Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
13°C
Hafif Yağmurlu
Cts 12°C
Paz 16°C
Pts 14°C
Sal 10°C

43 – Zuhruf Suresi | Şifa Tefsiri

Bu sure Mekke’de nazil olmuştur. 35. ayetinde geçen “zuhruf” keli­mesi sûreye isim olmuştur. Zuhruf; Herhangi bir şeyi altın kullanarak tezyin etmek, yani süsle­mek demektir.

43 – Zuhruf Suresi | Şifa Tefsiri

Zuhruf Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

  1. ve 35. ayet-i kerimeler de Allah (cc); “Eğer bütün insanlar kü­fürde birleşmemiş olsalardı, kafirlerin, tavanlarını gümüşten, merdiven veya asansörlerini gümüşten koltuklarını, evlerinin kapılarını altından yapardık” diyor. Fakat yapmadığını ifade ediyor.

Böylece dünya nimetlerinin mü’mıne de kafire de verildiğini, herkese Allah (cc) tarafından takdir edilen şekilde, takdirinin de çalışmaya bağlı olduğuna da işaret ederek, “herkese çalıştığının karşılığı vardır”[1] ayetiyle verildiğini ifade ediyor.[2]

1- Ha, Mim.

2- Apaçık açıklayan kitaba yemin olsunki,

3- Şüphesiz biz onu anlamanız için arapça Kur’an yaptık. Bu sure de harfle başlamıştır. Bu konuda geniş bilgi için Bakara su­resinin baştarafına bakınız

Kur’an arapça indirilmiştir. Ancak suda bilinmelidirki, bütün diller Allah’ın dır. Dillerin ve renklerin farklı olması da Allah’ın ayetlerinden-dir.

Günümüzde bir tartışma başladı, “Kur ‘an arapça dır. Bunu kabul ediyoruz ama, biz Türküz namazımızı, Kur’an’ın Türkçe mealinden oku­yarak kılmalıyız” diyorlar. Ancak bu tartışma Türkiye de yapılmaktadır.

Müslüman olan İngilizler, Almanlar ve diğer Avrupalılar bunu söy­lemiyorlar Onlar kültür seviyeleri yüksek olduğundan şunu biliyorlar. Mesela bir ingiliz; Alman yazar Gote’nin eserlerinin ingilizceye ter-ceme edildiğini ve bunun da bir kaç yazar tarafından yapıldığını, ama bu tercemelerin her birinin diğerinden farklı olduğunu görmektedir.

Peki bu farklılık nasıl olur? Herkesin anlayışı farklıdır da ondan bu farklılık meydana gelir. Bu sebebten onlar bilirler ki; Göte’yi çok iyi an­lamak için almancayi bilmek gerekir. Yoksa tercemesinden aslının su­yunu alırsınız. Bir insan eseri için bu mümkün olamıyarsa, insanları ya­ratan Allah’ın kelamı için bu nasıl mümkün olabilir?

Onun için namazda türkçe meal okumak yerine hiç olmazsa namaz sureleri dediğimiz kısa surelerin arapcalarını manaları ile beraber oku­yup ezberlersek, arapcasmı okurken manasını da düşünmüş oluruz.[3]

4- Şüphesiz o bizim katımızda ana kitapta yüce ve muhkem (bir kitap)dir.

Ümmül- kitap, levh-i mahfuzdur, denilmiştir, o da Allah (c.c.) katındadır.[4]

5- Siz israf eden bir toplum oldunuz diye, o zikri (Kur’an’i) sizden başka bir yanamı atacağız?

Allah (c.c.) neyi nasıl yapacağımızı o kadar güzel anlatıyor ki….

Mekke’li müşrikler her türlü itiraz ile Peygamberimizin karşısına çı­kıyorlar. Efendimizi alaya alıp, Ona hakaret ediyorlar. Ama Rabbim di­yor ki; sizin böyle aşırıya gitmeniz ve müsrif olmanız sebebiyle, biz siz­den Allah’ın kitabını geriye mi iteceğiz, vaz mı geçeceğiz?

Günümüzde de İslama ve Kur’an’a karşı saldırıda bulunan insanlara biz bu ayet -i kerimeyi okuyacağız. Sizin bu aşırılıklarınız ve saldırıları­nız karşısında biz Kur’an-ı Kerim’i size tanıtmaktan vaz mı geçeceğiz?[5]

6- Öncekilere nice Peygamberler gönderdik.

7- Kendilerine gelen her peygamberi alaya alırlardı.

8- Onlardan daha güçlü olanları helak ettik. Öncekilerin meseli

(hikayesi) geçmişti.

Her peygamber alaya alınmış, hafife alınmış ve böylece onların önüne geçilmek istenmiştir. Bunların örnekleri Kur’an-ı Kerim’de çoktur. Peygamberlerimizle dalga geçilmiş, alaya alınmıştır.

Günümüzde imansızlar dini alaya, almaya, dine hakaret etmeye de­vam ediyorlar. Ancak bugünküler geçmiştekilere göre daha güçsüzdür­ler. Mesela Firavun’un yaptırdığı Mısır piramitleri hala cazibesini koru­makta ve insanları hayrete düşürmektedir. Onlar nasıl dine karşı çalış­malarında bunca güçlerine rağmen muvaffak olamadılarsa bu günküler de muvaffak olamıyacaklardır.[6]

9- Onlara : “Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan : “elbette on­ları herşeye gücü yeten, her şeyi bilen (Allah) yarattı” derler.

