Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C
Cum 20°C

84 – İnşikak Suresi | Tefsir’ul Munir

84 – İnşikak Suresi | Tefsir’ul Munir

İnşikak Suresi | Tefsir’ul Munir ( Vehbe Zuhayli )

Kıyamet Gününün Korkunç Halleri Ve İnsanların İki Gruba Ayrılmaları

1, 2- Gök yarıldığı, Rabbini dinleyip boyun eğdiği zaman, ki gök zaten buna lâyık yaratılmıştır,

3, 5- Yer uzatıldığı, içinde ne varsa atıp bomboş kaldığı, Rabbini dinle­yip boyun eğdiği zaman, ki yer za­ten buna lâyık olarak yaratılmıştır,

6- Ey insan! Sen Rabbine ulaşınca­ya kadar durmayıp didineceksin, nihayet ona ulaşacaksın.

7- O vakit kitabı sağ eline verilen kimseye gelince,

8- Kolayca bir hesap ile muhasebe edilecek o.

9- Ehline de sevinçli dönecektir.

10- Ama kitabı arkasından verilen kimse,

12- O şiddetli ateşe girecek

13- Çünkü o, ehli içinde bir şımarıktı.

14- Çünkü o, hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanıyordu.

15- Hayır. Çünkü Rabbi onu çok iyi görmekteydi.

Açıklaması

Allah Tealâ kıyametin korkunç halleri ve alâmetlerinden haber vere­rek buyuruyor ki:

“Gök yarıldığı, Rabbini dinleyip boyun eğdiği zaman, ki gök zaten bu­na lâyık yaratılmıştır.” Göğün yarılıp kâinatın yok oluşu başladığı zaman. Onun yarılması kıyamet alâmetlerindendir. Rabbine itaat edip, emrine bo­yun eğmiştir. Onun Rabbinin emrine uyup, itaat etmesi ve dinlemesi de haktır. Çünkü O, karşı durulamayan, mağlup edilemeyen bir güce sahiptir. O, her şeye emreden ve her şeyin kendisine boyun eğdiği yüce zattır.

“Yer uzatıldığı, içinde ne varsa atıp bomboş kaldığı…” Yer yayılıp düzeltildiği, dağları ve tepelerinin giderilmesi ile genişletildiği zaman. Düm­düz hale gelip, tozduman olduğunda, içindeki ölüler ve hazineleri çıkartıp üstüne atar, içindekilerden tamamen boşalır. Onda bulunanlardan sıyrılıp Allah’a teslim olur.

Ayetin benzeri Tâha suresinin 105-107. ayetleridir: “Sana dağları sorar­lar, de ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak da yerlerini dümdüz bir toprak halinde bırakacak. Onlarda ne bir iniş, ne de bir çıkış göreceksin.”

“Rabbini dinleyip boyun eğdiği zaman, ki yer zaten buna lâyık olarak yaratılmıştır.” Rabbinin emirlerini dinleyip itaat eder. Onun dinleyip, Rab-binin emrine teslim olması da haktır. Çünkü o, ilâhi kudretin kabzasmda-dır. Baştaki şart edatı “iza” nın cevabı, insanlara korku vermek için açıkça ifade edilmiştir. Takdiri şöyledir: Olan olduğunda iyi ve kötü amellerinizi görürsünüz.

“Ey insan! Hakikat sen rabbine ulaşıncaya kadar durmayıp didinecek­sin, nihayet ona ulaşacaksın.” Ey insan! (Bu ifade mümin ve kâfiri kapsa­yan bir ifadedir.) Sen bu hayatta çalışan, gayret eden ve amelinde titiz olan birisisin. Çalışmanın ve gayretinin sonu ise Rabbine veya ölümle ona ka­vuşmana kadardır. Sen iyi veya kötü, yaptığını ya da amelinle Rabbini bu­lacaksın.

Ebu Davud el-Teyalisi, Cabir b. Abdullah’tan Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Cebrail dedi ki: Ey Muhammedi Dilediğin kadar yaşa, sonunda öleceksin. Dilediğini sev, sonunda ondan ayrılacaksın. Dilediğini yap, sonunda onu bulacaksın.”

“Nihayet ona ulaşacaksın” cümlesindeki zamir, iyi veya kötü amele dönmektedir. “Rabbine” deki zamire döndüğü de söylenmiştir. Yani Rabbi­ne ulaşacaksın. O takdirde mana şöyledir: Amelinle sana karşılık verecek, çalışmana karşılık sana mükâfat verecek.

