Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C
Cum 20°C

35 – Fatır Suresi | Şifa Tefsiri

Mekke’de nazil olmuştur. Kırkbeş ayettir. “Fatır” suresinin diğer ismi, “Melaike” süresidir. Mekke’nin ilk dö­nemlerinde nazil olmuştur. Göklerin ve yerin yaratıcısının Allah olduğu vurgulanarak başlanır.

35 – Fatır Suresi | Şifa Tefsiri

Fatır Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Aklımızı, kalbimizi, kalıbımızı, kanımızı, ayağımızı bastığımız yer­yüzünü, yeryüzünden çıkan rengarenk yiyecek, içecek ve giyecekleri yaratan Allah (c.c)’dür.

İşte bütün bunlara dikkatimizi çeken sure-i celile’de; bu gökleri ve yeri yaratan Allah’a ibadet ve itaat etmemiz istenmektedir.

Kafirleri ölüye benzetir, yollarını sistemlerini karanlıklara benzetir. İslami da ışığa aydınlığa benzetir.

Bizim o Kur’an’ın aydınlığında güzel sözlerle güzel amellerle hare­ket etmemizi ister. Güzel sözü amele, eyleme dönüştürdüğümüz gibi, güzel amellerimizi ve eylemlerimizi de güzel sözlerle sevdirelim, yaygınlaşmasım sağlayalım.

Allah (c.c.) “Elhamdiilillahi fatınssemavati vel ard” diye sureye başlıyor. “Elhamdülillah’ın” manasını biliyoruz. Günde tam kırk defa okuyoruz bunu. Çünkü O’ndan başka övgüye layık olan yoktur. Allah (c.c.) de övgüye layık olduğunu bize şöylece belirtiyor. “Allah yedi kat semayı ve arzı yaratandır.”

Gazetelerde yazdı, yeni bir yıldız keşfedilmiş, ışığı bize ancak 500 yıl sonra gelebiliyormuş. Ama Allah (c.c.) Mülk suresi’nde; “Biz dünya semasını yıldızlarla donattık” buyuruyor. Yani her yıldız dünya sema-sındadır.

Öyleyse biz semanın genişliği ve büyüklüğü konusunda yeterli ra­kamları bilemiyoruz. İfade etmekten aciziz.

Allah’tan başkasına hamd edilmez, Hamd sadece Allah’a aittir. Türçede “hamd” övgü manasındadir. ama bunu tam olarak karşılaya­mamaktadır. Mesela müslümanlar övgüye layıktır, niye? Çünkü Allah’a günde kırk defa hamd etmektedir, ama Müslümana hamd edemeyiz. Hele hele din düşmanlarını kesinlikle Övemeyiz. Onları insanların hu­zurunda anlatmaktan bile kaçınmaya gayret edeceğiz.[1]

1- Gökleri ve yeri yaratan, Melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a hamdolsun. Yarattığı şeylerde dilediği kadar ar­tırır. Şüphesiz Allah herşeye kadirdir.

2- Allah’ın insanlar için açtığı rahmeti tutacak yoktur, O’nun tut­tuğunu, O’ndan sonra salıverecek yoktur. O herşeye gücü yeten, hükmünde hikmet sahibi olandır.

Yani dilerse meleklerin kanatlarını daha fazlalaştırabilir. Sayıları bizce belli değildir zaten, onun için böyle bir münakaşaya da girmeyiz. Nitekim Allah (c.c.) da; ikişer, üçer, dörder, kanatlı veya daha fazladır buyuruyor. Ama kesin olarak kanatlıdırlar. Nasıl kanatlıdırlar? Meleklerin cismi üzerinde pek bilgimiz olmadığı için kanatlarının nasıl olduğu hususunda da kesin bir bilgimiz yok. Fakat Allah (c.c.) bunları bize tanıtmak isterken bildiklerimizden hareket ediyor. Nitekim Cenneti ve Cehennemi tanıtırken de, bildiklerimizden hareket ediyor Ama gerek bu melekler, gerekse Cennet ve Cehennem bize, dünyada verilenlere sadece benziyorlar, yani aynısı değiller.

Bundan dolayı kanatlan olduğunu biliyoruz, ama kanatlarının nasıl olduğunu bilemiyoruz. Onlar elçidirler; mesela Cebrail (a.s.) peygam­berlere vahiy getirmiştir, bir kısım melekler vardırki, bizim korunma­mızla görevlidir, bir kısım melekler vardırki, bizim amellerimizin yapıl­masıyla görevlidir. Yani hepsinin Rabbim katında belirlenmiş görevleri vardır ve bu görevlerini harfiyyen yerine getirirler.

Amellerimizi kaydederler ama nasıl kaydettiklerini tekrar edelimki bilemiyoruz, ama kaydettikleri de bir gerçektir. Allah (c.c.) nasılki incir çekirdeğinin içine kocaman bir ağaç ve meyvelerini yerleştirmişse, işte

bu da öyledir.

Yani bazı şeyleri kavramak, anlatmak zordur. Mesela bir insanı, bir damla suyun beş milyonda birinden yaratan Allah(cc), meleklerin kay­detme gücünü de yaratmaya kadirdir.

İnsan Allah’ın verdiği akılla, demir ve maden yığını diyebileceğimiz füzeleri havada uçurup, yıldızlara ulaşmaya çalışıyor. Ama Allah’ın in­dirdiği bir vahiyle Hz. Muhammed yıldızların Ötesine yükseliyor.

