doğ­rudur ve güzel olur” demek istemiştir. Bu bakımdan ulemânın büyük ço­ğunluğu çeşitli surelerin âyetlerini birbirine karıştırarak okumanın mekruh olduğunu söylemişlerdir.

Nitekim şu hadis-i şerifler de ulemânın bu görüşünü te’yid etmektedir:

  1. Ebû Ubeyd’den rivayet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.) bir gün ashâbdan Hz. Bilâl’e uğramış, o da değişik sûrelerden âyetler okuyormuş, Pey­gamber (s.a.) kendisine niçin böyle yaptığını sormuş o da: “tatlıyı tatlıya karıştırıyorum” deyince, “Sen bir sûreyi okuyunca onu tamamla” buyur­muşlardır.[436]
  2. Hâlid b. Velîd (r.a.) bir gün değişik sûrelerden âyetler okumak sure­tiyle halka namaz kıldırmış ve namazı bitirdikten sonra cemaate hitaben özür makamında;
  • Cihâdla meşgul olurken Allah’ın Kur’an’ını öğrenmeye imkân bula­madım, demiştir. Bütün bunlar:

Bir sûreyi bitirmeden başka bir sureye geçmenin mekruh olduğunu gös­terir. el-Halimî (403/1012) Kur’ân’ın tertibini terk etmenin kıraatin âdabına riayetsizlik sayıldığını söylemiştir. el-Beyhakî (458/1065) Kur’ân’ın te’lifi-nin Resûlullah tarafından tevkîfî olarak sabit olması hasebiyle evlâ ve fazi­letli olanın üzerinde icmâ’ bulunan bu te’lif ile okumak olduğunu, tbn Şîrîn (110/728) bunun (tertibine riayetsizliğin) mekruh sayılması gerektiğini, zira Allah’ın te’lîfinin kulların te’lîfinden daha hayırlı olacağım söylemiştir, el-Kadı Ebû Bekr (403/1013) ise, bunun caiz olmadığı hakkında ittifakın bu­lunduğunu söylemiştir.[437] Merhum Ömer Nasûhî Bilmen Efendi de bu ko­nuda şunları söylemektedir: “Namazın bir rekatında bir sûrenin evvelinden veya ortasından diğer rekatinde de başka bir surenin evvelinden veya âhirin­den okumakta veya kısa bir sure tilâvet etmekte kerahet yoktur. Fakat evlâ olan bir zaruret bulunmadıkça böyle okumamaktır.”[438]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre; bir kimse ge­celeyin sesini yükselterek Kur’ân okumuş, sabah olunca Resûlullah (s.a.);

“Allah falan kimseye rahmet etsin. Bana bu gece ne kadar âyet hatırlattı. Ben onları gerçekten unutmuştum” buyurmuş.[439]

Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi Hârûn en-Nahvî de Hammâd b. Seleme’den (şu şekilde) rivayet etti: “(Allah falan kimseye rahmet et­sin bana); Âl-i İmrân Sûresi’nde bulunan bazı kelimeleri yani (Âl-i İmrân (3), 146) âyetini hatırlattı.[440]

Açıklama

Bu hadis-i şerifte gece Kur’ân okuduğundan bahsedilen kişi AbduIlah b Yezid el-Ensârî’dir. Abdulganî b. Said “el-Mübhemât” isimli eserinde bu zâtın “Abdullah b. Yezîd el-Ensârî olduğu­nu kesin bir dille ifâde etmekte ve Amre vasıtasıyla Hz. Âişe’den şu hadisi nakl etmektedir: “Peygamber (s.a.) bir gece Kur’ân okuyan bir kimsenin sesini işitti de, “Bu kimin sesidir?” diye sordu. “Abdullah b. Yeziddir” dediler. “Allah ona rahmet etsin, bana unutmuş olduğum bir âyeti hatırlattı” buyurdu. Bu iki olay arasındaki benzerlik bu zâtın Abdullah b. Yezid el-Ensârî olduğuna dâir kanaati kuvvetlendirmektedir. Buhârî’de geçen “Ey Allah’­ım, Abbâd’a rahmet et”[441] hadisine bakarak bu zâtın “Abbâd b. Bişr el-Ensârî” olduğunu söyleyenler varsa da, bu ihtimâl zayıftır. Çünkü bu hâdise konumuzu teşkil -den Ebû Dâvûd hadisindeki hâdiseye pek benzemiyor. Bazıları Buhârî’mn bu rivayetine bakarak hadisenin iki defa vuku’ bulmuş olabileceğim söküyorlar. Her ne kadar biz metinde geçen cümlesini, “Bana bu gece ne kadar âyet hatırlat’.. şeıclinde tercüme ettiysek de bazılarına göıe, bu cümlenin mânâsı şöyledir:”Bana bu gece = Göklerde ve yerde nice âyetler vardır ki (insanlar) bunlardan yüz çevirerek üstüne basar geçerler[442] âyetini hatırlattı.”

Bu hâdise Müslim’in rivayetinde şöyle: anlatılmaktadır: “Peygamber (s.a.) mescidde bir zâtın Kur’ân okuyırunu dinlerdi de; “Allah ona rahmet etsin. Gerçekten bana unutturulduğum bir âyeti hatırlattı” derdi.”[443]

Ma’mer’in Hişâm’dan naklettiği metinde ise bu olay “Nesîtü: ben unu’tum” peklinde anlatılmaktadır.

Uîemâ Kur’pn-ı Kerîm’İ mutmanın hükmü hakkında ihtilâfa düşmüş­lerdir. Bazıları daha önce geçen “Bana ümmetimin günâhları gösterildi. Bunlar arasında ker.disine bir sure vey. âyet (ezberlemesi) lütfedildiği halde bunu uni’ian adjimn günahı kadar büyük bir günâh görmedim” anlamındaki 461 nun aralı hadisi delil getirerek, Kur’an-ı Kerim’i unutmanın büyük günah­larda 1 olduğunu söylemişlerdir.

fsm^îlî’nin beyânına göre Resûl-i Ekrem Efendimizin Kur’an-ı Kerim’-dc-ı bh âyet-i kerimeyi veya bir kelimeyi unutması iki şekilde olur:

a. Ezberinde olan bir âyeti her insan gibi bir anda hatırlayamayıp biraz sonr ı hatırlaması şeklinde olur.Bu beşerin tabiatında bulunan bir unutma­dır, insanın nisyan ile malûl olduğu herkesin malûmudur. Bu şekildeki unutma Hz. Peygamber için de caizdir. İbn Mes’ûd Hazretlerinin rivayet etmiş ol­duğu = Pen de sizin gibi bir insanım, si­zin unuttuğunuz gibi ben de unuturum”[444] hadis-i şerifi de buna delâlet eder.

b. Allah Teâlâ’mn neshetmeyi murad ettiği âyetleri Resul-i Ekrem’in kal­binden çekip alması suretiyle olur. Bu kısım; “Habibim seni okutacağız da asla unutmayacaksın, Allah’ın dilediği başka çünkü o, aşikârı da bilir, gizli­yi de”[445] âyet-i kerimesinde kast edilen unutmadır.

Birinci kısım unutma devamlı değildir, çabuk geçer. Çünkü Allah Teâlâ en kısa zamanda unutulan’ hatırlatır. Şu âyet-i kerime de bu durumu izah etmektedir:”Kur’an’ı biz indirdik, onun koruyucuları da şüphesiz ki biziz”[446]

İkinci kısım unutmanın mümkün olduğuna da şu âyet-i kerime delâlet etmektedir: “Biz neshettiğimiz (hükmünü diğer bir âyetle değiştirdiğimiz) veya unutturduğumuz bir âyetin (yerine) ya ondan daha hayırlısını, yahut onun benzerini getiririz. Allah’ın herşeye kemâliyle kaadir olduğunu bilmedin mi?”[447]

Bazı Hükümler

  1. Peygamber (s.a.)’in tebliğ ile mükellef olmadığı meseleleri unutması caizdir.
  2. Tebliğ ile mükellef olduğu meseleleri unutması da caizdir. Ancak bu tür unutmanın olabilmesi için iki şart vardır:

a. Unutmadan önce o meseleyi tebliğ etmiş olması,

b. Ya bizzat kendisinin hatırlamasıyla veya bir vâsıta île hatırlatılmak suretiyle geç de olsa unuttuğu şeyin farkına vararak düzeltmesi şarttır. Fa­kat tebliğden önce unutması asla caiz değildir.

  1. Geceleyin mescidde veya evde sesli Kur’ân okumak caizdir. Çünkü Resûl-i Ekrem (s.a.) gece mescidde Kur’ân okuyan kimseyi işittiği halde, onu bundan men’ etmemiştir. Ancak Peygamber (s.a.) Kur’ân sesinden rahatsız olmadığı için bu kişiyi men etmemiş olabilir. Binaenaleyh sesli Kur’ân oku­mak namaz kılmakta olan diğer insanları yanıltacaksa veya sesten rahatsız olacaklarsa o zaman caiz değildir. Nitekim gelecek hadis bu meseleye ışık tutmaktadır.
  2. Hayra vesile olan kimseye duâ etmek meşrudur
  3. Kur’ân-ı Kerim dinlemek sünnettir.
  4. “Filân âyeti unuttum” demek tenzihen mekruhtur. Çünkü unuttum demekte âyetlere karşı bir lâubalilik kokusu vardır. Bundan dolayı Resûl-i Ekrem “unuttum” tâbirini kullanmamış, onun yerine elimde olmadan unutturuldum” tâbirini kullanmıştır.[448]
  5. …Ebû Said (r.a.)’den; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) mescidde ittifaka girmişti. Sesli (Kur’ân) oku­makta olan halkı işitince perdeyi açtı ve:

“Dikkatli olun her biriniz Rabbine münâcâtta bulunuyor. Bazı­nız bazınızı rahatsız etmesin. (Kur’ân) okurken, veya “namazda” ba­zınız (sesini) bazınızın (sesi) üzerine çıkarmasın” buyurdu.[449]

Açıklama

İtikâf kelime olarak hapsetmek, men’etmek gibi manalara gelir.Fıkıhta ise, Allah Teâlâ’ya ibâdet niyetiyle kendini mescidde alıkoymak şeklinde tarif edilmiştir. Çoğunlukla Ramazan ayında ya­pıldığı gibi Ramazan dışında da yapılabilir. Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonra her sene Ramazanın on gününü itikaf halinde mescidde geçir­miş, bu hal vefatına kadar devam etmiştir.[450]

Münâcât kelimesi sözlük olarak gizli konuşmak, fısıldamak mânâsına gelirse de burada ibâdet mânâsında kullanılmıştır. Binanelayeh bu kelime­nin içinde kullanıldığı cümleyi “hepiniz en kapalı ve en gizli fısıltıları bile işiten Rabbinize ibâdet ediyorsunuz, öyleyse seslerinizi yükseltmeyin” şek­linde de anlamak lâzım gelir. Bu hadisi rivayet eden râvi Resûl-i Ekrem Efendimiz’in; “Bazınız (sesini) bazınızın sesi üzerine çıkarmasın” buyurduğunun namazla mı, yoksa Kur’ân okumakla mı ilgili olduğunu pek iyi hatırlaya­madığından metnin sonuna “Yahutta namazda” sözünü kayd etmek lüzu­munu hissetmiştir. Hâkim’in rivayetinde sadece “namazda Kur’ân okurken” kaydı vardır.[451]

Bazı Hükümler

  1. İtikâfa §irmek meşrudur. (Vâcib, nafile, sünnet kısımları vardır).
  2. Mescidde nafile namaz kılmak kerâhetsiz olarak caizdir.
  3. Mescidde Kur’ân okurken sesi yükseltmek, mescidde bulunan diğer kimseleri veya uyuyanları rahatsız ediyor veya namaz kılanları yanıltıyorsa caiz değildir.[452]
  4. …Ukbe b. Âmir el-Cühenî (r.a.)’den, demiştir ki: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:

“Kur’ân-ı Kerim’i açıktan okuyan, açıktan sadaka veren gibidir, gizli okuyan da gizli sadaka veren gibidir.”[453]

Açıklama

Bu hadis-i şerifte Kur’an-ı Kerim’in açıktan okunması genellikle riya tehlikesinden uzak olmadığı için açıktan verilen sadakaya, gizli sesle okunması ise ihlâsla verilen gizli sadakaya benzetili­yor. Bu hadis-i şerifle ilgili olarak İmam Tirmizî şunları söylemektedir: Bu hadis, “Kur’an’ı gizli olarak (içinden) okuyan kimse, aşikâr okuyan kimse­den daha üstündür” anlamına gelmektedir. Çünkü gizli sadaka ilim adam­ları nezdinde aşikâr sadakadan daha üstündür. Bunun sebebi ilim adamlarınca kişinin kendini beğenmişlikten ve gösterişten kurtulması ile izah edilmekte­dir. Zira amelini aşikâre yapan bir kimse amelini gizli yapan kimseye nisbetle kendini beğenme tehlikesiyle daha çok yüz yüzedir.[454]

Sadakanın verilişi ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: “Sadakaları açıktan verirseniz o ne güzel, eğer onları gizler, onları (bu su­retle) fakirlere verirseniz işte bu sizin için daha hayırlıdır.”[455]

Tirmizî’nin de dediği gibi bu hadis-i şeriften, sessiz okumanın sesli oku­maya nisbetle daha üstün olduğu anlaşılırsa da daha önce geçen 1329 numa­ralı hadiste görüldüğü gibi Peygamber (s.a.)’in kısık sesle Kur’an-i Kerim okuyan Hz. Ebu Bekr’e, “Ey Ebû Bekr sesini biraz yükselt” buyurması or­ta yükseklikte bir sesle Kur’ân okumanın kısık sesle okumadan daha fazilet­li olduğunu gösterir. Bu bakımdan hadis-i şerifte.geçen; “açıktan okumak” -sözüyle “haddinden fazla yüksek sesle okumak” kast edilmiş olabileceği gibi “gizli okumak” sözüyle de “orta yükseklikte bir sesle okumak” kaste­dilmiş olabilir.

Hadis-i şeriften şöyle bir mânâ çıkarmak da mümkündür. Aslında Kur’an-ı Korim’in orta yükseklikte okunması daha faziletlidir. Fakat durum sessiz okumayı icabetttirdiği zaman, sessiz okumak daha faziletlidir.[456] Esa­sen Fahr-i Kâinat Efendimizin teheccüd namazlarında bazan cehren bazan da gizli okuması[457] da bunu gösterir.[458]

  1. (Hz. Peygamber) Gece Namazı(nı Nasıl Kılardı?)
  2. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) gecenin bir kısmında on rekât namaz kılardı. Ve bir rekatle de vitr yapar ve sabahın iki rekatlık sünnetini kılardı. Bu (şekilde kılınmış olan rekatlerin toplamı) on üç rekat olurdu.[459]

Açıklama

Farz olsun nafile olsun, gece kılınan bütün namazlara “gece namazı” denilmekle beraber, bir fıkıh terimi olarak, gece na­mazı denilince, geceleyin kılınan vitr ve teheccüd namazları anlaşılır. Her ne kadar akşam ve yatsı namazları geceleyin kılınırlarsa da bunlar gece na­mazından sayılmazlar.Gece namazıyla ilgili olarak çok değişik rivayetler vardır. Bütün bunlar gözden geçirilince teheccüd namazı hakkındaki ihtilâfların sadece edâ ediliş tarzı ile ilgili olduğu, fakat onun ümmet üzerine vâcib olmadığına dâir itti­fak bulunduğu, bir başka tâbirle, hükmünde ihtilâf bulunmadığı, vitrin ise, hem edasında hem de hükmünde ihtilâf bulunduğu anlaşılır.

Teheccüd namazını Hz. Peygamber, çeşitli zamanlarda farklı şekillerde kıldığı için gece namazlarının rekat sayılan ve keyfiyetleri de birbirinden fark­lıdır. Bu farklılık Hz. Peygamber’in içinde bulunduğu zaman ve şartlardan doğmaktadır. Ancak değişmeyen bir şey varsa o da, hiç aksatmadan ve de­vamlı olarak gece namazını kılmış olmasıdır.

Bu mevzuda bilhassa Hz. Âişe’den gelen hadisler arasında çok farklılık vardır. Bu hadisler arasındaki farklılığın uzlaşmaz derecede büyük olduğu­nu zanneden bazı kimseler, bu rivayetlerin muzdarib olduğunu, birini diğe­rine tercih etmenin imkânsız bulunduğunu söylemişlerse de, bu görüş isabetli değildir. Çünkü Kurtubfnin de dediği gibi, bu hadislerin hepsini Hz. Âişe’-den aynı râvi nakletmemiştir ve bu hadislerde anlatılan hâdiseler aynı zama­na nisbet edilmediği için bu hadislere “muzdarib” denilemez.

İşin gerçeği şu ki, Fahr-i Kâinat Efendimiz, içinde bulunduğu ruhî ve tabiî duruma göre, bazan yedi, bazan dokuz bazan da sabah namazıyla bir­likte on üç rekat gece namazı kılmıştır.[460]

Biz daha önce geçen 1251 numaralı hadisin şerhinde bu mevzu ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi verdiğimizden burada tekrara lüzum görmüyoruz. Vi­tirle ilgili açıklama ise, vitirle alakalı babda gelecektir.

