Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Az Bulutlu
İstanbul
15°C
Az Bulutlu
Cum 14°C
Cts 19°C
Paz 21°C
Pts 19°C

80 – Abese Suresi | Şifa Tefsiri

Bu sure Mekke’de nazil olmuştur, kırkiki ayettir. Sebebi Nüzulü ise şudur; Mekke’nin ilk yıllan. Peygamberimiz (s.a.v), bütün dünyaya rahmet olarak gönderilmiş. O’na ilk gönül veren ve aynı zamanda eşi olan, sevgili annemiz Hz. Hatice validemiz, O’nun elinden tutmuş, topyekün insanlığın cehenneme giden yolunu cennete çevirmek üzere harekete geçmişlerdir.

80 – Abese Suresi | Şifa Tefsiri

Abese Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Onların yanma küçücük bir delikanlı olan Hz. Ali (r.a) katılmış, derken Hz. Ebu Bekir efendimiz katılmış, O’nun ardından, Hz. Zeyd b. Harise (r.a) katılmıştır. 4 inanmış insan ve bir de Peygamber (s.a.v) ile beş kişiler, top yekûn insanlığın gönüllerini fethetmek, gönüllerinden tutarak iki dünyalarını cennet eylemek üzere yürüyüşe geçer.

Fakat buna karşı direnmeler de başlamıştır. Çıkarlarının zedeleneceğine inanan ve kendi sistemlerinin çatırdayacağı endişesini duyan insanlar, o günlerde bütün güçleriyle Peygamber Efendimize karşı yavaş yavaş mücadeleye başlarlar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), İslâm’ın bir an önce, bütün Mekke ve Medine evlerine ve bütün arap yarımadasına ve oradan da dünyaya yayılması için gece gündüz çalışıyor.

Türkçemizde kullandığımız bir tabir vardır.

“Gündüz hayalimde, Gece düşümde” Efendimiz (s.a.v) düşleri ve rüyaları dahi gerçek rüyalardır. Onun için bir an önce İslâm’ın yayılması ve zafere ulaşılması doğrultusunda rüyalar görüyor. O rüyalarda, gün ışığı gibi gerçeğe çıkıyordu. Bunun içinde çeşitli tedbirler ve taktikler uyguluyordu.

Sevgili Peygamberimiz şöyle düşünüyor: Mekke’yi yöneten bu in­sanları İslâm’a kazandırırsam, bir an önce İslâm Mekke’de her eve girer. Yani şehrin ileri gelen eşrafı, o günün ifadesiyle “Darün-Nedve” bu günün ifadesiyle “parlemento üyesi” olan insanların İslâm’a girmesini çok arzuluyor sevgili Peygamberimiz.

Bu normaldir. Her insanın özellikle yönetici kadronun, tanınmış in­sanların, siyasilerin, sanatçıların, çeşitli dallarda zirveye ulaşmış in­sanların İslâm’a girmesi, çevre üzerinde etki yapar.

Mesela günümüzde İngiltere’de, pop müziğin Piri Yusuf İslâm’ın (Cats Steven) müslüman olmasıyla, O’nun hayranlarından bir çoğunun müslüman olduğu görülmüştür.

Fransa’da sosyalistlerin ve koministlerin en önde giden insanının müslüman olduğu haberi dünyaya yayılınca, bir çok koministin vede İslâm ülkelerindeki komünist ve sosyalistlerin zaten dinleri olan İslâm’a yeniden dönmeleri, bu insanların ünlü oluşundan kaynaklan­maktadır.

Sevgili Peygamberimiz de dualarından birinde; “Allah’ım, ya Ebu Cehille veya Ömer’le müslümanları güçlendir.” Diyor.[1] Dua Hz. Ömer’de tecelli etmiştir. Yani Peygamberimiz ünlü ve ileri gelen insanların da müslüman olması için çok gayret ediyor. Burada bir hata yok.

