Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C
Cum 20°C

83 – Mutaffifin Suresi | Şifa Tefsiri

Biz insanlara Rabbimin kelamını anlatalım, yüreklerine serpilsin. Gönüllerinde İslâm’ın çiçekleri açsın. Yağmur yağınca şehrin pisliğinin ve kirlerinin akıp gittiği gibi Allah’ın ayetleriylede insanlarımızın gönül-lerindeki kirler akıp gitsin. Rahmete vesile olsun, her taraf yeşersin, herkes güzel şeyler görsün, güzel sesler işitsin, güzel insanlarla karşı­laşsın, herkesin elinden, dilinden, gözünden ve gönlünden İslâm’ın gü­zel nameleri yayılsın.

83 – Mutaffifin Suresi | Şifa Tefsiri

Mutaffifin Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Bir şairimizin dediği gibi; gül alınsın gül satılsın,

gülden teraziler yapılsın” istiyoruz. Peygamberimiz (s.a.y) bunu isti­yordu. O’ndan sonra gelenler bunu istiyordu. Yemen’den İngiltere’ye kadar bu topraklar üzerindeki insanlar, Allah’ın adaleti içerisinde ya­şasınlar, kanları akmasın.

Bu kanların bir damlası yeryüzünün bütün altını ve gümüşüyle yapıl­maya çalışılsa yapılamaz, inancı içerisinde hareket ediyorlardı.

Hatta bir tanesi şöyle demişti. Ayet-i kerimelerin ruhuna uygun ola­rak; “haksız yere akıtılmış bir damla kan terazinin bir kefesine konulsa, terazinin öbür kefesinede dünyanın bütün altını, gümüşü, madenlerinin hepsi konulsa o bir damla kan ağır basar.” Böyle bir anlayışın çocukları olarak bu günlere geldik. Ama yüreğimiz kan ağlıyor. Bir damla kan değil, oluklar gibi müslüman kanı akıyor.

Hocalığımdan utanıyorum, insanlığımdan utanıyorum, yaşamaktan utanıyorum, baba olmaktan utanıyorum, eş olmaktan utanıyorum, Allah’a kul olamamaktan vede Müslüman kanı akarken nefes almak­tan utanıyorum.

Çünkü emredilenleri yapamıyorum. Müslümana sahip çıkamıyoruz, Düşman uçakları üzerimizde uçuyor, ses çıkaramıyoruz. Düşman uçaklarının gölgesinde yaşatıyorlar, kimseye ağzımızı açamıyoruz.

Bu sûrenin tefsirini yaptığım günlerde İsrail ordusu, tanklarla Filistin’i] müslümanların evlerinin üzerlerine yürüyor, çoluk çocuk ev­den çıkmadan evlerini üzerlerine çökertiyor, evden dışarı çıkabilenleri de kurşuna diziyordu.

Bu surede de Rabbimiz, aklınıza gelebilecek her şeyde ölçü ve tar­tıyı bozan, haksızlık yapıp, kendi çıkarlarını korumaya çalışanları uya­rıyor. Sûre Mekke’de nazil olmuş, otuz altı ayettir.[1]

1- Ölçü ve tartıda haksızlık yapanların vay haline!

2- Onlar ölçerek aldıklarında tam alırlar.

3- Onlar ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksik yaparlar.

“Ölçü ve tartı” kelimesi, yalnız terazi için değildir. Yalnız manifatu­racının metresi, bakkalın terazisi değildir. İnsanoğlunun terazisi çeşit­lidir. Dilinizin, gönlünüzün terazisi vardır. Elinizin terazisi vardır. Bütün bu terazilerde adaleti gözetmeyenlerin vay haline diyor Allah (c.c).

