Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
22°C
Parçalı Bulutlu
Paz 23°C
Pts 24°C
Sal 23°C
Çar 20°C

Elbiseler Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Elbiseler Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Elbiseler Bölümü – Sünen-i İbn Mace

1 — Resûlullah (Sallallahü Aleyhî Ve Sellemkîn Elbisesi Babı

3550) “… Âi§e (Radtyallâhü anhâ)’dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nakışlı bir siyah abâ içinde namaz kıldı. Sonra buyurdu ki:

Bu abanın nakışları beni meşgul etti (yâni dikkatimi çekecek gibi oldu). Bunu Ebû Cehm’e (geri) götürün ve bana onun enbicâ-niye (nakışsız kaim abâ) sim getirin.”[1]

İzahı

Bu Hadisi Buhar!, Müslim, Ebû Dâvüd ve N e s â ! de rivayet etmişlerdir.

Hamisa: iki tarafı nakışlı veya çizgili siyah abadır. Avnü’I-Ma-bûd yazarının beyânına göre el-Mısbâh’ta: Hamîsa, iki kenarı nakış­lı – çizgili siyah bir elbise çeşididir. Bu elbisenin çeşidi, yünden veya ipekten olabilir. Nakış veya çizgisi olmazsa ona Hamîsâ denilmez, diye bilgi verilmiştir. En-Nihâye’de de: Hamîsa, yün veya ipekten mamul çizgili veya nakışlı bir elbise çeşididir. Siyah renkli ve nakış­lı veya çizgili olmadıkça ona Hamîsa denilmeyeceği söylenmiştir. Ha­mîsa, halkın ötedenberi kullana geldiği bir elbise çeşididir, diye bil­gi verilmiştir.

Hadiste sözü edilen hamîsa, Ş â m kumaşlarından olup Re-sûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘e E b û Cehm tarafın­dan hediye edilmişti.

Enbicâniye: Yünden mamul, düz ve kalın bir elbise çeşididir, âdi sayılır. Onda nakış, çizgi ve damga gibi işaretler yoktur. Resûl-i Ek­rem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) Hamisa’yı geri gönderince E b ü C e h m’ in kalbinin kırılmaması için enbicâniyesini istemiş olabi­lir. Sindi bu ihtimâli belirttikten sonra: Durum; iade edilen el­bise yerine başka bir elbise istemeyi gerektirdiği için, böyle yapıldı­ğı rivayet olunmuştur, der.

Sindi daha sonra sözüne devamla şöyle der: Hadiste geçen «Bu elbisenin nakışları beni meşgul etti» buyruğundan maksad şu olabilir: Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), namaz içinde elbisenin nakışlarına tesadüfen bakma endişesini duymuş veya tesa­düfen mübarek gözü o nakışlara ilişmiş olabilir. O’nun pâk ve nezih kalbi tamamen Allah’a yönelik olduğu ve tam bir huzurla ibâdetle meşgul olduğu için namaz esnasında tesadüfen de olsa başka bir şe­ye gözünün ilişmesini istememiştir.

Muvatta’daki rivayette bulunan, = «Nerede ise beni meşgul edecekti» cümlesi ve B u h â r i’ nin talikan rivayetinde;

= «Beni meşgul etmesinden korkarım* ifâdesi, o elbise nakışlarının Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’i meş­gul etmediğine delâlet eder. Bu rivayetleri tercemede göz önünde bu­lundurarak parantez içi ifâde ile duruma işaret etmek istedim.

Hadis; dikkat çekici, nakışlı, çizgili ve işlemeli elbise ile namaza durmanın mekruhluğuna delâlet eder.

Hadîste sözü edilen Ebû Cehm Amir veya U b e y d bin Huzeyfe, Kureyş kabilesinin ileri gelenlerindendir. Mekke’ nin fethi sıralarında müslüman olanlardandır. 120 yıl ya­şadığı rivayet olunmaktadır.

3551) “… Ebû Bürde (bin Ebî Mûsâ el-Eş’arî) (RadtyaUâkü ankümâ)’-dan; Şöyle demiştir:

Ben, Âişe (Radıyallâhü anhâ)’mn yanma girdim. O, Yemen’de dokunan tok kumaştan mamul bir izâr (bedenin belden aşağısına sa­rılan car) ve mülebbede denilen (yâni çok yamalanmakla keçelen-miş gibi olan) şu elbiselerden bir kaftanı benim için çıkar (ip gös­ter) di ve bana yemin ederek: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) bu iki elbise içinde vefat etti, dedi.”[2]

İzahı

Bu hadîsi; Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve T i r m i z î de rivayet etmişlerdir.

İz&r: Bedenin belden aşağısına sarılan car ve ihram gibi elbi­seye denilir. Kisa: Elbise demektir. Eksiye de bunun çoğuludur. Bu­rada bedenin üst kısmını örten elbise mânâsı kasdedilmiştir.

Mülebbede t Keçelenmiş demektir. Burada çok yamalanmakla ke-çelenmiş gibi kalmlaşan elbise mânâsı kasdedilmiştir. N e v e v i ve Nİhâye sahipleri böyle yorumlamışlardır.

N e v e v i: Bu gibi hadisler, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in dünya nimetlerine nasıl sırt çevirdiğine ve dünya lezzetle­rine iltifat etmediğine delâlet eder. Ümmeti de hâl ve hareketlerin­de O’na uymalı ve O’nun izini takip etmelidir, der.

Hadisin râvisi Ebü Bürde (Radıyallâhü anh) ‘in hâl ter-cemesi 2282. hadîs bölümünde geçmiştir. Bu künye’yi taşıyan başka sahâbiler de vardır. E 1 – H â f ı z, el-Fetih’te bu hadisin râvisi olan Ebû Bürde’ nin E b û M û s â (Radıyallâhü anh) ‘in oğlu olan zât olduğunu söylemiştir.

3552) … Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü anh)yden; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir semle (car – ihram) içinde namaz kıldı, (carın küçüklüğü dolayısıyla düşmemesi için) onu bağlamıştı.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Râvî Hâlid’in Ubâde bin es-Sâmit (Ra­dıyallâhü anh)’den hadis işitmesi sabit değildir. Ebû Naim de demiş ki: Hâlid, Ubâde İle görüşmemiş ve ondan hadîs işitmemiştir. Râvi el-Ahvas bin Hakim de zayıftır.[3]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadîsin senedinin durumu notta belirtil­miştir. Bir tek elbise içinde namaz kılmanın hükmü 1047 -1051. hadîs­ler bölümünde açıklanmıştır. Bu hadis de Resûl-i Ekrem tAleyhi’s-sa-lâtü ve’s-selâm) ‘in tevazuu ve sâde hayatı için bir örnektir.

Semle: îhrâm gibi dikişsiz olup omuzlara atılmak suretiyle bürü-nülür ve bir tarafı diğer tarafın üstüne atılır.

3553) “… Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in beraberinde idim. O’nun üstünde saçağı kalın Necrân mamulü bir ridâ (yâni be­denin üst tarafını örten dikişsiz ihram gibi bir giysi) vardı.”[4]

İzahı

Bu hadîsi Buhârî ve Ebû Dâvûd da rivayet et­mişlerdir.

Necrân; Yemen tarafında bir şehrin ismidir. Ridâ: Bedenin üst kısmını örten ve ihrama benzeyen dikişsiz bir çeşit elbisedir. Ha­şiye elbisenin saçağı ve kenarı demektir.

3554) “… Âişe (Radtyallâhü <mAö,)’dan rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in herhangi bir kimseyi sövdüğünü ve O’nun için bir elbisenin durulduğunu görme­dim.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdullah bin Lehîa vardır. Bu râvt zayıftır.[5]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadisteki Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) için bir elbisenin dürülmediği ifâdesinden maksad şudur : ihtiyaç hâlinde giymek üzere O’nun ikinci bir elbisesi yoktur. Bu hadîs de Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in üstün ahlâkı­nı ve dünya nimet ve lezzetlerine rağbet etmeyişini ifâde eder.

3555) “… Sehl bin Sa’d es-Sâidî (Radtyallâhü ankümâ)’dan; Şöyle de­miştir :

Bir kadın, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e bir bürde getirdi. (Sehl: Bürde nedir? diye —orada bulunanlara — sordu —da sözüne devamla — Bürdedir —yâni ihram gibi dikişsizdir— diye so­rusunu kendisi cevabladı.) Bürdeyi getiren kadın :

Yâ Resûlallah, bu bürdeyi sana giydireyim diye kendi elimle do­kudum, dedi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de bürdeyi aldı. Zâten kendisinin böyle bir bürdeye ihtiyacı vardı. Sonra Resû­lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o bürdeyi izâr (yâni belden aşa­ğı vücûduna sarmış) olarak giyip (evden) yanımıza çıktı. Sonra fa­lan oğlu falan (Sehl’in o gün ismini söylediği bir adam) gelerek:

Yâ Resûlallah, bu bürde ne güzeldir! Bunu bana giydir, dedi. Re­sûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de: Peki buyurdu. Sonra eve girince bürdeyi dürüp o adama gönderdi. Orada hazır olan ce­mâat adama:

Vallahi sen iyi etmedin. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) ‘e bu bürde ihtiyacı olarak giydirildi. Sonra sen kendisinin bir şey isteyen hiç bir kimseyi reddetmediğini bildiğin halde Ondan bür­deyi istedin, dediler. Adam da (bu yadırgamaya karşılık) :

Vallahi ben bu bürdeyi giymek için istemedim. Ve lâkin (öldü­ğümde) kefenim olsun diye istedim, dedi.

Sehl demiştir ki: Sonra bu zâtın vefat ettiği gün hakikaten o bür­de onun kefeni oldu.”[6]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Nesâî ve Taberâni de riva­yet etmişlerdir.

Bürde nedir? sorusunu soran zâtın Sehl (Radıyallâhü anh) olduğu, Buhâri’nin Kitâbül-Edeb’teki rivayetinde;

“Sonra Sehl, orada bulunanlara dedi ki…” biçiminde belirtilmiştir. Buharı1 nin rivayetinde «Orada bulunanlar: Bürde semledir, de­diler. Sehl de evet, diye onları doğruladı» mealinde ifâde edilmiştir. Müellifimizin rivayetinde ise cevab verene âit fiil zamiri tekil oldu­ğu için Sohl’in kendi sorusunu cevabladığı biçiminde terceme ettim. Muhtemelen orada bulunanlardan biri cevablamıştır.

B ü r d e’ yi Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘e hediye eden hanımın ismi hakkında aydınlatıcı bir bilgi edinemedim. Ay­nî ile H â f ı z : Bu kadının ismi bilinemedi, derler.

Sehl (Radıyallâhü anh), Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm’in hediye edilen B ü r d e ‘ ye ihtiyacı olduğunu söylemiştir.

El-Hâfız: Bu durum ya Peygamber (Aleyhi ‘s-salâtü ve’s-selâm) ‘in daha önce geçmiş bir konuşmasından ya da O’nun hediye edilen bür-deyi hemen giymesi gibi bir belirtiden anlaşılmış, der.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’den bürdeyi isteyen zâtın kimliği hakkmda ihtilâf vardır: Bâzı rivayetlere göre o zât Sa’d bin Ebî Vakkâs (Radıyallâhü anh) ‘dır. Diğer bir

kısım rivayetlere göre ise Abdurrahman bin Avf CRa-dıyallâhü anh) ‘dır. Bu rivayetler El-Fetih’te nakledilmiştir.[7]

Hadîsten Çıkan Hükümler:

  1. Bir kimse henüz hayatta iken kefenini hazırlayabilir. Fıkıhçı-lar buna dayanarak kişinin kendi teçhiz ve tekfini ile ilgili hazırlık­ları yapmasını caiz görmüşlerdir. El-Fetih yazan bu hadisin şerhinde : İbn-i Battal demiş ki : Bu hadis, bir şeyi ih­tiyaç zamanı gelmeden önce hazırlamanın câizliğine delildir. Nite­kim takva sahibi zâtlardan bir grup ölümlerinden önce kabirlerini kazıp hazırlamışlardır, demiştir. Ez-Zeyn bin el-Münîr de İbn-i Battâl’m bu sözünün akabinde: Sahâbîlerden her hangi birisi kabrini ölümünden önce hazırlamamıştır. Eğer bu iş müs-tahap olsaydı, bir çok sahâbi bunu yapardı, demiştir. Şâfiiler’in bâzısı da demiş ki: Böyle bir hazırlık yapmak isteyen kimse helâllığı-na güvendiği bir maldan yapmalı veya bereket ve salâhat sahibi ol­duğuna inandığı bir zâtın elbisesi gibi bir eserinden hazırlamalı, diye bilgi verilmiştir.

Ayni de: Sahâbîlerden kimsenin bu hazırlığı yapmaması, yâ­ni kabrini kazmamış olması, bunun caiz olmadığına delâlet etmez. Mü’minlerin iyi gördükleri şey, Allah katında da iyi değil mi? özel­likle sâlihlerden bir çok zât bu hazırlığı yapmıştır, der.

  1. Hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in güzel huy-luluğuna, cömertliğinin üstünlüğüne ve hediyeleri kabul buyurması­na delâlet eder.
  2. Edebe aykırı görülen hareketlere karşı çıkmak meşrudur.
  3. Salâh ve takva sahibi zâtların eserlerinden bereketlenmek meşrudur.

3556) “… Enes (Radtyallâhü ankydtn rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJyün elbise ve yamalan­mış ayakkabı giyiniş ve cidden sert elbise giymiştir.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Nuh bin Zekvto bulu­nur. Bu râvi zayıftır. Bakıyye isimli râvi de tedlisçi olup bu hadîsi an’ane İle ri­vayet etmiştir.[8]

2- Adamın Yenî Bir Etbise Giydiği Zaman Söyleyeceği (Hamd) Bâb1

3557) “… Ebû Ümâme (el-Bâhilî) (Radtyallâhü a«A)’den; Şöyle de­miştir :

Ömer bin el-Hattab (Radıyallâhü anh) yeni bir elbise giydi ve ı

Avretimi örten ve kıyafetimi iyi düzenleyen, elbiseyi bana giydiren Allah’a haradolsun, dedikten sonra; ben Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve S eli e m) ‘den şöyle buyururken işittim: «Kim yeni bir elbise giyip; der, sonra eskittiği veya (bedeninden) attığı elbiseye gidip onu sada­ka ederse; diri ve ölü iken (yâni dünyada ve âhirette) Allah’ın hima­yesinde, Allah’ın muhafazasında (korumasında) ve Allah’ın sitrinde (örtüsünde) olur.

Bunu üç defa tekrarlardı.’*

3558) “… İbn-i Ömer (Radtyattâhü anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre: Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gün) Ömer (bin el-Hattâb) ‘m üzerinde beyaz bir entari gördü ve (ona) :

Senin bu elbisen yıkanmış (mı), yoksa yeni midir? buyurdu.

Ömer de ı

Hayır (yeni değil). Fakat yıkanmıştır, dedi. Resûl-i Ekrem (ona) : «Yeni bir elbise giy (giyesin), hamdedici olarak (veya memnun bir yaşantı ile) yaşa (yaşıyasın) ve şehid olarak öl (ölesin), bu­yurdu.»”

Not: Zer&İd’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir. Râvt Hüseyin bin Mehdi el-Eyll’yi îbn-İ Hlbb&n sıka, yâni güvenilir râvller arasında anmıştır. tbn-l Huzeyzne de kendi Sahlh’inde ondan rivayette bulunmuştur. Senedin kalan ravî-lerln rivayetleri BuhArt ve Müslim’de mevcuttur.[9]

3- Yasak Kılınan Elbise Babı

3559) “… Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâkü anh)’den rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki çeşit giyinişi yasak­lamıştır. O giyinişler iştimal-ı samına (denilen kıyafet) ve kabaları üzerinde oturup bacakları dikerek avret yeri Örtüsüz kalacak şekil­de tek bir elbiseye sarınmaktır.’*

3560) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a«A)’den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki çeşit giyinişi yasak­lamıştır: tştimâl-i sammâ (denilen giyiniş) den ve kabalan üzerinde oturup bacakları dikerek avret yerini semâya doğru açarak (yani avret yerini örtüsüz bırakarak) tek bir elbiseye sarınmaktan.”

3561) “… Âİşe (Radtyallâhü onkây&sn; §öyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki çeşit giyinişi yasak­lamıştır: İştimâl-İ sanıma (denilen kıyafet) ve avret yerini semâya doğru açtığın (yâni örtüsüz bıraktığın) halde kabaların üzerinde oturup bacakları dikerek tek bir elbiseye sarınmak/’

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Âişe (R.A.)’nın hadisi sahih olup râvî-lerl sıka yâni güvenilir zâtlardır. Râvi Sa’d bin Said, Yahya bin Saîd el-Ensâri’nin kardeşidir. Müslim onun rivayetini delil saymıştır.[10]

İzahı

E b û S a İ d (Radıyallâhü anh) ‘m hadisini Buhârİ ve N e s â î de rivayet etmişlerdir. Ebû Hüreyre (Badıyallâhü anh) fın hadîsini Tirmizî de rivayet etmiştir. Ayrıca Buhâri, Müslim ve Ebû Dâvûd bunun benzerini rivayet etmiş­lerdir.

Bu hadislerde iki çeşit giyiniş yasaklanmıştır: Bunlardan birisi İştimâl-ı Sammâ denilen giyiniştir. Bu çeşit giyinişi lügat âlimleri şöyle yorumlamışlardır: Adam tek bir elbiseye sarınır (yâni âdeta kefen gibi), herhangi bir kenarını kaldırmaz ve ellerini de bürünü-len elbisenin altında kaldığı için dışarı çıkaramaz. Böyle kefen gibi bir elbiseye sarınmanın yasak kılınması hikmeti ise N e v e v İ’ nin dediği gibi, adamın kollarını oynatmasının güçlüğü, ellerini çalıştır­masının zorluğu ve bu yüzden zarara uğramasıdır. İştimâl-i Sammâ giyinişi böyle tarif edilince hadisteki yasaklama mekruhluk için yo­rumlanır. Yâni bu şekilde bir kıyafet mekruhtur.

Fıkıhçılar ise İştimâl-İ Sammâ yi şöyle açıklamışlardır: Adam tek bir elbiseye sarınır. Sonra onun bir tarafını kaldırıp omuzları­nın üstüne atar ve bu yüzden avret yeri açılır. Iştimâl-i Sammâ böyle açıklanınca hadîsteki yasaklama haramhk anlamını taşır. Çünkü böyle bir kıyafet avret yerinin açık kalmasına yol açar.

B u h â r i’ nin bir rivayetinde Sammâ’nın şöyle tefsiri yapıl­mıştır :

“Sammâ, adamın elbisesini omuzlarından birisinin üstüne atması ve bu yüzden bedeninin bir tarafının örtüsüz kalıp açılmasıdır.”

B u h â r î’ nin bu açıklaması, fıkıhçıların yorumunu teyid eder. El-Hâfız: Buharı’ nin ifâde tarzının zahiri bu tefsir kıs­mının merfû, yâni Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in sözü olduğunu gösterir. Bu tefsir ile fıkıhçıların yorumu arasında muva­fakat vardır. Söz konusu tefsir, merfû olmayıp mevkuf olsa bile sağ­lıklı görüşe göre sammâ tâbirinden neyin kasdedildiğine bir delil sayılır. Çünkü, râvi tarafından beyân edilen bir yorumdur ve hadi­sin metnine aykırılığı yoktur, der.

Ebû Hüreyre (Badıyallâhü anh)’in Ebû Dâvûd tarafından rivayet edilen hadisinde yukardaki tefsir merfû olarak ri­vayet edilmiştir. Yâni İştimâl-i Sammâ denilen kıyafet, fıkıhçılarm anlattığı kıyafet şeklidir. Kuvvetli olan budur.

Sammâ: Bu kelimenin asıl lügat manâsı ise sağır dişi demektir. İstimal t İhram gibi bir elbiseye sarınmak demektir.

İhtibâ: Kabalar üzerinde oturup bacakları dikerek ihram gibi bir elbiseye sarınmaktır. Böyle bir sarınma hâlinde bacakların ara­sı açılabilir ve avret yeri görülebilir. Onun için böyle bir giyiniş ya­sak kılınmıştır.[11]

4- Yün Elbise Giymek Babı

3562) “… Ebû Bürde (bin Ebî Mûsâ el-Eş’arî) (Raâtyallâhü anhümâ)’-dan; Şöyle demiştir:

Babam (Ebû Mûsâ el-Eş’arî bir gün) bana şöyle dedi i Ey oğul­cuğum! Biz Resûlullah (Sallallahû Aleyhi ve S eli e m) ile beraber iken, üzerimize yağmur yağdığı zaman eğer sen yanımızda olsaydın bizim (elbise) kokumuzu koyun kokusu zannederdin.[12]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî ile Taberânî de rivayet etmişlerdir. T i r m i zi hadisin sahih olduğunu da söy­lemiştir. Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh), yağmurdan ıslandık­ları zaman kokularının koyun kokusuna benzediğini söylemekle el­biselerinin yün olduğunu ifâde etmek istemiştir. Hadis, yünden ma­mul elbiseyi giyinenin câizliğine delâlet eder.

Avnü’l-Mâbud yazarının bu hadîsin şerhinde naklen beyân etti­ğine göre el-Hâfız şöyle demiştir: îbn-i Battal de­miş ki; İmâm Mâlik’e göre başka elbise bulan kimsenin yün elbise giymesi mekruhtur. Çünkü yün elbise zühd ve takva, yâni bir nevi dervişlik belirtisi olarak bilinmektedir. Bu itibarla böyle bir el­bise giymek bir nevî sofuluk gösterişi sayılır. Halbuki iyi amel ve takva işini gizli tutmak daha iyidir. Kaldı ki tevazu ve gönül alçak­lığı yün elbiseye inhisar etmez. Bilâkis daha ucuz olan pamuklu gi­bi elbise gönül alçaklığına daha münâsiptir.

3563) “… Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü ank)’den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahû Aleyhi ve Sellem) kolları dar, yünden ma­mul bir Rûmî cübbeyi giymiş olarak bir gün (evden) yanımıza çık­tı ve o cübbeyle bize namaz kıldırdı. Üzerinde o cübbeden başka (elbiseden) bir şey yoktu.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Ben derim ki: El-HMız Ebû Nalm; Ha-lid’In Ubâde’ye rastlamadığını ve ondan hadis işitmediğini söylemiştir. Ebû Ha­tim de aynı şeyi söylemiştir. Ravl el-Ahvas da zayıftır.

3564) “… Selmân-i Fârisî (Radtyattâhü ön A)’den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahû Aleyhi ve Sellem) bir defa) abdest almış ve sonra üstündeki yün cübbeyi çevirip onunla yüzünü kurulamış-tır.”

Kot: Zevaid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Mahfuz bin Alkarna, Sehnân’dan rivayet etmiştir. Tenzihte belirtildiği gibi bu rivayetin mürsel olduğu söylenmiştir. Senedin kalan rarllerl sıka, yani güvenilir zâtlardır.[13]

İzahi

Zevaid nevinden olan bu hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in yün elbise giyçliğine, abdestten sonra kurulamanın sün­net olduğuna ve abdestte kullanılmış olan suyun temiz olduğuna de­lâlet eder. Ancak notta belirtildiği gibi hadîsin mürsel olduğu söy­lenmiştir.

3565) “… Enes bin Mâlik (Radıyattâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) ‘i davar sürüsünün kulaklarını nişanlarken gördüm ve O’nu bir kisâ (dikilmiş elbise) yi bedeninin belden aşağı giymiş olarak gördüm.”[14]

5- Beyaz Elbise Babı

3566) “… îbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydm rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Elbisenizin en hayırlısı beyaz renkli olanıdır. Bu itibarla beyaz elbise giyiniz ve ölülerinizi beyaz renkli kefenle tekfin ediniz.”[15]

İzahı

Bu hadisi Tirmizi ve Ebû Dâvûd da rivayet et­mişlerdir. Müellifimizin söneninde 1472 numarada aynı hadis geç­miştir. Oraya bakılmalıdır. Beyaz renkli elbisenin daha iyi olması­nın sebebi hakkında Avnü’I-Mabûd yazan: Çünkü beyaz elbise ge­nellikle gönül alçaklığına delâlet eder. kibir, böbürlenme ve gururu kırar. Bu konuda başkaca bir çok hikmetler söylenmiştir, der.

