Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Az Bulutlu
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Pts 14°C
Sal 16°C
Çar 17°C
Per 12°C

89 – Fecr Suresi | Şifa Tefsiri

Bu sûre Leyi suresinden sonra Mekke’de nazil olmuştur. 30 ayettir. Ma’lum “leyi” sûresinin ilk kelimesi gece manasına gelmektedir. “Fecr” ise şafağın atmasından itibaren meydana gelen parlaklıktır.

89 – Fecr Suresi | Şifa Tefsiri

Fecr Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Karanlıklardan sonra aydınlık geliyor. Mekke döneminde de müslü-manlara yapılan zulümler, işkenceler ve hayatı karartan o karanlık gece­lerden sonra mutlak bir aydınlığın geleceğini müjdeler gibidir.

Leyl Suresinden sonra bu surenin gelmesi bu müjdeyi veriyor. Bu müjdeyi Mekke insanına veriyor da bize vermiyor mu? Tefsir usulü ki­taplarımızda genel bir kaide vardır. “Sebebi nüzul ayeti tahsis etmez.” Yani o günün ortamını açıklayan ayetler, yalnız o güne ait veya yalnız o olaya aittir anlamına gelmez.

Kıyamete kadar gelecek .olan müşlümanlara bu ayetler yol göstere­cektir. Onların durumlarına açıklık getirecektir. Bulundukları durumdan çıkış yollarını gösterecektir.

Günümüzde de bizler, çölde karanlıklar içerisinde nereye gideceğini bilemez durumda idik ama şafak attı; yol göründü, istikamet belli oldu. Kıbleye doğru yürüyüş dünyanın her tarafından başladı. Aynı yöne, günde beş defa güne bakan çiçekleri gibi dünya etrafında daire haline gelerek, kıbleye dönmek ve hacda bir araya gelerek şeytana attığımız taşlarla, düşmanın bir olduğunu ve Kabe-i Muazzama’nın etrafında tavaf ederek, hacerü’l-esvedi tutarak, tavaf edilen yerinde, tutulacak yerin de bir olduğunu öğrendi ve şuuruna vardı.[1]

1- Tanyerinin ağarmasına andolsun.

“Rabbim fecre yemin olsun ki” diyor. Destanlarımız hep gurubun manzarasını çizerler. Çok değerli fotoğrafçılarımız hep gurub vaktini, yani hep güneşin batım anını çekerler.

Ama şafağı pek fazla çizmezler veya çekmezler. Neden? Çünkü in­sanlarımızın geceleri ile gündüzlerini değiştirdiler. Bir kültür değişiminin nerelere kadar varabileceğini bu örnekten görüyoruz. Batıya takvim ayarlayan yöneticilerimize göre gündüzümüz, geceleyin 24’ü bir gece başlıyor. Ancak daha önceki dönemlerde akşam gün batımı ile başlı­yordu. Şimdi gecele 2’ye kadar oturanların bir çoğu güneşin doğu­munu seyredemivorıar.

Çok haşmetli bir olaydır güneşin doğuşu ve yeni bir günün aydınlığı. Tan yerinin ağarmasına Rabbim yemin ediyor. Dünyadaki bütün ilim adamları, dünyanın bütün hazineleri bir araya gelse güneşin doğmasını temin edemezler. Böyle bir aydınlığı sağlayamazlar. İşte böyle bir aydınlığa Rabbim yemin ediyor. Yani bu tan yerini siz ağartamazsınız değil mi? Mümkün değil. Ancak bir kağıt üzerine çizebilirsiniz. Canlılık yine yoktur. Ama şafakta canlılık vardır. Daha önce Tekvir Suresinde geçmiştir. “Nefes alan sabaha yemin olsun ki” diyor Allah (c.c).

İnsan Allah’ın ayetlerini okuyunca hayretler içerisinde kalıyor. Sabahı, tan yerinin ağarığını, “nefes almak” diye ifade ediyor Allah fc.c). Yani bir canlılık vardır. Üzerimize bir canlılık esiyor. Bir canlılık veriliyor ki, çiçekler, papatyalar gözlerini açıveriyorlar sabahın teneffüsü ile be­raber. Akşam kapatıyorlar, sabahleyin şafakla beraber gözlerini açıveri­yorlar. İşte böyle bir anlık zamana Rabbim dikkatimizi çekiyor. Biz, ba­tan güneşe ağıt yakmayalım, doğacak olanlara bakalım.[2]

2- On geceye andolsun.