Yani geçmişte din düşmanlığı yapan insanlar Allah’ı inkâr eden in­sanlar değillerdi. Bu ayet Mekke halkı için de, günümüz için de aynısı­dır.

Din düşmanlığı yapan bir çok insan; “Ben Allah’a iman ederim, Allah’a inanırım” diyor. Allah’ın izniyle bu müslümanları yok etmek için 9. haçlı seferini başlatmak isteyenler kendi aralarından plan ve prog­ramlarını tartışırken; “Allah’ın izniyle bunu başaracağız” diyor.

Tabiki onların Allah inançları kendi kafalarına göre belirlenmiştir. Akıllan ile Allah’a bir sınır çiziyorlar, “şuraya kadar senin hak ve yet­kin vardır. Burdan ilerisine sen karışamazsın, orasını biz idare ederiz” diyerek, Rabbimin sınırım bunlar kendileri belirtiyorlar.

Allah’ın yeri ve göğü yaratmasında itirazları yok. Aslında ona da iti­raz edeceklerde ellerinden birşey gelmiyor.[7]

10- O, size yeryüzünü beşik kıldı, doğru gidesiniz diye orada sizin için yollar kıldı.

Allah (c.c.) yeryüzünü bizim için beşik yapmıştır. Başka bir ayet-i kerimede ise; “Firaş” yani döşek kelimesi kullanılmıştır. Çocukken be­şiklerimizi çok süslü yaparlardı ki, çocuk eğlensin diye. Allah (c.c.) de dünyamızı ağaçlarla, çiçeklerle, sularla süsleyivermiştir. Çocuk kendi beşiğini nasıl kirletiyorsa, doymak bilmeyen insan da malesef kendi beşiğini kirletmektedir.

Allah (c.c.) yeryüzünde bizim için yollar yapmıştır ki, doğruyu bu­labilelim. Her taraf aynı olsaydı herhalde bu dünyada kaybolurduk. Ama Rabbim bu dünyamızı farklı farklı özelliklerde yaratmıştır ki kaybolmıyalım.[8]

11- O, gökyüzünden suyu ölçü ile indirdi. Onunla biz ölü beldeyi diriltiriz. İşte siz de böylece çıkarılacaksınız.

Allah (c.c), yeryüzünün neresine, ne kadar yağmur gerekiyorsa, o kadar indirir.

Bazen fazla yağıyor gibi geliyor insana . Biz onun nelere sebeb ola­cağını ve ne hikmetler getireceğini bilemeyiz.[9]

12- O bütün çiftleri yarattı. Gemiden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler kıldı.

13- Onların sırtlarına binmeniz, sonra onların üzerine yerleşince Rabbinizin nimetini hatırlamanız ve : “Bunları bizlerin emrine hiz­metkar kılan (Allah’ı) teşbih ederim. Biz bunları emrimiz altına al­maya yanaştiramazdik.” demeniz için (binekleri yarattı).

14- “Biz elbette Rabbimize dönüyoruz” (demeniz için binekleri ya­rattı)

Allah (c.c.) herşeyi çift yaratmıştır. Gündüz ile geceyi, erkekle dişiyi yarattığı gibi. Ayrıca her şeyi zıtüyla yaratmıştır. Rabbim gemiler yarattığını ifade ediyor. Gemiyi insan yapar ama o bilgiyi o insana veren Allah (c.c.)dır.

Bineklerinize bindiğinizde bu ayeti dua olarak okuyacağız peygam­berimiz bu duayı, (yani zuhruf suresinin 13. ve 14. ayetlerini her ata ve deveye bindiğinde okumuş.[10] Bizler bu duayı okurken okuduğumuzun şuurunda olacağız. Okumuş olmak için okumayacağız.[11]

15- Allah’ın kullarından bazısını (İsa Allah’ın oğlu demekle, Üzeyr Allah’ın oğlu demekle) Allah’a parça kıldılar. Şüphesiz bu tür insan­lar apaçık nankördürler.

İnsanların bir kısmı, Allah’ın kullarından bir kısmını Allah’tan bir parça kıldılar., Yani Hz. İsa Allah’ın oğludur, melekler Allah’ın kızları, Üzeyir Allah’ın oğludur gibi sözler söyleyerek Allah’ın yarattığını, Allah’tan bir parça kıldılar. İnsan ne kadar apaçık bir nankörlük içeri­sinde inkârın içerisinde oluyor.

Bu apaçık bir inkâr. Apaçık oluşu nedir? Herkes biliyor ki, Hz. İsa efendimiz Meryem validemizden dünyaya gelmiştir. O günün insanları bunu biliyor. Doğumlu ve ölümlü bir anneden dünyaya gelen bir insanda insandır, Yani Allah’tan bir parça değildir. Melekler Allah’tan bir parça değildir O her şeyi yaratandır. Yaratılmış olan hiçbir mahluk onun bir parçası değildir. Ama insanlar göz göre göre apaçık bir inkara giriverdiler.[12]

16- Yoksa yarattıklarından kızları kendi aldı da, oğulları size mi seçti?

17- Onlardan biri Rahman’a nisbet ettiği (kız çocuğu)yla müjdelendiğinde içi gamla dolu olarak yüzü simsiyah kesilir.

