Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 19°C

54 – Kamer Suresi | Şifa Tefsiri

Kamer Sûresi Mekke’de nazil olmuştur 55 ayettir. Bu sûrede Allah (c.c); Mekke müşriklerinin Allah’ın ayetlerine olan inkârlarının kötü netice vereceğini, ahirette mutlak surette bunun cezasını çekeceklerini, geçmişte Nuh Peygambere iman etmeyen, Salih Peygambere iman etmeyen, Hud, Lut, Musa (A.S.V.) Peygamberlere iman etmeyen insanların, bu dünyada da cezalarını çektiklerini, bunların bize ibret olması gerektiğim anlatıyor. Kur’ân-ı Kerim, bütün bu olayları naklederken, insanların inkara yönelmemeleri, canlarını cehenneme atmamaları gerektiğini ifade etmektedir.

54 – Kamer Suresi | Şifa Tefsiri

Kamer Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Günümüzde bağrı yanık bir çok müslümanımız, bütün insanların müslüman olmaları için gayret gösteriyorlar. Yaptığınız yurtlar, İmam Hatip Okulları, verdiğiniz burslar ve kurslar hep bunun içindir.

Siz, itfaiye erinin yanan bir evden can kurtarışından daha güzel ve daha değerli işler yapmaktasınız. Çünkü itfaiye erinin kurtardığı insan belki beş dakika yanıp sonra ölecekti. Ama insanlar imansız olarak ahirete gidecek olurlarsa sonu gelmez senelerde cehennemde yanacaklardır. Siz onların cehennemde yanmamaları için gayret gösteriyorsunuz.

Bazen şöyle diyorsunuz: “Ya Rabbi! Bu insanlar gözlerini senin ha­kikatine karşı kapatıyorlar. Kulaklarını Kur’ân ayetlerine karşı kapatı­yorlar. Ne olur?! Bunlara yeni mucizeler ve kerametler gösterilse de bunlar iman etseler. Mesela Çamlıca tepesi, olduğu gibi gökyüzüne kaldırılsa ve insanlar onu gördükten sonra, geriye konulsa ve insanlar böylece iman etseler.”

Bunun cevabı Kur’ân-ı Kerim’imizde verilmiştir. “Onlar her türlü mucizeyi görseler yine de iman etmezler.” buyruIuyor. İşte, o mucizelerden bir tanesini, Kamer sûresinin hemen birinci ayet-i kerimesinde Rabbimiz bize haber veriyor.[1]

1- (Kıyamet) saati yaklaştı, ay yanldı.

Ay’ın yarıldığı hadisini, Buhari, Müslim, Ahmed b. Hanbel ve diğer muhaddisler haber vermektedir. Çok sahih haberlerdir. Çok sika, yani . güvenilir raviler bunu rivayet etmişlerdir. Efendimiz hicret etmeden 5 sene önce, Mina’da Mekke’li müşriklerin de bulunduğu bir esnada, kendisinden bir mucize istediklerinde -bir rivayete göre böyle- ayın tam 15’i olduğu bir anda sevgili Peygamber eliyle aya işaret edip ayın bölünen bir parçasının bir ufukta, öbürününde diğer ufukta görüldüğünü hadisler bize haber vermektedir.

Hadisi Buharı Kitabu’l-Menekıbin 27. Babında 3627 nolu hadisinde; yine,Buhari Kitabu’i-Tefşirinde birinci babında 4864. hadisinde, yine Buhari Menakibu’î-Ensar’da 36. Babında 3868 nolu hadisinde; Müslim Kitabu’l-Münafikîn de 43-44, 47-48 nolu hadislerinde; Ahmed b. Hanbel Müsnedin de ise birinci cildin 377, 413, 447. sayfaları, ikinci cildin 275-278, sayfalarında, 4, cildin 82. sayfasında ayın yarılma olayını 5 ayrı sa­habeden bize nakletmelerdir.