Bu on gece ile ilgili müfessirlerimiz çok söz söylemişler. Hepsi de doğrudur ve isabetlidir. Demişler ki; bu on gün zilhicce ayının ilk on gü­nüdür. Veya gökyüzünde gördüğümüz hilâlin ilk on günüdür. Bu ilk on günün de hep büyüyor. İşte bu hep büyüyen ilk on güne yemin olsun ki.

İlk on günden 20 güne kadar hep dolunay şeklinde görüyoruz. 20’sinden sonra tekrar küçülüyor. Her on gününe yemin olsun ki, derken dikkatimizi yine hilale çekiyor. Zilhiccenin ilk onu da olsa, onu da bize bildiren hilâldir. Şu anda kullandığımız takvimlerin de ana kaynağı yine’

ay ve güneştir.

Kur’ân’m eğitiminde top yekûn tabiat bir sınıf gibi. Allah (c.c), Bu gün yeryüzündeki 5 milyar insanın bazen gökyüzüne bakmasını ister. Yıldızlara güneşe ve aya bakmalarını ister. Bazen güneşin batışına, ba­zen doğuşuna dikkatimizi çeker. Bazen ellerimize, bazen gözlerimize dikkatimizi çekiyor. Yani bizim araç ve gereçlerimiz, dünyadaki yara­tılmış olan topyekün mahlukâtın hepsidir. Allah (c.c) bunlar içerisinden bize dikkatimizi çekecek bazı şeyleri önemine binaen yemin ederek tekrar hatırlatıyor.[3]

3- Çift ve tek’e andolsun.

Çift olanlar… Yeryüzündeki her şey çift yaratılmıştır. Acı-tatlı, gece-gündüz, artı-eksi, erkek-dişi gibi. Tek olan yalnız Allah (c.c) dır.

Bir kısım müfessirimiz şöyle tefsir etmiş. Yaratılmışlara ve de yara-dana yemin olsun ki.[4]

4- Gelip geçen geceye andolsun.

Geçen gecenin sonunda bir sonraki güne Allah’a hamd ederek başla­dık. Bundan dolayı sevinmemiz, mutlu olmamız.ve beş milyar insanın içerisinde “tan yerini ağartan Allah’ı biz tanıdık”, o tanla biz kalktık, el­lerimizi bağladık, “Elhamdulillahi Rabbil alemin” diyebilen bir insan ola­rak Allah’a hamdü senalar etmeliyiz. Kalbine iman ışıklan, tan yerinin ışıklan gibi doğmamış insanların da iman etmesi için çalışmalıyız.[5]

5- Bunlarda akıl sahipleri için and var mı?

“Hicr” Arabm dilinde “Akıl” manasına geliyor. “Akıl” kelimesi de za­ten Arapça. Akıl da Arabm dilinde; A-ka’le kelimesinden “bağlamak” manasına geliyor. İnsanın kötülüğe gitmesine engel olan, önünü kesen, bağlayan manasına gelir akıl. İnsanı kötülüklerden alıkoyan bir meka­nizmayı Allah (c.c) bizim içimize yerleştirivermiştir,

“Hıcr” de “Akıl” manasına geliyor. Neden “Hıcr” denilmiş? “Hıcr” da yine “engelleme” manasına geliyor. Yani insanları kötülüklerden engel­leyen şey olduğundan dolayı akıl yerine “Hıcr” kullanılmıştır. Akıl sahip­leri için yemine gerek var mıdır? diyor Allah (c.c). Yani akıl sahipleri aslında yemin etmeden de bu işin inceliğini anlayabilirler.[6]

6- Rabbin Ad (kavmine) ne yaptığını görmedin mi?

