Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 19°C

55 – Rahman Suresi | Tefsir’ul Munir

55 – Rahman Suresi | Tefsir’ul Munir

Rahman Suresi | Tefsir’ul Munir ( Vehbe Zuhayli )

Surenin Mekkî veya Medenî Oluşu:

Rahman suresi, İbni Mesud ve Mukatil’in görüşüne göre bütünüyle Medine’de inmiştir. Onun için bazı mushaflarda “Medenîdir” diye yazılmış­tır. Kurtubî, İbni Kesir ve cumhura göre -daha doğru olan bu görüştür-Rahman suresi Mekkî’dir. Hasan el-Basrî, Urve ibni Zübeyr, Ikrime, Atâ ve Cabir’in görüşü de budur. İbni Abbas’a göre “Göklerde ve yerde olan herkes ondan ister” ayeti hariç hepsi Mekkî’dir.

Rahman suresi yetmiş sekiz ayettir. Bazıları yetmiş altı ayet saymıştır.

Cumhurun benimsediği ve daha doğru kabul edilen görüşün delili, Ur­ve bin Zübeyr’den gelen şu rivayettir. O şöyle dedi: Mekke’de Rasulul-lah’tan sonra Kur’an’ı ilk açıktan okuyan İbni Mesud’dur. Hadise şöyle ol­du: Ashab-ı kiram “Kureyş bu Kur’an’ı açıktan okunurken hiç duymadı. Onlara bunu kim duyurabilecek?” dediklerinde İbni Mesud “Ben” dedi. As-hab “Korkarız, sana bir şey yaparlar, biz kendisini, aşiretinin savunacağı bir adam istiyoruz.” dediler. O “Hayır, ben gideceğim” dedi ve Makam-ı İb­rahim’in yanında durup besmele çekerek Rahman suresini okumaya başla­dı. Sonra sesini yükselterek devam etti. Kureyş toplantı yerlerindeydiler, düşündüler. “Ümmü Abd’in oğlu ne diyor?” dediler. “Muhammed’in kendisi­ne indiğini iddia ettiğini okuyor” dediler. Sonra İbni Mesud’u dövdüler, hat­ta yüzünü yaraladılar. Yine sahih rivayetlerde bildirildiğine göre Rasulul-lah (s.a.) Nahle denilen yerde sabah namazı kılarken Rahman suresini okudu. Oradan cinlerden bir grup geçiyordu, duydular hemen Rasulullah’a iman ettiler.

Tirmizi’nin rivayetine göre Cabir şöyle dedi: Rasulullah (s.a.) ashabı­nın yanına çıktı. Onlara, Rahman suresini başından sonuna kadar okudu. Sükût ettiler. Sonra Rasulullah (s.a.) şöyle dedi: Bu sureyi cin gecesi cinle­re okudum, sizden daha güzel karşılık veriyorlardı. “O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz?” ayetlerine geldikçe “Nimetlerinden hiçbir şeyi, ey Rabbimiz, yalan sayamayız, hamdimiz yalnız sanadır.”[1]

İşte bu rivayetler bu surenin Mekkî olduğuna delildir. [2]

Dünyevi Ve Uhrevi En Büyük İlahi Nimetler

1-4- O çok esirgeyici (Allah), Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.

5- Güneş ve ay bir hesapladır.

6- Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.

7- Göğü de O yükseltti. Mizanı O koydu.

8- Tartıda haksızlık etmeyin diye.

9- Tartıyı adaletle doğrultun, tartı-lanı eksik yapmayın.

10- Yeri, onu da canlılar için O koydu.

11- O yerde meyveler ve tomurcuktu hurma ağaçları vardır.

12- Samanlı taneler ve hoş kokulu (bitkiler) vardır.

13- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

Açıklaması:

“O çok esirgeyici Allah, Kur’an’ı öğretti.” Yani Allah’ın dünyada ve ahi-rette varlıklara karşı raKmeti geniştir. Ümmetine öğretmesi için kulu Mu-hammed’e Kur’an’ı indirdi ve onu insanlara karşı kesin bir hüccet kıldı ve merhamet ettiklerine onun ezberlenmesini ve anlaşılmasını kolaylaştırdı. Bu ayetler “Muhakkak onu ona bir beşer öğretiyor.” (Nahl, 16/103) diyen Mekkelilere bir cevaptır.

Bu sure Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetleri bir bir saymak için in­miş ve bunların en kıymetlisi ve en faydalısı hepsinden önce beyan edilmiş­tir ki o da kullarına Kur’an öğretme nimetidir. Zira bu nimet dünya ve ahi-ret saadetinin kaynağıdır. Sonra Allah insanı yaratma ve ona kâinatı imar etme yetenek ve gücünü ihsan etme nimetini hatırlatarak şöyle buyurdu:

“İnsanı yarattı, ona beyanı öğretti.” Yani Allah insan cinsini yarattı ve başkalarıyla konuşması, çevresiyle anlaşabilmesi, böylece aralarında yar­dımlaşma, ülfet ve ünsiyet meydana gelmesi için ona konuşmayı ve düşün­düklerini ifade etmeyi öğretti. Bununla öğretmenin unsurları tamamlan­mış oldu: Kitap ve öğretici Kur’an ve peygamber, öğrenci de insan. Öğren­menin yolu ve keyfiyeti ise beyandır.

Sonra Allah öğrenme sahasını teşkil eden birtakım ulvî şeyler zikrede­rek şöyle buyurdu:

“Güneş ve ay bir hesapladır.” Yani gündüzü aydınlatan parlak güneş, gecenin nuru ay, her kişi de burçlarında ve belirlenmiş güzergâhında bili­nen, takdir ve tanzim edilen, ince bir hesapla akıp giderler, yollarından çıkmazlar. Bu hareketleriyle ay ve güneş çeşitli mevsimleri, ayların ve se­nelerin sayısını, ziraat mevsimlerini, insanlar arasındaki işlemlerin za­manlarını ve insan ömrünü gösterirler; gerek insanlar, gerekse bitki ve di­ğer canlıllar için büyük faydalar sağlarlar. “O, sabahı aydınlatandır. O, ge­ceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, aziz olan, pek iyi bilen Allah’ın takdiridir.” (En’am, 6/96) ayetinde de Ce-nab-ı Hakkın buyurduğu gibi Ay ve Güneş hiç karışmayan ve değişmeyen, kanunlaşmış bir hesapla birbirlerini takip ederler.