“Allah insanlar için bir rahmet kapısı açarsa, onu kapatacak kimse yoktur. Eğer Allah o kapıyı kapatırsa onu da açacak yoktur.” Bir başka ayette de; “Allah sana bir zarar verecek olursa onu kimse engelleye­mez, Allah sana zarar vermeyecek olursa da sana kimse zarar vere­mez” buyuruluyor.[2]

Peygamberimiz Aleyhissalatu vesselamda bir hadislerinde; “iyi bilki tüm insanlar sana fayda vermek için toplamalar, Allah da faydayı sana yazmamışsa o faydayı göremezsin; bütün insanlar sana zarar vermek için toplansalar, Allah da sana zararı yazmamış ise kimse zarar veremez.” buyuruyor.[3]

Allah (c.c.) kapılan açarsa kapatacak yoktur, kapatırsa da o kapılan açacak olan yoktur; Bunu hayatınızın her sahasına tatbik edebilirseniz etmelisiniz.

“O Allah herşeye gücü yetendir, güçlüdür kuvvetlidir, hakimdir,” “Ey insanlar!! Allah’ın nimetlerini hatırlayın.” Mesela içinizden fakir birisi; “hocam Allah’ın bana verdiği bir nimeti yok demesin. Her nefes alışınız bir nimettir. Ağzınıza su alıyorsunuz da bunu tatlı bir şekilde içebiliyorsunuz, bu büyük bir nimettir. Bütün dünyanın yiyeceklerini alma gücünüz olsaydı ama ağzınızın tadı olmasaydı ne yapacaktınız?

Mesela akıl nimeti: Akıl nimetini ancak deli insanları gördüğümüzde anlayabiliyoruz. İşte bu bir nimettir. Rabbim nimetlerin hatırlanmasını emrediyor. Her yazı yazışta, her yemek yiyişte, her konumda elinizi ve elinizin kabiliyetini göreceksiniz. Her elinizi gördüğünüzde de, Rabbimize şükretmek için elle ne yapılması gerekiyorsa onu yapacak­sınız.

Dil ile “çok şükür ya Rabbi” diyeceksiniz veya İslam’ı anlatacaksı­nız. Peygamberimizde; “Eğer bir kötülük görürseniz elinizle değiştirin, gücünüz yetmezse, dilinizle değiştirin, dilinizle gücünüz yetmiyorsa kalbinizle değiştirin.” buyurmaktadır.[4]

Dikkat edilmelidir! burada kalbimizle yapacağımız yalnız buğz degü değiştirmektir. Bu da nasıl olur, mesela; o kötülüğü nasıl değiştırebılı-rim, nasıl engel olabilirim diye düşünmekle olur.[5]

3- Ey insanlar Allah’ın üzerinize olan nimetini hatırlayın. Allah’dan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı varmı? Ondan başka ilah (yaratan yaşatan ve yöneten) yoktur. Nasıl oluyorda (küfre) çevriliyorsunuz.

“Allah’tan başka yaratıcı var mı? “Yani bu gördüğünüz tüm nimetleri yaratan Rabbi’nizi hatırlayın, ondan başka yaratıcı varmı? Yok! “O Allah sizi gökyüzünden de rızıklandırır, yeryüzünden de ” Yerden rızıklamyoruz da gökten nasıl nzıklanıyoruz acaba?Birincisi; Allah (c.c.) bize hayat kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i kast etmiş olabilir. İkincisi;Yağmurların inmesini kastetmiş olabilir veya daha bizim bilemeyeceğimiz, bilemediğimiz nimetleri kastetmiş olabilir.

O Allah’ın dışında yaratıcı ve rızık verici yok, öyleyse Allah’tan başka yaratan, yaşatan, yöneten yoktur. Allah’ın verdiği rızkı elimiz ile topluyor, dil ve diş ile öğütüyor, mide ile kan haline getiriyoruz, can alı­yoruz, onun rızkı ile görüyoruz, duyuyor, yaşıyoruz ama buna rağmen; “Niye, nasıl oluyor da geri (çevriliyorsunuz) gidiyorsunuz?”buyuruyor. Yani niye Allah’tan başka ilahlara tapıyorsunuz? Niye onun kanunla­rına sırt çeviriyorsunuz? Allah’ı ilah ve yaratıcı kabul etmek demek, dil ile “La İlahe İllallah’ı” söylemek değil, aynı zamanda bunula birlikte; Allah’ın koyduğu kanunların dışında, insanoğlunun kendi uydurduğu kanunlarına uymamak, itaat etmemektir.[6]

4- Eğer seni yalanlıyorlarsa (üzülme), senden önceki peygamber­ler de yalanlanmiştı. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.

Allah (c.c.) bundan sonra peygamberimize ve onun şahsında bizlere yöneliyor: “Eğer seni yalanlarlarsa, senden önce de nice peygamberleri de yalanlamışlardı.” Yani sen, bu yalanlanma konusunda ilk değilsin. Musa’ya da İbrahim’e de, İshak’a da Nuh’a ve diğer peygamberlere de iftira ettiler.

“Buna rağmen ümitsizliğe düşme unutma ki neticede bütün işler Allah’a dönecektir.” Sana isyan edenlerde seni yalanlayanlarda Allah’ın huzuruna birgün gelecekler, sen de geleceksin!