7- Direkler sahibi irem (halkına ne yaptığını),

Ad kavminin bir ismi de İrem. İrem’in Nuh (a.s)’ın torunlarından biri­sinin adı olduğu ifade edilir. Sonra da bu ad kabileye verilmiştir. “İrem Bağlan” meşhurdur. Onlar dünyevi saltanata ve güce sahip, en güçlü devletlerden biriydi.

Kur’ân-ı Kerim’de bu Ad kavmi bir kaç yerde zikredilmiştir. Yapmış oldukları evler, bahçeler, bağlar, şehirler anlatılmıştır. Günümüzün baş problemi olan çevrecilik problemi dahi Ad kavmi tarafından çözülmüştür. Bunların kaldığı ülkede havayı kirletmesin diye odun yerine, öd ağacı yakılmıştır. Hem ısıtsın hem de havayı güzelleştirsin diye öd ağacını yakmışlar ama çevreyi yaratan Allah (c.c)’ı tanımamakta ısrar etmişler.

Bunlar neden Hud (a.s)’ın mesajına karşı çıkıp, ellerini yaratan Allah’a isyan ediyorlar? Dünyevi çıkarları zedelenecek diye böyle yapı­yorlar. Bir çok zülmu yapamayacak hale geliverecekler. Özellikle Kur’ân’m ifadesiyle “Çekirdek” kadro yani yönetici kadronun çıkarları ellerinden gidecek, normal halk seviyesine gelecekler. Halk seviyesinde de yaşamak istemiyorlar. Onun için Hud (a.s.)’a karşı geliyorlar.[7]

8- Ki ülkeler içinde benzeri yaratılmadı.

O Ad kavmi ki, kayaları delerek mermerlerden sütunlar yapmakta, fevkalade bahçeler inşa etmekte, güzel mutantan şehirler kurmakta ve o şehirlerinin havasım dahi kirletmesin diye öd ağacını yakmışlar. O gü­nün şartları içerisinde, o dünyanın hiçbir yerinde bir benzeri olmayan bir ülkeye sahib olan çiçeği koklayan ama çiçeğin gerisinde o rengi ve ko­kuyu, kimin verdiğini düşünmeyen bu insanları o nimetlerin içerisinde helak edivermiştir. Bizler böyle insanlar gibi olmayalım.[8]

9- Vadilerde kayalar kesen Semud’a (ne yaptığını gördün mü?)

10- Kazıklar sahibi Firavun’a (ne yaptığını gördün mü?)

Salih (a.s)’a isyan eden, Allah’ın mucize olarak gönderdiği deveyi ke­sen bu insanlara da; Rabbin neler yaptı görmedin mi? diyor Allah (c.c).

Şöyle uzaktan bakıldığı vakit, sanki yeryüzünü kazıklarla donatmış gibi zannedilen Firavun’a Rabbin neler yaptı. Nil vadisinde Firavuna ve onun askerlerine Rabbin neler yaptı? Bunları görmedin mi? diyor Allah.

Günümüz insanına da bir mesaj vardır bu ayette; “Efendim gökyü­zünde uydularımız var, yeryüzünde CIA mız var ve dünyadaki bütün in­sanların cebinde dolarlarımız var, askeri gücümüz var, her ülkede asker­lerimizin konuşlandırıldığı yerler var ve biz dünyanın en güçlü devletiyiz diyenlere biz, Fil Sûresini okuyoruz. Bir de bu ayetleri okuyacağız.[9]

11- Onlar ki ülkelerde taşkınlık yapmışlardı.

12- Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.

Allah (c.c); Bütün ülkelerde taşkınlık ve tağutluk yapanlara Rabbin neler yaptı görmedin mi? diyor.

Rabbim diyor ki; “Çok iyi niyetli olsa bile, kim tağutluk yaparsa, yer­yüzünde bozgunculuk yapar.” Yani; “Dünyanın en iyi insanı benim, in­sanları da çok seviyorum, onlara da bir kötülük yapmam, ama Allah’ı da yönetime karıştırmam” dese, çok iyi niyetlerle kanunlar yapsa, o koy­duğu kanunlar, hiç hesap etmediği yerden bir değil, binlerce pisliği sızdırıverecektir.[10]

13- Bunun üzerine Rabbin onlar üzerine azap kamçısını dökü verdi.

