Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 18°C

55 – Rahman Suresi | Şifa Tefsiri

AIlah(cc)’ın “Rahman” ismiyle başladığı için bu ismi almıştır.Mekke devrinde nazil olmuş, 78 ayettir. Mekkeİi müşrikler, “Biz Rahman’ı tanımıyoruz” demişler. “Rahman Nedir?” demişler.

55 – Rahman Suresi | Şifa Tefsiri

Rahman Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

1- Rahman,

2-Kur’an’ı öğretti,

3- İnsanı yarattı,

4- O’na beyanı (konuşmasını) öğretti,

5-Güneş ve ay hesapladır.

6- Otlar ve ağaçlar O’na secde ederler.

Allah (c.c.) bu ayetleriyle Rahman’ı tanıtıyor.

Bu sure’de Allah (c.c), nimetlerini bize tanıtıyor. İçimizdeki dışı­mızdaki, toprak üzerindeki denizlerdeki, gökyüzündeki, yerin altındaki ve kabir ötesindeki nimetlerini tanıtıyor.

Nimetlerin en başına Kur’-an-ı Kerim’i yerleştirmiş. Allah (c.c.) ilk önce Kur’an-ı Kerim nimetini hatırlatıyor. Maide Suresinde de ifade edildiği gibi Kur’an bir nimettir.[2]

Nimet, kendisinden yararlandıklarımızda. Bu güneş’tir, ekmek’tir, su’dur, yıldızdır, denizdir, kelebektir. Bazılarından gözlerimizle yarar­lanıyoruz. Mesela renklerin cümbüşünden gözlerimiz zevk alıyor. Seslerin ahenginden kulaklarımız gönlümüze güzelliklerin şelalesini ses halinde akıtıveriyor. Dilimizin tat aldığı, burnumuzun hoşlandığı kokular, elimizin tutmaktan zevk aldığı ve yediklerimiz, içtiklerimiz, kullandıklarımız. Ama bütün bu nimetlerin başında Kur’an nimet-i geli­yor.

Çünkü Kur’an nimeti, bu yediğimiz, içtiğimiz, kullandığımız, giydiği­miz, oturduğumuz, gördüğümüz, duyduğumuz her türlü nimetin bize faydalı ve zararlı olanlarını açıklayıveriyor.

“Yalan gibi, iftira gibi, gıybet gibi şey kulağından içeriye girerse, ruh ve beden yapımıza zarar verir.

Şu görüntüler, gözünden gönlüne girecek olursa, gönül denizinizin kirlenmesine vesile olur.

Haramlara bakmak, insanların mahremiyetini çiğnemek, evlerinin içerisini dikizlemek, çeşitli şekilde insanları gözle rahatsız etmek gibi, Bütün uzuvlarımızın dünya ile temasını sınırlayan Kur’an-ı Kerim’dir.

Sınırlayan derken, onu çepe çevre kuşatan değil, zararlılarını belirtivermiş, faydalı olanların ise, sınırsız olduğunu belitmiştir. Böylece bize dünya nimetlerinden en güzel şekilde yararlanmayı ve cennet nimetlerine layık olmak üzere, bizi hazırlamayı hedeflemiştir.

Onun için Allah (c.c), iki dünyamızın nimetlerini en medeni, en adil bir şekilde bütün kainattaki yaratılmışlara, Allah’ın koyduğu kurallar

içerisinde ulaşmasını bize temin edecek olanın, Kur’an-ı Kerim oldu­ğunu söylemiştir. Bu sebeble Rahman olan Allah, Kur’an-ı öğretmiştir. Daha Önce “Rahman’ın” tefsirini de, “besmelenin” tefsirini de yap­mıştık. Nimetlerini bize lütfeden, Kur’an-ı da bize öğretmiş olmakta­dır. İnsanı yaratan Rahman’dır. Neyi nerede, nasıl yapacağımızı ve ni­çin yapacağımızı öğretiyor.

Allah (c.c), dikkat ederseniz önce kendisinden bahsediyor. Zaten önce kendisi vardı. “Hüvel evvelü ve’1-ahirü, ve’z-zahiri, vel-ba-tm”[3] “O herşeyin evvelidir” Onun için ilk önce O’nun adı zikre­diliyor. Sonra Kur’an-ı öğretti, sonra insanı yarattı diyor. Yani cümle­lerin ard arda gelişlerine dikkat edersek Allah (c.c.) önce bizim kılavu­zumuz olan Kur’an-Kerim’i zikrediyor. Daha sonra insanın yaratılışı anlatılıyor.

Yani insanoğlunun Önce Allah (c.c.) tarafından koyulan kurala uy­ması gerekir. Zaten yaratılışının gayesi, Kur’an’a hizmettir. Burada kast edilen bütün insanlıktır.