Ayet cahiliye dönemi insanlarını anlatıyor. Aynı zamanda çağdaş cahiliyeyi de anlatmaktadır. Çağdaş cahilleri de anlatıyor. “Kız çocuğu­nuz oldu” denildiğinde yüzleri simsiyah kesilir diyor. Rabbim.

Günümüzde de kız çocuğu olduğu için üzülen ve “oğlan çocuğu bekli­yordum” diyen insanları görüyor ve de duyuyoruz. Kız çocuğu doğur­duğu için hanımını döven insanlara rastlıyoruz. Bunların üniversiteli ol­ması bu durumu düzeltmiyor. Bu çağdaş cahilliktir. Meryem validemizin anne ve babası da erkek istiyorlardı. Bu, Kur’an-ı Kerim[13] de belirtiliyor.[14]

18- Süs içinde yetiştirilen, çatışmayı beceremeyeni mi (Allah’a nis­bet ediyorlar?)

Bu ayet, cahiliye dönemi araplarının kız istememelerinin sebebini açıklıyor. Onlara göre; çocuk erkek olacak ve savaşta, adam öldürecek ve ona göre şeref kazanacak.[15]

19- Rahman’m kulları olan melekleri de dişi yaptılar. Yoksa onlar meleklerin yaratılışını mı gördüler? Onların şahitlikleri yazılacak ve onlar sorguya çekilecekler.

20- (Kafirler) dediler ki: ” Eğer Rahman dileseydi, biz onlara ibadet etmezdik. Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar ancak yalan söylüyorlar.

Kafirler; “Eğer putlara biz ibadet ediyorsak, buna Allah’ın onayı var­dır demektir. Eğer onayı olmasaydı biz bunu yapamazdık” diyerek bir mantık yürütüyorlar.

Günümüzde de aynı mantığı yürütenler diyorlar ki, yeryüzü ve gök­yüzü Allah’ın mı” evet, “şu anda hakim olan güç kim?” filan devlet, öy­leyse Allah ondan razı. Allah ondan razı olmamış olsaydı ona bu gücü vermezdi!. Bu bilmemezlikten kaynaklanıyor. İslama göre haklılık güce göre değildir.

Kafirlerin bu mantığını biz doğru olarak kabul edersek, yeryüzünde kötülük diye birşey bulmamız mümkün değildir. Hırsız, fahişe, yankesici de aynı mantıklahareketederse, onların yaptığının yanlış olduğunu söy­lememiz mümkün değildir.[16]

21- Yoksa onlara bundan (Kur’an’dan) önce bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?

Allah(c.c) indirmiş olduğu kitabın dışında bir kitap indirmişte onlar oradan mı söylüyorlar? Böyle bir şey yok. Onlar yalan söylüyorlar. Onların bir tek dayanakları var.[17]

22- Hayır, onlar : “Biz babalarımızı bir ümmet (din) üzere bulduk, biz de onların izleri üzerinde doğru yola ulaştırıldık.” dediler. Biz atalarımızı hangi din üzerine bulmuşsak onların izinden yürür, doğruyu buluruz diyorlar.

Ataların izinden gitmenin en doğru yol olduğunu iddia ediyorlar. Bilimsel ve kitaba dayanan bir delilleri yok..

Bu konuda “Küfür cephesinde yeni bir şey yok” isimli kitabımızda ay­rıntılı bilgiler mevcuttur. Arzu edenler oradan okuyabilir.[18]

23- İşte böyle, senden Önce nice şehirlere uyarıcı gönderdik de oranın şımarık zenginleri : “biz babalarımızı bir ümmet (din) üzere bulduk, biz de onların izlerine uyarız.” dediler.

Allah (c,c. Mekkeli müşrik insanların söylediklerinin yeni olmadığını, daha önce geçen peygamberlerin hitap ettiği insanlar arasıada, dünyevi imkanlarda doygunluğa ermiş kodaman olmuş ve o toplumun kaymağını yiyen, halkı sömüren insanların, peygamberlere karşı geldiğini ve pey­gamberlere karşı gelirken de, aynen bu sözleri söylediklerini bize haber veriyor Rabbim,[19]

24- (Uyarıcı) dediki: “Babalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha doğrusunu getirsem demi?” (Şımarık zenginler) dedilerki: “Biz sizin gönderildiğiniz şeyleri inkar ediyoruz.”

Ya atalarınız bu yoldan giderek cehenneme varmışlarsa!, Ya benim getirdiğim bu yol dünyada izzete, devlete, ahirette de cennete götürüyorsa yine mi atalarınızın yolundan gideceksiniz? Onlar diyorlar ki; “Senin gönderildiğin şeyi biz inkar ediyoruz” Rabbim de diyor ki;[20]

25- Bizde onlardan intikam aldık. Bak o yalanlayanların sonu nasıl oldu.

Ad, semud, Lut kavminin harabelerine bir bakrver ne olmuş sonlan?[21]

26- Hani ibrahim, babasına ve kavmine demişti : “ben sizin tap­tıklarınızdan uzağım”

Burada rabbim bir örnek veriyor;

İbrahim (A.S) diyor ki; beni yaratan ancak beni doğru yola götürür, Yaratmayan bana doğruyu veremez ki!. Benim gibi yaratılan bir insan bana doğruyu öğretemez ki!![22]

27- “Beni yaratan hariç. Çünkü O beni doğru yola eriştirecek.”

