Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Az Bulutlu
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Çar 16°C
Per 15°C
Cum 13°C
Cts 13°C

90 – Beled Suresi | Tefsir’ul Munir

90 – Beled Suresi | Tefsir’ul Munir

Beled Suresi | Tefsir’ul Munir ( Vehbe Zuhayli )

İnsanın Meşakkatle Sınanması, Gücüne Ve Malına Aldanması:

1- Hayır. Bu beldeye yemin ederim.

2- Sen bu beldede serbestçe yaşarken, helâl iken,

3- babaya da, doğana da (yemin ederim),

4- ki biz insan, andolsun, meşakkat

5- O, kendisine kimsenin mutlaka gûÇ yetiremiyeceğini mi sanıyor?

6- Der ki: ‘Yığın yığın mal telef ettim.”

7- O kendisini hiçbir (kimse) nin görmediğini mi sanıyor?

Açıklaması:

“Hayır. Bu beldeye yemin ederim. Sen bu beldede serbestçe yaşarken, helâl iken, babaya da, doğana da (yemin ederim),” Mekke’nin saygınlığı ve Allah Tealâ katındaki şerefine dikkat çekmek için, Harem Belde Mekke’ye yemin ederim. Çünkü orada müslümanlarm kıblesi Beytullah vardır. Ora­sı, İsmail (a.s.) ve Muhammed (s.a.) beldesidir. Hac ibadeti de oradadır. Cümlenin başındaki “La: hayır” kasemin nefyi (yani yemin etmem, mana­sında) değil, tekid içindir. Araplar şöyle derler: Hayır. Vallahi şöyle yapma­dım. Hayır. Vallahi şöyle değil. Hayır. Vallahi muhakkak şöyle yapacağım.

Bu şehre, orada mukim olanın bulunduğu durumda yemin etmiştir. O kîimse de Muhammed (s.a.) ve oraya girendir: “Kim oraya girerse emin üur.” (Ali İmran, 3/97). Senin orada ikamet etmenle orası değerli ve şerefli sldu. Şüphesiz, mekanlar ehli ile şeref bulurlar. Sıhhatine ittifak edilen bir hadiste şöyle rivayet edildi: “Bu şehri Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün haram kıldı. O, Allah’ın haram kılması ile kıyamet gününe kadar haram­dır. Ağacı koparılmaz, buluntusu alınmaz. Ancak bana, gündüzün bir dili­minde helâl kılındı. Bu gün, dünkü gibi haramlığına tekrar dönmüştür. Şa-hid olan olmayana bildirsin!”

Mekke’nin her durumda değeri yücedir. Hatta, kâfirlerin Peygamberi­miz için Mekke’nin eminliğini yok saydıkları zamanda bile.

Çoğalmadaki mucizenin büyüklüğüne ve bu konunun Allah’ın kudreti, hikmeti ve ilmine delâletine dikkat çekerek, insan ve hayvandan her do­ğan ve doğurana yemin etmiştir.

Ardından üzerine yemin edilen şeyi andı.

“Ki biz insanı, andolsun, meşakkat içinde yarattık.” Biz insanı yorgun­luk ve meşakkatler, sıkıntılar arasında zorluklarla iç içe yarattık. Doğum­dan itibaren başlayarak, yaşama zorlukları, hastalıklar ve acılı olaylar, da­ha sonra ölüm ve onu izleyecek kabir, berzah ve ahiretteki zorluklar, sıkın­tı ve korkularla sürecek bir hayat.

Burada, Rasulullah (s.a.)’ın sabitleştirilmesi ve Mekke ehlinin eziyet­lerine karşı hazırlanması, sıkıntılara, zorluklara karşı sabrı söz konusu­dur. Hiçbir insan da bundan kurtulmuş değildir.

Bundan sonra ise, insanı gücüne aldandığı için uyarma geliyor.

“O, kendisine kimsenin mutlaka güç yetiremiyeceğini mi sanıyor?” Ade­moğlu, ona güç yetirilemiyeceğini ve ondan intikam alınamıyacağını mı sa­nıyor? Allah, her şeye kadir olandır.

Bundan sonra da insanı, gösteriş için harcama yapmasından dolayı kı­nayarak buyurdu ki:

“Der ki: “Yığın yığın mal telef ettim.” Ardarda çokça mal harcadım. An­latılmak istenen şudur: İnsan kıyamet günü şöyle der: Cahiliye ehlinin cö­mertlik olarak adlandırdığı, üstünlük ve övgü olarak gördüğü işlerde çok mal harcadım.

