Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Yağmurlu
İstanbul
14°C
Yağmurlu
Cts 20°C
Paz 21°C
Pts 23°C
Sal 22°C

45 – Casiye Suresi | İbn Kesir Tefsiri

Mekke’de nazil olmuştur.

45 – Casiye Suresi | İbn Kesir Tefsiri

Casiye Suresi | İbn Kesir Tefsiri

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1 – Hâ, Mim.

2 – Kitâb’ın indirilmesi; Aziz, Hakîm Allah’tandır.

3 — Muhakkak ki göklerde ve yerde mü’minler için âyetler vardır.

4 — Sizin yaratılmanızda ve yeryüzüne yaydığı her canlıda yakînen inanan topluluklar için âyetler vardır.

5 — Gece ve gündüzün değişmesinde ve Allah’ın gök­ten indirmiş olduğu rızıkla ölümünden sonra yeri dirilt­mesinde, rüzgârları yönetmesinde akleden bir kavim için âyetler vardır.

Kitabın İndirilişi

Allah Teâlâ, yaratıklannı nimetleri üzerinde, gökleri ve yeri ya­ratmış bulunduğu yüce kudreti konusunda düşünmeye teşvik buyuru­yor. Onlar göklerde ve yerdeki muhtelif cins ve çeşitlerde melekler, cin­ler, insanlar, hayvanlar, kuşlar, vahşî hayvan ve kuşlar, haşerât, deniz­deki çeşitli sınıflardan yaratıklar, gece üe gündüzün hiç durmaksızın birbiri peşinden gelmesi üzerinde düşünmelidirler. Gece karanlığı ile, gündüz ise aydınlığı ile devamlı olarak birbiri peşinden gelmektedir. Onlar Allah Teâlâ’nın, ihtiyâç zamanında buluttan indirmiş olduğu yağmur üzerinde de ‘düşünmelidirler. Allah Teâlâ’nın yağmuru rızık olarak isimlendirmesinin sebebi, rızkın onunla meydana gelmesinden­dir. «Ölümünden sonra yeri diriltmesinde, (kupkuru, içinde bitki veya herhangi bir şey yokken orayı diriltmesinde) elbette akleden topluluk­lar için âyetler vardır.»

«Rüzgârları yönetmesinde akleden bir kavim için âyetler vardır.» Rüzgârların .güneyden ve kuzeyden, batıdan ve doğudan, denizden ve Karadan, gece ve gündüz esenleri vardır. Onlardan kimisi yağmur, ki­misi aşılama içindir. Onlardan bazısı da ruhların gıdasıdır. İçlerinde kısır olanı da vardır. Allah Teâlâ önce «mü’minler için âyetler vardır.» peşinden «yakînen inanan topluluk için âyetler vardır.» bundan son­ra da «Akleden bir kavim için âyetler vardır.» buyurmaktadır ki, bura­da şerefli olandan, daha fazla şerefli olana ve daha üstüne doğru bir yükselme vardır. Bu âyet-i kerîmeler Allah Teâlâ’nın Bakara süresin­deki şu kavline benzemektedir: «Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaradı­lışında, gece ile gündüzün değişmesinde, insanlara yararlı şeylerle de­nizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip, yeryüzünü ölümün­den sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgârla­rın değiştirilmesinde, gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutta elbette akleden bir kavim için âyetler vardır.» (Bakara, 164). İbn Ebu Hatim burada Vehb İbn Münebbih’den rivayetle insanın dört karışım­dan yaratılmasına dâir uzun ve garîb bir haber nakle tmiştir.[1]

6 — İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana hak ile okuyoruz. Artık Allah’tan ve onun âyetlerinden sonra hangi söze inanırlar?

7 — Yalancı, günahkâr her kişinin vay haline.

8 — Kendisine okunan Allah’ın âyetlerini dinleyip de sonra onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta dire­nir. Ona elîm bir azabı müjdele.

9 — Âyetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte onlara, horlayıcı bir azâb vardır.

10 — Arkalarından da cehennem. Kazandıkları şeyler de, Allah’tan başka edindikleri velîler de onlara bir fayda vermez. Ve onlar için büyük bir azâb vardır.

11 — Bu; hidâyettir. Rablarımn âyetlerini inkâr edenle­re gelince; çetin ve elîm bir azâb vardır.