Günümüzde bir kısım insanımızın batıya olan imanı, Kur’ân’a olan imanının önüne geçiyor. Diyorlar ki; “efendim böyle bir olay olsa idi Batılı uzay bilimcileri bunu görürler ve de kaydederlerdi. “Batının hiçbir tarih kitabında, hiçbir ilmi kitabında, hiçbir uzay kitabında bu olay nakledilmemektedir.” Tek gerekçeleri bu. Yani herşeyleri batının kaydına bağlı. Batı yazmışsa doğrudur, yazmamışsa doğru değildir. Kur’ân yazmışsa . ama Batı onaylamışsa doğrudur. Batı onaylamamışsa doğru değildir.

Tarih boyunca bütün müfessirlerimizin % 99’u, bu ayetin böyle anla­şıldığını ifade ediyorlar. Hadisleri de hemen arkasından zikrediyorlar. Batıya olan imanı, Kur’ân’a olan imanlarından fazla olan insanlarımız, hadisler onların bütün düşüncelerini altüst ettiğinden, hadisleri yani sevgili Peygamberimizi devreden çıkarmaya yöneliyorlar. Sevgili Peygamberimizin hadislerinin, sözlerinin öneminin olmadığını söyleme tarafına gidiyorlar.

Sonra bu ayet şöyle anlaşılır diyorlar; “Ay yarılacak” manası da verilebilir. Nereden anladın? îşte hicri 5. asır da gelen filan tefsirci böyle de anlamış, peki; sevgili peygamberimizin sözüne inanmıyorsun da son hicri beşinci asırda gelen zatın sözüne niye inanıyorsun? Her taraftan tutarsız bir mantık ve düşünce.

O Mekke’li müşrikler, Sevgili Peygamberimizin bu ayı yarma muci­zesini gördükleri halde iman etmemişlerdir. Demişler ki, bu bir sihirdir.

Diyorlar ki; “Eğer ay ikiye yarılsaydı batılılarda görürdü,” Niye batılılar diyorsunuz da, “Doğudaki de görürdü” demiyorsunuz? Yani siz batı insanını insan kabul ediyorsunuz da, Doğu insanını insan kabul etmiyor musunuz? Çinlileri, Hintlileri, Türkleri insan kabul etmiyor musunuz? Siz Japonları insan kabul etmiyor musunuz?

Allah rahmet eylesin Mevdudî, Tefhimül-Kur’ân’ında diyor ki; “Hindistan’ın Malabar kentinde o günün bir Raca’sı yani hükümdarı,

Peygamberimizin ayı yarma mucizesi neticesinde, yarılmış olan ayı gördüğünü Malaber tarihinde yazmıştır.” Şu anda Hindistan piyasasında alınan ve satılan Malabar Tarihinde, Efendimiz zamanında yaşamış bir kralın hatıratında ayın yarıldığını gördüğünü anlatmaktadır.

Hatta Mekke’li müşrikler şunu söylemişlerdir. “Acaba bize sihir mi yapıldı?, Bizim dışımızdaki insanlar da bunu gördü mü?” diye araştır­maya gitmişler. Mekke dışından gelen ticaret kervanlarını Mekke’nin dışında gözetlemişler ve onlara; “bu akşam herhangi bir olay gördünüz mü?” demişler. Onlar da cevaben demişler ki; “Ömrümüzde hiç görmediğimiz bir olay gördük ki, o da şudur: Ayın ikiye yarıldığını filan vadide iken biz gördük.”[2]

2- Bir mucize görseler, yüz çevirirler ve “süregelen bir sihirdir” derler.

