Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Açık
İstanbul
22°C
Açık
Paz 23°C
Pts 24°C
Sal 23°C
Çar 20°C

Alış Veriş Bölümü – Muvatta

Alış Veriş Bölümü – Muvatta

Alış Veriş Bölümü – Muvatta ( İmam Malik )

  1. Pey (Kaparo) Vermek
  2. Amr b. Şuayb babası vasıtasıyla dedesinden naklediyor: «Resûlullah (s.a.v.) kaparo ile alış verişi yasakladı.» demiştir.

îmam Malik der ki; Allah’tı alem kaparo ile alış-veriş şöyle olurdu.» Kaparo, birinin köle veya cariye satın alıp ya da hayvan kiralayıp sonra mal sahibine yani malı satan veya kiraya verene: «Bu satın aldığım malı almak veya kiraladığım hayvana binmek üzere sana bir dirhem —veya daha az ya da daha çok— vereceğim. Şayet malı alır yahut hayvanı kiralarsam verdiğim kaparoyu ala­cağımdan düşersin ve hayvanı yahut malı almaktan yahut hayva­nı kiralamaktan vaz geçersem kaparo senin olsun» demesidir ki bu batıldır.

imam Malik der ki: Bizdeki uygulamaya göre, Natıkalı, güzel konuşan, ticari kabiliyeti olan, ileri görüşlü ve bilgin bir köleyi ay­nı seviyede olmayan iki yahut daha fazla köle karşılığında vadeli satın almak caizdir. Aralarındaki fark bilinmeyecek kadar azsa (faiz olma ihtimalinden dolayı) bir köleyi vadeli olarak birden faz­la köleye alıp satmak caiz değildir.

imam Malik der ki: Bedelini peşin ödeyerek satın aldığın bir şeyi teslim almadan başka birine satabilirsin.

îmam Malik der ki: Hamile bir cariye satılınca karnındaki ce­nini akid dışı tutup istisna etmek doğru değildir. Zira bu meçhul olup aldatmacalı bir satıştır: Ceninin erkek mi, dişi mi, güzel mi, çirkin mi, tamam mı, noksan mı, diri mi, ölü mü olacağı biline­mez. Bunlar ise cariyenin değerini düşürür.

imam Malik der ki: Biri veresiye yüz dinara köle veya cariye satın alıp sonra satıcı pişman olarak müşteriye, pazarlığı bozma­sı için peşin veya ileride fazladan on dinar vermeyi ve yüz dinar borcunu silmesi teklif etse caizdir. Ama müşteri pişman olup, pa­zarlığı bozması için satıcıya, peşin veya vadeli olarak köle ya da cariyeyi satın aldığı vadeden daha ileri bir vadede ödemek üzere bunların fiatından fazla on dinar vermeyi teklif etse, bu doğru de­ğildir, îmam Malik bunu kerih görmüştür. Çünkü bu durumda sanki satıcı bir sene vadeli olan yüz dinarını zamanı gelmeden ön­ce bir cariye ve on dinar karşılığında peşin ya da bir seneden fazla vadeli olarak satmış olur. Vadeli olarak altının altın karşılığında satılması da bu hükme dahildir.

îmam Malik der ki: Biri, bir adama veresiye yüz dinara cariye satıp sonra aynı cariyeyi sattığı kimseden daha ileri bir tarihte Ödemek üzere daha pahalı bir fiata satın alsa bu doğru değildir. Bunun sebebi ise, belirli bir vade ile sattığı cariyeyi, ondan daha uzun bir vade ile geri almasıdır. Zira otuz dinara bir ay vade ile sattığı cariyeyi, altmış dinara altı ay veya bir sene vade ile geri alınca bu, bir vade ile otuz dinara sattığı malının bir sene veya altı ay vade ile altmış dinara geri kendisine dönmesi gibi olur. Bu ise caiz değildir.

  1. Kölenin Malı
  2. Ömer b. Hattab: «Kim malı olan bir köleyi satarsa bu mal sa­tana aittir. Ancak müşteri (köleyi alırken) malını da şart koşarsa, o zaman müşterinin olur» der.[2]

îmam Malik der ki: Bizde ittifak edilen görüş şudur: Müşteri, satıcı ile kölenin malını da almak üzere anlaşırsa caizdir. Bu mal kölenin yanındaki para veya alacak yahud da eşya olsun, miktarı bilinsin veya bilinmesin, hatta isterse kölenin malı kendi fiatının üstünde olsun, kölenin bedeli peşin, vadeli veya eşya olsun farket-mez. Çünkü kölenin malında efendisinin ödemesi gereken bir zekât borcu yoktur.

Kölenin cariyesi olursa müşterinin ona sahip olmasıyla, cari­ye ile cinsî münasebette bulunması da helâl olur.

Köle hürriyetine kavuşur veya mükatep olursa, malı da kendi­sine ait olur. Köle iflas ederse borçlular kölenin malını alabilirler. Kölenin borcundan efendisi hiç bir şekilde mesul tutulmaz.

  1. Satılan Kölede Zuhur Eden Haller
  2. Abdullah b. Ebî Bekir b. Muhammed b. Hazm rivayet ede­rek der ki: «Osman oğlu Ebân ve İsmail oğlu Hişam hutbelerinde köle ve cariyenin satın alındığı andan itibaren üç gün içerisindeki sorumlulukları ile sene içerisindeki sorumluluklarından bahse­derlerdi.»

îmam Malik der ki: Köle ve cariye ‘nin başına gelecek musibe­tin sorumluluğu satıldığı andan itibaren üç gün içerisinde satıcı­ya aittir. (Müşterinin reddetme hakkı vardır.) Bir de bir sene bo­yunca devam eden sorumluluk vardır.[3] Bunlar: delilik, cüzzam ve baras (alaca) hastalığıdır. Bir sene tamam olursa, satıcı her türlü sorumluluktan kurtulur.

îmam Malik der ki: Kim kendisine miras yoluyla intikal eden veya başka bir köle veya cariyeyi beraet şartıyla (yani bunlarda olan ya da olacak hiç bir ayıp ve kusurdan dolayı sorumluluk

kabul etmeme şartıyla) satarsa, o zaman hiç bir ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bildiği bir ayıp var da onu gizlemişse, o zaman so­rumlu olur. Beraeti kendisine bir fayda vermez. Satış akdi bozu­lur, köle kendisine iade edilir. Bu sorumluluk, bize göre ancak köle satımında vardır.

  1. Kölede Kusur
  2. Salim b. Abdullah’dan: Abdullah b. Ömer bir kölesini beraet şartıyla sekizyüz dirheme sattı. Müşteri, Abdullah b. Ömer’e:

«— Köle hastalıklı, bunu bana söylemedin» dedi. Bunun üzeri­ne anlaşamıyarak Osman b. Affan’ın huzurunda muhakeme oldu­lar. Müşteri:

«— Abdullah bana hastalıklı bir köle sattı, hastalığını söyle­medi» dedi. Abdullah da:

«— Ben köleyi beraet yoluyla sattım» deyince, Osman b. AfFan, Abdullah’a, köleyi sattığında hastalığını bilmediğine dair yemin teklif etti. Abdullah yemin etmekten kaçındı. Köleyi geri aldı. Köle yanında iyileşince, onu binbeşyüz dirheme sattı.[4]

îmam Malik der ki: Bizdeki ittifaka göre, her kim bir cariye sa­tın alır da cariye hamile kalır veya köle alır da azad ederse ya da yanında giderilmesi mümkün olmayan bir kusur peyda olursa, bu kusurun malın alındığında mevcut olduğu ya delil yoluyle veya satıcı ve diğerlerinin ikrarıyla sabit olursa; bunların satın alındı­ğı gün itibariyle hasta ve sıhhatli hallerindeki değerleri ayrı ayrı takdir edilir, aradaki fark müşteriye verilir.

imam Malik der ki: Bizdeki ittifaka göre, biri bir köle satın alır da bunda iadeyi gerektirecek bir kusur görür, bu sırada kendi yanında da birbaşka kusur meydana gelirse bakılır: Eğer kendi yanında meydana gelen kusur elinin kesilmesi ve bir gözünü kay­betmesi gibi önemli ise, müşteri iki şey arasında muhayyer kılınır: Ya satanın yanındayken meydana gelen kusur bedeli takdir edile­rek ödeyeceği miktardan düşülür, yahut da kendi yanında meyda­na gelen kusurun bedelini Ödeyerek köleyi geri verir.

Köle yanında ölürse geri iadesi mümkün olmadığı için birinci şekli kabul etmek mecburiyetinde kalır. Mesela köle yüz dinara

alınmış, ama kusurlu olarak seksen dinar takdir edilirse, müşte­riden yirmi dinar eksik alır.

imam Malik der ki: Bulunduğu bir kusurdan dolayı cariyeyi eski sahibine iade eden kimse eğer cariye ile münasebette bulun­muşsa bakılır: Cariye bakire ise, değerindeki eksilme farkını sata­na öder. Bakire değilse bir şey gerekmez.

imam Malik der ki: Biri kendisine miras yoluyla veya başka yollarla intikal eden köle, cariye veya hayvanı çıkacak kusurlar­dan sorumlu olmamak üzere satarsa, bunlardaki hiç bir kusur­dan sorumlu tutulmaz. Ancak satarken bildiği bir kusur var da onu gizlemişse, o zaman sorumlu olur. Sattığı şey kendisine iade edilir.

imam Malik der ki: İki cariye mukabilinde bir cariye satılır da sonra bu iki cariyeden birinde akdi bozacak bir kusur meydana gelirse, önce iki cariyenin bedeli olan tek cariyenin kıymeti satın alındığı gün itibariyle takdir edilir, sonra da kusur nazarı dikkate alınmadan o iki cariyenin fiatlan biçilir, ikiye bölünür, böylece her bir cariyenin fiatı belli olmuş olur. Daha sonra, kusurlu cari­yeye bakılır, kusuru dolayısıyla bedelinden eksilen —az olsun, çok olsun— müşterinin vereceğinden düşülür.

imam Malik der ki: Bir adam bir köle satın alıp da çok veya az bir ücretle çalıştırdıktan sonra iadeyi gerektiren bir kusur bulur­sa, köleyi sahibine iade eder, kölenin bu müddetteki kazancı müş­terinin olur. Memleketimizdeki çoğunluk bu görüştedir. Yine bir adam bir köle satın alsa, köle müşteriye kendi patının kat kat üs­tünde bir bina yapsa, sonra müşteri köleyi vâkıf olduğu bir kusur­dan dolayı satana geri verse, bu çalışmasına mukabil satana bir şey verilmez. Başkasının işinde ücretle çalıştırması durumu da böyledir, ücreti müşteride kalır. Çünkü onun köleyi koruma mesu­liyeti vardır.İşte bize göre hüküm budur.

imam Malik der ki: Bizdeki ittifaka göre, bir akidle bir grup köle satın alan kimse, kölelerden birinin çalınmış olduğunu veya bunlardan birinde bir kusurun varlığını farkederse bakılır: Eğer çalınan veya kendisinde kusur bulunan, kölelerin gözdesi veya en pahalısı ise ya da diğer köleleri bunun için satın almışsa, akid te­melden bozulur. Bütün köleler geri verilir. Eğer çalınan veya ken-

dişinde kusur bulunan köle, kölelerin en iyisi değil veya müşteri bunun için o köleleri almamış, bilir kişilere göre de o kölelerin en iyisi değilse, o zaman kusurlu köle geri verilir veya çalınanın kıy­meti hesap edilerek geri alınır.

  1. Şartla Satılan Carîye
  2. Ubeydullah b. Abdullah’dan: Abdullah b. Mesud, Sakîf ka­bilesinden olan hanımı Zeynep’den bir cariye satın aldı. Zeynep ona;

«— Şayet bu cariyeyi satarsan sattığın fiata bana vereceksin,» diye şart koştu. Abdullah b. Mesud da bunun hükmünü Ömer b. Hattab’a sordu. Hz.Ömer (r.a.): «Cariyede herhangi bir kimsenin şartı olduğu müddetçe, ona yaklaşma» dedi.[5]

  1. Abdullah b. Ömer şöyle derdi: «Kişi ancak istediği anda sa­tabileceği, bağişhyabileceği, yanında alıkoyabileceği ve istediği şeyi yapabileceği cariye ile birleşebilir.»[6]

imam Malik der ki: Satmamak, bağışlamamak ve bunlara benzer bir takım şartlarla cariye satın alan kimsenin onunla cinsî münasebette bulunması caiz değildir. Zira bu adam cariyeyi sat­maya ve bağışlamaya malik değildir. Buna malik olmayınca, ca­riyedeki mülkiyet hakkı tam değildir. Çünkü kendi cariyesinde başkası tarafından istisna yapılmıştır. (Serbest tasarrufu kısıt­lanmıştır.) Bu şart varken, cariyeye yaklaşması caiz değildir. Böy­le şartla satış da mekruhtur.

  1. Evli Bir Cariyeye Efendisinin Yaklaşmasının Haram Oluşu
  2. Ibn Şihab’dan: «Amir oğlu Abdullah, Osman b.AfFan’a Bas­ra’dan satın aldığı evli bir cariyeyi hediye etti. Osman (r.a.) da:

«— Kocası kendisinden ayrılıncaya kadar, bu cariyeye yaklaş­mam» deyince Ibn Amir kocasını razı etti. O da karısını boşadı.[7]

  1. Ebû Seleme’nin rivayet ettiğine göre, babası Abdurrahman b. Avf bir cariye satın aldı. Kocası bulunduğunu anlayınca geri verdi.[8]
  2. Ağacı Satılan Meyvenin Durumu
  3. Abdullah b. Ömer (r.a.)’den: Resûlullah şöyle buyurdu: «Her kim dişi çiçeklerine erkek çiçeği aşılanmış bir hurma­lık satarsa» bunun meyvesi satana aittir. Fakat meyvesi müşteriye ait olmak üzere satılmışsa meyve müşterinin olur.»[9]
  4. Ağaçtaki Meyvenin Olgunlaşmadan Önce Satışının Yasak Oluşu

lO.îbn Ömer’den: «Resûlullah olgunlaşması belirinceye ka­dar, ağaç üzerindeki meyvenin alım satımını alıcıya da satıcıya da yasakladı.»[10]

  1. Enes b. Malik şöyle rivayet etti: Resûlullah dalındaki hur­manın satışını olgunluk belirtileri görülünceye kadar yasakladı. Kendisine:

«— Ya Resûlullah olgunluk belirtisi nasıl olur?» diye sorulun­ca:

«— Kızarınca» cevabını verdi ve (devamla): «Söyleyin ba­kalım, Allah bu meyveyi helak ederse (ağaçtaki meyve afe­te uğrarsa) herhangi biriniz, mü’min kardeşinizin parası­nı, ne karşılığında alacak?»[11]

  1. Abdurrahman’m kızı Amre (r.a.)’den: «Resûlullah afetten kurtuluncaya kadar (olgunlaşmcaya kadar) meyve satışını yasak­ladı.»[12]

îmam Malik der ki: Olgunlaşmadan önce yapılan satış, belir­siz satıştır.[13]

  1. Hârice b. Zeyd der ki: «Babam Zeyd b. Sabit ağaçtaki mey­vesini Süreyya yıldızı doğuncaya kadar satmazdı.»

îmam Malik der ki: Karpuz, kavun, hıyar, havuç olgunlaşma­ya başlayınca, bize göre satışı helâl ve caizdir. Sonra çıkan mah­sulün hepsi arkası kesilip tükeninceye kadar müşteriye aittir. Bu­nun için belirli bir vakit de tayin edilmez. Çünkü bunun vakti, in­sanlar arasında bilinmektedir. Bazen afet vuku bulup sebzeleri derlenme vaktinden önce yok eder. Meydana gelen afet, sebzenin üçte birini veya daha fazlasını helak ederse, o zaman bu miktarı mal sahibine ödeyeceği paradan düşer.