Ardından insanların durumlarını ve kıyamet günü iki gruba bölüne­ceklerini zikrederek birinci grup olan müminler hakkında buyurdu ki: “O vakit kitabı sağ eline verilen kimseye gelince, kolayca bir hesap ile muhase­be edilecek o. Ehline de sevinçli dönecektir.” Amel defteri kendisine sağın­dan verilenler ki, onlar müminlerdir, kolay bir şekilde hesaba çekilir. Kötü­lükleri kendisine gösterilir sonra da, Allah Tealâ onları münakaşa etmeden bağışlayıp mağfiret eder. Kolay hesap budur.

Ahmed, Buhari ve Müslim, Tirmizi, Nesai ve İbni Cerir’in Aişe (r.a.)’den rivayetine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Hesapta müna­kaşa edilen azapa uğramıştır.” Aişe dedi ki: “Allah Tealâ “Kolayca bir hesap ile muhasebe edilecek buyurmadı mı?” Şöyle cevap verdi: “O hesap değil, arzdır. Kıyamet günü hesapta münakaşa edilen azaba uğramıştır.”

Bu kitabı sağından verilen, cennetteki ehline ve yakınlarına döner. Allah azze ve celle’nin verdiği ile, kendisine sunulan iyilik ve ikramlar ile se­vinçli, neşeli ve mutludur.

Ayetin benzeri şu ayettir: “Artık kitabı sağ eline verilmiş olan kişiye gelince, der ki: “Alın okuyun kitabımı. Çünkü ben hakikaten hesabıma ka­vuşacağımı bilmiştim. İşte o, hoşnut bir hayat içindedir.” (Hakka, 69/19-21)

İkinci grup kâfirlerdir: “Ama kitabı arkasından verilen kimse, derhal he­lakini temenni edecek. O şiddetli ateşe girecek.” Ancak amel defteri arkasın­dan, soldan verilen kimse, sol eli arkasında defterini onunla alıyor, sağ eli ise boynuna bağlanmıştır. Defterini okuduğunda bağıracak. Vay helakim, vay hasretim! Sonra da cehenneme girer, ateşinin hararetini ve şiddetini tadar.

Ayetin benzeri, Hakka suresinin 25-29. ayetleridir: “Kitabı sol eline verilmiş olan kişiye gelince, o da der ki, “Ah keşke benim kitabım verilme-seydi. Hesabımın da ne olduğunu bilmeseydim. Ah keşke o, kafi bir son ve­rici olsaydı. Malım bana bir fayda vermedi. Saltanatım benden ayrılıp mahvoldu.”

Peşinden de Allah Tealâ onun azabının iki sebebini zikretti:

1- “Çünkü o, ehli içinde bir şımarıktı.” O dünyada şımarıktı. Sonuçlan düşünmez, önündekinden korkmazdı. Hevasına uyar, şehvetinin peşinden giderdi. Ahiret aklına gelmediğinden kibirli, zararlı biri idi. O kısa şıma­rıklık kendisine uzun bir hüzün getirdi.

2- “Çünkü o, hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanıyordu.” O se­vinç ve kibrin sebebi, Allah’a dönmeyeceğini, hesap ve ceza için diriltilme­yeceğim sanmasıydı.

Ardından Allah Tealâ bu zannı reddederek buyurdu ki:

“Hayır. Çünkü Rabbi onu çok iyi görmekteydi.” Ne yapıyorsa hepsini biliyor ve görüyordu. Hayır ve şer amellerinin karşılığını verecektir. Çünkü onun da Rabbi olan Allah, amellerini bilendir habîrdir, hiçbir şey O’ndan kaçmaz. [1]

Kıyamet Ve Onu İzleyecek Ürkütücü Durumlar

16- Hayır. And ederim o şafaka.

17- O geceye ve onun derleyip top­ladığı şeye.

18- Toplu bir hale geldiği zaman aya ki,

19- Siz hiç şüphesiz, o halden bu ha­le bineceksiniz.

20- Öyleyse onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?

21- Ve karşılarında Kur’an okundu­ğu zaman secde etmiyorlar?

22- Bilakis o küfredenler yalanlarlar.

23- Halbuki Allah, onlar yüreklerin­de neler saklıyorlar, pek iyi bilendir.

24- Bunun için sen onları elem veri­ci bir azap ile müjdele!

25- İman edip de güzel güzel amel edenler müstesnadır. Onlar için bi­tip tükenmeyen bir mükâfat vardır.

Açıklaması

“Hayır. And ederim o şafaka. O geceye ve onun derleyip topladığı şeye. Toplu bir hale geldiği zaman aya ki” Allah Tealâ güneşin batışından sonra yatsı vaktine kadar devam eden kızıllığa, şafaka ve toplayıp bürüdüğü ile, gündüz vakti yayılıp açık olanları örten haliyle geceye, her kameri ayın or­tasında bütünleşip dolunay halini alan aya yemin etmiştir. Bu nesnelere yemin edilmesi onların tazimine, dolayısıyla onları var edenin tazimine de­lildir.