Bunu takip eden hadiste de beyaz elbisenin tercih sebebleri be­yân buyurulmaktadır.

3567) “… Semûre bin Cündüb (Radtyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) jöyle buyurdu, demiştir:

«Elbisenin beyaz olanını giyiniz.Çünkü beyaz elbise daha temiz ve daha güzeldir.»[16]

İzahı

Bu hadîsi Tirmizi, Nesâî, Ahmed ve Hâkim de rivayet etmişlerdir.

Tuhfe yazan bu hadisin şerhinde özetle şöyle der: Yâni beyaz elbise kirlendiği zaman kirliliği hemen görülür ve yıkanır. Diğer renkli elbiselerde kir bu kadar bârız görülmez. Dola­yısıyla beyaz kadar sık sık yıkanmaz. Beyaz elbisenin güzelliğine ge­lince, bu güzellik dîni açıdandır. însan tabiatı bakımından olabilir. Bunun tevazu ve alçak gönüllülük açısından daha güzel ve iyi ol-duğu anlamının kasdedildiği de söylenmiştir.

Avnü’l-Mâbûd yazan da: Beyaz elbise giymeye âit hadislerdeki emir müstehablık içindir. Ölüleri beyaz kefenlere sarma emri de müs-tehabhk içindir. En-Neyl yazan: Hadîsteki emir vâciblik için değildir. Çünkü ResûM Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in ve sahâbilerden

bir gurubun beyaz olmayan elbiseleri de giydikleri ve beyaz olmayan elbiseleri giyen sahâbiler’e Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-se­lâm) ‘in müdâhale etmediği sabittir. Beyaz olmayan kefenin kullanıla­bileceği de Ebû Dâvûd’un Câbir (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet ettiği bir hadisten anlaşılır, demiştir. (Avnü’l-Mâbûd yazan bu arada Câbir (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini nakletmiştir. Bu­raya aktarmaya gerek görmedim.)

3568) “… Ebü’d-Derdâ (Radtyaliâhü a»*;’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kabirlerinizde ve mescidlerinizde Allah’ı ziyaret etmenize en gü­zel elbise —kefen— şüphesiz beyaz olanıdır.»’*

Not: Zevâld’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Çünkü Şürayh bin übeyd, Ebü’d-Derdâ’dan nadis İşitmemistir, Bu durumu et-Tehzlb yazan bu kita­bında açıklamıştır.[17]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadîste Allah’ı ziyaret etmek ifâdesin­den maksad, el-Münâvi’ye göre melekleri ziyaret etmektir.

Sindi: de: Yâni bir kimse bir zâtın ziyaretine gittiği zaman onun ikramına girdiği gibi, müslüman kimseler Allah’ın rahmet ve mağfiret yeri olan mescidlere gittiği ve mezara defnedildiği zaman Allah’ı ziyaret etmiş gibi olur. Bu itibarla en uygun elbise ve kefen beyaz olanıdır, demek istemiştir.[18]

6- Kibirden Dolayı Elbisesini (Yerde) Sürükleyen Babı

3569) “… îbn-i Ömer (Radtyaliâhü anhümâyd&n rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«(Giydiği) elbiseyi kibirden dolayı (yerde) sürükleyen kimseye Allah kıyamet günü (rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet et­mez).»”

3570) “… Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyaliâhü anh)’den rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim izânnı (belden aşağı giydiği elbiseyi) kibirden dolayı (yer­de) sürûklerse Allah ona kıyamet günü (rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet etmez).»”

Râvî Atiyye demiştir ki t Sonra ben el-Belat (denilen semtJte İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘ya rastladım ve ona Ebû Saîd’in Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘den rivayet ettiği bu hadî­si anlattım. Bunun üzerine İbn-i Ömer kulaklarına (elleriyle) işaret ederek: Bu hadîsi kulaklarım İşitti ve kalbim belledi, dedi.”

Not: Zev&İd’de şöyle denilmiştir: İbn-i Ömer (RJU’nm hadisi Buhar! ve Müslim’de mevcuttur (yani müellifimizin 3569. hadisi), Lakin Ebû Sald (R-A.)’m hadisini yalnız îbn-i M&ceh rivayet etmiştir. Bunun senedinde Atiyye bin Sa’d el-Avfl Ebül-Hasan bulunur. Bu rftvt zayıftır.

3571) “… Ebü Hüreyre (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre:

Kureyş’ten bir genç topuklarından aşağıya sarkık (vaziyette giy­diği) elbisesini (yerde) sürükleyerek Ebû Hüreyre’nin yanından geçti. Bunun üzerine Ebû Hüreyre:

Ey kardeşimin oğlu, ben, Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sel-lem) ‘den şu hadîsi buyururken işittim t

«Kim kibirden dolayı elbisesini (yerde) sürûklerse Allah ona kı­yamet günü (rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet etmez).»”[19]

İzahı

î b n – i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘run hadîsi Kütüb-i Sit-te’nin hepsinde rivayet edilmiştir. Ebû S a î d (Radıyallâhü anh) ‘in hadisi notta belirtildiği gibi Zevâid nevindendir. Ebû Hü­reyre (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini Buhârî, Müslim ve Mâlik de rivayet etmişlerdir.

Hadîsler, bir kimsenin kibirlenerek üstündeki elbiseyi topukla­rından aşağıya kadar sarkıtıp yerde sürüklemesinin haram olduğu­na delâlet eder.

Avnü’I-Mâbûd yazan î b n – i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘-nın hadîsinin izahı bölümünde özetle şu bilgiyi verir:

Bu hadîs, kişinin giydiği elbiseyi kibrinden dolayı yerde sürük­lemesinin haramhğına delâlet eder. Hadîsin zahirine göre bu hüküm kadınlara da şümullüdür. Fakat tbn-i R e s 1 â n’m Sünen şerhinde belirttiği gibi tüm müslümanlar kadınların eteklerini ye­re kadar sarkıtmalarının câizliği hususunda icmâ etmişlerdir.

Hadiste bulunan kibirlenme kaydının zahirine göre kibirlenme kasdi olmaksızın elbiseyi yerde sürüklemek haram değildir. Ama ye­rilen bir davranıştır.

N e v e v i : Elbiseyi topukların aşağısına kadar sarkıtmak ki­birlenme maksadı ile olursa caiz değildir. Şayet böyle bir kasıd yok­sa mekruhtur, demiştir.

Îbnü’l-Arabi ise: Kişinin elbisesini topuğundan aşağıya sarkıtması ve: Ben kibir için yapmıyorum, demesi caiz değildir, de­miştir.

Şevkâni de Nevevî’ nin görüşüne uygun görüş be­yân etmiştir.

Avnü’l-Mâbûd yazarı bu arada bu iki zâtm delillerini beyân eder. Bunlara muttali olmak isteyenler oraya müracaat edebilirler.

Allah’ın kıyamet günü böyle bir kimseye bakmaması ifâdesi; rah­metle bakmaması şeklinde yorumlandığı gibi rahmet etmemesi biçi­minde de yorumlanmıştır. Tercemede bu iki yoruma da yer verildi.

Bu günahı işleyen kimse Allah’ın rahmetine müstchak değildir. Ama Cenâb-ı Hak dilerse kendi kerem ve lütfü ile ona merhamet eder.

Hadislerde geçen Hüyelâ, kibirlenme ve böbürlenme mânâsını ifâde eder.

  1. hadîste geçen El-Belât ■. Medine-i Münevvere’de Mescid-i Nebevi ile çarşı arasında kalan bir semtin ismi­dir.
  2. hadiste geçen Sebele, topuktan aşağıya sarkıtılan elbise de­mektir.[20]

7- İzâr (Yânî Belden Aşağı Gîyîlen Elbise) Nereye Kadar Uzatılır? Babı

3572) “… Huzeyfe (Radtyaîlâhü a«A>’den; Şöyle demiştir:

Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim baldırımın veya onun baldırının adalesi (yâni çok etli kaba kısmı) nın aşağısını tu­tarak i

İzânn yeri (yâni uzatılacağı yer) burasıdır. Eğer (bundan imti­na) edersen (yâni daha da uzatmak istersen) bunun aşağısına in, şa­yet (bundan) imtina edersen onun da aşağısına in. Eğer (bu kadar­dan) imtina edersen (yâni daha da uzatmak istersen), İzânn topuk­larda hakkı yoktur (yâni izar topukları örtmemelidir).

Huzeyfe’nin. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘den riva­yet ettiği bu hadîsin mislini … senediyle AU bin Muhammed (de) bi­ze rivayet etmiştir.”

3573) “… El-Aİâ bin Abdirrahman’m babası (Abdurrahmân bin Yâkûb el-Cühenî) (Radtyaîlâhü anhümâ)’den; Şöyle demiştir:

Ben, Ebü Saîd(-i Hudri) (Radıyallâhü anh)’a:

Sen izar (denilen elbisenin uzunluğu) hakkında Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) ‘den bir şey işittin mi? diye sordum. Ebû Saidt

Evet. Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘den şöyle bu­yururken işittim t

«Mü’minin izânnin uzunluğu baldırlarının ortalarına Kadardır. Bununla topuklar arasında olan izârd giymek) te ona günah yoktur. Topuklardan aşağı olan (izar kısmının hizasındaki beden) ateştedir. O üç kez (de) şöyle buyurdu:

Allah (giydiği), izânnı kibirlenerek (yerde) sürükleyen kimseye

(rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet etmez).»”

3574) “… El-Müğîre bin Şu’be (Radtyaîlâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Yâ Süfyân bin Sehl İzânnı (topuklardan aşağıya) sarkıtma. Çünkü Allah İzânnı (topuklardan aşağıya) şarlatanları kesinlikle sev­mez.»”

Not: Zev&id’de şöyle denUmlçtir: Bunun senedi sahih olup râvüeri güve. nfflr «âtlardır.[21]

İzahı

Huzeyfe (Radıyallâhü anhî’ın hadisini T i r m i z î ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Hadiste geçen “Adelet-i Sak” bal­dırın çok etli olan kaba kısmıdır.

Abdurrahman (Radıyallâhü anh)’ın hadisini E b ü Dâvûd, Nesâî, Mâlik ve İbn-i Hibbân da ri-

vâyet etmişlerdir. Bu hadisin; = “Topuk­lardan aşağı olan ateştedir” cümlesinin mânâsı ile ilgili olarak Hat-tâbi: Bu iki şekilde yorumlanır: Birisi şöyledir : O elbise sahibi­nin ayağı ceza olarak ateştedir. İkincisi: Elbiseyi topuktan aşağıya sarkıtma işi ateştedir, yâni cehennem ehlinin işlerinden ve işledik­leri fiillerden sayılır, demiştir.

El-Müğir e (Radıyallâhü anh)’ın hadîsi ise Zevâid nevhv dendir. Bu hadîste geçen İsbâl’den maksad elbiseyi topuklardan aşa­ğıya sarkıtmaktır.[22]

Bu Çâbta Rivayet Olunan Hadîslerden Çıkan Hükümler :

  1. Mü’minin elbisesi baldırının ortalarına kadar olmalıdır. Mü&-tehab olanı budur.
  2. Elbiseyi topuklara kadar uzatmak caizdir, bunda bir mek-ruhluk yoktur.
  3. Topukları örtecek kadar sarkıtmak ise yasak ve haramdır.

Hadîslerin zahirinden bu üçüncü hüküm çıkar. Yâni elbiseyi to­pukları örtecek biçimde sarkıtmak ister kibirlenme maksadı ile olsun ister böyle bir kasıt olmasın haramdır. Oysa bundan Önceki bâbta rivayet olunan hadîslerdeki tehdid kibirlenerek elbisesini yerde sü­rükleyenler hakkında idi. Yâni kibirlenme kaydı vardı. Bu itibarla bâzı ilim adamlarına göre kibirlenme maksadı olmadığı takdirde el­biseyi topuklardan aşağıya sarkıtmak haram değil, mekruhtur, de­mişlerdir. Bunlara göre elbiseyi topuklardan aşağıya sarkıtmanın ya-saklıgına dâir hadîslerden maksad bu işin kibirden dolayı yapılmasının yasaklığıdır ve kibirlenme kaydı olmayan hadîsler bu kaydın bulunduğu hadîsler gibi yorumlanır.

Îbnü’l-Arabî gibi bâzı ilim adamlarına göre elbiseyi to­puklardan aşağıya sarkıtmak kasıtlı olduktan sonra haramdır. Delil­leri de bu bâbta rivayet edilen hadîsler ile benzeri hadîslerdir.

Bu konuya ilişkin bilgi kısmen bundan önceki bâbta rivayet olu­nan hadîslerin izahı bölümünde verildi.[23]

8- Kamiş (Uzun Gömlek) Giymek Babı

3575) “… Ümmü Seleme (Radtyallâkü öfiAâJ’dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e kamîs (uzun gömlek) -ten daha sevimli bir libas olmadı.”[24]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizİ, Nesâi ve Hâ­kim de benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir. Hadîste geçen “Ka-mîs”i uzun gömlek diye terceme ettim.

Tuhfe yazarının beyânına göre el-Cezerî ve başkaları: Kamîs, dikişli, iki kollu bir elbise nevidir. Önü tamamen açık değil­dir, elbiselerin altında giyilir, demişlerdir. Bu tarife göre Kamîs, ba­şın rahat geçebileceği yaka kısmının aşağısı tamamen kapalı uzun gömlek veya erkek entârisidir. Kamus yazan da Kamîs yalnız pamuktan mamul olana denir, demiştir. Kamus yazan galiba en çok kulla­nılanı kasdetmiştir. Lakin hadîste pamuktan mamul olanının kasde-dilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü yünden mamul kamis bedene eziyet verir, kokusu da hoş olmaz. Dimyâti Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in karnisinin pamuktan mamul, kollan ve eteği pek uzun olmadığına dâir bir hadîs rivayet etmiştir.

Yukardaki bilgiden anlaşılıyor ki Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in karnisinin altında fanilya ve atlet gibi bir iç çamaşır yoktu. Kamis iç çamaşır görevini yapıyordu.

Tuhfe yazan: Karnisin Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-se­lâm)’e daha sevimli olmasının sebebi hakkında şöyle denilmiştir: Çünkü kamîs, omuzlara atılan dikişsiz ridâ ve bedenin belden aşağı­sını örten dikişsiz izâra nazaran vücûdu daha iyi örter, masrafı da­ha azdır, daha hafiftir ve tevazua – gönül alçakhğuıa daha uygun dü­şer, der.

Şevkâni de en-Neyl’de : Bu hadis kamîs giyinenin müstehab-lığına delâlet eder. Karnisin Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-se-lâm)’a daha sevimli olmasının sebebi, bedeni izâr ve ridâ’dan da­ha.iyi örtmesidir. Çünkü izâr ve ridâ’nın beden üzerinde tutulması için bağlanması gerekir. Kamis böyle değildir. Karnisin O’na daha sevimli olmasının sebebi şu olabilir: Kamîs O’nun avret yerini örter­di, bedeni ile kamîs arasında başka bir iç çamaşır yoktu, demiştir.[25]

9- Kamîsin Uzunluğu Ne Kadar Olmalıdır? Babı

3576) “… Sâlim’in babası (Abdullah bin Ömer) (RadtyaUâhü anhüm)’-den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle bu­yurmuştur :

•Îsbâl (yâni yasak olan elbise sarkıtma – uzatma işi) izâr (yâni bedenin belden aşağısını örten elbise) de, kamîs (uzun gömlek-enta­ri) de ve sarıktadır. Kim (giydiği elbiseden) bir şeyi kibirlenerek sü-rüklerse Allah kıyamet günü ona (rahmet nazarıyla) bakmaz (veya rahmet etmez.)»

(Müellifin şeyhi) Ebû Bekir (bin Ebî Şeybe) demiştir ki t Ben (râ-vi) İbn-i Ebî Revvâd’ı tanımam.”[26]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmiş­lerdir.

İzar, yâni belden aşağısını örten elbisenin uzunluk durumu 7. bâbta geçen 3572 – 3574. hadîslerde ve izahlarında geçti. İzâr’ı topuk­ları örtecek derecede uzatıp sarkıtmanın yasakuğı ve vebali orada anlatıldı.

îzâr denilen elbiseyi topuklan örtecek derecede sarkıtmaya İübÂl denilir.

Bu hadîs, isbâl’m kamiste yâni uzun gömlek ve entaride de ya­sak olduğunu bildirir. Ibn-i Reslân demiş ki: îsbâl, üstte ve altta giyilen ridâ, abâ, kaftan ve car ile ihram gibi giyilen elbisede de yasaktır.

Hulâsa giyilen her nevî elbisenin topuklan örtecek kadar uzun tutulması İsbâl sayılır. Ibn-i Reslân bunu demek istemiş­tir.

Hadîs, sarıkta da isbâl’m yasaklığını bildirir.

Avnü’l-Mâbûd yazarının beyânına göre îbn-i Battal: Sa­rıkta isbâl’den maksad sarığının ucunu mutad olan mikdardan faz­la sarkıtmaktır, demiştir. Bu husus 15. bâbta rivayet olunan 3587. hadîsin izahı bölümünde tekrar ele alınıp anlatılacaktır.

Gömlek ve entari gibi elbisenin kollarını âdetten fazla uzatmak da îsbâl sayılır. En-Neyl’de beyân edildiğine göre Kadı I y â z :

Elbisenin örf ve âdetten fazla uzun veya geniş tutmanın mekruhlu-ğunu ilim erbabından nakletmiştir.

Müellifimizin şeyhi Ebû Bekir bin Ebî Şeybe, senedin râvilerinden İbn-i Ebi Revvâd’ı tanımadığını söylemiştir. Miftahül-Hâce yazan bu hususla ilgili olarak şöyle der : Ibn-i Ebi Revvâd Abdülaziz hakkında müteaddid zâtlar konuşmuştur. El-Hâfız Saf iyy üddin, Tehzi-bü’1-Kemâl’de: Abdülazîz bin Ebi Revvâd’in ismi Meymûn el-Atki*dir. Yahya el-Kattân, îbn-i Muin ve Ebû Hâtem onu sıka yâni güvenilir saymışlardır, der. îbn-i Adî ise: Bu râvinin bâzı hadisleri başka hadislerle teyid edilmemiştir, der.[27]

10- Gömlek – Entari Kolu Ne Kadar (Uzun) Olur, Babı

3577) “… İbn-i Abbâs (Radiyottâhü anhümâ)’dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kolları ve boyu kısa kamis (gömlek – entari) giyerdi.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Müslim bin Keysân el-Kûfl bulunur. Bu râvinin zayıflığı üzerinde ittifak edilmiştir. Senedin durumu­nun dönüm noktası bu râvl Üzerindedir. El-Bezzâr bu hadisi Enes (R.A.)’den ri­vayet etmiştir. Mamafih, Esma blnt-i es-Seken’in hadîsi bu hadisi teyid eder. Es* mâ’nın hadisini Tirmizl rivayet ederek hasen olduğunu söylemiştir.[28]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadisin senedinin zayıflığı notta belir­tilmiştir. Notta işaret edilen Esma bint-i es-Seken (Ra-dıyallâhü anhâ) ‘nın hadîsi şöyledir:

“Esma bint-i Yezîd bin es-Seken (Radıyallâhü anhâ) ‘dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) ‘in (karnisinin) kolu bilek kemiğine kadar idi.”

Tuhfe yazarı bu hadîsin izahında özetle şu bilgiyi verir: El-Cezerî: Bu hadis, gömleğin – entarinin kolunun bilek kemiğini geçmemesinin sünnet olduğuna delâlet eder. Cübbe- palto gibi üstte giyilen elbiseye gelince âlimler demişler ki: Bunların kol­larının parmak uçlarını geçmemesi sünnettir, diye bilgi vermiştir.

Tuhfe yazan bu arada Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-se-lâm)’in karnisinin etek kısmının topukların üst kısmına kadar uzun olduğu ve kollarının da parmak uçları hizasına kadar olduğu yolun­daki hadîsleri, naklettikten sonra; bu hadisler karnisin kollarının par­mak uçlarına kadar uzun olabileceğine delâlet eder. Bu rivayetler ile Esma (Radıyallâhü anhâ) ‘nın rivayetlerini birleştirmek için O’nun kamislerinin müteaddid olduğunu, yâni her sahâbînin gördüğünü ri­vayet ettiğini söylemek ve böyle yorum yapmak mümkündür. Ya da Esma (Radıyallâhü anhâ) kol uzunluğunu yaklaşık ve tahmini olarak söylemiş. Şöyle de söylenebilir: En faziletli olanı bilek hiza­sında olanıdır, parmaklar hizâsma kadar uzatmak da caizdir, der ve bu bilgiyi el-Mirkat’tan naklettiğini ifâde eder.[29]

11- (Gömlek – Entarinin Yaka) Düğmelerini Çözmek (Yani İliklememek) Babı

3578) “… Kurre (bin Eyâs el-Müzenî) (Radtyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) ‘in yanına vararak O’na bey’at ettim. O esnada O’nun gömleğinin düğmesi çözük (yâni iliksiz) idi. Urve demiştir ki: Ben bundan dolayı Muâviye’yi ve oğlu­nu kış ve yaz (mevsimlerin) de dâima (gömlek) düğmeleri çözük ola­rak gördüm.”[30]

İzahı

Bu hadisi E b û Dâvûd da rivayet etmiştir. T i r m i z I de Şemailde rivayet etmiştir.

Ezrâr t Zırr’ın çoğuludur, düğmeler demektir. Burada gömlek ve entarinin yakasındaki düğmeler anlamı kasdedilmiştir. E b û D â -v û d’ un rivayetinde Kurre (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir: “Ben MÜzeyne (kabilesin) den bir grup içinde Resûlullah (Sallalla-hü Aleyhi ve Sellem)’in yanına vardım ve (grup olarak) biz O’na bey’at ettik (yâni müslümanlığı kabul ettik). O esnada O’nun karni­sinin düğmeleri açıktı (yâni iliklenme misti). Biz O’na bey’at ettikten sonra ben elimi onun karnisinin yakasının içine soktum ve peygam­berlik mührünü elledim…”

Kurre (Radıyallâhü anh) ‘m bu sözü, yâni elini gömleğin ya­kasının içine sokması yakasının açık olduğunu gösterir. Şu halde yaka düğmeleri açıktı.

Hâvilerden Muâviye bin Kurre ile oğlunun yaz kış-dâima düğmelerini açık tutmaları hâl ve hareketlerinde dâima Re-sûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’e uymak istemelerindendir.

Bezzâr’ın rivayetine göre îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) de gömleğinin düğmelerini açık tutardı ve: Ben, Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem)’in düğmelerini açık gördüm, demiştir.

Kurre (Radıyallâhü anh) ‘m Hâl Tercemesi 6. hadis bölümün­de geçti.[31]

12- İçdon Giymek Babı

3579) “… Süveyd bin Kays (Radtyallâhü ank)’âen; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Minâ’da elbise sat­tığımız esnada) yanımıza geldi ve bir uzun içdon pazarlık ederek Ma­den satın aldı.”[32]

İzahı

Bu hadis daha uzun bir metin hâlinde 2220 numarada geçti ve gerekli bilgi orada verildi. Bu hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in bir içdon satın aldığına delâlet eder. Orada izah bölü­münde belirttiğim gibi Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet edilen bir hadiste Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘e içdon giyip giymediğini sormuş ve; evet, seferde hazerde gece ve gündüz (giyerim). Çün­kü ben örtünme ile emrolundum. İçdondan daha iyi (avret yerimi) örtücü bir giyecek bulamadım, cevâbım almıştır.

E 1 – H â f ı z’ m el-Fetih’te dediği gibi Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in içdon salın aldığı sabittir. Bunu boşuna almış değildir. Şu halde O’nun içdon giydiği kanaati hâkimdir.[33]

13- Kadının Eteğî Ne Kadar Uzun Olur? Babı

3580) “… Ümraü Seleme (Radtyaüâhü anhâydan; Şöyle demi§tir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘e t Kadın, eteğinden ne kadarını (erkeğin eteğinden fazla) sarkıtır? diye soruldu. O i

«Bir karış» buyurdu. Ben:

O zaman (kadın yürüdüğünde) bedeninin bir kısmı (ayağı) açı­lır, dedim. O i

«Bir zira (uzatılabilir). Kadın bundan fazla yapamaz» buyurdu.”

3581) “… İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ)’dan; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in zevceleri için etek­lerini (erkeğin eteğinden) bir zira (fazla) sarkıtmalarına izin veril­di. Artık onlar bize gelirlerdi. Biz de onlar için kamışla bir zira Öl­çerdik.”