O kelimeyi kendisinden sonrakilerde de devam etmesi için baki kıldı, ebediyyen kalıcı kıldı. O hidayeti, hidayetin sembolü olan “kelime-i tayyibesini” kendisinden sonra gelecek nesiller için de kalıcı bir kelime kıldı. Gelecek nesillerde küfürden imana dönsün diye o kelimeyi baki kıldı. O kelime ki; “La ilahe illallah” yer yüzünde söylenen en güzel ke­limedir.

Bu kelime üzerinde bir araya gelelim. Bu kelime ile yaşayalım. Bu kelime ile can verelim.[23]

28- Bunu (kelime-i tevhidi), belki (İslama) dönerler diye, ardından gelenlere kalıcı bir söz kıldı.

29- Fakat ben onları ve atalarını hak ve apaçık elçi gelinceye kadar (dünyadan) faydalandırdım.

30- Onlara hak gelince “bu bir sihirdir, biz onu inkar ediyoruz” dediler.

Yani Allah(c.c) inkarcı diye, inkarcının elinden dünya nimetlerini alıvermiyor.

Peygamberin söylediklerini duyan ve de gören inkarcıların, ahirette mazeretleri yoktur.[24]

31- (Kâfirler) “Bu Kur’an, şu iki şehirden(Mekke ve Taif) birinde olan, büyük bir adama indirilmeli değiliniydi?” dediler.

Mekke’liler, bu Kur’an’ın Mekke’nin veya Taif in eşrafından filana gönderilmeli değirmiydi? diyorlar.

Hiçbir zaman Allah’a akıl vermeye kalkışmayalım. Zaman zaman farkında olmadan bunu bizde yaparız. Allah(c.c.)’m yaptığı ve yarattığı bir konuda; “ben olsaydım böyle yapardım “sözü doğru değildir. Sanki Allah yanlış yapmış da!!! haşa, biz doğrusunu yapıyoruz!!! gibi bir mana çıkmaktadır.

Bir yanlışı da şöyle yapmaktayız. “Peygamberimiz günümüzde ya­şasaydı böyle yapardı!” diyoruz. Bu cümle yanlıştır. Biz bunun yerine şöyle diyelim. “Benim Kur’an’dan ve sünnetten anlayabildiğim kadarıyla bu olayın açıklaması böyledir. Bunu böyle yapmamız gerekir” dememiz lazım. Yanılıyorsak yanlış bize aittir. Yani Allah’a din öğretmeye kal­kışmayalım.[25]

32- Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Onların dünya hayatındaki geçimliklerini biz taksim ettik. Birbirlerine iş gördürsünIer diye, bir kısmını diğerleri üzerine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların topladıklarından daha hayırlıdır.

Peygamberlik bir rahmettir. Rahmetin taksimini de Allah (c.c.) ya­par. Rabbimin rahmetini kimse taksim edemez.

İnsanlar arasında rızkın taksimini de Allah (c.c.) yapar.

Allah (c.c.) bizi bir birimizden farklı kılmıştır. Bunu da birbirimizin işini gördürmek için yaptığını söylüyor Rabbim. Bu konuda atalarımızın da güzel bir sözü vardır; “Her akıl bir olsaydı, koyuna çoban bulun­mazdı.”

Her insanda başkalarında olmayan bir güzel huy vardır. Herkes bunu keşfetmeli ve o konuda başkalarına yardımcı olmalıdır. Birimiz alim, birimiz doktor, birimiz, terzi, birimiz ayakkabıcı, birimiz berber, bi­rimiz bilgisayarcı olacağızki, birbirimize iş gördüreceğiz. Bir insan bü­tün ilimleri ye işleri öğrenip, yapmaya ömrü yetmez.[26]

33- Eğer insanlar (İnkarda) bir ümmet olmayacak olsalardı, Rahmanı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çı­kacakları merdivenler (asansörler) yapardık.

34- Evlerine kapılar, yaslanacakları koltuklan (gümüşten yapar­dık).

35- Ve nice altın süslemeler. Bütün bunlar dünya hayatının geçim­liğidir. Rabbiıı katında ahiret, müttakiler içindir.

Yani kafirlerin kapılarını, pencerelerini gümüşten tezyinatını altın­dan, koltuklarını gümüşten merdivenlerini gümüşten yapardık diyor Rabbim.

Burada şu ifade ediliyor; Ahiret karşısında dünyanın değersizliği vurgulanıyor. Müttakiler için Rabbim katında önemli olan ahirettir.

Bu ayetler, dünya nimetlerinden uzaklasın anlamında değildirler

İmansızlar insanlara sahip oldukları paraya göre değer veriyorlar. Paralarını herşeyin önüne geçiriveriyorlar. Allah (c.c.) bu şekilde dü­şünmemizi istiyor. Yoksa yeryüzü Allah’a aittir, yeryüzünde de Allah’ın halifesi insanlardır ve insanlar içerisinde Allah’ın peygamberlerinin yo­lunu takip edenlerdir.

Yeryüzüne Allah’ın kulları hakim olmalıdır. Onlar insanların da, hay­vanların da, canlıların da cansızların da hakkını verirler.[27]

36- Kim Rahman’ın zikrine karşı kör olursa, ona şeytanı musallat ederiz de, o (şeytan) onun arkadaşı olur.

