Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
12°C
Hafif Yağmurlu
Paz 15°C
Pts 13°C
Sal 10°C
Çar 12°C

64 – Teğabun Suresi | Şifa Tefsiri

Arabın dilinde Tegabûn; insanların birbirlerini aldatması manasına gelir. Hukuk dilinde de”fahiş”anlammda, kullanılıyor bu kelime. Yani mal alım ve satışında taraflardan birinin diğerini aşırı derecede aldat­ması manasına geliyor.

64 – Teğabun Suresi | Şifa Tefsiri

Teğabun Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Allah’a inanmamış insanların birbirlerini aldatarak yollarını sapıtması manasına gelir. Allah’a inanmamış; siyasilerin, askerler ve bürokrat ke­simin, mafya babalarının, sanatçıların, yazarların, çizerlerin birbirlerini kandırmaları söz konusudur.

Nasıl kandırıyorlar? Cehenneme doğru giden yollan güzel göstermek suretiyle, “Aaa! bu kötülükleri senmi söyledin? Senin için şu madalyayı veriyoruz”, “Aaa! Böylesine ahlaksız bir filmi sen mi çevirdin? Sana bil­mem ne ödülü veriyoruz” diyerek, insanların ahlaksızlık ve cehennem yolundaki ilerleyişine, biraz daha katkıda bulunmak suretiyle onun ileride düşeceği yolu göstermeden, tuzağa, dolayısjla cehenneme düşürme olayıdır. Bu sure de Medine devrinde nazil olmuş, 18 ayettir.[1]

1- Göklerde ve yerde her ne var ise Allah’ı teşbih eder. Mülk O’na aittir. Hamd de O’na aittir. O her şeye gücü yetendir.

“Göklerde ve Verde olanlar Allah’ı teşbih ederler” Buna insanlar, Melekler, yıldızlar, denizler, çiçekler, böcekler kuşlar, taşlar bütün yara­tılmışlar da dahildir. Öyleyse gördüğümüz, görmediğimiz herşeyin Allah’ı teşbih ettiğine inanacağız.

Bu mülk O’na aittir. O yaratılan herşeyin sahibidir. “Ben de evimin tarlamın sahibiyim” diyorsanız bu doğrudur. Mülkiyet hakkını Allah kul­larına tanımıştır. Ama şunu bilin ki, bütün bu sahip olduklarınız daha önce başkasına aitti. Bizler intifa hakkını elde ediyoruz, bir müddet fay­dalanıyoruz, sonra çekip gidiyoruz.

O malım dediğiniz şeyler bir başkasının eline geçiveriyor. Bizimkiler geçici mülkiyet. Yarattığı andan itibaren, yok edeceği ana kadar mülkiyet O’nu Yaratanındır. Yarattığı herşeyin mülkiyet hakkı’da Allah’a aittir.

Övgü ve Hamd O’na aittir. Mülk kiminse Övgü ve hamd de ancak O’na ait olabilir. O herşeye gücü yetendir. Hz. Aişe validemiz bize ha­ber veriyor. Peygamberimiz (s.a.v.) sabahleyin yatağından uyandığında ilk söylediği söz su idi. “Lailahe illalahu vahdehu la şerike leh lehül mülkü ve-lehül hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir” Ne demek? Bu sünnete uymak bize bir çok faydalar sağlayacaktır.

Sabahleyin bunu söylemenin faydası şudur. Biraz sonra dışarı çıka­cağız, birileri karşımıza çıkar ve yolumuzu çevirir ve şöyle derse; “Yaratmak, yaşatmak Allah’a aitse bile, yönetmek Allah’a ait değildir.” Biz onlara karşı sabahın erken saatinde kendimizi psikolojik olarak ha­zırlıyoruz. “Allah’tan başka yaratan, yaşatan ve yöneten yoktur.” diye­rek kendimizi hazırlıyoruz.