3582) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâkü a»A;*den rivayet edildiğine göre;

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fâtime’ye veya Ümmü Seleme’ye:

Senin eteğin bir ziradır» (yâni erkeğin eteğinden bir zira uzun olur), buyurmuştur.*’

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ebü’l-Mühezzim bulu­nur. Bu râvinin zayıflığı Üzerinde ittifak edilmiştir. Adı da Yezid bin Süfyân’dır. Adının Abdurrahman olduğu da söylenmiştir.

3583) “… Ai§e (Radtyallâhü anhâydan rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadınların etekleri hak­kında:

«(Erkeklerinkinden) bir karış (fazla sarkıtsınlar)» buyurdu. Bu­nun üzerine Âişe (Radıyallâhü anhâ) :

O zaman (kadınlar yürürken) baldırları (açığa) çıkar, dedi. O: «Şu halde bir zira (yeter),» buyurdu.”

Not: Zevaid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ebü’l-Mühezzim bulu­nur. Bu râvinin durumu bundan Önceki hadisin notunda geçti.[34]

İzahı

Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) ‘nın hadisini Ebû D&vûd ve Nesâl de rivayet etmişler. îbn-i Ömer (Ra­dıyallâhü anhümâ) ‘nın hadisi Ebû Dâvûd tarafından da ri­vayet edilmiştir. Diğer iki hadis Zevaid nevindendir.

AvnÜ’l-Mâbûdyazan îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)’-nuı hadisinin şerhi bölümünde şu bilgiyi verir:

El-Hâfız: İbn-i Ömer’in EbûDâvûd tara­fından rivayet edilen hadisi, kadınlar için izin verilen bir zirâ’in mutedil bir elin iki karışı kadar olduğuna delâlet eder, demiştir.

Ibn-i Reslân da; açık olan şudur ki; Kadınlar için izin verilen bir karış ve bir zira, onların erkeklerin eteklerinden fazla olarak sarkıtacakları mikdardır. Yoksa onların yerde sürükleyecek­leri mikdar değildir, demiştir.

E 1 – H â f ı z, el-Fetih’te şöyle demiştir. Erkeklerin eteklerini uzatmaları için iki durum var: Müstehab olan, eteklerinin baldırın yanlarına kadar uzatmalarıdır. Eteklerini topukların hizasına ka­dar uzatmalau ise caizdir. Kadınlar için de iki hâl vardır: Erkekler için caiz olan mikdardan bir kanş uzatmak kadınlar için müstehab olan şekildir. İki kanş uzatmaları da caizdir, demiştir.[35]

14- Siyah Sarık Babı

3584) “… Arar bin Hureys (RadtyaUâhü ank)yden; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ’i minber üzerin­de hutbe okurken ve başında siyah bir sarık varken gördüm.’*

3585) “… Câbir (RadtyaUâhü ankyden; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (fetih yılı) başında si­yah bir sarık olduğu halde

3586) “… îbn-i Ömer (RadtyaUâhü ankümâydan rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke’nin fetih günü başında siyah bir sank olduğu halde (Mekke’ye) girdi.”

Not: Zerâid’de şöyle denilmiştir: Bu hadisin rftvisi Mûsâ bin Ubeyde er-R£b-ti zayıftır,[36]

İzahı

Bu bâbm ilk iki hadisi Müslim, Tirmizl, Ebû Da-v û d ve Kesâî tarafından da rivayet edilmiştir. Bu hadisler, siyah sank giymenin müstehabhğına delalet eder. Bu müstehabhk hem hutbe ve namaz ibâdeti yapılırken hem de şâir zamanlara şü­mullüdür. 2.ci hadîs 2822 numarada da geçti. Oraya bakılmalıdır.[37]

15- Sarığın Ucunu Omuzlar Arasına Sarkıtmak Babı

3587) “… Amr bin Hureys (RadtyaUâhü ank)’âen; Şöyle söylemiştir;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), başında siyah bir sa­rık ve sarığın uçlarını omuzlan arasına sarkıtmış vaziyette gözleri­min önündedir, sanki O’na bakıyorum.”[38]

İzahı

Bu hadis 2821 numarada geçmiştir. Oraya bakılmalıdır.

Bunda Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in sangının uçlarını omuzları arasına sarkıttığı ilâvesi vardır. Tuhfe yazarının beyânına göre Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi ve N e s â i bunu benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir. Buradaki riva­yette sarığın iki ucunun aşağıya sarkıtıîdığı ifâde edilmiştir. Ebû Davud’un bir rivayeti de böyledir. Bâzı nüshalarında ise “san­gın ucu” tâbiri kullanılmıştır.

Bu hadis, sangın uçlarını omuzlar araşma sarkıtmanın müstehab-lığına delâlet eder. Diğer bâzı nüshalar ve rivayetlere göre ise san­gın bir ucunu sarkıtmak müstehabtır.

Sangın ucunu omuzlar araşma sarkıtmaya dâir başka rivayetler de vardır. Aynca bunun sağ tarafa sarkıtma, hem arkaya hem öne sarkıtmaya dâir hadîsler de vardır. Tirmizi’ nin “Sangın ucunu omuzlar araşma sarkıtma” babında İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)’dan rivayet edilen bir hadisin şerhi bölümünde Tuhfe ya­zan bu konuda rivayet edilen hadisleri nakletmiş ve bu arada: Bu hususlarda rivayet edilen hadîslerin en sıhhatlisi ve en kuvvetlisi sa­rığın ucunu iki omuz arasına sarkıtmaya dâir Amr bin Hü­re y s (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsidir, der. Daha sonra sarkıtılan ucun uzunluk mikdarı hakkındaki rivayetleri nakleder. Bu rivayetle­rin bâzısına göre takriben dört parmak kadar, diğer bâzı rivayetlere göre iki kanş kadar olabilir. Daha sonra şu nakilleri yapar :

Es-Sübül’de denilmiş ki: Sangın ucunu az sarkıtmak, sarığın adâbındandır. Bu itibarla aşırı uzatılamaz.

N e v e v i de el-Mühezzeb’in şerhinde : Sarığın ucunu fazla sar­kıtmak, kibirlenme maksadıyla olursa, elbiseyi kibirlenmek maksa­dıyla fazla sarkıtmak gibi haramdır. Kibirlenme maksadı yoksa mek­ruhtur. Sarığı, ucunu sarkıtmadan veya usûlü dâiresine sarkıtmak suretiyle giymek caizdir. Bunlann hiç birisinde mekruhluk yoktur. Sarığın ucunu sarkıtmamanın yasaklığı hakkında sıhhatli bir şey vâ-rid değildir, demiştir.

Es-Sübül yazan da; Sangın ucunu omuzlar arasına sarkıtmak sa­ngın adâbındandır. Bununla beraber ucunu sarkıtmayı terketmek de caizdir, demiştir.[39]

16- İpek Giymenin Yasaklığı Babı

3588) “… Enes bfn Mâlik (Radtyallâhü an*)’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim dünyada İpek giyerse âhirette onu giyemez.»”

3589) “… Berâ (bin Azİb) (Radtyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (argaç ve erişi ipek olan) atlas, ipek ve (argaç ve erişi ipek olan) kaim atlası yasakla­mıştır.”

3590) “… Huzeyfe (bin el-Yemân) (Radtyallâhü anh)’den rivayet edil­diğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ipek giymeyi ve altın (ziynet – kap kullanmayh yasaklamış ve t

«Altın dünyada kâfirleredir, âhirette de bizedir», buyurmuştur.”

3591) “… Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü ankümâ)’dan rivayet edildi­ğine göre:

Ömer bin el-Hattâb sırf ipekten mamul (satılık) bir kat elbise gördü ve t

Yâ Resûlallah, keski bu elbiseyi (dışardan gelen) özel hey’etler ve Cuma günü için (giymek üzere) satın alsan, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bunu ancak âhirette (ipek elbisede) hiç nasibi olmayan kimse giyer» buyurdu.”[40]

İzahı

E n e s (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini Buhâri, Müslim ve Nesâl de; B e r â (Radıyallâhü anh) ‘m hadisi ile Hu­zeyfe (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini Tuhfe yazarının beyânına göre Kütüb-i Sitte yazarlarının hepsi rivayet etmişlerdir. Huzeyfe (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsi 3414 numarada daha geniş bir metin hâ­linde geçti. Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ) “-nın hadisi ise Buhârî ve Nesâi tarafından da rivayet edil­miştir.

Harir i îpek demektir. Dîbac i Argacı ve erişi ipek olan kumaştır. Buna dilimizde diba ve atlas denilir. Dibâc, Farsçadan Arapçaya geç­me bir kelimedir. İstebrak: Dîbâc’ın, yâni atlas ve dibanın kalın kıs­mıdır, argacı ve erişi tamamen ipektir.

Hülle: Katlık elbise demektir, biri bedenin üst kısmını, diğeri de bedenin aşağı kısmını örter.

Siyerâ: Çubuklu alaca kumaştır. Genellikle ipekli olur ve ipeği; karışımı olan keten, yün ve pamuktan fazla olur. Fakat hadis sarih­lerinin beyân ettikleri gibi burada hâlis ipekten mamul kumaş an­lamı kas dedi I m iş tir.

Vefd î Bir kavim veya millet tarafından bir hükümdara veya dev­let adamlarından bir zât ile görüşmek üzere gönderilen elçiler ve hey’et anlamını ifâde eder. Çoğul olan bu kelimenin tekili Vâfid’dif.

Birinci hadîste, dünyada ipek elbise giyen kimsenin âhirette onu giyemeyeceği bildirilmektedir. Bu hüküm erkeklere mahsustur. Çün­kü kadınların ipek elbise giymelerinin câizliği 19. bâbta rivayet olu­nan hadîslerle sabittir. îpek elbisenin yasaklığına dâir diğer hadis­ler de aynı şekilde erkeklere mahsustur. Ayrıca uyuz hastalığına tu­tulan kimsenin de ipek elbise giymesine izin verilmiştir. Bu da 17. bâbta gelen hadîsle sabittir.

Şu halde kendisine izin verilmeyen bir erkek ipek elbise giyerse âhirette cennetlik olsa bile cennet ehlinin elbisesi olan ipekten ceza olarak mahrum bırakılacaktır. El-Hâfız, Buhâri’ nin “Er­keklerin ipek elbise giymesi ve ipekten caiz olan mikdar” başlıklı ba­bında rivayet olunan hadislerin izahı bölümünde; îpek elbise giyen erkek için âhirette ipekten nasip yoktur. Bu onun için bir ceza ma­hiyetindedir. Ama adamın tevbe etmesi, o günaha ağırlık edecek bir takım hayrat işlemesi, günahlara kefaret olan bir takım musibetlere mâruz kalıp sabretmesi, geride bıraktığı salâhatlı evlâdının ona duft etmesi ve şefaati makbul zâtların ona şefaat etmesi gibi bir takım nedenlerle, o cezadan kurtulması mümkündür, biçimindeki yorum en mutedil yorumdur, der.

Bu babın son hadîsi de aynı şekilde yorumlanabilir.

  1. hadiste altının dünyada kâfirlere olduğu bildirilmektedir. Bundan maksad altının kâfirlere helâl ve caiz olduğu mânâsı kasde-dilmemiştir. Maksad kâfirlerin bunu kullanmakta olduğunu ifâde et­mektir. Bu hususla ilgili gerekli bilgi 3413. hadîsin izahı bölümünde verildi. Bu hadiste geçen zamiri, altına râci olarak terceme ettim. Fa­kat zamir altın ve ipeğe bir tevil ile şümullü biçimde terceme etmek de mümkündür. Yâni: “İpek ve altın dünyada kâfirleredir ve âhiret-te biz müslümanlaradır” diye terceme etmek de mümkündür.

Bu bâbta rivayet olunan hadîsler, sırf ipekten mamul elbiselerin her çeşidinin ve altının erkeklere haram olduğuna delâlet eder. Altın ve gümüş ile ilgili bilgi Eşribe kitabının 17. babında verilmiştir. Tek­rarlamaya gerek yoktur. Hâlis ipek de erkeklere haramdır. îpek ile yün, pamuk, keten gibi başka maddenin karışımından mamul elbise veya bâzı yerlerine ipek parçalar geçirilmiş elbise hükmü ve bunun­la ilgili bilgi bu kitabın 18. babında rivayet olunan hadislerin izahı bölümünde verilecektir.[41]

17- İpek Elbise Giymek Hususunda Kendisine Ruhsat (İzin) Verilenin Babı

3592) “… Enes bin Mâlik (Radtyallâkü anh)’dtn rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Zübeyr bin el-Avvâm ve Abdurrahmân bin Avf (Radıyallâhü anhümâ) ‘ya. vücûdlanndaki uyuz hastalığı nedeniyle ipek gömlek giymelerine izin verdi.”[42]

İzahı

Bu hadis Kütüb-i Sitte’nin hepsinde rivayet olunmuştur. Hadîste geçen Hikke uyuz hastalığı demektir.

Avnü’l-Mâbûd yazarı bu hadisin şerhinde: Bu hadis, uyuz hasta­lığına tutulan erkeğin ipek elbise giymesinin câizliğine delâlet eder. Bitlerin rahatsız etmesi dolayısıylada ipek elbise giymek erkekler için caizdir. Çünkü M ü s 1 i m’ in rivayetinde bu iki zâtın bitten şi­kâyetleri üzerine Resûl-i Ekrem (Aleyhi ‘s-salâtü ve’s-selâm)’in onlara ipek elbise giymeleri için izin verdiği belirtilmektedir.

Cumhurun mezhebi bu hadise göredir. Mâlik bu hususta cumhura muhalefet etmiş ise de bu hadîs onun görüşünü reddeder. Başka mazeretler de uyuz hastalığı ve bitlerden dolayı duyulan ra­hatsızlığa kıyaslanır.[43]

18- Elbisedeki Alem (Yâni İpekten Olan Nakış, Dikiş, Kenara Gecîrîlen Parça Ve Çubuk) Hakkında Verilen Müsaade Babı

Âlem i Alâmet demektir. Burada ise elbisenin çubukları, nakışla­rı, yaka, yen ve etek kısmına geçirilen ipek anlamı kasdedilmiştir.

3593) “… Ebû Osman en-Nehdî (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre:

Ömer (bin el-Hattab) (Radıyallâhü anh) ipek ve dibâç (yâni ipek­ten mamul atlas) ı yasaklardı. Yalnız şu kadar olanı müstesna diye­rek bir parmağı sonra, ikinci parmağı, sonra üçüncü parmağı ve daha sonra dördüncü parmağıyla İşaret etti ve: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî bizi ipekten men ederdi, dedi.”

3594) “… (Ebû Bekr-i Sıddîk’ın kızı) Esmâ’nın mevlâsi Ebû Ömer (Ra-dtyallâhü anhüm)’den; Şöyle demiştir:

Ben, İbn-i Ömer (Hadıyallâhü anhümâ) ‘nın bir âlem’i (yâni ipek­ten nakış – biye gibi bir parçası) olan bir sank satın aldığını ve cele-meyn (denilen yün makasını) isteyerek o âlem’i kestiğini gördüm. Sonra Esmâ4(bint-i Ebı Bekir)’in yanına giderek bu durumu ona an­lattım. Bunun üzerine Esma: Hayret Abdullah’a! Ey câriye, Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in cübbesini getir, dedi. Câriye de yenlerine, yakasına ve yırtmaçlarına dibac (argacı ve erişi hâlis yün­den mamul atlas) geçirilmiş bir cübbe getirdi, (ve Esma şöyle dedi: Âişe vefat edinceye kadar bu cübbe onun yanında idi. O vefat edince cübbeyi ben aldım ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu­nu giyiyordu. Biz bu cübbeyi hastalar için yıkıyoruz. Onun (bereketi) ile (Allah’tan) şifâ dileniyor).”[44]

İzahı

Ebû Osman (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişler­dir. Ebû Ömer (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsi ise Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi tarafından benzer lâfızlarla riva­yet edilmiştir. Hadisin sonlarındaki Esma’ nm sözü M ü s -1 i m’ in rivayetinden alınmadır.

Son hadiste geçen bâzı kelimeleri açıklayalım: Celemeyn: Makas gibi bir âlettir, yün kesme işinde kullanılır. Kümm: Elbise kolu ve yen’i anlamında kullanılır. Burada yen mânâsı kasdedilmiştir. Ceyb de yakadır. Fere ise elbise yırtmacı mâ­nâsında kullanılmıştır. Burada iki yırtmaç tabiriyle cübbenin ön ve arka kısmındaki yırtmaçlar kasdedilmiştir. Dibac daha önce belirtti­ğim gibi argacı ve erişi ipek olan atlas demektir,

Ebû Osman (Radıyallâhü anh)’m hadisi, bir elbisede dört parmak eninde olan ipeğin haram olmadığına delâlet eder. Bu mik-dar ister nakış ve işleme biçiminde olsun, ister elbisenin yaka, yen ve etek gibi kenarlarına geçirilmiş olsun fark etmez. Keza keten, yün ve pamuk gibi bir maddede anılan mikdardaki ipekden dokunan elbise de aynı hükme tâbidir. Yâni dokunan elbisedeki ipek mikdan-nın toplamı dört parmak mikdardan fazla değilse erkekler için he­lâldir, kullanılabilir. Fakat dört parmak mikdarından fazla ise erkek­lere haramdır. Cumhurun görüşü budur. Ancak Şafiî mezhebi­ne göre ipek ile yün, pamuk, keten gibi maddelerden dokunan elbi­sedeki ipek mikdarı tartı bakımından diğer maddeden az ise erkek­ler için helâldir, fazla ise haramdır.

Mâliki mezhebine mensup bâzı ilim adamları: Elbisedeki ipek âlem, yâni nakış, yama, kenara geçirilen parça, dört parmaktan faz­la da olsa erkeklere helâldir, diyerek garip bir görüş beyân etmiş­lerdir. Bu hadis onların bu görüşünü reddeder. Bu hadîste anılan dört parmak veya daha az mikdar ipek bulunan elbisenin erkeklere haram olduğuna dâir bir görüş Mâlik’ den rivayet edilmiş ise de Şevkâni bunun sıhhatli bir rivayetle M â 1 i k ‘ e âit ola­cağını sanmadığını söylemiştir.

Ebû Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsi de yenleri, yakası, yırtmaçları ve eteğine ipek geçirilmiş olan bir elbisenin erkekler için helâl olduğuna delâlet eder. Ancak ipek mikdarının toplamının Ebû Osman (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsinde belirtilen mikdardan, yâ­ni dört parmak eninden fazla olmaması gerekir. Aksi takdirde er­keklere haramdır. Cumhurun ve Şafii’ nin görüşü budur.

îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın görüşü ise 3591. hadis muvacehesinde en ufak bir nakış veya iplik hâlinde de olsa ipek bulunan elbiseyi giymemektir. Nitekim M ü s 1 i m’ in rivayetin­de belirtildiği gibi Esma (Radıyallâhü anhâ) 3594. hadîste sö­zü edilen cübbeyi delil gösterince îbn-i Ömer 3591. hadîsi rivayet ederek: Ben âlem’in de bunun şümulüne girmesinden kork­tum, demiştir.[45]

Dört Mezheb Âlimlerinin Bu Husustaki Görüşlerinin Özeti:

  1. Hanefi mezhebine göre ipek elbise giymek erkeklere ha­ramdır. Ancak, herhangi bir maddeden mamul bir elbisenin yakası­na, yenine, eteğine, yırtmacına veya başka bir tarafına geçirilen ve toplamının eni dört parmak mikdarını geçmeyen ipek veya bu mik-darı geçmeyen nakış erkeklere helâldir.
  2. Şafiî mezhebi de Hanefi mezhebi gibidir. Ancak şu var ki ipek ile pamuk veya keten ya da yün gibi bir maddeden do­kunan elbisedeki ipek mikdarı tartı bakımından az veya diğer mad­deye denk ise erkeklere caizdir. îpek mikdarı fazla ise caiz değildir. Bir elbisenin kenarlarına geçirilen ipek ise örf ve âdete göre fazla sayılmazsa helâldir, aksi takdirde haramdır. İpek nakış biçiminde ise Hanefî mezhebinde olduğu gibi toplamının dört parmaktan fazla olmaması gerekir. Fazla ise haramdır.
  3. Hanbeli mezhebine göre ipekli elbisedeki ipek mikdarı az veya diğer madde kadar ise caizdir, fazla ise caiz değildir. Yâni bu hususta Şafiî mezhebi gibidir. Şu kadar fark var ki bir ipekli elbisedeki ipek mikdan tartı bakımından diğer maddeden faz­la olmakla beraber görünümde az ise caizdir. Bir elbisenin erişi ipek olup argacı başka maddeden ise meşhur kavle göre yine haramdır. Tabii bu hükümler erkekler hakkındadır. Elbisenin nakşı veya kenar­larına geçirilen parçalar ipek ise, Hanefî ve Şafii mez-heblerinde olduğu gibi toplamının dört parmaktan fazla olmaması şartı mevcuttur.
  4. Mâliki mezhebine göre bir elbisedeki ipek nakış mikda­rı bir parmakdan az ise erkeklere helâldir. Bir parmak eninde veya 2, 3 parmak eninde ise mekruhtur. Dört parmak eninden fazla ise haramdır. Erişi ipek olup argacı pamuk veya keten gibi bir madde­den olan elbise tahkikli kavle göre mekruhtur.

Mezheblerin görüşleri hakkında yukarıda verilen özlü bilgi A b -durrahman el-Cezerî’ nin dört mezhep fıkhına âit kita­bından alınmadır. Geniş bilgi için bu kitaba veya diğer fıkıh kitab-1 arına müracaat edilmelidir.

İpek elbise kadınlara helâldir. Bundan sonra gelen bâbtakl hadis­ler bu hükme delildir.[46]

19- Kadınların İpek Elbise Giymeleri ve Altın (Ziynet) Takınmaları Babı

3595) “… Alî bin Ebî Tâlib (RadtyaUâhü <m*j’den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir ipek kumaşı sol eline ve bir parça altını sağ eline aldı, sonra bunları elleriyle havaya kaldırarak (halka göstererek) :

«Şu iki şey ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helaldir,» buyurdu.”

3596) “… Alî (bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü onAJ’den; Şöyle demiştir:

Erişi veya argacı ipekten olan bir kat elbise Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve SellemJ’e hediye edildi. O da bana gönderdi. Bunun üzerine ben Onun yanına vararak:

Yâ Resûlallah! O elbiseyi ne yapayım? Onu giyeyim (mi) ? dedim. O: «Hayır (giyme) ve lâkin onu (parçalayıp) baş Örtüleri yap ve Fâtimeler arasında Ctaksim et)», buyurdu. (Ben de öyle yaptım).”[47]

İzahı

Ali (Radıyallâhü anh) ‘in ilk hadîsini Ebû Dâvûd, Ne-sâî, Ahmed ve îbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. Bu hadîs, ipek ve altının erkeklere haram, kadınlara helâl olduğu­na delâlet eder. Oğlan çocuklar da erkeklerden sayılır. Bu itibarla bu hüküm onlara da şümullüdür. Ancak çocuklar mükellef sayılmadı-ğı için onlara ipek elbise giydiren veya altın ziynet takan kimse ha­ram işlemiş ve günaha girmiş olur. Altının kadınlara helâl olmasın­dan maksad ziynet eşyası olarak takınmaktır. Çünkü altın ve gümüş­ten mamul kap ve kaçak gibi eşya erkeklere haram olduğu gibi ka­dınlara da haramdır. Bilindiği gibi gümüş ziynet eşyası da altın ziy­net eşyası gibidir. Ancak gümüş yüzük gibi bâzı istisnalar vardır. Bu husus Eşribe kitâbmda anlatıldı.

Sindi bu hadîsin şerhinde: Hadîsten maksad altın ziynet takınmak ve ipek elbise giymektir. İpek ve altın alım satımı, hayır yollarında harcanması biçimindeki kullanma ise caizdir. Altını; kab kaçak, bardak, fincan şeklinde kullanmak ve edinmek ise erkeklere haram olduğu gibi kadınlara da haramdır, der.