  1. Ariyye Beyi İle İlgili Hadisler
  2. Zeyd b. Sabit demiştir ki: «Resûlullah, Ariyye Sahibinin ağaçtaki toplayacağı meyvelerini tahmin ederek satmasına mü­saade etti»[14]
  3. Ebû Hüreyre (r.a.)’den: «Resûlullah beş ölçek veya daha az ariyyelerin satışına müsaade etti.»[15]

Ravi Davud, beş ölçek mi, daha az mı olduğu hususunda şüp­heye düştü.

imam Malik der ki: Ağaçtaki yaş hurma, dikkatle tahmin edi­lerek kuru hurma ile satılır. Buna ruhsat verilmiştir. Çünkü bu tevliye (aldığı fîata satma), satış akdini bozma ve aldığı mala baş­kasını da ortak etme durumu gibi sayılmıştır. Bunlardan başka, satış akdi içerisinde mutâla edilseydi o zaman hiç bir kimse, kim­seyi aldığı yiyecek maddelerine, elde edinceye kadar ortak edemez, akdi fezhedemez, müşteri satın aldığı şeyi eline geçirmeden başka­sına aldığı fıata kârsız satamazdı.

  1. Satılan Meyve Ve Hububatı Afetin Helak Etmesi
  2. Abdurrahman’ın kızı Amre’den: Resûlullah zamanında bir adam bir bahçe meyveyi satın aldı, bakımını yaptı. Meyve nok­san çıkınca, bahçe sahibinden ya fiatı düşürmesini, ya da akdi boz­masını istedi. Malsahibi de bunu yapmıyacağına yemin edince, müşterinin anası Resûlullah’a giderek durumu anlattı. Resûlul­lah da:

«—Hayır işlemeyeceğine yemin mi etti?» dedi. Bunu işi­ten bahçe sahibi, Resûlullah’a gelerek:

«— Ya Resûlullah, onun olsun, bir şey istemiyorum» dedi.[16]

  1. imam Malik’e, Ömer b. Abdülaziz’in afet sebebiyle eksilen meyvelerin bedelini müşterinin borcundan düşürdüğü rivayet edildi.

imam Malik der ki: Bizde de hüküm böyledir. Müşteriden in­dirilmesini gerektiren miktar üçte birini ve daha fazlasını yok eden afettir. Bundan aşağı zayiat muteber değildir.[17]

  1. Meyve Satışında İstisna
  2. Abdurrahman oğlu Rabia’dan «Kasım b. Muhammed, bah­çesindeki ağaçların meyvesini satar, (kendisi için) belirli ağaçları satış dışı bırakırdı.»[18]
  3. Ebû Bekir oğlu Abdullah’dan: «Dedem Muhammed b. Amr b. Hazm, Efrak mavkiinde bulunan bahçesindeki hurmayı dört bin dirheme sattı. Bundan sekiz yüz dirhemlik hurmayı satış dışı bıraktı.»[19]
  4. Muhammed b. Abdurrahman b. Harise der ki: «Annem Âb-durrahman’ın kızı Amre, ağaçtaki meyvelerini satar ve bir kısım

ağaçlan kendisi için satış dışı bırakırdı.»[20]

imam Malik der ki: Bizde ittifak edilen görüş şudur: Kişi bah­çesindeki hurmayı satarsa, bunun üçte birine kadar olan miktarı­nı satış dışı bırakabilir. Bundan fazlasını bırakamaz.

imam Malik der ki: Bahçesindeki hurmayı satıp bundan seçip adedini belirteceği bir ya da bir kaç ağaç hurmayı kendisi için alı­koymasında bir sakınca görmüyorum. Zira bu adam bahçesinden belirli ağaçlan kendisi için ayırmış, gerisini satmış olur.

  1. Hurma Satışının Caiz Olmayan Türü
  2. Atâ b. Yesâr’dan: Resûlullah (s.a.v.):

«— Hurma hurma ile eşit olarak (misli misline) satılır»

buyuranca, kendisine:

«— Ya Resûlullah, senin Hayber’deki zekât memurun bir Öl­çek hurmayı iki ölçek hurma karşılığında alıyor» denildi. Bunun üzerine Resûlullah:

«— Onu bana çağırın» buyurdu. Çağırdılar, huzura gelince Resûlullah (s.a.v.):

«— İki ölçek hurma karşılığında bir ölçek hurma mı, alıyorsun?» dedi. Memur:

«— Ya Resûllallah, bana iyi cins hurmayı kötü cins hurmayla değişirken eşit olarak vermiyorlar» deyince, Resûlullah (s.a.v.):

«— O halde kötü cins hurmayı para ile sat, sonra bu pa­ra ile iyi cinsini al.» buyurdu.[21]

  1. Ebû Said el-Hudrî ve Ebû Hureyre’den: «Resûlullah (s.a.v.) birini Hayber’e zekât memuru tayin etti. Memur kaliteli hurmalarla dönünce Resûlullah:

«— Hayber’in bütün hurmaları böyle mi?» diye sordu. Memur da:

«— Hayır vallahi Ya Resûlullah, biz topladığımız kalitesiz zekât hurmalarının iki ölçeğini bir ölçek kaliteli hurma ile ve üç öl­çeğini iki ölçeği ile değiştiriyoruz,» deyince Resûlullah:

«—Böyle yapma. Kalitesiz hurmayı para ile satarak ye­rine kalitelisini al» buyurdu.[22]

  1. Zeyd Ebû Ayyaş’dan: «Ben Sa’d b. Ebî Vakkas’a süit[23] kar­şılığında arpanın (satın alınmasının hükmünü) sordum». Sa’d:

«— Ölçekte hangisi daha çoktur?» dedi. Ben:

«— Arpa» deyince, Sa’d beni bundan men etti ve dedi ki:

«— Resûlullah’ı (s.a.v.) işittim, Kendisine yaş hurma karşılı-

ğında kuru hurma satın alınmasının hükmü sorulduğunda; «Yaş hurma kuruyunca noksanlaşır mı?» buyurmuş, onlar da evet nok-sanlaşır deyince buna müsaade etmemişti.[24]

  1. Müzabene ve Muhâkale

Eksik

  1. Said b. Müseyyeb’den: Resûlullah (s.a.v.): Müzâbene ve Muhâkaleyi yasakladı. Müzâbene: Kuru hurma vererek ağaçtaki yaş hurmayı almak, Münâkale ise yerdeki buğday karşılığında ba­şaktaki buğdayı almak ve buğday vererek arazi kiralamaktır.[25]

Ibn Şihab der ki: Said b. Müseyyeb’e altın ve gümüş ile arazi kiralamanın hükmünü sordum da, bunda bir sakınca yoktur, de­di.

îmam Malik der ki: Resûlullah (s.a.v.) müzâbeneyi yasakladı. Müzâbene: Ölçüsü tartışı ve sayısı bilinmeyen şeylerin şu kadar gelir diye tahminen satılmasıdır. Bu şöyle olur: Ölçüsü bilinme­yen bir ölçek buğday, hurma ve bunlara benzer diğer yiyecek mad­deleri, veya yine miktarları bilinmeyen yonca, aspur, pamuk, ke­ten, ipek ve bunlara benzer satılık eşyası olan kimseye biri: «Şu malı ölç veya ölçtür, yahut da tart veya say. Eğer bu, şu kadar ölçekten veya bu kadar kilogramdan ya da şu kadar sayıdan az gelirse üzerini tamamlayacağım. Şayet fazla gelirse üzeri benim olsun» der. Bu satış değildir. Aldatmaca ve kumardır. Çünkü cebinden bir şey vererek mal satın almamıştır. Sadece belirttiği miktardan az gelirse üzerine tamamlamayı, fazla gelirse kendisi­ne verilmesini ifade etmiştir. Bu ne karşılıklı satış ve ne de gönül hoşluğuyla bağışlama olmayıp kumara benzemektedir. Buna benzer diğer şeylerin hükmü de aynıdır.

imam Malik der ki: Şunlar da bu hükme girer: Biri kumaş sahibine der ki: Kumaşın şu kadar gelir. Noksan gelirse ben tamamlayacağım, fazla gelirse benim olsun. Veya kumaşından şu ölçülerde şu kadar gömlek çıkar. Bundan az çıkarsa noksanını ben ödeyeceğim, fazla gelirse benim olsun. Veya biri, sığır ve deve derileri bulunan kimseye şöyle der: Bu derileri kesip şu adama

göre yüz çift ayakkabı çıkaracağım. Noksan gelirse ben tamamlı-yacağım. Fazla gelirse benimdir. Yine biri, yanında meyve bulu­nan kimseye şu meyveleri sık, şu kadar ölçekten az gelirse ben ta-mamlıyacağım. Fazla gelirse benimdir der.

Yine biri gazel, çekirdek, pamuk, keten, yonca ve aspur gibi şeylerden birine sahip olana dese ki: Ben senin şu miktar gazelini aynı şekilde silkelenerek dökülecek eşit miktarda gazel karşılığın­da veya şu kadar ölçek çekirdeğini benzeri çekirdekle satın alaca­ğım. —Aspur, pamuk, keten ve yoncada da durum aynıdır.— Bütün bunlar belirttiğimiz müzâbeneye girer ki caiz değildir.

  1. Meyve Satışları İle İlgili Diğer Hadisler
  2. imam Malik der ki: Kim belirli ağaç veya belirli bahçedeki hurmayı ya da belirli koyunun memesindeki sütü satın alırsa bu caizdir. Peşin alınmışsa parasını verir, malı alır. Bu tuluktaki ya­ğa benzer. Müşterinin, tuluk içerisindeki yağdan ölçek hesabıyla bir veya iki dinarlık alması caizdir. Pazarlıktan sonra tuluk deli-nipyağ dökülürsepazarlık bozulur.

Süt ve hurma gibi şeylerin her gün sağıldıkça veya toplandık­ça teslim almak üzere satın alınmasında bir sakınca yoktur. Pazarlık yapılan miktar teslim alınmadan mal tükenirse satıcı, ya müşterinin kalan parasını geri verir ya da müşteri kalan para ile üzerinde anlaşacakları başka bir şey alır. Bu aldığı şeyi teslim almadan ayrılması mekruhtur. Çünkü o zaman alacağını mahi­yeti bilinmeyen bir alacak karşılığında bırakmış olur. Bu da hoş görülmeyerek yasaklanmıştır. Bu tür pazarlıkta vade olması da mekruhtur. Ancak alacağı şeyin vasfı ve zamanı belirtilirse caiz­dir. Bu takdirde satıcı tayin edilen malı zamanında teslim etmek­le yükümlüdür. Bu gibi hallerde, muayyen bak çe ve koyunun mev-cud olmayan meyvesi veya sütü, bilinmeyen şeyin satışı olduğu için taahhüt edilmez.

îmam Malik’e içerisinde çeşitli kalitelerde hurma bulunan bir bahçe hurmayı seçeceği bir kaç ağacı pazarlık dışı bırakmak üzere satan kimsenin durumu sorulduğunda, imam Malik der ki: Bu caiz değildir.. Çünkü bu durumda müşteri onbeş ölçek yemiş veren hurma ağacını mal sahibine bırakmış, yerine on ölçek yemiş veren ağacı almış olabilir.[26] Şayet onbeş ölçek vereni alıp da on ölçek ve­reni terketse, o zaman bir cins hurmayı diğer cinsiyle fazla olarak almış olur. Bu, aynen önünde çeşitli cins hurmalardan onbeş, on, oniki ölçek hurma yığınları bulunan birine müşterinin gelip iste­diği hurma yığınını satın almak üzere bir dinar vermesi gibidir. Bu ise caiz değildir.

imam Malik’e bir müşteri bahçe sahibine peşin para veıerek daldaki yaş hurmalardan belirli miktarda satın alsa, sonra bun­lardan bir kısmı teslim alınmadan helak olsa, durum ne olur, diye sorulunca imam Malik şu cevabı verdi: Müşteri bunun hesabını yaparak kalan parasını mal sahibinden geri alır. Mesela, üçte iki

dinarlık yaş hurma almışsa o zaman kalan üçte bir dinarım geri alır. Eğer dörtte üç dinarlık hurma almışsa kalan dörtte bir dina­rını geri alır. Yahut da mal sahibiyle anlaşarak kalan parası yeri­ne, ya kuru hurma ya da başka bir şey alır. Bu durumda müşteri aldığı şeyi teslim almadan ayrılmamalıdır.

îmam Malik der ki: Bu, bir adamın diğerine yük devesini veya evini kiraya vermesi yahut terzi, veya marangaz ya da amele olan kölesini çalıştırılmak üzere ücretle verip bunların kira ve ücretini peşin aldıktan sonra istenilen iş tamamlanmadan bunların başı­na ölüm veya başka bir felaketin gelmesi gibidir. O zaman mal sa­hibi kiracıya veya köleyi çalıştırana hesab ederek arta kalan hak­kını verir. Eğer hakkının yarısını almış ise, geri kalan yarısını da öder. Bundan daha az veya fazla ise yine geri kalanı hesaplayarak kalanını verir.

imam Malik der ki: Üzerinde akit yaptığı köle, deve, ev ve yaş hurmayı teslim almadan parasını peşin ödemesi doğru değildir. îmam Malik der ki: Mekruh olan akdin izahı şöyledir: Biri diğeri­ne: «Daha hac mevsimi gelmeden şu devene binerek hacca gitmek üzere sana peşin para öderim,» der. Hac mevsimi gelip deveyi tes­lim almadan devenin başına ölüm veya başka türlü bir felaket gelirse mal sahibi parasını geri iade eder. Köle ve evde de durum böyledir.