Ayetlerin başındaki “lâ uksimu: Hayır! And ederim.” ifadesi yemindir. Başındaki “lâ” ise, yeminden önceki sözün nefyi ve reddedilmesidir. Burada Allah Tealâ kıyamette hesap vermeye inanmayanların düşüncelerini red­detmiş ve ardından da şafaka yemin etmiştir.

“Siz hiç şüphesiz, o halden bu hale bineceksiniz” ifadesi yeminin ceva­bıdır. Yani bir durumdan öbürüne geçeceksiniz. Bu da şiddetin tabakalarıdır. Biri diğerinden şiddetli olan, ölüm ve ondan sonraki kıyamete ait du­rumlar, sıkıntılardır. Sonra da en son netice gelir: Cennette veya cehen­nemde ebedî kalış.

Ayetin benzeri şu ayetlerdir: “Rabbime andolsun ki siz mutlaka diriltile­ceksiniz. Sonra da yaptığınız şeyler behemahal size haber verilecektir.” (Tegabün, 64/7), “Eğer siz küfrederseniz çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günde kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?” (Müzzemmil, 73/17).

Ardından Allah Tealâ kâfirleri, dirilmeyi uzak gördükleri için kınaya­rak buyurdu ki:

“Öyleyse onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?” Allah’ın her şeydeki kudretini kesin olarak gösteren kâinattaki deliller, ayrıca Muhammed (s.a.)’in doğruluğuna, kendisine indirilen Kur’an vahyinin doğruluğuna de­lâlet eden açık deliller gibi iman etmeyi gerektirecek şeyler bulunduğu hal­de, onları dirilme ve kıyametin doğruluğuna iman etmekten alıkoyan ne­dir, hangi şeydir?

Bu inkâri bir sorudur. Taaccüp olduğu da söylenmiştir. Yani, bu ayet­lere rağmen imanı terketmelerine şaşılır!

“Ve karşılarında Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar?” İ’cazı, Al­lah Tealâ’nın katından olduğuna delil olan Kur’an okunurken secde etmele­rine ve boyun eğmelerine engel olan nedir? Onların, mucize olduğunu bil­dikten sonra secde etmeleri, -ki onlar fesahat ve belagat erbabıdırlar-Kur’an ayetlerine tazim, saygı ve ikram olurdu.

Ebu Hanife (Allah ona rahmet etsin), bu ayetle secdenin vacip olduğu­na hükmetmiştir. Duyup da secde etmeyeni yermiş, kınamıştır.

Ardından Allah Tealâ onların Allah’a, Rasulüne ve ahiret gününe iman etmemelerinin sebebini açıklayarak şöyle buyurdu: “Bilakis o küfredenler yalanlarlar. Halbuki Allah, onlar yüreklerinde neler saklıyorlar, pek iyi bi­lendir” Gerçek şudur, kâfirler, tevhid, dirilme, sevap ve cezayı ihtiva eden Kitab’ı, ya Rasulullah (s.a.)’a hasetten ya da menfaatlerinin, mevkilerinin ve liderliklerinin kaybolmasından endişelenerek yalanlıyorlar. Bu inkârları­nın sebebi inatları ya da atalarını taklitten caymama arzusu olabilir.

Allah, bütün mahlukâtın içindekileri, kendilerinde gizledikleri yalan­lamayı en iyi bilendir. Şirk ve küfürde İsrarlarının sebeplerini ve iyi ya da kötü amelleri de en iyi bilendir.

“Bunun için sen onları elem verici bir azap ile müjdele!” Ey Peygam­ber! Allah’ın onlara elim bir azap hazırladığını haber ver. Aslında sevindi­rici bir iş için kullanılan müjdenin, azabı haber vermek için kullanılması istihza ve alay içindir.

“îman edip de güzel güzel amel edenler müstesnadır. Onlar için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.” Ama, Allah Tealâ’ya, Rasulullah (s.a.)’a, ahiret gününe iman edip Kur’an-ı Kerim’e teslim olanlar, içindekilerle amel edenler, salih ameller yapanlar için ahiret yurdunda bitmez tüken­mez sevaplar vardır. Kimse de onları başlarına kakmayacaktır: “Bir lütuf ve ihsandır ki, kesilmesi yoktur.” (Hûd, 11/108) Zemahşeri’nin görüşüne gö­re buradaki istisna munkatıdır.[2] Çoğunluk ise, onlardan iman edip salih amel yapanlar için büyük bir sevap vardır, şeklinde olduğunu söylemiştir.

Bu ayetlerde, iman ve taata büyük bir teşvik, küfür ve masiyet konu­sunda da de büyük bir uyarı söz konusudur.

Kuran

İnşikak Suresi

Tefsir’ül Münir ( Vehbe Zuhayli ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.