İkinci hadîste geçen Hülle daha önceki bâblarda anlattığım gibi ridâ ve izâr, yâni bedenin yukarı ve aşağı kısmında kullanılan kat­lık elbise demektir. Seda, eriş demektir. Luhme de argaç demektir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in Ali (Radıyallâhü anh) a verdiği elbisenin eriş veya argacının ipek olduğu hususundaki tereddüd râviye aittir. Bu hadîste geçen Fevâtım, t&time’nin çoğulu­dur. Söz konusu ipek hüllenin Fâtimelere başörtüsü olarak dağıtıl­ması emredilmiştir. Fâtimelerden maksad ise Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in kızı Hz. Fâtime, Alî’ nin anası F â -time bint-i Esed, Hz. Hamz a’nin kızı Fâtime-dir. Bir kavle göre dördüncüsü Ebû Tâlib’in oğlu A k î T in karısı Fâtime’ dir. En-Nihâye yazan ilk üç Fâtime’ nin kasdedildiğini söylemiştir. Bu hadis de ipekli elbisenin erkeklere caiz olmadığına ve kadınlara helâl olduğuna delâlet eder. Bu husustaki ayrıntılı bilgi yukarda geçti.

3597) “… Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Radtyallâhü anhümâ)’dw; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gün) bir elinde ipekten bir elbise ve diğer elinde bir altın olduğu halde yanımıza çık­tı ve*

«Şüphesiz bu İki şey ümmetimin erkeklerine haram kılındı, ka­dınlarına helâldir», buyurdu.”

Not: Zev&İd’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Abdurrahman bin Rftfl bulunur. Kendisinden bir takım münker hadisler rivayet olunmuştur. İbn-i Hibbân: Onun hadisleri Abdurrahman bin Ziyâd bin En’am’ın rivayetinden olduğu zaman delil sayılmaz. Rivâyetlerindeki münkerlik râvi Abdurrahman bin Ziyftd’dan dola­yıdır, demiştir. Ebû Hâtera de : O, yani Abdurrahman bin R&fİ, hadisi münker olan bir şeyhtir, demiştir.

3598) “… Enes (Radtyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in kızı Zeyneb üze­rinde çubuklu ipekli kumaştan bir gömlek gördüm.[48]

İzahı

Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anhümâ) ‘nuı hadî­si notta belirtildiği gibi Zevâid nevinden olup senedi zayıftır. Ancak hadîsin metni, 3595. hadisin metninin bir benzeridir.

Enes (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsi Buhâri, Ebû D â -vûd ve Nesâi tarafından da rivayet edilmiştir. Şu farkla ki bâzı rivayetlerde Zeyneb yerine Ümmü Gülsüm ismi geçer.

Siyerâ t îpekli bir nevi elbisedir, kumaşın enli çubukları ipekten­dir. Hadîsçiler, Asmai ve el-HaMl’în böyle dedikleri N e v e v î tarafından ifâde edilmektedir. Ebû Davud’un rivayetinde râvi: Siyerâ, geniş çubukları ipekten olan kumaştır, de­miştir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), kızı Zeyneb ve­ya Rukiyye üzerinde sözü edilen elbiseyi görüp itiraz etmemiş ise bu hadîs de kadınların ipekli elbise giymelerinin câizliği için bir delil sayılır.[49]

20- Erkeklerin Kırmızı Elbise Giymeleri Babı

3599) “… Berâ (bin Âzib) (Radtyallâhü atttyden; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) saçlarını tarayarak kır­mızı bir hülle (kat elbise) içinde iken On dan daha güzel hiç kimseyi görmedim.”

3600) “… Büreyde (bin el-Husayb) (Radtyallâhü aaAJ’den; Şöyle de­miştir :

Ben, Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i hutbe okurken gördüm. (Hutbe esnasında) Hasan ve Hüseyin (Radıyallâhü anhü­mâ) geldiler, üzerlerinde iki kırmızı gömlek vardı, (küçük yaşta ol­duklarından dolayı) düşe kalka yürüyorlardı. Bunun Üzerine Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (minberden) indi ve onlan alıp kucağına koydu. Sonra:

«Allah ve Resûl’u doğru söylediler, = Şüphesiz mallarınız ve evlâdınız bir sınamadır ve büyük sevap Allah ka­tandadır.»[50] Ben bunları gördüm de sabredemedim, buyurdu. Son­ra hutbesine devam etti.”[51]

İzahı

Berâ (Radiyallâhü anh) ‘in hadîsi Kütüb-i Sitte’nin hepsinde rivayet olunmuştur. Büreyde (Radıyallâhü anh) ‘in hadisi ise Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesâî ve Ahmed ile Bey-hakî tarafından da rivayet edilmiştir.

Bu hadisler kırmızı elbise giymenin câizliğine delâlet eder. Hülle daha önce defalarca anlatıldığı gibi iki parçadan ibaret katlık elbi­sedir. Hamrâ da kırmızı demektir. Şâfiiler, Mâlikîler ve başkaları bu ve benzeri hadisleri delil göstererek kırmızı elbi­se giymenin câizliğine hükmetmişler. Hanefîler ise kırmızı elbise giymenin mekruhluğuna hükmederek, kırmızı elbise giymenin yasakhğına dâir hadîsler ile aspur ile boyanan elbiseyi giymenin ya-saklığı hakkındaki hadîsleri delil göstermişlerdir. Bunların bir kısmı bundan sonra gelen bâbta rivayet olunmuştur.

Sindi ve Avnü’l-Mâbûd yazarının beyânına göre el-Hâ-fız Îbnü’l-Kayyım el-Cevzi: Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in giydiği hüllenin tamamen kırmızı olduğunu ve başka rengin bulunmadığını söyleyenler yanılmışlardır. Çünkü Hul-le-İ Hamrâ, yâni kırmızı hülle, Yemen malı iki bürd olup siyah­la beraber kırmızı çubukludur. Yemen bürdleri hep böyledir. Bu nevi kumaşta kırmızı çubuklar bulunduğu için ona Hulle-i Hamrâ denilmiştir. Bu isimden dolayı anılan hüllenin tamamen kırmızı oldu­ğu şüphesi hâsıl olmuştur, demiştir.

İbn-i Hümâm da Hulle-i Hamrâ: Kırmızı ve yeşil çubuk­lu dokunmuş Yemen kumaşından mamul bir kat elbisedir, di­ye tarif etmiştir.

Allâme Aynî, Umdetü’l-Kari’de ve Hafız İbn-i Hacer de EI-Fetih’te bu konuya geniş yer vererek iki ta­rafın delillerini detaylı olarak nakletmişlerdir. Avnü’l-Mâbûd yazan: Doğrusu koyu kırmızı elbise erkeklere mekruhtur. Fakat hafif kır­mızı elbise mekruh değildir, diyerek orta yolu seçmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Acizane hatırıma gelen husus şudur: Sırf kırmızı elbise giyme­nin yasak olup olmadığı hususunda ihtilâf olduğuna göre en uygunu böyle bir elbiseyi giymemektir, ihtiyatlı olam budur.

Büreyde (Radıyallâhü anh) ‘m hadisinde Resûl-i Ekrem (Aley-hi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in T e ğ â b ü n sûresinin 15. âyetinin baş kıs­mını okumuş olduğu belirtiliyor. Bu âyette malların ve çocukların bir imtihan olduğu bildiriliyor. Âyetin geniş mânâsı için tefsir kitabla-rma müracaat edilmelidir. Burada şu noktayı belirtmekle yetineyim:

Dünya malı ve çocuklar kişiyi dini vecibeleri yerine getirmek­ten alıkoyarsa nimet olmaktan çıkıp nıkmet olur. Aksi takdirde ni­met sayılır. Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), hutbe esna­sında gelen küçük yaştaki torunları Hasan ve Hüseyin (Radıyallâhü anhünıâ) ile meşgul olmuş ise de kalben Allah’tan ga­fil olmamıştır. Çünkü gönlü dâima Allah’a bağlı idi. Bu âyeti oku­makla şuna işaret etmiş olabilir: Çocuklar O’nu meşgul etmemekle beraber sâdece hutbeye ara vermesine sebep oldular.

O’nun bu hareketi de bir fıhkî mes’elenin bildirilmesine vesile olmuştur. O da şudur: Hutbeye kısa ara vermek caizdir, hutbe oku­yan zât, bir önemli iş nedeniyle hutbe esnasında konuşabilir. Mesela bir âmâ’yı bir tehlikeden korumak için uyarıda bulunmak gibi[52]

21- Aspur (Denilen Bitki) Île Boyanmış Elbisenin Erkeklere Mekruhluğu Babı

3601) “… İbn-i Ömer (Radtyaîlâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre:

Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVin müfeddem elbiseyi yasakladığını söylemiştir.

Râvî Yezîd demiş ki t Ben el-Hasan’a t Müfeddem nedir? diye sordum. EI-Hasan dedi ki i Müfeddem, aspur ile doyasıya boyanmış olan (kumaş elbise) dir.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup râvileri sıka, güvenilir z&tlardır.

3602) “… AH (Radıyallâhü ank)’den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni aspurla boyanmış olan (kumaş, elbise) den menetti. Ben O’nun sizi menettiğini söyle­mem.”[53]

İzahı

Bu babın ilk hadisi Zevâid nevindendir. Bu hadîs aspur ile çok boyanmış kumaş ve elbisenin yasak olduğuna delâlet eder. Diğer ha­dislerin yardımı ile bu yasağm erkeklere mahsus olduğu hükmü çı­karılır.

Müfeddem kelimesi İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘-nın râvisi el-Hasan tarafından açıklanmıştır. Yâni aspur bo­yasıyla o kadar kırmızılaşmış ki, bundan fazla kırmızılaştırılması mümkün değildir. Bu anlamı «doyasıya boyanmış» tabiriyle ifâde et­meye çalıştım.

A 1 i (Radıyallâhü anh) ‘m hadisi Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâî tarafından da rivayet edilmiştir. Bu hadîste A lî’ nin: «Ben O’nun sizi menettiğini söylemem- ifâde­si ile kasdettiği mânâ hakkmda Sindi şöyle der: Yâni bu konu­da buyurulan hadîsteki lâfız ve hitap benim şahsıma idi, umûmi de­ğildi. A 1 i (Radıyallâhü anh) bu sözü ile yasaklama hükmünün kendi şahsına münhasır olduğunu kasdetmemiştir.

Al!’ nin söz konusu sözü Ebû Dâvûd’un bir rivaye­tinde de vardır. Avnü’l-Mâbûd yazarı bu hususla ilgili olarak şöyle der:

Aspurla boyanmış kumaş ve elbisenin erkeklere haram olmadı­ğına hükmedenler bu rivayeti delil göstererek yasaklama hükmünün Ali (Radıyallâhü anh)’a mahsus olduğunu sanmışlardır. Onlara cevaben denilir ki: Bu hüküm A I i (Radıyallâhü anh)’a mahsus değildir. Bilâkis umûmîdir. Hükmün umumîliği Müslim’in Ab­dullah bin Amr bin el-Âs (Radıyallâhü anhümâ) ‘dan

rivayet ettiği şu hadisle sabittir:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim üzerimde aspur ile boyanmış iki elbise gördü. Bunun üzerine: Bu, kâfirlerin elbise-lerindendir. Onun için sen bunu giyme, buyurdu.’*

Ali (Radıyallâhü anh) ‘m hadisinde ve bu babın başlığında ge­çen “Muasfar” aspurla boyanmış kumaş, bez gibi elbiselik ve elbise anlamında kulanılmıştır. Aslında aspurla boyanmış şey demektir. Avnü’l-Mâbûd yazarı şöyle der:

El-Kar i : muasfar, dokunduktan sonra boyanmış olan ile dokunmadan önce boyanmış olan elbiseliğe ve elbiseye şümullüdür. Bu itibarla H a 11 â b i’ nin: Muasfer, dokunduktan sonra boyan­mış olana denilir, bu itibarla ipliği boyandıktan sonra dokunan elbi­selik muasfar sayılmaz, biçimindeki sözü hârici bir delil ve mesnede muhtaçtır, demiştir.

Aspur denilen bitkiden mamul boya ile boyanan kumaş, iplik ve elbise kırmızı olur. Kırmızı elbisenin erkeklere caiz olup olmadığına dâir bilgi ve fıkıhçıların görüşleri bundan önceki bâbta rivayet olu­nan hadislerin izahı bölümünde verildi. Aspurla boyanmış elbise de kırmızı olur. Genellikle âlimler aspurla boyanmış elbisenin erkekler için mekruh olduğuna hükmetmişlerdir. Daha geniş bilgi bundan son­ra gelen hadîsin izahı bölümünde verilecektir.

3603) “… Amr bin Şuayb’ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Ra-dtyallâhü anhümâ)’6en; Şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile bareber Ezâhır dağ yolundan geliyorduk. Bir ara Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana dönüp baktı. Benim üstümde aspurla boyanmış dikişsiz bir car (veya ince yumuşak bir elbise) vardı. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} (üstümdeki elbiseye işaretle) :

«Bu nedir?» buyurdu. Ben Onun bundan hoşlanmadığını anla­dım. Sonra ev halkımın yamna vardım. O sırada onlar tandırlarını ateşleyerek kızdırıyorlardı. Ben o elbiseyi tandıra attım. Ertesi gün O’nun huzuruna gittim. O:

«Yâ Abdullah! O elbiseyi ne yaptın (yâni ne durumda?)» buyur­du. Ben de O’na (durumdan) haber verdim. Bunun üzerine buyurdu ki:

«O elbiseyi aile ferdi erin in bâzısına giyd irmeliydin. Çünkü kadın­ların böyle elbiseyi giymelerinde bir günah yoktur» buyurdu.”[54]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmişler­dir. Hadiste geçen Seniyye dağ yolu demektir. Seniyyet-i Ezahır, Mekke ile Medine arasında bir dağ yolunun ismidir.

Reyta: Tek desenle dokunmuş çarşaf, örtü ve ihram gibi bürü-nülen dikişsiz ve bir parçadan ibaret libasa denir. Yumuşak ve in­ce elbiseye de Reyta denilir.

Usfur, aspurdur. Boyadığı elbiseyi kırmızılaştırır.

Bu hadîs aspurla boyanmış elbisenin erkeklere caiz olmadığına ve kadınlara caiz olduğuna delâlet eder. Bundan önceki hadisler de bu boya ile boyanmış elbisenin erkeklere yasak olduğuna delâlet eder.

T i r m i z i’ nin “Aspurla boyanmış elbisenin erkeklere kerâhi-yeti” babında rivayet olunan A 1 i (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsinin şerhi bölümünde Tuhf e yazan Özetle şöyle der:

Muasfar, aspurla boyanmış şeydir. Lügat kitablan ve hadis şerh­leri bunu belirtmişlerdir. Aspur da kırmızı boya ile boyar. Bu hadîs, aspurla boyanmış elbisenin erkeklere haram olduğuna delâlet eder. Çünkü yasaklamada asıl olan, haram hükmüdür. Ş e v k â n I, en-Neyl’de: Tercihe şayan görüş aspurla boyanmış elbisenin haram-lığıdır. Bu hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in kır­mızı elbise giydiğine dâir hadis ile çelişkili değildir. Çünkü aspur kır­mızı boya veriyor ise de bunun hakkmda özel bir hüküm konulmuş olur. Bunun yasaklığı, kırmızı olan her elbisenin yasaklığını gerektir­mez, demiştir.

Nevevi de Müslim’in şerhinde aynı konuda özetle şöyle der:

Aspurla boyanmış elbise hakkmda ihtilâf olmuştur. Sahâbilerin, tabiîlerin ve onlardan sonra gelenlerin cumhuru, bunun mübahhğına hükmetmişler. Ebû Hanîfe, Şafii ve Mâlik de böy­le hükmetmişlerdir. Lâkin bir rivayete göre Mâlik; başka elbise tercih edilmelidir, demiştir. Diğer bir rivayete göre evlerde ve ev çev­resinde bunu giymeyi caiz görmüş, fakat çarşıda ve toplantılarda giymeyi mekruh saymıştır.

Âlimlerden bir cemaata göre bu nevi elbise giymek tenzihen mek­ruhtur. Onlar bu hadislerdeki yasağı böyle yorumlamışlardır. Delil­leri ise Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in kırmızı bir kat elbise giydiğinin sabit olmasıdır. Ayrıca O’nun san boya ile boyan­dığı îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) tarafından rivayet edilmiştir.

Beyhaki bu meseleyi iyice tetkik etmiş olup bu arada ko­nu hakkında rivayet olunan hadisleri nakleder ve : Eğer Ş â f i I bu hadîslerden haberdar olsaydı bunlarla hükmederdi. Yâni aspurla bo­yanmış elbisenin yasaklığına hükmederdi. Çünkü O; Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in hadîsi benim söylediğim hükmün hilâfına hükmettiği zaman hadîsle amel ediniz ve benim fetvamı bıra­kınız, demiştir, der.

Fıkıh âlimlerinin çoğu aspurla boyanmış elbisenin mekruhîuğu görüşündedir. Abdurrahman el-Cezeri dört mezheb fıkhına âit kitabında; Şafii, Mâliki ve Hanbelî mez-heblerine göre bunun mekruh olduğunu belirtmiştir. Hanefi fi-kıhçıların bir kısmı da aynı görüştedir.

Daha geniş bilgi için hadis şerhlerine ve fıkıh kitablanna bakıl­malıdır.[55]

22- Sarı Boya İle Boyanmış Elbisenin Erkekler İçin Caiz Olduğuna Dâir Hadis Babı

3604) “… Kays bin Sa’d (Radıyallâhü anhiimâydan; Şöyle demiştir: Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) bize geldi. Biz O’nun İçin (yıkanıp) serinleneceği su koyduk. O da yıkandı. Sonra ben O’na san bir çarşaf götürdüm (onunla kurulandı). Sonra ben O’nun ka­rın kıvrımları üzerinde vers (yâni çarşaftaki Yemen za’feram bitki­sin) in izini gördüm.”[56]

İzahı

Bu hadîs sünenimizin 466 numarasında geçti. Orada gerekli bilgi verilmiştir. Bu hadîs, vers yani Yemen za’faranı bitkisi ile boyanmış elbiseyi giymenin erkekler için caiz olduğuna delâlet eder.[57]

23- Îsraf Ve Kibir Senden Vazgeçtiği Sürece (Mubah Giyeceklerden) Dilediğini Giy, Babı

3605) “… Amr bin Şuayb’in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Ra-dıyallâhü anhüm)’dtn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Yeyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz, buna israf veya ki­bir karışmadıkça.»”[58]

İzahı

Bu hadisi Nesâİ. Ahmed ve Hâkim de rivayet et­mişlerdir. Sindi: “İsraf veya kibir karışmama” kaydı; hadiste anılan yeme, içme, sadaka ve giyme işlerinin hepsine şümullüdür. Bu kaydın yalnız giymeye âit olması da muhtemeldir, der.

Hadiste geçen “İsraf”, haddi tecâvüz etmek ve aşırı gitmektir.

Mahîle de kibirlenme ve böbürlenmedir.

Hadis, kişinin kendi nefsi, bedeni, dünyası ve âhireti için gerek­li tedbiri alması faziletlerini kaplar.[59]

24- (Halk Arastnda) Meşhur Olmaya Vesile Olan Elbiseyi Giyen (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

3606) “… İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâyâan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kim meşhur olmaya vesile olan bir elbise giyerse, Allah kıyamet günü o kimseye zillet elbisesini giydirir.»”

3607) “… Abdullah bin Ömer (Radtyallâkü ankümâ)’dan rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim dünyada meşhur olmaya vesile olan bir elbise giyerse Allah kıyamet günü o kimseye bir zillet elbisesini giydirir, sonra o elbise içinde bir ateş alevlendirir.»”

3608) Ebû Zer (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim bir şöhret elbisesini giyerse, Allah o kimseden yüz çevirir (yâni rahmet nazarıyla bakmaz), nihayet onu alçaltacağı zaman al-çaltır.»”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedi hasen’dir. Râvî el-Ab-bâs bin Yezidin güvenilirliği hakkında ihtilâf olmuştur.[60]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği 1 b n-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadisini Nesâi ve Ebû D â v û d da rivayet etmiştir.

Îbnü’1-Esîr: Meşhur olmaya vesile olan elbise şöyle olur: Herkesin giydiği elbisenin renginden değişik bir renk taşıyan elbise giyen kimse bu hareketiyle halkın dikkatini üzerine çeker ve böy­lece herkes ona bakmaya başlar. Kendisi de halka karşı kibirlenip kendi nefsini üstün görür, demiştir.

îbn-i Reslân da: Dünya’da kibirlenmeye vesile olan ve herkesin dikkatini çeken elbiseyi giyen kimse, beslediği kibir ve gu­rurundan dolayı âhirette zillet ve hakaret içine düşer. Çünkü ceza, işlenen suça uygun olur, demiştir.

Hadîs, meşhur olmaya sebebiyet veren elbiseyi giymenin haram-lığına delâlet eder. Bu durum, nefis ve üstün kaliteli elbise giymeye münhasır değildir. Bunun aksine, halkın giysisinden farklı pejmür­de bir kıyafetle halkın nazarında derviş gibi görünüp de mânevi bir saygınlık kazanmak yoluyla meşhur olma sevdasına kapılanlar da hadîsteki tehdîdlere mâruzdur. Bir kimsenin böyle ard düşünceyle perişan bir kılıkla dolaşması da bir açıdan meşhur olmaya vesile ol­duğu için haramdır. Nitekim İbn-i Reslân da bu duruma işaret etmiştir.[61]

25- Murdar Hayvan Derileri Tabaklanınca Giyme Babı

3609) “… îbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den şu buyruğu işittim ı

«Hangi deri tabaklanırsa (şer’an) temizlenmiş olur.»”

3610) “… (Peygamber (Sallallakü Aleyhi ve Sellem)’in zevcesi) Meyroû-ne (Radıyallâhü anhâ) ‘dan; Şöyle demiştir:

Meymûne (yâni kendisi) nin âzadh bir cariyesine sadaka (malın)-dan verilmiş olan bir davar ölmüş iken yanından O, yâni Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve S eli e m) geçti ve:

«Bunun derisini alıp tabakladıktan sonra ondan istifade etmeliy­diler (yâni niçin böyle yapmadılar) ?» buyurdu. Orada bulunanlar t

Yâ Resûlallah, bu davar murdardır (yâni boğazlanmadan ölmüş­tür), dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ölü hayvanın yalnız yenmesi haram oldu» buyurdu.”

3611) “… Selmân (Radtyallâhü ank)’den; Şöyle demiştir:

Mü’minlerin analarından (Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in zevcelerinden) bazısının bir davarı vardı. Hayvan Öldü. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayvanın olduğu yer­den geçti ve i

«Sâhibleri bunun derisinden istifâde etseydiler yararlanma onla­ra zarar vermezdi (yâni günah olmazdı).»” buyurdu.

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Leys bin Selim bulunur. Bu râvl zayıftır.

3612) “… Âişe (Radıyallâhü anhâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle söy­lemiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ölü hayvanların derile­rinden tabaklandığı zaman yararlanmayı emretti.[62]

İzahı

tbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)’nın hadisini Müs­lim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâi ile Ahmed de rivayet etmişlerdir. Bâzı rivâyetlerdeki hadîs metni şöyledir:

= «Deri tabaklandığı zaman (şer’an) temiz-lenmiş olur.»

Bu ve bundan sonraki hadîslerde geçen “Ihftb” kelimesinin anla­mı hakkuıda lügat âlimleri ihtilâf etmişlerdir. Nevevî: Lügat âlimlerinin bâzısına göre deri henüz tabaklanmamış iken ona Ihâb denilir ve tabaklandıktan sonra ise ona İhâb denmez. Bâzılarına göre ise İhâb, tabaklanmış veya tabaklanmamış olan deri demektir, der.

H a 11 â b i de: Bir gurup demiş ki, eti yenmeyen hayvan deri­sine İhâb denmez ve dolayısıyla eti yenmeyen hayvan derisi tabak­lanmakla şer’an teiniz sayılmaz. Tabaklanma yalnız eti yenen ölü hayvan derisini temizler. Halbuki bu gurubun dediği şey yanlıştır. ihâb kelimesi eti yenen hayvan derisine şümullü olduğu gibi, eti yen­meyen hayvan derisine de şümullüdür, der ve buna dâir delilleri an­latır.

Avnü’I-Mâbûd yazan bu hadîsin izahı bölümünde: Hadîsin ifâ­de tarzı ve İhâb kelimesi; tabaklamanın her nevî ölü hayvan derisi­ni şer’an temizlediğine delâlet eder. Eti yenmeyen hayvan derisi de hadîsin kapsamı içine girer, der.