Atalarımız güzel ifade etmişler; “iğneyi kendine batıracaksın çuvaldızı başkasına.” Verirken eksik verenler, ama alırken tam alanlar. Bunlar cehennemliktir diyor Allah (c.c). Bu ayet-i kerimeye dayanarak atala­rımız güzel bir söz geliştirmişler; “satarken alıcı ol, alırken satıcı ol.” Bu sözü mal alıp satmada olduğu gibi kelimelerinizi başkalarına gönderirken de düşüneceksiniz. Bir kelime söyleyeceğiniz zaman; bu kelime bana söylenseydi dayanabilir miydim? diye düşüneceksiniz. Haksızlık yapmaya karar verdiğinizde kendinizi karşınızdaki adam yerine koyu­nuz. Şahsımıza haksızlık yapıldığında buna nasıl tepki verirdik diye düşünelim. Böylece karşıdan kendimizi seyretme imkanı buluruz. Allah (c.c) tartıyı ve Ölçüyü kaçıranların cehennemlik olduğunu ifade ediyor.

Dengeyi kaçırıp, kendi peygamberlerinin canına kıyabilen İsrail’in vay haline!! Hz. Musa’yı arkadan vurmaya çalışan İsrail’in vay haline!. O gün için kainatın efendisi olan Hz. İsa’yı asmaya teşebbüs eden İsrail’in vay haline!. İsrail’den merhamet beklenmez. Bunlara hoşgörü

de olmaz.

Ta.. Firavun zamanından beri Peygamber öldürmekle meşgul olan bu insanlar, Filistinli çocuklara mı acıyacaklar.? “Onların peygamberle­rini öldürdüğünü” ifade ediyor Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerimlinde.[2] O çocukların feryatları onların yüreklerini yumşatmaz. Onların yüreklerini bir tek şey yumuşatır, o da Allah’ın cehennemidir.

O çocukları seyrederken bir teselli buldum. Şöyle gözümün önüne getirdim. Gönül terazimde tarttım. Peki ambulansın içerisinde vurulan çocuk olmak mı isterdin yoksa İsrail devlet başkanının yerinde mi ol­mak isterdin? Kendi kendime sordum, derhal kararımı verdim. Eğer ikisinden birisi olacaksam, ambulansda vurulan çocuk olmayı tercih ederim.

Çünkü ambulans da vurulan, doğrudan cennete uçuyor. Ama o küf­rünü her geçen gün artıran, her artışında da cehennemdeki katranlarım, ateşten zincirlerini, yangınını artıran insanın yerinde olmazdım. Bu çocuklar beş dakika içinde yandılar ve öldüler. Ama sonu gelmez sene­lerde bir yanma vardır.

Hatırınıza şu gelebilir. “Peki Hocam bunların yandığını bu dünyada biz görmeyecek miyiz?” Kaydedin bu günleri Ömrü olanlar İsrail’in yo,k olduğunu görecekler.

Allah (c.c) İsra suresinde bunların sonunun geleceğini ifade ediyor. En sahih kitabımız olan Buhari’den naklen Peygamber (a.s.v.) efendi­miz bu yahudiler hakkında; “Bir gün gelir, yeryüzünde biriek yahudi kal­maz. Yahudilerden bir tanesi bir taşın arkasına gizlerse, taş dile gelir ve “benim arkamda bir yahudi var” diyecek” buyuruyor.[3] Bu hadisi şu andaki İsrailliler bilir mi?’Maymundan dö­nüştürülen bu yahudiler bilirler mi? Bilirler.

Allah rahmet etsin. Konyadaki Arif Etik Hocam bana şöyle bir olay anlatmıştı. Hülasatü’l-Beyan Tefsirinin yazarı Çelikzade Mehmet Vehbi rahmetullahi aleyh anlatmış, Arif Etik hoca ondan dinlemiş. “Ankara’dayım, şer’iyye vekilliği, Yani bakanlık yapmıştım. Aradan yıllar geçti yine Ankaradayım ama bakan değilim. 19501i yıllar. İsrailli bir yetkili, bir hoca ile görüşmek ister ve benimle görüştürdüler.” (Mehmet Vehbi Efendi de bakanlık yaptığı için, hem siyaseti hem de dini bilen biri olarak Onunla görüştürmüşler.)

