Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Yağmurlu
İstanbul
14°C
Yağmurlu
Cts 20°C
Paz 21°C
Pts 23°C
Sal 22°C

62 – Cuma Suresi | Şifa Tefsiri

Bu sure, Medine’de nazil olmuştur, 11 ayettir. Bir rivayete göre de cum’a ile ilgili son ayetler (üç ayet) Medine’ye hicretten hemen sonra nazil olmuş, baştarafı hicretin 7. yılında nazil olmuştur. Fakat iki bölü­mün birbiri ile olan yakın alakasından dolayı, bu ayet-i kerimeler ya­zımda aynı sure içerisinde toplanmış.

62 – Cuma Suresi | Şifa Tefsiri

Cuma Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Sure-i celilenin başında Allah (c.c); “Göklerde ve yerdeki her şeyin Allah’ı teşbih ettiğini” haber veriyor. Arkasından “efendimiz (s.a.v.)’in, ümmi bir toplum arasından peygamber olarak gönderildiğini ve o top­luma Allah’ın kitabını okuduğunu, onları temiz bir toplum haline getirdi­ğini, onlara kitabı ve hikmeti öğrettiğini” haber veriyor.

Arkasından da yahudilerin kitap bilgileri olduğunu fakat bu bilgile­riyle amel etmediklerini, onların bu durumlarıyla sırtında kitap taşıyan eşeklere benzediğini Allah (c.c.) haber veriyor. Cumartesi gününe ri­ayet etmeyen, onu değiştiren ve o günde yasaklananları yapan toplum bize bildirildikten sonra, bizede cuma namazını kılmamız, ezan oku­nunca hemen Allah’ın zikrine koşmamız emrediliyor. Aralarında böyle bir alaka var.[1]

1- Göklerde ve yerde olanlar, herşeyin sahibi, tertemiz, herşeye ga­lip ve hakim olan Allah’ı teşbih ederler.

Bu ayette Allah(c.c) “Göklerde ve yerde her ne var ise, Allah’ı teş­bih eder” diyor. Böyle olunca yaratılan herşey, Allah’ı teşbih eder. En uzak yıldız dahil (ki, Mülk suresinin tefsirinde geçmişti birinci kat se­madadır. Kur’an-ı Kerim yedi kat semadan bahsediyor. Yıldızların en uzağıda birinci kat semadadır. Onun dışındaki genişliği ifade edecek ra­kamı insanoğlu henüz bulmuş değildir.) Yedinci kat semanın en uzağına kadar ve yerin yedi kat altına kadar yaratılmış herne yar ise Allah’ı teşbih eder.

“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı teşbih ediyor” ama biz anlayamıyoruz. Anlayamadığımızı da bir başka ayet-i kerime de Rabbim haber verir; “Fakat siz onların tesbih’ini anlayamazsınız.” (İsra 44) Karıncanın kendine görebir zikri vardır. Kelebeğin kendine göre bir zikri vardır. Arının, gülün, denizin, dağların kendilerine göre bir zikri vardır.

Herkes bir zakirdir. Herkes gökyüzünde uçarken, yeryüzünde yürür­ken, zikredenlerin arasından geçtiğini düşünecek. İnanmayanların da bütün hücreleri Allah’ı zikreder; Dilinin et parçası Allah’ı zikreder. Onun kafirliği, iradesini kötüye kullanmaktan, aklını Allah’ı inkarda kullanma­sından dolayıdır. Yoksa onun kanı da, kalbi de, canı da Allah’ı zikret­mektedir. İradesiyle bu zikri yapmadığından dolayı cezalandırılacaktır.

Bu ayette Allah’ın esma’ül-hüsnasmda 5 tanesi sayılmış oluyor. Hem Kur’an-ı Kerimi okuyoruz, hem manasını anlıyoruz, herşey Allah’ı teşbih eder diyoruz, hem de Allah’ın kelamını okuyarak ve de Allah’ın esmatil hüsnasından beş tanesini zikrederek ibadetimize ve zikrimize devam ediyoruz. Buda Kur’an’ın bir özelliği ve güzelliğidir. Allah’ın beş esma­sının ayetin manasıyla alakası vardır. Göklerde ve yerdeki her şeyin teşbih ettiği o Allah,