  1. Asırda Peygamberimize yapılan iftiralar, yalanlar aynen bizede yapılıyor ve yapılacaktır. Bunların bir kısmı doğrudan hakaret ve yalan­lamada bulunur ve Kur’an’ın Allah’ın kitabı, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in de peygamber olmadığını söyleyeceklerdir.

Bir kısmı da dolaylı yoldan saldıracaklardır ve diyeceklerdir ki evet Kur’an Allah’ın kitabıdır ve Peygambere inmiştir ama zamanla ilgilidir, sırf o zaman için ve Araplar için inmiştir, bunlar da dolaylı kafirliktir.[7]

5- Ey insanlar, şüphesiz Allah’ın va’di hakdir. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Aldatıcı (şeytan) sizi Allah’la aldatmasın

“Dünya hayatının insanı aldatması” şöyle olabilir: İnsanlar öylesine imkanlar içinde oluyorki, bunları kaybetmek istemiyor. Bu gün insanlarımızm yanlış bir düşüncesi vardır; sanki İslam gelince onlar]n bir kısım imkanları ellerinden alınacaktır. Doğru, küfür ve haram şeyler elinden alınacaktır ama İslam’ın gelmesiyle bu insan o kadar mutlu olacaktirki, eski günlerini hiç aramayacaktır bile.

Dünyanın inşam aldatmasının bir başka şekli de şudur; Dünyada durumu iyi olanın, ahirette de durumu iyi olacaktır, şeklinde bir kanaat vardır. Rabbim buna da cevap veriyor. “Bu dünya hayatı sizi aldatma­sın. Aldatıcılar sizi Allah hakında da aldatmasın. “Bu nasıl olur?”

Hani genelde Müslüman toplumlarda olur, denir ki; Allah Gafur’dur, Rahim’dir, affedicidir, gazabı çok değildir, rahmeti daha çoktur. Buna hepimiz iman ediyoruz.

Şimdi tüm pislikleri işlemiş, İslama hiçbir faydası olmamış bir adama, ahiret veya azabını anlatınca, hatırlatınca!!, “Allah affedicidir hocam! diyorlar. İşte bu ayeti kerimede anlatılan budur. “Allah (c.c.) tövbe edenleri ve kendilerine yönelenleri affedecektir,” yoksa herşeyi Allah’a havale etmek ve hiçbir faaliyette bulunmamak gibi birşey yok­tur, kabul edilmeyecektir.[8]

6- Çünkü şeytan size düşmandır, si/de onu düşman edinin. Şeytan kendi taraftarların, ancak ateş ehlinden olmaları için çağırır.

“Bu vesveseleri veren genelde şeytandır ve o şeytan da sızın amansız bir düşmanınızdır.” Çünkü hazreti Adem’e secde etmemesin­den dolayı, Cennetten kovulan şeytan, intikamını onun çocuklarından almak için Hz. Adem’den bugüne kadar çalışıyor.

“Siz de onu düşman kabul edin! Cehennemlik olsunlar diye o kendi taraftarlarını davet edip durur “Sakın onların yanında olmayınız” buyuruyor Allah (c.c).[9]

7- Kafirler için şiddetli azap vardır. İman edip salih ameller işle­yenlere gelince onlar için mağfiret ve büyük mükafat vardır.

Ameli salih demek sadece oruç tutmak namaz kılmaktan ibaret değildir. Evet bunlarda amel-i salihtir ancak yeterli değildir; Amel-i sa­lih herşeyimizin İslam’a uygun olması demektir.

Her amelimiz ve niyetimiz İslam için olsun. Mesela; Bir adam ev yaptı ve kendisi için bir pencere açtı sordular; “bu pencereyi niye aç­tın?” adam; “ışık gelsin diye açtım”dedi. Eğer o adam, “pencereyi ezan sesini duymak için açtım” deseydi hem ışık gelirdi, hem ezanı duyardı, böylece de sevap kazanırdı.

Yani amel-i salih çok geniştir. Her yere ulaştırabiliriz.[10]

8- Kötü işi, kendisine süslenen, sonra onu güzel gören kimse mi (işi güzel olan kişi gibi olacak)?. Şüphesiz Allah dilediğini sapıtır, di­lediğine hidayet verir. Nefsin onlar üzerine hasretle gitmesin (üzülmesin), şüphesiz Allah onların yaptıklarını bilir. Ameli kendisine süslenip güzel gösterilenlerden bahsediyor Allah (c.c). Hani kafirler vardır, biz de hayret ederek kendi kendimize deriz ki; yahu bu kadar hak açık ve ortadayken, bu adamlar hala niye direti­yorlar, niye direniyorlar?

Allah (c.c.) cevabını veriyor: “Onların yaptığı o kötü ameller kendi­lerine süslü gösterilmiştir! Yani kafirler yaptıkları işin güzel olduğuna inanırlar. Şimdi bu adamlar yaptıkları işlerin iyi olduğu, aşılandığı, öyle öğretildiği için, o işler onlara güzel gösterilmektedir, güzel görünmek­tedir. Mesela; sigara içmek zararlıdır ama, tiryakilerin vücudu artık ona alıştığı için o sigarayı güzel görürler, ondan ayrılamazlar, hatta savu­nurlarda.

