Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
12°C
Hafif Yağmurlu
Paz 15°C
Pts 13°C
Sal 10°C
Çar 12°C

61 – Saf Suresi | Şifa Tefsiri

Bu Sûre, Medine’de nazil olmuştur, 14 ayettir. 4. ayetinde Mü’minlerin tuğlalar gibi birbirlerine kenetlenmelerini ve saf tutmala­rını, yani birbirleriyle omuz omuza vererek, bu davayı omuzlamaları ge­rektiğini anlattığı için bu ismi almıştır.

61 – Saf Suresi | Şifa Tefsiri

Saf Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Saff Sûresi, günümüzde müslümanların en çok ihtiyaç hissettiği bir olayın şeklini tarif etmektedir.

Günümüzde dağınık haldeyiz. Müslümanlar dünyanın her tarafına saçılmış inciler gibidir. Bu inciler bir araya getirilip dizilirse, ancak de­ğer kazanır. Fakat güçlerin dağıtılmasıyla zayıflık meydana gelir. Bu sebeble biz Türkiye ve Dünya müslümanları her zaman bir birimizin yanında olacağız. Tabiki bu her sahada; sosyal, siyasal, hukuki, ticari, komşuluk hayatımızda, kısaca her türlü insani münasebetlerimizi İslam’a göre ayarlarken, bunu toplu halde yapmaya gayret edeceğiz. Birbirimizi destekleyeceğiz. İşte buna “saf tutma” denir.[1]

1- Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı teşbih etmekte. O her-şeye galip, herşeye hükmetmekte.

Bu bilgi bize Kur’an -ı Kerim’de bir çok-kere tekrarlanır. Yani Rabbim bize derki; yaratılan her şey Allah’ı teşbih eder.

Rabbim bize şunu söylüyor. Ayaklarınızın altındaki toprak, taşlar, denizler, yıldızlar, Allah’ı teşbih etmektedir. Siz niçin duruyorsunuz.[2]

2- Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?

Hattatlarımızın en güzel şekilde yazıp levhalaştıracaklan ayetler­den biridir bu ayet.

Yapmayacağımız şeyleri; “yapacağım, edeceğim” dememeliyiz. Çünkü yapmadığınız takdirde bir müslümamn yalan söylemesi ortaya çıkıyor. Kendiniz yalan söylemiş olursunuz. Diğer insanlar; “müslümanlar böyle yalan söylerler diye, onları müslümanliğın aleyhine yö­neltmiş oluveririz. Gücümüzle orantılı işler için söz vermeliyiz.

Buharide (Kitabü’l-Edeb’de) geçen bir hadisde Sevgili Peygamberimiz; “gücünüzün yetmeyeceği adakları yapmayın” buyuruyor. Akli gücünüzle orantılı işlere söz verin, bedeni gücünüzle orantılı işlere söz verin. Kesenizin, kasanızın gücünü bilerek va’dde bulunun.[3]

3- Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında buğuz olarak büyüdü.

Allah’ın gazabına uğramış olanları biz Kur’an-ı Kerim’de görüyoruz. Ad, Semud, Nuh kavmi gibi Allah’ın azabını celbedecek işlerden ka­çınmamız lazım.

Kur’an-ı Kerimde birçok emir ve birçok yasak var. Emirlerin yerine getirilmesi, yasaklardan kaçınılması anlatılır da yapılmadığı takdirde Allah’ın gazabına uğrarsınız anlamında ayeti kerimeler azdır.

Özellikle bu ayet-i kerime’de Rabbim; “eğer yapamıyacaklarınızı söylerseniz Allah’ın gazabına uğrarsınız” buyurmaktadır. Buna dikkat edelim. Özellikle dilimize sahip olalım. “Dil insanın kimliğidir” derler. Nüfus cüzdanında yaptığınız sahtekârlıkla, dilinizle yaptığınız sahte­kârlık aynı değildir. Dilinizle yapacağınız sahtekârlığın cezası diğerin­den daha fazladır.