“O Rahman, o insana beyan-ı öğretti.” Beyan; iç dünyanızda, geliş­tirdiğiniz manaları dilimizle dışarıdaki insanlara, dışmızdakilere en açık ve en güzel bir ifade ile anlatma işlemidir.

Yani dili veren Allah (c.c), en veciz şekilde insanlara meramımızı anlatma gücünü veren de yine Allah’dır. Dilsiz insanlarımız var, duyu­yor ama konuşamıyor. Halbuki dilin fiziki yapısı konuşan insanın dili gibidir. Ama bir arıza nedeniyle konuşamıyor diyor doktorlar. Demekki konuşan yanlız ağzımızdaki et parçası değil.

Diyelim ki, dil konuşacak kıvamdadır.-Beyninde insan cümleleri yanyana getiremiyorsa, beyni sulanmaya başlamışsa, o insan yine de konuşamıyor. Konuşuyor, ama bu konuşma beyan olmuyor. Karıştırıyor dağdan, dereden, tepeden konuşuveriyor. Ama bir anlam ifade etmiyor.

Allah(c.c.)’a isyan edenler, isyanlarını kelimelerle dile getirenler veya makaleye dökenler, bu inkarlarını yine Allah’ın verdiği sermayeyi kullanarak bunu yapıyorlar. Bunlara geri zekalı denmez de, ne denir?

“Kur’an-ı açıklamayı öğreten”, tefsiri öğreten manasına da gelmek­tedir. Ayet, Kur’an’ı yine Kur’an-ı Kerim’le tefsir ediyor. Bir ayette kapalı,anlaması zor gibi gelen bir manayı, bir başka ayet-i kerime ile aç ıkl ayı veriyor.

Bir de bunun yaşanan kısmının tatbikatını sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) hayatında gösteriveriyor. Böylelikle yine Kur’an’ın beyanı yapılmış oluyor.

Bizler sevgimizi yönlendirirken, birinci derecede Allah’a yöneltece-: ğiz, Rasülü ne yönelteceğiz, Kur’an’a yönelteceğiz, sonra da insana yönelteceğiz. Rahman, Kur’an, insan.

Ondan sonrada O’nun yarattıkları; Mesela Güneş sevilir, (bütün çi­çeklerimize yedi rengi sunan, yedi renkten 70 milyon renk tonu mey­dana getiren Allah’ın (c.c.) yarattığı güneş’te sevilir. ) Ay da sevilir. (Mehtaplı geceler de gezilir ve Allah’ın (c.c.) gökyüzündeki sanat eserlerine bakılır ve zevk alınır.) Bunların seyrinden sonra da “fe sübhanallah” denilir.

“Güneş ve Ay hesab iledir.” Husban; ayrıca bir değirmen çarkının milinin üzerinde döndüğü mihver dediğimiz yerdir de demişler. Bundan hareketle şöyle de mana verilir. Güneş te ayda bir yörüngededir. Ama hesaba dayalı bir yörüngededir. Husban; Hesab kelimesinin çoğuludur. Yani tesadüf diye bir şey yok. Milim değil, milimin milyonda biri kadar derecedeki bir hesabla güneş ve ay üzerinde işlemektedir.

Zamanlarımızı belirlemek üzere kollanmizdaki saatlerden yararlanıyoruz. Ama İstanbulda 15 milyon insanın kolunda 5 milyon saat birbirini tutmamaktadır. Ama dünya kurulalıdan beri güneş gökyüzünde akrep gibi, Ay da yelkovan gibi dönüyor ve insanoğlunun takvimini belirliyor.

O Rahman, o güneşin hararetini öylesine vermiştir ki; Taklamakan çölünde, büyük Sahra’da veya Arabistan çöllerinde 60, 70 dereceye ka­dar varan sıcaklık gerekiyor, İstanbul’da ise daha az bir sıcaklık gere­kiyor, bütün bunları Allah (c.c.) ayarlıyor.

Suud-i Arabistan’daki sıcaklık İstanbul’da oluverse insanların top­luca ölümüne sebeb oluverir. Yani dünyanın en zirve yeri olan Everest tepesindeki güneşin; Rahmaniyeti ile (bize olan Merhameti ile) Taklamakan çölündeki, lut çölündeki veya Büyük Sahra’daki sıcağın harareti yine bize bir rahmettir. Bu güneş bizim için Rahman’dan bir Rahmet’tir. Bu ay da bizim için Rahman’dan bir rahmettir. “Otlar ve ağaçlar (ona) secde ederler.” Nebatat ve bütün ağaçlar da Allah’a secde etmektedirler.

Nebatat; yani ağaç cinsinden olmayanlar, Karpuz gibi dallarını top­rağa doğru salan kökü fazla olmayan şeyler. Birde ağaçlar. Yeryüzünde biten şeyler bu iki türün içerisine girer.