îmam Malik der ki: Caiz olanla olmayan arasındaki fark, tes­lim almaktır. Kiraladığı şeyi teslim alan aldanmaktan ve kera­hetten kurtulmuş ve üzerinde anlaştıkları muayyen şeyi almış olur. Bunun örneği bir kimsenin köle veya cariye satın alıp parası­nı peşin vererek teslim almasıdır. Bunların başına bir sene içeri­sinde sorumluluğu gerektiren hallerden biri gelirse, o zaman pa­rasını mal sahibinden alır. Bunda bir mahzur yoktur. Çünkü köle satışında adet böyledir.

îmam Malik der ki: îlerde teslim almak üzere köle veya yük de­vesini kiralarsa, doğru olmayan bir hareket yapmış olur. Zira ne akid zamanında teslim almış ve ne de kiraladığı şeyin vasıflarını ve teslim zamanını tayin etmiştir.

  1. Meyve Satışı
  2. îmam Malik der ki: Yaş veya kuru meyve satın alan kimse, bunları teslim almadan satamaz. Bir de bu yaş meyvelerle kuru meyveler, peşin olarak alınabilir. Bunlardan kuruyup saklanabi­len kuru meyvedir. Aynı cinsten kuru meyve biribiri karşılığında peşin olarak misli misline alınıp satılır. Ama ayrı cinsten iseler, peşin olmak kaydıyla bire iki satmada (ölçeklerinin değişik olma­sında) bir beis yoktur. Vadeli uygun değildir. Bu meyvelerden ka­vun, karpuz, salatalık, havuç, turunç, muz, nar vb. gibi kurutulup bekletilemeyenler peşin olarak ikili birli mübadele yapılabilir.
  3. Külçe Ve Sikke Halindeki Altını Gümüşle Değişmek
  4. Yahya b. Said şöyle dedi: «Resûlullah (s.a.v.) Sa’d b. Ebî Vakkas ile Sa’d b. Ubade’ye Hayber ganimetinden kendi hisseleri­ne düşen altın veya gümüş kaplan satmalarını emretti. Onlar da her üç dinar ağırlığındaki kabı sikke halinde dört dinara (4.009 gr. altın) veya dört dinar ağırlığındaki her kabı sikke halinde üç dina­ra sattıklarında Resûlullah: «Alış verişinize faiz girdi» deyince aldıklarını iade ettiler[27]
  5. Ebû Hüreyre (r.a.)’den: «Resûlullah (s.a.v.): «Aralarında fazlalık olmaksızın altın altınla, gümüş ve gümüşle eşit ola­rak değiştirilir» buyurdu.[28]
  6. Ebû Said el-Hudri (r.a.)’den: Resûlullah (s.a.v.): «Altını altınla ancak eşit olarak satınız. Bunlardan bir kısmını di­ğerine karşı fazla saymayınız. Gümüşü de gümüşle ancak eşit olarak satınız. Bunlardan bir kısmını diğerine karşı fazla saymayınız. Bir de bunlardan birini peşin, diğerini veresiye satmayınız» buyurdu.[29]
  7. Mücahid der ki: Abdullah b. Ömer’in yanında idim. Ona bir kuyumcu geldi, ve: «Ey Abdullah! Ben altını işliyor, sonra ken­di ağırlığından daha fazlasiyle satıyorum. Böylece elimin emeğini alıyorum» deyince Abdullah bunu yasakladı. Abdulah mescide ve­ya bineceği hayvanın yanına gelinceye kadar, kuyumcu aynı soru­yu tekrar ediyor, o da bunu yasaklıyordu. Nihayet Abdullah şöyle dedi: «Altın altınla, gümüş de gümüşle aralarında fazlalık olmak­sızın satılır. Bu peygamberin bize emridir. Biz de size böyle emre­diyoruz.»[30]
  8. Osman b. AfFan der ki: Resûluîlah bana şöyle buyurdu: «Bir dinarı iki dinara, bir dirhemi de iki dirheme satmayı­nız.»[31]
  9. Atâ b. Yesar’dan: Muaviye b. Ebî Süfyan altın veya gümüş­ten yapılmış su kabım kendi ağırlığından daha fazlası ile satınca Ebu’d-Derdâ:

«— Ben Resûlullah’dan işittim, o böyle yapılmasını yasakladı. Ancak misli misline satılmasına (müsaade buyurdu)» dedi. Bunun üzerine Muaviye:

«— Bunda bir mahzur olduğunu sanmıyorum» deyince, Ebu’d-Derdâ:

«— Bunun yaptığım kınayıp beni destekliyecek yok mu? Ben ona Resûlullah’m söylediğini naklediyorum: O ise bana kendi gö­rüşünü söylüyor. Ben senin bulunduğun yerde kalamam» dedi. Sonra Ömer b. Hattab’ın yanma gitti. Olup bitenleri anlattı. Bu­nun üzerine Ömer b. Hattab, Muaviye’ye: «Bunu misli misline, eşit ağırlıkta satmasını» yazdı.[32]

34-35. Ömer b. Hattab şöyle dedi: «Altını altınla ancak misli misline satınız, bir kısmını diğerine karşı fazla saymayınız. Gü­müşü de gümüşle ancak misli misline satınız. Bir kısmını diğerine karşı “azla saymayınız. Gümüşle altını biri peşin, diğeri veresiye satmayınız. Hatta (müşteri) evine girmek için izin isterse verme. Zira ben sizin faize düşmenizden korkuyorum.»[33]

  1. Ömer b. Hattab der ki: Dinar dinar ile, dirhem dirhem ile ve bir ölçek de bir ölçekle eşit olarak satılır. Bunlardan biri peşin, diğeri veresiye olmaz.
  2. Said b. Müseyyeb’den: «Faiz ancak altın ve gümüş ile yeni­lip içilecek maddelerin Ölçü ve tartıya girenlerinde olur.»[34]
  3. Said b. Müseyyeb: «Yaprak altını altınla ve gümüşü gü­müşle bozarken bir parçayı kesip eksik vermek (faize girdiği için) yer yüzünde fesad çıkarmaktır.[35]

Malik der ki: Külçe veya süs eyşası haline getirilmiş, altını gü­müşle ve gümüşü de altınla tartmadan satın almada bir mahzur yoktur. Ama sayılı dirhemler (gümüş para) ve dinarlar (altın pa­raya gelince bunların miktarlarının bildirilip sayılmadan toptan satılması .caiz değildir. Şayet sayılıp tartılmadan toptan satın alı­nırsa o zaman aldatma gayesi güdülmüştür ve müslümanlara helâl kılınan alış verişlerden değildir. Tartı ile alınıp verilen külçe altın, gümüş, süs eşyası tartılmadan satılabilir. Bunlar kabala satılan buğday, hurma ve diğer kabala satılan gıda maddeleri gi­bidir.

Malik der ki: Biri içerisinde altın veya gümüş bulunan Kur’an-ı Kerim ‘i veya kılına ya da yüzüğü altın ve gümüş para ile satın alırsa bakılır. Satın aldığı şeyin kıymeti üçte iki ve içerisin­deki altın ya da gümüşün kıymeti de üçte bir ise peşin olmak şar­tıyla caizdir.

  1. Sarf (Para Bozdurmak)[36]
  2. Malik b. Evs b. Hadesân en-Nasrî der ki: «Yüz dinarı boz­durmak istedim. Talha b. Ubeydullah bunları almak için beni ya­nına çağırdı. Uzun süren pazarlıktan sonra benden yüz dinarı al­dı, elinde evirdi çevirdi ve «kasadarım Gâbe’den[37] gelinceye kadar bana müsaade et» dedi. Bunu işiten Ömer b. Hattab: «Vallahi onun yanından karşılığını alıncaya kadar ayrılma» dedi, Resûlul-lah: «Altını gümüşle değiştirmek faizdir. Ancak her ikisi de peşin olursa faiz olmaz. Buğdayı buğdayla değiştirmek faiz olur. Ancak peşin olursa faiz olmaz. Hurmayı hurma ile değiştirmek faiz olur. Ancak peşin olursa olmaz. Arpayı ar­pa ile değiştirmek faiz olur. Ancak peşin olursa olmaz, bu­yurdu» dedi,[38]

imam Malik der ki: Biri dinarları (altın paralan) verip dir­hemler (gümüş, paralar) alır, sonra bunlar içerisinde düşük kali­teli dirhem bulunca bunu geri vermek isterse, bu iş temelden bozu­lur. Dirhemlerin tamamını vererek dinarlarını geri alır. Bunun mekruh olmasının delili, Resûlullah’ın: «Altını gümüşle değiş­mek faiz olur. Ancak peşin olursa olmaz» buyruğu ile Hz. Ömer:’in: «Evine girmek için izin istese de verme» sözüdür. Zira pazarlık yerinden ayrıldıktan sonra sadece ayan düşük dirhemi geri verirse, o zaman borçla veya veresiye yapılan pazarlık mesa­besinde olur. Bu sebeple mekruhtur ve ak id temelden bozulur. Ömer b. Hattab altın ve gümüş ile arpa, buğday ve hurma gibi yi­yecek maddelerinin peşinin veresiyesi mukabilinde satılmaması-nı istemiştir. Çünkü bunlarda, aynı cins veya değişik cinsten de ol­sa veresiye ve vade caiz değildir.

  1. Tartarak Altınla Altın Ve Gümüşle Gümüş Alış Verişi
  2. Yezid b. Abdullah b. Kuseyt’tan: « Saîd b. Museyyeb’i altın alış verişi yaparken gördüm. O kendi altınlarını terazinin bir kefe­sine, Öbürleri de diğer kefesine boşaltıyor, terazinin dili denk olun­ca alıp veriyordu.»[39]

îmanı Malik der ki: Bize göre, ağırlıkları eşit ve peşin olmak şartıyla, sayısı farklı da olsa, dinarı dinarla ve dirhemi dirhemle değiştirmekte, mesela on dinar karşılığında onbir dinar almada bir mahzur yoktur.[40]Dirhemler de bu konuda dinarlar gibidir.

imam Malik der ki: Kim altını altınla ve gümüşü gümüşle tar­tarak alır da arada bir miskallik fark olur, bunun değeri kadar arkadaşına gümüş veya başka bir şey verirse bunu almasın. Çün­kü bu çirkindir ve faize götürür.

Bir miskal altının kıymetini almak caiz olunca, o zaman sanki bu­nu müstakil satın almış gibi olur. Böyle olunca alışverişi caiz kıl­mak için, onun miskalin değerinin birkaç mislini alması da caiz olur.

İmam Malik der ki: Müşteriye yanında başka bir şey olmaksı­zın bu bir miskalı tek başına satsa, müşteri daha önce aldığı fıatın onda biri ile de satışı kendisine caiz kılmak için alamaz. Bu, hara­mı helâl kılmaya çare aramadır. Yasaklanmıştır.

imam Malik der ki: Biri tartmak suretiyle kaliteli altınla ve kalitesiz külçe altını karışık olarak verip karşılığında eşit miktar­da insanlar tarafından makbul sayılmayan Küfe altını alsa, bu doğru değildir, mekruhtur.

İmam Malik der ki: Zira kaliteli altın sahibi, bu altını ile bera­ber verdiği külçe altının iyilerini almıştır. Bununla beraber, bunun altınları yine de kalitelidir. Böyle olmasaydı, arkadaşı kendi Küfe altınları ile tartmak suretiyle almazdı. Bu iyi cins üç Ölçek hurmayı, daha iyi kurutulmuş iki buçuk ölçek hurma ile alma gibidir ki, ona bu yaptığın doğru değil, denilince alış verişi caiz kılmak için aldığı hurma karşılığında iki ölçek kaliteli hurma ile bir ölçek kalitesiz hurma verir. (Böylece alınıp verilen hurma üçer ölçek, yani eşit olmuş olur). Bu ise caiz değildir. Çün­kü iyi cins hurma sahibi bir ölçek hurmasını, bir ölçek kalitesiz hurma için vermemiştir. Bilakis bunu kaliteli hurma için vermiş­tir. Yahut da bu, şuna benzer; Birinin diğerine bana iki Ölçek Şam buğdayı karşılığında üç ölçek beyaz buğday sat demesi üzerine öbürü: Bu caiz değildir. Ancak misli misline caiz olur deyince, bu defa alış verişi caiz kılmak için iki ölçek Şam buğdayı ile bir ölçek arpa verir ki bu da caiz değildir. Çünkü pazarlık müstakil olsaydı bir ölçek arpa mukabilinde bir ölçek beyaz buğdayı vermezdi. O bunu Şam buğdayının kalitesinin üstünlüğünden dolayı vermiş­tir. Bu ise caiz değildir. Belirttiğiniz külçe altının durumu da böy­ledir.

İmam Malik der ki: Ancak misli misline satılması caiz olan altın, gümüş ve buğdayın iyi cinslerinin yanında, denkliği sağlı-yarak satışı caiz kılmak ve yasak kılınan şeyi helâl kılmak için, kötü cinslerini de bulundurmak doğru değildir. Böyle yapan,

bununla sattığı şeyin kalitesinin iyi olduğunu belirtmek ister. Halbuki bunun yanında, verdiği kalitesiz şeyi tek başına verse, bunu karşıdaki kabul etmez. O halde, bunu ancak o kaliteli malın hatırı için kabul etmektedir. Ama o kalitesiz buğdayı, başka şekil­de tek başına satsa da iyilerine karıştırmasa, bunda bir sakınca yoktur

  1. Iyne Yoluyla Alış Veriş
  2. Abdullah b. Ömer’den: Resûlullah «Kim herhangi bir gı­da maddesi satın alırsa, bunu teslim almadan başkasına satmasın.» buyurdu.[41]
  3. Abdullah b. Ömer’den: Resûlullah «Herhangi bir yiye­cek maddesi satın alan kimse bunu teslim almadan başka­sına satmasın» buyurdu.[42]
  4. Abdullah b. Ömer’den: «Biz Resûlullah (s.a.v.) zamanında yiyecek maddeleri satın alırdık. Bunu satmadan önce, Resûlullah bize aldığımız yerden başka yere nakletmemizi emreden birini gönderirdi.»[43]
  5. Ömer b. Hattab’m emriyle Hakim b. Hizam insanlar için gıda maddeleri satın aldı ve teslim almadan geri sattı. Bunu işiten Ömer (r.a.) pazarlığı dudurdu ve: «Satın aldığın gıda maddelerini teslim almadan önce satma» buyurdu.[44]
  6. Malik’e şu rivayet edildi: «(Sahilde) Câr deposunda bulu­nan yiyecek maddeleri ile ilgili istihkak bölgeleri Mervan b. Ha­kem zamanında çıkmıştır. İnsanlar da bu belgeleri, yiyecek mad­delerini teslim almadan satarlardı. Bunun üzerine Zeyd b. Sabit ile ashabdan başka biri Mcrvan’ın huzuruna çıkıp: «Sen faizi helâl mı kılıyorsun? Ey Mervan!» dediklerinde, Mervan: «Faizi helâl kılmaktan Allah’a sığınırım. Bu da nereden çıktı?» dedi.

