Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 19°C

99 – Zilzal Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

İbn Abbas ve Katade’nin görüşüne göre Medine’de inmiştir. İbn Mesud, Ata ve Cabir’in görüşüne göre ise Mekke’de inmiştir. Dokuz âyettir.

99 – Zilzal Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

Zilzal Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi Tefsiri )

Rahman Ve Rahim Allah’ın Adı Île

İlim adamları dedi ki: Bu sûrenin fazileti pek büyüktür. Pek büyük husus­ları ihtiva etmektedir. Tirmizî’nin, Enes b. Malik’ten rivayetine göre şöyle de­miştir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: “Her kim “izâ ziilzilet:yer… sarsıldığı zaman” Sûresi’ni okursa bu onun için Kur’ân’ın yarısına denk gelir. Kim de “Kul yâ eyyuhel kâfinin: De ki: Ey kâfirler (Kâfirun) Sûresi’ni okursa, bu onun için Kur’ân’ın dörtte birine denk gelir. Kim de: “Kul huvallahu Ehad (İhlas Sûresi)”ni okursa bu da onun için Kur’ân’ın üçte birine denk gelir,” (Tirmizî) dedi ki: (Bu) garib bir hadistir. Bu hususta İbn Abbas’tan gelmiş rivayet de vardır[2]

Ali (r.a)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: “Kim “îzâ zülzilet” (Sûresi’n)i dört defa okursa Kur’ân’ı tamamen okumuş kim­se gibi olur.”[3]

Abdullah b, Amr b. el-Âs dedi ki: “îzâ zülzilet” inince Ebu Bekir ağladı, Peygamber (sav) şöyie buyurdu: “Eğer sizler küçük ve büyük günah işleyip, Allah’ın da size mağfiret etmesi olmasaydı, (Allah) küçük, büyük günah iş­leyip, Allah’ın kendilerine mağfîret edeceği bir ‘”‘namet yaratırdı elbette. Çünkü şüphesiz ki O, Gafurdur, Rahimdir.”[4]

  1. Yer, kendine has bir sarsıntı ile sarsıldığı zaman,

Kökünden hareket ettirildiği zaman, demektir. İkrime, îbn Abbas’tan böylece rivayet etmiştir. Şöyle dermiş: Birinci üfüıüşte yeri sarsıntıya uğra­tacaktır. Mücahid de böyle demiştir. Çünkü yüce Allah: “O gün sarsan sar­sacak, arkasından onu Radife izleyecek” (en-Naziat, 79/6-7) diye buyurmak­tadır. Daha sonra ikinci defa sarsılacak içindeki ölüleri dışarı çıkartacaktır. “Ağırlıkları” (2. âyet) bunlardır. (Zilzâl) mastann(ın) zikredilmesi tekid içindir, sonra bu mastar yere izafe edilmiştir. “( ^k -i4wV): Şüphesiz sana, sana ait olan bağışını vereceğim” demeye benzer ki, benim sana vereceğim bağışı vereceğim demektir. Böyle bir izafetin güzel görünmesi ise, bundan sonraki âyet sonlarının da buna benzemesidir.

Bu kelime genel olarak “zilzafden gelen bir lafız olarak “ze” harfi kes-reli okunmuştur. el-Cahderî ve İsa b. Ömer ise bunu (ze harfini) üstün oku­muşlardır, bu da mastardır. Vesvas, kalkal ve cerca (vesvese vermek, hare­ket etmek, deve hançeresinde ses çıkarmak) kelimeleri gibidir. (Ze harfinin) kesreli okunuşunun mastar, üstün okunuşunun isim olduğu da söylenmiştir. [5]

  1. Yer içindeki ağırlıklarını dışarıya çıkardığı (zaman)

Ebu Ubeyde ve el-Ahfeş dedi ki: Ölünün yerin içinde bulunması, yer için bir ağırlıktır. Eğer yerin üstünde ise yer üzerinde bir ağırlıktır.

