Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 19°C

86 – Tarık Suresi | Tefsir’ul Munir

86 – Tarık Suresi | Tefsir’ul Munir

Tarık Suresi | Tefsir’ul Munir ( Vehbe Zuhayli )

Her İnsanı Gözetleyen Meleklerin Bulunduğuna Dair Yemin Ve Dirilmenin Mümkün Olduğunu İspat

1- And olsun o göğe ve Tarık’a.

2- Tarık’ın ne olduğunu sana hangi şey bildirdi?

3- Delen yıldızdır.

4- Hiçbir can yoktur ki üzerinde bir gözcü olmasın.

5- Şimdi insan hangi şeyden yaratıl­dı? Baksın.

6- O, atılıp dökülen bir sudan yara­tılmıştır,

7- ki (erkeğin) arka kemiği ile (ka­dının) göğüs kemikleri arasından çıkıyor o.

8- Şüphe yok ki onu döndürmeye el­bette kadirdir.

9- O günde ki sırlar yoklanıp mey­dana çıkarılacaktır.

10- Artık onun için ne bir kudret, ne de bir yardımcı vardır.

Açıklaması:

“Andolsun o göğe ve Tarık’a. Tarık’ın ne olduğunu sana hangi şey bil­dirdi? Delen yıldızdır.” Harika göğe, gece ortaya çıkan ışıklı yıldıza yemin olsun. Onun hakikatini sana bildiren nedir? Işığı güçlü parlak bir yıldızdır o. Güçlü ışığı ile, adeta gecenin karanlığını yarmaktadır.

Allah Tealâ’nın kitabında çokça yemin ettiği gök, yıldızlar, güneş, ay, gece ve gündüze yemin edilmesi şekil ve seyir, doğma batma olarak entere­san durumları olduğu ve onların, işlerini tanzim eden müdebbir bir yaratı­cıları bulunduğunu gösterdiği içindir. “Tarık’ın ne olduğunu sana hangi şey bildirdi?” sözü ile, büyüklük ve vurgulama kastedilmektedir. Adeta, beşe­rin bu gökte uzak ufuktaki bir yıldızı idraki ve hakikatini bilmelerinin mümkün olmadığını işaret eder. Süfyan b. Uyeyne dedi ki: Kur”an’da geçen bütün “hangi şey bildirdi?” ifadelerindeki hususları Allah, Rasulü’ne bildir­miştir. “Ne biliyorsun?” şeklindeki ifadelerde ise bildirmemiştir: “Ne bili­yorsun, belki de o saat yakındır.” (Şûra, 42/17).

Târik cins bir isimdir. Târik denmesi gece ortaya çıkıp gündüz gizlen­diği içindir.

“Delen yıldızdır.” sözü ile de açıklamıştır. Yani o, konumu önemli, ge­len, değeri yüksektir. Gecenin karanlığını aydınlatan, kara ve denizlerin karanlığında kendisiyle yol bulunan, yaşamla ilgili olarak yağmur gibi şey­lerin vaktinin bilinmesine yardım edendir. Cumhura göre bu, Süreyya’dır. Hasan, Katade ve diğerleri ise: Diğer yıldızlar için umumidir, zira gece doğmaktadır, sana gece gelen her şey târiktir, dediler. Zahir olan da, kendi­siyle kara ve denizde yol bulunan yıldız cinsinin kastedilmiş olduğudur.

Sahih hadiste rivayet edilen de bunu doğrulamaktadır: Peygamber (s.a.) kişinin ailesine turûku (târik kelimesi ile aynı kökten kullanılıyor) yani, gece ansızın gelmesini nehyetti. Başka dua ihtiva eden bir hadiste de: “Ey Rahman! Hayırla gelen târik hariç, gece ve gündüzün tavarıkın-dan=ansızmgelivereninden sana sığınırım.” buyurulmaktadır.

Ardından Allah Tealâ hakkında kasem edilen şeyi ya da cevabı zikre­diyor:

“Hiçbir can yoktur ki üzerinde bir gözcü olmasın” Göğe ve delen yıldıza yeminle, hiçbir insan yoktur ki, onu afetlerden koruyan Allah’tan bir göze­ticisi bulunmasın. Onlar da, amel, söz ve hareketlerini gözetip yaptığı ha­yır ve şerri yazan hafaza melekleridir. Allah Tealâ buyurdu ki: “Onun önünde, arkasında kendisini Allah’ın emriyle gözetleyecek takipçiler var­dır.” (Ra’d, 13/11). Gerçekte gözetleyen Allah’tır. Meleklerin gözetlemesi de O’nun emri ile olduğu için O’nun gözetlemesi sayılmıştır.