Sonra Allah süflî arzın âlemlerinden bazılarını zikrederek şöyle buyurdu: “Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.” Yani gövde kısmı olmayan bitkiler ve gövdesi olan ağaçlar, mükellef insanların kendi istekleriyle secde edip boyun eğdikleri gibi onlar da yapılan icabı Allah’ın murad ettiği hususta, O’na bo­yun eğer. Zira bu bitkilerin muayyen bir zamanda ve sınırlı bir müddet için yerden çıkışları ve çeşitli şekil, renk, miktar, tat ve koku bakımından insana gıda ve istifade edilebilir nimet olarak sunulması Allah’ın kudretine boyun eğmesi demektir.

Sonra Allah eşya arasındaki dengeye ve alış-verişlerde adaletli davranma zaruretine dikkat çekerek şöyle buyurdu:

“Göğü de O yükseltti, mizanı O koydu, tartıda haksızlık etmeyin diye.” Yani Allah semayı arzın üstünde, yerini ye rütbesini yüksek kıldı, ulvî ve süflî âlemlerdeki dengeyi koydu, eşyanın alış-verişle mübadelesi esnasında tartı aleti kullanırken adalet ve insafı elden bırakmamanız için emrettiği o adaleti arza yerleştirdi. Nitekim bir başka ayette bu şöyle ifade edilmiştir: “Andolsun ki biz elçilerimizi açık açık burhanlarla gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmaları için beraberlerinde de kitabı ve mizanı indirdik.” (Hadid, 57/25). İşte bu tartıda haksızlığa yasak eden bir nehiydir.

Allah adaletli davranmanın gereğini vurgulayarak şöyle buyurdu: “Tartıyı adaletle doğrultun, tartılanı eksik yapmayın. ‘Yani tartınızı doğru yapın; eksik, noksan yapmayın, hak ve adaleti gözeterek “Doğru terazi ile tartın.” (Şuara, 26/182).

Bu tekrarın maksadı “adil davranın” emrini te’kit içindir. Allah bura­da önce adaleti emretti, sonra ziyade yapmak suretiyle haddi aşmak de­mek olan “tuğyanı”, daha sonra da eksik ve noksan yapmak demek olan “hüsran”ı yasak etti.

Sonra semanın mukabili arzdaki nimetini zikrederek şöyle buyurdu:

“Yeri, onu da canlılar için O koydu” Yani Allah göğü yükselttiği gibi, yeri de koydu, istifade edilebilmesi için serdi ve hazırladı, canlılar, üzerin­de durabilsin diye yüksek ve ulu dağlarla onu yerleştirdi, sakinleştirdi. Sonra Allah o yeryüzünde insanların yaşamasına vesile olan şeylerden bahsederek şöyle buyurdu:

“O yerde meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. Samanlı ta­neler ve hoş kokulu (bitkiler) vardır.” Yani çeşitli renk, koku ve tatta meyve olarak yenilenler, bir müddet sonra hurma olacak tomurcuklarla yüklü hurma ağaçlan, arpa, buğday ve mısır gibi sap ve samanı olup ana gıda maddesi olan hububat, güzel kokulu yaprakları olup koklanabilen çeşit çeşit nimetler yeryüzündedir.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz.” Yani ey insanlar ve cinler Rabbinizin yukarıda sayılan nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz. Burada hitap, insan ve cinler âlemine, her ikisinedir. Bu ayetin bu sure de, nimetlerden bir veya birkaçınım özelliği sayıldıktan sonra otuzbir defa tekrar ettiğini öğrenmiştik. Bu nimetlerin hatırlatılma-sını te’kit, önemine dikkat çekmek ve insan ve cinnin bunları ikrar etmele­rini temin için Allah bu ayeti her iki nimet arasına bir ayırıcı olarak koy­muştur. “Rabbinizin…” ifadesi, bu nimetlerin asıl kaynağının, kullarının beslenme ve gelişmesini tekellüf eden Allah olduğunu, dolayısıyla ihsan et­tiği bu nimetlere karşı hamd ve şükre lâyık olanın o olduğunu beyan etmek içindir. [3]

Bazı Nimetlerin İzahı:

14- O, insanı pişmiş çamura benze­yen bir balçıktan yarattı.

15- Cinleri de yalın bir ateşten ya­rattı.

16- O halde, Rabbinizin nimetleri- nin hangisini yalanlayabilirsiniz.

18-O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz? İki denizi saldı, birbirlerine kavuşurlar.

20- Aralarında bir engel vardır, birbirlerine karışmazlar.

21- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

22′ ° iki denizden inci ve mercan çıkar.

23- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

24- Denizde dağlar gibi yükselen ge­miler de O’nundur.

25- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

Açıklaması:

“O, insanı pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” Yani Allah insanın aslını, topraktan yapılıp ateşte pişirilmiş, vurulduğu zaman ses ve­ren kerpice benzer kuru bir çamurdan yarattı. Bu teşbih insanın sağlamlı­ğını ve parçalarının ayrılmaz olduğunu ifade etmeyi amaçlamaktadır.

Yaratılış merhaleleri itibariyle bunun açıklanmasında Kur’an-ı Ke-rim’in ifadeleri çeşitlilik arzeder: Bazan topraktan, değişken çamurdan ya­ratıldığını söylerken bazan da ele yapışan mahiyetteki bir çamurdan yara­tıldığını ifade etmiştir. Bu şuna işarettir: Âdem (a.s.) önce topraktan yara­tıldı, sonra çamur haline geldi, sonra değişken, şekil tutmayan çamur, son­ra ele yapışan özlü çamur daha sonra da pişmiş kerpiç gibi oldu. Sanki bü­tün bu çeşitlerden yaratıldığı ifade edilmek istenmektedir.

“Cinleri de yalın bir ateşten yarattı.” Yani cinleri ateşin ucundan yani sarı, kırmızı ve yeşil gibi çeşitli renklerde görülen dumansız saf alevden yarattı. Ahmed bin Hanbel’in Hz. Ayşe’den rivayetine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Melekler nurdan, cinler saf alevden, Âdem de size vasfedi-len şeyden yaratıldı.”

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz.” Yani ey insanlar ve cinler Allah’ın nimetlerinden hangisini yalanlıyor ve bu elle tutulan gözle görülen nimetlerin hangisini inkâr ediyorsunuz?

“İki doğunun ve iki batının Rabbidir.” Yani O, yaz ve kış güneşin doğ­duğu iki doğunun, battığı iki batının Rabbidir. İşte onun bu farklı ufuklardan doğup batması sebebiyle mevsimler oluşur, havalar soğuktan sıcağa değişir ve insanların menfaatine daha nice hadiseler olur.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?”

“Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim” ayetinde doğu ve batı­nın çoğul gelmesine gelince: Bunun sebebi, insanlara nispetle güneşin doğ­duğu ufkun hergün değişmesidir. Yine bir başka ayette “Doğunun ve batının Rabbi” (Müzzemmil, 73/9) şeklinde müfred gelmesi ise cins murad edildiği içindir.

Bu şekilde doğu ve batının değişmesinde insanlar dahil bütün varlık­ların yaran olunca Allah “O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini ya­lanlayabilirsiniz?” dedi. Mesela güneş kuzey yarım kürede yengeç burcun­dan doğduğunda yaz olurken, güneyde oğlak burcundan doğduğunda yaz olur. Bu sırada kuzeyde mevsim kıştır. Güneş yaz-kış aynı yerden doğup batsaydı mevsimler meydana gelmez, ziraat yapılamazdı.

Allah karadaki nimetlerini böylece beyan ettikten sonra denizdeki ni­metlerini de zikrederek şöyle buyurdu:

“İki denizi saldı, birbirine kavuşurlar. Aralarında bir engel vardır, bir­birlerine karışmazlar.” Yani biri tatlı, diğeri tuzlu iki denizi bitişik yarattı, aralarında gözle görünen bir ayırıcı yok. Bununla beraber aradaki görülme­yen bir engelden dolayı birbirlerine girip karışmazlar, ayrı olarak devam edip giderler. Nitekim başka bir ayette bu şöyle ifade edilmiştir: “Birinin su­yu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.” (Furkan, 25/53).

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler bu nimetlerin veya menfaatlerin hangisini yalanlarsı­nız? Tatlısı; içmek, hayvan ve bitkileri sulamak için; tuzlusu ise aşağıdaki ayet-i kerimede geleceği gibi inci ve mercan çıkarmak ve daha nice yarar­lar içindir.

“O iki denizden inci ve mercan çıkar.” Yani o denizlerin tuzlu olanın­dan inci ve mercan çıkar.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler! Allah’ın size ihsan ettiği bu apaçık nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? Bu ayetlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, inkâra gücü yetmeyeceği şeyler vardır.

“Denizde dağlar gibi yükselen gemiler de O’nundur.” yani tahtaları yanyana getirilip monte edilen, direkleri ve yelkenleri dağ gibi yükselen, denizlerde akıp giden o gemileri yapma düşüncesini ilham eden Allah’tır. O gemiler denizlerde bir beldeden diğerine, bir kıtadan ötekine yolcu, yük, eşya, gıda maddesi, erzak ve alet taşır. Hatta günümüzde bazı petrol tan­kerlerinin taşıma kapasitesi beşyüz bin tona ulaşmıştır. Diğer tarafdan harp uçak gemileri, korkunç atom denizaltıları vardır. Allah dileseydi deni­zi buna müsait yaratmaz gemiler de su üstünde duramazdı.

Ayette geçen “el-münşe’ât” kelimesi ya “yükseltilmiş” manasına veya “inşa edilmiş, yapılmış, icad edilmiş” manasındadır. Her ne kadar bu keli­me büyük ve küçük her tür gemi için kullanılsa da, dağlara teşbih edilme­sinden büyük gemiler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Gökler, yerler, gök­lerdeki ve yerdeki her şey Allah’ın olmasına rağmen özellikle “gemiler O’nundur” denilmesinin sebebi, insanların mallarının ve canlarının Al­lah’ın kudret elinde olduğunu, bu gemilerde başka hiç kimsenin tasarruf yetkisinin olmadığını ifade etmek içindir?

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insanlar ve cinler, Allah’ın nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Bu çeşit çeşit nimetler sizin için yaratıldı. Büyük büyük gemilerin yapılışı, onların denizde akıp gidişi, uzak mesafeleri yakınlaştırması, ve dünyanın uzak uzak bölgeleri arasında bağlantı kurması ve diğer ülkelerdeki insan­ların istifade etmesi için ticarî ve sınaî malların taşınması gibi hususlarda Allah’ın kudretini inkâr etmeniz mümkün mü? [4]

Herşey Fani, Allah Bakidir:

26- Yeryüzünde bulunan her canlı fanidir.

27- Azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak.

28- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

29- Göklerde ve yerde herkes O’n-dan ister. Hergün O bir iştedir.

30- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

Açıklaması:

‘Yeryüzünde bulunan her canlı fanidir. (Ancak) azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır.” Yani yer yüzünde bulunan insan ve hayvan bütün canlılar, Allah’ın diledikleri hariç bütün gök ehli ölüp yok olacaklar, hepsinin hayatı sona erecek. Ancak azamet ve kibriya sahibi, ihlâslı kulla­rına ikram ve ihsanda bulunan Allah’ın zatı baki kalacaktır. “Celâl ve ik­ram” sıfatları Allah’ın azametini beyan eden sıfatlanndandır. Nimetlerin en büyüğü de bu yok olmanın ardından mükâfat vaktinin gelmesidir. Tir-mizî’nin Enes’ten rivayet ettiği hadiste Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuş­tur: “Dualarınızda “Ey celal ve ikram sahibi” diye dua edin.” Rasulullah (s.a.) namaz kılarken “Ey celal ve ikram sahibi” diyen birine rastladı ve ona “Senin duan kabul olundu.” dedi.

Allah Rasulünün rivayet edilen duaları içinde “Ey celal ve ikram sahi­bi” lafızları da geçmektedir. Bunlardan biri şöyledir:

“Ya Hayyu ya Kayyum, Ya bedfa’s-semavati ve’l-arz, Ya Ze’1-celali vel-ikram, Lâilâhe illâ ente bi-rahmetike nesteğîsü, aslih lena şe’nenâ küllehu, velâ tekilnâ ilâ enfüsinâ tarfete aynin, velâ ilâ ehadin min halkike.”