Âlimlerin bu konudaki görüşlerini, aşağıda beyân edeceğim.

M e y m û n e (Radıyallâhü anhâ) ‘nm hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Buhârî de bunun bir benzerini İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) ‘-nm hadîsi olarak rivayet etmiştir.

Bu hadîs eti yenen hayvan ölüsünün, yalnız etinin yenmesinin haram olduğuna ve derisinin tabaklanmak suretiyle şer’an teiniz hâ­le getirilmesinin mümkün olduğuna delâlet eder. Bilindiği gibi mur­dar hayvanın haramlığı M â i d e sûresinin üçüncü âyetindeki;

— «Size murdar hayvan haram kılındı» cümlesiyle

sabittir. Bu ilâhî ferman murdar hayvanın her şeyine şümullüdür. Bu hadîs ise onun hükmünü husûsil eştiriyor, açıklama yapıyor ve bun­dan maksad murdar hayvanın yenmesidir, diyor. Bundan şu hüküm de çıkar: Sünnet, yâni sabit ve sahih hadîs, Kitâb’ın, yâni Kur*ân-i Kerîm’in hükmünü husûsîleştirebilir.

S e 1 m â n (Radıyallâhü anh)’m hadîsi Zevâid nevindendir. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)’nm hadîsi ise Ebû Dâvûd ve Nesâi tarafından da rivayet edilmiştir. A i ş e (Radıyallâhü anhâ) ‘nm hadîsi de eti yenen ve yenmeyen murdar hayvan derisinin tabaklanmakla şer’an temiz ve kullanılır hâle getirilmesinin müm­kün olduğuna delâlet ediyor.

Ölü hayvan derisinin tabaklanmakla temizlenmesi meselesi hak­kında müteaddid görüşler bulunur. Avnü’l-Mâbûd yazan bu görüş­leri özlü olarak şöyle anlatıyor :

  1. Ebû Hanîfe’ye göre her nevî ölü hayvan derisi ta­baklanmakla temiz olur. Yalnız domuz derisi bu hükmün dışındadır.
  2. Ş â f i i’ ye göre bütün hayvanlann ölüsünün derisi tabak­lanmakla temizlenmiş olur. Ancak köpek, domuz ve bunlardan birisi ile başka hayvanın birleşmesinden doğan hayvan derileri tabaklan­makla da temizlenmez. Yukanda belirtilen hüküm, eti yenen veya yenmeyen hayvanlara şümullüdür. Bu görüş Ali bin Ebî Tâ­li b (Radıyallâhü anhümâ.) ile îbn-i Mes’ûd (Radıyallâhü anhümâ) ‘den de rivayet edilmiştir.
  3. Eti yenen ölü hayvan derisi tabaklanmakla temiz olur. Fakat eti yenmeyen hayvan derisi tabaklanmakla da temizlenmez. E v z â i, Îbnü’l-Mübârek, Ebû Sevr ve İshâk bin Râ-h e v e y h * in mezhebi budur.
  4. Ölü hiç bir hayvan derisi tabaklanmakla temiz olmaz. Bu görüş Ömer bin el-Hattâb, oğlu Abdullah ve  i ş e (Radıyallâhü anhâ)’dan rivayet olunmuştur. A h m e d bin Hanbel’ den rivayet olunan meşhur görüşü de budur. Mâlik* den yapılan iki rivayetten birisi de böyledir.
  5. Bütün ölü hayvanların derisi tabaklanmakla temiz olur. An­cak şu var ki, derinin dış kısmı temizlenmiş olur, fakat iç kısmı te­mizlenmiş sayılmaz. Bu itibarla böyle bir deri kuru işlerde kullanılır da yaş ve sıvı işlerde kullanılmaz. Keza üzerinde namaz kılınır. Fa­kat içinde, yâni meselâ böyle bir deri giyilmiş olduğu halde namaz kılınmaz. Mâlik’ den yapılan meşhur rivayet de böyledir.
  6. Köpek ve domuz dâhil tüm ölü hayvanların derileri tabak­lanmakla temizlenmiş olur. Zahiriye mezhebi imamı D â -v û d’ un görüşü böyledir. Bu görüş Ebû Yûsuf tan da ri­vayet edilmiştir.
  7. Ölü hayvan derileri tabaklanmasa bile kullanılabilir. Bu, Z ü h r i’ nin görüşüdür. Fakat geçerli bir görüş sayılamaz.[63]

26- Ölü Hayvanın Ne Derisinden Ne De Sinir Tellerinden İstifâde Edilemez Diyenlerin (Dayandıkları Hadîs) Babı

3613) “… Abdullah bin Ükeym (Radtyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Ölü hayvanın derisinden ve sinir telinden istifâde etmeyiniz, di­ye bize Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in mektubu geldi.”[64]

İzahı

Bu hadîsi Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir.

Ölü hayvan derisi tabaklanmış olsun veya olmasın hiç bir suret­te ondan yararlanılmaz, diyenler bu hadisi delil göstermişlerdir. Bu görüş sâhibleri bundan önceki bâbta nakledilen dördüncü görüşte olanlardır. Bu guruba göre, bu hadîs, Ölü hayvan derisinin tabaklan­makla temizlenmiş olduğuna dâir hadîslerin hükmünü neshetmiş, yâ­ni yürürlükten kaldırmıştır. Fakat diğer âlimler onlara müteaddid cevablar vermişlerdir.

Ş e v k â n î, verilen cevablan ayrıntılı olarak anlattıktan son­ra şöyle der: Bu hadise karşı verilen cevablann hülâsası şudur; bu hadis mürsel’dir. Çünkü Abdullah bin Ükeym CRadı-yallâhü anh), Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘den hadis işit-memiştir. Keza hadîsin senedi munkati’dir. Çünkü Abdurrah-man bin Ebî Leylâ, Abdullah bin Ükeym’-den hadîs işitmemiştir. Ayrıca gerek hadîsin senedinde, gerekse met­ninde ıztırâb, yâni değişik ifâdeler vardır. (Şevkânî bu ara­da mevcut ıztırabı örnekler vermek suretiyle açıklar. Bunu aktarma­ya gerek görmüyorum.) Diğer taraftan bu hadis diğer hadîslerle kar­şılaştırılınca, diğer hadîsler sıhhat ve kuvvet bakımından üstün gelir. Bütün bu durumlara rağmen bu hadîsin hükmü tutulursa şöyle de­nilir : İhâb, henüz tabaklanmamış olan deri demektir. Hadîsten nıak-sad ise tabaklanmamış derinin kullanılmamasıdır. Deri tabaklandık­tan sonra ona İhâb denmez. îbn-i Abdilber, Beyhakİ ve başkası bu hadîsi böyle yorumlamışlardır.

Avnü’l-Mâbûd yazan Ş e v k â n i ‘ nin yukardaki sözlerini naklettikten sonra bunu teyid eder mâhiyette e 1 – H â f ı z’ dan naklen bilgi vermektedir.[65]

27- Ayakkabıların Biçimi Babı

3614) “… Abdullah bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)’dan; Şöyle de­miştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in ayakkabısının tasma­sı çift olan iki kıbâlesi (parmaklar arasına geçirilen tasmacık) vardı.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup râvileri sıka, gü­venilir zâtlardır.

3615) “… Enes (Radtyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVin ayakkabısının iki kıbâlesi (parmaklar araşma geçirilen tasmacık) vardı.”

Abdullah bin Ükeym (R.A.Km Hâl Tercemesi:

Abdullah bin Ükeym Ebû Malbed el-Kûft muhadram’dır. Yâni câhİIİyet dev­rine ve Peygamber <S-A.V.)’in devrine yetişmiş zâtlardandır. Ebû Bekir ve Ömer (RA)’den rivayette bulunmuştur. Kendisinden de lbn-i Ebi Leylâ ve Kftsun bin Muhaymara rivayet etmişlerdir. Haccâc’ın emirliği döneminde vefat etmiştir. Gü­venilir râvllerden olduğu. et-Tehzİb’te bildirilmiştir. Müslim Üe sünen sâhibleri onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (Hulâsa, 207)[66]

İzahı

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadîsi Zevâid ne­viden olup Tirmizî tarafından da Şemâil’de rivayet edilmiş­tir. E n e s (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsi ise B u h â r î, Tirmi­zî, Ebû Dâvûd ve Nesâi tarafından da rivayet edilmiş­tir.

Hadîslerde geçen Kıbâl ve Şirâk kelimelerini açıklayalım: Kibâl ve Şirâk kelimelerinin ikisi de ayakkabının tasmasıdır. An­cak âlimler hadîslerdeki Kıbâle’yi ayak parmakları arasına geçirilen tasma, Şirâk’ı da ayağın tarağının üst kısmı hizasındaki tasma mâ­nâsına yorumlamışlardır.

Avnü’l-Mâbûd yazarı E n e s (Radıyallâhü anh)’m hadisinin izahı bölümünde şöyle der: Yâni Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in ayakkabısının iki tasmacığı vardı, ayak parmakları arası­na geçirilirdi. Tasmacıklann geçirildiği parmaklar da orta parmak ile yanındaki parmaktır. E 1 – C e z e r i şöyle demiştir: Peygam­ber (Aleyhi’s-salâtü ve’s~selâm)’in ayakkabısının iki tasmacığı vardı. Bunlardan birisini ayağının başparmağı ile yanındaki parmağın ara­lığına, diğer tasmacığı da orta parmağı ile ondan sonra gelen par­mağı aralığına geçirirdi. Bu iki tasmacık O’nun ayağının yüzündeki tasma ile bağlantılı idi.

Sindi ve Cevheri: Ayakkabının kıbâlesi, ayağın orta parmağı ile ondan sonra gelen parmak aralığına geçirilen tasmadır, demişlerdir.

lbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadisine göre Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in ayağının yüzündeki tasma da çift idi.[67]

28- ayakkabıları giyme ve soyma (âdabı) babı

3616) “… Ebû Hüreyre (Radtyattâhü anh)’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Biriniz ayakkabısını giyeceği zaman sağ ayağı ile başlasın, çıka­racağı zaman da önce sol ayağını çıkarsın.»”[68]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Müslim, Tirmizi ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir.

H a 11 â b î hadisteki emrin hikmeti ile ilgili olarak: Ayakkabı, ayaklan eziyetten koruduğu için bir nimettir. Sağ taraf sol taraftan üstün olduğundan Önce sağ tarafın bu nimetten yararlanması için sağ ayakla başlama emri verilmiştir. Keza, ayakkabı soyulacağı za­man da sağ ayağın bu nimetten yararlanmasının tam olması için son anda soyulması istenmiştir, der.

Kadı Iyâz ve başkası hadisteki emrin müstehablık için olduğu hususunda icmâ bulunduğunu nakletmişlerdir.[69]

29- Bir Ayakkabı İle Yürüme (Nin Yaşarlığı) Babı

3617) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü onAJ’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Sîzden birisi tek bir ayakkabı, ne de tek bir mest ile (halkın gözü önünde) yürümez (yâni yürümesin). Ya ikisini birden çıkarsın (yalın ayak yürüsün), ya da her ikisinde yürüsün (yâni giyin.li yürü­sün).”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahih olup râvileri sıka zât­lardır. Bu hadisi müelliften başkası da rivayet etmiştir. Fakat müellif mesti ila­ve etmiş. Bu nedenle ben bu hadisi Zevâid nevine dâhil ettim.[70]

İzahı

Bu hadîsi Buhâri, Müslim, Tirmizl ve Ebû D â v û d da rivayet etmişlerdir. Ancak notta belirtildiği gibi on­lar mestle ilgili kısmı rivayet etmemişler.

Hadisteki yasaklama hikmeti ile ilgili olarak Avnü’l-Mâbûd ya­zan şu nakilleri yapmıştır:

BeyhakS; tek bir ayakkabı ile yürümenin mekruhluğunun sebebi böyle bir yürüyüşün dikkat çekici olması ve halk arasında şöhrete sebebiyet vermesidir. Oysa şöhrete vesile olacak kılık, kıya­fet yasak kılınmıştır (24. bâb’a bakılabilir). Bu itibarla sahibini meş­hur kılacak her şeyden kaçınmak gerekir, demiştir.

H a t t â b i’ nin dediği gibi böyle tek ayakkabı ile herkesin gözü önünde dolaşan kimsenin akli dengesinin bozukluğu sanılır ve mürüvveti rencide olur. Diğer taraftan yürürken dengesiz gider.[71]

30- Ayakkabıyı Ayakta Giyme Babı

3618) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)’dtn rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adamın ayakkabısını ayakta giymesini yasaklamıştır.”

3619) “… Îbn-İ Ömer (Radtyallâhü anhümâyd&n rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adamın ayakkabısını ayakta giymesini yasaklamıştır.”

Not: Zevâid yazan bu hadisin Zevâid nevinden olduğuna işaret etmiş, fa­kat senedin durumuna değinmemiştir.[72]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘m hadisini Tirmizî de rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd bunun benzerini C â b i r (Radıyallâhü anh)’den rivayet etmiştir.

Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadîsi Zevâid ne-vindendir. Tuhfe yazarı bunun senedinin sahih olduğunu söylemiştir. Bu arada Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘in senedindeki râvilerin hepsinin güvenilir zâtlar olduğunu belirtmiştir.

H a t t â b i : Ayakkabıyı ayakta giymenin yasaklanması se­bebi, oturarak ayakkabıyı giymenin kolaylığı ve rahatlığıdır. Adam ayakta ayakkabı giydiği zaman bazen devrilebilir. Bu itibarla ayak­kabıyı oturarak giymek emredilmiş ki böyle bir endişeye mahal ol­masın ve gerekirse elle de yardım edilsin, demiştir.

El-Mazhar da: Bu hadîs, mest gibi ve bağcıkları, tasma­ları bağlamak gereken ayakkabılar hakkındadır. Yâni ayakta giyil­mesi zor olan ayakkabılar hakkındadır, demiştir,[73]

31- Siyah Mestler Babı

3620) “… Büreyde (Radtyallâkü anh)’âen rivayet edildiğine göre:

Necâşİ, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e sâde siyah renkli bir çift mest hediye etti. O da onu giydi.”[74]

32- (Saç Ve Sakalı) Kına İle Boyamak Babı

3621) “… Ebû Hüreyre (Radtyallâkü ankyâen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Yahudiler ve Hiristiyanlar (ak sakallarım) boyamazlar. Siz on­lara muhalefet ediniz (yâni ak sakallarınızı boyayınız).”

3622) “… Ebû Zer (RadtyaUâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Saç ve sakalın beyazlığını değiştirmek için kullandığınız en gü­zel şey kına ve ketem (denilen ot) dır.»”[75]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsini; BuhârI, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi, Ahmed ve İbn-i H i b b â n da rivayet etmişlerdir.

Bu hadis ak saç ve sakalı boyamanın meşrûluğundaki hikmetin Yahudi ve Hiristiyanlara muhalefet olduğuna delâlet eder. Bilindiği gi­bi Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) Ehl-i Kitâb’a muhale­fet eder bunu müslümanlara da emrederdi. Bunun içindir ki Seîef-i Sâlihin’den bir çok zâtın ak saç ve sakallarını kına ile boyadıkları rivayet olunmuştur.

Avnü’I-Mâbûd yazarının beyânına göre Nevevi: Bizim mez­hebimiz, kadınm ağaran saçlarını ve erkeğin ak saç ve sakalını sa­rı veya kırmızı boya ile boyamasının müstehabhğıdır. Siyah boya ile boyamak ise en sıhhatli kavle göre haramdır, demiştir.

Âlimlerin bu konudaki görüşleri aşağıda anlatılacaktır.

Ebû Zerr-i Gıfâri (Radıyallâhü anh)’in hadisini Tir-mizi, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Ahmed de rivayet etmişlerdir.

Bu bâbta geçen bâzı kelimeleri açıklayalım: Hıdâb: Ak saç ve sakalın rengini bir boya ile değiştirmektir. Ba­zen kma ile değiştirmek anlamında kullanılır. Sabğ da boyamaktır.

İlk hadiste geçen bu kelimeden türeme fiil sakal boyama anlamında yorumlanmıştır.

Hınnâ, kınadır. Ketem de Yemen’de yetişen bir bitkidir, boya işinde kullanılır. Boyası kırmızıya kaçan siyah renklidir. Kına­nın boyası ise kırmızı renklidir. Kına ile ketem otunun karışımın­dan elde edilen boyanın rengi siyah ile kırmızı arasında bir renktir.

Bu hadîs, ak saç ve sakalın boyanması için en güzel boyanın kı­na ile ketem’in karışımından elde edilen boya olduğuna, başka boya­ların da kullanılabileceğine delâlet eder. Ancak yukarıda Neve-v i’ den naklen beyân ettiğim gibi siyah boya bundan müstesnadır. Çünkü M ü s 1 i m ” in de rivayet ettiği 3624 nolu C â b i r (Ra-dıyallâhü anh) ‘m hadisinde siyah boya ile saç sakalın boyanması yasak kılınmıştır.

Bir noktayı da belirteyim: Avnü’l-Mâbûd yazarı bu hadisin şer­hinde özetle bu noktayı şöyle ifâde eder:

Kına ile Ketem’in birlikte veya ayrı ayn zamanlarda kullanılma­sının kasdedilmiş olması muhtemeldir. Müslim’in E n e s (Ra-dıyallâhü anh) ‘den rivayet ettiği bir hadîste E b û Bekir (Ra-dıyallâhü anh) ‘in saç ve sakalını kına ve ketem ile boyadığı, Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in da yalnız kına ile boyadığı rivayet olunmuştur. Bu hadis Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ‘in dâima kına ile ke-tem’i birleştirerek saç ve sakalını boyadığına işaret eder.

Bâzı ilim adamları: Ketem otu yalnız kullanıldığı zaman verdiği boya siyah olur. Saç ve sakalın siyaha boyanması yasak olduğuna gö­re hadîsten maksad ketem ile kınanın karıştırılarak boyada kullanıl­masıdır, demişlerdir. Bu hususta geniş bilgi almak isteyenler Avnü’l-Mâbûd’a veya T i r m i z i’ nin şerhi Tuhfe’ye müracaat edebilirler.[76]

Saç Ve Sakalın Boyanması İle İlgili Dört Mezhebin Görüşleri

Abdurrahman el-Cezeri. dört mezheb’in fıkhına âit kitabında bu konuda özetle şöyle der:’

  1. Hanefiler demişler ki: Erkeğin saç ve sakalım kınaya boyaması müstehabtır. Fakat ellerini ve ayaklarını kına ile boyaması mekruhtur. Çünkü böyle yapmakla kendisini kadınlara benzetmiş olur. Saç ve sakalını siyah boya ile boyaması ise mekruhtur. Ancak savaşta düşmana karşı genç görünmek ve onları korkutmak gibi şer’î bir amaçla siyaha boyaması meşrudur ve tasvip edilir. Şayet helâli olan karısına karşı süslenmek için ise bir kavle göre mekruh­tur. Diğer bir kavle göre mekruh değildir. Ebû Yûsuf: Zev­cem nasıl beğenirse onun için öyle süslenirim, demiştir.
  2. Şafiî mezhebine göre saç ve sakalı siyaha boyamak mekruhtur. Fakat sarı veya kırmızıya boyamak mekruh değildir. Çün­kü düşmana karşı genç görünmek gibi şer’i bir maksadla siyaha bo­yamak caizdir. Keza yaşlı görünüp saygınlık ve itibar kazanmak için saç ve sakalı beyaza boyamak da mekruhtur.
  3. H a n b e 1 î mezhebine göre saç ve sakalı kına ve za’feran gibi bir şeyle boyamak sünnettir. Fakat siyaha boyamak mekruhtur. Ancak şer’i bir maksadla olursa mekruh değildir. Şayet bâtıl bir amaçla, meselâ evlenmek istediği bir kadına karşı genç görünüp de bu şekilde kadını aldatmak için böyle yaparsa haramdır.
  4. Mâlikîler demişler ki: Siyah veya buna benzeyen bir renkle saç ve sakalı boyamak mekruhtur. Ancak düşmanı kor­kutmak gibi şer’î bir amaçla olursa mekruh değil, bilâkis sevabtır. Bâtıl bir amaçla olursa haramdır. Üçüncü maddede gösterilen Örnek­te olduğu gibi. Kına gibi sarı renk veren bir şeyle saç ve sakalı bo­yamak ise caizdir. Tedâvî gibi bir zaruret olmadıkça erkeğin ellerini ve ayaklarını kına gibi bir şeyle boyaması caiz değildir. Çünkü ka­dınlar süs için böyle yaparlar. Erkeklerin kendilerini kadınlara ben­zetmeleri caiz değildir.

3623) “… Osman (bin Abdillah) bin Mevhib (Radtyallâhü anh)’âtn; Şöyle demiştir:

Ben, (Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in zevcesi) Üm-mü Seleme (Radıyallâhü anhâ)’nin huzuruna çıktım. Osman demiş­tir ki t Ümmü Seleme, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in (saç- sakal) kıllarından kına ve ketem ile boyanmış bir kılı (sak­ladığı yerden) çıkarıp bana gösterdi.”[77]

İzahı

Bu hadisi B u h â r i de rivayet etmiştir. Müellifimizin rivâye-tindeki hadîs râvisi Osman bin Mevhib* tir. B u h â r i’ de ise Osman bin Abdillah bin Mevhib, diye ge­çer. Râvinin tam ismi Buhar i’de olduğu gibidir. Bu nedenle duruma parantez içi ifâde ile işaret ettim. Osman bin Mev­hib isimli başka bir râvi vardır. Fakat Hülâsa’da belirtildiğine gö­re bu zâtın rivayeti Kütüb-i Sitte’nin hiçbirisinde yoktur. Yalnız N e s â i “Amelü Yevm’in ve Leyle” kitabında onun rivayetlerini almıştır.

E 1 – H â f ı z , el-Fetih’te belirttiğine göre el-îsmâilî’ nin Ebû İshâk yoluyla Osman’ dan olan bir rivayetinde Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) yamnda Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve*s-selâm) ‘in mübarek sakalmdan üzerinde kına ve ketem izi bulunan birkaç kılın bulunduğu belirtilmiştir.

Bu hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in kına ve ketem ile boyanmış saç veya sakal telinin bulunduğunu ifâde eder. Ancak boyamanın O’nun tarafından yapıldığını ifâde etmez. Diğer tarafta Buhâri, Müslim ve Ebû Davud’un riva­yet ettikleri bir hadîste, “Enes (Radıyallâhü anh), Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) saç ve sakalını boyamadı, demiştir.” Mü­ellifimizin 35. bâbta rivayet ettiği hadisler de bunu te’yid eder mâhi­yettedir.

Yukanda belirtilen durum muvacehesinde iki hadîs arasında gö­rülen ihtilâfın bertaraf edilmesi yolunda müteaddid yorumlar vardır. Şöyle ki:

S i n d î: Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in saç ve sakalını boyamadığı ve boyanacak kadar ak kıllarının bulunmadığı yolunda rivayetler vardır. Buna cevaben denilir ki: O, boyama maksadıyla saç ve sakalına bir şey sürmemiş ise de bazen saç ve saka­lını kına ve benzeriyle yıkardı. Bazen bunun izi kalabilirdi, der.

E 1 – H â f ı z da el-Fetih’te özetle şöyle der:

El-îsmâîlî demiş ki: Bu hadiste, yâni Osman (Ra-dıyallâhü anh) ‘in 3623 nolu hadisinde Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in saç ve sakalım kına ve ketem ile boyadığına dâir bir beyân yoktur. Muhtemelen O’ndan sonra, yâni Ümmü Sele­ni e (Radıyallâhü anhâ) yanında hâtıra olarak saklamrken zaman zaman sürülen san renkli güzel kokuların tesiri ile rengi kırmızılaş-mıştır. Eğer böyle ise mesele yok. Aksi takdirde Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) ‘in saç ve sakalını boyamadığma dâir Enes (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsi daha sıhhatlidir.

El-Hâfız yukardaki nakli yaptıktan sonra; ben derim ki: Bedenden ayrılan kıllar uzun süre kaldıktan sonra siyahlığı kırmı­zıya dönüşür, der ve daha sonra iki hadîsin birleştirilmesi yolundaki T a b a r î’ nin görüşünü nakleder. O görüş de şöyledir:

Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) ‘nin hadîsinin zahi­rine ve İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘nin hadisine (3626. hadîse işaret ediliyor) göre Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-sel&m) saç ve sakalını boyamıştır. Bu gibi râviler, gördüklerini ve müşahede­lerini nakletmişlerdir. Resûlullah (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in saç ve sakalını boyamadığını rivayet eden Enes (Radıyallâhü anh) gibi zâtlar da gördükleri durumu nakletmişlerdir. O, çoğu zaman bo-yamamıştır. Bu râviler ekseri zamandaki durumu bildirmiş olurlar.