Peki bunları bu haldemi bırakacağız? Bunları bu halde bırakmak in­sanlık değildir. Onları bir anda bu bataktan çıkarmak da zordur. Evvela o adamı çevresinden ayıracaksınız. Böylece o size alışacaktır ve İnşallah giderek Müslüman da olacaktır.

Ama öldürmek netice verici yol değildir. “Allah dilediğini delalette kılar, dilediğini hidayette kılar.” bunun manası çok derindir. Kur’an’da da çok geçer. Ama bunu okuyunca zannetmeyinki, kafir küfründen do­layı, mü’min de imanından dolayı hesaba çekilmeyecek.

Yani Allah böyle yapmış insanların ne günahı var diyebilirler. Bunu daha önce açıklamıştık. Allah (c.c.) kanun koymuştur, bunlardan birisi de tabiat kanunudur. Allah bize sıhhat vermiştir ve bir kanun koymuş­tur; kış gününde hasta olmamak için; yemeğimize dikkat etmek, ayrıca sıkı giyinmek gerekiyor. Bu bir tabiat kanunudur. Bu kanuna riayet eden insan hastalanmaz, ama bir insan buna uymak istemezse ve kış gününde yazlık elbiseyle dolaşmaya kalkarsa sabahleyin rahatsız olur. Şimdi diyoruz ki hastalığı verende Allah, sıhhati verende. Hidayeti verende o, sapıklığı, dalaleti veren de O’dur. Sana iman verdim, sen şöyle geç, sen Yahudisin sen böyle geç, sende Hristiyansın sen de şöyle geç öyle demeyecektir.

Allah (c.c.) Rabbim bizlere akıl vermiş, bu akla göre hareket eder­sen mü’min olursun, bu aklın kabulünü emrettiği vahyin dışına çıkarsan kafir olursun. Çıplak gezersen hasta olursun, giyinik gezersen hasta olmazsın. Bu tabiat kanununa riayet edersek hasta olmayız, eğer ri­ayet etmezsek hasta oluruz. Şimdi burada tabiat kanununu da Rabbim koyduğu için hastalığı da sıhhati de veren O’dur.

İşte imanda öyledir, aklımızı ve kulaklarımızı gözlerimizi vahye ka­patırsak, Kur’an’ı görmezsek, tabiki sapıtırız ve kafir oluruz ki, işte buda Rabbimin kanunudur ve buna göre Rabbim bizi kafir yapmaktadır. “Öyleyse ruhun onlar hakkında bir takım üzüntülere dalarak yıpran­masın. Allah onların ne yaptıklarını biliyor.” Yani şu şöyle oluverseydi, bu böyle oluverseydi, şu Müslüman oluverseydi diye dert edinme. Bir başka ayette de; “Sen neredeyse kendini helak edecektin” buyuruyor Rabbim.

Yani kafirler için gece gündüz üzülmeyeceğiz, onların imana gelmesi için çalışıp gerisini Rabbime bırakacağız. Ama bizler üzerimize düşeni yapmıyoruz henüz. Peki nasıl yapalım? Hani ilk başlayan sûrelerde geceleri Allah kelamından okuyup, gündüz bunu nasıl uygulayayım diye plan kurmamız gerektiği bildiriliyordu. İlk nazil olan ayetlerde surelerde bu vardı. (Bakınız Müzzemmit sûresi)

Biz de düşünüyoruz geceleri, ama neyi? filan senedin, çekin kanşı-lığı çıkacakmı, batacakmı? Bunları düşünüyoruz. Bunları düşünmeyelim demiyoruz. Ama birinci derecede dinimizi düşünelim, ikinci derecede işimizi düşünelim.[11]

9- Rüzgarları gönderip bulutu kaldıran Allah’dır. Onu ölü bir beldeye sevkederiz de onunla öldükten sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte (ahiretteki) dirilişde böyledir. “Rüzgarları gönderen Allah’tır.” Hayır rüzgar öyle hareket etmez, tabiat kanununa göre şöyle, şöyle olursa hareket eder, diyebilirler Doğru bu bir kanundur, ama bu kanunuda koyan Rabbirndir.

“O rüzgarlar da böyle bulutlan önüne alıp gidiyor. Biz onunla ölü arazileri, ölü toprakları suluyoruz.(öldükten sonra o toprağı da diriltiyoruz.”

Hani kış mevsiminde her taraf ölü gibidir. Ama bahar ayında bir rüzgar eser ve bu rüzgarla birlikte gelen bulutlarla birlikte yağmur dü­şer ve çiçekler, ağaçlar yeşerir, açarsa; işte ahirette de diriliş aynen öyle olacaktır. Bu dünyada görüp duruyoruz. İşte; “Ölülerin dirilmesi de böyle olacaktır.”[12]

10- Kim izzet istiyorsa, (bilsinki) izzetin hepsi Allah’a aittir. Ona güzel kelimeler yükselir, onuda salih amel yükseltir. Kötülükleri planlayanlara gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır. Onların planı mahvolur.

Herkes, yücelik sahibi, izzet sahibi olmak ister Allah (c.c) buyuru­yor ki; “Kim izzet istiyorsa İzzetin tamamı Allah’a aittir.” Şeref, büyüklük, mülk ve otorite Allah’a aittir. İnsanlar da mülk ve otoriteyi şan ve şerefi isterler ama Allah(cc) Azizdir. Yani herşeye gücü yeten şan ve şerefi veren odur.