Şu ayet-i kerimede sadedinde bulunduğumuz ayetin bir benzeridir: “Allah’ın zatı hariç, her şey helak olacaktır. Hüküm O’nundur, O’na döndü­rüleceksiniz. ” (Kasas, 28/88). İbni Kesir şöyle dedi: Allah bu Rahman aye­tinde yüzünü, yani zatını “celal ve ikram sahibi” diye vasfetti. Bunun ma­nası şudur: Allah yüceltilmeye lâyıktır; isyan edilmez, itaat edilmeye lâyık­tır, muhalefet edilmez. İbni Abbas şöyle dedi: Celal ve ikram sahibi demek, azamet ve kibriya sahibi demektir.[5]

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Ey in­sanlar ve cinler Rabbinizin bu nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz? İnsanlar ve diğer bütün canlılar hepsi vefat edip sonra ahiret yurduna git­mekte müsavidirler. Orada celal ve ikram sahibi Allah onlar hakkında adil hükmü ile hükmedecektir. Fani olma, baki kalmak ve ebedi hayat için bir yoldur. Öyleyse fani olmakta, ölümde eşit olma nimeti, nesillerin birbirini takip etme nimeti, mutlak adalet nimeti, fani dünyadan maddî ve ruhî ni­metleri bulunan ceza ve mükâfat dünyası olan ebedî ahiret yurduna intikal etme nimeti vardır. O halde bu büyük nimetleri tekzip etme sizden nasıl sa­dır olabilir?

“Göklerde ve yerde herkes ondan ister. Her gün O bir iştedir.” Yani bü­tün gök ehli ve dünyadakiler muhtaç oldukları her şeyi ondan isterler. Se-malardakiler O’ndan bağışlanmalarını ister, ama nzık istemezler. Dünya­dakiler ise her ikisini de isterler. Melekler de insanlar için hem rızık, hem de mağfiret isterler. O halde ne melekler âlemi, ne de insanlar ve cinler âlemi O’ndan müstağni olamazlar. Maddenin kendisine münasip olana ih­tiyacı olur, bitkiler kendi varlıklarını devam ettirecek şeye ihtiyaç duyar­lar, insan maddî ve manevî hayatını ayakta tutacak şeylere, hayvan deva­mını sağlayacak unsurlara ihtiyaç duyar.

Bu ayet-i kerime Allah’ın hiçbir varlığına muhtaç olmadığım, ama bü­tün varlıkların her an O’na muhtaç olduklarını ve halleri ve dilleriyle hep O’ndan istedikleri, Cenab-ı Hakk’ın her gün ve her an bir faaliyette oldu­ğunu, bu cümleden olarak her an dirilttiğini, öldürdüğünü, rızık verdiğini, zengin ve fakir yaptığını, aziz ve zelil ettiğini, hasta edip şifa verdiğini, ki­mine verip kimine vermediğini, affedip cezalandırdığını ve sayılmayacak kadar benzeri haller üzre olduğunu haber vermektedir.

İbni Cerir, Taberani ve İbni Asâkir’in Abdullah bin Münib el-Ezdî’den rivayet ettiklerine göre Rasullulah (s.a.) “Hergün O bir işdedir” ayetini okudu. Biz “Ya Rasulallah bu iş nedir?” deyince O “Bir günahı affetmesi, bir sıkıntıyı gidermesi, bazılarını yükseltip diğer bazılarını zelil etmesidir.” diye cevap verdi.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah’ın hangi nimetini inkâr edebilirsiniz? Zira Onun kullarının işlerini yürütmede işinin muhtelif oluşu, inkârı mümkün olmayan, hiçbir inkarcı için inkârı kolay olmayan bir nimettir. [6]

Amellere Sevap Ve Ceza Ahirette Olacaktır:

31- Ey insanlar ve cinler! Sizin için boşalacağız.

32- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsin?

33- Ey insan ve cin toplulukları, göklerin ve yerin bucaklarından ge­çip gitmeye gücünüz yeterse, geçin gidin. Ancak büyük bir güçle geçe­bilirsiniz.

34- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

35- Üzerinize ateşten bir alev ve bir duman gönderilir de aranızda yar-dımlaşamazsımz.

36- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

Açıklaması:

“Ey insanlar ve cinler! Sizin için vakit ayıracağız.” Yani sizin hesabını­zı görmek ve yaptıklarınızın karşılığını vermek için de vakit ayıracağız. İn­san ve cin taifesine sekaleyn denilmesi, gerek hayat gerekse ölümleri ha­linde bu iki varlığın yere ağırlık vermesinden dolayıdır. Çünkü “sekal” ağırlık demektir. Ayetteki bu ifadede Allah tarafından kullara şiddetli bir tehdit vardır. Cenab-ı Hakkı hiçbir şeyin meşgul etmeyeceği de asla unu­tulmamalıdır.

“Sekaleyn” kelimesinin yukarıdaki şekilde tefsir edilişi sahih hadisler­de gelmiştir: “Onu sakaleyn hariç, her şey işitir.” Hadisin bir başka rivayet­inde ise “sekaleyn” yerine “insan ve cin” kelimeleri gelmiştir. Bu “Sur” ha­disinde “sekaleyn”, insan ve cin diye beyan edilmiştir.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani ey insan ve cin topluluğu Allah’ın nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsi­niz? İyilik yapanlara sevap, kötülük yapanlara ceza vermek suretiyle var­lıklara karşı adil davranması, hiç kimseye zulmetmemesi, O’nun nimetle­rinden biridir.

Bu cezadan kurtuluş da yoktur. Allah şöyle buyuruyor: “Ey insan ve cin toplulukları, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeye gücünüz ye­terse geçin gidin. Ancak büyük bir güçle geçebilirsiniz.” Yani ey insanlar ve cinler, Allah’ın takdirinden ve hükmünden, emir ve tasarrufundan kaçıp kurtulmak için göklerin ve yerin köşesinden bucağından dışarı çıkabilecek-seniz çıkın ve kendinizi kurtarın. Bu kurtuluşu ve hükmünden kaçışı da, ancak bir güç ve kuvvetle yapabilirsiniz; bu güç kuvvet de sizde yok. Öyley­se kaçmamız mümkün değildir.

Bu ayetin bir benzeri de şudur: “Kötülük yapanlara gelince: Kötülüğün cezası misli iledir. Onları zillet kaplayacaktır. Onları Allah’a karşı koruya­cak hiç kimse yoktur. Onların yüzleri sanki karanlık geceden bir parçaya bürünmüştür. İşte onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacak­lardır. ” (Yunus, 10/27).

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz”?” Al­lah’ın nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz ey ins ve cin? İkaz ve uyarılarını önceden yapması da bu nimetlerden biridir. Bak, iyilik edeni teşvik ediyor, kötülük yapanı korkutuyor. Allah herkesi cezalandırmaya kadirdir, hiç kimse kurtulamaz. Mutlak kudret sahibi olmasına rağmen, affedebilir de. Bu da başka bir nimettir. Ayette “gücünüz yeterse, geçin” şeklinde cemi sigasıyla gelmesi insanların ve cinlerin aczini, Allah’ın mülkünün azameti­ni beyan içindir.