Avnü’l-Mâbûd yazarı da: Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in saç ve sakalını boyaması işine muttali olmayan Enes (Radıyallâhü anh)’m bunu bilmemesi, boyama işinin olmadığını ge­rektirmez. Boyama işinin vuku bulduğunu rivayet edenlerin rivaye­ti onun rivayetinden evlâdır. Çünkü onun rivayetinin sonucu, onun boyama olayını bilmemesidir. Diğer taraftan başkası bilmiştir, der.

Osman (R-A.)’in Hâl Tercemesi:

Osman bin Abdillah bin Mevhib Ebû Abdillah el-A’rac (R.A.). Talha (R.A.)’m ailesinin azâdlı kölesidir, Medînelldir. İbn-İ Ömer, Ebû Hüreyre ve Ümm-i Seleme (R.A.)’den rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Şu”be, Sevil, Şerik ve Ebû Av&-na rivayet etmişlerdir. Hicretin 160. yılı vefat etmiştir. Ebû Dâvûd hâriç, Kütüb-i Sitte yazarları onun rivayetlerini almışlar. (Hulâsa, 261)[78]

33- Saç Ve Sakalı Siyaha Boyamak Babı

3624) “… Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhümâ)’dan; Şöyle de­miştir :

(Ebû Bekr-i Sıddîk’in babası) Mekke’nin fetih günü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in huzuruna getirildi. Onun başı — ve sakalı — da (saçlarının bembeyaz oluşu dolayısıyla) bir sağâme (bitki­si) gibiydi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bunu kadınlarından birisine götürün de kadın bunun saçının ren­gini (bir boya ile) değiştirsin ve bunu siyah boyadan uzak tutunuz,» buyurdu.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bu hadîsin asimi Müslim de rivayet et­miştir. Fakat musannifin rivayetine ait senedde Leys bin Selim bulunur. Bu râvlyi cumhur zayıf saymıştır.

3625) “… Suhaybü’1-Hayr (Radtyallâhü anh)’den rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah.(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Ak saç ve sakalınızın rengini değiştirmekte kullandığınız en gü­zel renk şüphesiz şu siyah olanıdır. (Çünkü siyah boya) kadınlarınızı size (diğer boyalara nazaran) daha fazla rağbet ettiricidir ve düş­manınızın kalbi eri ne sizin için daha çok heybet – korku sahadır.»”

Not: Bu hadîs, siyah boyanın yasaklığına dâir hadise, ters düşer. O hadis, sened bakımından daha kuvvetlidir. Keza, iki hadis arasında muhalefet olduğunda yasaklayıcı olanı öncelik alır. Zevâid’de bunun senedinin hasen olduğu belirtil­miştir.[79]

İzahı

Câbir (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Bu hadiste sözü edilen Ebû Kuhâfe (Radıyallâhü anh), Hz. Ebû Bekr-i S ı d d î k (Radıyallâhü anh) ‘in babasıdır. Mekke’ nin fetih günü müslüman olmuş ve H z. Ömer (Radıyallâhü anh) ‘in hi­lâfeti dönemine kadar yaşamıştır.

Ebû Kuhâfe’ nin saç ve sakalının aklığı dolayısıyla başı sağâmet bitkisine benzetilmiştir. Ebû Davud’un rivayetinde;

= «Onun başı ve sakalı beyazlık bakımından

sağâmet (bitkisi) gibiydi.» ifâdesi kullanılmıştır. Yâni saç ve sakah beyazlık açısından sağâmet bitkisine benzetilmiştir.

Sağâmet bitkisi en-Nihâye’de şöyle tanımlanmıştır: Sağâmet, çi­çeği ve meyvesi beyaz olan bir bitkidir. Yaşlılıktan dolayı beyazla-şan saç ve sakal ona benzetilir. Bir kavle göre kar gibi bembeyaz bir ağacın ismidir.

Kamus tercemesinde ise sağâmet’in akyoşan denilen bitki veya yandık otu olduğu belirtilmiştir.

Bu hadis, boyama işinin sakala mahsus olmadığına, saçın da bo­yanmasının meşruluğuna ve saç sakalın siyaha boyanmasının mek-ruhluğuna delâlet eder.

Zevâid nevinden olan Câbir (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsi ise saç ve sakalın siyaha boyanmasının meşruluğuna ve hattâ san ve kırmızı gibi renklere tercihe şayan olduğuna delâlet eder. Fakat ge­rek C â b i r (Radıyallâhü anh) ‘in bu bâbta rivayet edilen hadîsi ve gerekse benzer hadîsler saç ve sakalın siyaha boyanmasının mek-ruhluğuna ve yasaklığma delâlet eden kuvvetli deliller olduğu için S u h a y b (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsine tercih edilmiştir. Bu iti­barladır ki, âlimlerin ekserisi saç ve sakalın siyaha boyanmasının mekruhluğuna hükmetmişlerdir. Hattâ N e v e v î bunun tahrî-men mekruhluğuna taraftar olmuştur.

E b û Davud’un süneninin “Saç ve sakalı siyaha boyamak hakkında gelen hadisler” babında rivayet olunan İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadîsinin izahı bölümünde Avnü’l-Mâbûd yazan bu konudaki görüşleri özlü olarak sıralamıştır. Dört mezheb âlimlerinin konuya ilişkin görüşlerini bundan önce geçen 32. bâbta anlatmıştım. Şimdi de Avnü*l-Mabûd yazarının belirttiği görüşlere özetle işaret edelim;

  1. Âlimlerin ekserisi saç va sakalı siyaha boyamanın mekruh­luğuna hükmetmiştir. N e v e v î bunun tahrîmen mekruhluğun-dan yanadır. Âlimlerin bâzısı savaş esnasmda siyaha boyamaya ruh­sat vermiştir. Bir kısım ilim adamları da bunu erkeklere yasak, fakat kadınlara caiz görmüştür. El-Halîmî de bu görüştedir.

(Burada bir hususu açıklayayım: Kadınların saçlarını boyama­larına verilen izin ve ruhsat, îslâmi örtüye riâyet edip saç tellerini baba, kardeş, amca ve dayı gibi nikâh düşmeyen yakınlarından ve eşinden başka erkeklere göstermeyen hanımlara mahsustur. Baş açık gezen ve saç tellerini nâmahrem erkeklere karşı Örtmeyen kadınlar, başlarını açık tuttuklarından dolayı günaha girdikleri gibi saçlarını boyamalarından dolayı da ayrıca günaha girerler.)

Erkeklerin ellerine veya ayaklarına tedavi dışında kalan bir amaç­la kına gibi bir boya sürmeleri ise haramdır. Avnü’l-Mâbûd yazan bu bilgiyi el-Mirkat’tan naklen aktardığını ifâde eder. Daha sonra el-Fe-tih’ten naklen bilgi vermeye çalışır. El-Fetih’ten naklen verilen bilgi meyânmda şu noktaya da yer verilir:

Sa’d bin Ebi Vakkas, Ukbe bin Âmir, Ha­san, Hüseyin, Cerîr (Radıyallâhü anhüm) gibi bir gurup, saç ve sakalın siyaha boyanmasının caizliğine hükmetmiştir.[80]

34- (Ak Saç Ve Sakalı) Sarıya Boyama Babı

3626) “… (Medîne’li tabiîlerden) Saîd bin Ebî Saîd’den rivayet edildi­ğine göre, (gene Medîne’li tabiîlerden) Ubey bin Cüreyc (Radıyallâhü anhümâ), îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)yya :

Sakalını vers (yâni Yemen za’ferânı) ile sanya boyamış olarak seni görüyorum? diyerek bunun hükmünü sormuş, tbn-i Ömer de t

Sakalımı sanya boyamama gelince, sebebi şudur i Ben, Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in sakalım sarıya boyadığını kesin­likle gördüm, diye cevab vermiştir.*’

3627) “… îbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydsn; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ak saç ve sakalını kına

İle boyamış bir adamın yanından geçti ve t

«Bu ne güzeldir», buyurdu. Sonra, saç ve sakalını lana ve ketem (denilen bitki) ile boyamış başka bir adamın yanından geçti ve t

«Bu, ondan (yâni demin gördüğümden) daha güzeldir», buyurdu. Daha sonra saç ve sakalını sarıya boyamış bir başka adamın yanın­dan geçti ve t

«Bu, onun hepsinden (yâni daha önce gördüğüm ikisinden de) daha güzeldir», buyurdu.

Râvi demiştir ki * Tavus, (saç ve sakalını) sarıya boyuyordu.”[81]

İzahı

Ubeyd bin Cüreyc (Radıyallâhü anh)’in hadisini Bu­har i de rivayet etmiştir. Buharı’ nin “Niâl-i sibtiyye ve baş­ka ayakkabılar” bâbmda rivayet ettiği bu hadîs bir hayli uzundur. Ebû Dâvûd ve Nesâî de Nâfi aracılığıyla bunun ben­zerini İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) ‘den rivayet etmişlerdir. Ebû Davud’un rivayet ettiği metin şöyledir:

«İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tabaklanmış, kılları kesil­miş deriden mamul ayakkabılar giyerdi ve sakalını vers ve za’feranla sanya boyardı. İbn-i Ömer de böyle yapardı.»

Bu hadis Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in mübarek saç ve sakalım sanya boyadığına delâlet eder. Halbuki 35. bâbta ri­vayet edilen E n e s (Radıyallâhü anh) ‘m hadisi ve benzeri hadîs­ler O’nun saç ve sakalım boyamadığına delâlet eder. Hadîsler arasın­da görülen ihtilâfın bertaraf edilmesi yolundaki yorumları 32. bâbta rivayet olunan 3623. hadîsin izahı bölümünde beyân etmiştim. Ora­ya bakılmalıdır.

El-Hâfız, şöyle yorum yapılabilir: Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in saç ve sakalını boyadığına dâir hadîsler, bu işin câizliğini beyân için nadiren boyama işinin vuku bulduğu anlamına yorumlanır. O’nun saç ve sakalından beyazlaşan kısım az olduğundan boyamaya ihtiyaç yoktu, dolayısıyla boyamamış diyenler ise o nadir vak’alan görmemişler ve ekseri zamandaki durumu anlatmış­lar, der.

Ibn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)’nın hadîsi ise Ebû Dâvûd tarafından da rivayet edilmiştir. Bu hadis, saç ve sakalı yalnız kına ile boyamanın güzelliğine, kınaya ketem denilen bitkinin karıştırılarak boyamanın daha güzel olduğuna ve sarıya boyamanın hepsinden daha güzel sayıldığına delâlet eder.

Avnü’l-Mâbûd yazan bu hadîsin izahı bölümünde şöyle der: Bu hadis, Hattâbî ile îbn-i Esîr’in ve onlara tâbi olanların şu sözlerini red eder: Kına ve ketem karıştırılarak boyama yapıldığında çıkan renk siyah olur. Oysa siyah boya ile boyama ya­sak kılınmıştır.

Çünkü bu hadiste Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), saç ve sakalım kına ve ketem ile boyayan adamı övmüştür. Bu övgüden anlaşılıyor ki, adamın boyasının rengi siyah değildi. Çünkü siyah bo­ya yasak kılınmıştır.

Bu hadîs, en iyi boyanın san renkli olan boya olduğuna delâlet eder.[82]

35- Saç Ve Sakalı Boyamayı Terkedenin Babı

3628) “… Ebû Cuhayfa (Radtyallâhü ankyden; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘i gördüm. O’nun (sakalının) şurası beyazlaşmıştL Yâni anfak&sı (alt dudağı veya bu­ra ile alt çenesi arası ağarmıştı).”

3629) “… Humeyd (Radıyalîâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Enes bin Mâlik’e; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (saç -Çakalını) boyadı mı? diye soruldu. Enes: Sakalının ön kısmında on yedi veya yirmi kadar saç telinden başka O, saç – sakal ağarmasını görmedi, diye cevab verdi.”

Not: Zevaid’de şöyle denilmiştir: Bu isnad sahih olup râvilerl güvenilir zâtlardır.

3630) “… İbn-i Ömer (Radtyallâhü ankümâ)’dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in (başında ve sakalın­da) beyazlaşan saç teli sayısı yirmi kadar oldu.”

Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup râvileri güveni­lir zâtlardır.[83]

İzahı

Ebû Cuhayfa (Radıyalîâhü anh) ‘in hadîsini Müslim de rivayet etmiştir.

Anfaka ı Alt dudak üzerindeki saç demektir. Bir kavle göre alt dudak ile alt çene arasındaki saçtır.

M ü s 1 im’in rivayeti şöyledir: Ebû Cuhayfa’ dan rivayet edildiğine göre kendisi:

«Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i gördüm, O’nun (sakalından) şurası beyazlaşmışta, demiştir. Râvi Züheyr (bu hadisi rivayet ederken) bâzı parmaklarını anfakası üzerine koydu.»

M ü s 1 i m’ in rivayetinden anlaşılan şudur ki, Ebû Cu­hayfa: Şurası, derken sakalın Anf aka kısmını kasdetmiştir. Bu durumu râvilerden Züheyr açıklamıştır. Bu itibarla müellifimi­zin rivâyetindeki “Yâni anfakası” sözü râvi Z ü h e y r’ e âit ola­bilir.

Müellifimizin bu hadisi bu bâbta rivayet etmesinin sebebine ge­lince; bu hadis Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in saç ve sakalından yalnız alt dudak üzerindeki kılların veya alt dudak ile alt çene arasındaki kılların beyazlaşmış olduğuna delâlet eder. Dolayı­sıyla saç ve sakalını boyamaya ihtiyaç olmadığına ve ağaran kılların boyasız olduğuna delâlet eder.

Enes (Radıyalîâhü anh) ‘in hadîsi ile Ibn-i Ömer (Ra­dıyalîâhü anhümâl’nın hadîsi Zevâid nevindendir. Bu iki hadis de O’nun saç ve sakalından ağaran kıl sayısının yaklaşık olarak yirmi kadar olduğuna delâlet eder. Dolayısıyla boyamaya ihtiyaç olmadı­ğını ifâde eder.

Buhârî’nin Enes (Radıyalîâhü anh)’den rivayet ettiği bir hadîste Enes (Radıyalîâhü anh), Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)’in vefat ettiğinde saç ve sakalında beyazlaşmış yirmi kılın olmadığını belirtmiştir.

Müslim’in bir rivayetine göre Muhammed bin S İ -r İ n, Enes (Radıyalîâhü anh) ‘a Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in saç ve sakalını boyayıp boyamadığım sormuş ve Enes (Radıyalîâhü anh) : “O, saç ve sakalını boyama çağma ulaşmadı. O’nun sakalında bir kaç tane beyaz kıl vardı, diye cevab vermiştir…”

Bu bâbta rivayet edilen hadisler ile benzeri bâzı hadîslere göre; Resûlullah (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) saç ve sakalını kına ve ben­zeri bir şeyle boyamamıştır. 3626 ve 3623. hadîs ile benzeri hadîsle­re göre ise O, sakalını boyamıştır. Numaralarını verdiğim ha­dislerin izahı bölümünde O’nun mübarek sakalını boyadığına dair hadîsler ile boyamadiğına dâir hadisler arasında görülen ihtilâfın bertaraf edilmesi yolunda âlimlerce beyân edilmiş olan yorumları öz­lü olarak bildirdim. Oralara bakılmalıdır.

Nevevi de Müslim’in “Bâbu Şeybihi Sallallahü Aleyhi ve Sellem*’ bölümünde rivayet ettiği hadîslerin izahı meyânında özet­le şu bilgiyi verir:

Kadı Iyâz; Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in saç ve sakalım boyayıp boyamadığı meselesinde âlimler arasında ihtilâf olmuştur: Âlimlerin ekserisi E n e s (Radıyallâhü anh)’ın hadi­sini tutarak boyamanın vuku bulmadığı görüşünü benimsemişler. M â 1 i k ‘ in görüşü de böyledir. Hadîsçilerin bir kzsmı da Ü m m ü Seleme (Radıyallâhü arthâ) ‘nın 3623. nolu) hadisine ve İ b n – i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)’nın (3626. nolu) hadîsine dayana­rak O’nun boyadığı görüşündedir. Bâzı âlimler de mevcut hadîslerin arasını şöyle bulmuşlar:

E n e s (Radıyallâhü anh), Ümmü Seleme (Radıyal­lâhü anhâ) ‘nın hadîsi hakkında; şu anlattığınız hadîs hakkında bir şey bilmiyorum. Ancak Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gü­zel kokuyu çok kullanırdı (sakalına da sürerdi). Güzel koku da sa­çın siyahlığım giderir. O’nun sakalına sürdüğü güzel kokuların te­siriyle Ümmü Seleme’ nin yanmdaki Sakal-ı Şerîf kılları boyalı gibi görünmüş olabilir, demiştir. E n e s bu sözü ile, O’nun sakalının tellerinde görülen değişikliğin boyamadan dolayı değil de sürülen güzel kokunun tesiriyle siyahlığının değişmiş olmasından do­layı olabildiğine işaret etmiştir. Kadı Iyâz sözüne devamla: Ûmmü Seleme’ nin yanındaki Sakal-ı Şerîf tellerinin, Üm­mü Seleme yanında saklı iken çokça güzel koku sürmesinden dolayı renginin değişmiş olması da muhtemeldir, der.

Nevevî, Kadı Iyâz’m sözlerini naklettikten sonra; seçkin olan görüş şudur ki, Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ekseriyetle boyama işini terketmiş olmakla beraber bazen yapmıştır. Her râvi de gördüğünü nakletmiş ve doğru söylemiştir. Bu yorum, en sağlıklı yorumdur. Çünkü Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in sakalım sarıya boyadığına dâir İbn-i Ömer (Radıyallâhü an-hümâ)’nın hadisi Buhâri ve Müslim’de rivayet olun

muştur. Bu hadîsi terketmek mümkün değildir. Tevili de yoktur. Al­lah en iyi bilendir.

Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in saç ve sakalından ağa-ran kıl miktarına dâir rivayetlere gelince, ak kılların azlığı sabittir. Saçının ağardığını söyleyenler bunun azlığını ifâde etmek istemişler. Saçının ağarmadığını söyleyenler de ağaran saçın çok olmadığım söy­lemek istemişlerdir, der.[84]

36- Erkeğin Saçını Omuzlarına Kadar Salıvermesi Ve Örgüler Hâlinde Edinmesi Babı

Bu babın başlığında ve hadîslerinde geçen bâzı kelimeleri açık­layalım t

Cümme: Omuzlara kadar uzatılıp salman saç, demektir. Zevâib: Züâbe’nin çoğuludur, saç örgüleri demektir. Ibnü’1-Esîr, en-Nihâye’de şöyle demiştir: Cümme: Omuzlara sarkan saçtır. Lümme, bundan biraz kısa olan saçtır. Vefre de kulak yumuşağına ulaşan saç demektir, der.

Gadâir: Gadîre’nin çoğuludur. Saç örgüleri demektir. Dafair de dafire’nin çoğulu olup aynı mânâyı ifâde eder.

Yâfuh: Kafatasının ön kemiği ile arka kemiğinin birleştiği yer­dir.

Recil saç: Ne kıvırcık ne de düz olan, hafifçe olup taranmakla düzelebilen saç telidir.

3631) “… (Ebû Talibin kızı) Ümmü Hâni’ (Radtyaüâhü anhâydsn; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Mekke’ye dört gadîresi olduğu halde girdi. Ümmü Hâni, (gadire ile) saç örgülerini kasdeder.”[85]

İzahı

Bu hadisi Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Hadiste geçen Gadâir ve Dafâir’in saç örgüleri olduğunu yukarıda anlatmıştım.

Ümmü Hâni (Radıyallâhü anhâ) ‘nın gadâir ile saç örgü­lerini kasdettiğine dâir cümle râvilerden birisine aittir. Bu durum T i r m i z i’ nin şerhi Tuhfe’de belirtilmiştir.

Tühfe yazan bu arada şu bilgiyi verir:

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), hicretten sonra dört defa M e k k e ‘ ye gitmişti. Umretü’1-Kadâ, Mekke fethi.U mretü’l-Cu’râne ve Veda haccı seferleri. Bâ­zı rivayetler Ümmü Hâni (Radıyallâhü anhâ)’nm anlattığı gidişin Fetih seferi olduğuna delâlet eder. Çünkü o gün Ü m -mü Hâni’in evinde yıkanmış ve kuşluk namazını kılmıştı. E 1 -Kari böyle der. İbn-i Mâceh’in haşiyesi İncâhü’I-Hâce’de: Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’sselâm) ‘in o seferde saçını örmesinin sebebi büyük bir ihtimalle tozlanmayı önlemekti, denilmiştir. Ben derim ki zahir olan da budur. Çünkü Resûlullah (Aleyhi’s-salâtü ve’s­selâm) o esnada sefer hâlinde idi.

3632) “… İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)’dan: Şöyle demiştir:

Ehl-i Kitâb (yâni hiristiyanlar ve yahûdîler) saçlarını (perçemle­rini) alınlarının üstüne salı verirlerdi. Müşrikler de (saçlarını orta­dan) ikiye ayırırlardı (yâni alınlarının iki tarafından aşağıya salı-verirlerdi). Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de (hakkında müsbet veya menfî bir şeyle emrolunmadığı durumlarda) Ehl-i Ki-tâb’a uygun olmaktan hoşlanırdı. İbn-i Abbâs demiştir ki i Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bu nedenle perçemini alnının üstüne sa­lıverdi. Bir süre sonra saçını (başının ortasmdan perçemine kadar) ikiye ayırıp (alnının sağ ve solundan) aşağıya salıverdi.”[86]

İzahı

Bu hadîs Kütüb-i Sitte’nin hepsinde rivayet edilmiştir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in hakkında müsbet veya menfi bir emir gelmeyen hallerde Ehl-i Kitâb’a uy­gunluğu, müşriklere uygunluğa tercih sebebi, Ehl-i Kitâb’ın yapageldikleri işlerinin ilâhi bir emre dayanmış olmasının muhte­mel olmasından idi. Veya Hicret edinceye kadar Ehl-i Kitâb ile iyi geçinme prensibinden dolayı idi. Yahut bilmediğimiz bir hik­mete dayalıydı.

Avnü’l-Mâbûd yazarının beyânına göre el-Hâzimi; Saçın alın üzerine salınması hükmü saçı ikiye bölüp sağ ve sol tarafa sa­lıvermek hükmü ile yürürlükten kaldırılmış, demiştir. N e v e v İ ise her iki şeklin câizliğine hükmetmiştir.

Putperestlik rejimi tamamen yıkıldıktan sonra artık onlara ben­zeme diye bir şey kalmamış ve Hiristiyanlar ile Yahudilerden de umu­lan bir anlayış ve yaklaşım görülmemiştir. Belki bu nedenle Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) saçını iki tarafa salıvermeyi ter­cih etmiş veya bu mesele hakkında ilâhî bir emir almıştı. Allah en iyi bilendir.

3633) “… Âişe (Radtyallâhü ankâ)ydan; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in (saçını taradı­ğımda) başının ortasından itibaren saçını ikiye bölerek sağ ve sol tarafa salıverir, sonra perçimini alnının üstüne bırakırdım (veya per-çimini de alnının sağ ve sol tarafından aşağıya salıverirdim).”[87]

İzahı

Bu hadîsi Ebû Dâvûd da benzer lâfızlarla rivayet et­miştir.

Yafûh kelimesini yukarıda açıklamıştım. Orada belirttiğim gibi kafatasmin ön kemiği ile arka kemiğinin birleştiği kafatasının orta-sıdır. Bâzıları da: Yâfûh, yeni doğan çocuğun kafatasının yumuşacık olan yerine denilir, demiştir. Sindi de böyle söyleyenlerdendir. Kamus ta ise ilk beyân ettiğim şekilde tarif edilmiştir.

A i ş e (Radıyallâhü anhâJ’nın; sözü iki şekilde

yorumlandığı için bu duruma parantez içi ifâde ile işaret ettim.