Kim ne derse desin yüreğimizi sağlam tutmalıyız. İmanımızı yeniden tazeliyoruz. Çünkü bir küçük ölümden uyandık -Uyku küçük bir ölümdür-yeniden iman tazeliyoruz. O taze bir imanla hayata atılıyoruz. Bu benim sahip olduğum herşey Allah’a giden yolda beni engellemez. Çünkü mülk O’nundur. Bu benim kullanmam geçici kullanmadır diyoruz. Övgüler Allah’a aittir. Hamd Allah’a aittir. Biz sevgili Peygamberimize bile hamd etmiyoruz. Çünkü ölümlülere hamd edilmez. Biz peygamberimize salat-ü selam getiriyoruz.

“O herşeye gücü yetendir” buyruluyor. Çağımız yeni bir ilah türetmek için gayret gösteriyor. Özellikle buna aydın denen veya aydınım diyen insanlar çanak tutuyor. Biz çocukluğumuzda şunu öğrenmiştik. “Allah vardır, birdir ortağı yoktur, her yerde hazır ve nazırdır.” Yani heryerde vardır ve heryerde bizi görmektedir.

Şimdi Allah’a iman etmeyi gericilik kabul eden bir kısım karanlık adamlar diyorlar ki; “filan devlet vardır, birdir ortağı yoktur, (eskiden Rusya vardı o da gitti) her yerde hazırdır, uydularındaki teleskoplarıyla her yerde nazırdır” diyorlar.

Allah’a inanamayan bu insanlar kendileri gibi bir insanı ilahlaştırma tarafına gidiveriyorlar. Yüreklerinize korku salmaya çalışıyor. Basın ya­yın yoluyla bunu duyuruyorlar. Ancak mü’min insan diyor ki; herşeye. gücü yeten Allah (c.c.) dır.[2]

2- O’dur sizi yaratan. Böyle iken kiminiz kafir, kiminiz mü’mindir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

Herşeye gücü yeten Allah sizi de yaratmıştır Ama sizin içinizden bir kısmınız Allah’a iman etmiş, bir kısmınız inkar etmiştir. Dünyanın en deli ve geri zekalı adamı kim deseler. Ben inanmayan insan derim. Çünkü inkarcının herşeyi kendi dili, kulağı vb. bütün azaları Allah’ın var­lığını ve birliğini haykırıyor.

Allah yaptıklarınızı görmektedir. Herşeyin Allah’ın gözetimi ve de­netimi altında cereyan ettiğini hiç hatırımızdan çıkarmayalım.[3]

3- Gökleri ve yeri hak ile yarattı ve sizi şekillendirdi ve şekillerini de güzel yaptı. Dönüş O’nadır.

Gökleri ve yerleri gerçek bir hikmet üzerine yaratan O’dur. Size en güzel şekilde suret vermiştir. Sizi en güzel şekilde yaratmıştır. Bu hem dış görüntümüz, hem de iç donanımımız vede sevinçlerimiz, üzüntüle­rimiz, kederlerimiz gibi duygularımız O Alîah tarafından yaratılmıştır.

Aynanın karşısında saatlerce makyajını tazeleyen kardeşlerim! Aynadan kendinizi seyrederken, o güzelim vücudunuzu yaratan Allah’ı da düşünüverin. Renklerimizin ve dillerimizin çeşitliliği de Allah’ın ayetlerindendir.[4]

4- Göklerde ve yerde olanların hepsini bilir. Gizlediklerinizi ve açık­ladıklarınızı bilir. Allah göğüslerin özünü bilir.

Aslında bu ayet-i kerime’yi levhalaştınp, mafya babalarının, mafya siyaset ilişkileri kuranların gittikleri klüplerine asmak lazım.

Allah (c.c) diyor ki; Allah göklerde ve yerde olanı bilir. Gizlediğinizi de bilir, açığa çıkardığınızı da bilir!’ Bu inanç olarak çocuğa daha ilk okul­dan önce verilmeli. Bu Anne eğitimiyle verilmelidir.