Öyle ise insanlar da izzeti, şan ve şerefi istiyorlarsa; Allah’ın kitabina sarılmalıdırlar. “İzzet, Allah’a Rasülü’ne vede mü’minlere aittir.” Aziz olan Allah’ın kitabına sarılanlar da izzet sahibi olurlar. Allah Rasülü Aleyhisselatü Vesselam buyuruyorki; “Rızkım Mızrağımın göl-sesi altındadır. Zillet meskenet ve aşağılık da benim sünnetime muhalefet­tir!”[13]

Bizlerde millet olarak, Allah Rasülü’nün sünnetine muhalefet ettik, kitabına isyan ettik ve aziz iken, zelil duruma düştük. Ne yazık ki, bu günlerde bütün dünyada Müslümanların durumu bu olduğu için, bizlere acıyan, ağlayan yoktur. Ama Allah (c.c.) vardır ve O bize yeter.

Allah’ın kitabına sımsıkı sarılırsak yine eski izzetli günlerimize ka­vuşacağız.

Artık kominizim, kapitalizm kavgası değil, bundan sonra İslam nimetiyle şereflenmenin zamanı gelmiştir ve müslümanlar kafirlerin oyuncağı olmayacaktır inşaallah. Adamlar Malta’da biraraya gelip bunları görüşmektedirler.

Allah’ın aziz kitabına sarılmaya başlayınca, düşmanda sizi dikkate almaya, hesaba katmaya başlıyor demektir.

Allah (c.c.) bize yönelerek buyuruyor ki; “Güzel kelimeler Allah’ın katma yükselir.” Bazı tefsirlerde bu güzel kelimelerin “Lailahe illallah” olduğu ve bu doğrultuda söylenen sözlerin Allah katına, yükseleceği bildiriliyor, ancak; “O güzel sözler, Amel-i salih ile Allah’ın katma yük­selir.”

Yani “annem ve babamı çok severim” diyen birisinin, anası evde açlıktan ölüyorsa, kendiside ilgilenmiyorsa, buna sevmek denemez. Halbuki bunları söylemeden, ana babasını gül gibi yaşatsa, bunları söylemeye gerek yoktur. Bu aynı zamanda anne ve babayı sevdiğine işarettir.

Bunun gibi, “Allah yolunda cihat; şöyledir, böyledir” demek yeterli değildir. “Hadi öyleyse buyur cihada” dendiği zaman mazeret söyleme­mek gerekir.

Doktor! doktor! demekle hastalık iyileşmez, ancak doktorun yanına gidip muayene olmak gereklidir. Yani sözler mutlak suretle bu dünyada fiiliyata geçmelidir. Sözün fiile dönüşmesi şarttır.

Süfyan-ı Sevri (r.a.) diyorki;

-“Söz kabul edilmez,amel olmayınca, amel kabul edilmez ihlas ol­mayınca.” Yani halisane ibadet etmelidir, amel etmelidir, dünya menfa­ati için amel edilmemelidir.

-“İhlas da kabul edilmez sünnete uygun olmayınca” mesela göste­rişsiz ve halisane namazı kıldınız ama dediniz ki; “nasılsa vaktim bol, ben dört rekatlık farz namazı 114 rekat kılacağım!” Böyle olmaz. Sünnete uygun olmalıdır.

Güzel amelde güzel sözle değer kazanır. Bir takım insanlarda vardırki, onlarda hep kötülük tuzakları kurarlar, kötülük konusunda hileler düşünürler, onlar hakkında azab vardır.

Onlar Müslümanlar hakkında ne kadar tuzak kurarlarsa kursunlar, plan hazırlarlarsa hazırlasınlar bir gün gelir o tuzakları bozulur, boşa gider.” Günümüzde Müslümanların aleyhinde dünyanın neresinde tu­zak kurarlarsa kursunlar, biz tuzak peşinde koşmayalım, eğer Peygamberimiz; “bu kafir bu tuzağı kuruyor onu bozayım, şu kafir de şu tuzağı kuruyor, onu bozayım” diye tuzaktan tazağa koşsaydı, tebliğini sunmaya vakit bulamazdı.

Bu günde Müslümanlar kafirlere cevap yetiştirmek İçin yarışmak­tadırlar. Halbuki Efendimiz bir sûre veya ayet arzediyor, kafirler de; kamuoyu dedikleri odaklarda onu tartışıyor ve onları nasıl yok ederiz diye düşünüyorlardı.

Günümüz Müslümanları da böyle kendi tebliğlerini sunmalıdırlar. Müslümanlar tepki insanı değil, etki insanı olmalıdırlar.[14]

11- Hemde Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yarattı. Sonra sizi çiftler halinde kıldı. Hiçbir dişi onun bilgisi olmadan hamilede kalamaz doğuramazda. Yaşayan birine ömür verilmesi de ömründen eksiltilmesi de bir kitapdadır (Levhi mahfuzdadır). Şüphesiz bu, Allah’a çok kolaydır.

Allah(c.c) bazı ayeti kerimelerde; ecelin uzamayacağını ve kısalmayacağmı ifade eder. Birde televizyonda, radyoda, gazetelerde duyu-yoruzki; “bazı çalışmalar neticesinde 30-40 yıl önce lyaş ile 7yaş arası çocuklarda şu kadar ölüm olayı vuku bulurken, artık bu Ölüm olayları şu oranda azalmıştır.” Bu söz yanlış değildir. Doğrudur. Ayrıca küfrü de gerektirmez. Çünkü Rabbim her hastalığın şifasını, ilacını indirmiş­tir.