îbn Abbas ve Mücahid; “Ağırlıklarını” buyruğu hakkında şöyle demişler­dir: Maksat onun (içindeki) ölülerdir. Onları ikinci üfürüşte dışarıya çıkarta­caktır. Cinlere ve insanlara (ağırlık demek olan “.siki” kökünden) “es-seka-lan”; denilmesi de buradan gelmektedir. el-Hansa şöyle demiştir:

“eş-Şirrîd hanedanından İbn Anır’dan sonra mı? Yer kendine ait ağırlıklarını onunla çözdü!”

Şair şunu söylemek istiyor Amr, defnedilince, şeref ve efendiliği dolayı­sıyla kabirlerinde olanların süsü olmuştur.

Kimi ilim adamı şunu zikretmektedir: Araplar çok kan dökücü olan kim­se hakkında: O yeryüzü üzerinde bir ağırlık idi, derler. Öldükleri sonra ise; Yer onun ağırlığını sırtı üzerinden indirdi, derler,

“Ağırlıklarını” buyruğunun, hazinelerini anlamında olduğu da söylenmiş­tir. Şu hadiste de bu anlamdadır: “Yer altın ve gümüşten direkler gibi ken­di ciğer parelerini kusacaktır..,[6]

  1. Ve insan: “Buna ne oluyor?” dediği (zaman)

“Ve insan” yani kâfir oları Ademoğlu… “dediği(zaman).” ed-Dahhak’ın rivayetine göre, İbn Abbas şöyle demiştir: Burada kastedilen kişi, el-Esved b. Abdu’l-Esed’dir.

Birinci üfürüşte mümin olsun, kâfir olsun kıyametin kopacağı sırada bu olaya tanık olacak her insanın kastedildiği de söylenmiştir. Aynı zamanda bu, bu olayı dünyada kıyametin alametlerinden kabul edenlerin de görüşüdür. Çünkü iğin başında bunun umumi olduğunu kesin olarak öğreninceye kadar, bu işin kıyamet alametlerinden birisi olduğunu hepsi bilmeyecektir. Bundan dolayı birisi diğerine soracaktır.

İnsandan maksat, özel olarak kâfir oian şaKıstır, diyenlerin görüşüne göre ise bu “sarsıntı”: Kıyametin sarsıntısıdır. Çünkü mümin zaten bunu iti­raf ve kabul eder. O bakımdan o kıyamet hakkında soru sormaz. Kâfir ise onu inkar eder. Bundan dolayı onun hakkında soru soracaktır.

“Buna ne oluyor?” buyruğu, buna ne oluyor ki böyle sarsılıyor, demek­tir. Buna ne oluyor ki, ağırlıklarını çıkardı, anlamında olduğu da söylenmiş­tir. Bu bir hayret ve taaccüb ifadesidir. Niçin böyle sarsıldı, demektir.

Birinci üfürüşten sonra Allah’ın ölüleri diriltmesi, sonra da yeryüzünü ha­rekete geçirerek ölüleri dışarıya çıkartması da mümkündür. Onlar bu halde sarsıntıyı -ve yeryüzünün yarılarak, ölülerin diri olarak çıkartılmalarını gör­müş olacaklar ve dehşetten: Buna ne oluyor? diyeceklerdir. [7]

  1. O gün (yer), bütün haberlerini anlatacaktır.
  2. Çünkü Rabbİn ona vahyetmiştir.
  3. O günde, insanlar amelleri kendilerine gösterilmek için bölük bö­lük döneceklerdir.

“O gün (yer) bütün haberlerini anlatacaktır” buyruğundaki: O gün” buyruğu yüce Allah’ın: “Sarsıldığı zaman” (1. âyet) (anlamındaki) buyruğu ile nasbedilmiştir. “Bütün haberlerini anlatacaktır” buyruğu ile nas-bedildiği de söylenmiştir. Yeryüzü o gün üzerinde işlenmiş bulunan hayır ya da şer türünden her türlü ameli haber verecektir, demektir.

Bunun; yüce Allah’ın sözü olarak zikredildiği söylendiği gibi, insanın söy­leyeceği sözlerin bir kısmı olduğu da söylenmiştir. Yani insan hayret ederek: Bu yere ne oluyor ki haberlerini veriyor, diyecektir.