Işığın olduğu yerden karanlığın kaçtığı gibi, Rahmana imanın olduğu yerden şeytan uzaklaşır. Kişi gönül gözünü Rahmana kapatırsa şeytan onun arkadaşj olur ve onu kötülüklere karşı kışkırtır.[28]

37- Şüphesiz onlar (şeytanlar), onları yoldan alikoyar. Onlar ise doğru yola ulaştırıldıklarım zannederler.

38- Sonunda (mahşerde) bize geldiğinde (arkadaşı olan şeytana); “keşke benimle senin aranda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmişsin” der.

39- Zulmettiğiniz için (Pişmanlığınız) bu gün size asla fayda verme­yecek. Muhakkak siz azapda ortaksınız.

Kim Allah’ın zikrinden yüz çevirirse, şeytan onun üzerine abanır, Onun arkadaşı olur.

Kur’an’ın bir adı da zikirdir. Öyleyse mana şöyle olur. Kim Allah’ın Kur’an’ından yüz çevirirse biz ona şeytanı musallat ederiz, diyor Rabbim.[29]

40- Sen mi sağırlara işittireceksin? yoksa körlere ve apaçık sapıklık içinde olanlara sen mi hidayet vereceksin?

Biz kimin ebediyyen sağır olduğunu bilemeyiz. Öyleyse canı çıkma­yan hiçbir kimseden ümidimizi kesmiyeceğiz. Çünkü kime, ne zaman hi­dayet vereceğini ancak Allah (cc) bilir.[30]

41- Seni götürsek (vefat ettirsek) bile, biz onlardan muhakkak in­tikam alırız.

42- Veya onlara va’dettiğimizi sana gösteririz. Şüphesiz bizim ona gücümüz yeter.

Mesela Mekke’nin fethini Peygamberimize göstermiştir. Bu gün bize bu ayetler ne anlatır?

Biz de o peygamberin izinden gidiyoruz. Bizim de karşımıza Ebu Cehil’in yolundan gidenler dikiliyorlar. Allah’ın kitabına karşı meydan muharebesi veriyorlar. Sevgili peygamberimizin mesajının dünyaya ulaşmasını engellemek için her türlü baskıyı uygulamaya gidiyorlar. Bizde ayetleri öyle anlıyoruz.

Rabbim diyor ki; “Ömrünüz olmaz da ölecek olursanız bilin ki, düş­manlarınızdan intikamım alınacaktır. Ama ömrünüz olursa bunların so­nunu siz de göreceksiniz. Ben buradan şunu söylüyorum. Ömrü olanlar Amerika’nın bir gün paramparça olduğunu göreceklerdir. Yeryüzünde akıttıkları kan onları boğacaktır. Peki biz ne yapalım dersek?[31]

43- Sana vahyolunana sarıl. Muhakkak sen dosdoğru yoldasın.

Sen, sana vahyolunana sımsıkı sarıl, şüphesiz sen dosdoğru yol üzerindesin buyruluyor. Yani yolundan tereddüt etme.[32]

44- Şüphesiz o (Kur’an) sana ve kavmine büyük bir şereftir ve ya­kında sorgulanacaksınız.

Bu Kur’an senin için ve senin kavmin için bir şereftir, bir zikirdir, bir

öğüttür.[33]

45- Senden önce gönderdiğimizi peygamberlere sor, Rabman’dan başka ibadet edilecek ilahlar kilmişmıyız?

Tek ibadet edilecek varlık Allah’tır.[34]

46- Andolsun biz Musa’yı ayetlerimizle firavun’a ve ileri gelenlerine gönderdik. “Şüphesiz ben alemlerin Rab’binin elçisiyim.”dedi.

47- (Musa) onlara ayetlerimizle geldiğinde, birden güiüverdiler.

Allah (c.c.) Sevgili peygamberimize emirler veriyor, yasaklar koyu­yor, ahlaki kurallarla ilgili tavsiyelerde bulunuyor. Yani insanlık ailesini uyarmak için ayetler indiriyor. Peygamberimizin bu çalışmalarına engel olmak isteyen Mekke’li müşriklerin, O’na söyledikleri sözleri de bize naklediyor. Onların yaptıkları zûlum ve işkenceleri de bize bildiriyor.

Bunları bildirmesinin sebebi kıyamete kadar gelecek olan mü’minle-rin de aynı yoldan gideceklerini, bu ayetleri insanlara arzettiklerinde, aklı başında, gerçekten doğruyu arayan, iyi niyetli insanların İslam’a gi­receğini, ama art niyetlilerin Ebu Cehil gibi, Firavun gibi, Nemrud gibi insanların çıkarlarının elden gitmesi için gereken her türlü mücadeleyi vereceklerini bildirir. Sevgili peygamberimize geçmişten örnekler verir.

Firavun’a ve çevresindeki firavun’a yakın olmaktan dolayı, büyük im­kanlar elde eden o kodamanlar topluluğuna, Musa(a.s.)’ın peygamber olarak gönderildiğini ve onlara vardığında, “ben alemlerin Rabbinin el­çisiyim” dediğini ve “Onlara Allah’ın ayetleriyle geldiğinde, onların alaya alarak dalga geçerek Musa(a.s.)’a gülmeye başladıklarını” bildir­mektedir.[35]

48- Bizim onlara gösterdiğimiz her ayet mucize, o(mucize)nun kız kardeşinden (daha önceki mucizeden) daha büyüktü. Belki (Rabbe) dönerler diye onları azapla yakaladık.

