Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 19°C

91 – Şems Suresi | Tefsir’ul Munir

91 – Şems Suresi | Tefsir’ul Munir

Şems Suresi | Tefsir’ul Munir ( Vehbe Zuhayli )

Nefsin Islahı Ve İhmalinin Cezası:

1- Andolsun güneşe ve onun ışığına,

2- Onu izlediği zaman aya,

3- Onu açığa çıkardığı zaman gün­düze,

4- Onu kapladığı zaman geceye,

5- Göğe ve onu kurana,

6- Yere ve onu yayana,

7- Nefse ve onu şekillendirene,

8- Sonra ona kötülüğü hem de on­dan sakınmayı ilham edene.

9- Onu tertemiz yapan kişi muhak­kak umduğuna ermiştir.

10- Onu alabildiğine örten kişi ise elbette ziyana uğramıştır.

Açıklaması:

Allah Tealâ bu sürenin başında yedi şeye yemin etmiştir:

1, 2- “Andolsun güneşe ve onun ışığına; Onu izlediği zaman aya” Batı-mında veya doğumunda kendisini aydınlatan güneşe yemin ederim. Çünkü o, Allah’ın yarattığı büyük bir şeydir. Işığına ve doğumundan sonra aydın­lığın tamamlandığı ve güneşin yükseldiği an olan “duha” vaktine yemin et­mesi ise, o vaktin canlıların hayatı bakımından hareketlenme anı olmasın­dandır.

Bir de, güneşin batmasından sonra, doğup ona uyan parlak aya da ye­min edilmiştir. Özellikle de parlak gecelerine: On üçüncü geceden on altın­cı geceye kadar olan gecelerdir. Tam dolduğu ve güneşin batmasından son­ra fecre kadar dolunay olduğu zamanlar. Bu, gece vaktinin tamamında ışı­ğa yemindir.

3, 4- “Onu açığa çıkardığı zaman gündüze; Onu kapladığı zaman gece­ye.” Güneşin tam parlayıp, ortaya çıkardığı ve tamamını gösterdiği zaman gündüze yemin ederim. Gündüzün tamamlanmasında, güneşin parlaklığı­nın kemâli vardır. Güneşi kaplayıp, karanlığı ile ışığını örttüğü zaman da geceye yemin etti. Güneş batıyor, ışık kayboluyor. Yer kürenin yarısında karanlık oluyor.

Bu değişim ve oluşumda, yıldızları ilâh sayan müşriklere ve alemin nur ve karanlık olarak iki ilâhı vardır, diyen putperestlere reddiye vardır. Zira, ilâh gaib olmaz ve halden hale girmez.

Bu kevnî eşyanın büyüklüğüne dikkat çekildikten sonra Allah Tealâ, onların oluşumunu tasvir etti:

5, 6- “Göğe ve onu kurana, yere ve onu yayana” Göğe ve Allah Tealâ’nın onu yıldızlarla bina etmesine yemin ederim. Adeta her yıldız, bir tavan ve­ya yeri ve ehlini kuşatan bir kubbedeki tuğlalar gibidir. İnsan hayatının sürdürüldüğü ve her yönü ile döşenmiş hayat için yayılıp hazır hale getiril­miş olan yere de yemin etti. Şu ayette de bu mana vardır: “Bundan sonra da yeri yayıp döşedi.” (Naziat, 79/30) Sonra da insanlara o yerden, dişindi ki bitkilerden, içindeki madenlerden ve servetlerden yararlanma imkânu verdi. Ayetin benzeri şu ayettir: “O ki yeryüzünü sizin için bir döşek, göğ bir bina yaptı.” (Bakara, 2/22).

Üzerine- yemin edilen şeyleri, bu eşyanın kendisi için yaratıldığı inşa nefsi ve onun kendisi ile faydalanma, hayatın ilerlemesi, kalkınmasına1 vesile olduğunu izah ile bitirdi:

7- “Nefse ve onu şekillendirene, Sonra ona hem kötülüğü hem de onda sakınmayı ilham edene.” İnsan nefsine ve onu şekillendirip, düzgün fıtn üzere dosdoğru yapana yemin ederim. Şekillendirme bedene kendisinde beklenen fonksiyonları yerine getirebilmesi için gerekli olacak şekilde gt verilmesidir.