Ağaçlar Rabbime hep kıyamda ibadet yaparlar. Nebatat ise toprağa doğru uzanmış secde halindedirler. Hayvanlar rükû halindedirler Koyunlar, atlar hep rükû halindedirler.

İşte Mü’min de, bütün yaratılmışların ibadetini beş vakit namazında yapar denilmektedir.

Bu yaratılmış olanlar nasıl secde ederler? Bunu akıl mantık kabul eder mi?

İlmin genişlemesi hep Kur’an ayetlerinin açıklaması durumundadır. Sevgili Peygamberimiz Uhud Dağına, sığındığında; “Bu Dağ bizi sever, biz bu dağı severiz” demiş tir.

“Dağ sever mi? demiş o günün imansızları. Günümüzde araştır­macılarımız çiçeklerin, kendisine gösterilen sevgiyi anladığını ifade ediyorlar. Sevilen çiçekle, ilgi gösterilmeyen çiçeğin gelişmesinde farklılık ortaya çıkıvermektedir.

Öyle olunca herşey kendi dili içerisinde Allah’ı teşbih ederler. Allah (c.c); “Göklerde ve yerde her ne var ise Allah’ı teşbih eder” buyurmuştur.(Cum’af) Onun için taşlan dahi kullanırken ihtiyacının dışında is­raf yapmayacaksınız Evinizi yapacak kadar bahçenizi çevirecek kadar taş kıracaksınız. İhtiyacınızın dışındaki taşlan yerinde bırakın. Sizden sonra gelecek olanlara da lazım olacaktır. İsraf taşta dahi yapılmaya­caktır.[4]

7- Gökyüzünü kaldırdık ve ölçü koyduk.

O Rahman gökyüzünü yukarıya kaldırdı ve ona da bir terazi koydu. Bir ölçü koydu.

Bu surede “Mizan” kelimesi üç defa kullanılmıştır. Birisi gökyüzü anlatılırken, diğeri hemen ardından gelen ayette “adalette haksızlık yapmayasınız” diye Allah (c,c.) yaratılışta her şeyin bir ölçüye göre yaratıldığını, bir denge unsuru söz konusu olduğunu bize bildiriyor.

Yer yüzünün, gökyüzünün bir ölçü üzerine yaratıldığını haber veri­yor. Öyleyse insani münasebetlerinizde de ölçüye adalete dikkat et­memiz; tabiatta adalet, insanlar arasında bir adalet ve ahirette de yine teraziye dikkat etmemiz isteniyor.

İnsanlarla olan münasebetlerimize şeriat, eşya ve tabiatla olan mü­nasebetlerimizde de tabiat kanunlarına riayet etmeliyiz. Allah’ın iki türlü kanunu vardır. Birisi tekvini (tabii) kanunlar, diğeri ise teşrii kanunlar.

Tekvini kanun nedir? Mesela kışın paltonuzu giyiyorsunuz, yaz gü­nünde çıkarıyorsunuz. Bu tabiat kanununa riayettir.

İnsanlarla olan münasebetlerimizde Allah’ın koyduğu teşrii kanun­lar, yani şeriat kanunlarına riayet edeceğiz

Dilin ölçüsü vardır. Nasil ki sazın tellerinde ses çıkarmak için mu­siki üstadları onun ölçülerini belirtiyorlar. Her telin ve her sesin bin­lerce ayarı yapılmaktadır. Eşinizle, Çocuklarınızla, Dost ve düşmanınızla konuşurken ayrı ayrı ayar vereceksiniz. Bütün bu ayar ve akord-lar Kur’an-ı Kerim’e göre, sünnet-i seniyye’ye göre olacaktır.

Hz. peygamber Kur’an-ı şahsında tatbik ederken, gelen elçilere, devlet başkanlarına, ilim adamlarına papazlarına veya hahamlarına göre davranışlarını ayarlamıştır. Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) “İnsanların durumlarına göre davranınız” buyurmuştur.[5] Adalet; insanlara şanına layık bir şekilde karşılık vermektir. Şanına layık ayetine dikkat etmemiz lazım.

Bazı insanlara iltifat olsun diye İstanbul dilini kullanırsanız adam rahatsız oluyor. Ama köyündeki iltifat kelimelerini ve davranışlarını busenizde ona göre iltifat etseniz o daha çok memnun oluyor.

Farklı davranmak; İnsanlar arasında ayırım yapmak değil, insanla­rın gönlüne göre, onları memnun edecek şekilde, kişinin kendisini ayarlam asıdır.

Ama bu ayarı yaparken Kur’an-ın ve sünnetin dışına çıkacak olursa­nız; bazen zulmedersiniz, bazen yağcı durumuna düşersiniz.