Eğitim konusunda dünyanın hiçbir kurum ve kuruluşu Müslümanların önüne geçemez. Batıda eğitim 3-4 yaşında başlıyor. Bizim eğitimimiz ana rahminde başlıyor. Geçmiş menakib kitaplarını okuyoruz; “Filan zat’ın annesine soruldu. Siz bu çocuğunuzu nasıl yetiştirdiniz? denildiğinde; o benim karnımda iken ben ona her gün Yasin okudum. Hep Kur’an okuyarak büyüttüm” diyor.

Günümüzde çocuk ilmiyle uğraşan doktorlar bunun faydalı olacağını söylemektedirler. Dışardan gelen kelimelerin titreşimleri o çouğun ka­rakteri üzerinde etkisi vardır. “Anneler- babalar! Kadın hamile iken kavga etmeyin” diyor doktorlar. Çünkü sizin yaptığınız kavgadan çocuk etkilenmektedir. Bizim dinimiz ise bunu daha öncesinden hayat haline dönüştürmüş.

Dünyanın en güzel kelamını söyleyerek çocuğunu ana rahminde bü­yütmüş. Dünyaya geldiği an kulağına; “AUahu ekber, Allahu ekber” di­yerek 6 defa ezan da 6 defa da kamette olmak üzere 12 defa “en büyük Allah’tır” diye mesajını vermiş. Yavrucuğum ileride filan devlet, filan adam en büyük diye önüne geçmeye kalkışabilirler. Sakın inanma. “En büyük Allah’tır” diye eğitimimize dünyaya geldiği an “Allahu ekber’le”başlıyoruz

Şimdi bizim hayatımızdan Kur’an kaldırıldığı için pejmürdeliğimiz de­vam ediyor. Ama Allah’a hamdü-senalar olsun ki milletimiz topyekün küfrün bize fayda vermediğini anladı imana doğru bir dönüşün içerisine girdi. “Allah gönüllerden geçeni bilmektedir”

Ey insanlar! iyi bilinizki gönlünüzden geçenler Rabbimiz tarafından bilinmektedir. Öyleyse gönlümüzden de güzel şeyler geçsin. Güzel şey­ler düşünün, çirkinliği gönlünüze almayın.[5]

5- Daha Önceki kafirlerin haberi size gelmedi mi? Onlar işlerinin ve­balini tattılar. Acıklı azap onlar içindir.

Sizden önceki kafirlerin başlarına gelenlerin haberi size gelmedimi? Onlar veballerini tattılar. Yani cezasını çektiler, onlar için acıklı azab vardır. İnkar edenlerin cezalan bize bildirilmiş. Hud kavmi; Nuh kavmi, fravun’un helak edilişi bize bildirilmiş; “sizde ahirette aynı cezalara çarptırılabilirsiniz. Aklınızı başınıza alın. Bunlar sizin için ibret olsun” diyor Allah (c.c).[6]

6- Çünkü onlara Peygamberleri açık delillerle gelmişti de: “bir in­san mı bize yol gösterecek?” demişlerdi. İnkar ettiler, yüz çevirdiler. Allah da onlara muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, öğül-müştür.

Niçin küfre düştüklerini açıklıyor. Peygamberleri kendilerine apaçık delillerle geldiklerinde apaçık ayetlerle geldiklerinde diyorlar ki; “bize bir adam mı yol gösterecek? Yani sevgili peygamberimizin insan olması nedeniyle karşı duruyorlar.

Hatta Mekke’liler diyorlar ki; “Allah peygamber olarak bula bula bir yetim mi buldu? Peygamberlik illa bir insana gelecekse; ya Mekke’nin ileri gelen eşrafından filan adama yada Taif in en büyük zengini filana gelmesi lazımdı diyorlar. Kur’an bize bunu naklediyor.