Allah Teâlâ buyurur ki: İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. İçindeki hüccet ve delillerle Kur’ân’dır. «Onları, sana hak ile okuyoruz.» Hak­tan gelen gerçeği içermektedirler. Madem ki onlar bu âyetlere îmân edip boyun eğmemektedirler; o halde Allah’tan ve Allah’ın âyetlerin­den sonra onlar hangi söze inanacaklardır? «Yalancı, günahkâr her ki­şinin vay haline.» kavlinde yalancı, çokça yemîn eden, alçak; söz ve fi­illerinde günahkâr olanların, Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin vay ha­line. «Kendisine okunan Allah’ın âyetlerini dinleyip de sonra onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta (küfür, inkâr, büyüklenme ve inâdlaşmada) direnir. Ona (kıyamet günü Allah katında) elîm (yakıcı, elem verici) bir azabı (haber verip) müjdele. Âyetlerimizden bir şey öğ­rendiğinde (Kur’ân’dan bir şey ezberlediğinde) onu (inkâr edip) alaya alır. İşte onlara, (Kur’ân’ı hor görüp alay etmeleri karşılığında) horla­yıcı bir azâb vardır.» Müslim’in Sahîh’inde İbn Ömer’den rivayet etti­ğine göre; o, şöyle demiştir:

Allah Rasûlü (s.a.) düşman eline geçer korkusuyla Kur’ân’ın se­ferlerde düşman arazîsine götürülmesini yasaklamıştı.

Daha sonra Allah Teâlâ böyle kimselerin Allah’a dönecekleri gün­de başlarına gelecek azabı açıklayıp şöyle buyurur: «(Bu niteliklere sâ-hib olan herkes kıyamet günü cehenneme gidecektir.) Kazandıkları şeyler (malları ve çocukları) de, Allah’tan başka (Allah’ın dışında ta­pınmış oldukları ilâhlar) edindikleri velîler de onlara bir fayda ver­mez. Ve onlar için büyük bir azâb vardır. Bu, (Kur’ân) hidâyettir. Rab-lannın âyetlerini inkâr edenlere gelince; çetin ve elîm bir azâb vardır.»[2]

12 — Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi size boyun eğdi­ren Allah’tır. Umulur ki şükredersiniz.

13 — Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini size mü-sahhar kılmıştır. Elbette ki düşünen bir kavim için bunda âyetler vardır.

14 — îmân edenlere söyle: Allah’ın günlerinin geleceği­ni ummayan kimseleri bağışlayıp geçsinler. Çünkü Allah, her kavmi yaptıklarıyla cezalandıracaktır.

15 — Her kim sâlih amel işlerse, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, aleyhinedir. Sonra Rabbınıza döndü­rüleceksiniz.

Allah Teâlâ kullarına olan nimetleri zikrediyor : Allah Teâlâ ge­mileri taşımasını emrederek denizde yüzen gemileri onlara müsahhar kılmıştır. Çeşitli ticâret ve kazanç yollarıyla Allah’ın lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi size boyun eğdiren Allah’tır. Artık uzak ik­limler ve ufuklardan size celbedilip getirilen faydaların husulünü gö­rerek belki şükredersiniz. Göklerde olan yıldızları, yerde olan dağlan, denizleri, nehirleri ve istifâde ettiğiniz her şeyi size müsahhar kılmış­tır. Bütün bunlar O’nun lutfu, ihsanı ve bağışlamasıyladır. Bunların hepsi tek ve ortağı olmayan Allan katındandır. Nitekim başka bir âyet-i kerîme’de şöyle buyrulur: «Sizdeki her nimet, Allah’tandır. Sonra bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O’na sığınırsınız.» (Nahl, 53). (…)

îbn Ebu Hatim der ki: Bize babamın… Ebu Ürâke’den rivayetine göre; o, şöyle anlatıyor: Birisi Abdullah İbn Amr’a: Yaratıklar hangi şeyden yaratıldılar? diye sormuştu. Abdullah îbn Amr: Nurdan, ateş­ten, zulmetten ve topraktan diye cevablayıp İbn Abbas’a git ve ona sor, dedi. Adam İbn Abbâs’a gitti ve İbn Abbâs da aynı cevabı verdi. İbn Amr: Ona git ve sor: Bütün bunlar neden yaratılmıştır? dedi. Adamın tbn Abbâs’a tekrar gidip sorması üzerine İbn Abbâs: «Göklerde olan­ları, yerde olanları, hepsini size müsahhar kılmıştır.» âyetini okudu. Bu, gârib bir haber olup içinde münkerlik de vardır.