49- (Firavun ve adamları) :”Ey sihirbaz Rabb’inin senin yanın­daki ahdi ile Rabb’ine dua et. Muhakkak biz doğru yola ulasisnlanlnr olacağız.” dediler.

Allah (c.c.) Musa (a.s.)’m elinden Fivravun’a ve onun yandaşlarına bir çok mucizeler göstermiştir. Her mucizenin biri diğerinden büyük. Musa(a.s.)’ın asası, Musa (a.s.)’m elinin nur gibi parlaması gibi. Bu mucizeleri gördüğü halde firavun yinede iman etmemiştir.

“Allah (cc) Firavun’a ve onun gibi inanmayanlara mucizeler göster­diği gibi, bu günkü müşriklere de mucizeler gösterse ya!” diyenler olabi­lir.

Aslında günümüz kafirlerine de mucizeler gösteriliyor. Fizik, kimya ve biyoloji de ilmi olarak fevkalade ilerlemeler var. Bu keşifleri yapan insanların yazılarını ve bu konuda yazılmış olan makaleleri okumuş ol­salar, gördükleri, duydukları, kokladıkları, tuttukları herşeyin bir mucize olduğunu görü vereceklerdir. Gözleriyle ellerine baksalar, ellerinin kıv­rımlarına, parmaklarının çizgilerine baksalar ve o konuda da bir makale okumuş olsalar, her şeyin bir mucize olduğunu göreceklerdir.

Rabbimize hamdolsun ki, yaptığımız günahlar sebebiyle bizi dün­yada topyekün cezalandırmıyor.

O zaman Firavun ve avaneleri Musa (as)’a yalvarıyorlar. “Ya Musa! Rabbine dua et de bu beladan biz kurtulalım. Eğer duan kabul edilir ve biz de bu beladen kurtulacak olursak, belki o zaman iman edip hidayete ereriz.” Rabbim diyor ki;[36]

50- Biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakarsın sözlerinden dö­nüverirler .

Onlardan biz azabı kaldırıp gideriverdiğimizde, bir de bakmışsın ki, onlar sözlerinden dönüvermişler.

Kur’an-ı Kerim’de buna benzer bir çok ayet-i kerimeyi Rabbim bize bildiriyor. Sıkıntılı anlarda, bela ve musibetlerin geldiği anlarda Rabbimize yönelen insanların, o bela ve musibetlerden kurtulunca, yine isyanlarına ve inkârlarına döndüğünü haber veriyor Rabbim.[37]

51- Firavun, milletine şöyle ilan etti: “Ey kavmim, şu Mısır mülkü ve altından akan ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?

52- “Yahut ben, neredeyse meramını/derdini anlatmaktan aciz, şu alçak adamdan daha iyi değil miyim?”

Firavun ilan ediyor ve şöyle bağırıyor. “Ey benim milletim! Bu Mısır’ın mülkiyeti ve otoritesi bana ait değil midir? Şu ayağımızın altın­dan akan nehirler nil ve diğerleri bana ait değil midir? Görmüyor musu­nuz? Bunlar bana aittir.

Peki söyelin! Mısır ülkesine sahip olan, bu kadar toprağı, bu kadar nehirleri olan, bu kadar insanlara hakim olan insan mı daha hayırlıdır, yoksa şu hiçbir şeyi olmayan, Beni İsrail’den gelen fakir bir ailenin ço­cuğu olan Musa’mı daha hayırlıdır? Hangimiz yönetime daha layıkız? Hangimiz lider olmaya daha layıkız?[38]

53- “Üzerine altın bilezikler atılmalı veya yanında melekler gelmeli değilmiydi?

Firavun bir mantık yürüterek şöyle diyor; “Mademki Peygamber?, o peygamberin üzerinde altın bilezikler olsaydı ya!”

Yani, madem kendisini Allah’ın gönderdiğini iddia ediyor. Yerin ve göğün sahibi Allah (cc) bu peygamberle beraber kendisine zenginlik verseydi.[39]

54- (Firavun) kavmini küçümsedi, onlarda ona itaat ettiler. Çünkü onlar fasik bir toplum idi.

Firavun kavmini hafife aldı. Onlar da firavuna itaat ettiler. Rabbim, imansız bir yönetimin iç dünyasının fotoğrafını veriyor. Firavun kavmini insan yerine koymadı. O insanlar da firavuna itaat ederek, kula kul ol­dular. Böylelikle kendi aşağılıklarını onaylamış oluyorlar.

Peki niçin böyle yaparlar? Zaten onlar fasık bir kavimdi. Yani Allah’a isyana başlayan bir toplumun şahsiyetinin kalmayacağım, başlarına gelen yöneticilerin her türlü hakareti yapmalarına rağmen buna aldırış etmeyeceklerini bize ifade etmiş oluyor. Bir arap şairi şöyle diyor;

-Kişi alçaîacak olursa alçaklık ona kolay galer. -Tıpkı ölmüş bir hayvana bir iğne batırdığınızda acı duymadığı gibi. İşte bir insanın da şahsiyeti ölmüş olursa, o insana ne yapılırsa ya­pılsın, o insan o hakaretten acı duymaz. Alçaklık kolay gelmeye başlar.[40]

55- Onlar bizi öfkelendirince, biz de onlardan intikam aldık ve hepsini suda boğduk.