Bu hadis-i şerif vitr namazını tek rekat olarak kılmanın sahih olduğunu söyleyen cumhûr-ı ulemânın delilidir. Ancak Hanefî uleması vitri tek rekat olarak kılmanın asla caiz olmadığı görüşündedirler. Bu konuda Hz. Âişe’-nin rivayet ettiği; “Resülullah (s.a.) vitr namazının ikinci rekâtında selâm vermezdi”[461] hadis-i şerifi ile Hâkim’in, Buhârî ve Müslim’in şartlarına göre sahih senetle rivayet ettiği; “Resülullah (s.a.) vitri üç rekat olarak kılardı. Selâmı da ancak sonunda verirdi” hadisidir.[462]

  1. …Peygamber (s.a.)’in eşi Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edildi­ğine göre; Resülullah (s.a.) gecenin bir kısmında onbir rekat namaz kılar, bunlardan bir rekat ile de vitir yapardı. Onu bitirince müezzin gelinceye kadar sağ yanı üzerine yatıp uzanırdı.[463]

Açıklama

Bu hadis-i şerif vitr namazının en az bir rekat olarak kılınacağım ve bir rekat namaz kılmanın caiz olduğunu söy-

leyenlerin delillerindendir. Şafiî ulemâsından Nevevî’nin beyânına göre, cumhûr-ı ulemâ vitr namazının bir rekat olarak kılınabileceği görüşündedir. Şafiî ulemâsının görüşü de bu merkezdedir. Ancak Ebû Hanîfe’ye göre bir rekatla vitir namazım veya herhangi bir namazı kılmak asla caiz değildir. Gerçekten Ebû Hanîfe’nin bu görüşünü te’yid eden hadis-i şerifler pek çok­tur. Bunlardan bazılarını nakletmekte fayda görüyoruz:

  1. Resûlullah (s.a.) vitr namazının ikinci rekatında selâm vermezdi.[464]
  2. Übey b. Ka’b anlatıyor: Resûlullah (s.a.) vitrin birinci rekatinde; ‘yi, ikinci rekatında de, üçün­cü rekatında de okurdu. Sadece üçüncü rekatından sonra selâm verirdi.”[465]
  3. Resûlullah (s.a.) üç rekat ile vitr yapar, bunların yalnız sonunda selam verirdi.[466]
  4. Resûlullah (s.a.) üç rekatla vitr yapar, sûresini okurdu.[467] Bu hadis sünen-i erba’a ile İbn Hıbbân’ın Sahîh’inde ve Hâkim’in el-Müstedrek’inde rivayet olunan ve bir Önceki maddede zikri geçen Hz. Âişe hadisine benziyor. Nitekim Hz. Ömer, Ali, Übeyy, Enes, tbn Mesûd, Ebû Ümâme ve Ömer b. Abdilaziz de vitrin üç rekat olduğunu ve bir selâmla kı­lınacağı görüşündedirler.[468]

Vitrin bir selâmla üç rekat olarak kılındığı görüşünde olan Hanefî ule­mâsına göre, vitrin en az bir rekat kılınacağını söyleyen cumhûr-i ulemânın delilini teşkil eden hadis-i şeriflerden hiç birisi de başlı 6aşına bir rekata niyet edilerek vitr kılındığım açık olarak ifade etmemektedir. Binaenaleyh vit­rin başlı basma bir rekat olarak kılınmış olması sadece bir kanaatten ibarettir.

Gerçekten de Resûl-i Ekrem (s.a.)’in sadece bir rekat vitr kıldığını açık­ça ifâde eden bir hadis-i şerif mevcûd değildir. Vitrin bir rekat kılınabilece­ğine delâlet eden hadis-i şerifler de vitr namazı devamlı olarak kendinden önce kılınan gece namazlarıyla beraber zikr edilmiştir. Bu durum onun başlı başına müstakil bir niyetle kılınmış bir vitir namazı olabileceğine delâlet et­tiği kadar kendinden önceki namazın bir devamı olarak kılınmış herhangi bir nafile namaz olabileceğine de delâlet eder. 1251 numaralı hadis-i şerifin şerhinde bu konuyla ilgili geniş açıklama vardır.

Konumuzu teşkil eden hadis-i şerif, sabah namazının sünnetinden son­ra yatmanın sünnet veya farz olduğunu söyleyen kimselerin[469] aleyhine bir delildir. Çünkü bu hadis-i şerifte Fahr-i Kâinat Efendimizin sabah namazı­nın sünnetinden sonra değil, önce yattığı ifâde edilmektedir.

Binaenaleyh bu hadis-i şerif bir numara sonra gelecek olan hadisle bir­likte mütâlea edilince sabah namazından önceki yatmanın bir ibâdet hükmü ve vasfı taşımadığı, sadece insanın üzerindeki ağırlığı ve yorgunluğu atmak­la ilgili olduğu anlaşılır. Ayrıca b,u hadis-i şerifle Fahr-i Kâinat Efendimizin sabah namazının iki rekatlık sünnetinden sonra yattığını ifade eden 1326 nu­maralı hadis-i şerif arasında bir çelişki yoktur. Çünkü bu iki hadisten biriyle amel etmek, diğeriyle amel etmeye engel değildir: Her ikisiyle de bir arada amel etmek mümkündür ve Resûl-i Ekrem Efendimiz, bazan sabah namazı­nın sünnetinden evvel, bazan da sonra yatmakla her ikisiyle de amel etme­nin caiz olduğuna işaret etmek istemiş de olabilir.

Vitr namazının kaç rekat olduğu meselesi de ileride ilgili olduğu bâbta genişçe ele alınacaktır.[470]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) yatsı namazını bitirdikten sonra sabah olunca­ya kadar onbir rekat namaz kılardı. Her iki rekatte bir selâm verir, bir rekatle de vitr yapardı. Secdede iken başım kaldırmadan önce elli âyet okuyacak kadar beklerdi. Müezzin sabah namazının birinci eza­nını bitirince kalkar, hafif iki rekat (namaz) kılar, sonra da müezzin gelinceye kadar sağ tarafına yatıp uzanırdı.[471]

Açıklama

Hz. Peygamber, yatsıdan sonra kılmış olduğu bu onbir rekat namazı, uyumadan önce kılmış olabileceği gibi belli bir müddet uyuduktan sonra kalkıp kılmış olması da mümkündür. Bilindiği gibi ge­ce kılınan bir nafilenin teheccüd namazı sayılabilmesi için bir müddet uyuduktan sonra kılınmış olması şarttır.

Bu hadis-i şerif her ne kadar vitr namazının bir rekat olarak kılınabile­ceğini ve bir rekat namaz kılmanın sahih olduğunu söyleyen cumhur-ı ule­mânın görüşünü te’yid eden ve vitr namazı üç rekat olarak bir selâmla kılınır diyen Hanefînin aleyhine bir delil gibi görünüyorsa da, vitr namazının başlı başına ayrı bir rekat olarak ayrı bir niyetle kılındığına dair sarih bir ifade bulunmamaktadır. Bu bakımdan hadis-i şerifin her iki görüşe de delil olma ihtimali vardır.

Hz. Peygamber’in secdede elli âyet okuyacak kadar kalması meselesine gelince, bu, secdede sünnet olan “sübhane Rabbiyel-a’lâ” teşbihinin dışın­da okunan dualarla ilgili 152 numaralı babın hadislerinde de ifâde edildiği gibi, Fahr-i Kâinat Efendimiz kendisi rükû’ ve sücudda iken dua eder ve bu­nu ümmetine de tavsiye ederdi. İmam Ahmed’in Müsned’inde Hz. Âişe’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber’in gece namazlarında secde­de iken, “lâilâhe illâ ente: ey Allah’ım senden başka mâbud-ı hakikî yoktur, yegâne ilâh sensin” diye duâ ettiği ifâde edilmektedir. Resûl-i Ekrem’in sec­dede iken yaptığı dualardan bazıları şunlardır “AHahümme Rabbena ve bi-hamdike, Allahümmeğfklî: Ey Allah’ım, ey Rabbimiz seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim, beni bağışla.”[472]

“Sübbûhun kuddûsun Rabbü’l-melâiketi ve’r-rûhi: Her türlü noksan sıfatlardan münezzeh, mukaddes, bütün meleklerin ve Cebrâilin Rabbi”[473]

“Sübhâneke’llahiimme Rabbena ve bihamdike Allahümmeğfirlî: Ey Al­lah’ım, seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ey Rabbimiz, sana hamd olsun, Ey Allahım, beni bağışla.”[474]

“Ey Allah’ım, senin gazabından rızana, azabından affına, senden yine sana sığınırım. Seni gereği gibi medh-ü senada bulunmaktan âcizim. Sen ken­dini medh ettiğin gibisin.”[475]

Ancak 152 numaralı bâbda da açıklandığı gibi, rükû ve secdelerde ya­pılan bu duanın sadece nafile namazlara mı mahsus, yoksa farz namazlara da şâmil mi olduğu konusu mezhep imamları arasında ihtilaflıdır. Burada tekrara lüzum görmüyoruz.

Metinde geçen “sabah namazının birinci ezanı” sözüyle sabah namazı­nın ikinci ezanı kast edilmiştir. İkâmete nisbetle “birinci ezan” tabiri kulla­nılmıştır. Nitekim bir numara sonra gelecek olan hadis bunu açıklamaktadır.[476]

Bazı Hükümler

  1. Gece namazı kılmak müstehabtır.
  2. Gece namazlarında secdeleri uzatmak müstehabtır.
  3. Sabah namazının sünnetinde kısa okumak müstehabtır.
  4. Vitr namazını bir rekat olarak kılmak caizdir. Ancak bu konu ilim adamları arasında ihtilaflıdır. Bir numara önceki hadisin şerhinde bu konu­ya temas edilmiştir.
  5. Sabah namazının sünnetinden sonra yatıp uzanmak müstehabtır. Bu konuyla ilgili görüşler de bir önceki hadisin şerhinde açıklanmıştır.[477]
  6. …İbn Şihab ez-Zührî (bir önceki hadisin) mânâsını sene­diyle birlikte rivayet etmiştir. (Bu hadisin metnini Râvi Süleyman b. Dâvûd); “bir (rekat) ile vitr yapardı, başını kaldırmadan önce elli âyet okuyacak kadar secdede kalırdı. Müezzin sabah namazının ezanını oku­yup da sabahın olduğu kendisine malum olunca” (şeklinde) nakl etti. (Sonra da bir önceki hadisin geri kalan metninin) mânâsını rivayet et­ti ve (Süleyman b. Dâvud) dedi ki: (Bu hadisi râvilerin) bir kısmı bir kısmından farklı ilavelerle rivayet etti.[478]

Açıklama

Her ne kadar metinde geçen “ve tebeyyene lehü’1-fecr” cümlesinin zahiri, “sabahın olduğu kendisine malum olunca” manasına gelirse de, et-Tîbî’ye göre bu cümle “sabah aydınlığı ortalığı kaplayınca” mânâsına gelmektedir. Cümleye bu şekilde mânâ verince, Resûl-i Ekrem Efendimizin» sabahın sünnetini kılmak için ortalığın iyice aydınlan­masını beklediği anlaşılır.[479] Eğer bu cümleye “sabahın olduğu kendisine ma­lûm olunca” şeklinde mana verilirse, o zaman da Fahr-i Kâinatın hemen sabah ezanı okunur okunmaz alaca karanlıkta sünneti kıldığı anlaşılır. Nitekim kıy­metli âlim M. Zihnî Efendi de şunları söylemektedir: “Sabah namazının sün­netinde efdal olan onu vaktin evvelinde kıraati uzatmadan kılmaktır.”[480]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki:

ResuluIIah (s.a.) geceleyin onüç rekat namaz kılardı. Bunlardan beş (rekat)i ile vitr yapardı. En son rekatta oturup da selâm verinceye kadar bu beş (rekat)’in hiçbirinde oturmazdı.[481]

Ebû Dâvûd dedi ki: (Bu hadisin) bir benzerini de İbn Numeyr, Hişâm ‘dan rivayet etti.[482]

Açıklama

Şafiî ulemâsı bu hadisi delil getirerek vitr namazını bir selâmla beş rekat olarak kılmanın caiz olduğunu söylemişlerdir. Nevevî’nin beyânına göre, Şafiî mezhebince vitri bir selâmla beş rekât olarak kılmak caizse de, her iki rekatta ve bir de en son rekatta selâm vererek kıl­mak daha faziletlidir. Çünkü Hz. Peygamber:”Gece namazı ikişer ikişerdir” buyurmuştur.[483] Bu hadis-i şerif ise vitr namazını beş rekat olarak ve bir se­lâmla kılmanın da caiz olduğunu beyân için gelmiştir.

Hanefî ulemâsına göre ise bu hadis muzdarib olduğundan delil olma ni­teliğinden uzaktır. Çünkü bu hadis aynı mevzudaki 1336 numaralı hadis-i şerife aykırıdır. Durum böyle olunca, Hanefî ulemâsı bu hadislerin her iki­sini de terk ederek, Hâkim’in el-Müstedrek’inde Buharı ve Müslim’in şart­larına göre sahih olarak Hz. Âişe’den rivayet ettiği: “ResuluIIah (s.a.) vitri üç rekat olarak kılardı ve ancak son rekatında selam verirdi.”[484] hadisi ile amel etmişlerdir.

Musannif hadisin sonuna ilâve ettiği talikle bu hadisin daha başka yol­lardan da rivayet edildiğini ifâde etmek ve dolayısıyla bu hadisin başka yol­larla da takviye edilen sahih bir hadis olduğunu söylemek istiyor. Müellifin “Numeyr, Hişam’dan rivayet etti” dediği hadis, müslim’in Sahîh’indedir ve şu mealdedir: “Resûlullah (s.a.) geceleyin onüç rekat namaz kılar bunların beşi ile vitr yapar, sonlarından başka hiçbir yerde oturmazdı.”[485]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki: Resûlullah (s.a.) gecele­yin onüç rekat (namaz) kılardı. Sonra sabah ezanım duyunca hafif iki rekat namaz kılardı.”[486]

Açıklama

Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz vitir namazıyla birlikte onüç rekat gece namazı kılardı. Sabah vaktinin girdiğim ilân eden ikinci ezam işitince de Fatiha’dan sonra kâfirim ve ihlâs sûrelerini okumak suretiyle kısa iki rekat sabah namazının sünnetini kılar ve sabah namazım kıldıracağı vakte kadar odasında kalırdı. 1336 numaralı hadisin şerhinde bu hadisle ilgili olarak yeterli açıklama yapıldığından burada tekrara lüzum gör­müyoruz.[487]

  1. …Âişe (r.arihâ)’dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (s.a.) geceleyin onüç rekat (namaz) kılardı. (Şöyle ki) sekiz rekat kılardı ve bir rekatle de vitr yapardı ve iki rekat da oturarak kılarak (Müslim b. İbrahim); “vitrden sonra (kılardı)” diye rivayet etti. Sonra (her iki­sinin rivayeti de şu şekilde) birleşti: Rükû yapmak istediği zaman aya­ğa kalkar rükû’ yapardı. Sabah ezamyla ikamet arasında iki rekat daha kılardı.[488]

Açıklama

Hadis-i şerifte Hz. Peygamber’in gece namazı önce onüç rekat olarak belirtildikten sonra bunun izahına geçilerek şöyle deniliyor: “Önce sekiz rekat kılardı, sonra bir rekat ilâvesiyle bu rekatların sa­yısı dokuza çıkardı. Sonra iki rekat da oturarak kılardı ve oturarak kıldığı bu namazda rükû’ yapmak gerekince ayağa kalkardı. Sabah vakti girince ezanla ikamet arasında iki rekat daha kılardı.” Bu açıklamadan anlaşılıyor ki sabah namazının sünnetiyle birlikte Resul-i Ekrem (s.a.)’in gece kıldığı namazların toplamı onüç rekat ediyor. Hz. Peygamber sabah namazının sün­neti ile gece namazları arasında uyumadığı için sabah namazının iki rekat sünneti de gece namazlarının arasında sayılmıştır. Sabah namazının sünneti hesaba katılmayacak olursa, geriye onbir rekat kalır ki, esas gece namazla­rını teşkil eden rekatlar de bunlardır.

Her ne kadar bazı ilim adamları “geceleyin kıldığınız namazların sonu­nu tek yapın”[489] hadis-i şerifini delil getirerek vitrin sahih olabilmesi için gece namazlarının en sonunda kılınmış olmasını şart koşmuşlarsa da, mevzumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisinde Resûl-i Ekrem Efendimizin vitr nama­zından sonra oturarak iki rekat daha gece namazı kıldığı ifâde edilmektedir. Resûl-i Ekrem’in bu uygulaması, “geceleyin kıldığınız namazların sonunu tek yapın” emrinin farziyyet değil, nedb ifade ettiğini, binaenaleyh vitri ge­ce namazlarının en sonuna bırakmanın vitrin sıhhatinin şartı olmayıp kemâl ve faziletinin şartı olduğunu gösterir. Resül-i Ekrem’in vitrin sonunda otu­rarak kıldığı iki rekatlik nafile namazı devamlı kıldığı iddia edilemezse de bu namazı vitrin sonunda gece namazı kılmanın caiz olduğunu göstermek ve vitri gece namazlarının şartı olmayıp kemâlinin şartı olduğuna işaret et­mek için kılmış olduğu söylenebilir. Çünkü genellikle Resûl-i Ekrem’in vitri gece namazlarının sonunda kıldığı ve bunu tavsiye ettiği bilinen bir gerçek­tir. Her ne kadar Kadı İyaz Resûl-i Ekrem’in gece namazlarının en sonunun vitr namazı olmasını emreden hadis-i şerifler karşısında vitrden sonra otura­rak iki rekat namaz kıldığını ifâde eden hadislerin bir hükmü olmayacağını söylemişse de, bu görüş doğru değildir. Çünkü bu iki hadisin aralarını yuka­rıda ifade ettiğimiz şekilde uzlaştırmak mümkündür, İki sahih hadisin arası­nı uzlaştırmak mümkün olunca, birini diğerine tercih etmek söz konusu olamaz.

İmam Ahmed ve Evzâî bu hadisin zahirine sarılarak vitrden hemen sonra iki rekat namaz kılmanın caiz olduğunu söylemişlerdir. İmam Mâlik ise, “ge­celeyin kıldığınız namazların sonunu tek yapın” emrine aykırı düşeceği için geceleyin vitr namazının hemen ardından nafile kılmanın mekruh olduğu­nu, vitrden sonra oturarak iki rekat namaz kılmanın Hz. Peygamberin özel­liklerinden olduğunu söylemişlerdir. Hanefî mezhebine göre, vitir namazım uyanacağına güvenenler için uykudan evvel kılmayıp, gecenin son bölümü­nün evveline geciktirmek müstehab olur. Nitekim Hadisi-i Şerifte:

“Gecenin sonunda kalkacağına güvenemeyip korkanlar, vitri gecenin evvelinde yani uyumadan kılsınlar. Gecenin sonunda kalkmağa umutlu olan­lar, onu gecenin son bölümünde kılsınlar. Zira gece namazı, meşhûdedir. Yani geceleyin kalkılıp kılınan namaza, melekler hazır olurlar, efdâl olan da budur” buyurulmuştur.

Tahtavî der ki: “Efdâl olan da budur” tâbiri, hadisin tamamındandır ve bunu Müslim rivayet etmiştir. O halde vitri kılıp da uyuyan kimse gece kalkıp nafile (fazladan bir namaz) kılacak olursa, mekruh olmaz. Ancak da­ha iyiyi terk etmiş olur. Çünkü uyanmağa güvendiği için vitir, mezkûr hadis gereğince, efdal olanı sonraya bırakmaktı. Eğer uyanmağa güvenememekteyse efdaliyeti kaçırmak da yoktur.