Sûrenin iniş sebebine gelince; Sevgili Peygamberimiz yine Mekke’nin parlementerlerinden bir kaç kişiyle (3 veya 4) oturmuş, on­lara İslâm’ı anlatıyor. Derken asıl adı Amr b. Kays b. Ümmi Mektum olan, ama(kör) bir zat (halkımız tarafından İbn Ümmü Mektum olarak bilinir. Daha sonra Hz. Bilal ile beraber Peygamberimizin müezzinliğini yapmıştır.) Peygamberimize geliyor ve kendisine İslâm’ı anlatmasını istiyor.

Yani Peygamber Efendimiz Mekke parlementerleriyle meşgulken veya Mekke’nin eşrafı ile meşgulken, a’ma(kör) olan bir insan geliyor; “İslâm’ı bana da anlatır mısın?” diyor. Efendimiz bu tavırlarıyla pek ilgilenmek istemediğini belli ediyor. Yani; “ben burada şehrin ileri ge­lenleriyle, parlementerleriyle meşgul olduğum bir anda kör bir insanın gelip O’na soru sormasından pek hoşlanmıyor ve Efendimiz cevap vermeden yüzünü dönüyor.

Sevgili peygamberimiz onu hafife aldığından dolayı yüzünü dönmü­yor. O’na hakaret olsun için de dönmüyor. Ancak daha önemli bir işi yaptığına inanıyor. Çünkü sevgili Peygamberimiz Mekke eşrafının ka­rakterini biliyordu. Bu Kehf suresinde ayrıca izah edilmiştir.[2]

Mekke’liler kendilerini yukarılarda gördüklerinden, kendilerinden aşağıda olan insanlarla aynı meclisde ve meydanda bulunmak istemez­ler. Burada Abdullah İbn Ümmi Mektum* maddi olarak hafife alman bir insan değil. Fakat ârna(kör) olması nedeniyle biraz saf dışı edilmiş bir insan. “Yani kör insanın ne faydası olur,” mantığı bu.

Sevgili Peygamberimiz ise öyle düşünmüyor. O anda daha faydalı bir işle meşgul olduğu inancında olduğundan dolayı, bu ama ile meşgul olmuyor. İşte bunun üzerine Allah (c.c), Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’ı uyarıyor.[3]

1- Yüzünü ekşitti ve döndü

2- Yanına O â’ma geldi diye Allah (c c) bu ayetlerde, bize bir de konuşmanın edebim öğretiyor. Edebiyatımızı öğretiyor. Bir dostunuz bir yanlış yaptı. Siz de gördünüz veya duydunuz. Bunu düzeltmenin yolunu da öğretiyor bize Allah (c.c).

Bakınız burada yanlışı yapan (tavır olarak) sevgili Peygamberimize Allah (c.c) “yüzünü ekşitti” diyor “Yüzünü ekşittin” demiyor. “Sırtını döndün” demiyor. “Kör geldi diye birileri yüzünü ekşitti ve sırtını döndü” diyor. Siz de dostlarınızın tavırlarında veya sözlerinde bir yan­lışı gördüğümüzde onu düzelteceksiniz. Düzeltmezseniz zaten dost değilsiniz. Fakat nasıl düzelteceğiz?

Bazen doğrudan ona “Sen şu hatayı yapıyorsun” demek onu üzebi­lir.

“Binleri şöyle şöyle yapıyor. Bu yanlıştır” diyerek ifade etmek la­zım. Efendimizin buna benzer çok hadisleri var. Sahabeden yanlış bir hareket gördüğünde, mescide gelince konuşma yapıyor. “Yahu bana ne oluyor! Bazı insanların şöyle şöyle yaptıklarını görüyorum.” Öyle güzel bir uslubki; “Ne demek oluyor? Yani siz bunu yapmazsınız da acaba ben mi yanlış görüyorum.” diyor. Burada:

1- Yapılan işin yanlış olduğu söyleniyor:

2- Orada o yanlışı yapan insanın da olması nedeniyle o nasihatini alıyor. Ama şahsiyeti de rencide olmuyor. Filan adam ‘bunu yapıyor diye de ona buna duyurulmuyor.