Hedef önce Hakk’ın rızası, sonra O’nun koyduğu kurallar içerisinde halkın rızası olmalıdır.[6]

8- Artık tartıda tecavüz etmeyin.

9- Ölçmeyi adaletle yapın ve tartıyı eksik yapmayın.

Terazide eksiklik yapmayınız. Başkasının malına tecavüz etmeyi­niz.

Alış verişlerimizde hassas davranıp, ölçü ve tartıda alıcıyı aldatma­yacağız.

Bu sebeble Allah(c.c), bütün insanlara; “ölçünüzde tartınızda ek­siltme yapmayınız” diyor. Bu konu Mutaffifin Sûresinde genişçe anla­tılmıştır.[7]

10- Yeryüzünü canlılar için koydu(meydana getirdi).

O Allah (c.c.) yeryüzünü de hayvanlar için döşemiştir. Allah (c.c.) yeryüzünü toprak ve su ile döşeyivermiştir. Otlar o hayvanlar içindir. Hayvanlar da insanlar içindir. İnsanlar da Rabbi içindir.[8]

11-Orada meyve ve tomurcuklu hurma vardır.

12- Kabuklu dane ve hoş kokulu (lar) vardır.

Allah (c.c.) bize verdiği her nimeti, bir sanat harikası içerisinde ver­mektedir.

Mimar Sinan’ın ifadesiyle; dünya durdukça duracak. Hem metanet olacak, hem sanat olacak hem de ihtiyacı karşılayacak.

Allah (c.c.) bize nimetler veriyor. Niçin veriyor? Aklımıza ilk gelen şu; karnımız doysun diye. Ancak hedef karnın doyması değildir. Karnınız doyarken, burnunuz güzel kokusunu alacak. Danelerin kena­rındaki kapçukları ve o kapçuklann içerisindeki daneler! Danelerin de güzel kokulan.[9]

13- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Bunu insanlara ve cinlere söylüyor.

Ekmeği yalanlayan yok. İmansızı da, imanlısı da, ateisti de. ataisti de koministi de alıyor ve yiyorlar. Orada yalanlayan yok.

Ama bu insanların gözlerini toprak perdeliyor. İnananların ufku imansızlardan daha geniştir. Bu dünyada toprağı perde yapmayan, ek­meği perde yapmayan ve “bütün bunları yaratan Allah’dır.” diyenler, ahiret nimetlerini de elde edecekler, cennete kavuşacaklar, iki dünya­sını da mutlu edeceklerdir.[10]

14- İnsanı bardak gibi (ses veren) kupkuru çamurdan yarattı

Allah (c.c.) insanı ve insanlığın ana kaynağı olan Hz Adem’i kuru­muş, tamtakır çamurdan, balçıktan yaratmıştır.

Yani Allah’tır toprağa can veren. Şu anda yeryüzünde dolaşan, gök­yüzüne uçmaya çalışan, yıldızlarla oynamaya çalışan bizler bile yeryür zünden toplanan toprakların en saf, en süzülmüş hali değilmiyiz? Ana rahminden dünyaya geldiğimizde 2-3 kilo idik. Ama şimdi 60- 70- 80-kiloluk insanlar olduk. Peki nereden geldik, nasıl büyütüldük biz?

Yine o toprak; koyunda ete dönüştü, ağaçta elmaya dönüştü, yine o toprak buğdaya, ekmeğe dönüştü, vb. ve hepsi bizde toplanmaktadır. Dünyanın en harika bir sanatı olarak, Allah (c.c.) tarafından yaratıl­maktayız. Aslımız yine toprağa dayanmaktadır. Allah (c.c.)’ın Hz Adem’i topraktan yarattığına aklı ermeyen, -bir türlü aklı basmayan-insanlar bir ara demişler ki; insanın aslı maymundandır. Peki ne olacak? Maymunu araştıracaksınız? O nereden geldi? Sonunda bir yere varacaklar. Ya toprak diyecekler ya da taş diyecekler.

Yani insanoğlu aklını ne kadar gergef gibi gererse, ne kadar üze­rinde işleme yaparsa, o oranda Allah’a (c.c.) mutlak surette yaklaşacaktır. Onun için Kur’an-ı, Kerim’de, imansızlar hep aklını kullanmayan­lar, düşünmeyenler, şuurunda olmayanlar, yani geri zekalı olarak tavsif edilmektedirler.[11]

15- Çin’i de dumansız ateşten yarattı.

Allah (cc) cinleri de ateşten yaratmıştır.

İnsanlar topraktan, cinler ateşten yaratılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de “Cinn Suresi” vardır. Özellikle o surede cinlerin varlığı, içerisinde iman edenlerin de iman etmeyenlerin de olduğunu, erkekleri ve dişileri bulunduğunu, cinlerin de doğup – büyüdüğünü bize Rabbim bildirmektedir.