Tirmizî’de, Ebu Hureyre’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûkıllah (sav) bu: “O gün (yer) bütün haberlerini anlatacaktır” âyetini okuyup şöyle dedi: “Onun haberlerinin ne olduğunu biliyor musunuz?” Ashab: Allah ve Ra-sıılü daha iyi bilir, dediler, Şöyle buyurdu: “Onun haberleri erkek yahut ka­dın herbir kul hakkında üzerinde İşlemiş olduğu amellere dair tanıklık etme­si ve filan günü şunu şunu işledi demesidir. İşte onun haberlerini bildirme­si budur” diye buyurdu. Tirmizî (dedi ki): Bu hasen, sahih bir hadistir[8]

Maverdî dedi ki: Yüce Allah’ın: “O gün bütün haberlerini anlatacak­tır” buyruğu hakkında üç görüş vardır.

1- “O gün bütün haberlerini anlatacaktır.” Yani sırtında kulların işledik­leri amelleri bildirecektir. Bu görüş Ebu Hureyre’nin görüşü olup, o bunu (Peygamber efendimize ait) merfû’ bir hadis olarak da rivayel etmiştir. Sö­zü geçen’sarsıntının; kıyamet sarsıntısı olduğunu benimseyenlerin görüşü de budur.

2- O, dışa çıkaracağı ağırlıkları ile haberlerini bildirmiş olacaktır. Bu açıklamayı Yahya b. Sellâm yapmıştır. Sarsıntının; kıyametin alametlerinden olan sarsıntı olduğunu kabul edenlerin görüşü budur.

Derim ki: Abdullah b. Mesud’un, Rasûlullah (sav)’dan rivayet ettiği hadis de bu manadadır. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir kulun eceli bir yerde ise ihtiyacı onu oraya gitmesini sağlar. Nihayet ulaşacağı en ileri noktaya var­dı mı Allah onun ruhunu kabzeder. Yer kıyamet gününde: Rabbiin, işle Se­nin bana emanet olarak bıraktığın budur, diyecektir.” Bu hadisi İbn Mace[9] Sünen’inde rivayet etmiş olup, daha önceden de Lukman (31/34. âyetin tef­sirinde) geçmiş bulunmaktadır.

3- İnsan “buna ne oluyor” diye soracağı zaman, kıyametin kopacağını ha­ber verecektir. Bu açıklamayı da İbn Mesud yapmıştır. O, dünyanın işinin ar­tık bittiğini, âhiretin artık gelmiş olduğunu haber verecektir. Böylelikle yer onların soru sormalarına karşılık bu sözüyle cevab vermiş olacaktır. Bu kâ­firler için bir tehdit, müminler için korkulma ve uyarıdır.

Yerin haberlerini söylemesi hususunda da üç görüş vardır:

1- Yüce Allah, yeri konuşan bir canlıya dönüştürecektir. O da bunu söy­leyecektir.

2- Yüce Allah, yerde konuşmayı halkedecektir.

3- Yerde, konuşmanın yerini tutacak şekilde bir açıklama olacaktır.

Taberi dedi ki: Zelzele ile sarsılmak ile ve ölüleri dışarıya çıkartmakla ha­berlerini açıklayacaktır.

“Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.” Yani yer, yüce Allah’ın ona vahyi ne­ticesinde haberlerini bildirecektir.Onu”; (burada:) “Ona” demektir. Araplar bazan -“burada olduğu gibi”- (sıfat lam)’ını,’ın yerine de kullanırlar. el-Accac yeri ni­telendirirken şöyle demiştir:

“Ona karar bulmayı vahyetti, o da karar kıldı Muazzam ve sapasağlam kazıklarla (dağlarla) onu bağladı (çalkalanmasını önledi, sağlamlaştırdı.)”

Bu, Ebu Ubeytie’nin görüşüdür. Buna göre; “Onun”; “Ona” demektir.