3- Efendimiz bir de nezaket gösteriyor; “Siz bunu yapmazsınız. Acaba ben mi yanlış görüyorum.” manası vardır cümlede.

Allah (c.c) bize bu üslubu bu edebi ve Edebiyatı veriyor. Zaten Efendimiz de O üsluba ve O edebe ve edebiyata Rabbimin kontrolünde gelmiştir. Nûn Suresinde Allah (c.c); “Sen büyük bir ahlâk üzeresin” diyor. Allah (c.c), Hz. Aişe validemiz de “O’nun ahlakı Kur’ân’dı.” di­yor. Yani Kur’ân’a göre hayatını şekillendirmişti Sevgili Peygamberimiz.

Burada çok iyi niyetlerle, davranış güzelliğinden hafif bir kayma var, O kayma da Rabbim tarafından düzeltiliyor.[4]

3- Ne bilirsin! belkide O arınacak.

4- Yahut öğüt alacak ve ona o öğüt fayda verecek.

Yani bu tebliğin kimde faydalı olacağını, bu tohumun kimin yüre­ğinde çiçeğe dönüşeceğini, sen nereden bilirsin? Senin görevin; “duyur­maktır.” Yani toprağa tohum atmaktır. Nereye? Dünyanın her tarafına. Her tarafındaki insanlann yüreğine.

Allah (c.c)’m o kelime-i tayyibesini şefkat ve merhametle saçmak­tır. Nerede’biteceğini sen bilemezsin. Sen saçmaya devam et. Yani tebliğe devam et.

Günümüzde de aynı şekilde bizim bir yanlışımız vardır. Mesela bazı çok iyi niyetli müslümanlarımız, bütün güçlerini, enerjilerini belirli güç odaklarına yöneltmiş durumdalar. “Filanı müslüman edersek, filanı İslâm’a bir kazanırsak” gibi hareketlerin içine girmişlerdir. Bir kısmı, “aman hocam gençlik, gençliğe sahip çıkalım” diyor. Gençliğin bozulması ihtiyarlar vasıtasıyladır. Asıl tebliğin gitmesi gereken insanlar onlardır. Onlar düzelecek olursa zaten gençlikte düzgün

demektir.

Onun için biz genç, ihtiyar, erkek, kadın demiyeceğiz. Ya.! Allah (c.c) kitabında neyi nasıl söyleyeceğimizi ifade ediyor. “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Allah’a kulluk yapınız.” (Bakara 21) “Ey insanlar!” diyor, “insanlar” deyince herkesi kapsar.

Yaşı doksanına gelmiş insan, ölüm döşeğinde yatıyorsa, İslâmi tebliğ ona en çok ve en çabuk yoldan ulaştırılmalıdır. “Hocam ne ola­cak? Zaten adam hastanede son günlerini yaşıyor. Müslüman olsa ne. olur, müslüman olmasa ne olur?” gibi bir mantık var. Biz “faydacılar” dan değiliz. Faydacı mantıkla hareket etmiyoruz. Biz insanoğlunun ce­hennem mezbeleliğine düşmesini engellemekle görevlendirilmiş, rah­met peygamberinin rahmet ümmetiyiz. Yanmamaları için gayret gös­termemiz lazım.

Biz, kimin bizim nasihatimizden etkileneceğini bilemeyiz. Biz her­kese anlatacağız. Rabbim İslâm’a girmeyi temizlik olarak kabul ediyor.

İmansızlık ise pislik demektir. Allah(c.c) “Müşrikler pistirler’ buyuruyor.[5]

5- Ancak öğüte ihtiyacı olmadığını zannedene gelince.!

Yani “Benim İslâm inancına, Kur’ân’ı okumaya, hadisi dinlemeye ih­tiyacım yok, bizim geleneğimiz, bizim kültürümüz, bizim sistemimiz bize yeterli” diyenler.