Biz Kur’ân’a iman ettik. Kur’ân apaçık bir şekilde bunu belirtiyor. Diyorlar ki; “Efendim Arapçada mazi sigası bazen gelecek manasında gelir. Bunun Kur’ândan örnekleri de vardır, diyorlar. Doğru. Ama zor­lama yapmaya gerek yok. Niye zorlama tarafına gidiyorsunuz? Allah (c.c) “se yenşakku’l-kamer” diyemezmiydi? Hemen ardından gelen ayet de onların dediklerini reddediyor. “Onlar bir ayet bir mucize gördüklerinde ondan yüz çevirirler ve “bu devam eden bir sihirdir” derler. Niye sihirdir? diyorlar. Çünkü ayın ikiye yarıldığını görmüşler ve diyorlar ki; bu bir sihirdir.[3]

3- Yalanladılar ve nevalarına uydular. Her iş karara bağlanmıştır.

Hevayı tarif etmişler: “Seni Rabbinden alıkoyan her şey nevadır.” Kur’ân-ı Kerim’de bahsedilen heva şudur. İnsanın kendi düşüncelerini Allah’ın emir ve yasaklarından üstün görmesidir. Kendi çağında veya kendi çağından önce yaşamış bir insanın fikir ve düşüncelerini, Rabbimin emir ve yasaklarından üstün gören insan, o insanı kendisine ilah kabul etmiş demektir.

Şöyle derse; “Allah (c.c) böyle buyurmuş, emretmiş ama benim sevdiğim ve izinden gittiğim şu filan adam da bunun tam aksini söylüyor ve ben sevdiğim bu insanın sözüne uyarım. Allah’ın sözüne uymam, o bilememiş diyecek olursa, Allah korusun imanını yitirir vede ilahını insanlardan seçmiş olur.[4]

4- Andolsun ki, onları (inkardan) vazgeçirecek nice haberler gel­miştir.

Yani Kur’ân-ı Kerim geçmişten haber veriyor. Hz. Nuh’dan, Hz. Adem’den, Hz. Lut’dan, Hz. Hud’dan, Hz. İbrahim’den, Hz. Musa’dan, Hz. İsa’dan haberler veriyor. En doğru haberleri veriyor. O insanlara inanmayan insanların akıbetlerinden haber veriyor ve böylelikle insan­ların kötü yola gitmeleri engellenmeye çalışılıyor.[5]

5- (Bunlar) üstün hikmettir. Fakat uyarılar fayda vermiyor.

Hikmeti günümüzde bazıları felsefe olarak ifade ediyorlar. Buradaki o değildir. Kur’ân ayetlerinin hikmetli olduğu ve aynı zamanda: “-hakeme- kelimesinden muhkem kelimesini de biliyoruz-” sağlam olduğu anlamına gelmektedir.[6]

6- Onlardan yüz çevir. O gün çağına hiç görülmedik bir şeye çağırır.

“Onları bırak, onlara sırt çevir”in anlamı inanmamalarından dolayı üzülme demektir. Tebliğine de devam et manasmdadır. Yoksa tebliği de bırak demek değildir. Bunun böyle olmadığını Efendimizin hayatında görmekteyiz. Ebu Cehil’in canı çıkıncaya kadar ona tebliğe devam etmiştir.[7]

7- Gözleri korkak halde kabirlerden çıkarlar. Sanki onlar dağılmış çekirgeler gibidirler.

8- Çağırıcıya koşarak (gelirler). Kafirler: “Bu zorlu bir gündür” derler.

“Zor günün” tarifi Kur’ân-ı Kerim de birkaç yerde verilmektedir. O zor günün kolaylaştırılması bizim elimizdedir. Bu gün, bu dünyada yaptıklarımızla ahiretin karanlıklarını aydınlatmamız bizim elimizdedir.[8]

9- Onlardan önce Nuh kavmi de, kulumuzu yalanladılar, “Delidir” dediler ve (böylece Nuh da’vetten) alıkonuldu.