Şunu çok iyi bilin ve içinize çok iyi yerleştirin ki, Allah’ın izni olma­dan, hiç bir cin, şeytan insana zarar veremez. Bunu böyle bilelim. Bir ayeti kerimede Allah (cc) : “Şeytanın tuzakları gayet zayıftır.” buyuru­yor. (Nisa 67) Bu sebeble onlardan, hayatta endişe etmiyeceğiz, korkma­yacağız. Biz Rabbime sığınmasını bileceğiz. Onun için “Felak ve Nass Sûrelerini” çokça okumaya devam edeceğiz.[12]

16- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Allah (cc)’ın bizi topraktan yaratıp, seven, gören, duyan, harika sa­natlar meydana getiren insanı yaratması, Rabbimizin bize en büyük nimetidir. Dünyanın en harika yerinde manzarayı bir gün seyredersiniz, ‘ bir hafta seyredersiniz sonra seyredemez olursunuz. Ama 60 senedir annenizle, babanızla ve eşinizle berabersiniz, arada bir kavga etseniz de, onsuz olamıyorsunuz ve onlara doyamıyorsunuz.

Ya Rabbi! Biz senin hiçbir nimetini yalanlamıyor, her nimetine hamdü senalar ediyoruz, dememiz lazım.[13]

17- O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.

18- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

İki doğu ne demek oluyor? Yazın güneşin doğduğu yer ile kışın gü­neşin doğduğu yer ayrı ayrıdır. Bir başka ayette; “doğuların ve batıla­rın Rabbi.” Buyrulmaktadır. Bütün bunları yapan, yaratan, de­vam ettiren Allah (cc)dır. Bu da bizim için bir nimettir ve bu dünyada rahat olmamız, daha sıhhatli olmamız içindir. Biz de Rabbimizin bu ni­metlerini yalanlayanlardan değiliz.[14]

19- İki denizi bir birine karışmak için salıvermiştir.

20- Aralarında perde vardır, birbirlerine geçmezler. (Karışmazlar)

21- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Karışmak üzere iki denizi bir biri üzerine salıveren Allah (cc). O iki denizin arasına bir engel koyup kavuşmalarını engelleyen Allah (cc)”dür.

Bu ayetlerin tefsiri zaman içerisinde çok değişik olmuştur. Büyük denizlerle küçük denizler arasında engellerin olduğuna işaret etmiştir. Göllerle denizlerin arasındaki engellerin olduğuna işaret eder demiş­lerdir. Aynı denizin içerisinde tatlı sularla, tuzlu suların bulunduğunu ve bir birine karışmadan yaşayıp gittiklerine işaret etmişlerdir.

Kızıl denizin içerisinde tatlı suların olduğunu, bizim Osmanlı gemicileri kendi kitaplarına da yazmışlardır. Kızıl denize vardıklarında kovalarını sarkıtıp tabanından tatlı su ihtiyaçlarını karşıladıklarını hatıratlarına yazıvermişler. Oradan tatlı su çıkıyor, tuzlu şu ile karışmadan yaşayıp gidiyorlar. Tatlı suyun içerisinde tatlı su hayvanları yaşayıp gidiyor. Okyanusların içerisinde de sıcak su bir yerden diğerine doğru akıp gidiyor.

Günümüz araştırmacıları, Akdeniz ile Okyanus arasında Cebelitarık boğazında bir çizginin olduğunu ve o çizginin Akdeniz tarafının suyunun daha tuzlu, okyanus tarafının ki daha az tuzlu olduğunu söylemektedirler.

Bu denizler için böyle olduğu gibi her şey içinde geçerlidir. Koyun otu yiyor. Bir tarafda et, bir tarafda yün, bir tarafda kan, bir tarafda süt, bir tarafda gübre hiçbiri diğerine karışmıyor. Bütün bunları görüp duran insanoğlu, Allah’ın nimetlerini nasıl olurda inkâr eder!!?[15]

22- O iki denizden inci ve mercan çıkar.

23- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Denizin içerisinden bir bitki çıkıyor. Mercan bir bitkidir. Toprakta biten bir ot gibi denizin dibinde bitiyor, büyüyor, katılaşıyor ve dünya­nın en güzel kırmızı rengi meydana geliyor.

Binlerce metre derinlikte, o suyun içerisinde mercan kayalıklarının üzerinde bitkiyi bitirip, kırmızı renk ile boyayıveren Allah (cc) binlerce kilometre uzaktaki güneşten ışık binlerce metre derinlikteki mercana ulaşıyor ve kırmızı rengini alıyor. Bütün bunları bizim için yapan Allah (cc), bize süs olsun diye yaratmış.