Yine Peygamber (s.a.v.) efendimiz Buhari’de; (Kitabu’l edeb bölü­münde) “ya hayır konuş yada sus” diyor. Yani söylediğimiz; insanların işine yarasın, Rabbime ibadet olsun, toplumun menfaatine olsun.

Yapamayacaklarımızı va’detmeyelim. Yapmadıklarımızı yapmış gibi anlatıp öğünmeyelim. Ama nasihat ederken, kendimizin yapmadığı iyi­likleri insanlara; “yapın” diye söylememiz yasaklanmıyor. “Siz niye yapmıyorsunuz” diye uyarılıyoruz. Yaptığımız bir kötülüğü insanlara “sakın yapmayın” dememiz engellenmiyor. Siz niçin yapıyorsunuz diye uyarılıyoruz. Yoksa mükemmel insan olmayacağına göre, va’zu nasihat ve eğitimin devam etmesi gerekir.[4]

4- Şüphesiz Allah, kendi yolunda, birbirine kurşunla kaynaştı­rılmış bir binanın (tuğlaları) gibi, saf bağlayarak savaşanları sever.

Kur’an-ı kerim’de; Allah yolunda savaşmak için “Yukatilune” keli­mesi kullanılır, cihad edenler anlamın da ise; “cahedu” kelimesi kulla­nılır. “Cihad” kelimesi, “harb” kelimesini içine alır. Ama harb kelimesi, cihad kelimesini içine almaz, Cihad, daha kapsamlı bir kelimedir.

Mü’min, islam’ı insanlara tanıtmak için yoluna yürür, harb etmek ni­yetinde değildir. Niyet şudur: Bu dünyanın bir sonu vardır. Bu dünyanın sonunda; “1400 yıldan beri sevgili peygamberimize (s.a.v.) ve Kur’an’a iman etmiyenler, ona göre hayatını düzenlenmeyenlerin ahirette yana­caklarını” bu insanları yaratan Allah (c.c.) bildiriyor.

Daha önce Hz. İsa’nın sağlığında, ve Hz. İsa’dan sonraki dönem­lerde; Hz. İsa’ya ve onun getirdiği incil’e inanmayanların, yine aynı şe­kilde cehennemde yanacakları bildirilmiştir. Yine daha önce Hz. Musa’ya ve Tevrat’ına inanmayanların, aynı şekilde yanacakları bildi­rilmiştir.

Bu gün hangi dinden olursa olsun, 6 milyar insan, yaratıcısının her-şeye hakim olduğunu görüyorlar. Yağmurları yağdıran, denizleri dalga­landıran, rüzgarları estiren, bu havayı insanlara verenin Allah (c.c.) ol­duğunu biliyorlar.

Fakat; “Allah (c.c.) Tabiatı yaratmıştır ama, bizi bize bırakmıştır. Bize karışamaz” diyorlar. İşte burada gavurluk başlıyor. Biz böyle söyleyenlere merhamet ediyoruz acıyoruz. Böyle söyleyenler bu halle­riyle giderse, -bu insanları yaratan Allah (c.c.) diyorki- yanacaklar, uyarın bunları.

Bunun için müslümanlar Tarih boyunca, ömürlerini hep bunun için harcamışlardır. Mekke’den Medine’den çıkmışlar ta Türki Cumhuriyetlere, Semerkant’lara kadar Hz. Ömer’in zamanında gitmiş­lerdir. Diğer tarafta da Endülüs’e kadar varılmıştır. Osmanlı’lar zama­nında ise Viyana’ya kadar varılmıştır.

Müslümanlar bu hizmetleri görürken; ve götürürken karşılarına çı­kan olursa, o zamanda saf bağlarlar, aradan düşmanın girmesine, sız­masına, müslümanları parçalamasına müsade etmezler, omuz omuza verirler ve düşmanın üzerine yürürler.