«Elbette ki düşünen bir kavim için bunda âyetler vardır. îmân edenlere söyle: Allah’ın (kâfirleri cezalandırma) günlerinin geleceğini ummayan kimseleri bağışlayıp geçsinler. (Onları hoş görsünler ve on­ların eziyyetlerine katlansınlar.)» «Bu; İslâm’ın başlangıcında idi. On­lar müşriklerin ve kitâb ehlinin eziyyetlerine sabredeceklerdi ki, bu onların kalblerini İslâm’a ısındırmak içindi. Müşrikler ve ehl-i kitâb, inâdlaşmalarında ısrar edince; Allah Teâlâ mü’minlere onlarla savaşı ve cihâdı meşru’ kılmıştır. İbn Abbâs ve Katâde’den de bu şekilde ri­vayet ediliyor. Mücâhid «Allah’ın (kâfirleri cezalandırma) günlerinin geleceğini ummayan…» kısmını: Allah’ın nimetlerine aldırmayan, şek­linde açıklar. «Çünkü Allah, her kavmi yaptıklarıyla cezalandıracak­tır.» Dünyada onları bağışladıkları takdirde Allah Teâlâ onların kötü amellerinin karşılığını âhirette onlara mutlaka verecektir. Bu sebep­ledir ki şöyle buyurur: «Her kim sâlih amel işlerse, kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa, aleyhinedir. Sonra Rabbınıza döndürüleceksiniz.» Kıyamet günü Allah’a döndüğünüzde amellerinizi karşınızda bulacak­sınız. Allah Teâlâ da hayrı ve şerri ile amellerinizin karşılığını verecek­tir.[3]

16 — Andolsun ki Biz, îsrâüoğullarma kitabı, hükmü ve nübüvveti vermiştik. Onları temiz şeylerden rızıklandır-mış ve dünyalara üstün kılmıştık.

17 — Ve onlara emirden burhanlar verdik. Ama onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememez-likten dolayı ayrılığa düştüler. Elbette Ra-bbın, ayrılığa düş­tükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

18 — Sonra seni de emirden bir şeriat üzere kıldık. Öy­leyse sen, ona uy, sakın bilmeyenlerin heveslerine uyma.

19 — Muhakkak ki onlar, Allah’a karşı sana hiç bir fay­da veremezler. Doğrusu zâlimler birbirlerinin velileridir. Allah da müttakîlerin velîsidir.

20 — Bu; insanlar için açık belgeler, kesin olarak ina­nan bir kavim için de hidâyet ve rahmettir.

Ve Senin Şeriatın

Allah Teâlâ kendilerine kitablar indirme, peygamberler gönderme ve hükümranlığı onlara bahşetme suretiyle Isrâiloğullanna vermiş ol­duğu nimetleri zikrediyor ve buyuruyor ki: «Andolsun ki Biz, îsrâilo­ğullarma kitabı, hükmü ve nübüvveti vermiştik. Onları temiz şeyler­den (yiyecek ve içeceklerden) rızıklandırmış ve (kendi zamanlarında) dünyalara üstün kılmıştık. Ve onlara emirden burhanlar (hüccetler, ke­sin deliller) verdik. Ama onlar, kendilerine ilim geldikten (aleyhlerine deliller ve hüccetler konulduktan) sonra aralarındaki çekememezlikten (birbirlerine karşı tecâvüzkâr olmalarından) dolayı ayrılığa düştüler. (Ey Muhammed;) elbette Rabbın, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında (adaletle) hüküm verecek (ve aralarını ayıra­cak) tir.» Bu âyet-i kerimede onların yollarına gitmemeleri ve usûllerini ta’kib etmemeleri için bu ümmete bir uyanda bulunulmaktadır. Bu se­bepledir ki Allah Teâlâ şöyle buyurur: «Sonra seni de emirden bir şeri­at üzere kıldık. Öyleyse sen, ona uy.» Zâtından başka hiç bir ilâh olma­yan Rabbından sana vahyedilenlere tâbi ol ve müşriklerden yüz çevir.

«Sakın bilmeyenlerin heveslerine uyma. Muhakkak ki onlar, Allah’a karşı sana hiç bir fayda veremezler.» Onların dostlukları birbirlerine hiç bir fayda vermeyecektir. Onlar birbirlerinin hüsranını ve helakini artırmaktan başka bir işe yaramazlar. «Doğrusu zâlimler birbirlerinin velîleridir, Allah da müttakîlerin velîsidir.» Allah Teâlâ müttakîleri ka­ranlıklardan nura, tâğûtlar da dostları oldukları kâfirleri aydınlıktan karanlıklara çıkarıp sürükler. «Bu (Kur’ân); insanlar için açık belgeler, kesin olarak inanan bir kavim için de hidâyet ve rahmettir.»[4]

21 — Yoksa kötülükleri kazananlar, ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini imân edip sâlih amel işleyen kim­seler ile bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm ve­riyorlar.

22 — Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Tâ ki her nefis, zulme uğratılmaksızm kazancına göre karşılık görsün.