“Ona vahyetti” buyruğunun, ona emir verdi anlamında olduğu da söylen­miştir. Bu açıklamayı Mücahid yapmıştır. es-Süddi de: “Ona vahyetti” ona de­di demektir, diye açıklamıştır. Onu müsahhar kıldı (emre itaatkar kıldı) di­ye de açıklanmıştır. Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Sarsıntının ola­cağı ve yeryüzünün ağırlıklarını çıkaracağı gün, yer haberlerini söyleyecek, üzerindeki itaat ve mahiyetleri, üzerinde işlenmiş olan hayır ve şerri bildire­cektir. Bu açıkiama es-Sevrî ve başkasından rivayet edilmiştir.

“O günde insanlar … bölük bölük döneceklerdir.” buyruğundaki: “Bölük bölük” fırkalar, grublar halinde demek olup; ‘m çoğu­ludur. Hesab için durulan yerden (mevkıftan) döneceklerdir, diye de açık­lanmıştır. Bir kesim cennete gitmek üzere sağa, bir diğer kesim ise cehen­nem ateşine gitmek üzere sol tarafa gidecektir. Nitekim yüce Allah şöyle bu­yurmuştur: “İşte o günde ayrılıp, dağılırlar.” (er-Runı, 30/14); “İnsanların da bölük bölük ayrılacağı bir gün…” (er-Rum, 30/43)

Hesaplarının bitişinden sonra hesabtan dönecekler, diye de açıklanmış­tır. “Bölük bölük” fırkalar halinde grub grub demektir.

“Amelleri kendilerine gösterilmek için” amellerinin mükâfatı kendile­rine verilmek için demektir. Bu da Peygamber (sav)’dan söylediği rivayet edi­len şu buyruğa benzemektedir: “Kıyamet gününde kendisini kınamayacak hiç­bir kimse olmayacaktır. Eğer kişi iyilik yapan birisi ise: Ben niye daha çok iyilik işlemedim diyecek, eğer bu türden olmayan birisi ise: Neden masiyet-lerden uzak durmadım, diyecektir. “[10]

Bu ise mükâfat ve cezanın gözle görüleceği vakit olacaktır.

İbn Abbas şöyle dermiş: “Bölük bölük” amellerine göre fırkalara bölün­müşler olarak demektir. İman ehli belli bir yerde ve herbir din ehli belli bir halde bulunacaktır.

Bu dönüşün, amel defterlerinin verileceği vakit olacağı da söylenmiştir. İnsanlar, fırkalar halinde defterleri tide amelleri kendilerine gösterilsin yahut-ta amellerinin karşılıkları kendilerine gösterilsin diye, hesaba çekilecekleri yere götürülmek üzere kahirlerinden çıkacaklar. Sanki unlar, önce kabirle­re döndürülüp orada defnedilmiş, sonra oradan tekrar geri gelmiş gibidirler. Çünkü “vârid: gelen” demektir. (Âyet-i kerimedeki kökle aynı olan): “Sadır” ise dönen anlamındadır.

“Bölük bölük” olarak, yeryüzünün çeşitli yerlerinden diriltileceklerdir, de­mektir.

Birinci görüşe göre ,ifadede takdim ve tehir vardır ve bunun takdiri de şöy­ledir: Yer Rabbin kendisine vahyetmiş olduğundan ötürü haberlerini bildi­recektir ki onlara amelleri gösterilsin diye. “O günde insanlar … bölük bö­lük döneceklerdir” hesablarının görülmesi için durdukları yerden (mevkıf-len) dağınık halde döneceklerdir, buyruğu da arada zikredilmiştir.

“Kendilerine gösterilmek için” anlamındaki; ( ^ ) lafzının “ye” harfi ge­nel olarak ötreli okunmuştur ki; “Allah’ın onlara amellerini göstermesi için…” demektir, el-Hasen, ez-Zühri, Katade, el-A’rec, Nasr b. Âsim ve Talha ise “ye” harfini üstün okumuşlardır. (Kendileri amellerini görmek için… anlamına ge­lir). Bu okuyuş Peygamber (sav)’dan da rivayet edilmiştir. [11]

  1. Kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu görecektir.
  2. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yapıyorsa ,onu görecektir.