Geçmişteki kafirler ile günümüzdeki kafirin karakteri aynıdır. Günümüzde de herşeyi yapmaya kendilerinin layık olduğuna inananlar var. “En güzelini biz düşünürüz, en güzelini biz yaparız” diyen despot­lar. Bu gün bunu söyleyenlerin ataları geçmişte; biz bu yetimin peşinden mi gideceğiz? deme cüretini ve küfrünü göstermeşlerdi.

Biz insanları esas almıyacağız. “Sen söyleyene bakma, söylenene bak” diye bir söz vardır. En fakirin ağzından çok güzel bir hikmet çıkabilir. Delinin ağzından da çok güzel bir hikmet çıkabilir. Şairlerden biri şöyle demiştir;

-Ehli irfanım deyu hor bakma, hiçkimseye sen. -Defter-i divana sığmaz, söz gelir divaneden.

Kültürlüyüm, akıllıyım diyerek insanlara hor bakma. Deli zannettiğin adamdan Öyle bir cümle çıkarki, açıklamasını ancak bir kaç ciltte yapabi­lirsin. Yani bizim dinimizde insanları hafife almak yok. Her insan ayrı bir şaheserdir, hepsine saygı duymak bizim dinimizin gereğidir.

Rabbim zümer suresi 18. ayetinde şöyle buyurur: “Onlar her sözü duyarlar, en güzeline uyarlar” En güzel sözde Allah kelamıdır.[7]

7- Kafirler katiyyen diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. Deki: “Evet, Rabbinıe yemin olsunki muhakkak diriltileceksiniz sonra elbette yap­tıklarınız size haber verilecek. Bu Allah’a çok kolaydır.

1400 sene önceki kafirler bunu iddia ediyorlar. Günümüzde de aynı mantık var. Diyorlar ki; ahiret yok insanlar bu dünyadan giderler, tekrar bu dünyaya gelirler. Hayır, Rabbime yemin olsun ki; tekrar diriltilecek­siniz, yaptıklarınızdan size haber verilecek. Bu da Allah için kolaydır.

Bir devlet dairesinde memurların kulaklarına biri fısıldayıverse ve de-seki; “bugün daireye gizli kamera konuldu, dairede olup bitenleri kayda alıyorlar.” O dairede çalışanlar o gün kıyafetlerine, konuşmalarına, gül­melerine, yürüyüşlerine ve davranışlarına dikkât ederler. Gelen vatan­daşa güler yüzlü davranırlar. Niye? Gizli kamera kayda alıyormuş diye.

Kesinlikle biliniz ki, bir çok ayet-i kerimede, meleklerin gizli kamera­sına alındığımız bize bildirilmektedir. Ve bütün hareketlerimizin ahirette iyilerinin mükafatını, kötülerinin de cezasını göreceğimiz bildirilmektedir. Melekler 24 saatimizin her anını kayda geçmektedirler. Öyleyse söz ve davranışlarımıza dikkat edelim.[8]

8- Allah’a, Rasulü’ne ve indirdiğimiz Nur’a (Kur’an’a) iman edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

“İndirdiğimiz nur” diye bahsedilen işte bizim gönlümüzü aydınlatan, evimizi aydınlatan ve iman eden bütün toplumları aydınlatan Kur’an-ı Kerim’dir. Efendimiz(a.s.)’ın evini nur gibi parlatan sonra Mekke’yi, sonra Medine’yi aydınlatmış, sonra ışıklarıyla dünyanın her tarafına kandil gibi -ashabıyla- ulaşmıştır.

Bütün basın-yaym organlarında bugünlerde karamsar tablolar çizil­mektedir. Niye? insanoğlunun kendi bulduğu ışık, kendini aydınlatamı-yorki, bütün insanlığı aydınlatsın. Onun için Allah (c.c.) kendi katından kendi kelamım indirmiştir. O kelamını da “nur” diye isimlendirmiştir. Niye? Çünkü bu nur bizim iç dünyamızı aydınlatıyor, içteki sorunları hallediyor. Bu çok önemli. Binlerce, milyonlarca insanımız bunalımlar geçiriyor.