Nuh (A.S)’a deli demekle İslâm’ı duyurmasını engellemişlerdir. Bir insan çıkıyor ve insanlığın kurtuluşu için çok güzel şeyler söylüyor, İlahi kelamı insanlara duyuruyor, yeri göğü yaratanın Allah olduğunu, Rabbin huzuruna insanların sırayla teker teker gittiğini anlatıyor. Ama insanlar O insanı yalanlıyor ve “bu adam delirmiş” diyorlar. Günümüzde de fevkalade hizmet yapmış insanlara da; “bu delidir” deyiveriyorlar ki, böylece etkisini azaltacaklarını zannediyorlar.[9]

10- (Nuh’da) Rabbine “ben yenildim bana yardım et” diye dûa etti.

Nuh (A.S) Rabbine dua ediyor ve diyorki; “Ya Rabbi! Bunlar çoğun­lukta ve beni yalanlıyorlar. Ne olur bana yardım et.” Rabbim hemen cevap veriyor.[10]

11- Bunun üzerine bizde şakır şakır dökülen suya, göğün kapıla­rını açtık.

12- Yeryüzünü de kaynaklar halinde fışkırttık. Su takdir edildiği şekilde bir emir üzerine birleşti.

13- Onu tahtalar ve çivilerle yapılmış gemiye yükledik.

14- İnkar olunan (Nuha) bir mükafat olarak (gemi) gözetimimizde yüzüyordu.

15- Andolsunki! biz onu (gemiyi) bir ayet olsun diye bıraktık. Öğüt alan var mı!?

Allah (c.c) kuluna yardım etmek istedi mi, her yerde yardımını gön­derir. Nasıl gönderir? Onu biz bilemeyiz. Geçmişte olanları biliriz. Şu anda bile yardımını göndermeye devam ediyor. En son Çeçenistan’ı gördük. (11.4.1997) Dünyanın ikinci güçlü ordusu olduğu söylenen, kızıl orduyu yerle bir ettiler.

Allah (c.c), yardımını gönderdiğini geçmişten örnekler vererek, gelecekte de göndereceğini bize göstermiş oluyor.[11]

16- Azabım ve uyanlarım nasilmiş?

17- Andolsun! biz Kur’ân’i zikir (ezberlemek ve düşünmek) için kolaylaştırdık. Öğüt alan var mı?

Bu ayet bu surede bir kaç defa tekrarlanıyor.

Bir nasihat olsun, bir uyarı olsun, bir hatırlatma olsun diye, “Kur’ân’ı biz kolaylaştırdık. Nasihat alan yok mu?” diyor Allah (c.c).

Yani sizin de başınıza Nuh tufanı gibi bir tufan gelmeden, Allah (c.c) sizi Kur’ân’la uyarıyor. Tufanla uyarmıyor, Kur’ân’la uyarıyor.

Tufan başımıza gelmeden Kur’ân günlüğümüze girmelidir. Bu dün­yada tufan olmasa bile ahirette tufan olacak. Ama o su ile olmaz, ce­hennemin alevleri olur. Onun için Allah (c.c) bizim imana gelmemiz konusunda Hz. Peygamberimiz’den günümüze kadar, tufan gibi, rüzgar gibi çok büyük felaketleri bu ümmete vermemiştir. Ama Kur’ân’ı indirmiş ve bizim işimizi kolaylaştırmıştır. Biz kolayını seçelim.[12]

18- Ad (kavmi peygamber Hud’u) yalanladı, peki azabım ve uyarılarım nasılmış?

19- Uğursuzluğu devam eden bir günde üzerlerine soğuk rüzgar gönderdik.

Günün uğursuzu olmaz. Kafirlerin başına bu felaket geldiğinden do­layı, günün kendisi uğursuz değil, gelen bela uğursuz. Hakka suresinde ifade edildiği gibi bu 7 gündüz 8 gece devam etmiştir.[13]

20- Sanki sökülmüş hurma kütüğü gibi insanları söküp atıyor.

21- Azabım ve uyarılarım nasılmış?

Aynen bir hortum gibi. Geçtiği yeri darmadağın ediyor. İşte Allah (c.c) Ad kavmini böyle bir rüzgarla yerle bir ediyor.[14]

22- Andolsun! biz Kur’ân’i zikir (ezberlemek/düşünmek) için kolaylaştırdık. Öğüt alan var mı?