Yani dünyada, insanları yakmak için kurulmuş çete devletlerinden!, karşısına dikilen olursa, onlara karşı saf bağlayarak, kenetlenerek mü­cadele ederler. Allah (c.c.) de; “Allah yolunda cihadlarına saf bağlaya­rak devam ederler” buyuruyor.[5]

5- Hani Musa kavmine: “Ey kavmim, benim, sizlere Allah’ın elçisi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti.

Onlar sapınca, Allah da kalplerini saptırdı. Allah fasiklar toplulu­ğuna hidayet vermez.

Hani Musa kavmine şöyle demişti, “Ey benim kavmim niçin bana eziyet ediyorsunuz? Sizde biliyorsunuz ki, ben size Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Bunu bildiğiniz halde, siz bana niye ezi­yet ediyorsunuz.?

Hz. Musa (a.s.)’ı niye örnek olarak veriyor Allah (c.c.)? – Musa (a.s.) o günün kavmine; onlara zulmeden, onları dininden döndürmek isteyen o cebabir’e karşı; “haydin beraber mücadele edelim, dinimizi namusumuzu, topraklarımızı bunlara karşı koruyalım” dedi­ğinde, “Ya Musa! Hadi sen ve Rabbin gidin, o toplumla harbedin, biz burada oturacağız” demişlerdi.[6]

Rabbtmin bize bu örneği burada vermesi, “siz böyle olmayın” demek içindir. Peygamberinin nimetlerinden yararlanan bu insanlar, İslamı ve kendilerine verilen diğer nimetleri de korumak için Musa (A.S); “buyu­run harbedelim” dediğinde, şu anda İsrail’de müslüman öldüren o in­sanların dedeleri, Peygamberlerinin elinden bıldırcın eti ve kudret hel-vasıyla beslenen bu insanlar, Hz. Musa’ya; “Ey Musa sen ve Rabbin gidin harbedin, biz burada sizi oturarak bekleriz” dediler.

“Onların kalpleri yıldı, Allah’da onların kalplerini çeviriverdi” diyor, Bu âyet-i kerime’den de anlıyoruz ki; kalpler kendiliğinden kapanmaz, yani Allah kapatmaz, kişi kendi kendinin kalbini kaydırır kapatır Allah’ da mühürleyiverir. Onlar kaydılar da, Allah da onların kalplerini kaydırıverdi. Allah fa-sık kavimlere hidayet vermez. Bizler bu günün insanları, bunlar gibi olmayalım. Günümüzde, imansız yetkilileri parayla satın alabileceğine inanan müslümanlar, Musa aleyhisselam’ın bıldırcın etiyle, kudret helvasıyla beslediği bu tip insanlardan neler çektiğini unutmasınlar.[7]

6- Hani Meryem oğlu İsa da : “Ey İsrail oğulları, ben, benden ön­ceki Tevratı tasdik etmek ve benden sonra gelecek adı ‘Ahmed’ olan peygamberi müjdelemek üzere size Allah’ın Rasulü’yüm.” demişti. Onlara apaçık delillerle geldiğinde “bu apaçık bir sihirdir.” dediler.

İsa (a.s.), böyle bir bağ kuruyor. Geçmiş peygamberi tasdik, kendi­sinden sonra gelecek, adı Ahmet olan sevgili Peygamberimizi (s.a.v.)’de müjdelemek üzere gönderildiğini ifade ediyor.

Bunun saf suresinden geçmesinden şunu anlıyoruz ki, İsa (A.S) da peygamberlerle kenetlenen ve İki peygamberi birbirine kenetleyen peygamberdir. Zaten peygamberler Mevlana Celaleddin Rumi’nin ifa­desiyle; “aynı ağacın dallarıdır, Aynı kaynağın sulandır, yalnızca kaplar değişiktir.”

