Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 19°C

77 – Mürselat Suresi | Şifa Tefsiri

Mekke’de nazil olmuştur, elli ayettir. Tabiat üzerinde meydana ge­len olaylarda bizim bir dahlimiz ve katkımız yoktur. Rüzgarların esme­sinde, yağmurların yağmasında, güneşin doğmasında bizim bir katkı­mız yoktur. Yine vücudumuzda oluşan olayların her hangi birisine bi­zim bir etkimiz yoktur. Buna rağmen biz bunca nimet denizinde yüzü­yoruz.

77 – Mürselat Suresi | Şifa Tefsiri

Mürselat Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

1- (iyilikleri bildirmek üzere) Ardarda gönderilenlere yemin olsun.

2- Estikçe esenlere,

3- (Allah’ın emirlerini)Yaydıkça yayanlara,

4- Hakkıyla ayırt edenlere,

5- Öğüt verenlere,

6- Özür veya uyarmak için (gelenlere yemin olsun ki)

7- Size va’dolunan muhakkak olacaktır.

İnsanın en önemli yeri, en çok duracağı yeridir. Mesela bulunduğu­nuz yerden bir başka yere seyahate gittiğinizde orada 3-4 gün kalacak olsanız bile, kesenize en uygun yerde kalırsınız.

Bir ömür boyu kalacağımız evlerimizin de, kesemize en uygun şek­liyle, en güzel olmasına dikkat ederiz. Fakat ne kadar kalırsak kala­lım, netice de bir ömür boyu kalacağız. Bazılarımız 20, bazılarımız, 40, bazılarımız 80… sene kalıyor. Hatta yaş ilerledikçe kaldığı yer altından olsa bile, altın rahatsızlık vermeye başlıyor. İnsan dünyadan zevk alamaz hale geliyor. Çünkü zevk alma hassalarımız da yavaş yavaş kayboluyor. Bundan sonra toprağa doğru meylimiz artıyor.

Rabbim de diyor ki; “size va’d olunanlar şüphesiz meydana gele­cektir.ır Peki bu nasıl olur? Sorusuna bu ayetten önceki ayetlerde zik­redilenler cevap teşkil etmektedir.

“İnsanlara iyilik olsun diye ard arda gönderilenler.” Gönderilenlerin ne olduğunu Allah (c.c) açıklamamış. Tefsircilerimiz, rüzgardır, melek­lerdir, Peygamberlerdir demişler. “Urfen” kelimesinden hareketle, in­sanlığa faydalı olan her şey, diye de anlaşılmıştır.

Ancak gönderilen her şeyin bir göndereni vardır. Gönderilenler aynı zamanda yayanlardır. Eğer “Mürselat” kelimesini “Peygamberler” diye anlarsak, o zaman mana şu olur: insanlara iyilik olsun diye gön­derilen peygamberler. Allah’ı hatırlatmak üzere gönderilen peygamber­ler. Kendilerine indirilen Tevrat, İncil, Zebur, Kur’âri… ayetlerini insan­lığa yayan bu peygamberler.

Veya “tabiattaki aşılamayı yapmak üzere gönderilen rüzgarlar”-diye de anlaşılır bu ayet. Ne anlaşılırsa anlaşılsın, bunların hepsi Allah tarafından gönderilmiştir ve hepsi de yayıcıdır. Hepsi de Allah’ı hatır-

latıcıdıf.

Bütün bunlar bizim, ahirette özür beyan edemiyeceğimizi ifade et­mektedir. Yani “ya Rabbi, ben bilemiyordum, okuyamadıydım, geri kalmıştım, ben seni tanıyamamıştım hiç duymamıştım” diye bir maze­retimiz olamayacak. Sonra Rabbim diyorki, “size va’d olunanlar mut­laka gelecektir.” Peki ne zaman?[2]

8- Yıldızlar sondürüldüğünde.

9- Gökyüzü yarıldığında,

10- Dağlar savrulduğunda,

11- Peygamberlerin (kıyamette) toplanma vakti belirlendiğinde.

12- (Bu toplanma vakti) hangi gün için geciktirildi?

13- (Müminle-kafiri) ayırt etme günü için.

14- Ayırt etme gününü sana kim bildirdi?

Bu hüküm gününü, bize Allah (c.c) bildiriyor. Yani insanın iyilik veya kötülük olarak yaptığı herşeyin gerçek hükmünün verileceği gün, ahiret günüdür. Bu dünyada İslâmî bir devlet olsa bile hakimlerin ya­nılma payı vardır.