Bir insanın içi aydın olmazsa, dışının aydınlığının faydası yoktur. Ayakkabınız ayağınızı sıkıyorsa, odanın genişliğinin size faydası yoktur. İçinizde bir karamsarlık varsa, dışınızın her tarafını aydınlatsalar, size faydası yoktur. Onun için Kur’an kişinin ilk önce içini aydınlatır. “Allah var, keder yok” der. Yunus şöyle demiştir:

“-Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim,

-Aşkın ile övünürüm, bana seni gerek seni.”

Allah (cc)’m aşkını gönlüne almışsa bir insan bir şeyi kaybettiğinden dolayı üzülmez, bir şeyi kazandığından dolayı da sevinmez. Çünkü o “şey” insandan daha değersizdir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan haberdardır. İman etmişseniz de haberdardır, etmemişseniz de. Yaptığınız işler iyi ise de kötü ise de haberdardır.[9]

9- Toplanma gününde, sizi bir araya getirdiği günde… İşte o al­danma günüdür. Kim Allah’a iman eder, salih amel işlerse onun kötü­lüklerini örter ve onu orada sonsuza değin kalmak üzere, altından ır­maklar akan cennetlere kor. İşte büyük başarı budur.

O toplanma gününde hepinizi bir araya getirir Allah (cc). O gün al­danma günüdür. Yani insanların aldandıklarını farkettiği gündür. Dünyada iken bir çoğu farketmiyor.

Bal kabına dalan sinek gibi, haramlara dalanlar da öyle. Önce harama kenarından, kıyısından dalar, önce bakayım der, sonra dalayım der. Derken yanma varır, şöyle bir alayım, şöyle bir ağzıma koyayım, bir defadan ne olur der. Böylece hortum girdikten sonra ayaklar, ayaklardan sonra da kanatlarıyla beraber batıp kalır. Kalkamayacağını anladığında zarar ettiğini anlar. İşte inkar edenler Cennetin nimetlerini görünce

aldandıklarını anlarlar.

“Kim Allah’a iman ederse ve salih amel işlerse.” Salih amel; Allah’ın emrettikleri, Rasulü’nün bize örnek olarak yaptıklarıdır. Bir işin iyi, gü­zel, doğru olduğunun Ölçüsü Allah’ın onu emredip, emretmediğidir. Rasulü’nün onu uygulama şeklidir. Allah(cc) emredip, Rasulü de bize tarif etmişse, onu yapmak ameli salihtir. Bu her şeye şamildir. Giysilerimizin tarzından, bir şehrin kurulmasına, şehrin caddelerinin dü­zenlenmesine, evin düzenine kadar her şeye şamildir. Yani inancınızın hayatınızda görülmesine ameli salih denir.[10]

10- İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise onlar ateş yaranıdırlar. Ve orada ebedi kalıcıdırlar. Ne kötü bir dönüş yeridir.

Kafiri tarif ediyor Rabbim. Kafir: Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardır. Bazı insanlar; “ben Allah’a iman ederim” diyor. Orada çaresizde ondan iman ediyor. Ebu Cehil de iman ediyordu. “Ebıı Cehil ve avenelerine so­rulsa; Yeri ve göğü kim yarattı.” denilse “Elbette Allah derler.”[11]

Rabbim kafirin özelliğinden birini anlatıyor. “Ayetlerimizi yalanlayan­lara gelince. İşte onlar cehennem yaranıdırlar. Orada ebedidirler. Orası çok kötü bir dönüş yeridir.”

Bu dünyada iken yerleri kötü olan insanlar var. Ev bulamayan, fakirlik içerisinde yaşayan insanlar var. Afrika da sefaletin bin bir çeşidini yaşa­yanlardan bizim ülkemizde de var. Gerçekten yürekler acısıdır. Bunlara acıyoruz, acımakla sevap kazanıyoruz. Yalnız yüreğin yanıp geçmesi yeterli değil. Yanan yüreğin vermesi de gerekir. Bir şeyler vermeliyiz.