Sonra da ayet, cahilliği dolayısıyla onu ayıpladı:

“O kendisini hiçbir (kimse) nin görmediğini mi sanıyor?” Hayır yolun­da harcama yaptığını iddia eden insan, Allah Tealâ’nın onu bilmediğini ve malını nereden kazanıp nereye harcadığını sormayacağını mı sanıyor? [1]

Seçme Prensibi Ve Ahirette Kurtuluş Yolu:

8- Biz ona vermedik mi, iki göz.

9- Bir dil ve iki dudak.

10- Biz ona iki de yol gösterdik.

11- Fakat o, sarp yokuşa tırmanamadı.

12- Bu sarp yokuşun ne olduğunu sana hangi şey bildirdi?

13- Köle azat etmektir,

14- Yahut bir açlık gününde yemek yedirmektir,

15- Yakınlığı olan bir yetime,

16- Yahut toprakta sürünen bir yok­sula.

17- birlerine sabrı tavsiye, merhameti tavsiy« edenlerden olmaktır.

18- İşte bunlar, amel defteri sağın­dan verilenlerdir.

19- Ayetlerimize küfredenler ise, amel defterleri solundan verilenlerdir.

20- Ki, üzerlerine kapıları sımsıkı ka­patılmış bir ateş içinde olacaklardır.

Açıklaması:

“Biz ona vermedik mi, iki göz, bir dil ve iki dudak?” Kuvvetine alda-nan ey cahil insan! Biz sana görmeni sağlayan iki göz, konuştuğun dil, ağ­zını örttüğün, konuşmada ve yemek yemede kullandığın, yüz ve ağzın için güzellik olan iki dudak bağışlamadık mı? Ben, muhakkak görme, konuşma veya söz kudretini sana bağışladım.

“Biz ona iki de yol gösterdik.” Sana, hayır ve şer yolunu açıklayıp ta­nıtmadık mı? Bozulmamış fıtratına ikisini ayırt edecek bir kabiliyet koy­duk. Sana, hayrın güzelliklerini ve şerrin kötülüklerini ve ikisinin boyutla­rını idrak edecek akıl ve fikir verdik. Ayet, bu iki yolu “necdeyn” olarak ta­bir etmiştir. O da: İki yüksek yol demektir. Bu onun zorluğuna ve sarplığı­na, şiddetli ve süratli geçilebilmesi için nefisle mücahedeye ihtiyaç olduğu­na delâlet içindir.

Bu nedenle de, en üstün olanı tercih ve o nimetlere şükrün gerekliliği­ni işaret ederek şöyle buyurdu: “Fakat o, sarp yokuşa tırmanamadı. Bu sarp yokuşun ne olduğunu sana hangi şey bildirdi?” Hareketlenip de, nef­sin oyalaması, arzu ve şeytana uyma gibi Allah’a kulluğa mani olan şeyleri aşsa ya? Zor yolu aşmak için nefsini yorsa ya? Sarp yokuşu aşmanın ne ol­duğunu sana bildiren nedir? Bu soru, dikkat çekmek içindir.

Sonra da yokuşu aşmanın yolunu gösterdi:

“Köle azat etmektir, yahut bir açlık gününde yemek yedirmektir, yakın­lığı olan bir yetime, yahut toprakta sürünen bir yoksula” yokuşa tırman­mak, onu aşmak, ona girmek, köleyi köleliğin zilletinden kurtarmak veya ona yardım etmekle veya, yedirmenin zor olduğu bir açlık gününde yetim yakınına yedirmekle olur. Yetim, babasını kaybeden küçüktür. Buradaki, yedirenin nesebine yakın olandır. Ya da, hiçbir şeyi olmayan ve güçsüzlü­ğü, acizliği yüzünden mal kazanmaya kudreti olmayan, malı olmadığı için de, elini toprağa yapıştırmış gibi olan muhtaç zavallıyı yedirmekle olur.