Sâlihlerin âdeti yatsıyı ve son sünneti kılıp yatmak ve vitr namazını ge­ce kalkıp teheccüdden sonra kılmaktır. Gece namazına alışmamış olanlar, vitri kazaya bırakmamak için yatmadan kılarlar.[490]

  1. …Ebû Seleme b. Abdirrahmân’dan rivayet edildiğine göre kendisi, Peygamber (s.a.)’in eşi Âişe (r.anhâ)’ya;

Ramazanda Resûlullah (s.a.)’in namazı nasıldı? diye sormuş. O da şu cevabı vermiş:

Resûlullah (s.a.) ne Ramazanda ne de Ramazanın dışında (ge­celeri) onbir rekattan fazla (nafile) kılmazdı. (Önce) dört rekat namaz kılardı. Artık onların güzelliğinden uzunluğundan hiç sorma, sonra dört rekat (daha) kılardı. Onların da güzelliğinden ve uzunluğundan hiç sorma, sonra üç rekat (daha) kılardı. Ben:

Ey Allah’ın Resulü, vitri kılmadan önce uyuyor musun? dedim, (o da):

“Ey Âişe benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz.” buyurdu.[491]

Açıklama

Ebû Seleme b. Abdurrahman Hz. Âişe’ye sadece Hz.Peygamberin Ramazan gecelerinde kıldığı teheccüd namazlarının sayısını sorduğu halde, Hz. Âişe O’na bu namazların hem sayısından hem de bu namazların evsafından bahsetmiş olması ihtimali bulunduğu gi­bi, Hz. Ebû Seleme bu namazların sadece evsafını sorduğu halde Hz. Âişe’nin bu soruya söz konusu namazların evsafıyla birlikte âdetlerinden de bahs ederek cevab vermiş olması mümkündür. Çünkü ilmî bir konuda kendisine müracaat edilen yetkili bir kişinin cevab verirken lüzumlu gördüğü takdirde tamamlayıcı mahiyette açıklamalar yapması uygun olur. Hz. Peygamber üm­metini Ramazan gecelerini ihya etmeye çok teşvik ettiği için Hz.Ebu Seleme Hazretleri Fahr-i Kâinat Efendimizin Ramazan gecelerinde kıldığı teheccüd namazlarının diğer gecelerde kıldığı teheccüd namazlarından daha fazla ol­duğunu zannetmiş ve bunun aslını öğrenmek ihtiyacım duymuştu. İşte Hz. Âişe’ye yönelttiği bu sorunun sebebi budur. Hz. Âişe’nin cevabından Ra­mazan geceleri dahil Resûl-i Ekremin gece namazlarının on bir rekatı geç­mediğini öğrenmiş oldu.

Bu hadisle Hz. Peygamberin geceleyin onüç rekat namaz kıldığını ifâde eden bir önceki hadis-i şerif arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü bir önceki hadiste onüç sayısına sabah namazının iki rekatlık sünneti de dâhil­dir. Eğer sabah namazının sünneti sayılmazsa sözü geçen hadisten de Resûl-i Ekrem Efendimizin geceleyin kıldığı nafile namazların toplam sayısının onbir rekat olduğu anlaşılır ki, bu durumda iki hadis arasında herhangi bir çelişki olmadığı görülür. Bu hadisin zahiri gece namazlarını her dört rekatta bir se­lâm vererek dörder dörder kılmanın daha faziletli olduğunu söyleyen Ebû Hanife (r.a.)’in görüşünü te’yit etmekte ise de, diğer mezhep imamları “ge­ce namazları ikişer ikişerdir” mânâsına gelen 1326 numaralı hadis-i şerifi delil getirerek metinde geçen “dört rekat namaz kılardı” cümlesinden maksadın her iki rekatta bir selâm verilerek kılınan dört rekatlı bir namaz olduğunu iddia etmişlerdir. Yine bu görüşte olanlara göre biraz ara verdikten sonra kılmış olduğu ikinci dört rekat namazı da iki selâmla kılmıştır.

Metinde geçen “sonra üç rekat (daha) kılardı” cümleside “vitr nama­zı bir selâmla ve üç rekat olarak kılınır” diyen Hanefî ulemasının görüşünü te’yîd etmektedir.

Hz. Âişe’nin; “Ey Allah’ın Resulü vitri kılmadan önce uyuyor mu-sun?”sorusuna Hz. Peygamberin; “Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz” diye cevab vermesi, ikinci dört rekattan sonra bir süre uyuduğunu ifâde etmektedir. Gözlerin uyuduğu halde kalbin uyumaması Peygamberle­re ait özel bir durumdur. Bu bakımdan uyku Hz. Peygamber’in abdestini bozmadığı halde ümmetinin abdestini bozmaktadır. Nitekim Hadis-i şerif­te: “Gözler makadın bağıdır. Gözler yumulunca bağ çözülür, binaenaleyh uyuyan kimse yeniden abdest alsın”[492] buyrulmuştur. Bu hadis-i şerifle ta’ris hadisi diye bilinen ve Hz. Peygamber’in ashabıyla birlikte bir seferden dönerken geceleyin konakladıkları yerde güneş doğuncaya kadar uyuyup kal­dıklarını ve güneşin doğuşundan haberlerinin olmadığını ifâde eden hadis[493] arasında da bir çelişki yoktur. Çünkü güneşin doğuşu kalple değil, gözle görülür.[494]

Bazı Hükümler

  1. Hz.Peygamberin Ramazan gecelerinde kıldığı teheccüd namazıyla diğer gecelerde kıldığı teheccüd namazları sayıca birbirlerine eşit idi.

Bu durum Hz. Peygamberin bazı gecelerde vitrden sonra oturarak ha­fif iki rekat namaz kıldığını ifade eden 1340 numaralı hadis ile bu hadis ara­sında bir çelişki olduğuna delâlet etmez. Çünkü Resûl-i Ekrem vitrden sonra kıldığı bu namazı devamlı olarak kılmazdı. Resûl-i Ekrem’in namazlarına başlamadan önce hafif iki rekat namaz kılmayı emrettiğini ifâde eden 1223 numaralı hadis için de aynı hüküm verilebilir. Çünkü Hz. Peygamber gece namazından önceki kıldığı bu namazı da devamlı olarak kılmamıştır.

  1. Hz. Peygamberin uykusu abdestini bozmaz. Bu onunla ilgili özel bir âurumdur.[495]
  2. …Sa’d b. Hişâm (r.a.)’dan; demiştir ki:

Karımı boşadım ve Medine’de bulunan bana ait bir akarı sat­mak ve silah satın alıp gazaya iştirak etmek için Medine’ye geldim. Peygamber (s.a.)’in ashabından bir toplulukla karşılaştım. Bana; “Biz­den altı kişi daha böyle yapmak istemişse de, Peygamber (s.a.) onları bu işten nehyetti ve (kendilerine) “Gerçekten Allah’ın Resulünde si­zin için güzel bu örnek vardır” buyurdu” dediler. Bunun üzerine İbn Abbâs’a geldim. O’na Peygamber (s.a.)’in vitrini sordum (da bana):

Sana Resûlullah (s.a.)’in vitrini insanların en iyi bilenini göste­reyim mi? Hemen (Hz.) Âişe’ye git, diye cevab verdi. Bunun üzerine Hz. Âişe’ye gitmeye karar verdim ve Hakîm b. Eflah’dan bana arka­daşlık etmesini rica ettim. Kabul etmedi. Bunun üzerine “Allah aşkına” diyerek kendisine and verdim de benimle beraber gel(meyi kabul et)di. Hz. Âişe’nin (kapısına vardık ve) yanına girmek için izin istedik. Hz. Âişe:

Kimdir o? diye sordu. (Hakîm de):

Hakîm b. Eflâh, diye cevab verdi. (Hz. Âişe):

Yanındaki kimdir? dedi. (Hakîm:)

Sa’d b. Hişâm’dır, dedi. (Hz. Âişe:)

Şu Uhud’da şehid edilen Âmir’in oğlu Hişâm mı? dedi. (Hakîm:)

Evet dedim ya! diye cevab verdi. (Hz. Âişe de:)

Âmir ne iyi insandı! dedi. (Sa’d b. Hişâm) dedi ki:

Ben: Ey Müzminlerin annesi, bana Resûlullah’ın ahlâkını anlat dedim. O da:

Sen Kur’ân okuyorsun değil mi? İşte gerçekten Resûlullah’ın ah­lâkı Kur’an idi, dedi. Ben:

Bana Resûlullah (s.a.)’in gece namazım anlat, dedim.

Sen Kur’ân’ı (yani Kur’ân’daki) sûresini oku­yorsun değil mi? dedi. Ben de:

Evet, dedim. O da:

Bu sürenin başı nazil olunca Resûlullah (s.a.)’in ashabı (gecele­yin) kalktılar da ayakları şişinceye kadar (namaz kıldılar). Bu sûrenin sonu on iki ay semâda tutuldu. (On iki ay) sonra son tarafı nazil oldu. gece namazı da farzdan sonra (kılınan) bir nafile hâlini aldı; diye ce­vab verdi. Ben:

Bana Peygamber (s.a.)’in vitrini anlat, dedim. (O da:)

Hiç oturmadan sekiz rekat (namaz) kılardı. Ancak sekizinci (rekat)da otururdu. Sonra kalkar bir rekat daha kılardı. Sekizinci ve do­kuzuncu rekatların dışında oturmazdı ve sadece dokuzuncu rekatte selâm verirdi. Daha sonra kalkar iki rekât de oturarak kılardı. İşte yav­rucuğum bu namaz onbir rekattır.Yaşlanıp da şişmanlayınca yedi re­kat vitr kılıyordu. Ancak altıncı ve yedinci rekatte oturuyor, selâmı da sadece yedinci rekatte veriyordu. Sonra da kalkıyor ve oturarak iki rekat daha kılıyordu. Ey yavrucuğum, işte bu (namaz) da dokuz rekattır. Resûlullah (s.a.) hiç bir zaman geceyi sabaha kadar tamamen namaz kılarak da geçirmedi, Kur’ân okuyarak da geçirmedi. Rama­zanın dışında hiç bir ay’ı da tamamen oruçlu olarak geçirmedi. (Nafi­le) bir namaz kıldı mı ona devam ederdi. Uykulu gözleri kendisine galebe edecek olursa, (o namazı) gündüzün on iki rekat olarak kılar­dı, dedi.

İbn Abbas’a geldim kendisine bu durumu haber verdim; “Valla­hi (doğru) söz dediğin böyle olur. Şayet ben onunla konuşuyor olsay­dım, ona varır bu sözü bizzat kendi ağzından dinlerdim; dedi. Ben de:

Eğer ben senin onunla konuşmadığım bilseydim. (Bunları) sana anlatmazdım, dedim.[496]

Açıklama

“Akar” gelir getiren gayrimenkul mal demektir. Hadisin ravisi Hz Sa’d Allah yohmda daha serbest cihad edebilmek için cihad için engel gördüğü ailesini boşamış ve gelir getiren Jyr_gayr,;ı menkûlü­nü de satmaya karar vermişti. Medine’de rastladığı bir sahâbi topluluğu ken­dilerinin de buna benzer teşebbüslerde bulunduklarım fakat Resûl-i Ekrem’in; “And olsun ki, Resûlullah’da sizin için Allah’ı ve âh i ret gününü umar olan­lar ve Allah’ı çok zikr edenler için güzel bir (imtisal) numune(si) vardır.”[497] âyet~i kerimesini hatırlatarak kendilerini bundan vazgeçirdiğini söylediler. Gerçekten de Resûl-i Ekrem hem evlenmiş hem de cihâd etmiş ve “Benim sünnetimden yüz çeviren, ben(den) değildir” buyurmuştur. Sözü geçen sa-hâbilerin, Hz. Peygamberin vaazından sonra Osman b. Ma’zÛn’un evinde toplanan şu on kişiden altısı olma ihtimali vardır: Ebû Bekr, Ömer, Ali, tbn Mes’ûd, Ebû Zerr, Ebû Huzeyfe’nin azatlısı Salim, Mikdâd, Selmân-ı Fari­sî, Ma’kıl b. Mukrin, Osman b. Maz’un. Bu kimseler, Hz. Peygamberin va’zını dinledikten sonra gündüzleri oruçlu olmaya, geceleri uyumamaya, et yememeğe ve kadınlara yaklaşmamaya ve erkeklik organlarını kestirerek yer­yüzünde seyyah olup gezmeye hep birlikte karar vermişlerdi. Bu haber Hz. Peygambere ulaşınca onları Osman b. Maz’un’un evinde buldu ve duyduğu haberin doğruluğunu onlardan öğrenince “Ben size böyle emretmedim. Si­zin üzerinizde nefsinizin hakkı vardır. Oruç tutunuz fakat iftar da ediniz; gece kalkınız fakat uykunuzu da ihmâl etmeyiniz. Şunu iyi bilin ki sizin Allah’tan en çok korkanınız benim ve sizin en müttakîniz de benim. Fakat bu­nunla beraber ben, hem uyurum, hem oruç tulanm, hem de iç yağı ve et yerim. Kadınlara yaklaşırım. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir”[498] buyurdu. Bunun üzerine:

“Ey iman edenler, Allah’ın size helal ettiği o en temiz ve güzel şeyleri (nefsinize) haram kılmayın…”[499] âyet-i kerimesi nazil oldu. Müslim’in ri­vayetinden anlaşıldığına göre, sözü geçen sahabî topluluğu Resûl-i Ekrem’le aralarında geçen bu olayı Hz. Sa’d’a anlatınca Sa’d, evvelce boşadığı karısı­na tekrar dönmüş ve ric’at ettiğine dâir şâhid de getirmiştir.[500] Hz. Sa’d’m Hz. Âişe’ye giderken kendisine arkadaşlık etmesi için Hakîm b.Eflah’a ri­cada bulunduğu halde Hakîm’in ricayı kabul etmemesinin sebebi, Müs­lim’in rivayetinde Hakîm tarafından şu şekilde açıklanmaktadır:

“Ben O’na yaklaşmam, çünkü ben O’nu (Hz. Muâviye ve Hz. Ali’nin fırkalarından ibaret olan) şu iki fırka hakkında bir şey söylemekten nehyet-tim de o buna razı olmayarak bildiğini yaptı.”

Hz. Aişe validemiz Fahr-i Kâinat Efendimizin ahlâkını “Resûlullah’ın ahlâkı Kur’ân idi” sözleriyle en veciz ve beliğ bir şekilde açıklamış ve bu sö­züyle Resûl-i Ekrem’in Kur’ân-ı Kerim’de geçen “Habibim, sen (güçlüğü değil) kolaylığı (sağlayan yolu) tut, iyiliği emret, câhillerden yüz çevir”[501] “Oğul­cuğum, namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, sana (bu emir ve nehiy sebebiyle) isabet eden herşeye katlan…”[502] “Sen yi­ne onların suçundan geç, aldırış etme.”[503] “Şüphesiz ki, Allah adaleti iyili­ği akrabaya vermeyi emreder. Taşkın kötülüklerden, münkerden zulüm ve zorbalıktan nehyeder…”[504] “Kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülük (bir misilleme)dir, fakat kim affeder barışı sağlarsa mükâfatı Allah’a aittir”[505] “Bununla beraber kim sabreder (suçları) örter (bağışlar)sa, işte bu, şüphesiz ve elbet azm olunacak işlerdendir.”[506] “Ey iman edenler, bir kavim diğer bir kavim ile alay etmesin; olur ki (alay edilenler Allah indinde) kendilerinden (yani alay edenlerden) daha hayırlıdır”[507] gibi ahlâkî emirlere bütün kal­bi ve kalıbıyla sarıldığını ve Kur’ân-ı Kerîm’in onun üzerinde aynadaki görüntü gibi kristalleştiğini ve âdeta seciyye hâline geldiğini ifâde etmiştir. Kısaca Allah Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’inde övdüğü bütün güzel huylarla bezenmiş ve kötülemiş olduğu bütün huylardan da arınmış, bu sebeple de Kur’ân-ı Kerim’-de Cenabı Hakk’ın “Muhakkak ki sen en büyük ahlâk üzerindesin”[508] medhine mazhar olmuştur.