23 — Gördün mü o kimseyi ki; hevâ ve hevesini ken­disine tanrı edinmiş, bilgisi olduğu halde Allah onu şaşırt­mış, kulağını, kalbini mühürlemiş ve gözüne perde koy­muştur? Allah’tan sonra onu kim hidâyete eriştirebilir? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

Allah Teâlâ, mü’minlerle kâfirlerin eşit olmayacaklarım haber veri­yor. Başka bir âyet-i kerîme’de: «Cehennemliklerle cennetlikler bir de­ğildir. Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir.» (Haşr, 20) buyrulur-ken burada da şöyle buyurmaktadır: «Yoksa kötülükleri kazananlar, (ve kötülük kazananlar) ölümlerinde ve sağlıklarında (dünya ve âhirette) kendilerini, îmân edip sâlih amel işleyen kimseler ile bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar.» Âhiret yurdunda ve bu dünya yurdunda iyilerle günahkârları eşit tutacağımızı ileri sürerek Bizim hakkımızda ve adaletimiz hakkında ne kötü hüküm veriyorlar. Hafız Ebu Ya’lâ der ki: Bize Müemnıel İbn İhâb’m… Ebu Zerr (r.a.) den ri­vayetine göre o, şöyle demiştir: Allah, dinini dört rükün üzerine bina etmiştir. Kim onları işlemezse Allah Teâlâ’ya günahkâr olarak kavuşur. Ey Ebu Zerr, onlar nelerdir? denildi de Ebu Zerr şöyle cevabladı: Al­lah’ın helâlini Allah için, Allah’ın haramını Allah için, Allah’ın emrini yine Allah için, Allah’ın yasağını Allah için kabul eder, bunlarda yal­nız Allah’a güvenilir. Ebu Kasım (s.a.) buyurdu ki: Nasıl dikenden üzüm toplanmazsa aynı şekilde günahkârlar da iyilerin makamlarına erişemez. Bu kanaldan rivayetinde bu, garib bir hadistir. Muham-med İbn İshâk’m «es-Sîre» adlı kitabında zikrettiğine göre, onlar Mek­ke’de Kâ’be’nin temelinde bir taş bulmuşlar. Üzerinde şöyle yazıyor­muş: Kötülükleri işliyor da iyilik mi umuyorsunuz? Evet, dikenden üzüm toplandığı gibi. Taberânî’nin Şu’be kanalıyla… Mesrûk’dan riva­yetine göre Temîm ed-Dârî gece ibâdete kalkar ve sabaha kadar: «Yoksa kötülükleri kazananlar, ölümlerinde ve sağlıklarında, kendilerini îmân edip sâlih amel işleyen kimseler ile bir tutacağımızı mı sandılar?» âye­tini tekrârlarmış. Bu sebepledir ki Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Ne kötü hüküm veriyorlar. Allah gökleri ve yeri hak (adalet) ile yaratmış­tır. Tâ ki her nefis zulme uğratılmaksızın kazancına göre karşılık gör­sün. Gördün mü o kimseyi ki, hevâ ve hevesini kendisine tanrı edin­miş…» Sadece hevâ ve hevesine danışıyor. Nefsinin güzel gördüğü her şeyi yapıyor, çirkin gördüğü her şeyi terkediyör. Bu âyet-i kerîme, hü­sün ve kubuhun aklen bilinebileceğini ileri süren Mu’tezile’ye karşı de­lil getirilmektedir. Mâlik’den rivayet edildiğine göre o, şöyle diyor: Bir kimse bir şeyi seviyorsa mutlaka ona tapınıyor, demektir.

«Bilgisi olduğu halde Allah onu şaşırtmıştır.» âyeti iki şekilde an­laşılabilir: Birincisi; Allah Teâlâ onun sapıklığa müstehak olduğunu bildiği için şaşırtmış, saptırmıştır. İkincisi; bilgi ulaştıktan ve aleyhine hüccet konulduktan sonra Allah Teâlâ onu şaşırtıp saptırmıştır. Bu ih­timâllerden ikincisi birinciyi gerektiriyorsa da, birincisi ikincisini ge­rektirmemektedir. «Kulağını, kalbini mühürlemiş ve gözüne per­de koymuştur.» Kendisine fayda sağlayacak şeyi işitmez. Kendisiyle hidâyete ereceği bir şeyi anlamaz, kendisiyle aydınlığa kavuşacağı bir hücceti görmez. «Allah’tan sonra onu kim hidâyete eriştirebilir? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?» Allah Teâlâ başka bir âyet-i kerîme’de de şöyle buyurur: «Kimi Allah saptırırsa; onu doğru yola götürecek yoktur. O, bunları taşkınlıkları içinde serseri bir halde bir?’-.ir.» (A’râf, 186).[5]

24 — Hayat, ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölü­rüz ve yaşarız. Bizi ancak dehr helak eder, dediler. Oysa onların bu konuda bir bilgileri yoktur. Başka değil, onlar sâdece zannediyorlar.