Ayet, gözetleyenin kim olduğunu açıklamamıştır. Bazı müfessirler gö-zetleyenin Allah olduğunu söylemişlerdir. Diğerleri de onlar meleklerdir, dediler. Ayetlerde buyuruldu ki: “Size gözetleyiciler gönderir.” (En’am ,6/61), “Halbuki sizin üzerinizde hakiki bekçiler, çok şerefli yazıcılar vardır.” (İnfitar, 82/10-11), “Hatırla ki, hem sağında hem solunda oturan, onun amellerini tespit etmekte olan iki de (melek) vardır. O, bir söz atmaya dur­sun, mutlak yanında hazır bir gözcü vardır.” (Kâf, 50/17-18), “O’nun takip­çileri vardır.” (Ra’d, 13/11). Ebu Ümame dedi ki: Mümine yüz altmış melek görevlendirildi. Ondan takat edilemeyecek şeyleri savarlar. Göz de bundan­dır; yedi melek ondan sineğin bal tasından savıldığı gibi savar. Kul bir göz açıp kapama miktarı kendine bırakılsa şeytanlar onu kaparlar.

Sonra da, dönüşün mümkün olduğuna delil olsun diye, yaratmanın başlangıcına dikkat çekerek buyurdu ki:

“Şimdi insan hangi şeyden yaratıldı? Baksın. O, atılıp dökülen bir su­dan yaratılmıştır, ki (erkeğin) arka kemiği ile (kadının) göğüs kemikleri arasından çıkıyor o.” İnsan nasıl yaratıldığını düşünmelidir ki, o yaratılı­şından daha basit olan dirilmeye Allah’ın kudretini bilebilsin. O, rahime akıp, dökülmüş bir sudan, erkeğin ve kadının suyunun karışımından yara­tıldı. O, erkeğin beyinden gelen omuriliğindeki ve kadının göğüs kemikle-rindeki, yani göğüs kemikleri veya göğsünde gerdanlık taktığı yerdendir. Çocuk iki sudan müteşekkildir. O karışık su rahimde birleşerek yerleşir ve Allah’ın iradesi ile cenin oluşur: “Sizi dileyeceğimiz muayyen bir vakte ka­dar rahimlerde durduruyoruz.” (Hac, 22/5).

Gerçekte suyun oluşmasına bütün bedenin bölümleri katılmaktadır. Oluşum esnasında haya ve yumurtalığa akar. İkisi de böbreğin etrafında ve iki kemiğin ortasında kalmaktadır. Yani, yaklaşık olarak belkemiğinin ortaları ve kaburga kemiğinin alt karşısı arasındadır.

Tekrar diriltmeden bahsetmeye ilk defa yaratılış ile başladı ve daha sonra şöyle buyurdu: “Şüphe yok ki onu döndürmeye elbette kadirdir. O gün­de ki sırlar yoklanıp meydana çıkarılacaktır” Allah Tealâ insanı ölümün­den sonra diriltmeye de kadirdir. Başlangıca kadir olan tekrar yaratmaya da kadirdir. Allah Tealâ bu delili Kur’an-ı Kerim’in muhtelif yerlerinde zik­retmiştir. Denildi ki: Allah Tealâ, bu suyu çıktığı yere geri çevirmeye kadir­dir. Bu “O günde ki sırlar yoklanıp meydana çıkarılacaktır” sözüyle ilgili olarak tercih edilen birinci görüştür.

İnsanın ilk defa oluşması, ana babasının bedenlerinde dağınık olan parçaların birleşmesiyle gerçekleşmişti. Bunu yapan o dağınık parçaları, bir tam insan yaratacak şekilde toplamaya muktedir olmuş ise, O, ölümün­den ve parçalarının dağılmasından sonra da o parçaları toplamaya ve on­dan tam bir mahluk yapmaya muhakkak muktedirdir.[1]

“Artık onun için ne bir kudret, ne de bir yardımcı vardır.” İnsanın diril­me esnasında kendisinde Allah’ın azabını engelleyecek bir kuvvet yoktur. Başına gelene karşı yardım edebilecek bir yardımcı da yoktur. Ne kendisin­de ne de başkasından gelecek ve onu Allah’ın azabından kurtaracak bir kuvveti vardır. [2]

Kur’an’ın Ve Peygamberliğin Doğruluğuna Yemin Ve Onlara Karşı Hile Kuranları Tehdit

11, 12, 13- Andolsun o dönüş sahibi olan göğe, o yarılan yere ki, hakika- ten o hak ile (batılı ayırt eden) kat’i bir kelâmdır.

14″ O boş bir lakırdı değildir.

15- Hakikat onlar alabildiklerine

hileler düzerler.

16- Ben de onların hilelerini (ceza ile) karşılarım.

17- Sen şimdilik o kâfirlere mühlet ver, onları biraz geciktiriver.