“Üzerinize ateşten bir alev ve bir duman gönderilir de, aranızda yar-dımlaşamazsınız.” Yani göklerden ve yerden çıksanız bile ey ins ve cin, Al­lah size ateşten bir sel veya dumansız bir alev ile dumanlı bir ateş musallat kılar veya başınızdan erimiş bakır döker de Allah’ın azabından yine kurtu­lamazsınız. “en-Nühas” kelimesi ya alevsiz duman veya başlara dökülen eri­miş bakır demektir. “Aleykümâ” zamirinin tesniye gelmesi gönderilecek azabın ne insan ve cinlerin tamamına, ne de sadece birine gönderilmeyece­ğini, bilâkis her iki taifeden bazılarına gönderileceğini açıklamak içindir. “Felâ-tentasırân” fiilinin tesniye gelmesi ile de, her iki taife kastedilmekte­dir. “Ey insanlar ve cinler! Birbirinize yardım edemezsiniz.” demektir.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Bu tehdit bir lütuftur, itaatkârla isyankârı ayırmak birincisini mükâfatlandı­rıp ikincisini cezalandırmak da Allah’ın nimetlerindendir. [7]

Göklerin Parçalanması Ve Kıyamette Mücrimlerin Durumu:

37- Artık gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül olduğu zaman.

38- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

39- İşte o gün ne insana, ne cinne günahı sorulmaz.

40- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

41- Günahkârlar simalarından tanı­nır da, perçemlerinden ve ayakla­rından yakalanırlar.

42- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

43- İşte bu, günahkârların yalan saydıkları cehennemdir.

44- Onlar cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.

Açıklaması:

“Üzerinize dumansız ateş gönderildiği vakit birbirinize yardım da ede­mezsiniz” ayetinin peşinden gelen “feizen şakkati’s-sema” ayeti “fe-i takip” ile başladı. Buna göre mana şöyle olur: Gök yarılıp eridiği ve yer gök, hava hepsi ateş olduğu zaman birbirinize nasıl yardım edebilirsiniz?

“Artık gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül olduğu zaman.” Yani kıya­met günü gelip gök yarıldığı, kırmızı bir gül gibi olup dağıldığı ve yağ gibi eridiği, bir başka manaya göre kırmızı deri (sahtiyan) gibi renklendiği za­man. Burada anlatılmak istenen şudur: Gökyüzü zeytin yağı gibi erir ve renkten renge girer: Bazan kırmızı, bazan sarı, bazan mavi, bazan yeşil olur. İşte bu, emrin şiddetinden ve kıyametin dehşetindendir.

Bu ayetin benzeri birçok ayet vardır. Mesela: “Gök yarıldığı zaman” (İnşikak, 84/1 ve İnfitar, 82/1); “Gök de yarılır ve artık o gün o çökmeye yüz tutar.” (Hakka, 69/16); “O gün gökyüzü beyaz bulutlar ile yarılacak ve me­lekler bölük bölük indirileceklerdir.” (Furkan, 25/25).

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Al­lah’ın nimetlerinin hangisini inkâr edersiniz ey insanlar ve cinler! Çünkü verilen bu haberlerde, duyanı kötülükten alıkoyacak bir korku ve dehşet var. Bütün bu olanlardan sonra Allah’ın hangi nimetini tekzip edebilirsiniz?

“İşte o gün ne insana ne cinne günahı sorulmaz.” Yani gök yanldığı za­man ne insandan, ne cinden hiç kimsenin günahı sorulmaz, çünkü onlar daha kabirlerinden çıkarken simalarından tanınırlar. Ve çünkü Allah kul­larının hesabına amelleri tespit edip zaptetti. Mücahid bu ayet hakkında “melekler mücrimleri sormazlar, çünkü onlar simalarından bilinirler, ma-nasındadır.” demiştir.

Bu manayı ifade eden bir ayet de şudur: “Bu, dillerinin tutulacağı bir gündür. Onlara izin de verilmez ki özür dilesinler.” (Mürselat; 77/35-36). Ancak “Rablerine yemin olsun ki onların hepsine yapmış olduklarını mut­laka soracağız.” (Hicr, 15/92). ve “Tutuklayın onları, çünkü onlar sorgula­nacaklar. ” (Saffat, 37/24) ayetlerinde ifade edildiği üzere mücrimler daha sonra, başka bir merhalede, beşeriyetin hesap meydanında bütün amelle­rinden sorgulandığı günde sorguya çekileceklerdir.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” İşte bu günde Allah’ın mümin kullarına ihsan ettiği nimetlerden hangisini in­kâr edebilirsiniz. Bunlardan biri de insanlar günahlardan sakınsınlar ve akıllarını başlarına alsınlar diye önceden uyarması ve korkutmasıdır.

Sonra Allah mücrimlere günahlarının sorulmamasının sebebini beyan ederek şöyle buyurdu:

“Günahkârlar simalarından tanınır da perçemlerinden ve ayakların­dan yakalanırlar.” Yani kâfirler ve facirler kabirlerinden çıktıkları gün alâ­metlerinden tanınırlar da perçemlerinden ve ayaklarından tutulup birleşti­rilir ve melekler tarafından ateşe fırlatılırlar. Onların alâmetleri siyah yüz­lü, mavi gözlü olmaları ve derin bir hüzün ve bedbinlik içinde bulunmaları­dır. Perçem, “en-Nâsıyeti” kelimesinin karşılığıdır. “Nasiye” alına ve saçın ön kısmına denir.

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Ön­ceden uyarılıp ikaz edilmişsiniz, ahiret âleminde beklenen akibeti öğren­mişsiniz, hâlâ hangi nimeti inkâra kalkışıyorsunuz ey insanlar ve cinler!

“İşte bu, günahkârların yalan saydıkları cehennemdir. Onlar cehen­nem ile kaynar su arasında dolaşır dururlar.” Burada şu cümle takdir edil­melidir. Bu sırada onlar azarlanarak şöyle denilecek: İşte bu müşahede edip gördüğünüz şey, varlığını tekzip edip olacağını inkâr edegeldiğiniz ce­hennemdir. İşte şimdi gözünüzle görüyorsunuz, önünüzde duruyor.