Bu buyruğa dair açıklamalarımızı üç başlık halinde yunacağız:

1- Hayır Da, Şer De Karşılıksız Değildir:

“Kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu görecektir” buyruğu ile ilgili olarak İbn Abbas şöyle dermiş: Kâfirlerden zerre ağırlığınca, bir hayır işleyen bir kimse, onu dünyada görecektir. Âhirette ona kargılık .sevabı yok-uır. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işleyecek olursa, şirkin cezası ile bir­likte âhirette de o kötülüğü dolayısıyla cezalandırılacaktır. Müminler arasın-

dan zerre ağırlığınca kötülük işleyen bir kimse o kötülüğü dünyada görür, ölümden soma âhirette ondan dolayı cezalandırılmaz, af edilir. Zerre ağır­lığınca hayır işleyecek olursa, onun bu hayrı kabul edilir ve âhirette onun için kat kat arttırılır.

Bir hadiste; “Zerrenin ağırlığı yoktur”[12]denilmektedir. Bu, yüce Allah’ın Ademoğkınun küçük olsun, büyük olsun yaptığı hiçbir amelden gafil olma­dığına dair verdiği bir örnektir. Bu da yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemek­tedir: “Allah, şüphesiz zerre ağırlığı kadardaki zulmetmez.” (en-Nısa, 4/40) Orada (bu buyruk açıklanırken) zerre ve onun ağırlığının bulunmadığına da­ir açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Bazı dilbilginleri, kişinin eliyle yere vu­rup, una yapışan topraklara “zerre” denildiğini zikretmektedirler. İbn Abbas da böyle demiştir: Elini yerin üzerine koyup kaldırdığın vakit, ona yapışan herbir toprak tanesine “zerre” denilir,

Muhammed b. Ka’b el-Kurazi dedi ki: Herhangi bir kâfir zerre ağırlığın­ca hayır işleyecek olursa, onun mükâfatını dünya hayatında, kendi canında, malında, hanımında ve çocuklarında görür. Öyle ki dünyadan ayrılacağı va­kit, Allah nezdinde karşılığını görecek hiçbir hayrı kalmamış olur. Mümin olup zerre ağırlığınca şer işleyen kimse de bunun cezasını dünya hayatında, ma­lında, canında, çocuklarında ve hanımında görür. Öyle ki dünyadan Al­lah’ın nezdinde (cezasını çekeceği) bir şer bulunmaksızın dünyadan ayrılır.

Bunun delili güvenilir ilim adamlarının rivayet ettikleri Enes yoluyla ge­len hadis-i şeriftir. Buna göre bu âyet-i kerime Peygamber (sav)’a indiği sı­rada Ebu Bekir yemek yiyormuş. Hemen durup: Ey Allah’ın Rasûlü bizlere işlediğimiz hayır ve şer türünden bütün amellerGn karşılıkları) gösterilecek mi? Peygamber şöyle buyurdu: “Senin görüp hoşlanmadığın şeyler kötülü­ğün zerrelerinin ağırlığındır. İşlediğiniz zerre ağjrlıklarınca olan hayırlar ise sizin için saklanır. Nihayet kıyamet gününde onun (o zerrelerin) karşılıkla­rı size verilir.”[13]

Ebu İdris dedi ki: Yüce Allah’ın Kitabında bunu tasdik eden buyruk şu­dur: “Size isabet eden her musibet ellerinizle kazandıklarınız sebebi iledir, çoğunu da affeder,” (eş-Şura, 42/30)

Mukatil dedi ki; Bu âyet iki kişi hakkında inmiştir. Şöyle ki; Yüce Allah’ın: “Yemeğe olan sevgilerine rağmen… yemek yedirirler.” (el-İnsan, 76/8) buy­ruğu nazil olunca, onlardan herhangi birisine dilenci gelip de ona bir hur-ma, bir ekmek parçası yahut bir ceviz vermeyi az görürdü. Bir diğeri İse bir defa yalan söylemek, gıybet etmek (harama) bakmak gibi küçük günahiarı önemsemez ve: Allah cehennem tehdidini büyük günahlar için yapmıştır, der­di. Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olarak az miktardaki hayrı (malı) vermeye onları teşvik etti. Çünkü böylelikle çoğalabilir. Diğer taraftan küçük günahlardan onları sakındırdı. Zira böylelikle onlar da çoğalabilir. Said b. Cü-beyr de böyle demiştir.