Avnü’l-Mâbûd yazarının beyânına göre T ı y b î bu hadîsi şöyle açıklamıştır:

Yâni A i ş e (Radıyallâhü anhâ), Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-sa-lâtü ve’s-selâm)’in saçını tararken başının en yüksek yerinden öne doğru alnına kadar ve tam iki gözünün ortasının doğrultusunda bir çizgi çizer gibi saçını ikiye bölerek sağ ve sol tarafa salmış ve per­çimini de aynı şekilde iki taraftaki saçla birleştirerek aşağıya doğru bırakmıştır.

E I – K a r i de aynı şekilde açıklamış. Fakat Âişe (Radı­yallâhü anhâ)’nm yukarda yazılı cümlesini «Yâni perçimini alnının üstüne biralardım» biçiminde açıklamıştır.

3634) “… Enes (Radtyallâhü a«A)’den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî’in saçı recil (yâni ne düz ne de kıvırcık olup hafifçe kıvrık) bir saç idi, kulakları ile omuz­ları araşma kadar (uzun) idi.”

3635) “… Âişe (Radtyallâhü anhâ)’dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’İn omuzlarına ulaşma­yan ve kulak yumuşaklığım geçen saçı oldu.”[88]

İzahı

Enes (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini Buhârî ve Müs­lim de, Âişe (Radıyallâhü anhâ) ‘nın hadisini Ebû Dâ­vûd ve Tirmizî de rivayet etmişlerdir.

Bu iki hadise göre Resûlullah (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in ba­şının saçı kulaklarının yumuşaklığının hizasından aşağıya kadar uzun olup omuzlarına ulaşmıyordu.

Bu hadîslerde geçen Recil, Cümme ve Vefre kelimelerinin açık­lamasını babın girişinde yaptığım için tekrarlamaya gerek yoktur.[89]

37- Saçın Çokluğunun (Yâni Fazla Uzatılmasının) Mekruhluğu Babı

3636) “… Vâil bin Hucr (Radıyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir :

Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sellem) beni, uzun saçım oldu­ğu halde gördü ve:

«Uğursuzluktur, uğursuzluktur» tveyâ devamlı serdir, devamlı serdir), buyurdu. Ben de hemen gidip saçımı aldım (kestim). Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni gördü ve:

«Ben (o sözümle) seni kasdetmedim. Bununla beraber bu (saç kesmek) daha güzeldir», buyurdu.”[90]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişler. Hadiste geçen “Zübâb” uğursuzluk ve dâimi şer mânâlarına yorum­lanmıştır. Hattâbî ve Nihâye yazarları uğursuzluk mânâsını tercih etmişler ve bunun dâimi şer mânâsına da yorumlandığını bil­dirmişlerdir.

Bu hadîs; saç kestirmenin saçı fazla uzatmaktan daha iyi oldu­ğuna delâlet eder.

Vâil (Radıyallâhü anhVın hâl tercemesi 659. hadiste geçti.[91]

38- Kaza’ (Yâni Başın Bîr Yerinin Saçını Kazıyıp Başka Bir Yerinkinî Bırakma) Yasaklığı Babı

3637) “… İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)’da.n rivayet edildiğine göre :

Kendisi, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kaza’dan nehiy etti, dedi. Râvî (Ömer bin Nâfi) :

Kaza* nedir? diye (Nâfi’e) sordu. Râvî (Nâfi) : Çocuğun başmdan bir yerin saçını kazıyıp başka bir yerin saçı­nı bırakmaktır, diye cevab verdi.”

3638) “… îbn-i Ömer (Radıyallâhü ankümâ)’âan; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kaza (denilen saç tıra­şı biçimin) i yasakladı.'[92]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği t b n-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadîsini Buhârî, Müs­lim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir.

Bu babın başlığında ve hadîste geçen Kaza’ kelimesi Kuz’a’nın çoğuludur, asıl mânâsı dağınık halde gök yüzünde şurada burada görülen bulut parçalarıdır. Başın bir yerindeki saç tıraş edilip diğer bir yerindeki bırakıldığı zaman bırakılan saç, dağınık bulut parça­sına benzediği için Kaza’ ismini almıştır.

İlk hadisin sonunda Kaza’ın açıklaması vardır. Bu açıklamayı ya­pan râvi, N â f i’ dir. M ü s 1 i m ‘ in rivayetinden bu anlaşılıyor. N e v e v i de:

Kaza’ın en sağlıklı açıklaması, N â f i’ in yaptığı açıklama­dır. Bâzıları; kaza, çocuğun başının dağınık yerlerindeki saçı kazı­maktır, demiş ise de, sağlıklı olan tefsir N â f i’ inkidir. Çünkü o tef­sir, hadîsi rivayet eden râviye aittir ve hadisin zahirine de muhalif değildir. O hâlde o tefsirle amel etmek gerekir, demiştir.

El-Hâfız da: Ancak şu var ki, kaza’ı çocuğa tahsis etmek, yâni yetişkin kimseleri bu hüküm dışında tutmak söz konusu değil­dir, demiştir.

N e v e v i de: Başın dağınık yerlerini bu biçimde tıraş etme­nin mekruhluğu hususunda icmâ vardır. Bu, tenzihen mekruhluktur. Ancak tedavi gibi bir mazeret varsa mekruh değildir. Mâlik bu nevi tıraşın oğlan çocuğu için de kız çocuğu için de mekruhluğuna hükmetmiştir. Lâkin bâzı arkadaşlarına göre oğlan çocuğunun per­çemini veya kafasının orta kısmındaki saçı bırakıp diğerini kesmek­te bir beis görmemişlerdir. Bizim mezhebimiz ise bunun herkes için mekruh olmasıdır, bu hususta erkek ve kadın ayırımı, çocuk ve yetiş­kin farkı yoktur. Çünkü hadîs umumîdir, demiştir.

Saçın bir kısmını ustura gibi bir âletle kazıyıp diğer bir kısmını bırakmanın yasaklığı sebebi hakkında ihtilâf olmuştur: Bir kavle göre böyle bir tıraş çirkin olduğu için mekruh sayılmıştır. Bunun yahûdîlerin âdeti olduğundan dolayı mekruh sayıldığını söyleyenler de vardır.

Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi’ nin rivayet et­tikleri İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâVnın bir hadisine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gün) başındaki sacın bir kısmı kazınıp diğer bir kısmı bırakılan bir çocuk görmüş ve bunun üzerine çocuğun sahiplerini bundan menederek:

= «Yâ bunun saçının tamamım kazıyın veya tamamını bırakın» buyurmuştur.

E 1 – K a r i de bu hadisin şerhinde : Bu hadis, hac ve umre dı­şında da saçın ustura gibi bir âletle tıraş edilmesinin câizliğine ve erkeğin, saçının tamamını kazımak veya tamamını bırakmak husu­sunda serbest olduğuna delâlet eder. Lâkin en faziletlisi hac veya umre dışındaki vakitlerde saçın bırakılmasıdır. Nitekim Resûl-İ Ek­rem CAleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ve sahâbîleri böyle yapmışlar. Yal­nız A 1 i (Radıyallâhü anh) onlardan ayrılmıştır. Yâni anılan me-nâsik zamanı dışında da saçını tıraş etmiştir, diye bilgi vermiştir.

jrltl ja vl. (r)[93]

39- Yüzük Üzerine Yazı Nakşetmek Babı

3639) “… İbn-i Ömer (Radıyallâkü anhümâydım rivayet edildiğine göre : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gümüşten bir yüzük

edindi ve yüzüğe; = “Muhammed’ün Resûlullah” cüm­lesini nakşettirdi. Sonra:

«Hiç kimse benim bu yüzüğümün nakşım (hayatta olduğum sü­rece) kendi yüzüğüne nakşetmesin (taklidde bulunmasın),» buyurdu.”

3640) “… Enes bin Mâlik (Rodtyattâhü anh)’den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (gümüşten) bir yüzük yaptırdı. Sonra şöyle buyurdu t

«Biz bir yüzük yaptırdık ve ona bir nakış (yâni Muhammed’ün Resûlullah yazısını) yazdırdık. Salon hiç kimse onun nakşını kendi yüzüğüne nakşettirmesin (taklid etmesin).»”

3641) “… Enes bin Mâlik (Radtyalîâhü a»A)’den rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gümüşten bir yüzük edindi. Yüzüğün habeşı bir kaşı vardı. Yüzüğün nakşı da “Muham-med’ün Resûlullah” yazısı idi.”[94]

İzahı

Bu bâbta rivayet olunan îbn-i Ömer ve Enes (Ra-dıyallâhü anhüm) ‘ün hadîsleri Kütüb-i Sitte’ndn kalanlarında da ben­zer lafızlarla rivayet olunmuştur. Ancak îbn-i Ömer (Ra-dıyallâhü anhümâ) ‘nm B u h â r î’ deki hadîsinin bir rivayeti kı­sadır.

Ebû Davud’un bir rivayetinde “Enes (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Arap olmayan bâzı dev­letlere (Müslim’deki rivayette Kisrâ, Kaysar ve Necâşî’ye denilmiş­tir) mektup yazmak istedi. Fakat kendisine denildi ki t Onlar mühür­süz mektup okumazlar. Bunun üzerine gümüşten bir yüzük (ki mü­hür görevini yapar) edindi ve ona “Muhammed’ün Resûlullah” iba­resini nakşettirdi. O, vefat edinceye kadar yüzük O’nun elinde (par­mağında) idi. Sonra Ebû Bekr Vefat edinceye kadar yüzüğü parma­ğında bulundurdu. Ondan sonra Ömer’in elinde idi. Ömer de vefat edince yüzük Osman’ın elinde idi. Bir gün Osman bir kuyu (ki Eriş kuyusudur) nun yanında iken (her nasılsa) yüzük kuyuya düştü. Bu­nun üzerine Osman’ın emriyle kuyunun suyu çekildi (ve üç gün aran­dı) ise de yüzük bulunamadı.»

Buhârî ve Tirmizi’ deki bir rivayette “Enes (Ra­dıyallâhü anh) :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘in yüzüğündeki yazı üç satır idi. Muhammed bir satır, Resul bir satır ve Allah bir satırdı», demiştir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), yüzüğünü mühür ola­rak kullandığı için taklid edilmesini yasaklamıştır. Çünkü aksi halde bir karışıklık ve sakınca doğabilirdi.

Hadîslerdeki taklid yasağı Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’m zamanına mahsustu. Tercemede buna işaret edildi. Nite­kim Ebû Dâvûd ile Nesâî’ nin bir rivayetinde “tbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) şöyle demiştir:

Bu yüzük Eriş kuyusunda kaybolunca aradılar. Fakat bulamadı­lar. Bunun üzerine Osman {Radıyallâhü anh) bir yüzük edindi ve ona “Muhammed’ün Resûlullah” yazısını nakşettirdi. Artık onu mü­hür olarak kullanıyordu.”

Bu rivayet anılan yasağın geçici olduğuna delâlet eder. Fakat bâ­zı fıkıhçılar bu hükmün devamlılığı görüşündedir.

Bu hadîslerin sonuncusunda yüzüğün kaşının “Habeşî** olduğu ifâde edilmiştir. Habeşî sözcüğü çeşitli şekillerde yorumlanmıştır: Ka­şın, Habeşistan tarafından gelme bir taş veya akik olduğu muhtemel olduğu gibi yapan ustanın Habeşî olması veya mo­delinin Habeşistan modeli olması da muhtemeldir.

Nevevi, Enes (Radıyallâhü anh) ‘in hadisinin izahı bö­lümünde özetle şöyle der:

Bu hadis, yüzüğe bir yazıyı nakşetmenin ve ettirmenin caizliği-ne delâlet eder. Bu yazı Allah’ın ismi de olabilir. Cumhurun mezhebi budur. Mâlik ve S a i d bin el-Müseyyeb’in mez-hebleri de böyledir. Bizim mezhebimiz de budur. Ancak îbn-i S i r î n ve bâzı ilim adamları yüzüğün üzerine Allah’ın ismini yaz­mayı mekruh görmüşlerdir. Fakat bu görüş zayıftır,

Alimler: Kişinin kendi ismini veya hikmetli bir sözü yüzüğüne yazması da caizdir, demişler.

Gümüş yüzük takınmak caizdir. Hanefî mezhebine âit el-Ihtiyâr’da; lüzumsuz yere yüzük kullanmamak daha faziletli ve ev­ladır. Buna bir ihtiyaç duyulursa kullanmak sünnettir, denilmekte­dir.

Şafiî mezhebine göre de gümüş yüzük kullanmak sünnettir. Abdurrahman el-Cezerî de mezheblerin görüşleri hakkında özetle şöyle der:

  1. Hanefî mezhebine göre, erkeğin gümüş yüzük kullan­ması caizdir. Ancak yüzüğün modelinin erkeklerin kullanmakta ol­dukları yüzüklerin biçimine uygunluğu esastır. Bu itibarla kadınla­rın yüzüklerine benzeyen yüzük kullanmak erkekler için caiz değil­dir, tahrimen mekruhtur. Erkek yüzüğünün bir miskalden ağır ol­ması caiz değildir. Kadı ve Hâkim gibi yüzüğünü mühür olarak kullanmak durumunda olan kimselerin gümüş yüzük edinme­leri ise sünnettir. Böyle bir yüzük bulundurma ihtiyacını duyan kim­seler de böyledir.
  2. Şafiî mezhebine göre, örf ve âdete göre israf sayılmaya­cak ağırlıkta gümüş yüzük kullanmak erkekler için sünnettir. Aksi takdirde haramdır.
  3. Mâliki âlimler: İki dirhemden ağır olmayan gümüş yü­zük kullanmak erkekler için caizdir. Çünkü Peygamber (Aleyhi’s-sa-lâtü ve’s-selâm) iki dirhem ağırlığında gümüş yüzük kullanmıştır. Biz de O’na uymak maksadıyla böyle bir yüzük kullanabiliriz. Bir­den fazla yüzük kullanmak ise caiz değildir. îki dirhemden ağır olan gümüş yüzüğü kullanmak haramdır, demişlerdir.[95]

40- Altın Yüzükten Nehiy Babı

3642) “… Alî (Radtyallâhü anh)’âen rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) altın yüzük kullanmayı (erkeklere) yasak etmiştir.”

3643) “… İbn-i Ömer (Radtyallâhü ankümâ)’da.n rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) altın yüzüğü (erkekle­re) yasak etmiştir.*’

3644) “… Mü’minlerin anası Âişe (Radtyallâhü anhâ)’dan; Şöyle de­miştir :

Necâşi, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e, içinde Ha­beşi kaşlı bir altın yüzük bulunan bir halkayı hediye etti. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o altın yüzüğü bir çubukla veya par-maklannın bazısıyla aldı. Fakat ona iltifat etmedi. Sonra kızın (m yâ­ni Zeyneb’in) kızı Ümâme bint-i Ebi’1-Âs’ı çağırdı ve (ona) :

«Ey kızcağızım bununla ziynetten», buyurdu.”[96]

İzahı

Bu babın ilk hadîsi Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve N e s â î tarafından da rivayet edilmiştir. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadîsi ise Buhârî, Müslim, Nesâî ve Ahmed tarafından da rivayet edilmiştir. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)’nm hadîsini Ebû Dâvûd da rivayet et­miştir.

İlk iki hadîsteki yasaklık erkeklere mahsustur. Üçüncü hadîs bu­nun delilidir. Çünkü Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) N e -c â ş İ tarafmdan hediye edilen altın yüzüğü torunu Ü m â m e {Radıyallâhü anhâ) ‘ya vererek: Bununla ziynetten buyurmuştur. Sü-nenimizin 3595 nolu A 1 i (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsi ve 3597 no-lu Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadîsi de altının erkeklere haram ve kadınlara helâl olduğuna delâlet eder.

Altın yüzüğün erkeklere haram olduğuna delâlet eden başka ha­dîsler de Buhârî, Müslim ve sünelilerde mevcuttur. Bu itibarla bâzı ilim adamları bu hususta icmâ bulunduğunu nakletmek­tedir.

E 1 – H â f i z, el-Fetih’te bu konuya geniş yer vererek muhte­lif kitablardan bilgi aktarmıştır. Bâzı paragraflarını buraya aktar­mayı uygun buldum.

Ibn-i Da kiki’1-îy d : Yasaklamanın zahiri, haram kıl­maktır, îmâmlar bu hadislerdeki nehiy ve yasaklamayı haram kılmak mânâsına almışlardır. Hüküm böylece karar kılmıştır. Kadı I y â z demiş ki: Ebû Bekr bin Muhammed bin Amr bin H a z m’ m altın yüzük kullandığına dâir nakil, bir şüzûz ve Sünnet’e muhalefettir. Bu hususta söylenecek en isabetli söz, bu meseleye âit Sünnet’in, yâni hadîslerin kendisine ulaşmadığını söy­lemektir. Çünkü ondan sonra da müslümanlar bu mesele hakkında icmâ etmişlerdir. H a b b â b hakkında rivayet olunan haber de böyledir. Çünkü tbn-i Mes’ûd (Radıyallâhü anhümâ), Habbâb’a; şu parmağındaki yüzüğü atma zamanı gelmedi mi? deyince, Habbâb: Bu günden sonra sen bu yüzüğü üzerimde gönniyeceksin, demiştir. Bana öyle geliyor ki, mesele dişler ve yasaklama hükmü Habbâb’a ulaşmamıştı. Yasak durumu kendisine ulaşınca hemen bırakıverdi. Bâzıları, altın yüzü­ğün erkeklere mekruhluğu görüşüne gitmiş. Nasıl ki ipek elbise me­selesinde de böyle demiştir. îbn-i Dakiki’1-lyd, Kadı I y â z’ in sözünü bitirdikten sonra sözüne devamla: Kadı Iyâz’ın anlattığı husus, yasaklama noktasında İcmâ bulunduğu­na dâir nakillere ters düşer, diye bilgi vermiştir.

El-Hâfız: Yasaklama hususunda İcmâ bulunduğuna dâir nakil ile Kadı Iyâz’ın naklettiği mekruhluk görüşü şöyle bir­leştirilebilir : Yasaklamanın tenzihen mekruhluğu görüşünü savunan kişinin inkıraz etmesiyle bunun akabinde İcmâ’ın oluşmuş olması mümkündür.

İşin en garîb tarafı, yasaklama hadislerinden birisinin râvisi du­rumundaki Berâ bin Âzib (Radıyallâhü anh) ‘m altın yü­zük kullandığına dâir rivayettir. Fakat el-Hâzimi bu rivaye­tin senedinin kuvvetli olmadığını söylemiştir. Bu rivayete şöyle cevab verilir: Berâ (Radıyallâhü anh) anılan yasaklamayı tenzihen mek­ruhluk anlamına yorumlamış veya Peygamber (Aleyhi-s-şalâtü ve’sselâm) ona yüzük verirken buyurduğu:

«Allah ve Resûl’ünün sana giydirdiğini giy» buyruğunu şahsına özgü bir ruhsat telâkki etmiştir. A h m e d’ in şu rivayeti de ikinci ihti­mâli teyid eder:

Halk B e r â ‘ a: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) altın yüzük kullanmayı yasakladığı halde niçin sen altın yüzük kullanıyor­sun, diyordu. Kendisi de onlara yukardaki hadîsi naklederek: Resû­lullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) ‘in: «Allah ve Resûl’ünün sana giydirdiğini giy» buyurduğu şeyi bırakmamı nasıl bana emrediyorsu­nuz, derdi.

E1 – H â f ı z daha sonra altın yüzük kullanmanın erkeklere ha­ram olduğuna dâir nakilleri aktarıyor.

Nevevî de, Müslim’in şerhinde; müslümanlar altın yüzüğün kadınlara helâl ve erkeklere haramlığı hususunda İcmâ et­mişlerdir. Ancak Ebû Bekr bin Amr bin Hazm’ın bunun erkeklere helâl olduğunu söylediğine dair olan nakil ve bunun mekruh olup haram olmadığını savunan bâzısının sözü müstesna. Bu iki nakil bâtıldır ve M ü s 1 i m’ in rivayet ettiği bunca hadîslerle merduddur, geçersizdir. Kaldı ki bu iki söz sahibinden Önceki âlim­ler bunun haramlığı hususunda îcmâ etmişlerdir. Bir de Resûlullah (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in altın ve ipek hakkında buyurduğu «Bu iki şey ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir» mealin­de sabit ve sahih buyruğu vardır, demiştir.

Burada bir noktayı da belirtmek isterim:

Sahih-i Buharı mütercimi merhum Kâmil Miras 619. nolu B e r â (Radıyallâhü anh)’ın hadîsinin izahı bölümünde bir yanılgıya düşerek altın nişan yüzüğünün helâl olduğunu söylemek cesaretini göstermiş ve dört maddelik bir gerekçe göstermiştir.

Mütercim birinci maddede B e r â (Radıyallâhü anh)’in yuka­rıda işaret edilen hadîsini delil göstererek fıkıhçılarm bir kısmının bununla amel ettiğini söylemiş ise de amel edenlerin kimler oldu­ğunu belirtmemiştir. Halbuki yukarıda açıkladığım nedenlerle Be-r â (Radıyallâhü anh) ‘m bu hadîsi delil sayılamaz. Çünkü aynı râvi daha kuvvetli başka bir hadîsinde altın yüzüğün yasaklandığını ifâ­de eder. Ayrıca yasaklığa dâir sıhhatli ve sabit müteaddid hadis var­dır. B e r â (Radıyallâhü anh)’m altın yüzük kullandığına dâir hadîsi hakkında ilim ehli tarafından beyân edilen görüşler yukarıda anlatıldı. Gene yukarıda naklen aktardığım gibi altın yüzük kullan­manın mübahlığı yalnız İ b n – i H a z m’ dan nakledilmiş ve bu naklin bâtıl olduğu, N e v e v î tarafmdan belirtilmiş olup bu gö­rüşün tutarsızlığı ve geçersizliği vurgulanmıştır.

Mütercim ikinci maddede: “İmâm Muhammed: Te-fâhur, yâni başkalarına üstünlük taslamaksızın altın ve gümüş evâni ile tezeyyün caizdir”, demiş. Nişan yüzüğü de teberrük için ve hâtıra olarak takılır. Şafiî de yasaklama hadîsindeki nehyi Kavl-i Kadîminde, yâni ilk zamanlarda beyân ettiği fetvalarda tenzihen mekruhluk anlamına yorumlanmıştır, der.

Bu gerekçe de tutarsızdır. Çünkü Evâni, inâ’ın çoğuludur. înâ: İçmekte ve yemekte kullanılan mutfak eşyasıdır. Yüzük evânî an­lamı dışındadır. Evet Hanefi mezhebinde kullanılmamak kay­dı ile ve sırf süs için altın ve gümüşten mamul evânî, yâni; çay, kahve takımı, kaşık, çatal ve tabak gibi eşyayı bulundurmak için ruhsat verilmiştir. Ama, doğrudan doğruya bunlardan bir şey yemeye veya içmeye izin verilmemiştir. Hele parmağa takılan altın yüzüğün bun­lar gibi düşünülmesi kesinlikle Hanefi mezhebine ters düşer. Ne İmâm Muhammed, ne de bir başka fıkıhçı altın yüzük nişan için olursa erkekler tarafmdan kullanılabilir, dememiştir. Şa­fiî1 nin Kavl-i Kadîm’ine gelince, evvelâ şunu belirteyim; Şafiî’-nin Kavl-i Kadîm’i Şafii fıkıh kitablarmda tesbit edilmiş durum­da olan bir kaç mesele hâriç, zayıftır. Muteber olanı onun Kavl-i Ce-did’idir. O, mahdud meseleler arasında altın yüzüğün mekruhluğu, diye bir şey yoktur. Gerek Şafii ve gerekse onun mezhebinde bulunan bütün fıkıhçılar altın yüzüğün ağırlığı ne olursa olsun, yâ­ni nişan yüzüğü dâhil erkekler için haram olduğu hususunda ittifak halindedir. Kaldı ki elde mevcut Şafii fıkhına âit hiçbir kitabta; ne Şafii’ nin ne de başka bir fıkıhçının altın yüzüğün erkekler için mekruh sayıldığına dâir bir kaydını bulamadım.