Metinde geçen: “Bu sûrenin başı nazil olunca, Resûlullah (s.a.)’in as­habı (geceleyin) kalktılar da ayaklan şişinceye kadar (namaz kıldılar), bu sû­renin sonu on iki ay semâda tutuldu” cümleleriyle, 1304 numaralı hadisin açıklamasında genişçe belirttiğimiz gibi Müzemmil Sûresi’nin “gecenin bi­razı hâriç olmak üzere kalk”[509] âyet-i kerimesi inince, ashab-ı kiramın Resul-i Ekreme uyarak bütün geceyi ayaklan şişinceye kadar namazla geçirdikleri­ne ve daha sonra Cenab-ı Hakk’ın lütfederek, “geceyi gündüzü Allah say­maktadır. O bunu sizin yapamayacağınızı bildiği için size karşı ruhsat canibine döndü. Artık Kur’ân’dan kolay geleni oku.”[510] âyeti kerimesini indirerek gece namazını en az hadde indirdiğine ve hükmünü de farz olmaktan çıka­rıp kılınması mendub bir nafile haline getirdiğine işaret edilmek istenmiştir. Yine bu hadis-i şerif -belirttiğimiz yerde- açıkladığımız gibi, Resûl-i Ekrem’­in içinde bulunduğu şartlara göre yedi rekatla onbir rekat arasında değişen miktarlarda gece namazı kıldığını[511] ve yaşlandığı sıralarda vitrden sonra da nafile kıldığını, gece namazlarını herhangi bir özür sebebiyle kılamadığı za­man onu gündüzün on iki rekat olarak kıldığını ifâde etmektedir. Bu durum Resûl-i Ekrem’in vitr namazını kazaya bırakmadığını gösterir. Çünkü vitri kazaya bırakmış olsaydı, o zaman vitri de gündüzün kıldığı nafilelerle bera­ber kaza etmesi gerekirdi ki, o zaman da bunların toplam rekat sayısı on iki değil, tek sayılı olurdu. Resûl-i Ekrem’in sekizinci rekata kadar hiç otur­mamasından maksat; selâm vermek veya istirahat için oturmamasıdır. Yok­sa teşehhüd için oturmuş olması gerekir. Hadis-i şerifte geçen vitirle ilgili mevzular daha önce 1251 numaralı hadisin şerhinde açıklandığı gibi ayrıca ileride “vitr bölümü”nde yeniden ele alınacağından burada tekrara lüzum görülmedi.[512]

Bazı Hükümler

  1. İslâmiyette ibâdet maksadıyla dünyayı terk etmek, bir başka tabirle ruhbanlık yasaklanmıştır.
  2. Resûl-i Ekrem Efendimizin hayatı müslümanlar için yegâne örnektir.
  3. Bir mevzuda kendisine soru sorulan kişinin, kendisinden daha yetkili biri bulunması halinde ona göndermesi müstehabtır. Çünkü din nasihattan ibarettir.
  4. Hz. Âişe’nin Hz. İbn Abbâs’tan daha faziletli olduğu İbn Abbas’ın itirafiyle sabittir.
  5. İnsanın Resûl-i Ekrem’i örnek alarak Kur’ân ahlakıyla ahlâklanması gerekir.
  6. Gece namazının farziyeti Kur’an-i Kerim’le neshedilmiştir.
  7. Dokuz rekatla veya yedi rekatla vitr kılıp iki teşehhüd ve bir selâmla bitirmek meşrudur.
  8. Bütün geceyi namaz kılmak veya Kur’an okumakla uykusuz olarak geçirmek mekruhtur.
  9. Ramazan ayından başka herhangi bir ayı tamamen oruçlu olarak ge­çirmek bıkkınlık vereceği için mekruhtur.
  10. İtiyad haline getirilmiş nafile ibadetleri gece yerine getiremediği za­man gündüzün telâfi etmek müstehabtır.[513]
  11. …(Önceki hadisin) bir benzeri de aynı senetle Katâde’den rivayet edilmiştir. (Said) dedi ki: “Sekiz rekat namaz kılardı. Bunlar­da sadece sekizinci rekatta otururdu. Allah’ı zikreder, duâ eder ve bize işittirerek selâm verirdi. Selâm verdikten sonra oturarak iki rekat na­maz kılardı. Sonra bir rekat daha kılardı. Ey oğulcuğum, işte bunlar onbir rekattir. Resûlullah (s.a.) yaşlanıp da şişmanlayınca yedi rekat vitr kılardı. Selâm verdikten sonra iki rekatte oturarak kılardı. (Katade önceki hadisin) mânâsını, “(kendi) ağzından dinlerdim” kelimesi­ne kadar nakletti.[514]

Açıklama

Bu hadisi Said b. Ebî Arûbe Katâde’den; Katâde de: Zürâre vasıtasıyla sa’d b. Hişâm’dan nakl etmiştir.Hadisin tamamı zayıf bir senetle Sünen-i Nesaî’de şu mânâya gelen lâfızlarla rivayet edilmiştir:

Sa’d b. Hişam anlatıyor: İbn Abbas’la karşılaştım, ona Resûlullah (s.a.)’ın vitri nasıl kıldığını sordum:

Sana Resulüllah’ın vitri hakkında en çok bilgi sahibi olan birini söyle­yeyim mi? dedi.

Söyle dedim.

Âişe. Git ona sor, verdiği cevapları bana da bildir” dedi. Giderken Hakîm b. Eflâh’a rastladım. Onu da götürmek istedim. O:

Ben gitmem. Çünkü ben ona şu iki grub arasında cereyan eden olay­larla ilgili bir şey söylememesini emretmiştim. Fakat o dinlemedi, dedi. Ye­min verdim, bunun üzerine benimle o da geldi. Âişe’nin huzuruna girince Hakîm’e:

Yanındaki kim? diye sordu.

Sa’d b. Hişâm, dedi.

Hangi Hişâm? dedi.

Âmir’in oğlu, deyince; Âmir’e rahmet okudu.

Âmir ne iyi insandı, dedi.

Mü’minlerin annesi! Bana Resûlullah (s.a.)’ın ahlâkından bahset, dedim.

Kur’ân okuyor musun? dedi.

Okuyorum, dedim.

Resûlullah (s.a.)’ın ahlâkı, Kur’ân idi, dedi. Tam kalkacaktım, Resû­lullah (s.a.)’ın gece kıldığı namazlar akjıma geldi.

Mü’minlerin annesi! Bana Resûlullah (s.a.)’ın gece namazlarından bah­set, dedim.

Yâ eyyü’el-müzzemmil sûresini okuyor musun? dedi.

Okuyorum, dedim.

Aziz ve celîl olan Allah, bu sûrenin başında gece namazını farz kılmış­tı. Bunun için Hz. Peygamber ve ashabı bir sene bu namazı kıldılar. Namaz­da ayakları şişerdi. Nihayet azız ve celîl olan Allah, on iki ay sonra surenin sonunu da inzal etti. Bu emir de hafifleyerek gece namazı önce farzken son­radan nafile oldu, dedi.

Yine tam kalkacağım sırada Resûlullah (s.a.)’in nasıl vitr kıldığı aklına geldi:

Ey Mü’minlerin annesi, bana Resûlullah (s.a.)’in vitrini anlat, dedim.

Bu sefer de şunları anlattı:

Biz misvakını ve abdest suyunu hazırlardık. Aziz ve celil olan Allah gece onun ne zaman kalkmasını isterse o zaman kaldırırdı. O da dişlerini misvaklar, abdest alır ve hiç teşehhüde oturmadan sekiz rekat namaz kılar­dı. Sekizinci rekatte oturur, aziz ve celîl olan Allah’ı zikreder, dua eder ve bize işittirerek selâm verirdi. Daha sonra oturduğu yerden iki rekat daha kı­lar selâm verir bu selâmdan sonra da bir rekat daha kılardı.[515]

Ancak bu rivayet bazı noktalarda bir önceki hadisin sözlerine uyma­maktadır. Çünkü birincide “Ancak sekizinci rekatte otururdu, sonra kalkar bir rekat daha kılardı, sekizinci ve dokuzuncu rekatların dışında oturmazdı ve sadece dokuzuncu rekatte selâm verirdi. Daha sonra kalkar iki rekat da oturarak kılardı” denildiği halde, burada:

a. Sekizinci rekatte selâm verdiği ifade ediliyor,

b. Bu hadisin Nesâî’deki devamında sekizinci rekatten sonra selâm ve­rip oturduğu yerden iki rekat daha kıldığı İfâde ediliyor.

c. Yine burada vitrin oturarak kılınan iki rekatten sonra kılındığı ifâde ediliyor. Halbuki önceki hadiste en son olarak vitrin kılındığı ifade edil­mektedir.

Nitekim Nesâî’de bu farklılığa işaret ederek şöyle demiştir: “Benim ki­tabımda vitrin yeri bu şekilde belirlendi. (Fakat diğer rivayetlere ters düş­mektedir). Bu sebeple bu rivayetteki hatayı hangi râvinin yaptığını bilemiyorum.”[516]

  1. …Şu (önceki) hadis-i şerifi Said (b. Ebi Arûbe) de rivayet et­ti. Ve Yahya b. Saîd’in dediği gibi “Bize işittirecek derecede selâm verirdi” dedi.[517]

Açıklama

Bu hadis de lâfız itibariyle Muhammed b. Beşşâr’ın Yahya Said’den rivayet ettiği bir önceki hadisin metnine benzemektedir. Açıklama için bir önceki hadisin şerhine bakılabilir.

Hadisin Müslim’deki lâfızları şu mânâya gelmektedir: “Sa’d, ben Ab­dullah b. Abbas’a giderek O’na vitri sordum” diyerek hadis-i şerifi kıssası ile rivayet etmiştir. Yalnız bu hadiste Sa’d, “Aişe, Hişâm kimdi? dedi, Ben: Ânıir’in oğludur, dedim. Aişe: “Âmir ne iyi adamdı. Uhud gününde vurul­du, dedi” ibaresini söylemiştir.[518]

  1. …Şu (bir önceki) hadisi Muhammed b. Beşşâr da İbn Ebî Adiyy vasıtasıyla Said (b. Ebi Arûbe)’den (rivayet etmiştir). İbn Beş­şâr da Yahya b. Said hadisinin aynısını (rivayet etti). Ancak (farklı olarak) “bize işittirecek derecede selâm verirdi” ibaresini nak­letmedi.[519]

Açıklama

Daha önce tercümesini sunduğumuz 1342 numaralı hadisten bu hadise gelinceye kadar olan hadislerin hepsi de ufak tefek bazı değişikliklerle 1342 numaralı hadisin tekrarından ibarettir. Netice olarak şunu söylemek mümkündür: Musannif Ebû Dâvûd (r.a.) 1342 nu­maralı hadis-i şerifi Katâde’den dört vasıtayla rivayet etmiştir.

Birinci vasıta Hemmâm’dır. Bilindiği gibi 1342 numaralı hadis Katâde’­den musannıfa Hemmâm vasıtasıyla erişmiştir. Diğer üç hadis ise, Katâde’­den musannıfa Said b. Ebî Arûbe aracılığıyla erişmiştir. Bu hadisi Müslim ile Nesaî de rivayet etmişlerdir. Fakat Nesâî’nin rivayetlerinde vitr namazı­nın yeri yanlışlıkla değiştirilmiştir.[520]

  1. …Zürâre b. Evfâ’nın rivayet ettiğine göre Hz. Âişe’ye Resûlullah (s.a.)’ın gece namazı sorulmuş. O da şöyle cevab vermiştir:

Yatsı namazım cemaatle kılardı, sonra evine dönüp dört rekat namaz kılar sonra yatağına girer ve uyurdu. Abdest suyu başının ucun­da örtülü olurdu. Mis vaki de (yakınına) konulurdu. Nihayet Allah Teâla onu geceleyin uyandırmak istediği saatte uyandırırdı. (Uykudan kalkınca) dişlerini misvaklar ve güzelce abdest alırdı, sonra namaza kalkar sekiz rekat namaz kılardı. Her rekatte Ummu’l-Kitab (Fatiha) ile Kur’ân’dan bir sûre ve Allah’ın dilediği kadar (âyet) okurdu. Seki­zinci rekate oturuncaya kadar bu rekatlerinin hiç birinde oturmazdı (ve hiçbirisinde) selâm vermezdi. Dokuzuncu rekatte de okur ve son­ra oturur, Allah’ın kendisine duâ etmesini istediği şeylerle dua eder ve dilekte bulunurdu; buna çok rağbet ederdi ve (nihayet) neredeyse ev halkını uyandıracak şekilde yüksek sesle selâm verirdi. Sonra otu­rarak Ümmu’l-Kitabı (ve bir sûre) okur ve oturarak rükû yapardı, ikinci (rekatte) de okuyup, oturarak rüku’ ve secdeye varırdı. Allah’ın ken­disine dua etmesini istediği şeylerle dua ederdi. Sonra selâm verir (na­mazdan) çıkardı. Resûlullah’ın namazı şişmanlayıncaya kadar bu şekilde devam etti. (ihtiyarlayıp da şişmanlayınca) dokuz rekatten iki rekat eksiltti, altı ve yedi rekate indirdi ve (vitrden sonra) oturarak iki rekat daha (kılmaya devam etti) vefat edinceye kadar (böyle idi). Al­lah’ın salat-u selâmı onun üzerine olsun.[521]

Açıklama

Bu hadis-i şeriften Resûl-i Ekrem (s.a.)’in gece yatmadan önce abdest suyunu ve misvakım hazırlayıp başucunu koyduğu ve geceleyin kalkınca güzelce dişlerini mısvaklayıp abdestini aldıktan sonra dokuz rekat namaz kıldığı, bunlardan sekizinci rekatte oturup ettehiyyatu okuduğu, dokuzuncu rekatte de oturup lehiyatta bulunduğu ve Al­lah’ın kendisine öğrettiği şekilde sallî-bârik ve Rabbena dualarını okuyarak selâm verdiği anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi Şafiî uleması bu ve benzeri ha­dislerin zahirine bakarak her iki rekatte bir teşehhıidde bulunmanın vâcib olmadığı hükmüne varmışlardır. Hanefi ulemasına göre ise, hadis-i şerifte geçen “sekizinci rekatte oturuncaya kadar bu rekatların hiç birinde oturmazdı” cümlesinden maksat, “selâm vermek için oturmazdı veya isti­rahat için oturmazdı. Fakat teşehhüd için otururdu” demektir. Şafiî’lere göre ise, “hiçbir şekilde asla oturmazdı” demektir. Ancak yaşlanınca gece na­mazlarının toplamı vitirsiz altı, vitr namazıyla birlikte yedi rekatten yukarı­ya çıkmamıştır. Fakat vitrden sonra oturarak kıldığı iki rekatı de bırakmamıştır. Artık gece namazları dâr-ı bekaya irtihaline kadar bu hâl uzre devam etmiştir.[522]

Bazı Hükümler

  1. Namaz vakti gelmeden namaza hazırlanmak ve abdest suyu ve misvak gibi lüzumlu malzemeyi hazır­lamak caizdir.
  2. Gece uykudan kalkınca dişleri misvaklamak sünnettir.
  3. Resül-ü Ekrem (s.a.) geceleri vitrle birlikte dokuz rekat gece namazı kılarken yaşlanınca bu namazı yedi rekate indirmiştir.
  4. Hiç selâm vermeden iki rekatten fazla namaz kılmak caizdir.
  5. Nafile namazları özürsüz olarak oturduğu yerden kılmak caizdir.[523]
  6. …Şu (önceki) hadisi aynı senetle Behz b. Hakîm de rivayet etti. (Şöyle ki); “Yatsıyı kılardı. Sonra yatağına girerdi” dedi, (fakat) dört rekatı zikretmedi. (Bunun dışında) Önceki hadisi (olduğu gibi) nak­letti. Bu hadiste (şu sözleri de) rivayet etti: “Sekiz rekat kılardı; kıra­at, rükû ve sücûd bakımından her rekatı eşit yapardı. Bunlardan sadece sekizinci rekatte otururdu. Otururdu (fakat) selâm vermeden ayağa kal­kıp bir rekat daha kılar onunla vitir yapardı. Sonra sesini yükselterek bir selâm verirdi ki, (bu sesiyle) bizi uykudan uyandırırdı. (Behz b. Hakîm), bundan sonra (önceki hadisin) mânâsını rivayet etti.[524]

Açıklama

Bu hadisle ilgili açıklama önceki hadisin şerhinde geçtiği için burada tekrara lüzum görmüyoruz.[525]

  1. …Zürâreb. EbîEvfâ’nın rivayet ettiğine göre mü’minlerin annesi Aişe (r.anhâ)’ya, Resûlullah (s.a.)’in namazı sorulmuş o da (şöy­le) cevab vermiştir:

Yatsı namazını halka kıldırınca evine döner, dört (rekat daha) kılardı. Sonra yatağına girerdi.

Daha sonra (Zürâre b. Ebî Evfâ bir Önceki) hadisi sonuna kadar nakletti. (Fakat) “kıraat, rükû, sücûd bakımından her rekatı eşit tutardı” (sözünü) nakletmedi; selâm (konusunda) da “bizi uyandırırdı” (sözünü) rivayet etmedi.[526]

  1. …Şu (bir önceki) hadis, Sa’d b. Hişâm vasıtasıyla Hz. Âişe’den de rivayet olunmuştur. (Bu hadisi 1347 numaradaki şekliyle Yezid b. Hârûn, 1346 numaradaki şekli ile İbn Ebî Adiyy, 1348 numaradaki şekliyle Mervan b. Muaviye rivayet etmiştir). Fakat bu râvilerin hadislerinin hiçbirisi de tam değildir.[527]
  2. …Âişe (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (s.a.) geceleyin onüç rekat (namaz) kılardı. Dokuz rekatte de vitr yapardı. -Veya (Hz. Âişe) buna benzer bir şey söyledi – ve oturarak iki rekat daha kılardı. Sonra da ezanla ikâmet arasında sabah namazının iki rekat (sünnet)ini kılardı.[528]

Açıklama

Daha önce geçen hadis-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi Peygamber (s.a.) yatsı namazını ve son sünneti kıldıktan sonra bir süre uyur ve gecenin ikinci yarısında kalkıp vitr namazıyla birlikte içinde bulunduğu şartlara göre yedi ile onüç rekat arasında değişen sayıda gece na­mazı kılardı.

Bilindiği gibi gece namazı mendub olan namazlardandır. Umumiyetle geceleyin yatsı namazından sonra uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra kılınan namazlara gece namazı (salâtü’1-leyl) denir. Bir miktar uyuduktan sonra kalkıp kılman namazlara ise, “teheccüd namazı” denir. Teheccüd na­mazı, Peygamber Efendimize farzdı, ancak bu namazı nasıl kıldığı konu­sunda mezhep imamları arasında ihtilâf vardır. Ulemanın büyük çoğunluğuna göre ikişer ikişer yanı her iki rekatte bir selâm vererek kılardı. İmam Ebû Hanife Hazretlerine göre ise, dörder dörder kılardı.

Mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerife göre Resul-i Ekrem (s.a.)’in yatsı namazının son sünnetini kıldıktan belli bir müddet sonra onüç rekat daha gece namazı kıldığı anlaşılmaktadır. Bu onüç rekat namaz yine bu hadis-i şerifte şu şekilde açıklanmıştır:

“1. Vitrle beraber dokuz rekat,

  1. Vitirden sonra oturarak iki rekat,
  2. Sabah namazının ezânıyla kameti arasında iki rekat daha.”

Bu açıklamaya göre, Resûl-i Ekrem “biriniz geceleyin namaza kalktığı zaman önce kısa iki rekat namaz kılsın” anlamındaki 1323 numaralı hadis-i şerif gereğince önce iki rekat kısa bir namaz kılmış ve daha sonra vitrle bir­likte yedi rekat daha namaz kılarak dokuz rekate tamamlamıştır. Vitri rnüteakib ve oturarak iki rekat daha kılmış ve sabah namazının iki rekat sünnetiyle beraber kıldığı rekatların toplamı onüç olmuştur.

Metinde geçen “dokuz rekatla vitr yapardı” sözü bazı nüshalarda “yedi rekatle vitr yapardı” şeklinde geçmektedir. Bu durumda 1323 numaralı hadisteki emrin gereği olarak gece namazına başlarken kılınan iki rekat he­saba katılmamış demektir.Onu da hesaba katınca toplam yine dokuz eder.

Metinde geçen “veya (Hz. Âişe) buna benzer birşey söyledi” sözü, râvinin bu hadisi, lâfızlarını aynen muhafaza ederek değil de mânâ olarak nakl ettiğini gösterir.