Mehmet Vehbi’ye İsrailli yetkili sorar ve derki; “Bak! Peygamberiniz; “bir gün gelecek yeryüzünde bir tek yahudi kalmaya­cak” diyordu. Biz ise İsrail’de devlet kurduk, Peygamberiniz yanıldı.” diyor.

Mehmet Vehbi cevaben demişki; “ben Buhari’yi terceme ettim. O hadisi de terceme ettim. O hadisi terceme ederken, siz daha devletinizi kurmamıştınız. Kendi kendime şöyle dedim. “Ya Rabbi! Yeryüzündeki bu fesat yuvasını temizlemek için birgün sil ahlarım ızj elimize alsak bunları nerede bulacağız. Bir kısmı Çin’de, bir kısmı Kafkasya’da, bir kısmı İngiltere’de, Amerika’da, Güney Afrika’da, Almanya’da… Ya Rabbi! Biz bunları nasıl bulacağız” diyordum? Ancak bir gün radyomu açtım, İsrail devleti kuruldu haberini duyunca sevindim.” Yetkili de­mişki; “hayrola sen niye sevindin?” Mehmet Vehbi demişki; “Bak devletiniz kuruldu ya. Bundan sonra siz yeryüzündeki bütün yahudileri oraya toplayacaksınız.”

“Bizim Konya’nın Hadim’inde keklik avı yapılır. Güz mevsiminde keklik avı yapmak için dağlardaki su birikintisi olan yerlerin başına avcı yeşilliklerden, yapraklardan Örtülü gizlenecek bir yer yapar, geceden de gelir oraya girer. Kuşluk vaktine doğru keklikler su ihtiyacı hissederler, sürüler halinde suyun başına gelirler. Sıra sıra dizilirler, işte o zaman avcı silahının tetiğini bir çekti mi, en az beştane keklik avlanır. Siz hele bir İsrail’de toplanmaya devam edin.” Diyor.

Allah (c.c) imhal eder(mühlet verir), ama ihmal etmez. Allah (c.c) Tarık suresinde “Kafirlere ve zalimlere mühlet verdiğini ama hiçbir za­man ihmal etmediğini” ifade ediyor. Halkımızda bu ayetleri özetlemiş­tir.

O çocukarın feryadı onların üzerine ateş olup yağacaktır. Muhakkak yağacaktır ve bizde bunu dünyada göreceğiz. Ahirette de ayrıca göre­ceğiz. Ahirette nasıl göreceğiz. Allah (c.c) ayetinde; “mü’minler cen­nette koltuklar üzerinde keyf halinde, o cehennemliklerin yanışım sey­redeceklerdir.

O çocuklar cennette kuşlar gibi uçarken; şu anda onların öldürülmesi için emir verenleri, sonu gelmez senelerde yanarken, eriyip vücutların dan akan irinlerin binlerce derecelik harareti içerisinde gerisin geriye yutuşlannı, su diye, kendi irinlerinin kaynamış hallerini içtiklerini sey­redecekler.

Biz çocuklar gibi olmayı tercih edeceğiz. Bunun için dil terazimize, gönül terazimize dikkat edeceğiz. Ve her zaman şu duayı yapacağız; “Ya Rabbi! Bize dünyada güzelliği ver, ahirette de güzelliği ver ve bizi ateşin azabından koru.”

Bakkallar, manavlar, kasablar! Terazilerinize dikkat edin ve Kur’ân-ı Kerim de bir Mutaffifin Suresinin olduğunu unutmayın. Manifaturacılar!

Metrenizi sağlam tutun. Allah (c.c) bir sureyi celileyi bunun için indirmistir.[4]

4- Onlar diriltileceklerini sanmıyorlar mı?

5- Büyük bir gün için.

6- O gün insanlar alemlerin Rabbi için divan duracakar.