«— Şu belgeler… însalar o belgeleri alıyorlar, daha mallarını teslim elmadan satıyorlar» dediler. Bunun üzerine Mervan, bun­ları takip edecek zabıta gönderdi. Zabıtalar bu belgeleri satın

alanlardan alıp sahiplerine iade ediyorlardı.[45]

  1. Malik’e şöyle rivayet edildi: «Bir adam diğerinden vadeyle buğday satın almak istedi. Bunun üzerine bu kimse müşteriyi ala­rak pazara götürdü. Orada bulunan buğday yığınlarını göstere­rek:

«— Senin için bunların hangisinden almamı istiyorsun?» de­yince, müşteri:

«— Sen bana kendinde olmayan şeyi mi satıyorsun?» dedi ve Abdullah b. Ömer’in yanına geldiler. Abdullah b. Ömer müşteriye:

*— Kendisinde olmayan şeyi bundan alma» ve satıcıya da: «— Kendinde olmayan şeyi satma» dedi.

  1. Yahya b. Saîd’den: Abdurrahman oğlu müezzin Cemil’in Saîd b. Müseyyeb’e şöyle bir sual sorduğunu işittim:

«— Ben devletin Car deposundan insanlara dağıttığı yiyecek maddelerini satın alıyorum. Sonra vade ile geri satmak istiyo­rum.» dedi. Bunun üzerine Saîd:

«— Satın aldığm yiyecek maddelerinin tamamını onlara geri vermek mi istiyorsun?» dedi. Cemil:

«—Evet.» deyince Saîd bunu yasakladı.49

îmam Malik der ki: Bizde ittifakla kabul edilen görüş şudur: Buğday, arpa, yulaf, dan gibi hububattan birini veya nohut, mer­cimek gibi şeylerden birini ya da nebati yağ, tereyağ, bal, sirke, peynir, susam yağı ve süt ve benzeri katıklıklardan birini satın alan kimse, bunları teslim almadan Önce satamaz.

  1. Vadeli Satışı Mekruh Olan Yiyecek Maddeleri
  2. Ebuz-Zinâd’dan: Said b. Müseyyeb ile Süleyman b. Yesâr’dan işittim. Onlar kişinin vadeyle, altın karşılığında buğ­day satıp altını teslim almadan Önce bunun yerine hurma alması­nı yasaklıyorlardı.
  3. Kesir b. Ferkad’den «Ebû Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm’e vadeyle altın karşılığında buğday satıp sonra altını teslim almadan önce yerine hurma alan kimsenin durumunu sordum, O da bunu mekruh görerek yasakladı.»

îbn Şihab’dan da bunun benzeri rivayet edilmiştir.

imam Malik der ki: Said b. Müseyyeb, Süleyman b. Yesâr, Ebû Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm ve îbn Şihab, birinin pa­ra karşılığında buğday satıp, parayı teslim almadan, yerine hur­ma almasını yasakladılar. Ama başka birinden hurma alıp da, hurma sahibinin parasını almak üzere buğday sattığı kimseye gönderse, bunda bir mahzur yoktur.

imam Malik der ki; Ben bu meseleyi ilim sahibi bir çok kimse­ye sordum, bunda bir mahzur görmediler.

  1. Peşin Para İle Sonradan Teslim Edilmek Üzere Gıda Maddeleri Almak[46]
  2. Abdullah b. Ömer der ki: Birinin diğerine peşin para vere­rek kalitesini, fiatmı ve teslim zamanını belirlemek şartıyla gıda maddeleri almasında bir mahzur yoktur. Fakat olgunlaşmamış, başaktaki ekin ile ağaçtaki olgunlaşma belirtileri görülmemiş hurmanın bu şartla alınması caiz değildir.

îmam Malik der ki: Biri peşin para verip teslim zamanını ve fiatını belirleyerek gıda maddeleri satın alsa da, teslim zamanı gelince mal sahibinde, alacağı malı tam bulamayıp pazarlığı bozsa, o takdirde önce vermiş olduğu parasını geri alması gerekir. Parasını teslim almadan önce onun yerine başka bir şey alırsa, o takdirde, daha Önce pazarlık etmiş olduğu gıda maddelerini tes­lim almadan Önce satmış gibi olur.

îmam Malik der ki: Halbuki Resûlullah gıda maddelerinin teslim almadan Önce satışını yasaklamıştır.

îmam Malik der ki: Müşteri pişman olarak satıcıya: «pazarlı­ğı bozalım, sana verdiğim parayı ileride iade edersin (şimdi iste­miyorum)» dese bu doğru değildir. Fukaha bunu yasaklamıştır. Çünkü pazarlığın bozulması şartıyla müşterinin mal sahibindeki alacağını ertelemesi neticesinde, pazarlık yaptığı gıda maddeleri mal sahibine helâl olunca, ileride alınmak üzere parası verilip sa­tın alınan gıda maddelerinin, teslim alınmadan önce satışının da

helâl olması gerekir. (Halbuki her ikisi de caiz değildir,)

îmam Malik der ki: Bunun izahı şöyledir. Malın teslim zama­nı gelip de müşterinin, malı beğenmiyerek daha ileri bir tarihte parasını geri almak istemesi pazarlığı bozmak değildir. Çünkü pazarlığın bozulmasıyla ne satıcıya ne de müşteriye bir fazlalık sağlanır. Müşteri parasınıtmal sahibi de malını olduğu gibi geri alır. Şayet pazarlığı bozmada belirtilen-zamanın ertelenmesi veya taraflardan birinin diğerine pazarlıkta olmayan bir şey vermesi ya da taraflardan birine menfaat sağlanması gibi fazla bir şey olursa buna pazarlığı bozma denilmez. Pazarlığı bozma, akid ta­mamlandıktan sonra olur. Pazarlığı bozmaya, aldığı mala baş­kasını ortak yapmaya ve malı aldığı fiata satmaya, ancak fazlalık eksiklik ve vade olmaması şartıyla müsaade edilmiştir. Bunda fazla, eksik veya vade olursa satış olur. Bu takdirde de alış-verişi helâl kılan bunu da helâl kılar ve alış-verişi haram kılan bunu da haram kılar.

îmam Malik der ki: Şam buğdayı için peşin para ödeyenin, va­deden sonra Mahmule buğdayı almasında bir sakınca yoktur.

İmam Malik der ki: İleride alacağı malın çeşidini belirterek peşin para veren kimsenin, malı teslim alma zamanı gelince, bu­nun iyisini veya düşük kalitesini almasında bir mahzur yoktur. Mesela ileride Mahmule buğdayı almak için peşin para veren kim-senini Şam buğdayı veya arpa alması caizdir. Yine acve (iyi külü?) cinsinden hurma almak için peşin para veren kimsenin seyha.nl veya cem’ (düşük kalite) denilen hurmalardan alması caizdir. Kırmızı kuru üzün için peşin para veren de siyah kuru üzüm ala­bilir.

Bütün bunların caiz olması için teslim zamanının gelmiş ol­ması ve alınacak miktarın önceden tayin edilen ölçeğe eşit olması gerekir.

  1. Yiyecek Maddelerinin Birbirleri İle Eşit Olarak Alınıp Satılması
  2. Süleyman b. Yesâr’dan: Sa’d b. Ebî Vakkas’ın eşeğinin yemi tükenince kölesine:

«— Evden buğday al. Götür, buğday miktarı arpayla değiş, üzerine fazla alma»[47] derdi.

  1. Süleyman b. Yesâr’dan: Abdi Yegûs oğlu Esved oğlu Ab-durrahman, hayvanının yemi tükenince kölesine:

«— Evden buğday al. Sonra da bu buğday karşılığında (pazar­dan) eşit miktarda arpa al.» derdi/’2

  1. îbn Muaykıb ed-Devsî’den de yukardaki hadisin bir benze­ri rivayet edilmiştir.

imam Malik der ki: Bize göre de hüküm böyledir.

Yine îmam Malik der ki: Bize göre Üzerinde ittifak edilen görüş karşılıklı olarak buğdayla buğday ve hurma ile hurma, buğ­dayla hurma ve hurma ile kuru Üzüm, kuru üzümle buğday ve her çeşit gıda maddelerinin ve katıklıkların karşılıklı satışı ancak pe­şin olmaları şartıyla caizdir. Bunların birbirleriyle vadeli değişti­rilmeleri haramdır.

imam Malik der ki: Gıda maddelerini ve katıkları, kendi cins-leriyle farklı olarak satmak caiz değildir. Mesela bir ölçek buğdayı iki ölçek buğday, bir Ölçek hurmayı iki ölçek hurma, bir Ölçek kuru üzümü iki ölçek kuru üzüm karşılığında ve bunlara benzer bütün hububat ve katıkların aynı cinsinin bir ölçeğini iki ölçeği karşılı­ğında peşin de olsa satmak caiz değildir. Çünkü bu, gümüşle gü­müş ve altınla altının değiştirilmesi gibidir. Fazlalık ve vade caiz değildir. Eşit ve peşin olması gerekir.

imam Malik der ki: Yenilip içilecek maddelerden ölçülüp tar-tılabilenler çeşitli sınıflardan olup aradaki farklılık fazla ise, o za­man peşin olarak farklı miktarlarla satışları caizdir. Mesela iki ölçek buğday karşılığında bir ölçek hurma ve iki ölçek kuru üzüm karşılığında birxölçek hurma, yine iki ölçek tereyağ karşılığında bir ölçek buğday almada, peşin olması kaydıyla bir mahzur yok­tur, vadeli olursa caiz değildir.

imam Malik der ki: Miktarı belli olmayan buğday yığınını, birbaşka buğday yığını ile ölçmeksizin değiştirmek caiz değildir. Fakat buğday yığını ile hurma yığınını peşin olarak değiştirmek caizdir. Çünkü hurma karşılığında buğdayı kabala (götürü) satın almada bir mahzur yoktur.

imam Malik der ki: Farklılıkları belirgin çeşitli gıda madde­leri ve katıkların bir kısmının diğeri karşılığında kabala alınma­sı caizdir. Ancak peşin olmaları gerekir. Böyle kabala alınmaları­nın caiz olması bunlardan birinin altın ve gümüşle kabala alın­ması gibidir.

îmam Malik der ki: Mesela gümüşle kabala buğday ve altınla kabala hurma satın alınsa bu helâldir, bir mahzuru yoktur.

îmam Malik der ki: Kim miktarını bildiği buğdayı yığıp bunu müşteriden gizleyerek kabala satarsa caiz değildir. Müşteri ister­se bunu mal sahibine miktarını gizlediği ve aldattığı gerekçesiyle geri iade edebilir. îslâm bilginleri böyle bir satışı yasaklamışlar­dır.

îmam Malik der ki: Biri diğerinden büyük değirmi bir ekmeği iki ekmekle ve büyüğünü küçüğü ile değiştirmek uygun değildir. Ama birbirlerine eşit olduğu biliniyorsa, o zaman tartılmadan da bu şekilde değiştirilmesi caiz olur.

îmam Malik der ki: Bir ölçek sütle bir ölçek kaymağı, iki ölçek kaymak karşılığında satmak doğru değildir. Bu, daha önce belirt­tiğimiz iki ölçek kebîs (lüks kalite) hurma karşılığında satılması gibidir. Zira bunu yapan, iki ölçek kebîs ile üç ölçek acve değiştiril­mek istenmeyince, denkliği sağlayıp alış-verişi caiz kılmak için bir ölçek de adi hurma ilave etmiştir. Süt sahibi de böyledir. Sütle kaymağı, daha fazla kaymak elde etmek için vermiştir.

imam Malik der ki: Buğdayı, un ile eşit olarak değiştirmede bir mahzur yoktur.[48] Şayet Ölçeğin yarısını buğday, yarısını da un doldurup bir ölçek buğday karşılığında verse, daha önce belirtti­ğimiz gibi bu caiz değildir. Çünkü bu durumda, buğdayını kaliteli sayarak ölçeğin yarısını unla doldurmuştur. Bu da caiz değildir.

  1. Yiyecek Maddeleri Satışı İle İlgili Diğer Hadisler
  2. Ebû Meryem oğlu Abdullah oğlu Muhammed’den: Said b. Müseyyeb’e sordum: «Ben Car’daki devlet hazinesinin istihkak belgeleriyle dağıtımı yapılan gıda maddelerini satın alıyorum. Bazen bir dinar yarım dirheme aldığım oluyor. Bu durumda yarım dirhem para yerine, onun değeri kadar gıda maddesini almıyo­rum.» deyince Said: «Hayır eksik alma. Sen dirhem ver, üzerine yi­yecek maddesi al» dedi.
  3. Malik’den rivayet edildiğine göre: Muhammed b. Sîrin «Başaktaki ekini ağarıncaya kadar satmayınız» derdi.

îmam Malik der İd: Bir kimse fiatını belirleyerek vade ile yiye­cek maddeleri satın alsa, teslim zamanı gelince mal sahibi: «Sana vereceğim mal bende yok. Sen bunu bana vade ile geri sat.» dese bu caiz değildir. Çünkü Rcsûlullah (s.a.v.), yiyecek maddelerinin tes­lim almadan önce satışını yasaklamıştır. Zira mal sahibi, önce müşteriye sattığı şeyi vermiş, sonra da müşteri geri kendisine iade etmiştir. O zaman mal sahibinin mal yerine müşteriye verdiği pa­ra ve müşterinin mal sahibinden almadığı yiyecek maddeleri ara­larındaki satışı bozar. Müşteri yiyecek maddelerini geri ona sa­tarsa, teslim almadan Önce satmış olur.

imam Malik der ki: Bir müşteri mal sahibinden bir miktar gı­da maddesi satın alıp da teslim almasa, kendisinin de başka bir alacaklıya aynı miktarda gıda maddesi borcu olsa ve bu alacaklı­yı gıda maddesi salın aldığı kimseye göndererek: «Git, sana vere­ceğim kadar onda alacağım var, bunu ondan al», dese bu caiz de­ğildir. Çünkü satın aldığı şeyi teslim almadan önce satmıştır. Halbuki bu caiz değildir. Resûlullah (s.a.v.) bunu yasaklamıştır. Fakat İslam bilginleri alman mala başkasının ortak yapılması­nın, malın alış fiatına satılmasının ve pazarlığı bozmasının caiz olduğunda görüş birliğine varmışlardır.

îmam Malik der ki: Fakihler,bunu yardımlaşma saymışlar, satış saymamışlardır. Bu, ödünç olarak eksik dirhemler veren kimseye, bu dirhemlerine karşılık tam dirhemlerin verilmesi gibi­dir ki, bu caizdir. Fakat tam dirhemlerle eksik dirhemler satın al­sa, bu caiz değildir. Tam dirhemler ödenmek şartıyla anlaşıp da, kendisi eksik verse caiz olmaz.