Bu azan insanların bir kısmını rüzgarla birlikte yerle bir etti, bir kıs­mını ise denizin içerisinde boğdu, denizin çamuru ile ölümlerini gerçek­leştirdi.[11]

14- Şüphesiz Rabbin gözetlemededir.

Allah (c.c)’in herkesi gözetlediğini ifade ediyor bu ayet-i kerime. Herkes gözetim altındadır. Allah (c.c) dünyanın her tarafındaki insanla­rın ve herşeyin’kendi tarafından gözetlendiğini ifade ediyor.

Biz her an gözetlendiğimizin şuurunda hareket edersek, gözlerimiz güzeli görür, dillerimiz güzel şeyler söyler, ellerimiz dövmez, sever, di­lenmez, sever. Yani her hareketimizi kontrol altında tutarız.[12]

15- Amma insan, Rabbi onu denemek için ne zaman iyilik yapıp, ona nimet verse, “Rabbim bana iyilik yaptı” der.

16- Amma onu denemek için rızkını daraltsa “Rabbim bana ihanet

etti” der.

Bu ayet-i kerime insanoğlunun fıtratını bize, öğretiyor. “Efendim psi­koloji ilmi batıda 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır.11 gibi bilgileri kitaplardan okuruz. Kur’ân-ı Kerim’de en çok tekrarlanan Allah (c.c)’tır. İkinci sırada ise insandır. İnsanoğlunun her türlü hal ve hareketleri, insan psikolojisinin en ince detayları Kur’ân-ı Kerim’cle ifade edilir. Burada iki

özelliğine dikkat çekiliyor.

İnsana, Rabbim bolca nimetler verecek olursa adam sevinir, “Rabbim bana ikramda bulundu servetler verdi” der. Bunu Allah’ın kendisine iyi olduğu için verdiğini düşünerek şımarır. Ama Rabbim onun rızkım biran dar altı verince de “Rabbim bana ihanet etti” der.

Verince Rab’dan bilmez, kendinden bilir, “layık olmasaydım bana bunu vermezdi, ben layıkım ki bana verdi.” der. Ama elden çıkıverecek olursa; “valla ben üzerime düşeni yapmıştım da, kader böyle imiş, beni mahvetti zalim felek.” der. Böylece isyan ediyor. Ama mü’min öyle de­miyor. Yunusun diliyle;

-Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim -Aşkın ile öğünürüm, bana seni gerek seni.[13]

17- Hayır! yetime ikram etmiyorsunuz.

18- Miskini doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.

Günümüzde de teşvikler fakire verilmiyor. Sırtı kaba olanlara verili­yor, yağlı kazanı taşmakta olanlara veriliyor, tuzu kuru olanlara veriliyor. Fakirler de kimlere ne kadar verildiğinin lafını ederek çenesini yor­maya, açlığını artırmaya devam ediyor. Allah (c.c) da İslâmi çizginin dı­şında olan insanların karakterini bize anlatıveriyor. Yetime ikram etmi­yorlar. Biz mü’minler olarak yetime de, fakirlere de önce gönlümüzü sonra kesemizi açacağız.[14]

19- Mirası toplarcasına yiyorsunuz.

20- Malı çok seviyorsunuz.

Malı değil, malı yaradanı çok sevmemiz gerekiyor.[15]

21- Hayır! yer yarılıp parça parça olduğunda,

22- Rabbin ve melekler saf saf geldiğinde,

23- O gün cehennemde getirilir. O gün insan hatırlayacak ama ha­tırlamanın ona ne faydası oİur.

24- “Keşke hayatım için (önceden iyi ameller) takdim etseydim” der.

Ahirette, bu dünyada iken topladıklarınızı bulacaksınız. Ne vermişse-niz onu göreceksiniz, kimlerle dost olmuşsanız onlarla yanyana olacak­sınız, kimin arkasından gitmişseniz onun bayrağı altında toplanacaksı­nız. Peygamberimizin (s.a.v) izinden yürüyenler, O’nun “livau’1-hamd” sancağı altında toplanacaklar. Allah (c.c) “O gün bütün insanları önder­leriyle beraber çağırırız” buyuruyor.[16] Bu dünyada önderimizi seçerken iyi dikkat etmeliyiz. Allah (c.c) tarafından sevilen, kabul edilen insanları seçelim ki, O da Peygamber Efendimizdir,[17]

25- O gün onun azabı gibi kimse azab edemez.