Şu anda kiliselerde okunan Yuhanna inciline baktığınızda; Hz. İsa’mn(a.s.) kendisinden sonra gelecek olan peygambere işaret etti­ğini göreceksiniz. Ancak kelimeyi zaman içinde değiştirmişler. “Ahmet kelimesi değiştirilmiş. Bazılarında müjdeci manasına “Faraklit” olarak geçmiş.[8]

7- O, İslam’a davet olunurken Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim vardır. Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez,

Allah’a iftira eden yalan uydurandan daha zalim kim vardır? diyor.

Yukarıdaki ayetle irtibatlandıracak olursak, İsa (A.S) diyor ki; “Benden sonra gelecek, Ahmet isimli bir müjdeleyici peygamber gele­cektir. Ama o peygamber bir gün geldiğinde ve peygamberliğini de ilan edince İsrail oğullan hemen şunu söylüyor. “Bu adamın yaptığı apaçık

bir sihirdir.”

İşte bu Allah’a bir yalan isnadıdır. Bundan daha zalim birinin ola­mayacağı ifade ediliyor. Allah zalim toplumlara hidayet vermez.[9]

8- Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Allah ise, kafirler hoşlanmasa da nurunu tamamlayacaktır.

9- O Allah ki, müşrikler istemese de bütün dinlere üstün çıkar­mak için, Rasulü’nü hidayet ve hak dinle gönderdi.

O Allah (cc) peygamberini hidayetle, hak din ile gönderdi. Bütün dinlerin üzerine galip gelsin diye. Kafirler istemeselerde.

İki ayetin birlikte manasnı söyleyelim: Bu din Allah’ın dinidir ve bu­nun bir ismi de Nur’dur. Bu nur bize renklerin ayırımını sağlar. Bu dün­yada nelerin iyi, nelerin kötü olduğunu aydınlatmak üzere, hangi yolun iyi, hangi yolun kötü, hangi sistemin insanlara daha faydalı, hangi sis­temlerin zararlı olduğunu gösteren o nur da Kur’an -ı Kerirn’dir.

Bu nur’dan gözleri kamaşan yarasa tipli insanlar olabilir. Ancak bu kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Kafirler baharın gelmesine nasıl mani olamıyorlarsa, İslam’ın gelmesine de öyle engel olamazlar.

İslâmın nurunu söndürmek için nefeslerini tüketenler, ancak cehen­nemdeki ateşlerinin alevini artırırlar. İslama zarar vermeleri mümkün değildir. Son günlerde İslam aleyhine estirdikleri havalar, İslam gemi­sinin yol almasına sebeb olurken, tabanı olmayan münafıkların batma­sına ve İslam gemisinin münafıklardan arınmasına sebeb oluyor.[10]

10- Ey iman edenler, Sizi acıklı azapdan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?

Dünyada yaptığınız ticaretten ölünceye kadar faydalanabilirsiniz. Ancak biz sonu gelmez bir hayata hazırlanıyoruz. En büyük ticaret, sonu gelmez senelerde kalacağımız yerin köşkünü yapmaktır.

Allah (cc) Tevbe Suresi(ayetlll)’nde şöyle buyurur; “Allah; mü­minlere mallan ve canları karşılığında cennet verdi.” İşte ticaret bu. Canımızı ve malımızı Allah yolunda harcıyoruz, karşılığında da Allah bize cennet veriyor. Bu ticarete dikkatimizi çekiyor Allah (cc). Bu ticarete hepiniz girin, çocuklarınızı sokun, bütün akrabalarınızı da bu ticarete alıştırın.[11]

11- Allah’a ve Rasulü’ne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cîhad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için. daha ha­yırlıdır.