Onlar bazan cehennemde yakılarak, bazan da hamimden (cehennem içeceğinden) bir şey içirilerek azap olunacaklar. “Hamim” ya içecek olur ve­ya içildiğinde eritilmiş bakır gibi bağırsakları ve iç organları parçalayan son derece sıcak kaynar su olur. Nitekim ayet-i kerimede bu şöyle ifade edilir: “Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde sıcak suya sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklar.” (Gâfir, 40/71-72). “… inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kay­nar su dökülecektir. Bununla karınlarının içindekiler ve derileri eritilecek-tir.” (Hac, 22/19-21).

“O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani önceden yapılan bu uyarı ve açıklamalardan sonra hangi nimeti tekzip edersiniz ey insanlar ve cinler! [8]

Ahirette Müttakilere Allah’ın Çeşitli Nimetleri:

46- Rabbinin huzurunda (hesap için) durmaktan korkanlara iki cen­net vardır.

47- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

48- Çeşit çeşit ağaçlar.

49- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

50- Bu ikisinde akar iki kaynak vardır

51- °halde ?»bbinİ2İn nimetlerinin hangisini yalan sayabilirsiniz?

52- Bu ikisinde her meyveden çifte çifte vardır.

53- ° halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalan sayabilirsiniz?

54- Astarlan atlastan olan minderlere yaslanırlar. O iki cennetin mey veleri yakındır.

55′ ° halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

56″ Oralarda gözlerini yalnız kocala- nna çevirmiş kadınlar vardır ki onlardan önce bunlara ne insan, ne cin asla dokurunanııstır.

57- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

58- Sanki onlar yakut ve mercandır­lar.

59- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

60- İyiliğin mükâfatı iyilikten başka mıdır?

61- O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?

Açıklaması:

“Rabbinin huzurunda durmaktan korkanlara iki cennet vardır. O hal­de Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah’tan korkan ve daima onun murakabesi altında olduğunu bilip de hesap günü hesaba çekilmek için kulların Allah’ın huzurunda duracağı anın heybetin­den ürperen ve daima Allah’ın kendisinin ahvaline, söz ve fiillerine muttali ve vâkıf olduğunu hesaba katanlar için biri manevî diğeri maddî olmak üzere iki cennet vardır: Manevî olanı Allah’ın rızası ve memnuniyetidir. “Allah’tan gelecek hoşnutluk en büyüktür,” (Tevbe, 9/72). Maddî olanı ise salih amellerinden dolayı nail olacağı dünya nimetleri cinsinden maddî ni­metlerdir. O halde ey insan ve cinler! Allah’ın nimetlerinin hangisini yalan sayabilirsiniz? Cennette ebedi ve devamlı kalmanın yanında cennet nimet­lerinin emsali yoktur. Allah’ın iki veya daha fazla sayısız cennetler verme­sine ne mani olabilir?

İbni Abbas ve başka alimlerin de dediği gibi sahih olan, bu ayet-i keri­me insan ve cinleri kapsadığı ve iman edip takva sahibi oldukları takdirde cinlerin de cennete gireceğine en açık şekilde delâlet ettiğidir.

Buhari, Müslim ve Ebu Davud’un dışında diğer Sünne sahiplerinin ri­vayetine göre Ebu Musa el-Eş’arî şöyle dedi: “Firdevs cennetleri dört tane­dir: İkisinin süs eşyaları, kaplan ve içindeki her şey altındandır. Diğer iki­sinin kaplan, süs eşyalan ve içindekiler ise gümüştendir. Adn cennetinde, cennettekilerle Rableri arasında Rida-i Kibriya’dan başka bir şey yoktur.”

İbni Cerir ve Neseî’nin rivayetlerine göre Ebudderda şöyle dedi: Bir gün Rasulullah (s.a.) “Rabbinin huzurunda durmaktan korkanlara iki cen­net vardır.” ayetini okudu. Ben “Zina etse, hırsızlık yapsa da mı? dedim. O, ayeti tekrar etti. Ben yine aynı soruyu tekrar ettim. O, ayeti tekrar okudu. Ben yine “Zina etse, hırsızlık yapsa da mı?” dedim. Rasulullah (s.a.) “Eubd-derda’ya rağmen (o istemese de, yine de iki cennet vardır.)” dedi.

Sonra bu iki cenneti şöyle tanıttı: “Çeşit çeşit ağaçlar. O halde Rabbini­zin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani her çeşidinden olgun ve kaliteli meyvelerle yüklü terütaze güzel dallar. Diğer bir manaya göre çe­şit çeşit meyveler ve ağaçlar bulunan iki cennet. O halde ey insanlar ve cin­ler! Allah’ın nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz; çünkü hiç şüphesiz bu güzellik ve bu nimetler her aklı başında insanın can attığı şeylerdir.

“Bu ikisinde akar iki kaynak vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani bu iki cennetin her birinde akar iki kaynak suyu vardır. Bunlar o ağaçları sulamak için akan iki kaynaktır. Hasan el-Basrî bunların birisine Tesnim, diğerine Selsebil denildiğini söy­lemiştir. O halde Allah’ın nimetlerinin hangisi tekzip edilebilir? Çünkü bü­tün bunlar birer hakikattir, kat’îdir ve bir büyük nimettir.

“Bu ikisinde her meyveden çifte çifte vardır. O halde Rabbinizin nimet­lerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani bu iki cennette keyifle yenilir her türlü meyveden iki çeşit vardır, her birinden ayrı tad alınır: Biri taze, diğeri kurudur. Dünya meyvalannın aksine onların hangisinin diğerinden daha güzel, daha üstün olduğu ayırt edilemez. Onlar henüz hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin hatırına gelmeyen cinsten meyvelerdir. O halde ey insanlar ve cinler! Bu nimetlerden hangi­sini inkâr edebilirsiniz? İbni Abbas “Ahirette olanların dünyada sadece adı vardır.” demiştir. Yani aralarında dağlar kadar fark var, demek istemiştir.

Yiyecekleri zikrettikten sonra Allah döşekleri zikrederek şöyle buyurdu:

“Astarları atlastan olan minderlere yaslanırlar. O iki cennetin meyvele­ri yakındır. O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsi­niz?” Yani cennettekiler astarları atlastan olan döşekler üzerinde yatarlar, otururlar ve safa sürerler. İbni Abbas ve Ebu Hüreyre “Bu yatakların as­tarlar böyle olursa kim bilir yüzleri nasıldır?” demişlerdi. Said bin Cü-beyr’e “Astarları atlastandır, yüzleri nedendir?” diye sorulduğunda o: “O da Allah’ın “Hiç kimse onlar (müminler) için ne mutluluklar saklandığını bile­mez. ” (Secde, 32/17) dediğindendir” diye cevap verdi. İbni Abbas şöyle dedi: “O minderlerin astarlan, kalpleriniz onları bulabilsin diye size tanıtıldı. Yüzlerine gelince, onu Allah’tan başka kimse bilmez.”