Allah (c.c) şu şu şartlarla riayet edilirse filan senede teknoloji şu seviyeye gelecektir ve. çocukların ömrü uzayacaktır demektedir. Yani çocukların ömrü 6 sene yazılıp da sonra uzatılmış değildir, demekki ön­ceden 60 sene olarak yazılmıştır.[15]

12- İki deniz birbirine denk olmaz. Bu tatlıdır, harareti keser ve içimi hoştur. Şu ise tuzludur, acıdır. Hepsinden taze et yersiniz ve gi­yeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız. Allah’ın lutfûndan (nasibinizi) ara­manız için gemilerin denizi yararak gittiğini görürsün, olurki şükre­dersiniz.

13- Geceyi gündüzün içine katar, gündüzü de gecenin içine katar. Güneşle ayı emri altına aldı. Herbiri belirlenmiş bir zamana kadar akıp gider. İşte bunları yapandır sizin Rabbiniz. Mülk onundur. Ondan başka dua ettikleriniz ise bir çekirdek zarına bile sahip de­ğildirler.

14- Eğer onlara (putlara) dua ederseniz, onlar duanızı işitmezler. Işitsele’r bile, size cevap veremezler. Kıyamet gününde şirkinizi inkar ederler. Herşeyden haberdar olan (Allah) gibi sana haber veren olmaz.

İnsan, bilindiği gibi bir baş ağrısına bile müdahale edememekte, saçının, tırnağının uzamasına bile engel olamamaktadır. Ama bu özelliklerdeki bir adam kalkıp; ben size ilah olacağım, emredeceğim diyor. “Geceyi gündüzü, ayı güneşi denizleri, deniz içinde yiyecek, giyecek süs eşyaları yaratıp sizin emirlerinize veren Rabbinizi bırakıp da bir adamamı tapıyorsunuz, onların emirlerine mi uyuyorsunuz? kendilerine taptıklarınız ise bir çekirdek kabuğuna bile sahip değildir.”

Daha öiıce söylemiştik, bir put diye tapılan taşlar var, birde o taşları ve kanunları yapan insan putjarı var, insanlar var ki bunlara da tapılıyor.

Allah (c.c) onları tarif ederken; birini çağırdığınızda size cevap ver­meyeceğini, ama diğerinin ise hiç duyamayacağını işaret etmektedir. “Eğer onları çağırırsanız çağırmanızı işitmezler, duymuş olsalar bile cevap veremezler.”

Günümüzde de ölmüş gitmiş adamlara ibadet edilmekte tapılmak-tadır. O olsaydı şöyle olurdu, o olsaydı böyle olurdu diyorlar, ama o adamın birşey duyduğu yok, duysa da cevap veremez.

Ayrıca; “Kıyamette tapan ve tapılanlar, birbirlerinin fazla azap çek­mesi için bir araya gelecekler” o günlerde o kafir insanlarla cedelleşmemek, için, bu günlerde aklımızı başımıza alıp, Allah’ın emrettiği gibi yaşamak gerekiyor. Nahl suresine bu konu için bakınız.[16]

15- Ey insanlar, Allah’a muhtaç olanlar sizlersiniz. Allah ise zen­gindir, öğülmeye layıktır.

İnsanlar trilyoner olduğunu söylemektedirler. Trilyoner ne demektir? Paraları şu kadar olan şu kadar yeri dolduran demektir. Halbuki o parayı Allah’ın mülkünde kazandın, Allah’ın verdiği akılla, Allah’ın ağacından yapılmış kağıda çizdin, bastın ve onları bir yere yığdın. Kendini zengin zannediyorsun.

Her geçen gün ihtiyarlıyorsun ve vücut zenginliğin gitgide kaybolu­yor, buna mani olamazken zenginlik ne demektir ki? “Zengin olan ve övülmeye layık olan da Allah’tır” “Allah dilerse sizi yok eder ve sizin yerinize bir başka millet, bir başka insan yaratır. Allah için bu pek zor değildir.” Şair şöyle demiş;

“Cümle fani sürer fenada safa

-Deften nakşı “Entüm-ülfukara”

Sinan Pasa

Çiçekler soluyor, güzeller ölüyor. Buda bize herhalde Allah’a muh­taç olduğumuzu gösterir.[17]

16- Eğer dilerse, sizi giderir ve yeni bir halk getirir.

17- Allah’a göre bu güç bir iş değildir.

18- Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır olan onun taşınması için (başkasını) çağirsa en yakını bile olsa, ağır­lığından birşey yüklenmez. Sen ancak görmeden Rablerinden korkanlan ve namazı dosdoğru kılanları uyarırsın. Kim temizlenirse kendisi için temizlenir. Dönüş Allah’adır.

Devam eden ayet, İslam Hukukunun bir kaidesidir. Bilindiği gibi su­çun şahsiliği meselesi vardır. “Hiç bir kimse bir başkasının suçundan dolayı cezalandırılmaz (herkez kendi suçundan dolayı cezalandırılır)” Bu Ahirette de böyledir, İslam hukukuna göre dünyada da böyledir.