Denizin derinliklerinde inci ve mercan çıkarıveren Allah (cc)’a hamdederiz, nimetlerini yalanlama tarafına gitmeyiz.

Geçmişte bazı alimlerimiz, iki alimin bir araya gelmesinde de bu ayetleri okumuşlar.[16]

24- Denizde dağlar gibi inşa edilmiş, akıp giden (gemi)ler O’nundur.

25- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Denizi yaratan Allah (cc). Denize kaldırma gücünü veren, denizin üzerinde gemileri yüzdüren Allah (cc)’tır.

Suyun kaldırma kuvvetini bulan adam için söylenir ama biz Hz. Nuh (as)’ın gemi yaptığına iman etmişizdir. İnsanlar ilk yaratılıştan itibaren denizlerden ve sulardan yararlanmaya başlamışlardır. Yoksa hamam tasının hamamdaki suyun üzerinde yüzdüğünü gören adam, orada bir kanun olduğunu keşfetmiş, o ayrı bir mesele.

Fakat o güne kadar binlerce gemi yüzdürmüş insanoğlu bu deniz­lerde. Allah (cc) tabiata koyduğu kanunun nasıl kullanıldığım yine ken­disi öğretmiştir. Gemicilerin piri Hz. Nuh (as)’dır denilir.

Rabbim burada gemiyi dahi kendisine nispet ediyor. Denizlerde dağlar gibi yüzüp giden gemiler de, O’na aittir. Olur mu hocam? O filan firmanın, filan devletin gemisi değil mi?. Gemiyi yapan adamı, onun kolunun gücünü yaratan Allah (cc), geminin nasıl yapılacağı konu­sunda plan çizen mühendisin beyni ve aklım ve düşüncesini yaratan Allah (cc). Denizi yaratan O, geminin yapıldığı tahtaları demiri yaratan O.

Rabbimin yarattıklarını bir araya getiren, bir birine çakan ve belirli bir şekilde Rabbimin gösterdiği modelle yapan bir varlıktır insan. Bu da Rabbimin bize verdiği bir nimettir. Biz bu nimetleri de yalanlamıyo­ruz, şükrediyoruz.[17]

26- (Yer) üzerindeki her şey fanidir.

27- Celal ve İkram sahibi Rabbin yüzü baki kalacaktır.

28- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Her şey fani Allah bakidir. Eski bir Osmanlı şairi şöyle demiş;

“-Eğerçi hane-i pür nakşdir sarayı cihan

  • Veli kitabeleri “küllü men aleyhafan”

Cihan sarayının odaları çok süslüdür, amma duvarındaki levhada “Herşey yok olacaktır” yazılı diyerek, iktibas yapar.

Dünya bir tiyatro salonu gibidir. Dekor olarak Allah (cc), masmavi denizler, masmavi gökler ve göklerde, papatya çiçekleri gibi parlayan yıldızlar ve mehtap.

Yer yüzü de, İnci de, mercan da, yakutta yok olacak. Mercan ya­naklı, yakut dudaklı sevgili ler de yok olacak. Yemyeşil vadiler yok olacak. Bütün bunlar sona erecek. Ancak baki olan Allah kalacak. Fatih’in oğlu Cem Sultan: “Kimseye baki değil devran, bu dünya fan dır” der. İnsanlar mükafat veya cezalarını almak üzere, o Baki olan Allah’ın huzuruna varacaklar. Bunları nasıl yalanlarsınız. Rabbimin hangi nimetlerini yalanlarsınız?[18]

29- Gökler de ve yerde olanlar O’ndan isterler. O her gün (her an) bir iştedir.

30- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Göklerde ve yerde kim varsa, hepsi Allah’tan istemektedirler.

Gökteki güneşin yakıtı her gün Rabbim tarafından verilir. Geceleri bize gülücükler gönderen yıldızların o ışığını da Rabbim verir. Bizim gözlerimizin nurunu da Rabbim verir. Kulaklarımızın duyma özelliğini de O verir. Her an biz Rabbimize muhtacız. “O her an bir iştedir.” O’nun her an bir işte olduğunu biliyoruz. Nereden biliyoruz? Kalbimizin tiktaklarım biz bilmeyiz ama Rabbim bi­lir. Damarımızdaki kanın kalbimize kadar girip çıktığını O bilir. Şair;

“Allah tecellisini tekrar etmez

Bir şeyi iki defa izhar etmez

Asarı nevanevdir olan mamurun

Bilmez bunu kim, dikkati nazar etmez”

der. Merzifonlu Muallim Cudi

Öyleyse hastalanmadan, sıhhatli iken, Allah bedenimize bir arıza vermediği anlarda Rabbimize daha çok yalvarmalıyız. Rabbimizin ni­metlerine hamdü senalar etmeliyiz.[19]

31- Ey ağırlığı olan (insan ve cin) lar sizin (hesabınızı) görmek için de vakit ayıracağız.

32- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Ey yer yüzünün iki ağırlığı olan insanlar ve cinler. Sizin de hesabı­nızı görmek üzere bir zaman ayrılacaktır. Yani ahirette sizin de hesa­bınız ayrıca görülecektir.

Bu dünyada serbest dolaşıyor gibisiniz. Ancak bir gün hesabınız mutlaka görülecektir.

Buradaki “ağırlıklar” aynı zamanda “değer” anlamına da gelmekte­dir. Türkçede bir ifade vardır. Yükte hafif, pahada ağır. İnsan oğlu da yükte hafiftir. Ama dağlan delebiliyor, fillerin üzerinde yolculuk yapabiliyor. Demir kadar ağır değildir ama demiri gökyüzünde uçurabiliyor. Bu insanın kendi ağırlığını gösterir.

İşte bu ağırlığımızı iyi yolda kullanacağız. Otorite ve gücümüzü iyi yolda kullanacağız. Gökyüzünde uçan bu insana cennete uçmasını Öğ­reteceğiz, yanmaması için gayret sarfedeceğiz. Rabbimizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?[20]

33- Ey cin ve insan topluluğu, göklerin ve yerin çevresinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın. Ancak Sultanla (Allah’dan gelen güçle) çikabijirsiniz.

34- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Ey cin ve insan toplulukları! Eğer yeryüzünden ve gökyüzünün sı­nırlarından dışarı çıkmaya gücünüz yetiyorsa buyurun çıkın. Bir delil olmadan çıkamazsınız. Bir ferman olmadan çıkamazsınız diyor Allah(cc).

İmansız diyor ki; “ben Allah’a inanmam.” “Allah’ın yarattığına da inanmam. Varlığınada inanmam.” Peki; “Bastığın toprağı kim yarattı?” Cevabı yok. Kendi kendini yarattı deyip geçiyor.

Madem Allah’a inanmıyorsunuz; Öyleyese çıkın Rabbimin mülkün­den. Ne ile çıkıp gidecekler? Çıkamazlar ama çıkacakları Ayakları da Allah’a aittir.[21]

35- (ikinizin)Üzerine (ateşten) dumansız alev, aleysiz duman gön­derilir de kurtulamazsınız.

36- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Üzerinize ateş gönderilir. Bakırdan eriyikler gönderilir. Siz de hiç kimseden yardım göremezsiniz.

Öyleyse siz Rabbimin hangi nimetlerini yalanlarsınız?[22]

37- Gökyüzü yarılıp gül gibi (kızardığında), yağ gibi eridiğinde.

38- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Yani şimdi bakmaktan zevk aldığımız o masmavi gökyüzü kıpkır­mızı korkunç bir halde olup, kızgın yağ gibi akmaya başlayınca, diyor Allah (cc). Yani Kıyamet sahnelerini gözümüzün önüne getiriveriyor.[23]

39- (Kabirlerinden kalktıkları) o gün hiçbir insana ve hiçbir cinn’e (mahşere varıncaya kadar) günahından sorulmaz.

40- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

O gün hiçbir insana veya cinne; “sen müslümanmıydın, kafirmiydin?” diye, sorulmaz.[24]

41- Suçlular; simalarıyla tanınırlar, perçemlerinden ve ayakların­dan yakalanırlar.

42- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız.

43- İşte bu suçluların yalanladığı cehennemdir.

44- Onlar cehennemle kaynar su arasında dolaşıp dururlar.

45- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

46- Rabbinin huzurunda (hesap vermekten) korkanlara iki cen net vardır.

47- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Cehennemden ve cehnenemin ateşinden biraz daraldık ama ikram sahibi olan Rabbim şimdi de ikramını gösteriyor.

Rabbimin huzuruna varıp hesaba çekilirim diye bu dünyada korkan, tedbirini alan, Rabbimin hoşuna gitmeyecek şeylerden kaçınan, hep iyi işler yapan, kötülüklerden uzak duran insanlar için iki cennet vardır.

“İki cennet”;

1-Cennetteki iki cennet diye de tefsir edilmiş,

2- Bu dünyası da, ahireti de cennet olur, anlamında da tefsir edilmiştir.[25]

48- İki cennet (çeşit çeşit ağaçların) dallarına sahiptir.

49- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

O cennetler taze dallar sahibidir. Yani güzel, güzel, taze taze ağaç­lar. Çiçekleri solmayan bir cennet. Gündüzleri yok olmayan, yanma­yan, yandırmayan, dondurmayan bir cennet. Yorulmanın olmadığı, has­talıkların olmadığı bir cennet.[26]

50- Bu cennetlerde akan iki kaynak vardır,

51- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Orada böyle akıp duran iki ırmak vardır. “Tesnim” ırmağı ile “selse-bil” ırmağı akar durur. Bu ırmaklar herkese aittir.[27]

52- Bu cennetlerde her meyveden çifter çifter vardır.

53- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Her meyveden iki çift. Yaşı da var, kurusu da var. Dünyada gördüğü de var, ahirette yeniden gördüğü de var.[28]

54- Astarları ipekten olan yataklara yaslanarak (nimetlenirler.) İki cennetin (meyvelerini) devşirmek yakındır.

55- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

O cenneti hak etmiş olanlar; İçi ipekten olan, yaygısı ipekten olan yataklar üzerine uzanmış olarak cennetin bütün nimetleri kendilerine doğru sunulmuş ve uzanıp alıverme durumundadırlar.[29]

56- Oralarda gözlerini (yalnız eşlerine) hasreden eşler vardır ki, onlara onlardan önce hiçbir insan ve cin dokunmamıştır.

57- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Bakışları kendisine çekecek şekilde güzeller vardır. Veya bakışla­rını yalnız eşlerine yöneltmiş başka yere bakmayan sevgililer var. Daha önce onlara insan veya cin değmemiş. “Yüzünde göz izi dahi ol­mayan” sevgililer var.[30]

58- Onlar sanki yakut ve mercan gibidirler.

59- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.

Yakut ve mercanın ikisinin de rengi kırmızıdır ama birbirinden farklıdır. Cennetteki sevgililerin, eşlerin birbirine karşı görüntüleri dünyadakilerle tarif edilecek olursa, Rabbim onu yakut ve mercanla tarif etmiştir.

Bakınız Kur’an-ı Kerim bize nelerden bahsediyor? Kur’an- ı Kerim bazılarının anlattığı, veya anladığı gibi değildir. Başından sonuna kadar okuyanlar bilirler ki, Kur’an bize “kapının tokmağına vurma adabından, devlet yönetimine kadar” her şeyi öğretir.[31]

60- İyiliğin karşılığı iyilikten başka birşey değildir.

61- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

62- Bu iki cennetten başka, iki cennet daha vardır.

63- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

64- Koyu yeşil renktedirler.

65- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Onlar yeşilin en tatlı tonunda yemyeşil cennetler.

66- O iki cennette fışkıran iki kaynak vardır.

67- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

68- O iki cennette meyve, hurma ve nar vardır.

69- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

70- Cennetlerde seçkin güzeller vardır.

71- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

72- Çadırlar içinde yaşayan ceylan gözlüler vardır.

73- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

74- Onlara onlardan önce hiçbir insan ve cin dokunmadı.

75- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

76- (Eşleri) yeşil yastıklara ve güzel yataklar üzerine yaşlanmış olarak (nimetlenirler)

77- O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?

Rabbimiz devam eden ayetlerde cenneti anlatmaya devam ediyor. Orada fışkıran fıskiyeler vardır. Orada meyveler vardır, hurma vardır. Orada çok değerli , çok güzel eşler vardır. Onlar inciden çadırlar içeri­sinde ancak eşlerine aittirler. Onlara daha önce hiçbir insan ve cin değmemiştir. Onlar koltuklar üzerinde ipekten yaygılar üzerine oturmuş durumdadırlar. Şair Nedim;

“-Hoştur tekellümün, dileyedim

-Guluyu şişede gul gul müsün nesin?.” diyor.

Yani yaz gününde ciğerleriniz yanmış, buz gibi su, şişeden akarken akışını dinliyorsunuz. Hep aynı su, Hep aynı ses gibidir ama her akışı size zevk vermeye devam ediyor. İşte bu şekilde tekrarlanan, “tükezziban” ayeti de, bizi hep cennete doğru yönelttiğinden, tekrarı bize çok hoş gelir.

Allah (cc) nefsimizdeki, dışımızdaki, dünyamızdaki, gökyüzünde ve cennetteki nimetlerini bize hatırlatıveriyor. Cehennemdeki azabı da, hatırlatıveriyor. Diğer nimetlerinin kıymetlerini bilmemiz için de, her ayetin sonunda; “Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?” diye uyanveriyor. Bu sûrenin en son ayeti kerimesinde de şöyle buyuruyor;[32]

78- Büyüklük ve İkram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!

O yüce Rabbimize kul olmaya, O!nun Rasulü’ne ümmet olmaya, bu dünyamızı güzel eyleyip, cennette güzelliklere kavuşmaya gayret ede^ lim inşallah. Cinlerin dediği gibi: Ey Rabbimiz Senin hiçbir nimetini ya­lanlamayız. Hamd sana mahsustur, diyerek bu sureyi bitiriyoruz.

Kuran

Rahman Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.