Açıklaması

“Andolsun o dönüş sahibi olan göğe, o yarılan yere ki, hakikaten o hak ile (batılı ayırt eden) kat’i bir kelâmdır. O, boş bir lakırdı değildir.” Gelip dönen ve gökte tekrarlanan yağmurun bulunduğu göğe bir kere daha ye­min olsun: Ölümünden sonra toprağı canlandırıyor, bitkiler bitiriyor. Yarı­lan yer, bitkiler, meyvalar, ağaç, maden ve hazineler, petrol, su vb. servet­ler ile yarılan yer; “Sonra toprağı iyiden iyiye yardık.” (Abese, 80/26) Göğe ve yere yemin olsun ki, Kur”an şüphe olmayan bir hak sözdür. Hak ile batı­lı ayırt eder. Oyun ve eğlence için inmedi. O ciddidir, haktır. Şiir, sihir ve kehanet de değildir. Hakîm ve Hamîd’in indirmesidir. “Kat’i bir kelâmdır” sözü, yeminin cevabıdır. Yağmurun, sesin yankısı gibi dönüşle adlandırıl­ması, tekrar gelmesinden dolayıdır. Yerdeki buharlaşmadan oluşup tekrar yere dönmektedir.

Tirmizi ve Darimi, Ali (k.v.)’den şöyle rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.)’m şöyle buyurduğunu işittim: “Muhakkak fitneler olacaktır. Ya Rasu-lallah! Onlardan kurtuluş nedir, dedim? Buyurdu ki: “Allah Tealâ’nın kita­bı. Onda sizden öncekilerin ve sizden sonrakilerin haberi vardır. Aranızda hakemdir. Kesindir, şaka değildir. Kim onu zulüm için terkederse Allah onu helak eder. Kim ondan başkasında hidayet ararsa Allah onu saptırır. O Al­lah’ın sağlam ipi, açık nurudur. O zikr-i hakimdir, sırat-ı müstakimdir. O kendisi ile arzuların sapmadığı, dillerin karışmadığı, görüşlerin bulanma-dığı, alimlerin kendisine doymadığı, muttakilerin bıkmadığı, çokça tekrar­lanmasına rağmen eskimeyen, ilginçleri bitmeyendir. O cinlerin dinledikle­rinde ” Biz ilginç bir Kur’an dinledik; rüşde hidayet ediyordu.” (Cin,72/l-2) dedikleridir. Onun ilmini bilen öne geçer, onunla söyleyen doğru söyler, onunla hükmeden âdil olur, onunla amel eden ecir alır. Ona devet eden sı-rat-ı müstakime hidayet edilir.”

Sonra Allah Tealâ Kur’an’ı yalanlayıp, müminlere hileler düzenleyen­leri tehditle buyurdu ki:

“Hakikat, onlar alabildiklerine hileler düzerler. Ben de onların hileleri­ni (ceza ile) karşılarım” Mekke’nin liderleri kâfirler ve emsalleri, getirdiği hak dini iptal etmek ve Allah’ın yolundan ve Kur”an’dan alıkoymak için, Kur”an eskilerin masallarıdır veya Muhammed (s.a.) sihirbazdır, mecnun­dur, şairdir gibi sözleri ile Peygamber (s.a.)’e hileler kuruyorlar, öldürülme­si için tuzak hazıryorlardı: “Hani bir zaman o küfredenler seni tutup bağla­maları, veya seni öldürmeleri, yahut seni çıkarmaları için sana tuzak kuru­yordu.” (Enfal, 8/30).

Ama ben onlar için başka bir tedbir alıyorum. Bilmedikleri şekilde on­ları çekiyorum ve hilelerine karşı onları cezalandıracağım. Hilenin cezası­nı, şiddetli azabı gerektirecek günahın artmasına götüren bir istidrac ve mühlet verme hile olarak adlandırılmıştır.

Ardından Rasulü’ne, onlara karşı zafer vaadetti ve sabrı emretti:

“Sen şimdilik o kâfirlere mühlet ver, onları biraz geciktiriver” Onları geciktir ve beklet. Helakleri için dua etme. Acele etme ve Allah’ın onlar hakkında senin için planladığına razı ol.

Sonra bu manayı mübalağa için tekrar ederek buyurdu ki: Onları az veya yakın bir mühlet için bırak. Başlarına gelecek azabı ve intikamı, ceza ve helaki göreceksin: “Biz onları biraz geciktirip sonra kendilerini ağır bir azaba mecbur edeceğiz.” (Lokman, 31/24)

Bu, Bedir günü tahakkuk etmiş olan ağır bir tehdittir. Kıyamet gü­nündeki azabı da onu izleyecektir. Onların yolunu takibe karşı bir uyarı ve onların yolu dışında bir yola da teşviktir.

Kuran

Tarık Suresi

Tefsir’ül Münir ( Vehbe Zuhayli ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.