  1. İmam Malik der ki: Resûlullah (s.a.v.)’ın Müzâbene alış­verişini yasaklayıp, tahmin ederek yerdeki hurma karşılığında ariyye alış-verişine müsaade etmesi de bunun benzerlerindendir. Bu ikisi birbirinden farklıdır. Çünkü müzâbene satışı, karşılıklı pazarlık ve ticaret esasına dayanır. Ariyye satışı ise, iyilik ve yar­dım esasına dayanır. Bunda karşılıklı menfaat yarışı olmaz.[49]

îmam Malik der ki: Bir kimse, karşılığında ileride gıda mad­desi vermek üzere çeyrek veya üçte bir ya da daha az dirheme gıda maddesi satın alsa caiz değildir. Birinin bir dirhemden az miktar­da paraya vade ile buğday alması, sonra bunu bir dirheme tamamlayarak verip kalan küsuratın karşılığında başka bir şey alması caizdir.

imam Malik der ki: Bir kimsenin diğerine bir dirhem verip sonra ondan dirhemin üçte biri veya dörtte biri ya da belirli küsu­ru karşılığında fiatı belirli mal alması caizdir. Şayet malın fiatı belli olmaz da, parayı bırakan, alacağım günkü fiatına göre alı­rım derse bu caiz değildir. Çünkü bunda aldanılabilir. Zira fiat bazen düşer ve bazen de yükselir. Ayrıca alıcı ile satıcı pazarlık yapmadan ayrılmış olurlar (ki bu da caiz değildir).

îmam Malik der ki: Kim kabala (götürü) buğday satar da ken­disi için ayırmaz, sonra ihtiyaç duyunca bunun bir kısmını geri almak isterse, bu caiz değildir. Ancak kabala satarken, kendisi için üçte bir veya daha azını ayırabilir. Üçte birden fazla olursa, müzâbene ve mekruh olan satış içerisine girer.

  1. İhtikar Ve Malın Pahalanmasını Beklemek[50]
  2. îmam Malik’e şöyle rivayet edildi: Ömer b. Hattab (r.a.) der ki: «Bizim çarşılarımızda ihtikar (karaborsa) yapılamaz. Elin­de fazla mal olan kimseler (fiatı yükseltmek maksadıyla) bize kar­şı ihtikar yaparak mallarını saklamazlar. Fakat yaz-kış dışardan pazara satmak üzere sırtında mal getirenler (alın teriyle çalışan­lar), Ömer’in misafiridirler. Onlar dilediği gibi satar, dilediği gibi elinde tutar.»
  3. Said b. Müseyyeb’den şöyle rivayet edildi: Ömer b. Hattab (r.a.) çarşıda kuru üzüm satmakta olan Ebû Beltea oğlu Hâtıb’a uğradı ve ona:

«—Ya fiyatı artır, ya da çarşımızdan malını kaldır» dedi.[51]

  1. imam Malike Osman b. Allanın ihtikarı yasakladığı riva­yet edildi.
  2. Hayvanın Hayvan Karşılığı Satışı Ve Selem[52]
  3. Hasan b. Muhammed b. Ali b. Ebî Talib’den şöyle rivayet edildi: Ali b. Ebî Talip (r.a.) Usayfir denilen büyük devesini, belli bir zaman sonra alacağı yirmi yük devesine sattı.[53]
  4. Nali’den rivayet edildi ki: Abdullah b. Ömer (r.a.) sahibine Rebeze’de[54]teslim edeceği dört deve karşılığında

bir yük devesi sa­tın aldı.

  1. İmam Malik, îbn Şihab’a: Daha sonra karşılığında iki hay­van vermek üzere bir hayvan satın almanın hükmünü sorduğun­da: «Zararı yok, olabilir.» dedi.

îmam Malik der ki: Bu meselede bize göre üzerinde ittifak edi­len hüküm şudur: Bir deveyi, kendisi gibi bir deve ve üste para ve­rerek peşin olarak almak caizdir. Yine bir deveyi, kendisi gibi bir deve ve üste para vererek, develer peşin, parayı sonradan ödemek üzere almakta da bir mahzur yoktur. Yalnız deveyi, yine deve ve üste para karşılığı, para peşin, deveyi sonradan teslim etmek üze­re almak caiz değildir. Hem para, hem de deve sonradan teslim edilmek üzere alırsa, bu da doğru değildir.

îmam Malik der İd: Her ne kadar aynı cinsten ise de, iyi bir de­veyi, iki veya daha çok deve karşılığı satın almak caizdir.

Birbirlerinden farklı olup, bu fark açıkça görülürse peşinen bir deve verip, belli bir zaman sonra iki deve alınmasında da bir mahzur yoktur.

Eğer birbirlerine benzerler (aralarında fark bulunmazsa), cinsleri değişik olsun olmasın peşinen bir deve verip sonra iki deve alınamaz.

imam Malik der ki: Bunun caiz olmayan şekli, cinsinin iyiliği, yük ve yolculuğa tahammülü hususunda aralarında hiç bir fark olmayan iki devenin bir deveye alınmasıdır. Satın aldığın bir de­veyi bedelini ödemişsen teslim almadan önce başka birisine sata­bilirsin.

imam Malik der ki: Bir kimsenin, herhangi bir hayvanın parasını peşin ödeyip vasfını ve şeklini belirterek selem yoluyla al­ması caizdir. Bu durumda alıcı ve satıcının belirttikleri esaslara uymaları lâzımdır. Halk arasındaki muamele tarzı böyledir. Me­dine ulemasının kanaati de budur.

  1. Hayvan Satışlarında Caiz Olmayan Şeyler
  2. Abdullah b. Ömer (r.a.)’den şöyle rivayet olundu: Resul ul-lah (s.a.v.) gebe devenin karnındaki yavrunun j’avrusunu satma­yı yasakladı. Cahiliye devrinde yüklü devenin karnındaki yavru­yu satmak âdetti. Yine o devirde bir deveyi, karşılığı, devenin kar­nındaki dişi yavru büyüyüp doğurunca teslim etmek üzere alıp sa­tıyorlardı.[55]
  3. Said b. Müseyyeb der kî: Hayvanlarda da faiz yoktur. Hay­vanlarla ilgili üç şey yasaklanmıştır:

1- Gebe develerin karnındaki yavruların satışı,

2- Develerin suîbündeki yavruların satışı,

3- Doğacak olan yavrunun yavrusunun satışı.[56]

İmam Malik der ki: Bir kimsenin daha Önce görmüş ve razı ol­muş olsa bile pazarlık ânında, yanında olmayan bir hayvanı pa­rasını peşin ödeyip satın alması caiz değildir.

imam Malik der ki: Bu mekruhtur. Çünkü satıcı aldığı para­dan faydalanır. Fakat, bu malın müşterinin gördüğü şekilde ka­lıp kalmadığı belli değildir. Bunun için de mekruh olur. Ama vasfı belli olup aynen teslim edilirse bunda bir mahzur yoktur.

  1. Hayvanları Et Karşılığında Satmak
  2. Said b. Müseyyeb’den Resûlullah (s.a.v.)’in hayvanları et karşılığı satmayı yasakladığı rivayet olundu.[57]
  3. Said b. Müseyyeb der ki: Hayvanları et karşılığı, yahut iki koyunu bir koyun karşılığı satmak cahiliye halkının oynadığı ku­marlardan biridir.[58]
  4. Ebuz-Zinad’dan: Said b. Müseyyeb, «Hayvanların et karşı­lığı satılması yasaklandı.» derdi.[59]

Ebu’z-Zinad diyor ki: Said b. Müseyyeb’e sordum: «Bir kimse­nin on koyuna yaşlı bir dişi deve alması hakkında ne dersin?» de­dim. «Eğer onu kesmek için almış ise caiz değildir,» dedi.

Ebu’z-Zinad şöyle anlatıyor: Yetişip görüştüğüm kimselerin hepsi de hayvanların et karşılığı satılmasını yasaklıyorlardı. Bu husus, Ebân b. Osman ve Hişam b. ismail zamanlarında valilerin emirnamelerine yazılıyor, onlar da bunu yasaklıyorlardı.

.

  1. Eti Et Karşılığında Satmak
  2. îmam Malik der ki: Deve, sığır, koyun ve bunlara benzeyen diğer yabani hayvanların eti hakkında bize göre üzerinde ittifak edilen hüküm şudur:

Bunlar misli misline, aynı ağırlıkta ve peşin olmadıkça bir­birleriyle alınıp satılamazlar. Aynı cins ve peşin olmak şartıyla, tartılmadan da satılmasında bir beis yoktur.

îmam Malik der ki: Balık etinin, deve, sığır, koyun ve bunlara benzer diğer yabani hayvanların etine, birini ikiye veya daha faz­laya peşin olarak alıp satmak da caizdir. Eğer bu, araya bir müd­det girecek olursa caiz değildir.

îmam Malik der ki: Ben bütün kuş etlerini, balık ve hayvan et­lerinden farklı görüyorum. Dolayısıyla bunların birbirinden fazla veya eksik olarak peşin alınıp satılmasında bir sakınca görmüyo­rum. Ama bunların hiç birisi veresiye satılamaz.

  1. Köpek Satışından Alınan Para.
  2. Ebu Mes’ud el-Ensarî (r.a.)’den: Resûlullah (s.a.v.) köpek parasını, zaniye kadının mehrini ve kehanet ücretim yasakladı.

Zaniye kadının mehri, zina karşılığı kendisine verilen şeydir. Kehanet ücreti de kâhine verilen rüşvet ve kâhinlik yapması için aldığı maldır.[60]

imam Malik der ki: Saldırgan olsun olmasın köpekten para almayı mekruh görüyorum. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) köpek pa­rası almayı yasakladı.[61]

  1. Selem (Alasıya) Ve Malı Mal Karşılığında Satmak
  2. İmam Malik’e, Resûlullah (s.a.v.)’in, malı sonra teslim edilmek üzere peşin para ödeyerek yapılan alış verişi (Selem’i) ya­sakladığı rivayet edildi.[62]

îmanı Malik bunu şöyle açıklıyor: Bir kimse diğer bir kimseye; senin malını filan zamanda bana teslim etmen şartıyla şu fiyatla alıyorum der ve bu şekilde anlaşacak olurlarsa, bu alış-veriş caiz değildir. Ama bu şartından vazgeçerse caiz olur.

îmam Malik der ki: Keten, Şatavî[63] veya Kasabî[64] bir elbise-

yi îtribî,[65] Kasst[66] veya Ziyka[67] bir elbise ile satın almakta bir mahzur yoktur.

Yine Herevî [68] yahut Merevf[69]bir elbiseyi birYemen çarşafı veya izan ile satın almakta ve bunların birini iki veya üç elbiseye, peşin veya veresiye alıp satmakta da bir mahzur yoktur. Ama bun­lar bir cinsten olursa veresiye alınıp satılmaları doğru olmaz.

îmam Malik der ki: Fakat cinsleri ayrı olur ve aralarındaki fark açıkça görülürse, alınıp satılabilirler. İsimleri değişik olsa bile birbirlerine benzerler, aralarında fark görülmezse, onların ikisi bir elbiseye veresiye alınamaz, mesela iki Herevî elbise bir Merevî veya Kuhf[70] elbiseye yahut iki Furkubf[71] elbise bir Şatavî elbiseye birbirlerinden farklı olmadıkça veresiye alınıp satılamaz.

imam Malik der ki: Satın aldığın bir elbiseyi parasını ödemiş isen, teslim almadan önce başkasına satabilirsin.

  1. Ticaret Mallarında Selem
  2. Kasım b. Muhammed’den şöyle rivayet edildi: Bir adam Abdullah b. Abbas (r.a.)’a: «Selem yoluyla bir parça kumaş satış alan bir kimse, teslim almadan Önce onu satmak istese hükmü ne­dir?» diye sordu, tbn Abbas da: «Bu, gümüşü gümüş karşılığında satmak gibidir» dedi ve bu tarz alış verişi hoş görmedi.[72]

imam Malik diyor ki: Anladığınıza göre, o adam, aldığı malı tekrar satın aldığı kimseye alış fiyatından daha fazlasına satmak istemiştir. Eğer başka birisine satacak olsaydı, bunun bir mahzu­ru olmazdı.

imam Malik der ki: Bize göre köle, hayvan[73] ve diğer mallar­da selem, yapan kimse hakkında ittifak edilen husus şudur: Bun­ların bütün vasıflan bilinerek belli bir zamana kadar selem yapı­lırsa, o zaman gelince, müşteri selem yoluyla satın aldığı malı, tes­lim almadan önce aldığı fiyattan daha fazlasına aynı adama sa­tamaz.

Böyle yaparsa bu faiz olur. Çünkü müşteri sattığı şeye dinar veya dirhem (para) vermiş ise, satıcı bundan faydalanmış olur. Müşterinin teslim almadan önce peşin verdiği fiyattan daha faz­lasına sattığı mal da kendisine kalınca, onun peşin verdiği parayı iade etmekle birlikte, kendi tarafından biraz da fazla vermiş olur.[74]

îmam Malik der ki: Bir kimse vasıfları belirtilen bir hayvan veya mal hakkında belli bir zaman sonra teslim almak üzere peşin olarak altın veya gümüş vermek suretiyle selem akdi yaparsa, bu müşteri o malı (teslim almadan) aldığı kimseye tayin ettikleri za­man gelmeden önce veya geldikten sonra peşin atacağı herhangi bir mal karşılığında satabilir. Bu mal, ne kadar olursa olsun fark etmez.

Ancak selem yapılan mal, buğday (yiyecek) olursa, onu teslim almadan satmak helâl olmaz.

Müşteri, henüz teslim almadığı bu malı başkasına veresiye bı­rakmayıp alacağı peşin altın, gümüş veya herhangi bir mal karşı­lığında satabilir. Eğer veresiye bırakırsa, bu doğru olmaz. Çünkü o takdirde bir adamdaki alacağını diğer birinde olan borcuna sat­mış olur ki, bu da mekruhtur.[75]

îmam Malik der ki: Bir kimse yenilip içilmeyen bir malı selem yoluyla satın alsa, bunu teslim almadan önce para veya mal karşı­lığında başka birisine satabilir. Satın aldığı kimseye satamaz. Ancak veresiye bırakmayıp peşin alacağı bir mal karşılığında olursa satabilir.

îmam Malik der ki: Malın teslim edilme zamanı gelmeden pe­şin alınacak başka bir mal karşılığı eski sahibine tekrar satılma­sında ise bir mahzur yoktur.