O iki cennetin meyveleri, Cenab-ı Hakk’ın “devşirilmeleri yakındır.” (Hakka, 69/23) ve “Gölgeleri onlara yakın, meyveleri de emirlerine amade kılınmış.” (İnsan, 76/14). ayetlerinde ifade ettiği gibi istedikleri zaman ve istedikleri şekilde alabilecekleri şekilde onlara yakındır. Yani meyveler al­mak isteyenden uzaklaşmaz, bilakis dallarından o kişiye doğru sarkarlar. Öyleyse bu nimetlerin hangisi tekzip edillir, inkâr edilir? Sonra Allah cen­netteki huri ve kadınların özelliklerini zikrederek şöyle buyurdu:

“Oralarda gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş kadınlar vardır ki, onlar­dan önce bunlara ne insan ne cin asla dokunmamıştır. O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani orada o iki cennette dilber­ler vardır; nehirler, gözeler, döşekler ve başka şeyler vardır. Diğer bir manaya göre: Bu sayılan nimetlerin içinde iki cennet, iki göze, meyveler, döşekler vardır. Bir başka manaya göre bütün bu sayılanlar cennetlerde olacaktır. “İki cennet” denilmesi de buna delâlet etmektedir. Ve yine bu “iki cennef’te mekânların, meclislerin ve mütenezzihâtm bulunması da bunu desteklemek­tedir. Mütenezzihat, gözlerini kocalarına tahsis etmiş, onlardan başkasına bakmayan, zaten cennette yaratılmış oldukları için kendilerine daha önce ne bir insan ne bir cin, asla hiç kimsenin dokunmadığı kadınlardır. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız ey insanlar ve cinler!

Sonra Allah bu kadınların özelliklerini zikrederken şöyle buyurdu: “Sanki onlar yakut ve mercandırlar. O halde Rabbinizin nimetlerinin han­gisini yalanlayabilirsiniz ? “

Yakut ve mercan bilinen kıymetli taşlardır. Mücahid, Hasan el-Basrî, Ibni Zeyd ve diğer bazıları bu ayeti, “O kadınlar yakut parlaklığında, mercan beyazlığında” diye tefsir ederek burada mercana inci manası vermişlerdir.

Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde Ebu Hüreyre’den rivayet ettikleri­ne göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Cennete ilk girecek zümre on dör­dündeki dolunay şeklinde, ondan sonrakiler gökteki parlak bir yıdız par­laklığında olacaktır. Bunlardan her bir insanın iki eşi olacak, etin arkasın­da baldır kemiklerindeki ilikler görülecek. Cennetteki şeyler daha göz ka­maştırıcıdır. “

Sonra Allah bu mükâfatın sebebini beyan sadedinde şöyle buyurdu: “İyiliğin mükâfatı iyilikten başka mıdır? O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani dünyada güzel amel işleyenlerin mü­kâfatı, ahirette ona iyilikten başkası olmaz. “Güzel davrananlara daha gü­zel karşılık, bir de fazlası vardır.” (Yunus, 10/26) ayetinde de ifade edildiği gibi bu iki cennet iman edene ve ameli salih olanadır.

Bagavî, Beyhakî, İbni Ebî Hatem ve İbni Merdüveyh’in Enes bin Ma-lik’ten naklettiğine göre Rasullullah (s.a.) “İyiliğin mükâfatı iyilikten başka mıdır?” ayetini okudu ve “Rabbiniz ne diyor anlıyor musunuz?” dedi. Onlar da Allah ve Rasulü daha iyi bilir dediler. Rasulullah, “Allah şöyle buyuru­yor” dedi: “Kendisine tevhid nimeti ihsan ettiğim kişinin mükâfatı cennet­ten başkası değildir.”

Burada zikredilen büyük nimetler, bir amel karşılığı olmayıp bilakis sırf ihsan ve ikram kabilinden olunca, bunlardan sonra Allah “O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” dedi. [9]

Cennetler İçin Diğer Bir Tasvir:

62- Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.

63- O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz?

64- Bunlar koyu yeşildirler.

65- O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz?

66- O ikisinde devamlı fışkıran iki kaynak vardır.

67- O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz?

68- İçlerinde meyve, hurma ve nar vardır.

69- O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz?

70- İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.

71- O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz?

72- Otağlar içinde eşlerine tahsis edilmiş huriler vardır.

73- O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz?

74- Bunlara onlardan önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.

75- O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz?

76- (Eşleri) yeşil yastıklara ve hari­kulade güzel döşemelere yaslanırlar.

77- O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz?

78- Azamet ve ikram sahibi Rabbi-nin adı ne yücedir!”

Açıklaması:

“Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır. O halde Rabbinizin nimet­lerinin hangisini yalanlayabilirsiniz? Bunlar koyu yeşildirler. O halde Rab­binizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah’tan korkan­lara orada ayrı iki cennet daha var. Diğer bir izaha göre de ayetin manası şudur: Daha önce geçen ayetteki iki cennete sahip olan kişilerin mertebele­rinin gerisinde kalanlara mertebe ve fazilette öncekilere nispetle düşük iki cennet vardır. Hadiste şöyle geçmişti: “İki cennet var, kapıları altındadır, iki cennet daha var, kapıları ve içindeki diğer eşya gümüştendir.” İlk ikisi mukarrabîn’in, son ikisi ashab-ı yemîn’indir. İlk geçen iki cennette ağaçlar, meyveler vs. var idi. Bu iki cennet de yemyeşildir. İbni Abbas, Ebu Eyyub el-Ensari, sahabe ve tabiinden diğer başka alimler “müdhâmmetân” ayeti­ni “yemyeşildir” diye tefsir etmişlerdir. Ayet için yapılan bu tefsir, Taberânî ve İbni Merdüveyh’in tahriç ettiği Ebu Eyyüb’den gelen hadis içinde riva­yet edilmiştir.

Ey insanlar ve cinler! Allah’ın nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsi­niz? Bu iki cennet gayet yeşillik, pırıl pırıl ve şırıl şırıldır. Ancak bunlar mertebe ve fazilet bakımından daha önce geçen o iki cennetten düşüktür. Yani orada ağaçları, meyve ağaçları ve meyveleri olan iki cennet, burada ise yemyeşil iki cennet var.