Alemlerin Rabbinin huzurunda saf saf olacaklar, önlerinde dünya­daki önderleri de bulunacak. Her gurub kendi önderiyle bulunacak. Önderler, ardından gelenlerin azabından kat kat fazlasını çekecekler. Rabbin huzurunda dizilecekler.[5]

7- Hayır!, kötülerin kitabı siccin’dedir.

8- Siccin’in ne olduğunu sana kim öğretti.?

9- (O) yazılmış bir kitaptır, (amel defteridir)

10- O gün yalanlayanların vay haline!

11- Onlar ceza gününü yalanladılar.

12- O ceza gününü ancak haddi aşan, çok günah işleyenler yalan­lar.

13- Üzerine ayetlerimiz okunduğunda “öncekilerin masallarıdır” dedi.

“Füccâr” Facir kelimesinin çoğulu. Facir; alenen Allah’a isyan eden, alenen Allah’ı inkar eden, alenen Allah’ın mülkünde Allah’ın verdiği dille Allah’a başkaldırandır. Bunların tarifine şu günlerde İsrail uygun düşüyor. Onu da Allah yarattı, Önada eli Allah verdi. Ona da dili Allah verdi. İşte O Allah (c.c) onların açıktan Allah’a başkaldırdıklarını ama hepisinin bir kitapta yazıldığını ve bu kitapta yazılanlarla cehennemde hapse mahkum olacaklarını, çünkü yaptıkları bu aleni inkârın ve aleni suçlarının temelinde, dini yalanlamak vardır.

“Peki hocam Allah bu insanları niye yarattı?” diyenlere, o zaman Allah bizi niye yarattı? Sorusu akla gelir. Allah kötü insan yaratmıyor.. Bunu kesin, olarak bilelim.

İsrail’de dünyaya gelen çocuklar da Allah’ın kullarıdır ve günahsız­dırlar. Ergenlik çağma gelinceye kadar da müslüman kabul edilirler. Peygamberimiz bunu bize ifade etmiştir; “Her doğan İslâm fıtratı üze­rine doğar. Sonra onu annesi-babası; yahudi, hristiyan veya putperest mecusi yapar.”[6] Onun için onlar Salih insanlar olabilirdi. Medine’de Peygamber Efendimizi dinledikten sonra yahudilerin baş hahamı olan Abdullah b. Selam’ın müslüman olması gibi müslüman olabilirlerdi. Ama gavur olmakta direniyorlar. Kötülük yapmakta direniyorlar. Onun için Allah (c.c);[7]

14- Hayır!, onların kazandıkları, kalplerine küf bağlamış (köreltmiştir).

“Yapmış oldukları kötülükler, üzerlerine almış oldukları pislikler ne­deniyle kalplerine küf bağlamıştır.” Yoksa kalpler tertemiz, pırıl pırıldır. Her doğan çocuğun kalbi pırıl pırıldır. Ama üzerine yahudilik pisliği atı­lıyor, hristiyanlık pisliği atılıyor, putperestlik pisliği atılıyor. Allah’ın yarattığı eller Allah’a karşı gelmek üzere hazırlanıyor. Allah’ın yarattığı diller Allah’a inkara yöneltiliyor. Allah’ın yarattığı gönüllerde, Allah’ın yarattığı insanlara tapınma meyli öğretiliyor.

Böylece o putlar onun gönlünde küf bağlamaya vesile oluyor. Kalbi küf bağlamış insanlar bunlar. Allah (c.c) yahudiyi tarif ederken Bakara Suresinde; “Onların kalpleri taşlar gibidir. Hayır! onlar taşlar gibi değil, taşlardan daha da katıdır. Çünkü nice taşlar vardır ki, içinden sular fış­kırmaktadır.” buyurmuştur.[8] Ama bu yahudinin kalbinden in­sanlara merhamet ve rahmet olacak bir damla çıkmıyor.