Bilindiği gibi hadislerin, kelime kelime Hz. Peygamberin ağzından çık­tığı şekilde rivayet edilmesine “lâfzan rivayet”, mana aynı olduğu halde değişik lâfızlarla rivayet edilmesine de “manen rivayet*’ denir. İşte böyle ma­nen rivayet edilen hadislerde çoğu zaman râvi lâfzı aynen muhafaza etmedi­ğini belirtmek için; “Ev kemâ kal; yahut bunun gibi bir söz söyledi” veya “ev misle hazâ: yahut benzerini söyledi” gibi ifadeler kullanılır. Bu hadisle ilgili geniş açıklama için 1342 numaralı hadisin şerhine müracaat edilmelidir.[529]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan rivayet olunduğuna göre; Resûlullah (s.a.) dokuz rekatle vitr yaparmış. (İhtiyarladıktan) sonra yedi rekat­la vitr yapmaya başlamış. Vitrden sonra oturarak iki rekat daha kılarmış. Bu iki rekatte (oturarak) okur, rükû’a varmak istediği zaman ayağa kalkıp rükû’a, sonra da secdeye varırmış.

Ebû Dâvûd dedi ki: Ebû Seleme Abdullah b. Abdurrahman ‘in ri­vayet ettiği 1350 numaralı ve Alkâme b. Vakkashn rivayet ettiği 1351 numaralı aynı manaya gelen bu iki hadisi aynı şekilde Hâlid b. Abdilleh el-Vasıtîde rivayet etmiştir. (Hâlid) bu hadisinde, “Alkame b. Vakkâs, ey anneciğim, (Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem vitrden sonra oturarak) iki rekatı nasıl kılardı?” dedi ibaresini ilâve etti ve (sözleri­ne devamla bu hadisin) manasını rivayet etti.[530]

Açıklama

Daha önce gecen hadis-i şeriflerin şerhlerinde de açıkladığımız gibi, Hz. Peygamber önceleri vitrle birlikte dokuz rekat gece namazı kılarken, sonraları ihtiyarlayınca bu namazı yedi rekate kadar in­dirmiştir, vitrden sonra da oturarak iki rekat daha namaz kılmaya başlamıştır. Vitrden sonra kıldığı bu iki rekatte otururken okuduğu halde, rükû yapmak gerekince ayağa kalkıp önce rüku’a, sonra da secdeye varırmış. Bununla be­raber Resûl-i Ekrem’in tatbikatında otururken okuyup ayağa kalkmadan yine oturduğu, yerden rükû’ ve secde yaptığı da olmuştur. Bu hadisle ilgili geniş açıklama, 1251 numaralı hadisle 1342 numaralı hadislerin şerhinde geçtiğin­den burada tekrarına lüzum görülmemiştir.

Alkâme b. Vakkâs’ın Hz. Âişe’den rivayet ettiği bu hadisi Ebû Seleme b. Abdurrahman da rivayet etmiştir. Bilindjği gibi Ebû Seleme’nin bu riva­yeti, 1350 numaralı hadistir ve konumuzu teşkil eden Alkame hadisiyle aynı mânâya gelmektedir.

İşte aynı manaya gelen bu iki hadisi mânâ olarak Hâlid b. Abdullah, Alkame b. Vakkas da rivayet etmiştir. Musannif Ebû Dâvûd hadisin sonu­na ilâve ettiği talik ile bunu ifâde etmek ve bu hadisin muhtelif yollardan rivayet edildiğini göstererek sıhhat derecesini ifâde etmek istemiştir. Bundan sonra gelecek olan hadiste de Hâlid b. Abdullah hadisinin senedini ve lâfzını tüm olarak nakl etmiştir.[531]

  1. …Âişe (r.anhâ) dedi ki:

Resûlullah (s.a.) halka yatsı namazını kıldırdıktan sonra (evine gelir) yatağına girip uyurdu. Gecenin son üçte biri girince kalkar def-i hacet eder ve abdest suyunun yanına gelerek abdest alıp mescide gider ve sekiz (rekat) namaz kılardı. Bana öyle geliyor ki kıraat, rükû ve sücûdü eşit (uzunlukta) yapardı. Sonra kalkar tek rekatle vitr yapar­dı. (Vitrden) sonra oturarak iki rekat daha kılardı. Sonra (sağ) yanını (yatağına) koyardı. Bazan Bilâl gelir kendisine (sabah) namazını ha­ber verirdi. (Bu haberden) sonra hafifçe uyuklardı. Bazan da Bilâl ken­disine namazı haber vermeden önce uyuklayıp uyuklamadığında şüphe ederdim. Resûlullah’ın yaşlanıncaya veya şişmanlayıncaya kadar na­mazı bu şekilde idi. (Hz. Âişe) biraz da şişmanlığından bahsetti. (Da­ha) sonra (Sa’d b. Hişâm bir önceki) hadisi (bütünüyle) rivayet etti.[532]

Açıklama

Bu hadis-i şerif mânâ bakımından bir önceki hadisin benzeridir. Hatırlanacağı üzere bir önceki hadis üzerinde açıklama yaparken “Bu hadisle aynı mânâya gelen 1350 numaralı hadisi Abdul­lah el-Vâsıtî de rivayet etmiştir” dedikten sonra musannif Ebû Dâvûd bundan sonra gelecek olan hadiste; “Hâlid b. Abdullah hadisinin senedini ve lâfzını tüm olarak nakl etmiştir” diyerek, sözü geçen Hâlid hadisinin 1352 numa­rada (yani burada) lâfız ve sened bakımından tam olarak rivayet edileceğine dikkati çekmiştik.

İşte konumuzu teşkil eden bu hadis bir önceki hadisin talikinde söz ko­nusu edilen ve bizim de şerh kısmında bahsettiğimiz Hâlid hadisidir. Ancak Hâlid hadisi musannif Ebû Davud’a aynı zamanda Sa’d b. Hişâm tarafından da erişmiştir. Bu bakımdan mana aynı olmakla beraber musannif bura­da hadisi kendisine Sa’d b. Hişâm’dan gelen lâfızlarla nakl etmiştir. Hadis aynı zamanda Nesâî tarafından da şu manaya gelen lâfızlarla rivayet edilmiştir: Sa’d b. Hişâm’dan; Medine’ye geldim, Hz. Âişe’nin huzuruna vardım.

Sen kimsin? dedi.

Hişâm b. Âmir’in oğlu Sa’d’ım, dedim.

Allah babana rahmet etsin, dedi. Ben:

Bana Resulullah (s.a.)’in namazından bahset, dedim. Resûlullah (s.a.)’ın namazı “şöyle şöyle idi” diye anlattı. Ben:

Evet dedim, o devamla;

Resûlullah (s.a.) gece yatsı namazını kaldıktan sonra yatağına yatar uyurdu. Gece yansı olunca kalkar tuvalet ihtiyacını giderir, abdest suyunu alır ve abdest alarak mescide girerdi. Orada sekiz rekat namaz kılardı. Bana öyle geliyordu ki o kıraatleri aynı uzunlukta, rükû ve secdeleri de aynı uzun­lukta yapardı. Sekiz rekat kıldıktan sonra bir rekat da vitir kılardı. Daha sonra oturduğu yerden iki rekat daha kılar yanı üzerine yatardı. Bazan uyuk­lamadan önce bazan da uyuklayınca Bilâl gelir kendisini sabah namazına davet ederdi. Çok defa sabah namazına çağrılmadan önce uyuklayıp uyuklamadığı hususunda şüpheye düşerdim. Resûlullah (s.a.) yaşlanıncaya ve şişmanlayıncaya kadar namazını bu şekilde kılardı.

Hz. Âişe, Resûlullah (s.a.)’ın şişmanlığından da biraz bahsettikten son­ra son zamanlarında nasıl namaz kıldığını da şöyle anlattı:

Resûlullah (s.a.) yatsıyı kıldırdıktan sonra yatağına giderdi. Gece ya­nsı olunca kalkar abdest suyunu alır, def-i hacetini giderir ve abdest alarak mescide girerdi. Orada altı rekat namaz (teheccüd) kılardı. Ben onun namazda kıraatleri, secde ve rükûları aynı uzunlukta yaptığını zannediyorum. Altı rekatten sonra bir rekat da vitir kılardı. Daha sonra oturduğu yerden iki rekat daha (sabah namazının sünneti) kılar, sonra da yanı üzerine yaslanırdı. Ba­zan uykuya dalmadan önce bazan da uykuya dalınca Bilâl gelir kendisini na­maza davet ederdi. Ben çok defa Bilâl çağırmadan önce onun uykuya dalıp dalmadığı hususunda bir karara varamazdım:

Resulüllah’ın ihtiyarladığı sıralardaki namazı da işte böyleydi.[533]

Bazı Hind nüshalarında bu hadisin sonuna daha önce geçen 1338 nu­maralı hadisin ilâve edildiği ve Ebû Davud’un sözü geçen hadisi muzdarib bulduğu için burada tekrar etmek lüzumunu hissettiğine dâir mütaleası ve bu muzdaribliği söz konusu hadiste geçen; “Resûlullah (s.a.) beş rekatle vitr yapardı” ifâdesinin İmam-ı Mâlik’in rivayetinde bulunmayışına bağladığı görülmekte ise de, asıl nüshalarda böyle bir ilâve yoktur. Ve 1338 numaralı hadisin muzdarib olduğuna dair ileri sürülen ve Ebû Davud’a âit olduğu id­dia edilen mütalea gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü sözü geçen hadisle îmam Mâlik’in rivayeti arasında herhangi bir çelişki yoktur. Bunlardan birincisi mücmeldir, diğeri de onun tefsiri durumundadır.[534]

  1. …îbn Abbâs (r.a.)’den rivayet edildiğine göre kendisi (bir gece) Peygamber (s.a.)’in odasında yatmış ve (Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in geceleyin) “Hakikat göklerin ve yerin yaratılışında…”[535] diye (başlayıp) sûreyi sonuna kadar okuyarak uykudan kalk­tığını ve misvaklanıp abdest aldığını, kıyamı, rükû’u ve sücûdu uzatarak iki rekat namaz kıldığını sonra namazdan çıkıp nefes alış-verişi işitile­cek kadar uykuya daldığını, sonra bunu üç defa tekrarlayarak altı re­kat namaz (kıldığım) ve her defasında da misvâklandığını sonra abdest aldığım ve bu âyetleri okuduğunu daha sonra da vitr (namazı) kıldığı­nı görmüş.

(Bu hadisi Ebû Davud’a nakleden diğer râvi) Osman dedi ki: Üç rekatle (vitr yapardı). Bunu müteakip müezzinin gelmesiyle namaza çıkardı.

(Diğer râvi) îbn İsâ ise (şöyle) dedi: Vitri kılardı. Bunu müteakip sabahın girmesiyle Bilâl gelip kendisine namazı haber verirdi. Bunun üzerine sabah namazının iki rekatlık sünnetini kılıp namaza çıkardı.

(Hadisin buraya kadarki rivayetinden) sonra (her iki râvi de) Resûlullah (s.a.)’İn; “Ey Allah’ım! Benim kalbime nur, dilime nur, ku­lağıma nûr, gözüme nur, arkama nur, önüme, altıma ve üstüme nûr ver ve benim nurumu büyüt”[536] diyerek (namaza gittiği rivayetinde) birleşirler.[537]

Açıklama

Hz. İbn Abbâs, Resûl-i Ekrem’in gece nasıl ibâdet ettiğini öğrenmek üzere bir geceyi Resûlullah’ın yanında geçirmek istemişti. O sırada îbn Abbâs daha bulûğ çağına ermemiş bir çocuktu ve Hz, Peygamber’in zevcelerinden Hz. Meymûne teyzesi oluyordu.

Hz. İbn Abbâs Müslim’in bir rivayetinde hâdiseyi şöyle anlatıyor: “Ben yastığa aylan uzandım. Resûlullah ile zevcesi ise, uzunluğuna yattılar…”[538]

Ebû Zür’a’nın “el-tlel” isimli eserinde ise, Hz. İbn Abbâs olayı şöyle anlatmaktadır:

Ben teyzem Meymûne’ye gelerek;

“Bu gece sizde yatmak istiyorum” dedim. O da:

Bizde nasıl yatacaksın, yalnız bir döşeğimiz var, diye cevab verdi. Bu­nun üzerine ben de:

Benim sizin döşeğinize ihtiyacım yok. Elbisemin bir kısmını altıma ya­yarım yastığa gelince, ben de başımı sizin başınızla birlikte arka taraftan yas­tığa koyarım, dedim. Az sonra Hz. Peygamber geldi Meymûne O’na benim sözlerimi anlatınca:

“Bu Kureyş’in şeyhidir,” buyurdu.

1317-1318 numaralı hadis-i şerifleri açıklarken de beyân ettiğimiz gibi Resûl-i Ekrem (s.a.)’in geceleyin ibâdete kalkış saati horozların ötmeye baş­ladığı saatti. Çünkü 1315 numaralı hadis-i şerifte de ifâde edildiği gibi bu saat Cenab-ı Hakk’ın rahmet-i ilâhiyyesinin inmeye başladığı ve Cenab-ı Hakk’ın; “Bana duâ eden yok mu, duasını kabul edeyim?” diye nida etme­ye başladığı bir andır. Bu mevzua geçen hadis-i şeriflerle birlikte ulemânın açıklamaları da nazar-ı itibara alınırsa şu hükme varılabilir:

“Gece altı eşit parçaya bölünecek olursa, genellikle bunun ilk üç parça­sı Resûl-i Ekrem (s.a.)’in uyku saatidir. Dördüncü ve beşinci parçası ibâdet saatidir. Son altıda bir parçası da seher vaktidir.”[539]

Hz. İbn Abbâs Resûl-i Ekrem (s.a.)’in gece nasıl ibâdet ettiğini gördü­ğü gibi ve hadis-i şerifte geçen ifâdelerle anlatmıştır.

Her ne kadar bu hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem’in uzunca iki rekat na­maz kıldığı anlatılarak söze başlanıyorsa da; “Biriniz gece kalktığı zaman (önce) hafif iki rekat namaz kılsın” anlamındaki 1323 numaralı hadis göze­ri ün de bulundurulursa uzunca kıldığı iki rekatten önce çok kısa iki rekat na­maz daha kılmış olduğu anlaşılır. Bu iki rekat kıldığı kabul edildiği takdirde ve daha önce geçen ve ileride gelecek olan Hz. Peygamberin geceleyin onüç rekat namaz kıldığını ifâde eden hadislerle bu hadisin arasında te’Iif de sağ­lanmış olur. Bununla birlikte Resûl-i Ekrem’in bazan bu kısa iki rekatlık na­mazı kılmadığı da düşünülebilir.

Metinde “nûr” kelimesinin tenvinli olarak zikredilmesinden maksat, nu­run azametini ve sânını beyân içindir. Nurdan maksat da Hakk’ın ve gerçe­ğin aydınlığı ve zuhurudur. Îbnu’l-Esîr’in Nihâye’deki beyânına göre bu duada bazı organlar için nûr istemenin manası, “Ey Allah’ım! Benim bütün or­ganlarımı hak yolunda kullan ve bana hayır yoluna devamlı çalışıp ilerleme­yi nasibeyle” demektir. Bazılarına göre ise, buradaki “hak”tan maksat “ilim ve hidâyet”tir. Resûl-i Ekrem (s.a.) altı yandan gelecek cehalet, sapıklık teh­likelerinden ve şeytanın desiselerinden korunmak maksadıyla ümmetine kalb ile birlikte bazı organlar için ve altı cihet için Allah’tan nûr istemeyi Öğret­miştir. Bu organların nûrlanmasından maksat ise, hidâyet ve marifet nûrlarına mazhar ve ma’kes olmaları, cehalet ve sapıklık zulmetinden kurtulmalarıdır. Çünkü insanı çepeçevre kuşatmış olan nefs-i emmâre ve şey­tânın desiseleri insana sağ-sol, ön-arka, alt-üst olmak üzere altı cihetten ge­lerek onu şüphe ve vesvesenin karanlıkları içerisinde bırakır. Nûr ise asıldır. Nûr gelince, karanlığa ve şüpheye yer yoktur. Karanlık nurun çekildiği yer­leri istilâ eder. Metinde geçen; “Ve benim nurumu büyüt” cümlesi kendin­den önceki duaların kısa bir özeti durumundadır.[540]

Bazı Hükümler

  1. Gece uykudan kalkınca dişleri misvâklamak ve Âl-i İmran Suresi’nin (190-200). ayetlerim okumak mus tehabdır.
  2. Gece namazından önce uyumak ve vitri üç rekat olarak kılmak caizdir.
  3. Gece namazından sonra “Ey Allah’ım! Benim kalbime nûr ver…” diye duâ etmek müstehabdır.
  4. Bir âlimin yaşayışını öğrenmek ve örnek almak maksadıyla bir müd­det onun yanında kalmak caizdir.
  5. Bir kimsenin yakın akrabasından baliğ olmamış bir çocuğun bulun­duğu bir odada ailesiyle yatması -cimada bulunmamak şartıyla- caizdir.
  6. Müezzinin namaz kıldırmak üzere imamı mescide davet etmesi caizdir.
  7. Abdestsiz olarak dokunmaksızın Kur’ân okumak caizdir. Bu konu­da ittifak vardır.[541]
  8. …(Bir önceki hadisin) bir benzerini de Vehb b. Bakiyye, Halid vasıtasıyla Husayn’dan rivayet etmiştir. (Ancak Hâlid bu ha­diste bulunan) ve “bana büyük bir nûr ver” (duasını, Allahumme lâf­zını zikretmeden) nakletti.

Ebû Dâvûd dedi ki: Ebû Hâlid ed-Dâiânî de aynı şekilde Habîb’den (naklettiği) şu (bir önceki) hadiste (bulunan duayı Hâiid’in lâfızlarıyla ve “Allahumme” lâfzını zikretmeden) rivayet etti.

Aynı şekilde Seleme b. Küheyl de bu hadiste (bulunan ve “bana büyük bir nur ver” duasını “Allahümme” lâfzını zikretmeden) Ebu Rişdîn vasıtasıyla İbn Abbâs’dan rivayet etmiştir.[542]

Açıklama

Bu hadis-i şerif Müslim’in rivayetinde şu şekilde geçmektedir:

“Ey Allah’ım! Benim kalbime nur, dilime nur, kulağıma nur, gözüme nur, üstüme nur, altına nur, sağıma nur, soluma nur, önüme nur, arkama nur ver, bana büyük bir nur ihsan eyle.”[543]

Bir numara önceTci Ebû Dâvûd hadisinde ise bu rivayet, “Allahümme A’zim lî nuran = Ey Allah’ım, bana büyük bir nûr ihsan eyle” şeklinde yani “A’zîm” kelimesi “Allahümme” lâfızayla beraber olarak geçmiştir.