“El-Melik” Gücü ve emri karşısında durulamayandır. Yani tabiatta her neyin olmasını istiyorsa, insanoğlu ancak ona boyun eğmekle mü­kelleftir. Allah(c.c) gökyüzünü, güneşi ve havayı veriyor, biz bunu is­temeyiz deyip engelleyecek kimse yok. O tabiatın yönetiminde hiç kim­senin etkisinde değil, kimse de onun gücünü engelleyecek güçte değil O “Kuddüs’tür”; O bütün eksikliklerden uzaktır. Yani doğmaz, doğ­rulmaz, ölmez, hastalanmaz, uyumaz kısaca bütün eksikliklerden yüce ve kendisi tertemizdir.

Allah’ın bu Kuddusiyeti tecelli etmemiş olsaydı, yeryüzünde Hz. Adem’den bu güne kadar ölenlerin kokusu yeryüzünü durulamaz hale getirirdi. Fakat Rabbim yeryüzünde bir denge kurmuş. Bir tarafta ölen­ler, bir tarafta yok olanlar, bir tarafta pisleyenler, bir tarafta pisliği te­mizleyenler.

Bir diğer taraftan güneşi bu işe musahhar kılmış. Tabiatta milyon­larca temizlik işçisi yardır. Onun için dağlar eğer insanoğlu kirletmi­yorsa, kendi kirini temizler bir mekanizmaya sahiptir. Rabbim tabiata dengeyi böyle koymuştur. Dengeyi insanoğlu bozmaya çalışmaktadır.

Mü’minler olarak bizler insanların kirlenmesini istemiyoruz, gönülle­rine şirk inancının Allah’ı inkar pisliğinin girmesine karşı duruyoruz. Çünkü tabiatın kirlenmesi gönülün kirlenmesinden meydana geliyor. Gönül kirlenince tabiat kirleniyor. Gönül temiz kalacak olursa tabiatta temiz kalıyor.

O “Aziz’ olan Allah, herşeye hükmeden hükmündede hikmet sahibi olan Allah’ı (c.c), herşey teşbih eder.[2]

2- O, ümmiler içinde kendilerinden olan ve onlara ayetlerini oku­yan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten Peygamberi gönderendir. Halbuki onlar bundan önce açık bir sapıklığın için­deydiler.

3- Onlardan henüz kendilerine katılmamış olan diğerlerine de (Peygamber olarak gönderilmiştir.)

O Allah (c.c.) yani Melik, Kuddüs, Aziz ve Hakim olan Allah (c.c.) ümmiler arasından onlara bir peygamber göndermiştir. Onlara henüz kavuşmayan bizlere de, daha sonra gelecek olanlara da bizim peygam­berimiz hz. Muhammed(s.a.v.) gönderilmiştir.

Daha önce onlar her ne kadar apaçık bir sapıklığın içerisinde iselerde onkrı temize çıkarmak, onlara kitabı öğretmek, onlara hikmeti öğretmek ve onlara Allah’ın ayetlerini okumak üzere peygamberini göndermiştir. Sevgili peygamberimizin görevleri Kur’an-ı Kerim’de çeşitli şekilde ve­rilmiştir. Burada ise “Onlara Allah’ın ayetlerini okuyan bir peygamber” “Onları bu ayetlerle temizleyen, temiz bir toplum meydana getiren peygamber” olarak nitelenmektedir.

Hz. peygamberin (s.a.v.) Bu sayılan 4 özelliği diğerlerinin neredeyse özü durumundadır. O peygamber, o günün şartlan içerisinde olan bir toplumu temizlemiştir. Şu anda sizi rahatsız edecek bütün haberlerin en kötü uygulaması Mekke toplumunda vardı. Ahlaksızlığın boyutlarını bi­zim tahayyül etmemiz mümkün değil. İşte böyle bir toplum düzeltilmiş­tir. Ne ile düzeltilmiştir. Onlara okunan Allah’ın ayetleriyle düzeltilmiş­tir.

Biz bugün Türkiye’de 65 milyon insan, dünyada 6 milyar insan temiz toplum istiyoruz. Aslında bu bir dirilme alametidir. Yani 6 milyar insa­nın temizliği istemesi bir hayra alamettir. Fakat bu istenilen temiz top­lumun meydana gelmesi için hangi ilkeler benimsenecek?