Mallarınız ye canlarınızla Allah’ın dininin hakimiyeti için gayret gös­teriniz, sizin için bu daha hayırlıdır. Çünkü malınızı, canınızı ve çocuk­larınızı böylelikle kurtarmış olursunuz.[12]

12- Sizin günahlarınızı affeder, sizi altından ırmaklar akan cennet­lere ve adn cennetlerinde güzel evlere koyar. İşte büyük kurtuluş bu­dur.

Meskenler deyince, aklımıza bu dünyadakiler gelmesin. Dünyanın en zengin insanı, dünyadaki bütün nimetleri kullanarak bir mesken, bir köşk yapsa, cennetin bir gülüne değmez. Cennetin bir gülü dünyaya in­seydi, yeryüzü Hz. Adem’den kıyamete kadar çok güzel bir şekilde ko­kardı.

Gözlerin görmediği, gönüllerin hayal edemediği bir cennet olacağını Efendimiz hadisi şeriflerinde, Kur’an-ı Kerim’de de Allah (cc) bildir­mektedir.

“İşte en büyük başarı budur.” Bu Kur’an’da çokça tekrarlanır. Günümüzde bizlerin gözünde çok başarılı adam kısa zamanda köşeyi dönen adamdır. Ancak dikkkat ederseniz bu insanlar dünyada bile in­sanların gözünde aşağılık adamlar olarak tanınıyorlar. Millete görün­memek için yurt dışına kaçmaktalar. Ahiretteki cezaları ise ayrı. Asıl büyük başarı sonu gelmez senelerde cenneti elde etmektedir.[13]

13- Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele.

Yalnız cennet mi? “Hep cennet mi va’dediyor Kur’an bize?” deme­yin. Allah(cc) bu dünyamızın da cennet olmasını ister. Bu dünyada da Allah’ın yardım ve fethi gelecektir. Yani dünyanın İslam’a göre yöne­tilmesi konusunda Rabbimin yardımı gelecektir.[14]

14- Ey iman edenler, Allah’ın yardımcıları olunuz. Meryem oğlu İsa’nın: “Allah (yolunda) benim yardımcılarım kimdir?” dediğinde havarilerin: “bizler Allah’ın yardımcılarıyız.” dedikleri gibi. Bunun üzerine Beni israilden bir kısmı iman etmişti, bir kısmı inkar etmişti. Biz de düşmanlarına karşı iman edenleri destekledik, böylece üstün geldiler.

Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Yani Allah’ın dinine yardım ediniz. Allah’ın dinine yardım demek; Allah’ın dinini herhangi bir şekle döndürmek değil.! Allah’ın dinine sarılmak ve onu yaşamaktır.

Aslında biz böyle yapmakla, kendimize yardım ediyoruz. Çünkü Rabbim dinini zaten korur. Ama o dine, o Kur’an’a; gönül veren, kol ka­nat verenler, kendi kolunu, kendi kanadını cehennem azabından koru­muş olurlar.

Hani İsa (as) Havarilerine demişti ki; “Allah için benim yardımcıla­rım kimdir?” Havariler de; “Allah’ın yardımcıları biziz.” demişlerdi. Beni İsrailden bir kısmı Hz. İsa’ya iman etmişti, bir kısmı ise iman et­memişti.

Allah (cc); “O iman edenlerin düşmanlarına karşı iman edenleri biz kuvvetlendirdik, onlara yardım ettik ve onlar galip geldiler” diyor.

Roma’nm zulmünü, İsa (as)’ın o yakıcı, yumuşatıcı, serinletici nefesiyle, adalete zaman içerisinde çevirivermişlerdi.

Günümüzde de dünyanın en zalimi olanlar dize gelirler. Yeter ki; Kur’an iklimini insanların hayatına biz üfleyelim. O bahar rüzgarı gibi, bahar güneşinin sıcağı gibi insanların yüreklerindeki, mayalanndaki, fıtratlarında getirdikleri çekirdeğin çatlamasına ve üzerinde islâm çi­çeklerinin açmasına vesile olur.

Kuran

Saf Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.