Müslim’in, Müsâfirîn bölümünde ise, “Allahümme azzim li nûran = ey Allah’ım! Nurumu büyüt”[544] şeklinde geçmektedir. Müslim’in yine Mü­sâfirîn bölümündeki 191 numaralı rivayeti ise, “Allahümme A’tınî nûran = Allah’ım! bana nür ver” şeklindedir. Müellif Ebû Dâvûd bu talikleri zik­retmekle bu rivayetler içerisinde en kuvvetli rivayetin başında “Allahümme” lâfzı bulunmayan “ve a’zim lîmiren = bana büyük bir nûr ver” rivayeti olduğuna dikkat çekmektir.[545]

  1. …el-Fazl b. Abbâs (r.a.)’den; demiştir ki:

Bir gece nasıl namaz kıldığını görmek için Peygamber (s.a.)’in yanında gecelemiştim. (Geceleyin) kalktı, abdest alıp iki rekat (namaz) kıldı. (Uzunluk bakımından) kıyamı rükû’u gibi, rükû’u da secdesi gi­biydi. (Namazdan) sonra (biraz) uyudu. Sonra uyanıp abdest aldı. Son­ra misvâklandı ve Âl-i îmrân’dan den (itibaren) beş âyet okudu. Nihayet on rekat (namaz) kıhncaya kadar bu (uyuyup kalkma ve abdest alma..) işine devam etti, (namazdan) sonra bir rekat daha kılarak onunla vitr yaptı. Bu esnada müezzin ezan okumaya başladı. Müezzin (ezanı bitirip) sesi kesilince Resûlullah (s.a.) de kalkıp hafif iki rekat daha namaz kıldı. Sonra sabah namazını kıhncaya kadar oturdu.[546]

Ebû Dâvûd dedi ki: îbn Beşşâr’dan (gelen bu hadisin) bir kısmı bana gizli kaldı.[547]

Açıklama

Hadis-i şeriften Hz. Peygamberin kıyamda kaldığı müddetin rükû’da ve secdede kaldığı müddete eşit olduğu bir başka ifâde ile kıyam, rükû ve sücûdda kaldığı müddetlerin birbirine eşit olduğu anlaşıl­maktadır.

Metinde geçen “istenne: misvâklandı” kelimesi, Ebû Davud’un bazı nüs­halarında “istensera = burnuna su alıp sonra dışarı attı” şeklinde geçmek­tedir. Yine metindeki “Âl-i Îmrân’dan beş âyet okudu” cümlesinde bulunan “beş âyet” kelimesi bazı sahih nüshalarda bulunmamaktadır. Esasen bu mevzudaki rivayetlerin çoğunluğunda da bu kelime yoktur. Bunun yerine “Resûl-i Ekrem’in geceleyin uyanınca Âl-i İmrân sûresinden on âyet okuduğu” kay­dedilmektedir. Binaenaleyh bu “beş âyet” kelimesinin bulanmadığı nüsha­lar bu mevzudaki rivayetlerin ekseri yyetine uygun düştüğü gibi bir önce geçen 1353 numaralı hadise de uygun düşmektedir. “Beş âyet okudu” kaydı bulu­nan nüshanın sağlam olduğu kabul edilirse, o zaman Resûl-i Ekrem Efendi­mizin bazı gecelerde vakit daraldığı sebebiyle Âl-i Imrân Süresindeki sözü geçen âyetten itibaren beş âyet okumakla yetindiği, beş âyet daha okumak için vakit bulamadığı düşünülebilir. Hz. Peygamberdin vitri tek rekât kıldı­ğını gösteren bu rivayet, bir rekatle vitr kılmanın caiz olduğunu söyleyen Şafiilerin ve taraftarlarının delilidir. Ancak daha önce de ifâde ettiğimiz gibi Hanefi ulemâsına göre, buradaki bir rekat kendisinden önceki çift rekatı tek hâle getiren rekattır. Başlı başına ayrı bir niyetle tek başına kılınan bir re­kat değildir.

Bu hadis-i şerifte her ne kadar İbn Abbas’m ismi el-Fazl olarak geçi­yorsa da gerek Müslim’in rivayetinde gerekse diğer rivayetlerde “el-Fazl” ismi yoktur. Esasen mutlak olarak İbn Abbas denilince Abdullah b. Abbas anlaşılır. Bu durumda el-Fazl isminin buraya râvilerden birinin hatası neti­cesi olarak geçmiş olması mümkündür. Yahud da bu hadise iki defa vuku bulmuştur da birine el-Fazl, diğerine Abdullah (r.a.) şâhid olmuştur, Ebû Dâvûd bu hadisin tamamını İbn Beşşâr’dan duyamadığını ifâde etmektedir. Hadisin tamamı ise, 1353 numaralı hadistir.[548]

Bazı Hükümler

  1. Hz. İbn Abbâs, Resul-i Ekrem’in yolunu öğrenmek ve ona uymak hususunda son derece hırslı idi.
  2. Bir âlimin hayatım örnek almak niyetiyle onu yakından takip et­mek caizdir.
  3. Hz. Peygamber (s.a.) gece namazlarında her iki rekatte bir selâm ve­rirdi.
  4. Bir rekatle vitr kılmak caizdir.
  5. Vitrden ve sabah namazının sünnetinden sonra yatmayı terk etmek caizdir.[549]
  6. …İbn Abbâs (r.a.)’dan; demiştir ki:

(Bir gece) teyzem Meymûne’nin yanında gecelemiştim. Gece vakti girdikten sonra; “çocuk namazını kıldı mı?” dedi. “Evet” diye cevab verdiler. Bunun üzerine geceden Allah’ın dilediği kadar (bir va­kit) geçinceye kadar uyudu. (Sonra) kalkıp abdest aldı, yedi veya beş (rekat) namaz kıldı. Bunlarla vitr yaptı. Bu rekatların sadece sonun­cusunda selâm verdi.[550]

Açıklama

Hz. Peygamberin geceleyin beş rekat mı, yoksa yedi rekat mı kılmış olduğuna dair şüphe İbn Abbas’a veya ondan sonraki râvi Said b. Cübeyr’e aittir. Gerçekten bu konudaki diğer hadisler de he­saba katılırsa, Said b. Cübeyr’in bu hadisi kısaltarak rivayet ettiği anlaşılır. Bunu tespit eden Hafız İbn Hacer, Nesaî’nin rivayet ettiği bir hadise daya­narak Hz. Peygamber’in beş rekatten önce sekiz rekat daha kıldığını, top­lam onüç rekat kılmış olduğunu söylüyor.[551] Esasen bu mesele Resül-i Ekrem’in gece hangi saatlerde kalkıp kaç rekat namaz kıldığı meselesiyle il­gilidir ki, daha önce geçen bablarda genişçe ele alındığı gibi, bir numara sonrası hadisin şerhinde de bu hadisle ilgili açıklamada bulunulmuştur.[552]

Bazı Hükümler

  1. Bir kimsenin yakın akrabasından baliğ olmamış bir çocuğun bulunduğu bir odada ailesiyle yatması -çımada

bulunmamak şartıyla- caizdir. Bu konuda çocuğun mümeyyiz olup olmaması arasında bir fark yoktur.

  1. Gece namazı kılmak müstehabtır.
  2. Bir âlimin hayatını örnek almak maksadıyla onun yanında bir müd­det kalarak yaşayışını yakından tâkib etmek caizdir.
  3. Gece namazından önce uyumak meşrudur.
  4. Beş veya yedi rekatle vitr yapmak caizdir. Ancak bu hadis Şafiî ulemasının delilidir. Hanefi mezhebinin bu mevzudaki görüşü ve delilleri ise, 1251 ve 1334 numaralı hadislerin şerhinde geçmiştir.[553]
  5. …İbn Abbâs (r.a.)’dan; demiştir ki:

(Bir keresinde) teyzem Meymûne bint el-Hâris’in evinde gecele­dim. Peygamber (s.a.) yatsıyı kıldı, sonra gelip dört rekat daha kıldı. Sonra (bir süre) uyudu. (Uykudan) sonra namaza kalktı. Ben de sol tarafına durdum. Bunun üzerine beni (arka tarafından) dolandırıp sa­ğına durdurttu. Beş (rekat) namaz kıldı, (Namazdan) sonra nefesinin sesini yahut horlamasını işitebileceğim şekilde uykuya daldı. Sonra (tek­rar) kalkıp iki rekat namaz kıldıktan sonra (mescide gitmek üzere dı­şarı) çıktı ve sabah namazını kıldı.[554]

Açıklama

Resûl-i Ekrem (s.a.)’in yatsıdan sonra kılmış olduğu dört rekat sünnet hakkmda Hâftz jbn Hâcer şunları söylüyor: “Her ne kadar Hz. Peygamber’in bu rekatları uykudan önce kıldığına bakarak Muhammed b. Nasr bu namazın yatsı namazının son sünneti olduğunu söylemişse de, gerçekte bu söz doğru değildir. Çünkü bu söz kendisinin “salâtü’1-leyl” isimli eserindeki Minhâl b. Amr vasıtasıyla Ali b. Abdullah b. Abbâs’dan rivayet ettiği, “Resûl-i Ekrem yatsıyı kıldıktan sonra mescid-de dört rekat daha namaz kıldı. Namaz bitince mescidde kendinden başka kimse kalmamıştı. Sonra mescidden çıkıp gitti” anlamındaki hadise zıttır. Bu hadis Fahr-i Kâinat Efendimizin yatsının son sünnetini evde değil, mes-cidde kıldığını gösterir.”[555] Yine İbn Hacer’e göre her ne kadar bundan bir numara önce geçen Said b. Cübeyr hadisi Fahr-i Kâinat Efendimizin evde kılmış olduğu gece namazının beş veya yedi rekatten ibaret olduğunu ifâde ediyorsa da sözü geçen tbn Cübeyr hadisinde kısaltma vardır. Çünkü bu ha­disi Nesâî yine Said b. Cübeyr’den şu mânâya gelen lâfızlarla rivayet etmiş­tir: “İbn Abbâs dedi ki, geceleyin kalktı, ikişer ikişer sekiz rekat oluncaya kadar namaz kıldı. Sonra beş rekatle vitr yaptı. Bu beş rekatin arasında otuiv madı.”[556] Nitekim Nesâî’nin rivayet ettiği bu hadisi Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir. Bir numara sonra gelecektir.

Gerçekten İbn Hacer’in bu izah tarzı bir numara önce geçen İbn Cü­beyr hadisiyle Nesâî’nin İbn Cübeyr’den rivayet ettiği hadisin arasım uzlaş­tırması ve bir numara sonra gelecek hadisi açıklaması bakımından çok güzeldir. Fakat İbn Hacer’in Nesâî’nin tezada düştüğünü iddia etmesi isa­betli değildir. Çünkü bu hâdisenin ayrı ayrı zamanlarda iki defa cereyan et­miş olması ve Hz. İbn Abbâs’ın teyzesinin evinde şahid olduğu namazın şece namazı, mescidde gördüğü namazın da yatsının son sünneti olması müm­kündür. Ayrıca metinde geçen “dört rekat” sözüyle “dört çift”, bir başka ifadeyle sekiz rekat kast edilmiş de olabilir. Bu da îbn Hacer’in maksadına uygundur. Çünkü bu izah tarzına göre Resûl-i Ekrem’in kılmış olduğu gece namazının tümü onüç rekât eder. Bilindiği gibi Fahr-i Kâinat Efendimiz içinde bulunduğu duruma göre yedi rekat ile dokuz rekat arasında değişen sayılar­da gece namazı kılardı. Metinde vitrden sonra kıldığı ifâde edilen iki rekat ise, sabah namazının iki rekatlik sünnetidir.

Hz. Peygamberin bir müddet uyuduktan sonra abdest almadan namaz kılması kendine mahsus özel bir durumdur. Halbuki ümmeti için uyku abdesti bozan hallerdendir. Malum olduğu üzere Resûl-i Ekrem’in gözleri uyu­duğu halde kalbi uyumazdı.[557]

Bazı Hükümler

  1. İbn Abbâs Resûl-i Ekrem’in sünnetini öğrenmekte son derece hırslı idi.
  2. Nafile namazları cemaatle kılmak caizdir.
  3. İmamlığa niyet etmemiş olan bir kimsenin arkasında namaz kılmak caizdir.
  4. Cemaat bir tek kişi olunca imamın sağına durur.Şayet soluna dura­cak olursa, imam onu arkasından dolandırarak sağ tarafına getirip durdurur. İmam namaza durmuş bile olsa, soluna duran kişi için yine böyle yapabilir.
  5. Beş rekat vitr kılmak caizdir. Ancak Hanefî ulemasına göre vitr na­mazı iki teşehhüdle ve bir selâmla üç rekat olarak kılınır.[558]
  6. …Said b. Cubeyr, İbn Abbâs’ın (şunları) söyleyerek (bu ön­ceki) hadiseyi kendisine anlattığını haber vermiştir:

Kalktı iki rekat, (sonra) iki rekat (daha) kıldı. Nihayet (bu şe­kilde) sekiz rekat kılmış oldu. Sonra beş rekatle vitr yaptı. Bunların arasında oturmadı.[559]

Açıklama

Hanefî ulemâsına göre beş rekatlık namazın arasında oturmamaktan maksat, istirahat veya selâm vermek maksadıyla oturmamaktır. Metinde geçen “oturmadı” sözü, bu beş rekat arasında teşehhüd için oturmuş olmayı nefyetmez. Bu hadis, 1356 numaralı hadisin tamamlayıcısıdır.[560]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan; demiştir ki:

Resûlullah (s.a.) sabah namazının sünnetinden önceki iki rekat (sünneti) ile beraber onüç rekat (namaz) kılardı. İkişer ikişer altı (re­kat) kılardı. Beş (rekat) ile de vitr yapardı. Bu beş rekatın sadece so­nuncusunda otururdu.[561]

Açıklama

Bilindiği gibi Hz. Peygamber geceleyin kalkar Allah’a ibâdet ile meşgul olurdu. Bu mesele ile ilgili birçok teferruat bulunmaktadır. Daha önce geçen Resûlullah’ın gece namazı ile ilgili bablarda me­sele çeşitli yönleriyle açıklanmıştır. Bu hadis-i şerifte de Resûl-i Ekrem’in geceleyin beşi vitr olmak üzere on üç rekat namaz kıldığı ve beş rekatın an­cak sonunda oturduğu ifâde edilmektedir. Daha önce de açıkladığımız gibi gece namazlarında kaç rekatta bir selâm verileceği meselesi mezhep imamla­rı arasına ihtilaflıdır. İmam Ebû Hanife’ye göre efdal olan gece ve gündüz nafilelerini dörder rekat; imameyne göre ise, efdal olan gündüz nafilelerini dörder, gece nafilelerini de ikişer rekat olarak kılmaktır. İmam Şafiî de bu mevzuda imameynin görüşündedir. Bu mevzu, 1326 numaralı hadisin şer­hinde etraflıca açıklanmıştır. Bu hadis-i şerif, “beş rekatle vitr namazı kıl­mak caizdir” diyen Şafiî mezhebinin delilidir. Hanefî ulemâsına göre ise, vitr namazı üç rekattır. İki teşehhüd ve bir selâmla kılınır. Binaenaleyh Ha­nefî ulemâsına göre buradaki beş rekatten sadece üçü vitr namazıdır. Üç rekatten önce kılınan iki rekatın vitrle ilgisi yoktur.

“Bu beş rekatın sadece sonuncusunda otururdu” ifadesi, her ne kadar zahirde “bu beş rekatın ikinci ve dördüncü rekatlarında oturmazdı” mânâ­sına gelirse de, Hanefî ulemâsına göre bu cümleden maksat, “Resûl-i Ek­rem ikinci ve dördüncü rekatlarda istirahat için ve selâm vermek için oturmadı. Selâm vermek için sadece beşinci rekatte oturdu” demektir. Bu cümle Resû­lullah’ın ikinci ve dördüncü rekatlarda teşehhüd için oturmuş olmasını nef­yetmez.

Biz bu mevzudaki mezhep imamlarının görüşlerini ve delillerini 1251 ve 1334 numaralı hadislerin şerhinde açıklamıştık. Konumuzu teşkil eden bu Ebû Dâvud hadisiyle ilgili olarak Tirmizî de şunları söylemektedir:

“Âişe’nin rivayet ettiği hadis sahihdir. Bu babda Ebû Eyyûb (r.a.)’den hadis rivayet edilmiştir. Peygamber (s.a.)’in ashabından ve sonrakilerden bazı ilim adamları, vitrin beş rekat olduğu görüşündedirler. Beş rekatın yalnız son rekatında oturulacağını söylüyorlar.[562]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan şu haber rivayet olunmuştur:

Peygamber (s.a.) sabah namazının iki rekat sünnetiyle beraber geceleyin (toplam) onüç rekât (namaz) kılardı.[563]

Açıklama

Bu hadis-i şerifte Allah Resulünün sabah namazının sünneti ve vitr namazı ile birlikte geceleyin onüç rekat namaz kıldığı ifâde edilmektedir. Buhârî’nin yine Hz. Âişe’den rivayet ettiği diğer bir ha­diste de Hz. Peygamberin sabah namazının sünnetinin dışında geceleyin yedi-dokuz ve onbir rekat namaz kıldığı ifâde ediliyor.[564] Nesâî’nin Yahya b. el-Cezzâr vasıtasıyla Hz. Âişe’den rivayet ettiği bir hadiste de Resül-i Ekrem’in geceleri dokuz rekat kılarken sonraları yaşlanıp da kilo alınca ye­di rekat kılmaya başladığı ifâde edilmektedir.[565]

Bu durum Fahr-i Kâinat Efendimizin içinde bulunduğu duruma göre bazan yedi, bazan dokuz, genellikle onbir, sabah namazının iki rekat sünne­ti sayılacak olursa, onüç rekat kıldığını gösterir.[566]

Her ne kadar İmam Mâlik’in Muvatta’ında Nesâî’nin Hz. Âişe’den ri­vayet ettiği bir hadis-i şerifte Allah Resûlü’nün “sabah namazının sünnetin­den onüç rekat kıldığı ifâde ediliyor[567] ve Buhârî’nin Abdullah b. Yûsuf dan rivayet ettiği hadiste de bu mânâ te’ki’d ediliyorsa da[568] bu durum Zürkânî’den nakl ettiğimiz izah tarzına aykırı değildir. Çünkü İmam Mâlik’in ve Buhârî’nin rivayet ettiği bu on üç sayısına yatsı namazının son sünneti katıl­mıştır, yahutta 1323 numaralı hadis-i şerifte ifade edilen Hz. Peygamberin gece namazına başlamadan önce kıldığı kısa iki rekat namaz katılmıştır. Bu yüzden vitrle birlikte geceleyin kılmış olduğu namazların sayısı, sabah na­mazının sünneti hariç, on üç rekata yükselmiştir. Bu ilâve edilen iki rekat Resûl-i Ekrem’in vitrden sonra oturarak kılmış olduğu 1340 numaralı hadis-i şerifte belirtilen iki rekat olabilir.