Mütercim üçüncü maddede ise. altın nişan yüzüğünü örf ve âdet­te bir zaruret halindedir, demekle bunun mübahlığına bir gerekçe göstermektedir. Nişan yüzüğünün altından olmasının nasıl bir za­ruret sayılabileceğini anlamak güçtür. Eğer biz îslâmî yaşantıdan uzaklaşan kimselerin yaptıklarını, ettiklerini ve işlediklerini bir îs-lâmi örf ve âdet kabul ederek bundan hareketle fetva verirsek bu gün memleketimizde nişan ve düğün törenlerinde örf ve âdet hâli­ni almış olan bir çok gayrı meşru şeyler için de çıkar yol bulmaya gayret edebiliriz. Kanımca hiç bir okuyucu bunu yâni altın nişan yü­züğünü bir zaruret saymaz. Saysa dahi geçerli ve muteber bir de­ğerlendirme yapmış olamaz.

Mütercim dördüncü maddede de, altın ziynet eşyasının erkeklere haram kılınmasının sebebinin israf ve ekonomik durum olduğunu söy­ler. Bu da tutarsız ve kabulü mümkün olmayan bir gerekçedir. Çün­kü altının çok mebzul ve çok ucuz bir meta hâline geldiğini farzede-lim. Acaba israf ve ekonomik durumun sözkonusu olamayacağı bir dönemle karşılaşırsak, erkeklerin de kadınlar gibi her türlü altın ziy­net eşyasını kullanmalarına, keza altından mamul mutfak eşyasını yemede içmede kullanmaya fetva verecek miyiz?

Şer’i hükümlerin mesnedi olan Kitâb, Sünnet ve İcmâ gibi Edille-i Şer’iyye’den ayrılmamız mümkün değildir. Şer’î hükümlerin hikmet­lerini tam bilemeyiz. Hikmet ve nedenlerine bakılmaksızın kaynak­lara uymak zorundayız. Bunu bir çok örnekle izah etmek mümkün­dür. Fakat sözü fazla uzatmamak için bu kadarlık bilgi ile yetineyim. Allah en iyi bilendir.[97]

Hulâsa Ve Netice

Gerek bu bâbta rivayet olunan hadisler ve gerekse Kütüb-i Sit-te’nin kalanlarında rivayet edilen benzeri hadîsler; altın yüzüğün er­keklere haram olduğuna delâlet eder. Kadınlara ise helâldir. Son hadîs de kadınlara helâl olduğuna dâir delillerden biridir. Nişan yü­züğü de aynıdır. Bir imtiyazı ve istisnası yoktur. Hanefî, Şa­fii, Mâliki ve Hanbelî mezhebi fıkıhçıları bu hususta ittifak halindedir.[98]

41- Yüzüğün Kaşını Avucunun İç Tarafına Koyanın Babı

3645) “… İbn-i Ömer (Radtyallâhü ankümâ)’dajı rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yüzüğünün kaşını avu-cunun iç tarafına koyardı.”

3646) “… Enes bin Mâlik (Radıyattâhü anhyûtn rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), içinde habeşî bir kaş bulunan bir gümüş yüzük kullandı. Yüzüğün kaşını avucunun içine koyuyordu.”[99]

İzahı

İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ‘nın hadisini Buhâ-ri, Müslim ve sünen sahihleri rivayet etmişler. Enes (Ra­dıyallâhü anh) ‘in hadîsini Müslim de rivayet etmiştir.

Bu hadîsler erkeğin kullandığı gümüş yüzüğün kaşını avucunun iç tarafına almasının sünnet olduğuna delâlet eder. Hadîslerden çı­kan diğer hükümler 39. bâbta rivayet olunan hadîslerden de çıkmış ve gerekli bilgi orada verilmiştir.

Yüzük kaşının avucun dış kısmında, yâni elin ters tarafında ol­masına dâir rivayetler de vardır. Bu şekilde kullananlardan birisi de İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) ‘dır. Bu itibarla Selef-i Sâ-lihin’den böyle yapanlar da, diğer tarzda yapanlar da olmuştur. Ha­nefî ve Şafiî âlimler bu bâbta rivayet olunan hadîslerle hük­metmişlerdir. Kaşın avucun iç tarafında olması tevâzua daha uy­gundur.

N e v e v î bu hususta: Çünkü kaşın avucun iç tarafında olma­sı kibirlenmeden ve kendini beğenmeden daha uzaktır. Ancak kaşın böyle olması yolunda bir emrin bulunmaması nedeniyle bunun aksi­ni yapmak, yâni kaşın elin ters tarafında olması da caizdir. Selef-i Sâlihîn her iki şekilde de yapmış ve demişler ki: Resûlullah (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘a uymak üzere kaşı avucun iç tarafında olması da­ha faziletlidir, diye bilgi vermiştir.

El-Kari de şöyle demiştir: Selef-i Sâlihîn’den bâzılarının bu bâbtaki hadîslere muhalefet etmeleri, yâni yüzüğün kaşını elin

ters tarafında tutmaları sebebi. Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-se-lam)’a uymayı gerektiren hadîslerin onlara ulaşmaması olabilir.[100]

42- Yüzüğü Sağ El (İn Parmaklarının En Küçüğün) E Takma Babı

3647) “… Abdullah bin Ca’fer (bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü anhümâ)’-dan rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yüzüğü sağ elitnin par­maklarının en küçüğü) ne takardı.”[101]

izahı

Bu hadîsi Tirmizi ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. T i r m i z i bu hadîsi rivayet ettikten sonra; Muhammed (yâni B u h â r i) dedi ki: Bu konuda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den rivayet edilen en sahih hadîs, budur, der.

Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmJ’in yüzüğü sağ elinde de sol elinde de kullandığına dâir sahih hadisler vardır. Bu itibarla iki yoldaki rivayetleri birleştirme hususunda âlimler değişik görüş ve yorumlar beyân etmişlerdir:

Bâzıları yüzüğün sağ elin küçük parmağına veya sol elin aynı parmağına takmak arasında bir fark olmadığını söylemiş ve hadîs­leri bu şekilde birleştirmiştir.

Bir kısım ilim adamları da Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-se-lâm)’in önce sağ eline, sonra sol eline taktığım söylemek suretiyle hadîsleri birleştirmiştir.

B e y h a k i de: Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ‘in sağ eline taktığı yüzük bir ara takıp da attığı ve; bunu ilelebed takmayacağım, buyurduğu altın yüzüktür. Sol eline taktığı yüzük ise gü­müş yüzüktür, demek suretiyle hadisleri birleştirmiştir.

N e v e v i de: Âlimler yüzüğü sağ veya sol ele takmanın câiz-liği hususunda ittifak etmişler. Fakat hangisinin efdal olduğunda ihtilâf etmişlerdir. Mâlik, sol ele takmayı müstehab görüp sağ ele takmayı mekruh saymıştır. Mezhebimizin sahih görüşü, sağ ele takmanın efdaliyetidir, demiştir.

Hanefi mezhebine göre yüzüğü sol elin küçük parmağına takmak daha faziletlidir. Bir kavle göre sağ elin küçük parmağına takmak daha iyidir.[102]

43- Yüzüğü Elin Başparmağına Takmak Babı

3648) “… AH (bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü an A)’den rivayet edildiğine göre kendisi:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni yüzüğü şu ve bu parmağına takmaktan menetti, demiştir. Ravî demiştir ki > Ali kü­çük parmağı ve başparmağını kasdetmiçtir.”[103]

İzahı

Bu hadisi Müslim, Tirmizi, EbüDavûd ve N e s â 1 de rivayet etmişlerdir. Bu hadisin râvisinin açıklamasına göre yüzük takmanın yasak olduğu parmak; elin küçük parmağı ile başparmağıdır. Fakat Müslim, Tirmizi ve Ebû D a v ü d’ un rivayetlerinde küçük parmak ve başparmak yoktur. Ne-s â î’ ninkine bakamadım.

M ü s 1 i m’ in rivayeti şöyledir:

«Ali demiştir ki :ResûIuIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benî yüzüğü şu parmağıma veya bu parmağıma takmaktan menetti. Râvi demiştir ki: Ali (böyle söylerken) orta parmağa ve ondan sonra gelen parmağına işaret etti.»

Ebû Davud’un rivayeti ise şöyledir:

«… Ali demiştir ki: Ve O (yâni Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni yüzüğü şu veya bu parmağa koymaktan menetti. Ali şehadet ve orta parmaklara işaret etti. (Hadisteki “Şu veya bu” ifâ­desine râvi) Âsim tereddüd etti.”

Tirmizi1 nin rivayeti de şöyledir:

«… (Ali demiştir ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) be­ni) yüzüğümü şu ve bu parmaklarımda kullanmaktan da menetti ve Ali şehâdet parmağı ile orta parmağa işaret etti.”

Görüldüğü gibi Müslim, Tirmizi ve Ebü Dâ-v û d’ un rivayetlerinde küçük parmak ve başparmak yoktur.

B u h â r i de “Yüzük küçük parmakta olur” başlığı altında aç­tığı bâbta E n e s (Radıyallâhü anh) ‘den bir hadis rivayet etmiş­tir. O hadiste Resûl-i Ekrem (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmJ’in yüzüğü küçük parmağında kullandığı belirtilmektedir.

Ebû Davud’un yukarıdaki hadisinin izahı bölümünde Av-nü’1-Mâbûd yazarının beyânına göre el-Kari, M İ r e k’ den naklen şöyle demiştir:

Yüzüğü başparmağa ve küçük parmak ile orta parmak arasın­daki parmağa takmak hakkında Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-se-lâm) ‘dan bir rivayet sabit değildir. Bu itibarla yüzüğü küçük parma­ğa takmanın mendubluğu sübût bulmuştur. Hanef iler ve S â f i î I e r bu görüşe taraftar olmuşlardır.

N e v e v i de : Müslümanlar erkeğin yüzüğü elinin küçük par­mağına takmasının sünnetliği hususunda icmâ etmişlerdir. Kadına gelince o, yüzüğü bütün parmaklarına takabilir, demiştir.

Sindi ise müellifimizin rivayeti hakkında hiçbir şey söyleme­miştir.

Abdurrahman el-Cezeri de mezheblerin bu konu­daki görüşlerini özetle şöyle açıklar:

Hanefi mezhebine göre erkek, yüzüğünü sol elinin küçük parmağına takar. Sağ elinin küçük parmağına takması da caizdir.

Şafii mezhebine göre en faziletli olanı erkeğin yüzüğünü sağ elinin küçük parmağına takmasıdır.

Mâliki mezhebine göre erkeğin yüzüğünü sol elinin küçük parmağına takması müstehabtır. Yüzüğü sağ eline takması ise mek­ruhtur.[104]

44- Evde Bulunan Suret (Resim – Heykel)Leb Babı

3649) “… Ebû Talha (Zeyd bin Sehl el-Ensârî) (Radtyaltâhü ö»/r)Vten rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur­muştur :

«İçinde köpek ve (yâ) suret (yâni bir canlının resmi – heykeli) bu­lunan eve (rahmet) melekler (i) girmez-»”

3650) “… Ali bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Peygamber (SaÜallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Şüphesiz (rahmet) melekler (i), içinde köpek ve (yâ) suret bu­lunan eve girmezler.»**

3651) “… Âişe (Radtyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir:

Cebrail (Aleyhisselâm), Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sel­lem)’e geleceği bir (belirli) saat hususunda O’nunla sözleşmişti de (o saatta gelmeyip) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’ı bir hayli bekletti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) (evden dışarı) çıktı. Ansızın Cebrail İle karşılaştı, Cebrail ayak­ta duruyordu. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem), (Cebrail’e):

«Seni (eve) girmekten meneden nedir?» diye sordu. Cebrail (Aley­hisselâm) :

Evde şüphesiz bir köpek vardır. Halbuki biz İçinde ne köpek ne de suret bulunan eve kesinlikle girmeyiz, dedi.’*

3652) “… Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre:

Bir kadın. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e gelerek kocasının bâzı savaşlarda olduğunu O’na arz etti ve evinde bir hur­ma ağacının resmini yapmak için O’ndan izin istedi. O, kadını men etti veya nehiy etti.”

Not: Zev&id’de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Uleyr bin Ma’dân var. Bu rftvl zayıftır.[105]

İzahı

Ebû Talha (Radıyallâhü anh)’in hadisi Kütüb-i Sitte’nin hepsinde rivayet olunmuştur. Bâzı rivâyetlerdeki hadîs uzuncadır. Ali (Radıyallâhü anh) ‘in hadisini Ebû Dâvûd, Nesât ve Mâlik de rivayet etmişlerdir. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) ‘-nın hadisi Müslim tarafından da rivayet olunmuştur. Ebû O m & m e (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsi ise notta belirtildiği gibi Ze-vâid nevinden olup senedi zayıftır.

İlk üç hadîs, içinde köpek veya suret bulunan eve meleklerin girmediğini ifâde eder. Evden maksad yalnız mesken değildir. Kişi­nin oturduğu işyeri, çadır ve çardak gibi yerler de bu hükme girer. Alimler: Hadislerdeki meleklerden maksad rahmet ve bereket me­lekleridir. Çünkü H a f a z a gibi görevli bir takım melekler in­sandan hiç ayrılmazlar, demişlerdir.

Hadislerde geçen “Suret” kelimesinden maksad bir canlının res­mi veya heykelidir. Bâzılarına göre ise bundan maksad yalnız göl­gesi bulunan suretlerdir, yâni heykellerdir, fotoğraf buna girmez.

Köpek de umûmî mânâya yorumlandığı gibi; av, zirâat ve hay­van sürüsünü veya evi korumak için edinilen köpekler dışında ka­lan diğer köpekler mânâsına da yorumlanmıştır.

Bu konu hakkında gerekli açıklamalar 2151. hadisin izahı bölü­münde geçtiği için tekrarlamaya gerek yoktur.

Hangi gaye ve maksadla köpek edinmenin caiz olduğuna dâir iza­hat da 3204-3206 nolu hadislerin açıklaması bölümünde geçti. O bölümde anlatılan meşru mazeretler dolayısıyla edinilen köpekleri evin içine, özellikle odalara almanın hiç bir anlamı ve yaran yoktur. Bilâkis sağlık yönünden de zararlıdır. Bu itibarla zaruri ihtiyaç ve­ya avcılık gibi meşru bir yarar için edinilen bir köpek ev içine alın­dığı takdirde böyle bir eve rahmet meleklerinin girmeyeceği bâzı ilim ehlince belirtilmiştir. Bu itibarla bundan sakınmak gerekir.

Bu babın son hadîsinin zahirine göre ağaç ve benzeri cansızla­rın resimleri canlıların resimleri gibidir. Fakat yukarıda işaret etti­ğim gibi cansızların resimlerini çizmekte ve evlerde bulundurmak­ta bir salanca görülmemiştir. Bu hadisin senedi zayıftır. Hadîs sabit olsa bile Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in sözkonusu kadı­nı hurma ağacının resmini yapmaktan menetmesi sebebi. Sindi’-nin de belirttiği gibi hurma resminin kadına bir yarar sağlamama-sıdır. Yoksa hurma resmi bir canlının resmi gibi değildir.

Bir Hâl Tereemesi

İlk badlsin râvisi Ebû Talha Zeyd bin Seul bin el-Esved bin Haram bin Amr en-Neccar (RA..), Bedir ve diğer savaşlara katılmış olup Ensârtn ileri gelenlerin-dendir. 92 aded hadîsi vardır. Buhâri ve Müslim onun iki hadisini müttefîkan ve birer hadisini ayrı ayn rivayet etmişlerdir. Râvileri ise oğlu Abdullah, Enes, Ubey-dullah böl Abdillah bin ütbe ve bir cemaattır. Enes (R.A.) onun hakkında şöyle demiştir: «Ebû Talha, Huneyn savaşında düşmandan yirmi erkeği öldürmüştür. Uhud savaşında da can siperane Peygamber (S.A.V.Vİ korumaya çalışmış ve bu uğurda bir eli sakat kalmıştı.»

Hicretin 34. yılı vefat ettiği ve cenaze namazının Osman (R-A.) tarafından kıldınldiğı söylenmiştir. Enes (R.A.)*ın dediğine göre bu zât, Peygamber (S.A.V.V den sonra 40 yıl yaşamış olup bu süre içinde bayram günleri dışında bütün yıl oruç tutmuştur. Bu son rivayet daha sağlıklıdır. Kütüb-i Sitta’nin hepsinde onun hadisleri vardır. (Hulâsa. 138)[106]

45- Üzerine Basılan Bir Şeydeki Suretler Babı

3653) “.., Aişe (Radtyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir:

Ben bir sehve’mi (yâni odamın bir tarafındaki kilerimsi yeri) içinde suretler bulunan bir örtü ile Örttüm. Sonra Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) (seferden dönüp) gelince o örtüyü söktü. Bunun Üzerine ben de ondan iki yastık yaptım. Sonra da ben Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘i o yastıklardan birisine yaslanmış olarak gördüm.1’

Not: Zevaid’de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedinde Üsâme bin Zeyd vardır ve onun zayıflığı üzerinde İttifak edilmiştir. Bu hadis Buhârİ’de de vardır. Ancak «Sonra da ben Peygamber (S.A.V.)’i o yastıklardan birisine yaslanmış ola­rak gördüm» mealindeki kısım orada yoktur. Bu fıkranın dışında kalan kısım bura­daki gibidir.[107]

İzahı

Notta belirtildiği gibi bu hadîsin benzeri Buhâri’de de vardır. Hattâ el-Hâfız’ın el-Fetih’te beyân ettiğine göre B u -h â r i’ nin el-Mazâlim bölümündeki rivayetinde;

= «Bunun üzerine ben o örtüden iki minder yaptım. Minderler evde idi. O, (yâni ResûluUah

Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlann üzerinde otururdu.» fıkrası var­dır. Gene el-Hâfiz’ın beyânına göre Müslim de bunun benzerini rivayet etmiş olup, anılan fıkra onun rivayetinde şöyledir:

= «Bunun üzerine ben o

örtüyü alıp iki yastık yaptım. O (yâni Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem) da evde yastıklara yaslanırdı.”

Yukarıda belirtilen durum karşısında bu hadîs Zevâid’den sayıl­mayabilir.

El-Hâfiz, Buhâri’nin “Üzerine basılan suretler” ba­bında rivayet olunan bu hadisin benzerinin izahı bölümünde özetle şöyle der:

Minder, yastık, kilim ve yer halısı gibi üzerine basılan, oturu­lan veya yaslanılan şeyler üzerindeki gölgesiz resimlerin bulunma­sında bir sakınca olmadığı hükmüne bu hadis delil gösterilmiştir.

N e v e v î demiştir ki: Sahâbîler ile Tabiilerin cumhurunun gö­rüşü budur. Ebû Hanlfe, Sevrî, Mâlik ve Şafiî’­nin de görüşleri budur. Şayet resim, yâni bir canlının boy resmi duvarın yüksekçe bir yerine asılı veya giyilen elbise üstünde veya başa geçirilen kasket gibi bir şeyin üzerinde olursa haramdır.[108]

46- (Eyer Ve Palan Üzerine Konulan) Kırmızı Meyâsir (Yânî Minder Ve Yastık) Babı

3654) “… AH (bin Ebî Tâlib) (Raâtyallâhü ‘den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) altın yüzüğü ve mi-sere’yi (eyer ve palan minderini), yâni kırmızı olan micere’yi yasak­lamıştır.”[109]

İzahı

Bu hadisi Tirmizi, EbûDâvûd, Nesâî ve Ah-m e d de rivayet etmişlerdir.

Misere: Eyer ve palan üzerine konulan bir nevi minder veya yas­tıktır. Mesâyir de Mîtere’nin çoğuludur. Bu nevi minder ve yastığın yüzü genellikle ipek ve atlas olur.

AvnÜ’l-Mâbûd yazan bu kelimenin açıklaması ile ilgili olarak özetle şu bilgiyi verir:

T a b a r i : Misere, at eyeri veya deve semeri üstüne konulan yumuşak bir nevî minderdir. Kadınlar kocaları için kırmızı ipek ve kırmızı yünden böyle minderler yaparlardı. Bu âdet acemlerde vardı, demiştir.

El-Mirkat yazarı da: Misere, kırmızı küçük bir minderdir, binici bunu altına alırdı. Hadisteki yasaklama ipekten olan minder hak­kındadır. Yasaklamanın ipek olmayan minder hakkında olması ihti­mâli de vardır. Bu takdirde yasaklama, tenzîhen mekruhluk mana­sınadır. Çünkü eyer ve semer minderi kullanmak acemlerin âdeti olup, nîmetlenme ve refah amacım taşıyordu, demiştir.

Misare’nin eyer ve semer üzerine atılan ipek veya atlastan ma­mul kırmızı örtü olduğunu söyleyenler de vardır. (Avnü’I-Mâbûtf’dan nakil bitti.)

Sindi de: Misere, minderdir. Deve binicisi bunu yükün üstü­ne koyup üzerine biner. Bu nevi minder kullanmak kibirlenenlerin âdetidir. Râvi bunu kırmızı renkli olana yorumlamıştır. Bâzı rivayet­lerde kırmızı kaydı hadiste mevcuttur. Bu kayda göre, kırmızı olma­yanı haram değildir. Özellikle zayıf kimselerin istirahat etmeleri için kullanmalarında bir sakınca yoktur, der.

Altın yüzük hükmü 40. bâbta geçti.[110]

47- Kaplanlar (In Derilerini Eyer Ve Semer Üstüne Atmak Veya Başka Türlü Binek Hayvanının Sırtına Atıp Ona) Binmek Babı

3655) «… Peygamber tf^atfûA* ^A,” e Sdfc;’in sahâbîsi Ebû Rey-haae (Radtyallâkü ariyam; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kaplanlardn derilerini binek hayvanının üstüne veya eyer, semer üstüne çekip onlar)a bin-meyi menederdi.”

3656) «…Muâviye (bin Ebf Süfyân) (Radtyaüâhü anhümâydan- Söyle demiştir;

BesûluUah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) kaplanlardn derileri­ni eyer ve semer üstüne çekmek veya binek hayvan sırtına başka tür-lu atmak suretiyle onlar) a binmeyi menederdi.”[111]

İzahı

Bu babın ilk hadisini Ebû Dâvûd, Nesâl ve Tahâ-vi de rivayet etmişler. İkinci hadis ise Ebû Dâvûd ve Ah­in e d tarafından da rivayet edilmiştir.

Nümûr, Nemir’in çoğuludur. Nemir, kaplandır. Bu hadîsler kap­lan derilerini eyer ve semer üstüne atmak veya herhangi bir şekil­de binek hayvanının sırtına atıp üstüne binmeyi yasaklamıştır. Bu yasağın hikmetine gelince bu konuda şöyle denilmiştir: Çünkü anı­lan derileri kullanmak acemlerin âdeti olup, kibirlenmenin belirti­sidir. Veya tabaklamakla derisi temizlense de kılları şer’an necis, yâ­ni pis sayıhr.

T i r m i z i, “Yırtıcı hayvanların derilerinden nehiy” babında yırtıcı hayvanların derilerinin yasaklığına dâir Ebü’l-Melîh (Radıyallâhü anh) ‘in hadîsini rivayet etmiştir. Tuhfe yazarı da yasa­ğın hikmeti hakkında özetle şu bilgiyi verir:

B e y h a k i; Yırtıcı hayvan derilerinin yasaklanması sebebi, deride kalan kıllardır. Çünkü tabaklamak deriyi temizlese de kılları temizlemez, demiştir. Başkaları: Yasağın tabaklanmamış derilere mahsus olması muhtemeldir. Çünkü bu takdirde deri necis sayılır. Sebep şu da olabilir: Yırtıcı hayvan derilerini kullanmak kibirli ve israfçı çevrelerin âdetidir, demişlerdir.

Muâviye (Radıyallâhü anh) ‘in hâl tercemesi 9. hadis bölü­münde geçmiştir.

Hâl Tercemesi

Ebû Beyhâne Şem’ûn bin Zeyd el-Ezdî (R.A.), Peygamber (S.A.V.)’in âzad-lı kölesidir. Snsar-i Kiram’dandır. Bir kavle göre ise Kureyş’tendİr. Beş aded ha­disi var. Ebû Dâvûd, İbn-İ Maceh ve Nesâl onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Şam’ın fethinde bulunduktan sonra Kudüs’te ikâmet etmiş ve sonra da Askalan’da serhat nöbetçiliğinde bulunmuştur. Adının Şemğûn olduğunu söyleyenler de var­dır. Hâvileri Ebû Âmir el- Müâfirt ve el-Heysem bin ŞÜfey’dir. (Hulasa, 169)

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem

Elbiseler Bölümü – Sünen-i İbn Mace

Sünen-i İbn Mace | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.