Günümüz hukukunda da kural böyledir ama tatbikat böyle değildir. Sırtında ağır yükü olan kimse yükünü taşımak için başkasını çağirsa, o bile kabul edilmez, herkes kendi yükünü taşıyacaktır. En yakın akra­bası bile olsa.[18]

19- Görenle görmeyen bir olmaz

20- Karanlıklarla aydınlık (bir olmaz)

21- Gölge (serinlik) ile sıcaklık (bir olmaz)

22- Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Sen kabirdekilere işittiremezsin.

“Görenle, kör olan (bu dünyada bile) bir değildir.” Burada kastedilen rnü’min insan ile kafir olan insandır.

“Karanlıkla, aydınlık da bir değildir,” gölge ile yakıcı sıcak da bir değildir. “Nasılki bunlar bir değilse; küfürle imanda bir değildir. Cennet ile Cehennemde bir değildir.

“Ölülerle diriler de bir değildir. Allah dilediğine işittirir. Ama işittir­medi, Habibim sen de kabirlerde olanlara işittiremezsin”, kabirlerde olanlar derken; İmansızı, kafiri Ölmüş kabul ediyor Rabbim! ve o an­lamda söyleniyor.

Hani M. Akif Merhum “Ey dipdiri meyyit” diyor. Yani ey ayakta ge­zen ölü.

-Ey dipdiri meyyit iki el bir baş içindir -Davransana elde senin başda senin.”

Rabbim burada imansızları canlı cenaze olarak kabul ediyor ve on­ların duymayacağını duysa bile inanmayacağını söylüyor.

Dünyaya kapalı, Allah’a açık olan âmâ kardeşlerimizin gözleri, ge­çici bir zaman içinde dünyanın güzelliklerini göremezler. Ama Allah’ın bütün nimetlerini gördükten sonra bu sanat eserlerinin yaratıcısını in­kar edenler, “Allah benim hayatıma karışamaz” diyenler gözleri kör(âmâ) insanlarımızdan daha zarardadırlar.

Gönlü kör olanların ürettiği sistemler, karanlıklar gibidir. Eyleme geçen düşünceleride insanların kanına, gözyaşına, yangınlara, yıkım­lara, sürgünlere sebep olmaktadır.[19]

23- Sen sadece bir uyarıcısın.

24- Şüphesiz biz seni, hak ile müjdeci ve uyarıcı olarak gönder­dik. İçlerinde uyarıcı olmayan hiçbir ümmet yoktur.

25- Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden öncekileri de yalanlamış­lardı. Onlara elçileri beyyinelerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitapla gelmişlerdi.

26- Sonra o kafirleri yakaladım. Benî inkar nasılmış (gör).

Gelin Kur’an’m aydınlığında, İslamın gölgesinin serinliğinde, gönül gözlerimizi açarak cennete doğru yürüyüp dünyamızı cennet eyleyelim.[20]

İnsanlara, Kur’an’ın gösterdiği şekilde cenneti müjdeleyelim. Cennete doğru koşmayanları, cehennemin yakalayivereceğini duyura­lım.

“Kimse diğerinin günahını yüklenmez” ayeti okunurken hristiyanla-rın; “Hz. Adem’in işlediği ilk günah hepimizin boynundadır,” “Hz İsa kendini hepimiz için feda etmiştir” safsatası da reddedilmektedir.

Aynı zamanda, papazların çocukları vaftiz yapmasının, yaşlıların günahını çıkartmasının anlamsızlığını ortaya koyar.[21]

27- Görmedinmi? Allah gökden bir su indirdi. Biz onunla renk­leri ayrı ayrı birçok meyveler çıkardık. Dağlardanda beyaz, kırmızı ve karga siyahı yollar yaptık.

28- İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da böyle çeşitli renklerden olanlar vardır. Kullarından ancak alim olanlar, Altah’dan korkar. Şüphesiz Allah herşeye gücü yetendir,

bağışlayandır.

Allah (c.c.) şimdi bu ayetlerde gökten su indirdiğini ve yeryüzünde rengarenk çiçekler ve meyvalar yarattığını bildiriyor. Dağlarda yollar verdiğini hayvanlardan yiyecek içecek temin ettiğimizi ve o hayvanla­rında rengarenk olduğu konusunda bilgi verdikten sonra bize “Allah’tan ancak alimler korkar” diyor. İmansızlar zannedersinizki korkmazlar. Hatta derlerki; “Allah varsa beni dövsün, bana vursun.”

Şunu unutmamak gerekirki aslandan ceylanlar korkar, sinekler hiç korkmazlar, hatta sinek, aslanın sırtına gözüne v.s. konar. Ceylan kor­kar, çünkü ceylanlar aslanın ne olduğunu, nasıl güçlü olduğunu bilmek­tedir.

Kafirlerin korkmaması ise, sinek tabiatlı oluşlarındandır. Alim der­ken burada sadece hoca dediğimiz insanlar kastedilmiyor. Tüm mü’minler kastediliyor, çünkü herkes bildiğinin alimidir, hocasıdır. Allah (c.c.) “Rahman” ve “Kahhar’dır.”

Allah’tan korkuyoruz derken; hani çocuk annenin tokadından korkar da yinede Annenin kucağına gelir ya, işte o korkmayı kastediyoruz. Sevdiğimizin sevgisini yitirme korkusu gibi bir korku.[22]

29-Allahın kitabını okuyan takip edenler,namazı dosdoğru kılnlar,onlara verdiğimiz rızkdan gizlice ve açıktan infak edenler asla zarar etmeyen bir ticareti umarlar.