Yahudiden rahmet olarak bir damlanın çıktığını gördünüz mü siz? Bu . güne kadar görülmedi. Bazı çıkanları oldu. Marks çıkmış Yahudi asıllı. Dünyayı kana buladı. Freud çıkmış, oğlunu annesine sulandırdı, yani zinaya teşvik etti. Dünyayı allak bullak etti. İnsanların zihinlerini bu­landırdı. Bana bir yahudi soyleyinki, bundan insanlık faydalansın, bun­dan bir rahmet damlası çıksın.1 Sonradan Müslüman olanları hariç.

Hz. Musa ki, Peygamberimiz gibi severiz onu. Hz. Harun ki, onu Peygamberimiz gibi severiz. Çıldırmış yahudiye en iyi yapılacak iyilik onun elinden kolundan tutmak ve bir yere hapsedip tedavi etmektir. Bu insanlar tedavi edilmelidir. Almanlar gibi yapmamalı ve yakmamalı ama tedavi edilmelidir. Her halükarda ellerinden silahlan alınmalıdır. Bu insanlar kendi başlarına kaldıklarında dünyayı yakabilecek bir iç kö-, tülüğüne sahiptirler.

Rabbim onlar için “taşlardan daha katıdırlar.” diyor. Veya iman edenlere, “Yeryüzündeki insanlar içerisinde, müslümana en şiddetli, en katı ve en amansız düşmanın yahudiler olduğunu bulacaksın.” Diyor Allah (c.c).[9]

Sonra müşrikler. Yani; “biz yahudi ile anlaşır, saldırmazlık paktı im­zalarsak güvende oluruz” diyenlere cevabımız, “yahu onlar peygamber­lerine karşı saldırmazlık antlaşmalarını yıkmışlar, peygamberlerini Öldürmüşler. Peygamberini öldüren insan mı, sana atmış olduğu imzaya sahip çıkacak?” Daha bir kaç sene önce en yetkili ağız; “uçaklarımız Ankaraya varıp, dönebilecek durumdadu*, uçaklarınız bizim uçaklarımı­zın menzili içindedir’ diyordu.

Uçaklar Ankara’ya geldi. Ancak şunu söyliyeyim; “bu uçakları Ankaraya getirenlerin adım ben unutmayacağım, torunlarıma dahi anlatacagım.

Bütün bu pisliklerin temelinde, “dini yalanlamanın olduğunu” ifade ediyor Allah (c.c). Dini yalanlamaları neticesinde pislikleri yaptıklarını, pislikleri yapmalar! neticesinde de, kalplerinin üzerine küf bağladığını

ifade ediyor Rabbim.

Ama biz Rahmet Peygamberinin rahme! ümmetiyiz, o kalplerinin üzerindeki küfün giderilmesi için gayretimizi sarfedeceğiz. Müslüman olmaları, için gayret sarfedeceğiz.[10]

15- Hayır, onlar o gün (kıyamet günü) Rablerinden mahcup kala­caklar.

16- Sonra onlar cehenneme yaslanacaklar.

Onlar Rabbimin rahmetinden yardım alamayacaklardır. Rabbimi orada mü’minler gördüğü halde, bu imansızlar dini yalanlayanlar ve kalblerine küf/bağlatanlar O’nu göremeyeceklerdir. Sonra onlar cehen­neme atılacaklar.[11]

17- Sonra “işte bu, sizin yalanladığınız” denilecek.

18- Hayır!, şüphesiz iyilerin kitabı illiyyin’dedir.

19- İlliyyin’in ne olduğunu sana kim bildirdi?

20- (O) yazılmış bir kitapdır.

21- Onu mukarrabûn (Allah’a yakın) olanlar görür.

22- Şüphesiz iyiler naim (cennetin) dedirler.

23- Koltuklar üzerinde (cenneti) seyrederler.

