Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C
Cum 20°C

82 – İnfitar Suresi | Tefsir’ul Munir

82 – İnfitar Suresi | Tefsir’ul Munir

İnfitar Suresi | Tefsir’ul Munir ( Vehbe Zuhayli )

Kıyametin Alâmetleri, Amelin Karşılığı Ve İnsanın Nimete Nankörlüğünün Kınanması

1- Gök yarıldığı zaman,

2- Yıldızlar dağılıp döküldüğü za­man,

3- Denizler fışkırtıldığı zaman,

4- Kabirler alt üst edildiği zaman,

5- (Her) insan önden ne yolladı, ge­riye ne bıraktıysa bilmiştir.

6- Ey insan! O keremi bol Rabbine karşı seni aldatan ne?

7- Ki seni yaratan, sana sağlıklı uzuvlar veren, sana şu nizam ve iti­dali bahşedendir O.

8- Seni dilediği herhangi bir surette terkip edendir O.

Açıklaması

“Gök yarıldığı zaman, yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman” gök yarıldı-ğı zaman ifadesi şu ayetlerde de geçmektedir: “Gök bile o sebeple yarılmış.” (Müzzemmil, 73/18); “O gün gök, bulutlar (çıkıp) parçalanacak.” (Furkan, 25/25) “Artık gök yarılıp da kırmızı gül gibi olduğu zaman.” (Rahman, 55/37); “Gök açılmış kapı kapı olmuş.” (Nebe’, 78/19).

Yıldızların düşüp dağılması da gök yarılmasından sonradır.

“Denizler fışkırtıldığı zaman, kabirler alt üst edildiği zaman” Allah on­ları birbirine kaynaştırır ve tek deniz olur. Peşinden de tutuşturulur ve alevli bir ateş olur. Allah Tealâ buyurdu ki: “Denizler ateşlendiği zaman.” (Tekvir, 81/6).

Kabirlerin toprağı ters çevrilip, ölüler çıkarılarak içi dışına getirildiği zaman.

Kıyamet alâmeti olan bu olaylar meydana geldiğinde, haşir ve neşir de o zaman olur. Bu ayetlerden murat, âlemin son bulacağını açıklamaktır. Burada tertibe dikkat edilmelidir: Önce bir tavan gibi olan göğün çöküşü ile başlıyor. Tabii olarak o gökteki yıldızlar dağılıyor. Sonra da bina duru­munda olan yer yüzünün dağılması geliyor. O da denizlerin fışkırtılması, yerin içinin dış dışının iç olması, yani kabirlerin alt üst olmasıdır.

Yukarıdaki şartın cevabı da şudur:

“(Her) insan önden ne yolladı, geriye ne bıraktıysa bilmiştir.” Şu işler olduğu ve defterler açıldığında, her insan hayır ve şer, işlediği tenbellik ve ihmal yüzünden geciktirdiği her işi bilir. Nitekim Allah Tealâ buyurdu ki: “O gün insana, önden yolladığı şeylerle geri bıraktığı haber verilecek.” (Kı-yame, 75/13).

Bu işlerin açıklanması ile murat kıyamet günü olunca, son ayetle mak­sat da en doğru olan görüşe göre, günahtan engelleme ve ibadete teşviktir.

Alemin sisteminin bozulacağını açıklayıp, haşir ve neşrin vukuunu haber verdikten sonra Allah Tealâ, insanın hayır amelindeki eksikliği ve nimete şükür olarak Allah’ın emirlerine itaat etmesi gerekirken nimete nankörlük etmesini kınayarak buyurdu ki:

“Ey insan! O keremi bol Rabbine karşı seni aldatan ne? Ki seni yara­tan, sana sağlıklı uzuvlar veren, sana şu nizam ve itidali bahşedendir O’ Ey âlemin sonunu bilen insan! Seni aldatıp, dünyada sana nimetler veren Rabbine karşı isyana sürükleyen nedir? Yok iken seni bir damla sudan ya­rattı. En güzel şekil ve yapıda, uzuvları yerli yerinde, bozukluğu olmaya­cak şekilde dengeli, işitme, görme akıl ve düşünce gibi duyularla güçlendi­rerek yarattı.