Aynı şekilde Müslim’in Hz. Âişe’den rivayet ettiği, “Resûlullah (s.a.) ne Ramazanda ne de Ramazandan başka gecelerde onbir rekatten fazla na­maz kılmış değillerdi. Dört rekat namaz kılardı. Artık onların güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra dört rekat (daha) kılardı, onların da güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra üç rekat namaz kılardı.”[569] anlamındaki ha­diste de Resûl-i Ekrem’in gece kıldığı namazların onbir rekat olduğu ifâde edilirken bu sayıya sabah namazının iki rekatlık sünneti katılmamıştır.

Başlığımızı teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi Müslim’de şu mânâya gelen lâfızlarla rivayet edilmiştir: “Resûlullah (s.a.)’in gece namazı on rekat idi. Bîr secde ile de vitr yapar ve sabahın iki rekat sünnetini kılardı. Bu suretle (kıldığı namazlar) onüç rekat olurdu.”[570] Hanefî ulemâsından Bedreddin el-Aynî bütün bu hadisleri gözden geçirdikten sonra şu hükme varmıştır:

a. Buharî’nin teheccüd bölümünün onuncu babında rivayet ettiği hadis Resûl-i Ekrem’in muhtelif zamanlarda kıldığı gece namazlarıyla ilgilidir. Bazan yedi, bazan dokuz bazan da sabah namazının sünneti dışında onbir rekat gece namazı kıldığını ifâde eder.

b. Müslim’in müsâfirîn bölümünde rivayet ettiği 128 numaralı hadis-i şerif ise, Resul-i Ekrem’in gece namazlarında ekseriyetle rivayet ettiği sayıyı gösterir.[571]

  1. …Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre Allah Resulü (s.a.) yatsıyı kıl(ar)dı, sonra ayakta sekiz rekat (daha) kıl(ar)dı. İki rekat de (sabah olunca) iki ezan (ezanla-ikâmet) arasında kılardı ve bu iki rekatı (hiçbir zaman) bırakmazdı. (Bu hadisi Ebû Davud’a nakleden diğer râvi) Ca’fer İbn Müsâfir rivayetine (bir) “oturarak” (kelimesi) ilâve ederek “iki ezan arasında oturarak iki rekat” (namaz kılardı) demiştir.[572]

Açıklama

Bu hadis -i şerifte vitr namazından bahsedilmemiştir. Eğer Hanefî ulemâsının üç rekat olduğunu kabul ettiği vitr namazından da bahsedilmiş olsaydı, bir önceki hadiste ifade edildiği gibi gece, sa­bah namazının dışında onbir rekat namaz kıldığı ifade edilmiş olacaktı. Fakat Şafîîlerin ve taraftarlarının dediği gibi Resûl-i Ekrem’in vitr namazını bir rekat olarak kıldığı kabul edilecek olursa, o takdirde bu hadis-i şerifte hem bir rekatlık vitr namazından hem de 1340 numaralı hadiste Resûl-i Ekrem’in vitr namazından sonra oturarak kıldığı iki rekat namazdan bahsedilmemiştir. Bu hadisle ilgili tamamlayıcı açıklama bir önceki hadisin şerhinde geçmiştir. Senedde görüldüğü gibi bu hadis-i şerifi musannif Ebû Davud’a iki ayrı râvi rivayet etmiştir. Bunlardan birisi Nasr b. Ali diğeri de Ca’fer b. Müsa-fir’dir. Sunmuş olduğumuz tercüme Nasr b. Ali’nin rivayet ettiği metne ait­tir.. Cafer b. Müsafir’in metninde ise, Resûl-i Ekrem’in sabah namazının sünnetini “oturarak” kıldığı ifade edilmektedir. Bu mevzu ile ilgili olarak Buhârî, Müslim ve Nesâî’nin rivayet ettiği hadislerin hiçbirinde bu “oturarak” kaydı bulunmadığından hadis sarihleri bu kaydın Cafer b. Müsâfir’e ait bir vehm olduğu kanaatine varmışlardır.[573]

  1. …Abdullah b. Ebî Kays’dan; demiştir ki:

Âişe (r.anhâ)’ya; “Resûlullah (s.a.) kaç rekat vitr kılardı?” di­ye sordum. (Bana cevabında) dedi ki:

(Bazan) dört (rekat)le birlikte üç rekat, (bazan) altı rekat ile bir­likte üç rekat, (bazan) sekiz rekat ile birlikte üç rekat (bazan da) on rekat ile birlikte üç rekat kılardı. Vitri yediden az, on üçten fazla kılmazdı.

Ebû Dâvûd dedi ki: (Bu hadisi bana rivayet eden iki râviden biri­si olan) Ahmed b. Salih (bu hadise şunları da) ilâve etti: (Abdullah b. Kays dedi ki:)

(Âişe), Peygamber (sallallahü aleyhi veselîem) ‘”Sabah namazın­dan önceki iki rekatle vitr yapmazdı” dedi. Ben de:

Vitr yapmazdı ne (demek)dir? dedim.

(Yani) bunu terk etmezdi, diye cevab verdi ve Ahmed b. Salih (hadisinde); “altı rekat ile birlikte üç rekat (kılardı)” sözlerini de ri­vayet etmedi.[574]

Açıklama

Bu hadis-i şerif vitrin üç rekat olduğunu söyleyen Hanefî ulemâsının delilidir. Çünkü burada vitr namazı kendisinden önce kılınan gece namazlarından ayrı ve üç rekat olarak gösterilmiştir. Hz Âişe’nin ifâdesinden; “Hz. Peygamberin bazan önce dört rekat gece nama­zı kıldığı arkasından da ayrıca vitr namazı olarak üç rekat daha kıldığı bazı gecelerde de vitrden önce kıldığı gece namazları sayısının altı’ya, sekiz’e ve on’a kadar yükseldiği bir gecede vitr ile birlikte kıldığı gece namazlarının yedi rekatten aşağı düşmediği gibi onüç rekatten yukarıya da çıkmadığı” an­laşılmaktadır. Hz. Âişe’nin bu hadisinde Hz. Peygamberin vitri üç rekat olarak kıldığı açıkça ifade edilmiş olmakla beraber, vitrin ikinci rekatında oturulup oturulmadığına ve ikinci rekatte selâm verilip verilmediğine dâir bir açıklama yoktur. Ancak ikinci rekatte oturup selâm vermeden kalktığı ve selâmı üçüncü rekatte verdiği yine Hz. Âişe’nin rivayet ettiği 1342 numa­ralı hadiste Hz. Peygamberin vitrle birlikte kıldığı dokuz rekatlık gece na­mazı anlatılırken ‘sekizimi rekatte otururdu, do kuzun ucu rekatte de selâm verirdi” sözleriyle dile getirilmiştir.

Bu hadisi Ebû Davud’a tercümesini sunduğumuz lâfızlarla rivayet eden râvi Muhammed b. Seleme’dir. Aynı hadisi Ebû Davud’a bir de Ahmed b. Salih rivayet etmiştir. Ahmed’in rivayetinde Hz. Âişe’nin; “Hz. Peygamber sabah namazının sünnetiyle vitr yapmazdı” dediği, Abdullah b. Kays’ın da “vitr yapmaz ne demektir?” diye sorduğu bunun üzerine Hz. Âişe’nin, “yani terketmezdi” diye cevab verdiği ilâve edilmektedir. Bu durumda Hz. Âişe’­nin; “sabah namazının sünnetiyle vitr yapmazdı” sözünde “îtâr” kelimesi­nin “terk” anlamına kullanıldığı (yine kendi açıklamasından) anlaşılmaktadır.[575]

  1. …el-Esved b. Yezîd’den rivayet olunduğuna göre, kendisi (birgün) Hz. Âişe’nin yanma varıp Resûlullah (s.a.)’in geceleyin kıl­dığı namazı sormuş. (Hz. Âişe de şöyle) anlatmıştır:

Geceleyin onüç rekat namaz kılardı. Sonra iki rekatı terk’ etti. Onbir rekat kılar oldu. Daha sonra vefat etti. Vefat ettiği sıralarda geceleri dokuz rekat kılmakta idi’ve geceleyin (kıldığı) namazın sonun­cusu da vitr olurdu.[576]

Açıklama

Resûl-i Ekrem (s.a.) geceleri vitr namazı ve vitr namazından sonra oturarak kıldığı iki rekat ile birlikte onüç rekat namaz kılarken daha sonra bunların iki rekatını terk ederek vitrden sonra oturarak kıldığı iki rekat namaz dahil vitrle birlikte toplam onbir rekat gece namazı kılmaya başlamıştır. Daha sonra yaşı ilerleyince iki rekat daha azaltarak vitr­den sonra oturarak kıldığı iki rekat dahil vitrle birlikte kıldığı gece namazla­rının sayısını dokuz rekate indirmiştir. Geceleri dokuz rekat namaz kılmaya devam ettiği günlerde dâr-ı bekaya irtihal etmiştir. Burada zikredilen sayıla­ra sabah namazının iki rekatlık sünneti dahil değildir. Resûl-i Ekrem (s.a.)’in gece namazları Müslim rivayetinde yine Hz. Âişe tarafından şu şekilde an­latılır:

“Biz onun misvâkını ve abdest suyunu hazırlardık. Allah da onu ge­celeyin ne zaman uyandırmak dilerse uyandırırdı. Bunu müteakip dişlerini mîsvaklar, abdest alır ve dokuz rekat namaz kılardı. Bu rekatların yalnız se­kizincisinde oturur da Allah’ı zikreder, O’na hamd eyler ve duada bulunur­du. Sonra selâm vermeden ayağa kalkar, dokuzuncu rekatı de kılardı. Sonra oturarak Allah’ı zikreder ona hamdeyler ve duada bulunurdu. Sonra bize işittirecek derecede selâm verirdi. Selâm verdikten sonra oturduğu yerden iki rekat namaz kılardı, işte yavrum bu namaz onbir rekattır. Nebi (s.a.) yaş­lanıp et tutunca vitri yedi rekat kılmaya başladı. Bu iki rekatı yine eskiden kıldığı gibi kıldı. Böylece bu da dokuz rekat oldu yavrucuğum.”[577] Bu mevzu 1360 numaralı hadisin şerhinde genişçe açıklanmıştır.[578]

  1. …İbn Abbâs’ın azatlısı Küreyb demiştir ki: İbn Abbas’a; “Resûlullah (s.a.)’in geceleyin kıldığı namaz nasıldı?” diye sordum da (bana şöyle) cevab verdi:

Kendisi (tezyem) Meymûne’nin nezdinde iken bir gece yanında kaldım. (Önce) uyudu. Nihayet gecenin üçte biri veya yarısı geçince uyandı ve içinde su bulunan bir tuluma uzandı, abdest aldı ve (teyzem Meymûne de) onunla birlikte abdest aldı. Sonra (Hz. Peygamber na­maza) kalktı, ben de yanına varıp soluna durdum. Bunun üzerine be­ni (alıp) sağına durduttu. Sonra kulağımı okşarcasına elini başımın üzerine koydu. Güya beni uyandırmak istiyordu. (Önce) kısa iki re­kat namaz kıldı. (Kendi kendime; galiba) her rekatte (sadece) Fatiha okudu, dedim. Sonra selâm verip (tekrar) namaza durdu. Nihayet vi­tirle beraber (toplam) onbir (rekat) namaz kıldı. Sonra (yine) uyudu. O sırada Bilâl gelip de “Namaz ya Resûlallah!” deyince, kalkıp iki rekat (daha) kıldı, sonra cemaate namaz kıldırdı.[579]

Açıklama

Resûl-i Ekrem’in eliyle İbn Abbâs’ın kulağını tutmasından maksadı, onun uykusunu dağıtmaktır. Nitekim İbn Abbâs’ın buradaki sözünden de anlaşılan budur. îbn Abbâs Müslim’in bir rivaye­tinde bu hadiseyi şu mânâya gelen lâfızlarla anlatıyor: “Resûlullah (s.a.) elimden tutarak beni sağ tarafına durdurdu. Bundan sonra artık ben uyukladım mı, kulağımın yumuşağını tutardı.[580]

Bu hadis-i şerifte geçen onbir rekatlık gece namazına vitr namazı dahil­dir, fakat iki rekatlık kısa namaz dahil değildir. Eğer bu iki rekat de katıla­cak olursa, Resûl-i Ekrem’in o gece vitrle beraber kıldığı namazların sayısı 13 rekate yükselir.

Hz. BilâTin namaz vaktinin geldiğim hatırlatmasıyla beraber derhal uy­kudan kalkıp kıldığı iki rekat ise, sabah namazının sünnetidir. Daha önce de zikrettiğimiz gibi uykudan kalkınca abdest almadan namaz kılmak Hz. Peygambere has özel bir durumdur. Çünkü Resûl-i Ekrem’in gözleri uyur, fakat kalbi uyumazdı.

Resûl-i Ekrem’in gece namazına başlarken kıldığı iki rekatı gören İbn Abbâs’ın Hz. Peygamber’in bu namazın her iki rekatında de sadece Fatiha okuduğuna hükmetmesi iki sebepten ileri gelebilir.

  1. Resûl-i Ekrem’in bu namazı sesli olarak kılmış olması ve İbn Abbâs’ın da zamm-ı sûre okumadığını kesinlikle anlamış olması ile,
  2. Resûl-i Ekrem’in bu namazı çok kısa kılmış olması sebebiyle zamm-ı sûre okumadığına hükmetmiş olabilir.[581]
  3. …İbn Abbâs (r.a.)’dan; demiştir ki:

Teyzem Meymûne’nin nezdinde gecelemiştim. Peygamber (s.a.) geceleyin kalktı, sabah namazının iki rekatlık sünnetiyle birlikte onüç rekat (namaz) kıldı. Ben her rekatteki kıyamının (suresini-okuyacak) kadar, (sürdüğünü) tahmin ettim.[582]

(Bu hadisi Ebû Dâvûd’â rivayet eden diğer ravi) Nûh b. Habîb sabah namazının iki rekatlık sünnetinin de bu onüç rekatten (sayıl­mış) olduğunu söylemedi.[583]

Açıklama

Bu hadisi musannif Ebû Davud’a rivayet eden iki râvidir.Bunlardan birisi yahyâ b. Mûsâ) diğeri de Nûh b. Habîb’dir. Sunmuş olduğumuz tercüme Yahyâ b. Musa’nın rivayet ettiği lâfızlara aittir ve Yahya’nın bu rivayetinde Hz. Peygamber’in geceleyin sabah nama­zının sünneti ve vitr namazı ile birlikte onüç rekat namaz kıldığı açıkça be­lirtilmiş, bu sayıya gece namazlarına başlarken kılman kısa iki rekat dâhil edilmemiştir.

Nuh’un rivayetinde ise, sadece Resûl-i Ekrem’in geceleyin onüç rekat namaz kıldığı belirtilmiş, fakat bu sayıya sabah namazının iki rekatlık sün­netinin dâhil olup olmadığından söz edilmemiştir. Bu durumda iki ihtimâl vardır:

a. Bu onüç sayısına ya sabah namazının iki rekatlık sünneti de dahildir,

b. Yahut da bu sayıya her zaman gece namazlarına başlarken kıldığı kısa iki rekat dahil edilmiştir.

Bu ikinci ihtimâl bir önceki hadise uygun düştüğü için birinci ihtimâle göre daha kuvvetlidir.[584]

  1. …Zeyd b. Hâlid el-Cühenî (r.a.)’den; demiştir ki:

(Bu gece) Resûlullah (s.a.)’in nasıl namaz kıldığını gözetleyece­ğim; dedim, ve; eşiğini -yahut çadırını- yastık edindim. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), kısa iki rekat namaz kıldı, sonra iki rekat uzun (ama çok) uzun iki rekat namaz kıldı. Sonra iki rekat daha kıldı. Bunlar kendilerinden önceki iki (rekat)den kısaydılar. Sonra iki rekat daha kıldı. Bunlar da kendilerinden Önceki iki (rekat)den kısaydı(lar). Son­ra iki rekat daha kıldı. Bunlar da kendilerinden önceki iki (rekat)den daha kısaydılar. Sonra iki rekat daha kıldı, bunlar da kendilerinden önceki iki (rekat)den kısaydılar, sonra vitr yaptı, işte bütün bunlar on üç rekattır.[585]

Açıklama

“Eşiği yastık edinmek” ten maksat, onu yastık gibi başının altına alarak üzerine yatmak demektir.Buradan anlaşılıyor ki, Hz. Zeyd Resûl-i Ekrem’in geceleyin nasıl namaz kıldığını görmek için onun yataktan kalkmasını da eşikte yatarak beklemiştir. Bu da Hz. Zeyd’in Fahr-i Kâinat Efendimizi yatağında uyurken gözetlemediğini ancak yatağından kalktıktan sonra gözetlediğini gösterir. Çünkü onun yatak halini ailelerin­den başkasının gözetlemesi haramdır. Yataktaki hâli ise, aileleri tarafından gözetlenir. Bu suretle onun insanlara kapalı olan hiçbir hâli kalmaz. Haya­tının bütün safhaları hiç bir gizli tarafı kalmayacak şekilde incelendikten sonra yine de iffet semasının bir güneşi olarak kalmak, sadece Resül-i Ekrem’e ve diğer Peygamberlere ait bir mucizedir. Peygamberlerin dışındaki insanların hayatının böylesine gözlenmeye tahammülü yoktur. Çünkü o zaman netice­si sahibini ebedî hicaba mahkûm edecek nice gizli günahlar ve nefreti mucib nice haller ortaya çıkar. Allah, “settârü’1-uyûb” ismiyle bu günahları gizle­miş ve araştırılmasını yasaklamıştır.