îmam Malik der ki: Bir kimse vasıfları bilinen dört elbise için belli bir zaman sonra teslim almak üzere peşin olarak bir miktar dinar veya dirhem verse, zamanı gelince alacağı elbiseleri istedi­ğinde satıcının yanında o vasıflarda elbise bulunmasa da aynı cinsten daha aşağı kaliteli elbiseler bulunsa, satıcı müşteriye sa­na bu elbiselerden sekiz tane vereyim dese, o da, oradan ayrılma­dan bu elbiseleri alsa, bunda bir mahzur yoktur. Eğer bu arada bir müddet girerse doğru olmaz.

Yine tayin ettikleri zaman gelmeden önce böyle yapacak olur­larsa, bu da doğru değildir. Ancak parasını peşin aldığı elbisenin cinsinden bir elbise veremeyen başka bir elbise satacak olursa bu caizdir.

  1. Bakır-Demir Ve Benzeri Madenlerin Satışı
  2. îmam Malik der ki: Bize göre altın ve gümüşün dışında tartı ile satılan bakır ve kurşun çeşitleri, demir, taze olarak kesilip yenilen bitkiler, incir, pamuk ve benzerlerinin peşin olarak aynı cinsten bire iki almakta bir mahzur yoktur.

Yine bir rıtıl[76] demir iki rıiıl demire, bir rıtü bakır iki rıtıl ba­kıra alınabilir.

îmam Malik der ki: Aynı cinsten olursa, bire iki veresiye alın­ması doğru değildir. Ama cinsleri değişir ve bu değişiklik açıkça beli olursa, o zaman iki tanenin bir taneye veresiye alınması caiz­dir.

İsimleri değişik olmakla beraber, kurşun ve ânuk[77], bakır ve şebeh[78]gibi bir sınıf diğer bir sınıfa benzerse, bire iki veresiye alıp satmayı da doğru bulmuyorum.

îmam Malik der ki: Bütün bu sınıflardan satın aldığın şeyi, eğer Ölçerek veya tartarak satın almış isen, teslim olmadan önce başka birisine peşin paraya satmanda bir mahzur yoktur.

Eğer onu Ölçüp tartarak değil de götürü usûlü ile satın almış isen, o takdirde başkasına hem peşin hem de veresiye satabilirsin. Çünkü götürü satın aldığın zaman ödemen gereken şeyi, tartı ile satın aldığında, tartıp da teslim alıncaya kadar ödemen gerek­mez. Bu konuda duyduğum şeylerin bana göre en güzeli budur. Zaten insanların muamelesi de bu şekildedir.

îmam Malik der ki: Bize göre ölçü veya tartı ile satılan usfur (aspur)[79], çekirdek, hayvan yemi olarak ağaçlardan silkelenerek dökülen yapraklar ve keten[80] gibi yenilip içilmeyen şeylerin her

çeşidinden bire iki peşin olanak alınıp satılabilir. Aynı türden veresiye bire iki alınıp satılamaz.

Başka başka türleri birbiriyle bire iki veresiye alıp satmak caizdir. Bütün bu sınıflardan satın alınan şeyi teslim almadan önce parasını peşin almak suretiyle başka birisine satmakta da bir zarar yoktur.

tmam Malik der ki: insanların faydalandığı her şey, hatta küçük çakıl taşları ve kireç bile olsa, bunların birini veresiye iki misline almak faiz olur. Birini bir misline ve yanında başka bir şey ilâve etmek suretiyle veresiye alıp satmak da yine faiz olur.

  1. Bir Pazarlıkta İki Satışın Yasaklığı
  2. îmam Malik1 den: Resûlullah (s.a.v.)’in bir pazarlıkta iki çeşit satışı yasakladığı rivayet edildi.[81]
  3. îmam Malik’den şöyle rivayet edildi: Bir adam diğer biri­ne: «Bu deveyi peşin para ile satın al. Ben de onu senden veresiye satın alayım» dedi. Bunun hükmü Abdullah b, Ömer’den soruldu-

ğunda, onu hoş görmedi ve yasakladı.[82]

  1. imam Malik1 den: şöyle rivayet edildi: Kasım b. Muham-med’e peşin on veya veresiye onbeş dinara bir mal satın alan bir kimsenin durumu sorulduğunda bunu mekruh gördü ve yasakla­dı.

İmam Malik der ki: Peşin on veya veresiye onbeş dinara bir mal satın alan müşterinin, bu iki fiyattan birini ödemesi gerekir. Bu ise doğru değildir. Çünkü on dinarı veresiye bırakacak olursa, belli bir müddet sonra on beş dinar olur. Bu on dinarı peşin ödeye­cek olursa, onunla veresiye bıraktığında ödeyeceği on beş dinarı satın almış olur.[83]

îmam Malik der ki: Bir adam birisinden peşin on dinara veya­hut veresiye vasıfları belli bir koyuna bir mal satın alsa, bu iki be­delden birini ödemesi gerekir. Bu ise mektuhtur.

Çünkü Resûlullah (s.a.v.) bir pazarlıkta iki satışı yasakla­mıştır. Bu alış veriş ae bu kabildendir.

îmam Malik der ki: Bir kimse diğer birisine: Bu on beş sâ acve[84] hurmayı veya on sâ[85] sayhanı hurmasını[86] yahut da onbeş sâ mahmude buğdayı veya on sâ şamiye buğdayı bir dinara sa­tın alıyorum dese bu mekruhtur, helâl olmaz.Çünkü kendisine on sâ sayhanı hurmayı gerekli kılmış iken, onu bırakıyor, on beş sâ acve hurmayı alıyor. Yahut da onbeş sâ mahmule buğdayı alması gerekirken, onu bırakıp on sâ şamiye buğdayı alıyor. Bunların her ikisi de mekruhtur. Böyle bir alış veriş helâl olmaz. Çünkü bu, yasaklanmış olan bir pazarlıkta iki satış yapmaya benzer. Diğer taraftan da aynı cins buğdayın (yiye­cek) iki ölçeğinin bir ölçeğe satılmasına benzer (ki bunlar da ya­saklanmıştır.)

  1. Meçhul Alış Veriş[87]
  2. Saîd b. Müseyyeb’den, Resûlullah (s.a.v.)’in Bey’i gareri (sonucu belli olmayan alış verişi) yasakladığı rivayet edildi.[88]

İmam Malik der ki: Elli dinar kıymetindeki kölesi kaçan veya­hut hayvanı kaybolan bir adama, birisinin «onu senden yirmi dinara alıyorum» demesi de bu kabildendir. Çünkü müşteri onu bulacak olursa, satıcı otuz dinar zarar etmiş olur. Bulamazsa, müşteriden yirmi dinarı boşuna almış olur.

imam Malik der ki; Bunda ikinci bir ayıp daha vardır ki, o da şudur: Bu kaybolan hayvan bulunsa bile kıymetinin artıp, eksile-ceği veya herhangi bir ayıp ortaya çıkıp çıkmayacağı bilinemez. Bu da büyük bir tehlike ve aldanmadır.

îmam Malik der ki: Kadınların (cariyelerin) ve hayvanların karnındaki yavruyu satan almak da bu türden bir alış veriştir. Çünkü doğup doğmayacağı bilinmez. Doğsa bile iyi veya kötü, gü­zel veya çirkin olacağı, tam veya noksan olacağı, erkek veya dişi olacağı da bilinemez.

Ayrıca bütün bunların kararlaştırılan fiyatı başka, kıymetle­ri başka olmakla birbirlerinden farklı (fazla veya eksik) olabilir­ler.

îmam Malik der ki: Dişi bir hayvanı satıp karnındaki yavru­yu satış dışı bırakmak caiz değildir. Mesela, bir adam, diğer biri­ne: »Benim bu sağılır koyunumun kıymeti üç dinardır, ama kar­nındaki yavru bana kalmak şartıyla sana iki dinara satarım» de­se, bu mekruhtur. Çünkü bunda cehalet ve aldanma tehlikesi var­dır. (Doğacak yavru bilinmediği için çekişmeye sebep olabilir.)

îmam Malik der ki: Zeytini zeytin yağına, henüz kabuğunda bulunan toplanmamış taze susamı susam yağına, taze tereyağı eritilmiş sade yağa satmak helâl değildir. Çünkü bu müzabene[89] yani kabala (Ölçüp tartmadan) bir satış olur. Aynı zamanda taneli şeyleri yine onlardan elde edilen bir şey karşılığı satın alan kimse verdiğinden daha az mı, yoksa daha fazla mı çıkacağını bilemez. Bunda da bir aldanma tehlikesi vardır.

İmam Malik der ki: Sorgun [90]Hanesini yine bif tanenin bir ko­ku ile terbiye edilmemiş sade yağına satın almak da meçhul alış­verişten (bey’i garerden)dir. Çünkü sorgun tanelerinden çıkarılan da terbiye edilmemiş bir yağdır.

Fakat sorgun tanelerini kokulandırılmış yağa satmakta bir mahzur yoktur. Çünkü kokulandırılmış olan bu yağ, güzel koku­larla karışır ve eski sadeliği değişikliğe uğrar.

îmam Malik der ki: Bir kimse, diğer birine zararına satma­ması şartıyla bir mal satsa, bu satış caiz değildir. Çünkü bu. işte aldatma olabilir. Bu şu demektir: Satıcı, kâr ettiği takdirde, müş­teriyi o kâr karşılığı kiralamış olur.Eğer o malı ana sermayesine veya noksanına satarsa kendisi­ne bir şey kalmaz, emeği boşa gitmiş olur ki, bu doğru değildir. Bu durumda müşteriye emeği oranında ücret verilir. Bu maldakizarar veya kâr ise satıcıya aittir.

Bu da mal elden çıkıp satıldığında olur. Elden çıkmazsa ara­larındaki alış veriş feshedilir.

imam Malik der ki: Bir adam, başka birisine kesin olarak bir mal satar, sonra müşteri pişman olur ve satıcıya fiyatı biraz düşür der de satıcı buna yanaşmaz, »sen onu sat, zararı sana ait değil» derse, bunda bir mahzur yoktur. Zira bu bir aldatma değil, müşteriye bırakılan bir şeydir. Zaten akitlerini de buna göre yap­mamışlardı. Bu bakımdan caizdir.

  1. Mülâmese Ve Münabeze[91] Yoluyla Satış
  2. Ebû Hüreyre (r.a.)’den: «Resûlullah (s.a.v.) Mülâmese ve münâbeze yoluyla yapılan alış verişleri yasakladı.»[92]

Mülâmese: (durulmuş) bir kumaşı açıp içine bakmadan eliyle dışından yoklayarak veyahut içinde ne olduğunu bilmeden gecele­yin karanlıkta satın almaktır.

Münâbeze ise, satıcı ve müşteriden her birinin düşünüp taşın­madan kendi kumaşım diğerine atarak, bunu şu kumaş karşılı­ğında satıyorum demeleri suretiyle yapılan alış veriştir. îşte ya­saklanan mülâmese ve münâbeze alış verişi budur.

tmam Malik der ki: Ambalajında paketlenmiş bir taylesanı (ulemâ ve ileri gelenlerin giydiği kaftan) veya topunda sanlı bir kumaşı açıp içersine bakmadan alıp satmak, caiz değildir. Böyle bir alış verişte aldanma olabilir. Çünkü bu da mülâmeseden sayı­lır.

îmanı Malik der ki: Dolu çuvalları listeye göre satmak, tayle­sanı (kaftan) ambalajında ve kumaşı top halinde satmak gibi şeylerden farklıdır. Bu fark, yapılmakta olan muamele tarzından, insanlar tarafından bunun bilinmesinden ve bu işi yapanların tatbikatından doğmuştur. Bu, insanlar arasında yapılması caiz olan bir alış veriş ve herhangi bir mahzur görülmeyen bir ticaret şekli olarak devam etmektedir. Çünkü çuvalların açılmadan liste üzerinden satılmasından maksat aldatma değildir. Bu bakım­dan, mülâmeseye benzemez.

  1. Murabaha[93] (Alış Verişte Kâr)
  2. imam Malik der ki: Bizdeki ittifaka göre, bu konuda üze­rinde ittifak edilen husus şudur: Bir kimse bir beldeden aldığı ku­maşı başka bir beldeye getirip orada murabaha ile (kârla) satar­ken komisyon ve ambalaj ücretleri ile kendi masraflarını ve dükkân kirasını alış fiyatına ilâve ederek hesaplayamaz[94] Fakat nakliye ücretini alış fiyatına ilâve edebilir. Yalnız bunda bir kâr aramaz, kârsız olarak ilâve eder.

Ancak satıcı, kendisiyle pazarlık yapan kimseye bütün bu masrafları bildirir, o da bunu öğrendikten sonra hepsinin üzerine satıcıya kâr verirse bunda bir mahzur yoktur.

îmam Malik der ki: Yıkama, dikme, boyama ve benzeri şeyler kumaşla kâimdir. Kumaşta hesaba katıldığı gibi, bunda da kâr hesaba katılır. Eğer satıcı kumaşı satar, bunlardan hiçbir şey açıklamazsa kân da hesaba katamaz. Bu durumda kumaş elden çıkmış ise, taşıma kirası fiyatından sayılır. Ama bu kira üzerine kâr eklenemez. Eğer kumaş elden çıkmamış ise, aralarındaki alış veriş feshedilir. Fakat kendi nzalarıyla anlaşırlarsa, aralarında­ki alış verişleri muteber olur.

İmam Malik der ki: Bir kimse altın veya gümüşle, mesela on dirhemin bir dinar olduğu bir günde, bir mal satın alarak başka bir beldeye getirip veyahut satın aldığı yerde, satacağı günün rayi­ci üzerinden murabaha ile sattığında, eğer o malı dirhem ile satın almış, dinar ile satmış ise veyahut dinar ile almış, dirhem ile sat­mış ise ve mal da henüz elinden çıkmamış ise müşteri muhayyer­dir. Dilerse alır, dilerse bırakır. Eğer mal satıcının elinden çıkmış ise, satın almış olduğu fiyat üzerinden müşteriye kalır ve o fiyat­tan müşterinin kendisine verdiği oranda kâr hesaplanır.

îmam Malik derki: Bir kimse kendisine yüz dinara mal olan bir malı onda bir (%10) kârla satsa sonra bu malın kendisine dok­san dinara mal olduğunu anlasa ve mal da elinden çıkmış (müşte­ri tarafından teslim alınmış) bulunsa muhayyer olur. îsterse malın, kendisinden teslim alındığı günkü kıymetini alır. Ancak, malın kıymeti ilk satışta kararlaştırılan fiyattan fazla olursa, bu fiyattan fazlasını alamaz. Bu da yüz on dinar eder. îsterse de dok­san dinar üzerinden kendisine kâr takdir edilir. Ancak malın ka­rarlaştırılan fiyatı satıldığı günkü kıymetinden aşağı olursa satı­cı kararlaştırdıkları fiyat ile ana parasını ve kârını almak arasın­da muhayyer olur ki bu da doksan dinar eder.