En doğru olan görüşe göre ayet, bütün günahkârları kapsamaktadır. Çünkü sebebin hususi olması lafzın umumiliğine mani değildir. İtibar, aye­tin iniş sebebine değil lafzın umumiliğinedir.

Allah Tealâ kendisini bu makamda “kerem”likle vasfetmiştir. Bu vasfı insan yanlış değerlendirmiştir. Bazı meşhurlar demiştir ki: Kişinin keremi, kölesinin terbiyesizliği olur. Kerem aldanmanın sebebi olduğu için tepki de ona gelmiştir. Zira insan, kereminin O’nun hikmetinden kaynaklandığını idrak edememiştir. O hikmet de, mühlet verse de ihmal etmemeyi, mazlum için bir zaman geçse de zalimden intikamı gerektiriyor. Aldattı kelimesinin unuttu manasına olduğu söylenmiştir. Yine burada aldatanın ona musallat olan şeytan olduğu yahut ilk suçta cezalandırmayan Allah’ın aff ve mağfi­reti olduğu da söylenmiştir.

“Seni dilediği herhangi bir surette terkip edendir O.” Dilemiş olduğu en güzel, en harika surette seni oluşturdu. Sen kendi şeklini seçmedin. Ni­tekim bir başka ayette “Biz hakikat, insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin, 95/4) buyurulmaktadır. [1]

İnkârın Gerekçesi, Meleklerin Yazması Ve İnsanların İki Grup Olmaları

9- Hayır. Bilakis dini yalan sayıyor­sunuz.

10, 11, 12- Halbuki sizin üstünüzde hakiki bekçiler, çok şerefli yazıcı­lar vardır, ki onlar ne yapıyorsanız bilirler.

13- İyiler şüphesiz Naîm’de,

14- kötüler ise muhakkak alevli ateşte­dirler.

15- Din günü oraya gireceklerdir.

16- Ve onlar bundan ayrılacak da değillerdir.

17- O din günü nedir? Sana hangi şey öğretti?

18- O din günü nedir? Tekrar (bu­nu) sana hangi şey öğretti?

19- O, öyle bir gündür ki hiç kimse kimseye, hiçbir fayda vermeye muktedir olmayacaktır. O gün emir Allah’ındır.

Açıklaması

“Hayır! Bilakis dini yalan sayıyorsunuz” Allah’ın keremi ile aldanma­yı ve onu küfre sebep yapmayı terkedin, bırakın. Gerçek o ki siz, dönüş, ce­za ve hesap gününü yalanlıyorsunuz. Öyle ki, o günden korkunuz, sizi Al­lah’a kulluğa ve isyanı terke sevketmiyor.

Sonra da, bütün amellerin melekler tarafından gözetildiğini haber ve­rerek inat ve yalanlama konusunda uyarıyı ilâve etti.

“Halbuki sizin üstünüzde hakiki bekçiler, çok şerefli yazıcılar vardır, ki onlar ne yapıyorsanız bilirler.” Sizin üzerinizde çok şerefli, görevli melekler vardır. Onlar sizin bütün amellerinizi yazıyorlar, yaptığınız her şeyi bili­yorlar. Allah Tealâ buyurdu ki: “Hatırla ki hem sağında hem solunda otu­ran, onun amellerini tespit etmekte olan iki de (melek) vardır. O, bir söz at­maya dursun, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.” (Kâf, 50/17-18).

İbni Ebi Hatim Mücahid’den mürsel olarak rivayet etti ki: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Cünüplük ve büyük abdest dışında sizi hiç terketme-yen çok şerefli yazıcı meleklere ikramda bulunun. Sizden biriniz yıkanır­ken, bir duvarla veya devesi ile gizlensin. Ya da kardeşi onu örtsün.”

Bunu Hafız Ebu Bekir el-Bezzar da başka bir lafızla rivayet etmiştir. Mücahid’den o da İbni Abbas’tan rivayet ediyor: Dedi ki:

Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Allah bütünüyle sizi açılmaktan neh-yeder. Sizinle beraber olan çok şerefli yazıcı Allah’ın meleklerinden utanın. Onlar üç durum hariç sizden hiç ayrılmayanlardır. Büyük abdest, cünüp­lük ve yıkanma. Sizden biriniz açıkta yıkandığında elbisesi ile veya bir du­varla ya da devesi ile örtünsün.”