56- Onları daha sonra gelenler için bir selefi ve (kötü) örneği kıl­dık.

Ne zaman ki onlar bizi kızdırdı, yani bu yaptıkları kötülükler isyan­lar, peygamberlere karşı yaptıkları zulümler, onlara iman edenlere yap­tıkları zulümler bizi kızdırdı. O zaman biz de onlardan intikamımızı aldık diyor Rabbim. Ve onların hepsini denizin içerisinde boğuverdik.

Rabbim; Onları kendilerinden sonra gelenler için bir selef yani geç­miş kötü bir örnek kıldık diyor.[41]

57- Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak anlatıldığında, bir de bakmişsmki, senin kavmin buna gülüyorlar gürültü çıkarıyorlar.

58- Ve dediler ; “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı yoksa o(İsa) mu?. Bunu yalnız tartışma olsun diye söylediler. Doğrusu onlar kav-jgacı bir toplumdurlar.

59- O (İsa) kendisine nimet (Peygamberlik) verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek kıldığımız bir kuldan başka bir şey değildir.

60- Dileseydik yeryüzünde sizin yerinize geçecek, sizden melekler kılardık.

61- Şüphesiz o (İsa/Kur’an) kıyamet saati için bir ilimdir. O kıya­met hakkında şüphe etmeyin ve bana uyun. İşte dosdoğru yol budur.

Meryem’in oğlu onlara misal olarak verildiğinde senin kavmin ondan yüz çevirmişti. Demişlerdi ki; “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı yoksa omu?

Meryem’in oğlu İsa (as)’dır. Biz Peygamberimize iman ettiğimiz gibi İsa (as)’ya da iman ederiz. Peygamberimizi sevdiğimiz gibi onu da se­veriz. Yalnız Hnstiyanlar Hz İsa’yı fazla sevdiklerini iddia ederek sev­gide aşın gitmişlerdir. İsa (as)’nın Peygamberliğini biraz daha büyüte­rek ilahlaştırmışlardır, yani seveceğiz derken ilahlaştırmışlardır. İsa (as)’m hiç sevmediği, hoşlanmadığı bir şekilde onu sevme tarafına git­mişlerdir.

Hrıstiyanlar, Hz. İsa (as)’ı il ahi aştırırken de O’nun heykellerini kili­selerine dikmişlerdir. Mekke’li müşrikler onu dile getirip diyorlar ki; “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?” Bunu mücadele yap­mak için söylüyorlar.

Rabbim diyor ki; o bizim kullarımızdan bir kuldur. Biz ona nimetler vermişizdir. Başta Peygamberlik nimeti. O, Beni İsrail için bir örnek kı­lınmıştır.

“O kıyamet günü için bir işarettir.” Kıyametin olacağının bir ilmidir, bir alemidir. Bu konu da çekişme yapmayınız, bana uyunuz. Dosdoğru yol da budur diyor.

Bir kısım müfessirlerimiz, Hz İsa (as)’ın yeniden geleceği nokta­sında bu ayette işaret vardır demişlerdir. Başka ayeti kerimelerde de işaretler vardır.[42] İsa (a.s)’ın yeniden geleceği ile ilgili olarak bir çok hadisi şerif de vardır. Bu konuda yazılan bir kitap, bütün hadisleri toplamış, mana iti­bariyle mütevatir derecesine gelmiş hadisi şerifler.[43]

62- Sizi şeytan alıkoymasın. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.

63- İsa apaçık delillerle geldiğinde şöyle dedi : “Muhakkak ben size hikmetle ve ihtilaf ettiklerinizin bir kısmını açıklamak için geldim. Allah’dan sakının ve bana itat edin.”

“Hikmet” bu tür ayeti kerimeler de genelde “Peygamberlik” anla­mında kullanılmıştır.[44]

64- “Şüphesiz Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Artık O’na ibadet ediniz. İşte dosdoğru yol budur. İsa (as); Allah’a kulluk yapınız. Bana kulluk yapmayınız diyor.[45]

65- Partiler aralarında ihtilafa düştüler. Acıklı günün azabından zalimlerin vay haline.

Guruplara ayrılıp, arada ihtilaf çıkarmanın bir zulüm olduğunu ifade ediyor Rabbim.

Peki nasıl ihtilafa düştüler?

1- Hz. İsa’ya gerçekten inanıp, onun Allah’tan gelen bir elçi oldu­ğuna, kendisine verilen İncil’in hak bir kitap olduğuna inananlar. Kur’an bunlara; “Havariyyun” diyor[46]

2- Bir başka gurup ise İsa (as)’nın, Allah’ın oğlu olduğunu iddia ede­rek, sevgide ifrata gitmiş o\an\aı.(Tcvhe/30)

3- İnkara yönelen insanların oluşturduğu gurup.[47]

66- Kıyamet saatinin onlar farkında olmadan ansızın gelivermesini mi bekliyorlar?

67- O gün müttakiler hariç bütün dostlar birbirinin düşmanıdır.

Efendimiz: “Kişi sevdiği ile beraberdir” buyurur.[48] Sevdiğiniz insanları iyi seçiniz. Ahirette beraber olmak istediklerinizle burada dost olunuz. Sonunda düşman olacak olan imansızları dost edinmeyiniz. Sonra “keşke filanı dost edinmeseydim” dersiniz.[49]

68- (Allah, Müttakilere) “Ey kullarım! Bu gün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksinizde.” (der.)