25 — Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman; doğru sözlüler iseniz, babalarımızı getirin bakalım, demek­ten başka bir hüccetleri yoktur.

26 — De ki: Allah diriltir sizi, sonra öldürür, sonra hak­kında hiç bir şüphe bulunmayan o kıyamet gününde top­lar. Fakat insanların pek çoğu bilmezler.

Bizi Ancak Dehr Helak Eder Diyenler

Allah Teâlâ burada dehrî kâfirlerle kıyameti inkâr eden ve mad­deci kâfirlere uyan arap müşriklerinin sözlerini haber veriyor: «Hayat, ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız, dediler.» Sadece bu dünya yurdu vardır. Bir kavim ölürken, diğerleri yaşamaktadır. Al­lah’a dönüş ve kıyamet yoktur. Kıyamet gününü inkâr eden arap müş­rikleri ile içlerindeki ilâhiyatçı filozofların söyledikleri bunlardır. On­lar, ilk yaratılmayı ve Allah’a dönüşü inkâr etmektedirler. Aynı görüşe zâhib olan tenasüh nazariyesini ileri süren materyelist filozoflar da bir yaratıcının varlığını inkâr etmekte ve her 36.000 senede her şeyin önceki haline döneceğine inanmaktadırlar. Onlar bunun sonsuza ka­dar tekrarlanacağını zannetmektedirler. Böylece akıl sahipleriyle tartı­şıp inkâr etmekte ve nakledilen sahîh haberleri de yalanlamaktadırlar. Bu sebepledir ki onlar: «Bizi ancak dehr helak eder.» derken Allah Teâ­lâ da şöyle buyurmaktadır: «Oysa bu konuda onların bir bilgileri yok­tur. Başka değil. Onlar sâdece zannediyorlar (vehme kapılıp hayâl pe­şinde koşuyorlar).» Buhârî, Müslim, Ebu Dâvûd ve Neseî’nin Süfyân İbn Uyeyne kanalıyla… Ebu Hüreyre (r.a.)den rivayetlerine göre Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur:

Allah Teâlâ buyurur ki: Âdemoğlu Bana eziyet veriyor; o dehre sövüyor ki dehr Benim. Emir Benim ellerimdedir. Gecesini ve gündüzü­nü evirip çevirmekteyim. Başka bir rivayette de şöyle buyurulmakta-dır:

Dehr’e sövmeyin çünkü Dehr AUah’dır. İbn Cerîr hadîsi gerçek­ten garîb ifâdelerle zikredip der ki: Bize Ebu Küreyb’in… Ebu Hüreyre (r.a.)den, onun da Hz. Peygamber (s.a.)den rivayetine göre Allah Ra-sûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur: Câhiliye halkı: Bizi gece ve gündüz he­lak eder. Bizi helak eden, öldüren ve yaşatan ancak odur, derlerdi. Al­lah Teâlâ ise kitabında: «Hayat, ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak dehr helak eder, dediler.» buyurur. On­lar Dehr’e sövüyorlardı. Allah Teâlâ da buyurdu ki: Âdemoğlu Bana eziyyet veriyor, Dehr’e sövüyor, halbuki Dehr Benim, emir Benim el­lerimdedir. Gece ve gündüzü evirip çevirmekteyim. Hadîsi İbn Ebu Ha­tim de Ahmed İbn Mansûr kanalıyla… Ebu Hüreyre’den rivayet eder ki o, Allah Rasûlü (s.a.)nü şöyle buyururken işitmiş: Allah Teâlâ buyur­du ki: Âdemoğlu Dehr’e sövüyor. Halbuki Dehr Benim, gece ve gündüz Benim ellerimdedir. Hadîsi Buhârî ve Müslim ile Neseî, Yûnus İbn Zeyd kanalıyla tahrîc etmişlerdir. Muhammed İbn İshâk’ın Alâ İbn Abdur-rahmân kanalıyla… Ebu Hüreyre (r.a.)den rivayetine göre Allah Ra­sûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ buyurur ki: Kulumdan borç istedim, Bana vermedi. Kulum Bana sövüp: Ah felek, der. Halbuki Dehr Benim.

Şafiî, Ebu Ubeyde ve diğer imamlar Allah Rasûlü (s.a.) nün; Dehr’e sövmeyin, zîrâ Allah Teâlâ Dehr’in kendisidir. Kavlinin te’vilin-de şöyle diyorlar: Câhiliye döneminde arapların başına bir zorluk, belâ veya musibet geldiği zaman: Ey ziyânkâr Dehr, derler ve bu işleri Dehr’e isnâd ederek ona söverlerdi. Halbuki bunların faili ancak Al­lah’tır. Böylece onlar sanki Allah Teâlâ’ya sövmüş oluyorlardı. Zîrâ gerçekte bunların faili O’dur. Bu sebepledir ki Dehr’e sövmek yasak­lanmıştır. Zîrâ onların kasdettikleri ve bu fiilleri isnâd ettikleri dehr ancak Allah’tır. Bu hadîsin yorumunda söylenenlerin en güzeli budur ve hadîsten kasdedilen de budur. En doğrusunu Allah bilir. Bu hadîsin zahirine sarılarak Dehr’in, Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ’sından olduğunu ileri süren İbn Hazm ve onun peşinden giden zahirîler yanılmışlardır.

«Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman; (gerçek onlara be­yân edilip aleyhlerine delil getirildiği, bedenleri paramparça dağıldık­tan sonra Allah’ın yeniden diriltmeye kadir olduğu söylendiği zaman) doğru sözlüler iseniz (söyledikleriniz gerçek ise), babalarımızı (diril­tip) getirin bakalım, demekten başka hüccetleri yoktur. De ki: (Müşâ-hade etmekte olduğunuz gibi) Allah diriltir sizi.» Yokluktan varlığa çı­karır. «Nasıl oluyor da Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Halbuki siz Ölüler iken O diriltti. Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecektir.» (Baka-, ra, 28) Sizi ilk defa yaratmaya kadir olan evleviyyetle tekrar yaratmaya da kadirdir. «İlkin yaratıp sonra onu iade eden O’dur.» (Rûm, 27) «Son­ra öldürür, sonra şüphe götürmeyen o kıyamet gününde toplar.» Sizi kıyamet günü toplayacaktır. Bu dünyada yeniden diriltmeyecektir ki doğru sözlüler iseniz babalarımızı getirin bakalım, diyebilesiniz. «Sizi toplanma gününde bir araya getirdiği gün; işte o gün, kimin aldandığı-nın ortaya çıkacağı gündür.» (Teğâbün, 9), «Bu, hangi güne ertelen­mişti? Hüküm gününe bırakılmıştı.» (Mürselât, 12-13); «Biz o günü, ancak belirli bir süreye kadar geciktiririz.» (Hûd, 104). «Sonra hakkın­da hiç bir şüphe bulunmayan o kıyamet gününde toplar. Fakat insan­ların pek çoğu bilmezler.» Bu sebeple Allah’a dönüşü inkâr eder ve ce-sedlerin diriltilip kaldırılışım uzak görürler.’«Doğrusu inkarcılar bunu uzak görüyorlar. Ama Biz onu yakın görmekteyiz.» (Meâric, 6-7). On­lar bunun vukuunu uzak görürler, mü’minler ise bunu kolay ve yakın görürler.[6]

27 — Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Kıyametin kopacağı gün; işte o gün, bâtıla saplananlar hüsranda ka­lırlar.

28 — Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün. Her üm­met kendi kitabına çağrılır. Bugün size yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.

29 — Bu kitabımız sizin aleyhinize hak ile konuşuyor. Şüphesiz Biz, yaptıklarınızı bir bir kaydediyorduk.

Allah Teâlâ, göklerin ve yerin mâliki, dünya ve âhiretin her iki­sinde de yegâne hâkim olduğunu haber verip buyurur ki: «Kıyametin kopacağı gün; işte o gün; bâtıla saplananlar (Allah’ı inkâr eden, Al­lah’ın peygamberlerine indirmiş olduğu apaçık âyetleri ve delilleri in­kâr edenler) hüsranda kalırlar.» İbn Ebu Hatim der ki: Süfyân es-Sevrî Medîne’ye geldi ve el-Meâfirî’nin insanları güldüren bazı şeyler konuş­tuğunu işitti. Ona: Ey ihtiyar, Allah’ın bâtıla kapılanların hüsranda kalacağı gününün bulunduğunu bilmedin mi? dedi. El-Meâfirî bu söz­leri Allah’a kavuştuğu güne kadar asla unutmadı. Bu haberi İbn Ebu Hatim zikretmiştir,