îmam Malik der ki: Bir kimse murabaha ile bir mal satsa ve bu mal bana yüz dinara mal oldu dese, sonra da bu malın yüz yirmi dinara mal olduğu anlaşılsa, müşteri muhayyer olur. îster satıcıya malın teslim aldığı günkü kıymetini öder, isterse de ona verdiği kâr üzerinden neye ulaşırsa onu Öder. Ancak bu, malı satın aldığı fiyattan daha aşağı olursa, o takdirde malın sahibine ka­rarlaştırdıkları fiyattan daha noksan veremez. Çünkü baştan bu fiyata razı olmuştu. Mal sahibi ise, daha fazla talep etmektedir. Aynı zamanda, müşterinin elinde, bu konuda fatura üzerindeki fi­yatı düşüreceğine dair satıcı aleyhinde herhangi bir delil de yok­tur.

  1. Fatura Üzerinden Satış
  2. imanı Malik der ki: Bize göre durum şudur: Bir kaç kişi or­tak olarak bir mal, meselâ bir bez veya ince kumaş satın alır, bunu duyan bir kimse onlardan birine:

«—Filandan satın aldığın kumaşın vasfını ve durumunu öğ­rendim. Senin hissene şu kadar kâr versem bana satar mısın?» de­diğinde:

«— Evet.» der de o kârı verip onun yerine diğerlerine ortak ol­duktan sonra mala bakınca kalitesiz görüp pahalı bulsa bile, be­lirli vasıflar ve fatura üzerinden satın almış ise, bu alış veriş ken­disi için kesinleşmiştir. Muhayyerliği de yoktur.

İmam Malik der ki: Bir kimseye bir kaç çeşit kumaş gelip de alıcılar yanına toplandığında onlara faturasını okuyarak:

«— Her balyada şu kadar Basra çarşafı, şu kadar Sabur çar­şafı var, ölçüsü de şu kadardır.» der, kumaşın cins ve çeşitlerini onlara açıklar ve:

«— Bu vasıflar üzere benden alınız» der, onlar da kendilerine anlatılan vasıflar üzere balyaları alırlar, sonra açınca pahalı bu­lurlar ve pişman olurlarsa bile, eğer satılan şey faturaya uygun ise buna uymaları lâzımdır, cayamazlar. Bu insanların tatbik ettiği muamelelerdendir. Mal faturaya uygun olup , muhalif bulunma­dığı zaman aralarında bunu caiz görüyorlar.

  1. Alış Verişte Muhayyerlik
  2. Abdullah b. Ömer’den: Resûlullah (s.a.v.) Şöyle buyur­muştur: «Alıcı ve satıcıdan her biri diğerine karşı, birbirle­rinden (satış meclisinden) ayrılıncaya kadar muhayyer­dirler. Ancak muhayyer alıp üzerinde anlaştıkları süreye kadar muhayyerlikleri devam eder.»[95]

îmam Malik der ki: Bizde bunun belli bir hududu, bilinen bir tarifi yoktur. Buna göre herhangi bir muamele de yapılmamakta­dır.[96]

  1. Abdullah b. Mes’ud (r.a) der ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurdu: «Her ne zaman iki kişi alış veriş yaparlarsa, söz satıcının sözü olur. Yahut da bu alış verişten vaz geçerler.»[97]

îmam Malik der ki: Bir kimse başka birisine bir mal satsa ve satışın kesinleşmesi esnasında: «Bunu sana filan kimse ile istişa­re etmek üzere satıyorum. Eğer razı olursa, alış verişimiz tamam­dır. Razı olmazsa, aramızda bir alışveriş yoktur» dese ve bunun üzerine anlaşsalar, sonra müşteri, satıcının o kimseyle istişare etmesinden önce pişman olsa, her ikisi hakkında da bu alış veriş belirttikleri vasıflarda kesinlik kazanır. Müşteri için de bir mu­hayyerlik kalmaz. Satıcının şartları ile kabul etmek isterse, aynen geçerli olur.

îmam Malik der ki: Bir kimse diğer birisinden bir mal satın aldığında fiyat hususunda ihtilafa düşseler, mesela satıcı:

«— Onu sana on dinara sattım» dese, müşteri de:

«—Hayır, ben senden beş dinara aldım» dese bu durumda sa­tıcıya: «îster o malı müşteriye dediği fiyatla ver, ister malını kendi dediğin fiyattan (on dinardan) başka bir fiyata satmadığına dair yemin et.» denir. Eğer yemin ederse bu defa müşteriye: «Ya satıcı­nın dediği fiyatla al, ya da dediğinden (beş dinardan) başka bir fi­yatla almadığına yemin et,» denir. O da yemin ederse, mal ile bir ilgisi kalmaz. Çünkü onların her biri diğerine karşı hak iddia et­miş olur[98]

  1. Borç Ve Faiz
  2. Seffah’ın azatlı kölesi Ebu Salih şöyle anlatıyor: Dâr-i Nahle[99] ahalisine veresiye bir kumaş sattım. Sonra oradan çıkıp Küfe’ye gitmek istediğimde bana paranın bir kısmım düşürmemi ve bu indirimden sonra geri kalanı da ödeme zamanı gelmeden Ön­ce ödemeyi teklif ettiler. Bunu Zeyd b. Sabit (r.a.)’e sordum. O da:

«— Bu parayı yemene ve başkalarına yedirmene hükmede-mem» dedi.[100]

  1. Abdullah b. Ömer (r.a.)’den: Bir kimsedeki vadeli alacağı­nın bir kısmını düşürüp diğer kısmını vaktinden önce alan bir adamın durumu kendisinden sorulduğunda bunu hoş görmedi ve yasakladı.
  2. Zeyd b. Eslem’den: Cahiliye devrinde faiz şöyle olurdu: Bi­risinde vadeli bir alacağı olan kimse, alacağının zamanı gelince borçlusuna:

«— Borcunu ödeyecek misin, yoksa arttıracak mısın?» derdi. Verirse alır, veremezse alacağının üzerine faiz ilâvesiyle bir müd­det daha ertelerdi.

îmam Malik der ki: Bu hususta bize göre ihtilafsız mekruh olan, birisinde alacağı olan bir kimsenin, alacağının bir kısmın­dan vaz geçmesine karşılık borçlunun geri kalan kısmı zamanı gelmeden ödemesi şeklindeki durumdur. Çünkü bu, ödeme zama­nı geldikten sonra alacağını tehir etmesi ve borçlunun da ona da­ha fazla ödemesi mesabesindedir. Bu ise hiç şüphesiz doğrudan doğruya faizdir.

imam Malik der ki: Bir kimsenin diğer birinde vadeli yüz di­nar alacağı olsa, zamanı gelince borçlu, ona:

«— Bana peşin fiyatı yüz dinar olan bir malı yüz elli dinara vadeli olarak sat» dese, bu alış veriş doğru olmaz. İlim adamları bunu yasaklıyor.

tmam Malik der ki: Bu, mekruhtur. Çünkü bu durumda borç­lu, alacaklıya sattığı şeyin bedelini, o şeyin aynıyla ödemiş, ala­caklı da ilk yüz dinarı ikinci bir müddet için tehir etmiş, bu tehiri sebebiyle elli dinar daha alacağına eklemiş olur ki, bu mekruhtur, doğru değildir.

Bu aynı zamanda Zeyd b. Eslem’in cahiliye devrindeki alış ve­rişler hakkında rivayet ettiği hadise benzemektedir. Onlar ala­caklarının zamanı gelince borçluya:

«— Ya borcunu öde, ya da artır (faiz ver)» derlerdi. Eğer öderse alırlar, ödeyemezse alacakları miktarı artırırlar, müddeti uzatır­lardı.

  1. Borç Ve Havale[101]
  2. Ebû Hüreyre (r.a.)’den şöyle rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.) «Zengin kimsenin borcunu sebepsiz yere geciktir­mesi zulümdür. Herhangi biriniz (alacağının ödenmesi için) zengin birisine havale edildiğinde bunu kabul etsin.»

buyurdu.[102]

  1. Musa b. Meysere’den şöyle rivayet edildi: Bir adam Said b. Müseyyeb’e sordu:

«— Ben borçla satış yapan bir kimseyim (ne dersin)?» Said b. Müseyyeb de:

«— Teslim alıp sahip olmadığın bir şeyi satma» dedi.

imam Malik der ki: Bir kimse başka birisinden belli bir za­man sonra teslim almak üzere bir mal satın alsa —ki bu zaman şartı ya o malın pazarlarda revaç bulması ümidiyle, yahut da bu zamana ihtiyaç olduğundan olabilir— sonra satıcının bu tayin et­tikleri zamana muhalefetinden dolayı müşteri o malı satıcıya iade etmek istese, bunu yapamaz. Bu alış verişe uyması gerekir. Ama satıcı, bu malı, tayin ettikleri zaman gelmeden önce getirse, müşte­ri onu almaya zorlanamaz.

imam Malik der ki: Bir kimse bizzat kendisi ölçerek bir miktar buğday satın alsa, sonra ondan satın alacak biri geldiğinde kendi­sinin ölçerek teslim aldığını bildirse, ikinci müşteri de onu tasdik ederek aynı ölçü ile almak istese, bu şekilde peşin yapılan satışta bir mahzur yoktur. Fakat vadeli olursa, ikinci müşteri de kendisi

için ölçüp almadıkça mekruhtur.

Bunun vadeli olduğunda mekruh oluşu, faize götüreceğinden ve bunun ölçüsüz, tartısız bir satış şekline dönüşeceği korkusun­dan dolayıdır. Bu bakımdan vadeli olduğunda mekruh oluşu hu­susunda bize göre ihtilaf yoktur.

îmam Malik der ki: Borçlunun ikrarı olmadıkça huzurda bu­lunan ve bulunmayan hiç bir kimsenin alacağı devralınamaz. Yi­ne mal bıraktığını bilse bile, ölünün alacağı da devralınamaz. Bunda bilinmezlik vardır. Çünkü (borçlunun bizzat ikrarı olma­dan) alacağını tam olarak tahsil edeceği bilinemez. Bunun mek­ruh oluşunun sebebi, esas borçlunun ikrarı olmadığı için, gaib ve­ya ölünün alacağının miktarı kesin olarak bilinemez. Ölen kimse­nin borcu çıkarsa, verdiği para boşa gider. (Çünkü ölünün bıraktı­ğı mallardan önce borçları ödenir, ona bir şey kalmayabilir.) Bun­da başka bir ayıp daha vardır ki, o da şudur: Kendisi için garanti­si olmayan bir şeyi devralmış olacağından tahsil edemezse, parası boşa gitmiş olur. Bu ise bir belirsizliktir, caiz olmaz.

îmam Malik der ki: Kişinin yanındaki bir şeyi satması ile aslı yanında olmayan bir şey vasıtasıyla borç vermesi arasında fark vardır.

Îyne [103]sahibi yanındaki para ile birine eşya alarak faiz elde etme maksadıyla şöyle der: îşte on dinar (ilerde karşılığında bana on beş dinar ödemen üzere) bununla sana ne satın almamı istiyor­sun? Bu adam elindeki on dinarı nakden vererek ilerde faiziyle birlikte on beş dinar almış gibi olur. Bu caiz değildir. Zira dolaylı yoldan faiz olur.

  1. Şirket, Tevliye Ve İkale[104]
  2. îmam Malik der ki: Çeşitli sınıflardan toplu olarak kumaş satan bir kimse, süs ve istemeleriyle bir miktar kumaşı istisna et­se, eğer bundan süs ve desenleri seçmeyi şart koşmuş ise, bunda bir mahzur yoktur. Eğer istisna ettiği zaman seçmeyi şart koşmamış ise, kendisinden satın alınan kumaş sayısında ortak olur.[105] Bu­rada iki elbisenin süs ve desenleri bir olmakla beraber kıymetleri farklı olabilir.

îmam Malik der ki: Bize göre, yiyecek ve diğer şeylerde, teslim alınsın veya alınmasın peşin olup kâr ve noksanlık bulunmadığı ve paranın ödenmesi tehir edilmediği müddetçe şirket, tevliye ve ikale yapmakta bir mahzur yoktur.

Eğer bu araya bir kâr veya noksanlık girerse veyahut onlar-dan (alıcı ve satıcıdan) biri ödemesi gereken şeyi tehir ederse, bu bir satış olur. Alış verişi helâl kılan şey onu da helâl kılar, alış

verişi haram kılan onu da haram kılar. Bu ne bir şirket, ne bir tev-liye ve ne de bir ikaledir.

îmam Malik der ki: Bir kimse bir mal, meselâ bir bez veya ince kumaş satın alsa, sonra başka birisi ona ortak olmak istese, o da kabul etse ve malın sahibine beraberce parayı ödeseler, sonra bu mal herhangi bir sebeple ellerinde telef olsa, ortak olan, kendisini ortak edenden parasını alır. O da malı satandan bütün parayı is­ter. Ancak ortak eden kimse, satış esnasında ve ilk satışıyla pazar­lık anında ve bu ihtilaftan önce ortak ettiği kimseye, «Senin taah­hüdün mesuliyetin, benim satın aldığım kimse üzerindedir» diye şart koşarsa, bu da sahihtir. Bu ihtilaf ortaya çıkıp ilk satıcıya ulaşınca, artık diğerinin şartı batıldır. Kusur kendisine aittir.

Bir kimse diğer birine: “Bu malı ikimizin arasında müşterek olmak üzere satın al ve benim adıma da parayı öde. Ben de onu sa­na satarım» dese, bu doğru olmaz. Çünkü böyle söyleyince o malı satmak üzere onunla selem yapmış olur. Eğer o mal helak olsa ve­ya elden çıkıp gitse parayı ondan alır. Bu da menfaat getiren bir selem sayılır.

îmam Malik der ki: Bir kimse bir mal satın alsa, sonra başka birisi ona: «Bu malın yarısına beni ortak et, ben de senin için onun tamamını satayım» dese, bu helâl olur, bir mahzuru olmaz. Çün­kü bu yeni bir alış veriştir. Burada müşteri, diğer yarısını kendisi için satması şartıyla malın yarısını ortağına satmış olmaktadır.