Mekke’deki Ebu Cehil’in söylediğini ve haleti ruhiyyesini Rabbim bize tarif ederken, günümüzde bazı insanlarda gözümüzün önüne geli­veriyor.

Bu ayette de; “kendisini İslâm’dan müstağni kabul edenlere ge­lince.” Peygamber Efendimiz kendilerine İslâmı anlatmaya gitti o in­sanlar; “bizim senin anlattığın mesaja ihtiyacımız yok, biz güçlü bir Arap medeniyetine sahibiz, atalarımızın yolundan gideriz” dediler. İşte böyle diyen insanlara gelince…[6]

6- Sen ona yöneliyorsun.

Peygamber Efendimize, Rabbim; “Sende ona doğru yöneliyorsun, O’nun İslâm’a gelmesi için gayret gösteriyorsun, O’na doğru gidiyor­sun” diyor.

İslâm’ı kabul etmek isteyen var, ondan yüz çeviriyorsun ama İslâm’ı hafife alan kendisini İslâm’dan müstağni kabul eden kişiye karşı sen yönünü dönüyorsun, ona doğru yöneliyorsun.[7]

7- Arınmamasından sana ne.!?

“Yani, senin görevin İslâm’ı ona, insana arz etmek. Onun kabullen­memesinden sen sorumlu değilsin.[8]

8- Sana koşarak gelene gelince,

9- O (Rabbinden) korkuyor,

10- Sen ise onunla ilgilenmiyorsun.

Yani o âma(kör) olan insan, sana koşarak gelen insan. O Allah’tan haşyet içerisindedir. Yani bu mülk üzerinde bütün nimetleri veren Allah’a karşı görevimizi nasıl yapalım diye bir ürperti içerisinde olan varya sen de ondan başka tarafa yöneliveriyorsun. Onu bırakıyorsun başkasına gidiyorsun. Yani sen istekli olanı terk ediyor, isteksiz olana gidiyorsun.[9]

11- Sakın (körlere, fakirlere yüzünü ekşitme) çünkü bu (Kur’ân) bir öğüttür.

12- Dileyen onu Öğrenir-Öğüt alır.

13- (O Kur’ân) çok değerli sahifelerdedir.

14- Temizlenmiş, (yüce makamlara) kaldırılmış,

15- Katiplerin elleriyle (yazılmıştır)

16- Kıymetli, iyilik sahibi (meleklerin elleriyle yazılmıştır.) Bu ayette vahiy katibleri de kasdedilmiş olabilir.

Yani bu ayetlerde Kur’an-ı Kerim’in içine, insan düşüncesinin gire-miyeceği, şeytanın, cinlerin ve insan şeytanlarının onun içerisine bir harf dahi koyamayacakları veya çıkaramayacakları anlatılıyor.

Rabbim kendi kitabını, kendi yarattığı değerli ilim adamlarıyla koru­yor. Geçmiş alimlerimiz tarafından. Kurra ve Muhaddislerimiz, Allah’ın yeryüzündeki süvarileri olarak isimlendirilmişlerdir. Kurra deyince; Gönenli Mehmet Efendi, Abdurrahman Gürses hocamız, Mehmet Sevinç, İsmail Biçer, Ramazan Pakdil hocalarımız hemen alkımıza geliveriyor.

Bunlar Allah’ın yeryüzündeki süvarileridir. Kıyamete kadar bu sil­sile devam edecek, Kur’ân’ın içerisine bir harf ilave etseler, Abdurrahman Hocamızın beyninin telleri onun yanlışlığını anında anlar. Rabbim her, asır da ve her devirde bu değerli insanları yaratmıştır. Onlar tarafından melekleri tarafından bu Kur’ân kıyamete kadar korun­masına devam edecektir.[10]

17- Kahrolası insan. O ne kâfirdir.