Müttakilerin dostlukları ahirette de devam edecektir. Kafirler için du­rum böyle değildir. Onların dostlukları ahirette düşmanlığa dönüşecek­tir.[50]

69- Ayetlerime iman eden, müslüman olan (kullarım)!

70- Siz ve eşleriniz neşe içinde cennete giriniz.

Cennette müttakiler dostluklarını devam ettireceklerdir.[51]

71- Altından tepsiler ve kadehlerle onların etrafında dolanılır. Orada canların çektiği, gözlerin hoşlandığı her şey vardır.

Müttekiler cennette dostları ile bir araya geldiklerinde gözlerin gör­mediği, kulakların duymadığı, insan hayaline gelmeyen nimetler, o müt­takiler etrafında dolaştırılacaktır.[52]

72- İşte bu cennet, yaptıklarınızın karşılığı olarak size miras veri­lendir.

73- Sizin için orada çok meyve vardır ve siz onlardan yiyeceksiniz.

Dünyadaki malınızın varisi, ahirette siz olacaksınız. Sevgili Peygamberimiz de bir hadisinde şöyle buyurur; “Dünya ahiretin tarlasıdır.”[53]

74- Suçlular cehennem azabında ebedi kalıcıdırlar.

75- Onların azabına ara verilmez ve onlar orada (kurtulma) ümit­lerini kesmişlerdir.

76- Onlara biz zulmetmedik. Onlar kendileri zalimdi.

77- (Cehennemdekiler): “Ey Malik, Rabbin işimizi bitirsin (bizi öl­dürsün)” diye bağırırlar. (Malik de): “Siz ebediyyen cehennemde ka­lacaksınız” der.

78- Andolsun ki, size hakkı getirdik. Ancak sizin bir çoğunuz hak-dan hoşlanmadı.

79- Yoksa onlar işi (din düşmanlığında gizli planlarını) sağlama mı almışlar? Biz de işi sıkı tutmaktayız.

Rabbim bu ayetlerde de kafirleri bize tanıtmaktadır.[54]

80- Yoksa onların sırlarını ve fısıltılarını duymadığımızı mı sanı­yorlar? Hayır!, elçilerimiz onların yanında (yaptıklarını) yazıyorlar. Yani Kiramen katibin melekleri herşeyimizi kayda geçmektedirler.

81- Deki: “Eğer Rahman’ın bir çocuğu olsaydı, ona ilk tapan ben olurdum.”

Rabbim bu ayette Peygamberimize şöyle dedirtiyor; “İçinizde en fazla Allah’tan sakınanınız ben olduğuma göre, Allah’ın bir oğlu olsaydı ona ilk önce ben ibadet ederdim.” diyor.[55]

82- Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların tariflerinden yü­cedir.

83- Bırak onları!, kendilerine va’dolunan güne kadar dalsınlar, oynasınlar.

Onlara tebliğini bırak anlamında değil, İşi tartışmaya döktüler mi o zaman onları bırak.[56]

84- Gökte ilah O’dur, yerde de ilah O’dur. O Hakîm’dir, Alîm’dir.

85- Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü O’na ait olan ne yücedir. Kıyamet saatinin bilgisi, O’nun katındadır. Siz O’na döndü­rüleceksiniz.

86- O’ndan (Allah’dan) başka dua ettikleri, onlara şefaat edemez­ler. Ancak bilerek hakka şahitlik yapanlar hariç. (Onlar Allah’ın iz­niyle şefaat ederler.)

Rabbimizin şefaate iki türlü izni vardır;

Necm suresi 26, Enbiya suresi 28, Bakara suresi 255 numaralı ayetlerden de anlıyoruzki; ahirette mü’minlerin günahkârlarına şefaat vardır. Ancak bu şefaat iznini Allah verir. Allah’ın bu şefaat izni:

1- Şefaat edecek olan peygamberler, şehidler, sıddıklar ve salihleredir.

2- Şefaat edilecek olan mü’minleredir.

Avrupaya yerleşen dört milyon Türk, bazı Alman, Fransız veya Hollandalıya “şehadet” kelimesini söyletiyor, arkasından “sen müslü-man oldun” diyor. Bir Çinli bize bazı kelimeleri söylettikden sonra “Sen Budist oldun” dese biz budist olurmuyuz? elbette olmayız. Bu ayette bize Hakka şahitlik yaparken bilerek yapmamız Öğretiliyor.[57]

87- Andolsun!, onlara kendilerini kimin yarattığını sorarsan; “el­bette Allah” derler. Öyleyse nasıl döndürülüyorsununz?

88- Onun (Peygamberin) : “Rabbim, bunlar iman etmeyen bir toplumdur” demesiyle,

89- (Allah): “Onlardan geç, “Selam” de. Onlar yakında bilecekler.

Biz tebliğimize devam edeceğiz, doğrulan anlatacağız. Furkan su­resi 63 ncü ayetinde mü’rnin kullar tanıtılırken: “Yeryüzünde tevazu ile, yürürler, cahiller onlara (edepsizce) konuştuklarında “selam” derler” buyurur. Biz yangın yerinden yavrularımızı kurtarmak için yürürken, et­rafımızdan sataşanlarla kavga edip, yavrularımızı yakmayacağız inşaallah.

Kuran

Zuhruf Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.