  1. Borçlunun İflas Etmesi[106]
  2. Ebû Bekr b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam’dan: Resûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Herhangi bir kimse bir mal satar, o malı satın alan kimse iflas eder ve malı satan onun bedelin­den hiç bir şey almamış olur da o malı aynen bulursa alabi­lir. Eğer malı satın alan kimse Ölürse burada mal sahibi di­ğer alacaklılar gibidir.»[107]
  3. Ebu Hureyre (r.a.)’den şöyle rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.) «Herhangi bir kimse iflas eder de (alacaklılarından) biri malını aynen bulursa, o malda hak sahibi obuaya baş­kalarından daha lâyıktır.» buyurdu.[108]

îmam Malik der ki: Bir kimse diğer birine (veresiye) bir mal satsa da müşteri iflas etse, satıcı malını aynen bulursa alır. Müş­teri malın bir kısmını satmış ve ayırmış olsa bile, malın sahibi onu almaya diğer alacaklılardan daha layıktır. Müşterinin o malı bölmesi, bulduğunu aynen almasına mani olmaz. Sattığı malın bedelinden bir miktar almış olsa da, onu geri verip malından bul­duğunu alır. îsterse, bulamadığı kısımda diğer alacaklılarla be­raber hak sahibi sayılır.

îmam Malik der ki: Bir kimse herhangi bir mal, meselâ bir ip­lik, bir meta, (yiyecek ve giyecek gibi şeyler) veya bir parça arsa sa­tın alsa, sonra bu satın alınan şey üzerinde bir iş, meselâ arsaya bir bina yapsa veya iplikten kumaş dokusa, sonra da iflas etse ve arsanın sahibi, «ben arsa ile üzerindeki binayı alacağım» dese, bu­nu yapamaz. Fakat arsaya ve müşterinin orada yaptığı şeylere kıymet konur. Sonra, arsanın ve binaların kıymetinin ne olduğu araştırılır. Bu belirlendikten sonra, onlar da ortak olurlar. Arsa sahibinin hissesine düşen kendisinin, binalara düşen de diğer alacaklıların olur.

îmam Malik der ki: Meselâ, bunların hepsinin kıymeti bin beşyüz (1500) dirhem olup, beşyüzü arsanın, bini de binaların de­ğeri olsa, üçte biri arsa sahibine, üçte ikisi de diğer alacaklılara kalır.

îmam Malik der ki: îplik ve benzerleri de böyledir. Onlarda da böyle bir değişiklik yapılır da müşteri borçlanır ve ödeyemezse, ay­nı muamele burada da yapılır.

îmam Malik der ki: Satılan malda müşteri herhangi bir şey yapmaz. Fakat bu mal revaç bulur, fiyatı yükselmiş olur da sahibi onu almak ister, diğer alacaklılar da sahibine verilmesini iste­mezlerse, bu durumda alacaklılar, ya mal sahibine sattığı fiyat­tan noksansız bedelini ödeyip malı alırlar, yahut da malı ilk sahi­bine teslim ederler.

Eğer malın fiyatı düşmüş ise, satan kimse iki şey arasında muhayyer olur. Ya malını alır, üstüne bir şey istemez; Yahutda di­ğer alacaklılarla beraber hissesine düşeni alır.

îmam Malik der ki: Bir kimse (veresiye) bir cariye veya bir hayvan satın alsa ve bu aldığı (cariye veya hayvan) yanında do­ğurduktan sonra iflas etse, cariye yahut hayvan yavrusuyla birlik­te satıcıya kalır. Ancak diğer alacaklılar kendilerinde kalmasını isterlerse, satıcının hakkını tam olarak vermeleri gerekir.

  1. Borçlarla Caiz Olan Şeyler
  2. Resûlullah (s.a.v. )’in azatlı kölesi Ebû Râfi’den (r.a.) şöyle rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.) genç bir deve borç aldı. Nihayet kendisine zekat malından bir sürü deve geldi.[109]

Ebu Râfî’ diyor ki: Resûlullah (s.a.v.) bana, O adama genç devesini vermemi emretti. Ben de:

«— Develer arasında yedi yaşında iyi bir deveden başka bir deve bulamadım» dedim. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):

«— Onu o adama ver. Çünkü insanların en hayırlısı, verirken en çok ihsan edendir.» buyurdu.[110]

  1. Mücahid’den şöyle rivayet edildi: Abdullah b. Ömer (r.a.) bir adamdan birkaç dirhem borç aldı. Sonra o borcu daha iyi dir­hemlerle Ödedi. Adam: «Ey Ebu Abdurrahman! bunlar, benim sa­na verdiğim dirhemlerden daha iyi.» dedi. Abdullah b. Ömer: «Bili­yorum, fakat gönlüm böyle istedi» dedi.[111]

îman Malik der İd: Altın, gümüş, yiyecek veya hayvan borç ve­ren kimse eğer aralarında bir şart veya âdet yoksa, verdiğinden daha iyisini alabilir. Eğer böyle bir şart, bir vâ’d veya âdet olursa bu mekruhtur, caiz değildir.

îmam Malik der ki: Çünkü Resûlullah (s.a.v.) borç aldığı genç devenin yerine yedi yaşında daha iyi bir deve verdi. Abdullah b. Ömer (r.a.) de borç aldığı dirhemlerden daha üstününü verdi. Eğer bu borç alanın gönlünden gelir, herhangi bir şart, bir vad ve bir anlaşma olmazsa helâl olur, bir mahzuru yoktur.

  1. Borçlarda Caiz Olmayan Şeyler
  2. îmam Malik’e şöyle rivayet edildi: Ömer b. Hattab (r.a.) bir kimsenin, başka bir beldede almak üzere diğer birisine yiyecek borç vermesini hoş görmedi. «Onun nakliye masrafı nerede?» de­di.[112]
  3. îmam Malik’e şöyle rivayet edildi: Bir adam Abdullah b. Ömer (r.a.)’e gelerek şöyle dedi:

«— Ey Ebu Abdurrahman[113], ben bir adama borç verdim ve verdiğimden daha fazla vermesini şart koştum». Abdullah b. Ömer (r.a.):

«— Bu, faiz olur,» dedi. Adam:

«— Bana nasıl yapmamı emredersin, ey Ebu Abdurrahman?» deyince Abdullah b. Ömer (r.a.):

«— Borç vermek üç şekildedir:

1- Allah rızası için borç verirsin. Allah senden razı olur, sana sevap verir.

2- Arkadaşım razı etmek için borç verirsin. O zaman da arka­daşın senden hoşnud olur.

3- Helâl malınla haram mal almak için borç verirsin ki bu da

faiz olur.»

Adam:

«— Ey Ebu Abdurrahman, bana nasıl yapmamı emredersin?» dediğinde Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle cevap verdi:

«— (0 şartın yazılı olduğu) sahifeyi yırtmanı (yani o şartı iptal etmeni) tavsiye ediyorum. Sana verdiğin kadar öderse, onu kabul et. Verdiğinden az verirse, onu aldığında ecir ve sevap kazanırsın. Eğer kendi isteğiyle senin verdiğinden daha fazla verirse, bu da sana bir teşekkür olmuş olur. Yine ona borç verip de mühlet tanı­manın ecrini ve sevabını almış olursun.»

  1. Nafizden Abdullah b. Ömer’in (r.a.) şöyle dediği rivayet edildi: «Her kim bir borç verirse onun aynen ödenmesinden başka bir şey şart koşmasın.»
  2. İmam Malik’den: Abdullah b. Mesud (r.a.)’un şöyle dediği rivayet edildi: «Her kim bir borç verirse, ondan daha fazla almayı şart koşmasın. Bu fazlalık bir tutam ot bile olsa faizdir.»

îmam Malik der ki: Bize göre üzerinde ittifak edilen husus şu­dur: Bir kimsenin belirli vasıf ve suretlerle bir hayvanı borç alma­sında bir mahzur yoktur. Onun gibi bir hayvan ödemesi gerekir. Ancak borç alınmak istenen cariye olursa, bu hususta helâl olma­yan bir şeyi helâl saymaya vesile olmasından korkulur, doğru ol­maz. Yani bir kimsenin bir cariyeyi borç alıp onunla cima ettikten sonra aynı cariyeyi sahibine iade etmesi doğru olmaz. Bu helâl de­ğildir, îlim adamları bunu yasaklıyor ve hiç kimseye bu hususta ruhsat vermiyorlar.[114]

  1. Pazarlık Ve Alış Verişte Yasaklanan Şeyler
  2. Abdullah b. Ömer (r.a.)’den: Resûlullah (s.a.v.): «İçiniz­den hiç kimse başkasının satışı üzerine satış yapmasın» bu­yurdu.[115]
  3. Ebû Hureyre (r.a.)’den: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Satış için pazara mal getiren kimseleri yolda (pazara girip fiyatları öğrenmeden mallarını almak için) karşılamayı­nız. İçinizden hiç kimse başkasının satışı üzerine satış yap­masın. Bir malı satın almak istemediğiniz halde, müşteri kızıştırmak için fiyat artırmaymız. Şehirde oturan bir kimse bir bedevi (kırlarda ve vanalarda oturan) adına satış yapmasın.[116] Develerin ve koyunların memesinde (müşte­rinin büyük görmesi ve çok zannetmesi için) sütü sağıla­cak şekilde hazır bırakmayınız. Bir kimse bu şekilde bir hayvan alsa, onu sağıp durumu anladıktan sonra iki şey­den birini seçebilir: Ya olduğu gibi kabul eder, yahut da bir sâ’ hurma ile birlikte geri verir.[117]»[118]

îmam Malik der ki: Resûlullah (s.a.v.)’in:

«— İçinizden hiç kimse başkasının satışı üzerine satış yapmasın» sözünün tefsiri şudur; Satıcının, pazarlık yapmakta olduğu müşteriye yönelip, parayı tahsil şartlarını, malın ayıpsız oluşunu ve onu satmak istediğini gösteren diğer şeyleri saymaya başladığı sırada, başka bir kimsenin gelip müslüman kardeşinin pazarlığı üzerine yeni bir pazarlık yaparak o malı almak istemesi­dir, îşte yasaklanan budur. Yoksa satışa arzedilen ve bir çok kim­se tarafından pazarlığı yapılmakta olan bir mal hakkında pazar­lığa iştirak etmede —ki bu açık artırma olur— bir sakınca yoktur. Eğer pazarlığa katılan insanlar onu ilk pazarlık yapan kimseye bırakırlarsa, o mal batıla benzer bir fiyatla alınmış ve satıcıların malına mekruh karışmış olur. Bize göre hüküm böyledir.

  1. Abdullah b. Ömer (r.a.)’den: Resülullah (s.a.v.) Neceşi (alı­cı olmadığı halde alıcı gibi davranarak malın fiyatını yükseltmeyi) yasakladı.[119]

imam Malik der ki: Neceş: Niyetin satın almak olmadığı hal­de başkalarının da sana uyarak yüksek fiyat vermesi için satıcının malına kıymetinden daha fazla fiyat ver mendir.[120]

  1. Alış Veriş Hakkındaki Dıger Hadisler
  2. Abdullah b. Ömer (r.a.)’den: Bir adam[121] Resûlullah (s.a.v Je alış verişte aldandığını anlatınca, Resûlullah (s.a.v.):

«—Alış veriş yaptığın zaman: Aldatma[122] yok, de» buyur­du.

îmam Malik der ki: Bu adam alış veriş yaparken: «Aldatma yok» derdi.[123]

  1. Said b. Müseyyeb der ki: Ölçü ve tartıya riayet edilen bir yere geldiğin zaman, orada uzun zaman ikamet et, ölçü ve tartının noksan yapıldığı bir yere geldiğin zaman ise orada fazla durma.[124]
  2. Muhammed b. Münkedir der ki: «Allah, satarken az bir kâra razı olan, alırken parayı gönül hoşnutluğuyla veren, borcunu çabuk ödeyen ve borçlusunu sıkıştırmayan insanları sever.»[125]

imam Malik der ki: Bir kimse deve, koyun, kumaş, köle veya sayı ile alınıp satılan başka bir malı götürü usulü ile satın ala­maz.[126]

îmam Malik der ki: Bir kimse, başka birisine fiyatını tayin edip, kendisi adına satması için bir mal vererek: «Eğer bunu söyle­diğim fiyattan satarsan, sana bir dinar —veya aramızda karar­laştırılacak başka bir şey— vereceğim. O fiyata satamazsan hiç bir şey vermem» dese bunda bir mahzur yoktur. Satacağı fiyatı ve bu satış için vereceği ücreti belirlemiş ise, diğeri de aynı fiyattan satınca o ücreti alır. Satamazsa bir şey alamaz.

imam Malik der ki: Yine bir kimsenin diğer bir kimseye: «Be­nim kaçan kölemi veya devemi yakalayıp getirebilirsen, sana şu kadar ücret veririm» demesi de böyledir. Bu bir ücrettir. Yoksa o adamı kiralama değildir. Eğer kiralama olsaydı, kaçanı yakala­yamayınca ücret vermemesi doğru olmazdı.

îmam Malik der ki: Fakat bir kimseye mal verilip de, «— Bunu sat, her dinar için sana şu kadar ücret veririm» denilse, bu caiz de­ğildir. Çünkü malın fiyatından düşecek her dinar, onun alacağı ücretin de düşmesi demektir. Bu da ne alacağını bilemeyeceği için bir belirsizlik vardır.[127]

İmam Malik’in caiz görmediği husus, ekseriyetle az olduğu için kolayca sayılabilen, ölçü ve tartı ile takdir edilemeyen şeylerdedir. Yoksa Ölçü ve tartı ile satılan şeyleri götürü satmak da caizdir. (Bâcî, el-Münteka; c. 5, s. 110).

Ebû Hanife’ye göre, Mesela bir sürü koyunun her biri şu fiyata veya bir top kumaşın her metresi şu fiyata diyerek satmak fasittir. Yalnız bu mese­le, kumaşın baş tarafı ile son tarafının kıymeti birbirinden farklı olduğu takdirde böyledir. Farklı olmazsa, Ebû Hanife’ye göre, yalnız bir metresi için caizdir, imam Muhammed ile Ebû Yusuf a göre ise, hepsi için geçerli­dir. Diğer üç mezhep imamına göre de hüküm aynıdır. Koyun meselesine gelince, aynı mecliste koyunların sayısını öğrense bile, Ebû Hanife’ye göre sahihe dönüşmez, fasit olarak kalır. Ama müşteri ve satıcı her ikisi de razı olursa, teâtî (konuşmadan alıp vermek) suretiyle alış veriş akdi gerçekle­şebilir. Sayı ile satılan şeylerde de hüküm aynıdır. îmam Muhammed ve Ebû Yusuf a göre ise, bunların hepsi caizdir. Çünkü bu husustaki cehaleti ortadan kaldırmak, müşteri ile satıcının elindedir, (îbn Abidîn, Reddül-Muhtar, c. 4, s. 540, îbnu’I-Humam, Fethül-Kadir, c. 5, s. 475

  1. îmam Malik, Ibn Şihab’a;

«— Bir kimsenin bir hayvanı kiralayıp da sonra daha fazla bir ücretle başkasına kiraya vermesi hakkında ne dersin?» deyi sor­du. O da:

«— Bunda bir mahzur yoktur» dedi.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem

Alış Veriş Bölümü – Muvatta

Muvatta – İmam Malik | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.