«Her ümmeti (o günün şiddet ve azametinden) diz üstü çökmüş gö­rürsün.» Cehennem getirildiği zaman öyle bir gürülder ki herkes o za­man dizleri üstü çöker. Hattâ İbrâhîm el-Halîl bile: Nefsim, nefsim, nefsim, bugün Senden sadece nefsimi isterim, der. îsâ bile: Bugün Sen­den sâdece nefsimi isterim, beni doğurmuş olan Meryem’i bile istemem, diyecektir. Mücâhid, Kâ’b el-Ahbâr ve Hasan el-Basrî bu âyet~i kerîme­yi: Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün şeklinde açıklamışlardır. İk-rime ise her ümmetin kendi köşesine çekilip seçileceğini, yoksa, dizleri üzere çökmüş olmayacağım söylemektedir ki, bu açıklamalar­dan birincisi daha iyidir. İbn Ebu Hatim der ki : Bize Muhammed İbn Abdullah İbn Yezîd’in… Abdullah İbn Bâbâh’dan rivayetine görs Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur: Sanki ben sizi, cehennemin önünde yüksek yerlerde diz üstü çökmüş olarak görüyorum. İsmail İbn Râfi’ el-Medînî’nin Muhammed İbn Kâ’b’dan, onun da Ebu Hüreyre (r.a.)den merfû’ olarak rivayet etmiş olduğu Sûr hadîsinde şöyle deni­lir:. İnsanlar seçilip ayrılacak ve ümmetler diz çökecek. İşte Allah Te-âlâ’nın: «Her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır.» buyurduğu durum budur. Bu açıklama her iki açık­lamayı da cem’ etmektedir ve aralarında bir zıdlık da yoktur. En doğ­rusunu Allah bilir.

«Her ümmet kendi kitabına çağrılır.» âyetinde, amellerin yazıldı­ğı kitâb kasdedilmektedir. Bu âyet Allah Teâlâ’nm: «Kitâb konuldu, peygamberler ve şâhidler getirildi.» (Zümer, 69) kavli gibidir. Ve bu se­beple şöyle buyurmaktadır: «Bugün size yaptıklarınızın karşılığı verile­cektir. (Hayrı ve şerri ile amellerinizin karşılığını göreceksiniz.)» Nite­kim Allah Teâlâ başka bir âyet-i kerîme’de de şöyle buyurur: «O gün insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir. Özürlerini sayıp dökse de insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.» (Kıyâme, 13-15).

«Bu kitabımız sizin aleyhinize hak ile konuşuyor.» Fazlalık ve nok­sanlık olmaksızın bütün amellerinizi karşınızda hazır ediyor. Allah Te­âlâ başka bir âyet-i kerîme’de de şöyle buyuruyor: «Kitab konulduğun­da, suçluların onda yazılı olandan korktuklarını görürsün. Vah bize, eyvah bize, bu kitab nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmaksı­zın hepsini saymış, derler. Çünkü bütün işlediklerini hazır bulurlar. Ve Rabbın kimseye asla zulmetmez.» (Kehf, 49). «Şüphesiz Biz, yaptıkları­nızı bir bir kaydediyor (hafaza meleklerine amellerinizi aleyhinizde yazmalarını emrediyor) duk.» İbn Abbâs ve bir başkası der ki: Melekler kulların amellerini yazar, sonra onları göğe yükseltir. Ameller dîvânın­da bulunan melekler her Kadir gecesi Levh-i Mahfûz’dan kendilerine gösterilenlerle ellerindeki yazdıklarını Allah’ın ezelde —kullarını ya­ratmazdan önce— yazmış oldukları ile karşılaştırır ve ne bir harf fazla, ne de bir harf noksan olmadığını görürler. Sonra İbn Abbâs: «Şüphesiz Biz, yaptıklarınızı bir bir kaydediyorduk.» âyetini okumuştur.[7]

30 — İmân edip sâlih amel işlemiş olanlara gelince; Rabları onları rahmetine girdirir. Apaçık kurtuluş işte bu­dur.

31 — Küfredenlere gelince: Âyetlerimiz size okunmuş, siz de büyüklük taslayıp mücrim bir kavim olmuştunuz değil mi?

32 — Allah’ın va’di haktır ve kıyamet günü hakkında hiç şüphe yoktur, denildiği zaman; siz demiştiniz ki: Kıya­met nedir bilmiyoruz, ancak bir takım tahminlerde bulunuyoruz. Onun hakkında kesin bir bilgi elde etmiş değiliz.

33 — Onlara, yaptıkları işlerin kötülükleri belli oldu ve alaya aldıkları şeyler kendilerini kuşattı.

34 — Denilir ki: Siz nasıl bugüne kavuşacağınızı unut­tuysanız, Biz de sizi unuttuk. Barınağınız ateştir, yardım­cılarınız da yoktur.

35 — Bunun böyle olmasının sebebi; Allah’ın âyetleri­ni alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olması­dır. İşte o gün, oradan çıkarılmayacaklar ve özürleri de dinlenmeyecektir.

36 — Hamd; göklerin Rabbı, yerin Rabbı ve âlemlerin Rabbı olan Allah’a mahsûstur.

37 — Göklerde de, yerde de büyüklük O’nundur. O’dur Azız, Hakim.