Sonra Allah Tealâ bu nefse, hayrı serden ayırt etmesi için şerri ve fi curu, hayrı ve takvayı, onlardaki çirkinlik ve güzelliği tanıtıp ne olduklar m öğretti. Ayette “Biz ona iki de yol gösterdik.” (Beled, 90/10) buyurulmu! tur. Yani, ona hayır ve şer yollarına girmeyi öğretip bildirdik. Daha sonral ayetler de bunu teyit ediyor “Onu tertemiz yapan kişi muhakkak umduğı na ermiştir. Onu alabildiğine örten kişi ise elbette ziyana uğramıştır.” B mana, Mutezile’nin görüşüdür. Ehl-i Sünnet ise şöyle demiştir: “Yol göstei dik’ teki ve “ilham eden” deki zamirler Allah Tealâ içindir. Bu takdird mana şöyle olmaktadır: Allah Tealâ’nın arındırıp, temiz olarak yarattıj nefis mutlu olmuştur. Allah’ın gizleyip, kâfir facir olarak yarattığı nefis d ziyana uğramıştır.[1]

Zahir olan birinci tefsirdir. İbni Kesir’in sözü de bunun delilidir: “Sor, ra ona kötülüğe eğilimini ve takvasını ilham edene” yani Fücura ve onda sakınmaya takdirine göre irşad etti, ona hidayet etti.[2] Abbas şöyl dedi: “Sonra ona hem kötülüğü hem de ondan sakınmayı ilham edene.” On hayır ve şerri açıkladı demektir.[3] Bu, insanın seçme prensibine delildir.

Ardından Allah Tealâ nefsin seçtiklerinin karşılığını zikretti:

“Onu tertemiz yapan kişi muhakkak umduğuna ermiştir. Onu alabildi ğine örten kişi ise elbette ziyana uğramıştır.” Nefsini temizleyip, anndıra ve takva ile, salih amelle geliştirip, yücelten her istediğine kavuşmuştu: her sevdiğini elde etmiştir. Nefsini sapıtıp aldatan, ihmal edip söndüren v arındırmayan, taate ve salih amele alıştırmayan da ziyana uğramıştır. B da, surenin başındaki yeminin cevabıdır.

Taberani İbni Abbas’m şöyle dediğini rivayet etti: Rasulullah (s.a “Nefse ve onu şekillendirene, sonra ona kötülüğü ve odan sakınmayı ilhar, edene.” ayetine geldiği zaman durur ve şöyle derdi: “Allahım! Nefsime takvasini ver. Sen onun velisi ve mevlâsısın, onu arındıranların en iyisisin.”

İbni Ebi Hatim, Ebu Hureyre’den şöyle dediğini rivayet etti: Rasulul-lah (s.a.)’ın “Ona kötülüğü ve ondan sakınmayı ilham edene” ayetini okur­ken şöyle dediğini işittim. “Allahım! Nefsime takvasını ver. Onu arındır. Sen arındıranların en hayırlısısın. Sen velisi ve mevlâsısın.”

İmam Ahmed Aişe’den şöyle rivayet etti: Peygamber (s.a.)’i yatağında göremedi, eli ile araştırdı ve secdede iken eli ona değdi. Şöyle diyordu: “Rabbim! Nefsime takvasını ver. Onu arındır. Sen arındıranların en hayır­lısısın. Sen velisi ve mevlâsısın.”

Ahmed ve Müslim, Zeyd b. Erkam Rasulullah’ın şöyle dediğini rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.) diyordu ki: “Allahım! Acizlikten ve tembellikten, yaşlılıktan, korkaklıktan, cimrilikten, kabir azabından sana sığınırım. Al­lahım! Nefsime takvasını ver. Onu arındır. Sen arındıranların en hayırlısı­sın. Sen velisi ve mevlâsısın. Allahım! Huşuu olmayan kalpten, doymayan nefisten, faydası olmayan ilimden ve kabul edilmeyen duadan sana sığını­rım.” Zeyd dedi ki: “Rasulullah (s.a.) bunları bize öğretiyordu, biz de size öğretiyoruz.” [4]

Semud Kıssasından Öğüt:

11- Semud azgınlığı yüzünden ya­lanladı,

12- En bahtsızları ortaya atılınca.

13- Allah’ın peygamberi onlara, “Allah’ın dişi devesine ve onun su içme (nöbetine) dikkat edin.” demişti.

14- Fakat onu yalanladılar, derken o(deveyi) kestiler. Bundan dolayı Rableri de onları günahları sebe­biyle örtüverdi. Öyle ki hepsini bir yaptı.

15- Bunun sonundan da korkmaya­rak!

Açıklaması:

Allah Tealâ Semud’un, peygamberleri Salih (a.s.)’i, içinde bulundukları tuğyan ve azgınlık sebebi ile yalanladıklarını haber vererek buyuruyor ki:

“Semud azgınlığı yüzünden yalanladı; en bahtsızları ortaya atılınca…” Semud kabilesi, tuğyanları ve azgınlıkları sebebi ile peygamberleri Salih (a.s.)’i yalanladı. Onları, yalanlamaya iten tuğyanları idi. Tuğyan ise, günah işlemede haddi aşmaktır.