Peygamber efendimizin karşısına biri davalı, biri davacı iki kişi gel­diğinde, efendimiz demişki, “ben sizin dışta konuştuğunuz sözlere ve ge­tirdiğiniz delillere göre hükmederim içinizi Allah bilir. Biriniz çok iyi ko­nuşup haksızken haklı çıkabilir. İyi bilinki, haksız yere elde ettiğiniz hak, ahirette ateş olup boynunuza dolancaktır.”

Yani sevgili Peygamberimiz bize şu mesajı veriyor. “İslâm’ın ah­kamına göre hakimler hüküm verseler bile, insan olmaları nedeniyle yanılmalar olabilir.”[3]

15- Yalanlayanların o gün vay haline!

Dünyada iken Allah’ın peygamberini, Allah’ın kitabını yalanlayan­lara yazıklar olsun. Veya o gün onlara “veyl” vardır. Yani cehennemde var olan bir vadi onlar içindir.

Bu ayet-i kerime, bu surede 10 defa tekrarlanıyor. Rahman ve Rahim olan Allah (c.c) yarattıklarını o kadar seviyor ki, bu dünyada iken, Allah’ın kitabını, Allah’ın peygamberini ve ahireti yalanlamama­mız konusunda bir sure içerisinde 10 defa bunu tekrarlıyor. Yani “yap­mayın!, yapmayın! diyor.[4]

16- Biz öncekileri helak etmedik mi?

17- Sonrakileri de onlara takacağız.

18- İşte biz, suçlulara böyle yaparız.

19- Yalanlayanların q gün vay haline

Bu dünyada iken Allah’ın ceza verdiği insanlar var. Ad Kavmi, Semud Kavmi, Nuh Kavmi, Lut Kavmi var. Firavun’un hayatı var. Mekkeli müşriklerin sonu var.

Yani bu dünya hayatında bile Allah’ın kitabını, Allah’ın Peygamberlerini yalanlayan, ahirete inanmayan insanları cezalandırdı. Niye? Daha sonra gelenlere ibret olsun diye. Onlar, bizim tarih direğine çekilmiş ibret levhalarımızdır.

Allah’ı yalanlayanlara, Allah’ın kitabım Peygamberlerini ahıretı yalanlayanlara veyl olsun, yazıklar olsun.[5]

20- Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı?

21- Onu sağlam bir yere yerleştirdik.

22- Belirli bir zamana kadar.

23- Gücümüz yetti/zamanı belirledik. Biz ne güzel kadiriz.

24- Yalanlayanların o gün vay haline

Bu ayetler de Allah (c.c) ahirette insanın yeniden nasıl diriltilece-ğine dair bu dünyadan örnekler verir. İnkarcı diyorki, “toprak olmuş bu insan nasıl diriltilecek?” Sen görüyorsun ki, şu anda dünyada yaşayan 6 milyar insan ve geçmişte yaşamış olanlar bir su damlasından yara­tılmıştır. Bunu çok gördüğümüzden, çok harikulade olan bu işin müci-zeliği bize çok normal gelmektedir.

Halbuki Rabbimin mucizesi her an devam etmektedir. İnsan kendi­sinin bir damla suyun, beş milyonda birinden yaratıldığını görünce, tek­rar topraktan dirileceğini nasıl inkar eder?

O meniyi, anne karnında sağlam bir yere yerleştiren Allah’tır. Orada yaratan ve yarattığını en güzel yapan Allah’tır.[6]

25- Yeri toplantı yeri kilmadikmı?

26- Dirilere ve ölülere,

27- Orada (yeryüzünde) Yüce, sabit dağlar kılıp, size tatlı sular içirmedik mi?

28- Yalanlayanların o gün vay haline!

Biz yer yüzünü ölüler ve dinler için bir toplanma yeri kılmadık mı? Bu yeryüzünün, yaşıyanlar üzerinde, ölüler ise altındadır.

Yeryüzünde çok büyük dağlar yarattığını, O dağların arasından tatlı suların akıtıldığını Allah (c.c) haber veriyor. Rabbim en güzel suları, en güzel yerlerden bizim için akıtıyor. Bizde içtiğimiz her sudan sonra Rabbimize hamd edelim.

Bunca nimetlerden sonra Allah’ı, Allah’ın kitabını ve peygamberini inkar edenlere yazıklar olsun diyor Rabbim.[7]

29- (inkarcılara ogün şöyle denilir;) Haydi! yalanlamış olduğunuz azaba doğru gidin.

Gidin bakalım. Haydi yürüyün. O yalanladığınız şeye doğru gidiniz.