“O ikisinde devamlı fışkıran iki kaynak vardır. O halde Rabbinizin ni­metlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani o iki cennette devamlı tatlı su fışkıran iki kaynak vardır. Yani iki cennet var, sular akıyor; iki cennet vardır, onda da sular fışkırıyor. Akmak fışkırmaktan daha kuvvetlidir. Be-ra ibni Azib şöyle dedi: Akan o iki kaynak, fışkıran iki kaynaktan daha ha­yırlıdır. Allah’ın hangi nimetini inkâr edebilirsiniz ey insan ve cin?

“İçlerinde meyve, hurma ve nar vardır. O halde Rabbinizin nimetleri­nin hangisini yalanlayabilirsiniz1?” Yani o iki cennette çok çeşitli meyvelar vardır. Hurma ve nar bunlardan bazılarıdır. Diğer meyveler arasında özel­likle bu ikisinin zikredilmesi Buhari ve başkalarının dediği gibi hâssın âmm üzerine atfı kabilinden değildir, bu onların daha güzel olduğunu, di­ğer meyvelere nispetle daha faydalı olduğunu, hem gıda hem deva oldukla­rından, hem son bahar hem de kış mevsiminde bulunduklarından başkala­rına üstün olduğunu ifade etmek içindir.

Cenab-ı Hak orada: “Bu ikisinde her meyveden çifte çifte vardır” de­mişti, burada ise “içlerinde meyve, hurma ve nar vardır.” demiştir. Şüphe­siz “her” kelimesinden dolayı birincisi çeşit bakımından daha çok ve daha umumidir. İkincisinde “fâkihetün” kelimesi müsbet bir cümlede nekre gel­diği için umum ifade etmez.

Ey insanlar ve cinler! Allah’ın hangi nimetine nankörlük edersiniz? Çünkü bu nimetlere karşı hamd ve şükretmek gerekir.

“İçlerinde güzel huylu güzel yüzlü kadınlar vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani bu iki cennette maddesi ve manasıyla güzel kadınlar vardır. Üstün ahlak ve fazilet sahibi yüzleri güzel hanımlar vardır. “el-Hayyirâtü” kelimesi “hayyiretün” kelimesinin çoğuludur, bu da huyu ve yüzü güzel olan saliha hatun demektir. Bu görüş cumhura aittir. Bu görüşün delili Hasan el-Basrî’nin Ümmü Seleme’den ri­vayet ettiği şu hadistir: Rasulullah’a “Ya Rasulallah “Hayrâtün hisânün” ayetinde ne kastediliyor söyler misiniz?” dedim. O da “Ahlâkı güzel, yüzleri güzel olan kadınlardır.” dedi. Diğer bir hadiste huriler

“Güzel huylu güzel yüzlü dilberleriz biz” “Kerem sahibi eşler için yaratılmışız biz” diyerek şarkılar söyleyeceklerdir.” şeklinde rivayet edilmiştir.

Katade’ye göre “Hayyirâtün hisânün”den maksat cennette pek çok gü­zel ve hayırlı şeylerin olduğunu ifade etmektir.

“Otağlar içinde eşlerine tahsis edilmiş huriler vardır. O halde Rabbini-zin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani bu güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar bembeyaz tenli iri ve pırıl pırıl gözleri olan hanımlardır, ortalıkta arz-ı endam etmeyen, inciden yapılmış cennet çadırlarında gizle­nen dilberlerdir. Yukarıda geçen iki cennetin kadınları “gözlerini yalnız ko­calarına çevirmiş kadınlar” şeklinde vasfedilmişti. Elbette onlar burada “otağlar içinde eşlerine tahsis edilmiş” olanlardan mertebe bakımından da­ha üstündürler. Çünkü -her ne kadar hepsi de yabancı gözlerden gizlenmiş olsa da- hiç şüphe yok ki kendiliklerinden gözlerini kocalarından ayırma-yanlar, başkası tarafından “eşlerine tahsis edilmiş” olanlardan daha üstün­dür. Arap, evinden ayrılmayan kadınları tercih eder ve över. Çünkü onlar iffetlerini daha kolay ve iyi korurlar. Allah’ın bu ve benzeri nimetlerini na­sıl yalanlayabilirsiniz?

“Bunlara onlardan önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur. O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” O huriler, sırf Rab-lerinden korkan o müttakilere ait olsunlar, diye bundan önce ne insan, ne cinden hiç kimse onlara dokunmamıştır. Rabbinizin hangi nimetini inkâr edersiniz? Daha önce zikri geçen o iki cennetin kadınları, bunlardan fazla olarak “sanki onlar yakut ve mercandırlar” diye vasfedilmişti.

“Yeşil yastıklara ve harikulade güzel döşemelere yaslanırlar. O halde Rabbinizin nimetlerinin hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani cennet ehli cennette, desenli, sanatkârane dokunmuş, son derece alımlı halılar üzerin­de yeşil yastıklara yaslanırlar. Allah’ın hangi nimetini inkâr edebilirsiniz ey insanlar ve cinler! Daha önce zikri geçen o iki cennetin eşyalarını Allah buradakinden daha üstün vasıflarla anlattı. Orada şöyle buyurmuştu: “As­tarları atlastan olan minderlere yaslanırlar.” Ve orada sayılan sıfatları “iyi­liğin (ihsanın) mükâfatı iyilikten başka mıdır?” sözüyle bitirerek o cennet­lere girenleri “ihsan” sıfatıyla anmıştı ki “ihsan (Allah’ı görür gibi ibadet etme)” ibadet mertebelerinin en yücesidir.

“Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!” Yani izzet ve aza­met sahibi, ihlâslı kullarına nimetlerini ikram eden Allah münezzeh ve mukaddesdir. O, iclâle lâyıktır, isyan edilmez, yüceltilip ibadet olunur; şük­re lâyıktır nankörlük edilmez; daima hatırlanmaya lâyıktır, unutulmaz. Hatırlanacağı gibi yukarıda dünya nimetlerini zikrettikten sonra yaratılan her şeyin yok olacağına işaret için “Rabbin yüzü (zatı) baki kalacak.” de­mişti. Burada ise ahiret nimetlerini zikrettikten sonra cennet ehlini -Al­lah’ın ismini zikrederek, O’nun ismini anmaktan haz duyarak- orada baki olacaklarına işaret etmek için “Rabbinin adı ne yücedir!” buyurdu.

Kuran

Rahman Suresi

Tefsir’ül Münir ( Vehbe Zuhayli ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.