26- Onun bağı gibi kimse bağlayamaz.

Ahirette yanmamamız için bu dünyada gönüllerimiz yansın. Bu dün­yada Allah’ı tanımayanlar, O’nun emrine uymayanlar, ateşten direklere bağlanacaklar. Yürekleri yandığında vücutlarından çıkan irinler ağızla­rından içirilecek, bağırsakları dökülecektir.[18]

27- Ey huzura eren nefis!,

Huzura ermiş nefis: Huzura ermek ne ile olur? Rabbim bunun ceva­bını da vermiş; “Uyanık olun iyi bilinki kalpler ancak, Allah’ın zikri ile mutmain olur.” buyurmuştur. Allah’ı hatırlamakla mutmain olur.[19]

Kafirin gücüne bakıyorsunuz korkuyorsunuz ama onun ilacı da “Hasbuna’llah ve ni’me’l vekil” “Allah bize yeter” hapını yuttunuz mu, o korku gider. Kaynayan bir kabın içine bir bardak soğuk suyun döküldü­ğünde’o suyun kaynamasının durduğu gibi, bir gün yürekler kabardığında “Allah” diyecek olursanız kalbiniz mutmain olur, huzura erer.[20]

28- Sen Rabbinden hoşnut, Rabbin de senden hoşnud olarak Rabbine dön.

29- Gir kullarımın arasına,

30- Gir cennetime.

Batılı bir Hristiyan; Peygamber Efendimizi anlatan bir kitap yazmış. Amerika da 500. baskısını yapmış. Kitabı yazdıktan sonra Vatikan tara­fından yazarı afaroz edilmiş. 1932 yılında Amerikada bir otel odasında açlıktan ölmüş.

Adam kitabında diyor ki; “Çok değerli bir tarikat lideri, çok değerli bir talebesini hristiyanlar ülkesine, İslâm’ı tebliğ etmek için göndermiş. Delikanlı o kadar güzel şeyler anlatıyormuş ki, Hristiyan köylüleri sa­bahlara kadar gözlerini kırpmadan, onun sohbetini dinliyorlarmış. Bir köyden öbür köye ata bindirip götürüyorlarmış.

Yine bir gün, bir köyden öbür köye at üzerinde götürülürken dağın te­pesinde bir manastır görmüş ve yanındakilere sormuş; “orası nedir?” Demişler ki; “efendim orası manastırdır, bizim şehrin azizi 13 senedir orada kalır. Allah’ın rızasını arar. Biz ona günlük bir tas çorba ve bir bar­dak su götürürüz. O dünyanın herşeyini terk etti, kadın sevmedi, gül koklamada, yalınız Allah’ın rızasını aradı.”

Bizim o İslâm mücahidimiz, alp erenimiz demiş ki; “Onun yanma tek­rar gittiğinizde ona söyleyin, eğer O gerçekten Allah’ın rızasını arıyorsa yanlış yerde arıyor. Oradan insin, insanların arasına girsin, düğün evinde oynasın, ölü evinde ağlasın. Rabbin rızası insanların arasında­dır.” demiş.

Bu hikaye, bu iki ayeti ifade ediyor. “Gir kullarımın arasına, gir cen­netime” diyor Allah (c.c). Bu ses, aşığa sevgilisinin “Gel” sesinden, bapishanedekine “serbestsin” sesinden, çölde “su” sesinden bize daha tatlı geliyor.

Peygamberimizde bir hadisinde; “müslümanların arasına katılan, on­ların eza ve cefalarına katlanan bir müslüman, insanların arasına katıl­mayıp, eza ve cefalarına katlanmayan müslümandan daha hayırlıdır.” di­yor.[21] Yani uzlete çekilen bir müslüman­dan, toplumun tam ortasına giren ve onlara yol göstermeye çalışan bir müslüman daha hayırlıdır.

Kuran

Fecr Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.