Rabbim ayetlerini indiriyor, Peygamberlerini gönderiyor, maddi ma­nevi nimetlerini veriyor. Ama bu insanoğlundan bazıları bunu inkar edi­yor. Rabbim bunlar için; “Kahrolası! Ne kadarda kötü, ne kadar da küfre yakin” diyor. Yaradanım nasıl da inkar ediyor bu insan?[11]

18- (Allah) onu hangi şeyden yarattı.

Allah bu insanı neden yarattı? İnsan buna bir dikkat etmesi, bunu düşünmesi gerekiyor.[12]

19-Bir meniden yarattı. Onu ve onun (herşeyini) ölçülü kıldı.

Rabbim kendisi cevap veriyor. Allah Onu milyonlarca meninin birin­den yarattı.

Şehrin en zengin adamı, bir gün samur kürkünü giymiş; “şöyle bir çı­kayım” demiş. Meydanda gezerken herkes onun için ayağa kalkmış, geçtiği yolda ona saygıda bulunmuşlar. Garibin biri de hiç ayağa kalkmamış, hiç önem vermemiş. O zengin O adamın ayağa kalkmayışma, önem vermeyişine alınmış, yanına kadar gelmiş, demiş ki; “tanımadın mı beni? “Tanımaz olurmuyum ağam” demiş adam. Zengin adam “peki ben kimim?” demiş: “Valla geçmişine baktım bir damla su, bir damla su için de ayağa kalkılmaz.” demiş garib.

Zengin adam; “sen şimdiki halime bak geçmişime bakma” demiş. O garib de; “valla şimdiki haline baktım, karnında gübre taşıyorsun, so­nuna baktım kabirde bir avuç topraksın, şu sırtındaki kürke gelince, onu hayvanın biri sırtında on sene taşıdı, hayvanlıktan kurtulamadı.” demiş.

Yani parayla, samur kürküyle adam olacağım diye çalışırsan boşa gider. Biz, bizi yaratan Allah (c.c)’a iman ve O’nun koyduğu kurallar içerisinde hayatımızı devam ettirebilirsek insanlığımızı koruruz. İslâm’ımızı koruduğumuzda insanlığımızı da korumuş oluruz.

Çünkü İslâm’ımız bizim insanlığımızı korumaktadır. Allah insanı bir damladan yaratıyor ve ona.hayatımn programını çiziveriyor. Bütün vü­cudunun düzenini, intizamını Rabbim sağlıyor.[13]

20- Sonra yolu ona kolaylaştırdı.

Bu ayet bir çok manaya gelecek güzel bir ifadedir.

1- Anne rahminden dünyaya gelişini kolaylaştırdı.

2- Bu dünya hayatında da iki tane yol belirledi. İnkâr yolu, iman yolu.. Cennet yolu, cehennem yolu. İki yolu da Allah kolaylaştırmıştır. İmana giden içinde yol kolaydır, küfre giden için de yol kolaydır.[14]

21- Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.

22- Sonra onu dilediği zaman diriltecek.

23- Hayır! (Allah’ın) emrettiğini yerine getirmedi.

24- İnsan yiyeceğine bir baksın.

Yediğinize bir bakıverin. Bir buğday tanesinin oluşması için Allah güneşi, ayı, geceyi, gündüzü rüzgarı hizmetçi ediyor. Yani siz ucuza malolan bir varlık değilsiniz. Yediğimiz ekmeğin oluşmasındaki güne­şin ışığını ve ısısını almak için verecek para bulamayız.[15]

25- Biz o suyu, bol bol dökdük.

26- Sonra yeryüzünü yardıkça yardık.

27- Orada daneler bitirdik.

28- Üzümler ve yoncalar,

29- Zeytinler ve hurmalar,

30- Bol ağaçlı bahçeler,

31- Meyveler ve otlar (bitirdik),

32- Size ve davarlarınıza faydalı olmak için.

33- (ikinci sûr’un) kulakları patlatan gürültüsü geldiğinde,

Bunları insan görürde niye Rabbine nankörlük eder. İfade de bile bir ürperti var. Kulakları yırtan, sesiyle kulaklara rahat­sızlık veren, O ses geldiğinde. Yani kıyametin son sûr’u üflendiğinde.![16]

34- Kişi kardeşinden kaçacak.!