Bu olay, kavminin kışkırtması ve yaptığını onaylamaları ile Semud’un en bahtsızı olan Kudar b. Salifin kalkıp deveyi boğazlaması şeklinde oldu. Devenin kesilmesi hem peygamberlerini topluca yalanlamalarına hem de peygamberlerinin risalet davasında doğruluğuna kesin bir delildi. Çünkü Salih’in (a.s.) onları korkuttuğu azap başlarına gelmişti.

Ayetin bir benzeri şu ayettir: “Sonunda arkadaşlarını çağırdılar. O da sarılarak kesti.” (Kamer, 54/29) Semud’un bu en bahtsızı, aralarında pek değerli, şerefli, soylu ve itaat edilen bir liderdi. Ahmed, Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesai, Abdullah b. Zema’dan şöyle rivayet etti: Rasulullah (s.a.) hutbe irad edip deveyi zikretti, onu boğazlayanı da zikretti ve buyurdu ki: “En bahtsızları, kavmi arasında en güçlü, sert ve kibirli olanı atılmıştı. Ebu Zema gibi.”

Sonra Allah Tealâ, peygamberlerinin onları yaptıklarına karşı tehdit ettiği şeyi zikrederek buyuruyor ki:

“Allah’ın peygamberi onlara, “Allah’ın dişi devesine ve onun su içme (nöbetine) dikkat edin.” demişti.” O azgın gruba Salih (a.s.) şöyle demişti: Allah’ın devesini bırakın. Ona dokunmaktan veya ona bir kötülük yapmak­tan sakının. Onu bırakın da kendisine ayrılmış olan sudan içsin. Çünkü onun için bir gün ayrılmış, sizin için de bir gün ayrılmıştır. Onun nöbetinde ona dokunmayın.

“Fakat onu yalanladılar, derken o (deveyi) kestiler.” Onları azapla uyarması konusunda onu yalanladılar, onları uyardığı cezaya aldırış etme­yip en kötüleri deveyi kesti. Bütün kavmi de yaptığına razı oldu. Bunun so­nucu olarak da, Allah’ın onlar için kayadan bir mucize ve aleyhlerine bir belge olarak çıkarmış olduğu deveyi boğazladılar.

Bunun ardmdan,nasıl cezalandırıldıklarını anlattı:

“Bundan dolayı Rableri de onları günahları sebebi ile örtüverdi. Öyle ki hepsini bir yaptı. Bunun sonundan da korkmayarak!” Azabını salıp onla­rı helak etti. Onlara gazap etti, üzerlerine azabı örttü. Azap onlara umumi olarak büyük küçük demeden hepsine eşit şekilde geldi. Katade şöyle dedi: Bize ulaştığına göre o, küçüğü büyüğü, erkeği kadını kendisine tabi olma-lan onu kesmedi. Kavmi devenin öldürülmesinde ona ortak olunca da, Al-_îh günahları sebebi ile onların hepsini aynı azaba uğrattı. Allah onlara bunu yaptı, onları helak etti; o en kötüleri sonuçtan ve peşinden gelecek olanlardan korkmadı. Yani, deveyi boğazlayan bu işe cü­ret ederken kavmini helak etmekten ve yaptığının sonucundan korkmuyor­du. Bununla anlatılmak istenen o boğazlamaya yönelirken, onun ve kavmi­nin helak edilmekten endişe duymadıklarıdır.

İbni Abbas dedi ki: Allah kimseyi cezalandırmaktan korkmaz. İbni Ke­sir şöyle dedi: Bu söz, siyakın delâleti için evla olandır. Ebu Hayyan ise şöyle dedi: Zahir olan zamirin en yakına dönmesidir. O da “Rablerf’dir. Ya­ni, Allah Tealâ’nın onlara yaptığında bir şüphe yoktur. O yaptığından so­rulmaz. İfade edilen şudur: Allah, onlara yaptığının akibetinden korkmaz. Çünkü O, hükmünde âdildir. Zemahşeri şöyle dedi: Her kralın verdiği ceza­dan çekinip bir miktar tedbirli olduğu gibi, Allah onun akibetinden ve so­nucundan korkmaz. Zamirin Semud’a dönmesi de caizdir. O zaman mana: Onu yerle bir etti veya helakte bir etti. Semud kavmini helak edişinin aki­betinden de korkmaz.

Kuran

Şems Suresi

Tefsir’ül Münir ( Vehbe Zuhayli ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.