Bunun için de alimler, meleğin ayrı olduğu anlar olduğu için tuvalet ve cima halinde konuşmayı kerih görmüşlerdir.

Sonra Allah Tealâ meleklerin amelleri yazmalarının neticesine göre insanların kıyamet günü iki fırkaya ayrılacağını zikrederek buyurdu ki:

“İyiler, hiç şüphesiz Naîm’de, kötüler ise muhakkak alevli ateştedirler. Din günü oraya gireceklerdir.” Allah azze ve celle’ye kulluk edip, isyanla mukabelede bulunmayan “iyiler” Naîm’e, cennet yurduna varacaklardır. Allah’ı ve Rasulü’nü inkâr ederek Rablerine isyanla mukabele eden “kötü­ler” ise alevli ateş olan cehennem yurduna varırlar. Yalanladıkları ceza gü­nü ona girip hararetini tadacaklardır: “Bir grup cennete bir grup da ateşe.” (Şûra, 42/7)

“Ve onlar bundan ayrılacak da değillerdir” Cehennemden ayrılmaya­caklar ve azaptan bir an bile kurtulamayacaklar, azabı hafiflemeyecektir. Onlar orada ebedîdirler, orada kalıcıdırlar: “Onlar ondan çıkıcı değildirler.” (Bakara, 2/168)

Ardından önemi dolayısıyla kıyamet gününe işaret ederken iki defa aynı soruyu sordu.

“O din günü nedir? Sana hangi şey öğretti? O din günü nedir? Tekrar (bunu ) sana hangi şey öğretti?” Sana ceza ve hesap gününü bildiren, öğre­ten nedir? Cümlenin tekrarı düşünüp taşınmayı gerektirecek şekilde, kıya­met gününün durumunu tazim, kadrini vurgulama ve durumu hakkında korkutma içindir. Kişi o korkuları bilse, bir an bile Allah’a taattan geri kal­maz. Masiyetten yer ile gök arası kadar uzaklaşır. Ama insan gaflet, dal­gınlık ve bilmezlik içindedir. Emellerle yaşar, bazan da gerçeklerden kaçıp düşlere dalar.

Sonra Allah Tealâ meseleyi tamamlayıp, durumun hakikatini ve insa­nın o zamanki yerini açıklayarak buyurdu ki: “O, öyle bir gündür ki hiç kimse kimseye, hiçbir şeyle fayda vermeye muktedir olamayacaktır. O gün emir Allah’ındır.” O gün kim olursa olsun kimseye fayda etmeye, içinde bu­lunduğu durumdan kurtarmaya muktedir olamaz. Ancak bu, Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermesi ile olabilir. Allah’tan başka kimse, bir şeye karar vermeye veya yapmaya malik olamaz. O gün hüküm O’ndadır. Emir sadece O’nun elindedir. İşlerin hepsi O’na döner. Katade dedi ki: Vallahi, emir bugün de Allah’ındır. Ama o gün kimse O’na ortaklık iddia etmeyecek.

Ayetin birinci kısmının benzerleri şu ayetlerdir: “Ve öyle bir günden korkun ki hiçbir kimse hiçbir kimse namına bir şey ödeyemez.” (Bakara, 2/48), ” Bugün herkes ne kazandıysa onunla karşılaşacak. Bugün haksızlık yok.” (Gafir, 40/17), “Kişinin kaçacağı gün: Biraderinden, anasından, ba­basından, karısından ve oğullarından. O gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi vardır.” (Abese, 80/34-35). Tirmizi’nin rivayet ettiği bir hadiste de: “Ey Beni Haşini! kendinizi ateşten koruyun. Allah’a karşı sizin için bir şeye malik değilim.” buyurulmuştur.

İkinci kısmın benzeri de şu ayetlerdir: “Bugün mülk kimindir? Bir olan, kahhar olan Allah’ındır.” (Gafir, 40/16), “O gün mülk Allah’ındır.” (Hac, 22/56), “Din gününün sahibi.” (Fatiha, 1/4).

Kuran

İnfitar Suresi

Tefsir’ül Münir ( Vehbe Zuhayli ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.