Yani başınıza büyük bir tufan gelmeden, başınıza sizi havaya kaldı­rıp, sonra yere çarpan bir rüzgar gelmeden Allah size Kur’ân indiriyor ve sizi uyarıyor.[15]

23- Semud (kavmi Salih gibi) uyarıcıları yalanladı.

24- “Bizden bir adamamı uyacakmışız? O zaman biz bir sapıklık ve delilik içinde oluruz” dediler.

25- “Zikir (vahiy) bizim aramızdan ona mi,(SaIihe mi) verilmiş? Hayır O bir şımarık yalancıdır” (dediler).

26- Yarın şımarık yalancının kim olduğunu bilecekler.

27- Onları denemek için dişi deveyi göndereceğiz. Onları gözetle ve sabret.

28- Suyun aralarında taksimli olduğunu haber ver. Her su (sahibi) sırasında hazır (bulunsun).

29- Arkadaşlarını çağırdılar (kılıcı) aldı ve (deveyi) kesti.

30- Azabım ve uyanlarım nasılmış?

31- Onların üzerine bir tek Sayha (korkunç ses) gönderdik de (ağılda) toplanmış ot gibi ohıverdiler.

32- Andolsun biz Kur’ân’ı zikir (ezberlemek düşünmek) için kolaylaştırdık. Öğüt alan var mı?

Günümüzde de aynı şeyler yaşanıyor. Allah (c.c) O gün için; “bu Salih’in devesine değmeyin” demiş. O Allah’ın koruması altındadır. O insanlar emre muhalefet ediyorlar. O şehirdeki binlerce deveyi kesmi­yorlar, Salih (A.S)’m devesini yasaklandığından dolayı kesiyorlar. Bu emre muhalefetin bir örneğidir.

Zayıf olarak rivayet edilen bir hadis de sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki; “Eğer bu müşriklere deve pisliğini karıştırmak yasaklanmış olsaydı, deve pisliğini karıştırırlardı.” Böyle bir ayet veya hadis olsaydı yani deve pisliğini karıştırmayın diye. Dinime karşı olan bu insanlar Suudi Arabistan’dan deve ithal edip lüks salonlarda çok güzel kapların içerisinde onu karıştırma tarafına da gidebilirlerdi. Olur mu hocam? demeyin.

Çok değerli bir arkadaşım -ki Almancayı’da çok iyi biliyor- anlatıyor: “Almanyadayim. Türkiye’den gelen üniversiteden bir arkadaş, Almanyadaki bir arkadaşıma misafir oluyor, ev sahibi; “Akşam ne yer­sin?” diyor. Diyor ki, “domuz etinden bir cızbız yapalım.” Arkadaşım evine domuz etini sokmaz. Ama çok nazik ve.kibar olduğundan onun için domuz etini getirmiş, özel bir tavada cız bizini yapmış, ona yedirmiş kendisi yememiş.

Sonra Üniversiteden gelen arkadaş hastalanmış. Hastanede ziyaretine gittik. Çok lüks bir hastane. Orada çalışmakta olan bir Türk kadınını gördüm, hastanın yanında Ona dedim ki, bu arkadaş domuz etini sever. Onun için özen gösterin. Kadın dediki; “burası lüks bir hastane, burada domuz eti verilmez. Burada koyun eti, sığır eti yenilir.” Sonra kasaplara sorduğumda koyun ve sığır etinin fiatının, domuz etinden çok fazla olduğunu söylediler. Bizim arkadaş hasta yatağında bunu duyduktan sonra; “tamam tamam, ben de yemiyeceğim artık.” demiş.

Bakınız, Üniversitede öğretim görevlisi olan bir insanımız sırf inad olsun diye, o müsîüman arkadaşından evinde domuz eti istiyor. Bu ne­yin nesidir? Ne pisliktir.?[16]

33- Lut kavmi de uyarıcıları yalanladı.