Fakat böylesine kötü durum nihayet bir gün sona erer. Ama bu dünyada her türlü debdebenin içinde yaşayan ve Allah’ın ayetlerini yalanlayanların ahirette varacağı yer Öylesine kötü olacak ki, hayali mümkün değil, üstelik ebediyyen.[12]

11- Allah’ın izni olmadan hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah’a iman ederse kalbine hidayet verir. Allah herşeyi bilendir.

Mü’minler İslami hizmetlerine devam edecek olurlarsa başlarına bazı bela ve musibetler de gelir. Gelen her musibet Allah’ın izniyledir. “Bütün insanlığa ilan et. Allah’ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez.”[13]

Biz Allah’ın yolunda olalım. Üzerimize insanlar taş atmışlar veya gül atmışlar önemli değil. Her yerin gülistan olması için gayret edelim.

Elimize diken batmış, gül gelmiş o da önemli değil. Allah”ın yolunda gi­derken güle rastlarsak koklarız, dikene rastlarsak sabrederiz.

Kim Allah’a iman ederse Allah onun gönlünü aydınlatır. Ona yol gös­terir. Çok güzel bir ayeti kerime. Gerçi bütün ayetler güzel. îman eden bir insanın kalbi Allah tarafından aydınlatılacak olursa, onun her hare­ketinde, Allah’ın; Musavvir, Sani, Bari olan sanatının tecellisi görüle­cektir. Allah her şeyi bilmektedir.[14]

12- Allah’a itaaat ediniz. Peygambere itaat ediniz. Eğer yüz çevirir­seniz Rasulü’müze düşen apaçık tebliğdir.

“Allah’a itaat ediniz. Rasulü’ne itaat ediniz.” Böyle olunca, Rasulü’nün her hareketi Rabbinin kontrolündedir. “En büyük Ahlak üze­resin sen” diyor Allah (cc).[15]

Eğer yüz çevirecek olursanız, bizim Peygamberimize düşen görev apaçık bir tebliğdir. Size o mesajları ulaştırma görevi vardır. Şimdi bu ulaştırma görevi biz mü’minlere aittir. İnsanlara biz duyuruyoruz. Eğer Onlar yüz çevirirlerse, biz görevimizi yerine getirmiş oluruz. Ama daha sonra yine duyuracağız. Saba Rüzgarı her sabah eser. Biz de insanlara her münasib olduğu zamanlarda ulaştırma görevini yapacağız.[16]

13- Allah, O’ndan başka ilah yoktur. Mü’minler ancak Allah’a te­vekkül etsinler..

O Allah ki; O’ndan başka yaratan, yaşatan, yöneten yoktur. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler. Bir zamanlar Türkiyede in­sanlar üçe ayrılmıştı. Bir kısmı biz Allah’a tevekkül ederiz diyordu. Bir kısmı Rusya’ya, bir kısmı da Amerika’ya tevekkül ederiz diyorlardı. Birinin ilahı göçtü. Öbürününki de sallantıda.[17]

14- Ey iman edenler, eşleriniz ve çocuklarınızdan bazısı size düş­mandır. Onlardan sakının. Eğer afveder, başlarına kakmaz ve örter­seniz, şüphesiz Allah afvedicidir, merhamet edicidir.

Ey iman edenler! Eşleriniz ve evlatlarınız, yani çocuklarınızın bazısı sizin için düşmandırlar. “Düşmandırlar” derken, dininizden döndürmek isteyen düşmandır. Mekke’de görüyoruz. İlk müslüman olmuş bir bayan ama kocası müslüman değil. Kocası hanımının müslümanlıktan uzak­laşmasını istiyor.