“Ahiret yok” dediğiniz yer varya işte ona doğru gidiyorsunuz. Cehennem yok diye inkar ettiğiniz yere doğru gidiyorsunuz. Bakalım haliniz ne olacak?[8]

30- Üç kolla (cehennem dumanının) gölgesine gidin.

Üç kanatlı, o cehennemin gölgesine doğru gidiyoruz. Alevler gölge yapıyor, alevler göğe doğru üç kanat şeklinde yükseliyor. Siz de o üç kanatın gölgesini görüyorsunuz. “Gidin o alevin gölgesinde gölgele­nin.” Mü’minler ise arşın gölgesinde gölgelenirler ahirette.

Niye üç dal halinde?, Tefsircilerimiz diyor ki, Allah’ı üçleştirenler var bu dünyada. Bu gün dünya nüfusunun büyük bir kısmını hristiyan-lar teşkil etmektedir. Onlar da Allah’ı üçleştirmişler ve “Allah üçün üçüncüsüdür” demişlerdir.[9]

31- Gölge yapmaz, alevden korumaz.

32- O saray gibi, kıvılcım atar,

33- Sanki O (kıvılcım) sarı deve gibidir.

34- Yalanlayanların o gün vay haline!

Aleve karşı fayda verecek bir gölge yok. O alevin kıvılcımları saray­lar büyüklüğündedir. İpler veya sarı develer şeklinde yukarıya doğru süratle sıçramaktadır. Yazık o ahireti yalanlayanlara.[10]

35- Bu, konuşamayacakları bir gündür.

36- Onlara izin verilmez ki özür beyan etsinler.

37- Yalanlayanların o gün vay haline!

O gün, kimse konuşamaz. Bu dünyada Allah’a ortak koşmak, Allah’ı inkar etmek için konuşanlar, o gün konuşamazlar.

Bu dünyadaki yaptıklarından dolayı, o gün özür dilemek isteyenlere böyle bir fırsat da verilmez. Özür bu dünyadayken dilenecektir.[11]

38- Bu, (müminle-kafiri) ayırım günüdür. Sizi ve öncekileri topla­dık.

İşte bu gün hüküm günüdür. İyinin kötüden ayırt edildiği bir gündür. Sizi ve sizden öncekileri de bir araya toplayan Allah (c.c) dır.[12]

39- Eğer bir çareniz varsa hemen bana bu çareyi uygulayın.

40- Yalanlayanların o gün vay haline.!

Dünyada iken kendinize çıkış yollan arıyordunuz, planlar, program­lar, mantıkî imansızlık fikirleri üretiyordunuz. İnsanları imansızlaştırmak için tuzaklar kuruyordunuz. Buyurun burada da, bana karşı tuzak kurunuz bakalım.[13]

41- (Allah’dan) sakınanlar gölgeliklerde pınar başlarındadırlar.

42- Canlarının çektiği meyveler arasındadırlar.

43- Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin için.

44- İyilik yapanları işte biz böyle mükafatlandırırız.

45- Yalanlayanların o gün vay haline.

Muttekiler için serin gölgeler, insana tat veren su kaynakları ve arzu’ ettiğiniz meyveler vardır. Dünya da iken yapmış olduğunuz amel­lerinizin karşılığı olarak buyurun, afiyetle yiyiniz.

İşte iyilik yapanlara, ihsanda bulunanlara böyle mükafat veririz di­yor Rabbim.[14]

46- (Ey kafirler) Biraz yeyin, faydalanın, şüphesiz siz suçlusunuz.

47-Yalanlayanların o gün vay haline!

48- Rükû edin, denildiğinde rükû etmezler.

49- Yalanlayanların o gün vay haline!

50- Ondan (Kur’ân’dan) sonra hangi söze iman edecekler?

O mücrimlere deniliyor ki; haydi bakalım bir süre bu nimetlerden faydalanın.

Bu son ayet-i kerime bizim hastalığımızın bir şif asıdır. “Bundan sonra hangi söze iman ederler” diyor Allah (c.c).

İnsanlara İslâm’ı öğretirken kendi sözlerinizle değil, Allah’ın kelamıyla öğretin. Çünkü sizin sözleriniz, sizin mantığınız ve sizin aklı­nızla orantılıdır. Karşınızdakinin aklı sizinkinden büyük olduğu zaman, sizin sözleriniz onu ikna etmeye yetmez. Ama bütün akıllan yaratan Allah’ın (c.c) sözü, bütün akıllan iknaya yeterlidir.

Kuran

Mürselat Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.