Kişinin gözünde küçük görülen günahlar, kıyamet gününde dağlardan da­ha büyük olacaktır ve onun bütün iyilikleri de onun gözünde herşeyden da­ha az görülür. [14]

2- “Onu Görecektir” Anlamındaki Buyruğun Okunması:

” Onu görecektir” buyruğu genel olarak her iki yerde de “ye” har­fi üstün olarak okunmuştur. el-Cahderi, es-Sülemi, İsa b. Ömer ve Âsım’dan rivayetle Eban, “ye” harfini ötreli olarak okumuşlardır. Allah ona o amelini gösterecektir, demektir. Tercihe değer olan birincisidir. Çünkü yüce Allah şöy­le buyurmuştur; “O gün herkes iyilik türünden ne işlediyse, onu hazırlan­mış bulacak.”(Âl-i İmran, 3/30)

“Onu görecektir* (anlamındaki) buyruğundaki “ne” lafzını Hişam her iki yerde de sakin okumuştur. el-Kisai aynı şekilde bunu Ebu Bekr, Ebu Hay ve ve el-Muğîre’den rivayet etmiştir. Yakub, ez-Zühri, el-Cahderi ve Şeybe ise (öt-reyi) belli belirsiz çıkartmışlar, diğerleri ise açıkça ötreyi okumuşlardır.

“Onu görecektir* buyruğunun, karşılığını görecektir, anlamında olduğu söylenmiştir. Çünkü onun yaptığı amel geçip gitmiştir, yok olmuştur, görün­mesi sözkonusu değildir. Şu beyitler zikredilmiştir:

“Haddi aşıp günah kazanan;

Zerre ağırlığınca dahi olsa görecektir onu

Kötülük yaptığı için kötülük görecek

Yaptığı iyilikler karşılığında ise ona iyilik verilecek

Böyledir şanı yüce Rahibimin buyruğu

Zülzilet Sûresi*nde; bütün yüce övgüler O’na.” [15]

3- Bu Âyetin Özelliği:

İbn Abbas dedi ki: Kur’ân’da en muhkem âyet budur. Doğru da söylemiş­tir. Çünkü ilim adamları bu âyetin umumi olduğunu -umumu kabul edenler de, etmeyenler de- ittifakla kabul etmişlerdir.

Ka’b el-Ahbar’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah, Muhammed’e iki âyet indirmiştir ki, bunlar Tevrat’ta, İncil’de, Zebur’da ve Sahifelerde bulunanla­rın hepsini kapsamıştır: “Kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa onu gö­recektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yaparsa onu görecektir.”

Şeyh Ebu Medyen yüce Allah’ın: “Kim zerre ağırlığınca bir hayır yapar­sa onu görecektir.” buyruğunu: Nihai akıbetten önce şimdiki halinde göre­cektir, diye açıklamıştır.

Peygamber (sav) bu âyet-i kerimeye “el-âyatü’l-camİatu’l-fâzzetu”: (eş­siz ve kapsamlı ayet) adını verirdi, Nitekim Sahih’de belirtildiğine göre-, ken­disine eşekler hakkında soru sorulup, katırlar hakkında bir şey söylememiş­tir. Halbuki her ikisi hakkında verilecek cevab aynıdır. Zira katırlar ve eşek­lerin her ikisinde de ileri hücum da, kaçmak ela sözkonusu olmaz. Peygam­ber (sav) adar hakkındaki sürekli mükâfatı ve kesintisiz sevabı sözkonusu edince birisi eşşekler hakkında soru sormuştur. Çünkü o gün onların yanın­da katır yoktu. Hicaz’a da sadece Peygamber (sav)’a Mukavkıs’tn kendisine hediye ettiği “düldül” adındaki katırdan başka bir katır girmemişti, Pey­gamber ona âyetin umumi manasından hareketle eşekler hakkında fetva ver­miş idi ve esasen eşekte pek çok zerre ağırlığı(na tekabül edecek ağırlık) bu­lunur. Bu açıklamayı İbnu’l-Arabi yapmıştır.