Allah Teâlâ kıyamet günü yaratıkları hakkındaki hükmünü haber verip buyuruyor ki: «(Kalbleri ile) îmân edip (organları ile şeriata uygun, tertemiz ve) sâlih amel işlemiş olanlara gelince; Rabları onları (cennete koyup) rahmetine girdirir.)) Sahîh bir hadîste belirtildiği üzere Allah Teâlâ cennete: Sen, Benim rahmetimsin. Dilediklerime seninle rahmet ederim, buyurmuştur. «Apaçık kurtuluş işte budur. Küfreden­lere gelince: Âyetlerimiz size okunmuş, siz de büyüklük taslayıp mücrim bir kavim olmuştunuz değil mi?» Onlara bir azarlama olarak şöyle deni­lecektir: Size Rahmân’m âyetleri okunmuş ve işittiğiniz zaman onlara tâbi olmaktan büyüklenerek yüz çevirmiş, kalblerinizdeki yalanlamaya ilâve olarak yaptıklarınızla mücrim bir kavim olmuştunuz değil mi?

Mü’minler size: «Allah’ın va’di haktır ve kıyamet günü hakkında hiç şüphe yoktur, denildiği zaman; siz demiştiniz ki: Kıyamet nedir bilmiyoruz, ancak birtakım tahminlerde bulunuyoruz. Onun hakkın­da kesin bir bilgi elde etmiş değiliz.» Allah Teâlâ da buyurur ki: «On­lara yaptıkları işlerin kötülükleri (amellerin karşılığı olan azâb) belli oldu ve alaya aldıkları şeyler (azâb ve cezalandırma) kendilerini kuşat­tı. Denilir ki: Siz nasıl bugüne kavuşacağınızı unuttuysanız; (bu günü doğrulamayıp hazırlık olarak ameller işlemediyseniz) Biz de (size karşı unutmuş kimsenin muamelesi ile muamele edip) sizi (cehennem ate­şinde) unuttuk. Barınağınız ateştir, yardımcılarınız da yoktur.» Sahîh bir hadîste belirtildiğine göre Allah Teâlâ, kıyamet günü kullarından bazısına şöyle hitâb edecektir: Seni çift yaratmadım mı? (sana eş yarat­madım mı?), sana ikramda bulunmadım mı, atları ve develeri senin buyruğuna vermedim mi? Seni, reîs kılıp tebeanın ganimetlerinden dörtte bir alman için izin vermedim mi? Kul: Evet Rabbım, bunları bana bahşettin, diyecek de Rab Teâlâ: Bana mülâki olacağını zanneder miy­din? buyurur, kul da; hayır, der. Allah Teâlâ: Senin Beni unuttuğun gibi bugün de Ben seni unutacağım, buyurur.

«Bunun böyle olmasının sebebi; Allah’ın âyetlerini alaya^ almanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasıdır.» Sizi bu şekilde cezalandırma­mızın sebebi Allah’ın sizin karşınıza diktiği hüccetlerini alaya almanız ve onlarla istihza etmenizdir. Bir de dünya hayatı sizi aldattı, siz sâ­dece onda huzur buldunuz ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz. «İşte o gün, ateşten çıkarılmayacaklar ve özürleri de dinlenmeye-cektir.» Aksine hesapsız ve- özürsüz (özür beyan etmeye ma­hal kalmaksızın) azâb olunacaklardır. Nitekim müzminlerden bir grup da azâbsız ve hesapsız olarak cennete gireceklerdir. Allah Teâlâ mü’minler ve kâfirler hakkındaki hükmünü beyân ettikten sonra şöyle buyurur: «Hamd; göklerin Rabbı, yerin Rabbı (göklerin ve yerin, on­larda olanların mâliki) ve âlemlerin Rabbı olan Allah’a mahsûstur. Gök­lerde de, yerde de büyüklük O’nundur.» Mücâhid âyetteki kibriyâyı sal­tanatla izah eder. Yani Allah Teâlâ Azîm’dir, temcîd olunmaya lâyık olandır. Her şey O’nun katında O’na boyun eğmiş ve Zâtına muhtaçtır. Sahîh bir hadîste belirtildiği üzere Allah Teâlâ şöyle buyurur: Azamet Benim gömleğim, kibriyâ Benim kaftanımdır. Bu ikisinden hangi­sinde kim Benimle çekişirse onu ateşime koyarım. Hadîsi Müslim, A’-meş kanalıyla… Ebu Hüreyre ve Ebu Saîd’den, onlar da Allah Rasûlü (s.a.)nden yukardakine benzer şekilde rivayet etmiştir. «O’dur (gâlib gelinemeyen ve karşı durulamayan) Azîz, (sözlerinde, fiillerinde, ka­nun koymasında ve kaderinde) Hakîm,» Yücedir, Mukaddestir, O’ndan başka ilâh yoktur.

Kuran

Casiye Suresi

İbn Kesir Tefsiri | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.