Peygamberimizin kızı Zeynep müslüman olmuş ama kocası Mekke’de müslüman olmamıştı. Bir süre ayrı kaldılar. Medine’ye hicretten sonra kocası da müslüman oldu. Kocası müslüman olmuş, hanım müslüman olmamış. Baba müslüman olmuş, çocuklar müslüman olmamış. Bunlar Müslümanlıktan uzaklaşmasını istiyorlar. İşte bunlar düşmandırlar, onlardan sakının diyor Allah (cc). Evlat sevgisiyle onlara uymayınız.

Bazı öğrenciler diyor ki; hocam çok şükür, üniversitede müslüman ol­duğumun farkına vardım ve döndüm. Ancak annem ve babam; müslüman olduklarını söylemekle beraber- evde İslamı yaşamama karşılar, sofrada içki içmediğime karşılar, baş örtmeme karşılar. Ben ne yapayım?”

Allah bize bunların da çıkış yolunu vermiş. Ankebut ve Lokman Surelerinde; anne-babaya iyilik yapmamızı ancak, “dininizden dönün” sözüne uymamamızı emretmektedir. Yani “İslamın emirlerini yaşama­yacaksın” denildiğinde o sözü tutulmaz. Ama onun dışında anne – ba­baya iyiliğe devam edilir. Eğer annenizi, babanızı, eşinizi, çocuklarınızı iafvederseniz ve onların suçlarını görmezden gelirseniz ve o yaptıklarına müsamaha ile bakarsanız Allah günahlarınızı örtendir. Allah merhamet edendir.[18]

15- Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihandır. Büyük müka­fat Allah katındadır.

Mallarınız ve evlatlarınız fitnedir. Yani imtihandır. Verilen her çocuk, her mal imtihandır. Bunlar bizim imtihan sorularımızdır. Bu sorulara dik­kat edelim. Her sorunun kendisiyle ilgilenecek zamanı vardır. Onları iyi değerlendirelim. Çocuklarımızı İslam’a göre hazırlarsak imtihanı kazan mış oluruz.[19]

16- Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının, dinleyin ve itaat edin, kendiniz için hayır olarak infakta bulunun. Kim nefsinin cimriliğin­den korunmuşsa işte onlardır kurtuluşa erenler.

Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının. Aklınıza geldiğince değil gücü­nüz yettiğince yapınız. Allah’ın kelamını dinleyiniz. Dinlediğiniz kelama itaat ediniz. Evlerde hatimler yapıyor, Kur’anlar okuyorsunuz. Çok güzel şeylerdir bunlar. Bu dinleme işlemidir. Dinledikten sonra da içinde em­redilenleri yerine getiriniz, yasaklarından kaçınınız. Allah’a itaat ediniz.

Kendinize hayır olarak infakta bulununuz. Yani kazandıklarınızdan da dağıtınız. Ne kazanmışsanız dağıtacaksınız. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa kurtuluşa erenler onlardır buyruluyor.[20]

17- Kim Allah’a güzel bir şekilde borç verirse sizin için onu artırır ve sizi affeder. Allah şükredenin şükrünü kabul edendir, yumuşak muamele yapandır.

18- Gizliyi ve açığı bilen, her şeye galip gelen hükmeden (hükmünde hikmet sahibi olan)dır.

Yaptığımız iyilikler, kendimize yapılmış demektir. Bir fakirin kışlık yakıtını alıverseniz, o bir kış boyu ısınır ama, siz ebediyen cennette kalmayı hak edersiniz. Onun için iyiliğin asıl faydası yapanadır.

Yardım yapılırken borç para vermeye de dikkat edelim. Paranın değer kaybetmesiyle, borç para verme geleneğimiz azalıyor. Biz buna dikkat edelim. Altın olarak verelim. Zarar etmeyelim ama, işde görelim. İhtiyaç sahiplerine borç para vererek kazanmalarını ve onlarında yardım yapan, borç para veren insan haline gelmelerini sağlayalım.

Kuran

Tegabun Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.