Kim köle azat ederse veya yetimi, ya da muhtacı açlık zamanı doyu­rursa o, Allah’a muti, kullarına yararlıdır. Onlar amel defteri sağ taraftan verilen erdemli insanlardır. Bu, Allah Tealâ’nın nefis, heva ve şeytan ile verdiği mücadeleye örnektir.

es-Savi ale’l-Celâleyn’de dendi ki: Ayetin, yedirmeyi açlık zamanı ile kayıtlandırması şunun içindir: O zaman malı elden çıkarmak nefis için da­ha zordur. “Toprakta sürünen bir yoksul” sözü, Şafii’nin miskin (yoksul) fa­kirden daha kötü halde olandır, şeklindeki görüşü için delil sayılabilir. Mis­kin, bir şeye sahip olandır manası da verilebilir. Aksi takdirde “toprakta sürünen” sözü tekrar mevkiine düşmüş olur. Ebu Hanife, köle azat etmenin sadakadan daha faziletli olduğunu söylemiştir. Çünkü köle azat etmek sa­dakadan daha önce zikredilmektedir. Bazılarına göre de bunun aksidir. Çünkü sadakada bir canı yok olmaktan kurtarma vardır. Gıda bedeni ayakta tutar. Azat etme ise, genelde, zincirden kurtarma şeklindedir.

Ahmed, Ukbe b. AnuYden Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu riva­yet etti: “Kim, bir mümin köleyi azat ederse o, onun ateşten kurtuluşudur.” Yine Ahmed, Bera b. Azib’ten rivayet etti: Bir bedevi Rasulullah (s.a.)’a gel­di ve şöyle dedi: Ya Rasulallah! Bana, beni cennete koyacak bir amel öğret. Şöyle buyurdu: “Kısa konuştun ama, meseleyi anlattın. Can azat et, bağı çöz.” İkisi de aynı değil mi, dedi. “Hayır. Can azat etmen, tek başına yap-mandır. Bağı çözmen de azadına yardım etmendir.” buyurdu.

Ahmed, Tirmizi ve Nesai, Selman b. Amir’den rivayet etti: Rasulullah (s.a.) şöyle buyururken işittim: “Miskine sadaka, bir sadakadır. Yakına olursa ikidir. Sadakadır ve sıladır.”

“Sonra da iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye, merhameti tav­siye edenlerden olmaktır.” Allah’a, Rasulü’ne, kitaplarına ve ahiret gününe iman ettikten sonra sözü edilen hayır işleri yapan. Zira bu hayırlar iman şartı ile faydalıdır. Salih işler yapan müminler zümresinden eziyete karşı sabrı ve onlara rahmeti tavsiye edenlerdir. Peygamber (s.a.) bir hadiste şöyle buyurdu: “Rahmet edenlere Rahman da rahmet eder. Yerdekine mer­hamet edin ki, gökteki de size rahmet etsin.”[2] Başka bir hadiste de: “İn­sanlara merhamet etmeyene Allah da rahmet etmez “[3] buyrulmaktadır.

Sabır aynı zamanda Allah’a kullukta ve günahlardan uzak kalmada, musibet ve belâlarda da vardır. Allah’ın kullarına rahmet kalbi inceltir. Kalbi ince olan da, yetim ve miskinle ilgilenir, sadaka ile hayır amelini ço­ğaltır.

Ardından Allah Tealâ bunların mükâfatlarını müjdeleyerek buyurdu ki:

“İşte bunlar amel defteri sağ taraftan verilenlerdir.” Cennetlikler on­lardır. Allah Tealâ şöyle buyurdu: “Amel defterleri sağ taraftndan verilenler ne mutlu insanlardır. Amel defterleri sağ taraftndan verilenler! Dikensiz ki­raz, meyveleri tıklım tıklım muz ağaç(lar)ı, yayılmış gölge, daima akan su, kesilmeyen, yasak da edilmeyen birçok meyve arasında ve yükseltilmiş dö­şeklerdedirler.” (Vakıa, 56/27-34).

Karşılaştırma ve ibret için onların tersi olanları da zikretti:

“Ayetlerimize küfredenler ise, amel defterleri sol taraftndan verilenler. Ki, üzerlerine kapıları sımsıkı kapatılmış bir ateş içinde olacaklardır.” İndi­rilen ayetleri ve evrendeki kudretimize delâlet eden ayetleri inkâr edenler, onlar amel defterleri sol tarafından verilenlerdir. Onları kapılan sımsıkı kapatılmış olan ateş çevrelemiştir. Allah Tealâ şöyle buyurdu: “Amel defter­leri sol taraftndan verilenler, ne bedbahttır onlar, amel defterleri sol taraftn­dan verilenler. (Ateşin) sıcaklığı ve kaynar bir su ve bir de kapkara duman­dan bir gölge içindedirler. O gölge onlara ne bir serinlik ne de bir fayda ve­rir.” (Vakıa, 56/41-44)

Kuran

Beled Suresi

Tefsir’ül Münir ( Vehbe Zuhayli ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.