35- Annesinden ve babasından,

36- Eşinden ve oğullarından (kaçacak)!

O gün insan, en yakınlarından ve en sevdiklerinden kaçar, diyor Rabbim. Çok dehşetli bir an. Cehennem önde, ameller ortada, hesaplar görülmüş, “babana niye böyle kötülük yaptın, hanımına niye böyle kötü davrandm, çocuklarına niye kötü davrandın.” diye hesaba çekilecek. Hiç değilse hatırlanmasın, yüz yüze gelmiyelim diye kaçmalar olacak. Onun günahı da bana yüklenmesin diye kaçmalar olacak. “Gencecik ço­cukları dahi ihtiyarlatan” bir mahşer yeri.

Böyle bir durum hayvanlarda denenmiş.! Maymunu yavrusuyla bir kazana koymuşlar, altından ateşi yakmışlar. Alt taraf hafif ısınınca, maymun hemen yavrusunu kucağına almış. Fakat ateşi biraz daha fazlalaştırmışlar. Maymun bir ayağını kaldırıyor, bir ayağım koyuyor­muş. Biraz daha ateşi artırmışlar. Maymunun ayaklan yanıp çare kal­mayınca yavrusunu ayağının altına alıvermiş ve ayaklarıyla üstüne

basmaya başlamış.

Canım canım, kendi canım oluyor. İnsanlar canı için, sevgilisi için, çocuğu için, babası için, annesi için candan geçebilirler. Bu dünyada da, böyle fedakar insanlar olabilir.

Ama cehennemin dehşeti korkunç bir şey. Hayal etmemiz mümkün değil. Rabbim bize tarif ediyor. Öyle bir anda babasından oğlundan, eşinden, kardeşinden kaçacak diyor Rabbim.

İman ve ameli salihîeri iyi olursa, hepsi birden cennette koltuklara karşılıklı oturmuşlar. Cennetin nimetlerinden sonsuz senelerde bıkma­dan, usunmadan, her an kokusu, tazeliği, tazelenen nimetlerden yarar­lanacaklar. Böyle bir nimeti istemek için bu dünyada Kur’ân nimetine sımsıkı sarılmamız gerekiyor.[17]

37- O gün onlardan her kişiye yeterli bir işi vardır.

Herkesin kendine has bir derdi var. Herkes kendi başının çaresine bakmakla meşgul. Öyle bir hal.[18]

38- O gün nice yüzler vardır ki, pırıl pinidir.

Yani içindeki imam dışda nur olmuş, mahşer yerinde pırıl pırıl parlıyorlar.[19]

39- Gülmekte ve sevinmektedir.

Yüzlerinde müjde alametleri var. Amel defterleri sağ taraflarından verilmiş, diplomalarını almışlar, başarıyla kazanmışlar. Her ümmet kendi peygamberlerinin sancağı altına girmişler, “her ümmet kendi Ön­deri ile haşrolunacaktır” ayetine binaen peygamberlerinin yanında yer­lerini almışlar, sevinçle cennete doğru gidiyorlar. Bizlerde ogün Efendimizin sancağının altına girebilmek için bu dünyada iken Onun getirdiği Kur’an’a ve sünnetine sımsıkı sarılmalıyız.[20]

40- O gün nice yüzler de vardırki, üzerinde toz vardır.

41- Onları karanlık kaplayıverir.

42- İşte onlar kafirlerin, facirlerin ta kendileridir.

Bu dünyada iken Allah’ı inkar edenler ve Allah’a karşı gelip isyan edenler, açıktan Allah’sızlığım ilan eden, açıktan Allah’ın yasakladığım yapan, açıktan Allah’ın emrettiklerini yapmadığını ilan edenler gerçek kafirler ve gerçek facirlerdir.

Allah bizleri böylelerinden korusun, salihlerle beraber hasretsin.

Kuran

Abese Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.