Rabbim burada önce kalbi küf bağlamış olanları ve onların cezalarını anlattı. Ama ahiret yalınız bunlardan ibaret değil. Orada; yeryüzünde iken iyilikler yapan, Allah’a iman eden, O’na itaat eden, her şeyi iyi yapmaya çalışan, en sevdiği mallarını etrafındaki insanlarla beraber yi­yen, en sevdiği mallarını helâlinden kazanan ve helal yollarda harca­yan, O ebrar olanlar var.

“Ebrar” olabilmenin yolu, en sevdiğiniz malı vermektir. Bu ayet nazil olunca, ebrar’ın arasına girebilmek için sahabeden biri Peygamberimize gelmiş; “Ya Rasulailah! En değerli malım, filan yerdeki

hurma bahçemdir. Bunu dağıtacağım.” Peygamberimiz de demiski; “yakın akrabalarına dağıt.” Bir diğeri gelmiş; “en sevdiğim atımdır Ya Rasulailah.” demiş. Peygamberimizde “Onu Usame’ye ver” demiş.

Mü’minlerin kitabı yücelerdedir. Kafirlerinki ise aşağıların aşağısındadır. Mü’minler naim cennetlerindedir. Koltuklar üzerindedirler, Onları yüzlerinden tanırsın.[12]

24- (Cennet) nimetlerinin parıltısını onların yüzünde tanırsın.

25- Mühürlü halis içkiden içirilirler.

26- Onun sonu miskdir. Yarışanlar işte bunun için yarışsınlar.

27- Karışımı tesnim’dendir.

28- (Allah’a) yakın olanların içtiği bir kaynakdır.

Cennetteki misk kokusunun bir damlası dünyaya düşse, dünya kıya­mete kadar başka kokuya ihtiyaç hissetmezmiş. Onun için siz de ey mü’minler dünyada iken güzel kokulan koklayalım, Allah’ın kitabına göre yaşamaya gayret edelim.[13]

29- Suçlular (dünyada iken) iman edenlere gülüyorlardı.

30- Onlar (müminlere) uğradıklarında kaş göz hareketleriyle alay ederlerdi.

31- (Suçlular) Ailelerinin yanına döndüklerinde (müminlerle alay ettikleri için) sevinçle dönerlerdi.

32- Onları (müminleri) gördüklerinde “şüphesiz bunlar sapıtmış­lar” derlerdi.

Müslümanlara yaptıkları zulme sevinenler, müslürnanları görünce kaş göz işareti yapanlar, müslümanlara reva gördükleri işkenceleri ve öldürme olaylarını amirlerine keyifle rapor edenler ve bunlardan ödül bekleyenler!…. O mü’minleri gördüklerinde; “Yahu bunlar sapıtmış” di­yenler:

Müslümanlara “sapıtmış” diyenler. Niçin bunu söylüyorlar? “Yahu sen dininden vazgeçiversen dünyanın en mutlu insanı olarak yaşaya­caksın.” diyorlar. Mesela Bosnalılar dinlerinden dönüverseler, Batılılar onları her şeyleriyle dört dörtlük yaşatırlar ve doyururlar. Ama nasıl doyururlar? Hani zengin köpeklerinin, yeri güzel, yediği maması güzel, sırtındaki çulu güzeldir, ama hala köpektir. Köpek muamelesi görmek ayrı bir zillettir. “Biz bunları istemiyoruz” deyince onlar da “yahu bun­lar sapıtmış” diyorlar.[14]

33- Halbuki suçlular, nıii’minler üzerine gözcü olarak gönderilmediler.

34- İşte bu gün ise Mü’minler kafirlere gülecekler.

35- Koltuklar üzerinde seyrederler.

36- Kafirler yaptıklarının cezasını buldular mı?

İş tersine döner, mü’minler cennette köşkler üzerinde cehennemlik­lerin yanışlarını seyredeceklerdir.

Herkes yaptıklarının karşılığını görecektir. Biz de göreceğiz. Yaptığımız şeyler iyi ve güzel olsun, bunda da ölçümüz Kur’ân-ı Kerim olsun.

Kuran

Mutaffifin Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.