Bir kısmı koministlik ilkeleri? Benimsedi temizlenmedi, en kötü hale dönüşüverdi. Kapitalist ilkelerin bütün sistemleri denendi olmadı. Onlar diyorlar ki; biz başarılı olamadık, konforu teknolojinin bütün imkanların­dan yararlanarak sağladık ama, oğlumuz eroinman oldu, kızımız fahişe oldu. Yani toplum iyice bozuldu.

Şimdi sıra bizde, Bu topluma bir teklif getirebiliriz biz. Bu kendi tek­lifimiz değil. Allah (c.c.)’m onları, yani toplumu temizlemek için indirdiği ayet-i kerimelerini bu insanlara okuyacağız. Bu insanlara insanın Allah tarafından yaratılan bir şaheser olduğunu, bunun kırılmaması gerektiğini anlatacağız.[3]

4- Bu, Allah’ın lûtfûdur. Onu dilediğine verir, sahibidir.

Peygamberlik Allah’ın bir lûtfû keremidir, onu dilediğine verir.”

Yahudiler itiraz ediyorlar!!. Bu okuma yazma bilmeyen insanların arasından, bu okuması-yazması olmayan peygamberi niye gönderiyor? Bu naşı! peygamber olur?

İlimle insan belirli mevki elde eder. Fakat peygamberliğin okumayla alakası yoktur. Alim olan Allah (c.c.) peygamberlik için dilediği insan­ları seçiyor. O dilediği insanlara dilediği kadar ilim veriyor. Böylelikle peygamber olarak gönderiyor. Allah dilediğini seçer. İnsanların bu ko­nuda hiçbir müdahalesi yoktur.

Yahudiler, kendilerinden peygamber gelmesini bekliyorlar. Mekke’nin müşrikleri de itirazlarında diyorlar ki; Allah mutlaka bir pey­gamber gönderecekse bunu Mekke’nin veya Taif in, şu iki şehrin ileri gelenlerinden, filan adamı göndermesi gerekmezmiydi.?[4]

Dikkat ederseniz, Mekke’li müşriklerin peygamberlik için ileri sür­dükleri değerler, günümüz müşrik insanlarının da değerleridir. Yani bir insanın değerli olabilmesi için paraya sahib olması gerekir diyorlar. Kimin parası fazla ise onun sözü geçer, inancı Mekkede de vardı, günü­müz cahil toplumunda da vardır.[5]

5- Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların du­rumu; kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini ya­lanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu hi­dayete erdirmez.

Tevrat-ı Öğrenip, ezberleyip de amel etmeyenlerin durumu; sırtında kitap taşıyan eşeklere benzer diyor. Misal olarak “eşek” kelimesi kullanıldığından biraz kaba gibi ama böyle bir insanın tanıtımı içinde Allah (c.c.) bu kelimeyi seçmiştir. Dünyanın en değerli kitaplarını bir eşeğin sırtına yükleseniz, eşek o kitaplardan ne kadar yararlanır? Dünyanın en değerli silahlarını eşeğin sırtına yükleseniz, kendisini yemek için gelen kurd’a karşı nasıl kullanabilir?

İnsanların kültürlü, irfan sahibi, ilim sahibi biri olduğunu ağzından söylediklerine bakarak değil, onun hayatına tatbik edişine, yani aile ha­yatında, komşuluk hayatında, devlet hayatında, mahalle hayatında, üni­versitedeki hayatında ilmini ne kadar tatbik ediyor? Bunlara bakılması gerekir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan bu toplumun misali ne kötü şeydir. Allah zalimlere hidayet vermez.[6]

6- Deki; “Ey Yahudiler, eğer siz insanlardan ayrı olarak Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve eğer doğru iseniz hemen ölümü isteyiniz.

“Ey Yahudi olanlar!”; Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler,” “Ey in­sanlar”, “Ey kafir olanlar” hitablarr olduğu gibi. burada da “Ey yahudi olanlar” hitabı vardır. “Eğer Allah’ın yakın dostları diğer insanlar değil de, yalnız sizin olduğunuz iddiasındaysanız, öyleyse ölmeyi arzu edi­niz” Eğer doğru söylüyorsanız hemen ölün.