Muvatta’du da şöyle denilmektedir: Bir yoksul müminlerin annesi Aişe’den yiyecek birşeyler istedi. Önünde bir miktar üzüm vardı. Birisine: Bir tane al ve bunu ona ver dedi. Bu kişi ona hayretle bakmaya koyuldu, şöyle dedi: Hayret mi ediyorsun!’1 Senin görüşüne göre bu bir tanede kaç tane zerre ağır­lığı vardır.[16]

Sa’d b. Ebi Vakkas’dan rivayet edildiğine göre o, iki hurma tanesini sada­ka olarak verdi. Dilenci elini kapattı, dilenciye şöyle dedi: Allah bizden zer­relerin ağırlığını dahi kabul eder. İki hurma tanesinde ise pekçok zerre ağırlığı vardır.

el-Muttalib b, Hantab’ın rivayet ettiğine göre; bir bedevi Peygamber (sav)’ın bu âyeti okuduğunu dinlemiş ve: Ey Allah’ın Rasûlü demiş, zerre ağır­lığı kadar mı? Peygamber: “Evet” deyince, bedevi şöyle elemiş; Vay benim ku-surlanın demiş ve bu sözlerini defalarca tekrarlayıp, durduktan sonra onu (âyeti) tekrarlayarak kalkmış. Peygamber (sav): “(man bu bedevi arabın kalbine girmiş bulunuyor” diye buyurmuş.[17]

ei-Hasen dedi ki: Ferezdak’ın amcası Sa’saa/-‘ Peygamber (sav):ın huzuru­na gelmiş. “Kim zerre ağırlığınca… yaparsa” âyetlerim işitince şöyle demiş: Kur’ân’dan başka hiçbir gey işitmesem gam yemem. Bu kadarı bana yeter. Çün­kü bundan daha ileri hiçbir öğüt olamaz. Bunu es-Salebi zikretmiştir,

el-Maverdî’nin lafzıyla şöyledir: Rivayet edildiğine göre Ferezdak’ın de­desi olan Sa’saa b. Nacîye, Peygamber (sav)’a gelerek ondan (kendisine) Kur’ân okumasını istemiş, Peygamber ona bu âyeti okumuş. Sa’saa: Bana bu kadarı yeter, bana bu kadarı yeter, demiş. Eğer ben zerre ağırlığı kadar bir kötülük işleyecek olursam, onu göreceğim.[18]

Ma’mer’in, Zeyd b. Eslem’den rivayetine göre bir adam Peygamber (sav)’a gelerek şöyle demiş: Allah’ın sana öğrettiğinden sen de bana öğret. Peygam­ber onu, ona bir şeyler öğretmek üzere bir kişiye havale etmiş, o kişi de ona: ‘Ter kendine has bir sarsıntı ile sarsıldığı zaman” (1. âyet) Sûresi “ni öğret­meye koyulmuş. Nihayet: “Kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu gö­recektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yaparsa onu görecektir” buy­ruklarına gelince bu adam: Bu kadar bana yeter, demiş. Peygamber (sav)’a haber verince Peygamber: “Onu bırakın. Çünkü gerçekten o artık fıkhetmjş oldu” diye buyurmuş.[19]

Nakledildiğine göre bedevi bir arap; “Kim… bir hayır yapıyorsa” buyru­ğunu sonraya bırakarak okumuş ona: Sen buyruklar arasında takdim ve te­hir yaptın denilince, şu cevabı vermiş:

“Sizler ister Herşâ’nm iç tarafından gidiniz, ister arka tarafından gidiniz; şüphesiz ki Herşâ’nm her iki tarafı da oraya giden bir yoldur.” [20]

(Zilzâl Sûresi burada sona ermektedir. Allah’a hamd olsun).

Kuran

Zilzal Suresi

el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.