34- Onlar üzerine ufak taş gönderdik. Ancak Lut ailesi hariç. Onları (Lut ailesini) seher vaktinde kurtardık.

35- Tarafımızdan bir ni’met olarak (kurtardık). Şükredeni işte böyle mükafatlandırırız.

36- Andolsun! onları yakalayıvermemizle (Lut) uyarmıştı da, onlar uyarıları şüphe ile karşılamışlardı.

37- Andolsun! ki onlar (Lut’dan) müsafirlerini istediler. Bizde he­men gözlerini kör ediverdik. “Azabımı ve uyarılarımı tadın” (dedik).

38- Andolsun! sabah erkenden önü alınamayan bir azap onlara baskın yaptı.

39- “Azabımı ve uyarılarımı tadın” (dedik).

40- Andolsun! biz Kur’ân’ı zikir (ezberlemek-düşünmek) için ko­laylaştırdık. Öğüt alan var mı?

Rabbimiz yine geçmiş peygamberlerden Lut (a.s.)’ırt hayatından ör­nekler vererek, O peygamberleri yalanlayan vede isyan eden kavmi büyük bir sesle nasıl helak ettiğini bizlere anlatıyor.

Biz de üzerimize taş yağmadan, üstümüze inen ayetlere gönlümüzü açacak olursak, gönüllerde imanın verdiği amel çiçekleri gelişecek olursa; dünyamız da ahiretimizde güzel olur.[17]

41- Andolsun! Firavun ailesine de uyarıcılar geldi.

42- Ayetlerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine bizde onları güç ve kuvvet sahibinin yakalayışı gibi yakaladık.

43- (Ey kafirler) sizin kafirleriniz bunlardan (Nuh, Hud, Salih ve Musa’ya inanmayanlardan) daha mı hayırlı? Yoksa kitaplarda size bir beratını var?

Yani siz o kafirlerden daha mı değerli kafirsiniz. Allah size de azab eder. Firavunpu yaktığı gibi, Ad kavmini, Lut kavmini yaktığı gibi sizi de yakar.[18]

44- Yoksa “biz intikam almaya gücü yeten bir topluluğuz” mu diyorlar?

45- Yakında o topluluk bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar.

Peygamberimiz Mekke’de nazil olan bu ayeti Bedir savaşında çokça okumuştur. Biz de bu gün aynı ayeti okuyoruz. İslam aleyhine birleşen bütün dünyadaki şer güçler firavunun, Nemrudun, Karunun Hamanın bozguna uğradığı gibi hezimeti tadacaklarına iman ediyoruz.[19]

46- Onlara va’dolunan (azap) kıyaniet saatidir. O saat, daha kor­kuncu ve en acısıdır.

47- Şüphesiz suçlular sapıklık ve delilik içindedirler.

48- O gün yüzleri üstünde, ateşin içine sürüklenirler. “Tadın ce­hennemin dokunuşunu” (denir).

49- Şüphesiz biz herşeyi bir kaderle (ölçüyle) yarattık.

50- Bizim emrimiz, göz kırpması gibi anidendir.

51- Andolsun biz sizin benzerlerinizi helak ettik. Öğüt alan var mı?

52- Onların yaptıkları herşey kitaplardadır.

53- Küçük büyük hepsi yazılmıştır.

54- Müttakiler cennetler ve ırmaklar içindeler.

55- Doğruluk koltuğunda, güçlü padişahın yanındadırlar.

Mevlana, Mesnevi’sinde (beyt 3492 de): “Bunlar arşdan, kürsiden ve arşın ötesinden daha yüksekte ve Melik-i Muktedir indindeki, “Mak’adı Sıdk” da sakindirler” diyerek fikir meş’alesinin yağını Kur’ân’dan alanları övüyor ve ahiretteki yerlerine dikkat çekiyor. Rabbimiz bize de, cennetindeki müttakilerin yanında oturmayı nasip etsin, amin.

Kuran

Kamer Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.