Öyle güzel ifade ki; Yahudiler ta Hz. peygamber zamanında kendile­rinin Allah’ın seçkin kullan olduğunu söylüyorlardı. Günümüzde de aynı şeyi söylemeye devam ediyorlar.

Mademki ahirette cennete doğrudan gidecek olan sizsiniz niye bu dünyanın çilesini çekiyorsunuz ki hemen ölün, ahirette Allah’a kavuşun cennetine gidin!!!.

Biz, mü’minler cennete gidecektir diyoruz. Yani ben, sen gideceksin demiyoruz. Peki bizde hemen gidebilecekmiyiz? Hayır! Ölünceye kadar imanımızı korumakla görevliyiz, imanımızı korumanın yollarından biri de imansız insanların imana gelmesini sağlamak için gayret göstermektir.[7]

7- Elleriyle takdim ettikleri (kötülükleri) sebebiyle onu (ölümü) asla istemezler. Allah /alimleri bilir.

Yani yaptıkları kötülükleri çok iyi bildiklerinden ölümü istemezler. Çünkü onun hesabını verecekler öldükten sonra. Yahudiler yaptıkları pislikleri çok iyi bildiklerinden Ölümü de istemiyorlar Niye? Çünkü yap­tıkları pisliklerin cezasını çekeceklerde ondan. Allah zalimleri en iyi bi­lendir.[8]

8- Deki; “Kendisinden kaçtığınız ölüm size mutlaka ulaşacaktır. Sonra gizliyi ve açığı bilene döndürüldüğünüzde o size yaptıklarınızı haber verir.”

Yaptığımız herşeyi kayda geçiyor ve Rabbimizin huzuruna döndürü­leceğiz “Tekrar dünyaya döndürüleceksiniz” demiyor.

Günümüzde “ahireti inkar cemiyetinin” mensubları; öldükten sonra dünyaya tekrar geleceksiniz, diyorlar. Batıya olan imanı İslam’a olan imanından biraz ileride olan bir iki insan bunları söylüyor.[9]

9- Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrıldığında hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsaydınız bu sizin için daha hayırlıdır.

Cuma günü ezan, “Allah’u ekber” dediği andan itibaren satışı durdu­runuz. Ezana beş dakika kala hazırlığınızı yapınız. Bizim insanımız an­layışlıdır. Cuma günü dükkanımıza gelip cuma vaktide kapalı bulursa, cuma namazından sonra yine sizin dükkanınıza gelecektir. Bunun tatbi­katı çok görülmüştür. Rızık endişesi ile kapatmayanlar aslında kaybet­mektedirler.

Bunun farkına da varmazlar. Ben bir örnek vereyim; “Bir dükkana gi­riyorum, oradan bir takım şeyler alacağım. Dükkana gelmiş bir dilenciye dükkan sahibi para vermiyor. Vermemesi bir tarafa, hakaret de ediyor. Dilenci de üzülerek gidiyor. Şahsen ben de o günden sonra o dükkandan alışveriş yapmıyorum.”

O insanın para isteyen dilenciye muamelesi beni rahatsız ettiğinden dolayı ben de o dükkandan alışveriş yapmıyorum. Fakat benim bu ne­denle alış-veriş yapmadığımı oda bilmez. Bunun örneği hayatımızda çok olur. Rızık için çalışacağız ama helalıncjan olmasına çalışacağız. Ezan okunduğu andan itibaren yapılan alışverişlerin haram olduğunu bildirir bu ayetin tefsirleri. Onun için haram lokma yememeye de dikkat edeceğiz.

“Eğer siz bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” Ancak hayrın ne yönde olduğu konusunda bir açıklama yoktur. Bu dünyada hayırlı olabi­lir. Rızık yönüyle de hayırlı olabilir. Cuma’ya riayet etmemiz, Ahirette zaten hayırlı olacaktır.

Fakihlerimiz ayetteki “çağrıldığında” ifadesinden izni âm’ı yani dev­let başkanının izninin gerekli olduğunu, “Koşunuz” emrinden en az üç cemaat olması gerektiğini, “alışverişi bırakın” emrinden cuma namazı kılman yerin şehir veya şehir gibi olan yerler olması gerektiğini, “ko­şun” emrinden özürlülere cumanın farz olmadığını anlamışlar. Hadisler de bu anlamı kolaylaştırmış.[10]

10- Namaz kılındığı zaman yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (rızkından) arayın. Allah’ı çok zikredin ki, kurtuluşa erebilesiniz.