Daha önce geçen 1323 numaralı hadis-i şerifte belirtildiği gibi Resûl-i Ekrem (s.a.) her gece namaza kalktığı zaman kısa iki rekat namaz kılardı ve ümmetine bunu tavsiye ederdi. Bu sebeple gece namazlarına bu iki rekatle başlamak müstehab olmuştur. Konumuzu teşkil eden hadîs-i şerifte Hz. Zeyd bu iki rekat dahil vitr namazıyla birlikte o gece Resûl-i Ekrem’in onüç rekat namaz kıldığını tespit etmiştir. Yine Hz. Zeyd’in ifadesinden anlaşıl­dığına göre, bu sayıya sabah namazının iki rekat sünneti dahil değildir. Aliyyü’l-Kaarî’nin Mirkat’taki Münâvi’nin de Şerhü’ş-ŞemâiTdeki beyânlarına göre, bu hadise bir yolculuk esnasında geçmiştir.[586]

  1. …Abdullah b. Abbâs (r.a.)’ın haber verdiğine göre kendisi (birgün) Peygamber (s.a.)’in eşi Meyrnûne’nin nezdinde gecelemiştir. -ki Meymûne kendisinin teyzesidir.- (Hz. İbn Abbâs o geceki müşa­hedelerini şöyle) anlattı:

Ben yastığın enine yattım. Resûlullah (s.a.) de ailesiyle birlikte uzunluğuna yattı ve hemen uyudu. Nihayet gece yarısı yahut ondan az önce veya sonra uyanıp oturdu. Yüzünden eliyle uykuyu silmeye başladı. Sonra Âl-i İmrân Sûresi’nin sonlarındaki on âyeti okudu ve asılı duran bir tuluma uzanıp ondan abdest aldı. Abdestini de güzel aldı. Sonra kalkıp namaz kıldı. Abdullah (b. Abbâs devamla) dedi ki: Ben de kalkarak Resûlullah (s.a.)’in yaptığı gibi yaptım. Sonra varıp yanı başında namaza durdum. Derken Resûlullah (s.a.) sağ elini başı­mın üzerine koydu ve kulağımdan tutarak onu büktü. Hemen arka­sından iki rekat namaz kıldı. Sonra iki rekat daha, sonra iki rekat da­ha, sonra iki rekat daha, sonra iki rekat daha, sonra iki rekat daha, kıldı. -(Râvi) Ka’nebî “altı defa (kıldı)” dedi. Sonra vitr yaptı ve yattı. Nihayet kendisine (namaz vaktinin geldiğini haber vermek üzere) mü­ezzin gelince, kalkıp kısa iki rekat (namaz) kıldı ve çıktı. (Mescidde) sabah namazını kıldı(rdı).[587]

Açıklama

Bu hadis-i şerif gece namazlarının ikişer ikişer kılınacağını söyleyen İmam Şafiî ve İmameyn’in delilidir.

Kâdî İyaz “Bu hadisin bir başka rivayetinde Hz. İbn Abbâs’ın teyzesi­nin nezdinde kaldığı gece teyzesinin hayızlı olduğu ifâdesinin bulunduğunu, bu sözün rivayet itibariyle zayıf olmasıyla birlikte: Hz. İbn Abbâs’ın teyze­sinin yanında bulunduğu gece o odada cinsî münasebette bulunulmadığına delâlet etmesi bakımından çok güzel olduğunu” söylüyor. Gerçekten Pey­gamber (s.a.)’in ailesine ihtiyacı olduğu bir gecede ne İbn Abbâs teyzesinin yanında kalmak ister, ne de buna Hz. Peygamber razı olur. Ulemâ bu du­rumları da nazar-i itibara alarak bu hadisin “cima olmadığı takdirde bir kim­senin akrabasından olan bir çocuğun bulunduğu bir odada zevcesiyle beraber yatabileceğine” delâlet ettiğini söylemişlerdir. Her ne kadar bu hadis-i şerif­te Hz. İbn Abbâs’ın yaşıyla ilgili bir açıklama yoksa da Ahmed b. HanbeP-in bir rivayetinde bu sırada Hz. İbn Abbâs’ın on yaşında olduğu ifade ediliyor.[588] Bu bakımdan çocuğun mümeyyiz olması da buna bir engel de­ğildir.

Metinde geçen “yüzünden uykuyu silmek” tâbiri mecazidir. Uykunun te’sirini gidermek anlamında kullanılmıştır. Resûl-i Ekrem’in İbn Abbâs’ın kulağını çekmesi bazılarına göre namaza ve namazda nereye duracağına dik­kati çekmek içindir. Bazıları da bunu uykusunu açmak için yaptığım söyle­mişlerdir. Bu ikinci görüş daha çok beğenilmiştir. Bu konuyla ilgili olarak 1364 numaralı hadisin şerhine de müracaat edilebilir.[589]

Bazı Hükümler

  1. Gece uykudan kalkınca Âl-i îmrân Sûresi’nin (190-200). ayetlerim okumak müstehabtır.
  2. Kur’ân-ı Kerim sûrelerini Âl-i İmrân Sûresi gibi isimlerle adlandır­mak caizdir.
  3. Bir âlimin yaşayışını öğrenmek ve Örnek almak maksadıyla bir müd­det onun yanında kalmak caizdir.
  4. Bir kimsenin yakın akrabasından baliğ olmamış bir çocuğun bulun­duğu odada cima’ olmamak şartıyla ailesiyle yatması caizdir.
  5. Müezzinin namaz kıldırmak için imamı mescide davet etmesi caizdir.
  6. Abdestsiz olarak ezbere -veya Kur’âna dokunmamak şartıyla yüzüne-Kur’ân okumak caizdir.Bu konuda ittifak vardır.
  7. Vitri gece namazlarının en sonuna bırakmak müstehabtır.Fakat ge­ce kalkabileceğinden emin olmayan kimseler için vitri yatmadan kılmak da­ha iyi olur.
  8. Vitri kıldıktan sonra yatmak meşrudur.
  9. Namaz vaktinin girdiğini ilân etmek için müezzin tayin etmek müste­habtır.
  10. Sabah namazının sünnetim evde kılmak müstehabtır.
  11. Sabah namazının sünnetini kısa kılmak müstehabtır.[590]
  12. Namazda Aşırılıktan Sakınmak, Orta Yolu Tutmak
  13. …Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

“Kendinizi güç yetirebileceğiniz amellere veriniz. Çünkü siz usanmadıkça Allah usanmaz. Allah katında amellerin en sevimlisi, az bile olsa, devamlı olanıdır.”

Nitekim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir amel işledi mi ona devam ederdi.[591]

Açıklama

Hadis-i şerifte ibâdetle ilgili olarak; “gücünüzün yettiği amelleri işleyiniz, gücünüz yetmediği için devam edemeyeceğiniz amellere girişmeyiniz. Çünkü gücünüzün yetmeyeceği ameller size bık­kınlık verir. Bu yüzden onu terketmek mecburiyetinde kalırsınız. Siz bıkmadan ibâdete devam ettikçe, Allah da onun mükâfatını vermeye devam eder. Fa­kat siz bıkıp da bu amelinizi bırakıverecek olursanız, Allah sizin bu bıkkın­lığınıza ve amelinizi terk edişinize karşılık olarak bu ibâdetiniz için size vermekte olduğu mükâfatı keser. Yani siz ibâdetinize son vermedikçe Allah da sevabına son vermez” buyruluyor. Metinde geçen “Allah usanmaz” tâ­biri melzûm – lâzım alakasıyla mecazen “Allah terk etmez” anlamında kul­lanılmıştır. Yani melzûm söylenmiş lâzım kast edilmiştir. Her ne kadar bu hadis ibâdetlerle ilgili olarak insanın gücünün yettiği ve devamlı yapabilece­ği amellere sarılmayı tavsiye ediyorsa da bu tavsiye aslında, sadece ibâdetle­re ait değildir. İbâdetler dışında olan diğer meşru işler de bu tavsiyenin kapsamına girmektedir. Meşru olan işlerin Allah’a en hoş geleni ve mükâfata en çok lâyık olanı az bile olsa devamlı ve düzenli olarak yapılanıdır.

Öyleyse mühim olan çokluk değil, düzenli ve devamlı olmaktır. Bu da ifrat ve tefritten sakınarak iki uç arasında bir derece (itidal) sağlamakla müm­kündür. Hz. Âişe hadisin sonunda, Resûlullah’ın tatbikatına ait tespitlerini “Resûlullah (s.a.) bir amel işledi mi ona devam ederdi” sözleriyle ifâde edi­yor. Bu söz Hz. Âişe’ye aittir. Bilindiği gibi hadisin metnine râvi tarafından ilâve edilen bu gibi sözlere “müdrec” denir.[592]

Bazı Hükümler

  1. Bütün amellerde aşırılıklardan sakınarak orta yol tutulmalıdır. Çünkü ifrata veya tefrite sapmak mek­ruhtur.
  2. Hz. Peygamber (s.a.) ümmetine karşı son derece şefkatlidir. Onların meşakkatli işlerden sakınmalarını ister, ümmeti için hayırlı olmayan herhangi bir işi emretmediği gibi güçlerinin yetmeyeceği bir işi de emretmez. Çünkü ibâdetlerde esas olan huşu, diğer işlerde verimi sağlayan sevgi ve istektir. Gü­cün yetmeyeceği amellerde ise huşûdan ve istekten hiç bir eser kalmaz. Cenab-ı Hak da hayırlı bir işe başlayıp da sonra onu terk edenler hakkında şu ifâde­leri kullanmaktadır: “Onların (yeni bir âdet olmak üzere) ihdas ettikleri ruh­banlığa gelince, onu üzerlerine biz farzetmedik. Ancak (onlar bunu sırf) Allah’ın rızasını aramak için yaptılar. Fakat buna hakkıyla riâyet etmediler. Biz de içlerinden (gerçek) iman edenlere mükafatlarını verdik. Onlardan bir çoğu ise (doğru yoldan) çıkanlardı.”[593]
  3. Bu hadis “gecenin tümünü ibâdetle geçirmek mekruhtur” diyen cumhûr-ı ulemânın delilidir. Nitekim İmam Mâlik de bu görüşte idi. Sonra­dan, sabah namazına kalkmaya engel olmuyorsa, bütün bir geceyi ibâdetle geçirmekte bir sakınca olmadığını söylemiştir.[594]
  4. …Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.) Osman b. Maz’ûn’u çağırmış ve yanına gelince: “Ey Osman, sen be­nim sünnetimden yüz mü çeviriyorsun?” buyurmuştur. Osman da; “Vallahi, hayır ya Resûlallah! Bilâkis ben senin sünnetini istiyorum” diye cevab vermişti. (Bunun üzerine Hz. Peygamber): “Gerçekten ben uykuda uyurum, namaz da kılarım; oruç da tutarım, iftar da ederim. Kadınlarla da evlenirim. Ey Osman, Allah’dan kork, çünkü senin üze­rinde ehlinin de hakkı vardır. Senin üzerinde müsâfirin hakkı vardır ve senin üzerinde nefsinin hakkı vardır. Oruç tut, iftar da et; namaz kıl, uyku da uyu!” buyurmuştur.[595]

Açıklama

Resûl-i Ekrem (s.a.) “Ey Osman, sen benim sünelimden yüz mü çeviriyorsun?” buyurmakla, “sen genişlik ve müsamaha dini olan ve ifrat ile tefritten uzak İslâm dinini mi terk ediyorsun?” demek istemiştir. Gerçekten İslâm oruç tutmayı emretmekle beraber iftar et­meyi de emreder. Çünkü iftar oruç tutmak için insana güç ve kuvvet kazandırır. İslâm gece namaz kılmak için uykudan kalkmayı tavsiye etmekle birlikte, geceleyin istirahat için yatıp uyumayı da emreder. Çünkü uyku insana daha rahat ve daha huşulu namaz kılma gücü kazandırır.

İslâm insanı arzu ve fıtrî meyilleriyle birlikte, olduğu gibi, kabul eder. Hıristiyanlıkta olduğu gibi bu arzu ve meyillerin tamamen sökülüp atılması­nı istemez. Lâkin bu arzu ve meyilleri yaratılış hikmeti doğrultusunda terbi­ye ederek ferdin ve toplumun maslahatını gerçekleştirir. Farz olarak öyle bir dereceyi ister ki, onun altında artık insanî bir yaşayış mümkün değildir. Bu seviyenin üzerine yükselmeyi ise, farz olarak değil, nafile olarak ister. Hiç bir zaman nefislere baskı yapmaz ve hayattaki cinsî duyguları hakîr görmez. Yahudilik enâniyet, hırs ve şehevî hislere gem vuramamasıyla beşeriyetin ço­cukluk devrini, Hıristiyanlık hayal ve rüya âleminde dolaşmasıyla beşeriye­tin gençlik çağını temsil eder. Müslümanlık ise, bu devreden sonra gelen olgunluk devrini temsil eder ki, o her şeyi kendi aslîyetine uygun kılar. Ne tamamıyla dünyaya bağlanır ne de tamanıen dünyadan kopup âhirete yöne­lir. Bilâkis bir ölçü ve ahenk içerisinde dünyadan da âhiretten de nasibini ahr. Böylece hıristiyanhk hakiki vazifesini yerine getirmeye çalışan fakat de­vamlı olması mümkün olmayan bir nizamdır.

Metinde geçen “senin üzerinde ehlinin hakkı vardır” cümlesindeki “ehl” kelimesiyle insanın nafakasını te’min etmekle mükellef olduğu aile efradı, usûl ve furûu ve yakın akrabası kasd edilmiştir. İmamtti ehline karşı yerine getirmekle mükellef olduğu vazifesi ise, onların zarurî olan dünyevî ve uhrevî ihtiyaçlarını te’min etmektir. Ev sahibinin misafire karşı görevi ise, güler yüzle karşılayıp güzel güzel sohbet etmek ve izzet-ü ikramda bulunmaktır.

Nefsin insan üzerindeki hakkı ise helâl yollardan olmak şartıyla vücu­dun yemek içmek, uyumak, evlenmek gibi kaçınılmaz ihtiyaçlarım temin et­mektir. Vücudun bu ihtiyaçları karşılanmazsa, nihayet birgün kendisinde ibâdet edebilme gücü de kalmaz.[596]

Bazı Hükümler

  1. Hz. Peygamber ümmetine çok şefkatli idi. Devamlı olarak ümmetinin maddi ve manevi kazancım dü­şünürdü.
  2. Her türlü davranışınlarında ümmetine aşırı hareketlerden sakınmayı ve güç yetiremeyecekleri ağır işlerin altına girmemelerini ve orta yolu tutma­larını tavsiye ederdi. Bu mevzuda ölçü, zindelik ve şevkin devamlı olması­dır. Şevk devam ettiği sürece geceleyin nafile ibâdete devam edilebilir ve şevk bitince yatıp uyunur.
  3. Zevcenin ve müsafirin hakkını yerine getirmek ve nefsin isteklerini helâl yollardan ve aşırılıktan sakınarak karşılamak lâzımdır.
  4. Nafile oruç tutmakta iken müsafiri gelen kimsenin konuklarına hakkıyla ikram ve gönüllerini hoş edebilmek içni orucunu bozması müstehabtır.
  5. İbâdette matlub olan farzların nafilelere takdimidir.[597]
  6. …Alkame’den; dedi ki; Hz. Âişe’ye:

Resûlullah (s.a.)’in ibâdet edişi nasıldı, günlerden birine tahsis ettiği bir şey olur muydu? diye sordum da:

Hayır, onun ameli devamlıydı, Resûlullah (s.a.)’in güç yetirebildiği şeye sizin hanginiz takat getirebilir ki! cevabını verdi.[598]

Açıklama

Hadis-i şerif ibadete devamı teşvik etmektedir. Çünkü devamlı olarak yapılan az ibâdet, bir müddet sonra kesilen çok ibadetten daha hayırlıdır. Çünkü devamlı olarak yapılan ibâdet az bile olsa Al­lah’a taat, zikir, murakabe ve ihlâsı devam ettiriyor, demektir. Bu devamlılık sayesinde az amel devam etmeyen çok ameli kat kat geçer.

Bununla beraber Hz. Peygamber (s.a.) şaban ayına özel bir ilgi göste­rir. Ramazan ayından sonra tutulan en faziletli orucun Şaban orucu oldu­ğunu söylerdi.[599] Nitekim kendileri de Ramazandan sonra en çok orucu bu ayda tutarlardı.[600] Hatta bütün Şabanı oruçla geçirirlerdi.[601] Fahr-i Kâinat Efendimizin bu aya niçin ayrı bir değer verdiğim Hz. Üsâme b. Zeyd şöyle anlatıyor: “Hz. Peygambere sordum:

Ya Resûlallah, (Ramazan dışında) Şaban ayı kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim. (Bunun sebebi nedir?)

“( Ey Usâme!) Receb ayı ile Ramazan ayı arasında yer alan bu ay insanların gafil bulunup değerlendiremedikleri bir aydır. Oysaki bu ay, (kul­ların yıllık) amellerin(in) âlemlerin Rabbi olan Allah’a yükselip sunulduğu aydır. Ben amellerimin Allah’a oruçlu olduğum zaman sunulmasını is­terim.”[602]

Ayrıca Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz haftanın günleri içerisinde Pa­zartesi günlerine ayrı bir değer verir ve bu günleri de oruçlu olarak geçirme­yi arzu ederlerdi.[603] Sebebini de şöyle izah ederlerdi: “Kulların amelleri pazartesi ve perşembe günleri (Allah’a) arz olunur. Ben amellerimin Allah’a oruçlu iken sunulmasını severim.”[604] Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, bir haf­tanın içerisinde yapılan ameller o hafta içerisinde biri pazartesi diğeri de per­şembe günü olmak üzere iki kere, yıllık ameller de yılda bir kere olmak üzere Şa’bân ayında Allah’a sunulur.[605] Bu sebeple Hz. Peygamber adı geçen gün­lere ve Şaban ayına özel bir değer verip o günlerde ibâdetini daha da çoğaltırdı.

Fakat bununla beraber Hz. Âişe’nin kendisine bu mevzu ile ilgili ola­rak yöneltilen soruya; “Hayır, onun ameli devamlıydı” diye cevap vermesi, izahı gerektiren bir durumdur. Bilindiği gibi “Resûlullah (s.a.) yolculukta veya mukîm iken eyyâm-ı bîzda (her ayın onüç,ondört ve onbeşinde) oruçlu olurdu.”[606] Bunu duyan bir sahabî Hz. Peygamber (s.a.)’in ibâdetlerinin eri yoğun olduğu günlerin bu üç gün olduğunu zannetmiştir. Bunu bir de Hz. Âişe’ye sormak ve bu konudaki bilgisini te’yid etmek istemiştir. Hz. Âişe validemiz de onun bu yanlış kanaatini sezdiği için Hz. Peygamber’in sene­nin bütün ay ve günlerinde belli miktarlarda ibâdet ettiğim bunun sadece eyyâm-ı bîz’a ait bir durum olmadığını anlatmak için böyle olumsuz cevap vermiştir. Bu konu ileride oruç bölümünün 271. babında tekrar ele alınacaktır.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem

Nafile Namazlar Bölümü – Sünen-i Ebu Davud

Sünen-i Ebu Davud | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.