Cıım’a namazını kıldıktan sonra dağilınız ve Allah’ın lütfü kereminden de aramaya devam ediniz. Dinimizde; “cuma günü mü’minler için bayramdır” sözü doğrudur. Ama bu bayram sözü çalışmamayı

gerektirmiyor.

Bir gün istirahat yapılması gerekiyorsa mü’minler bunun için ‘cuma’ gününü tercih ederler. Ama cuma. günü tatil olacak, çalışılmayacak, yan gelip yatılacak diye bir kural da dinimizde yoktur. Allah’ı çokça zikrediniz ki, kurtuluşa eresiniz. Kurtuluşa ermek zikretmekten geçmektedir. Allah’ı zikretmek;

1-Allah, Allah, Lailahe İllallah demektir

2-Farz namazlardan sonra nafile namazlar da kılmak bir zikirdir.

3- Kur’an-ı Kerim okumaktır.

4-Ticaretinizi İslami kurallara göre yapmanızdır.

5-İnsanlarla ilişkilerinizi İslam’ı kurallar üzerine kurmanız da bir zi­kirdir. İslam’a göre yaşayan bir insanın 24 saati zikir halidir.[11]

11- Bir ticaret veya eğelence gördüklerinde hemen ona fırladılar ve seni ayaküstü bıraktılar. Deki; “Allah katındaki, eğlenceden ve tica­retten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırhsidir.

Olay şöyle; Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) Medine’de camide Cuma namazında hutbe okumak üzere minberde ashabına Allah kelamından bir şeyler anlatırken; davul sesi gelir. Caminin içindeki sahabe anlarlarki; Şam’dan geri dönen ticaret kervanı Medine’ye girmiştir. Davul onun için çalmaktadır. Dıhyet’ül-kelbi (R.A) büyük bir ticaret kervâmyla Şam’dan dönmüştür. Medine’de bir kıtlık var, açlık var.

Kervanın döndüğü haberi davulla bildirilince, Mescidü’n-Nebevi de olan o sahabe derhal dışarıya çıkarlar. Biz bunu şöyle düşünelim. Sahabe hayatını Kur’an’a göre düzenliyor. Bu konuda bir uyan gelme­miş. Hutbenin nasıl dinlenileceği uygulaması gelmemiş daha.

Bu ayet nazil oluyor. Bu yapılan işin yanlış olduğu bildirilmiş, sahabe de bir daha yapmamış. Mescidü’n-Nebevi’de 12 erkek 1 kadın kaldı diyorlar. Peygamber efendimiz bunlara hutbe irad etti. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

Bazıları, herşeyi Kur’an’dan aradıklarını, bulamadıklarından inkar et­tiklerini söylerler. Halbuki Kur’an’da olan bir çok şeyi kendi bilgisizlik­leri sebebiyle bulamazlar. Abdullah b. Mesud’a; “Peygamber efendimiz hutbeyi ayakda mı okurdu, yoksa oturarak mı okurdu?” diye soruldu­ğunda bu ayeti okumuştur.

Bu ayet bizi ne ilgilendirir? Tarihi bir olayı nakletmek üzere mi indi­rildi? Hayır!, Günümüzde de biz bunu şöyle anlıyoruz; Bu güne kadar bir çok insan tanıdım. Çok samimi insanlardı bunlar. İslam için herşeyi vermeye hazırdılar gençlik yıllarında. Ama belirli yaştan sonra paranın içine öylesine girdiler ki, İslami mücadele veren diğer arkadaşlarıyla gö: rüşernez, konuşamaz, telefonla bile irtibatlaşamaz hale geldiler. Ticareti görünce, arkadaşlarını ayak üzeri bırakıverdiler. İşte bu Ayet-i kerime’de kıyamete kadar bize bunu hatırlatıveriyor.

Deki, Allah katında olanlar, oyundan da, ticaretten de daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısı Allah (c.c)dır. Siz O’nun kurallarına riayet edin, en güzel en helalinden rızıkları Allah (c.c.) size nasib edecektir.

Kuran

Cuma Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.