30- Çünkü Allah onlara mükafatlarını verecek ve lutfundan faz­lasıyla verecek. Çünkü O bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

Rabbim her iki tür vermeyi de zikrediyor, ama önce gizli vermeyi zikrediyor, çünkü asıl olan gizli vermektir ama başkasına da örnek ol­mak için açıktan vermek de zikredilmiştir, bunun zararı yoktur. Bu tür ticareti yapanlar, Allah katında asla zarara uğramayacaklardır. Bunu Allah (c.c.) bildiriyor. “Bunlar asla zarara uğramayacak bir ticaret umarlar.”[23]

31- Kendinden öncekileri tasdik etmek üzere sana vahyettiğimiz bu kitap, hakkın ta kendisidir. Şüphesiz Allah, kullarından haber­dardır, herşeyi görendir.

32- Sonra kitabı, kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan bir kısmı kendine zulmeder, bir kısmı ortada gider, bir kısmı da Allah’ın izniyle hayırlarda yarış yapar. İşte büyük lütuf

budur.

Demekki Müslümanlar burada üçe ayrılıyor. Birincisi; orta yoldaki­ler, sevabıyla günahı denk olanlar, faydası olan ibadetleri yapanlar. Birde bazı şeyleri yapmakla birlikte isyan içinde olanlar var. En son olarak da, tüm. vaktini dinine ayıran insanlar. Bizler üçüncü grupta olan insanlar olmalı ve tüm imkanlarımızı bu

yolda harcamalıyız.

Araf suresi 164 üncü ayetinde mü’minleri iki guruba ayırır: Nemelazımcılar ve mücahitler Her iki ayettede mücahitlerin mükafatı anlatılır. Nemelazımcıların akibeti belirtilmez. Ancak Araf suresinde 46. 48.Cİ ayetlerde anlatılır. Rabbim bu grub için buyuruyorki;[24]

33- Girecekleri yer Adn cennetleridir. Orada altından bilezikler ve incilerle süslenirler. Onların orada elbiseleri ipektendir.

34- (Cennette şöyle ) derler; “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun, şüphesiz bizim Rabbimiz bağışlayıcıdır, şükrün kanşılı-ğim verendir.

35- “O (AHah)ki. lütfundan bizi, daimi ikamet edilecek yurda yerleştirdi. Orada bize yorgunluk dokunmaz, bize orada usanmakda

gelmeyecekdir” (diyecekler)

36- Kafirlere gelince, onlar için de cehennem ateşi vardır. Hüküm verilmezki, ölsünler. Cehennemin azabından birazcık bile onlara ha­fifletilmez. İşte her kafir nankörü böylece cezalandırırız.

37- Onlar orada; “Rabbimiz, bizi çıkarda yaptığımızdan başka salih amel yapalım” diye feryad ederler. Size orada (dünyada), dü­şünecek olanın düşüneceği kadar ömür vermedik mi? Hem size uyancı da geldi. O halde tadın (azabı) zalimlere hiçbir yardımcı yoktur.

38- Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Elbette o göğüslerin içindekini bilendir.

Bir hadisi şerif de zikredildiğine göre, Hz. Adem’in ilk sözü “Elhamdülillah” olmuştur. Mü’minlerinde Cennette söyleyeceği söz “Elhamdülillahtır.” Biz bunu şimdiden dünyada söylemeye alışalım.

Bundan sonra devam eden ayetlerde Allah(cc), cennetin özellikle­rini veriyor. “O cennette yorulmak yok, bıkmak da yok.”

Engüzel yerler bizlere verilse bıkarız, bıkmak vardır bu inkar edile­mez. Ama Cennette bıkmak, usanmak yoktur.

Bu aslında bu dünyada da vardır. Mesela adamın biri iyi bir res­samdır, çok güzel resim yapmıştır. Ona bir müddet bakarsınız, sonra bırakırsınız. Çünkü bıkarsınız, ama hanımınıza 10 yıl 30 yıl 50 yıl ba­karsınız da bıkmazsınız. Niye? çünkü onu Rabbim yaratmıştır da onun

için.

İnsan yapısı ile Allah yapısı arasındaki farkı böylece düşünün. Kanunlar da hukuk da böyledir; insan yapınca daha ikinci gün derki; “yahu şurada hata ettik” Allah’ın yaptığında ise» bir değişiklik bulamazsın.[25]

39- O ki sîzi yeryüzünde halife kıldı. Kim inkar ederse, inkarı kendi zararınadır. Kafirlerin inkarı, Rableri katında ancak gazabı artırır. Kafirlerin inkarı ancak hasarı artırır.

“Yeryüzünde sizi halifeler kıldık.” Halife denilince bizi şartlandırdı­lar, zannediyoruzki süklüm büklüm bir adam.

Halbuki Kur’an ve Sünnet’e göre halife; Allah’ın kanunlarını yeryü­zünde yürürlük halinde kılan heyetin başkanı demektir. O, devlet baş­kanıdır.

Bizi de yeryüzüne halife olarak indirmiştir. Bu görevimizi ifa etmez­sek, Allah’ın mülküne bir zarar vermiş olmayız. Kafir olan kendisine zarar vermektedir. Kafirin küfrü, Allah’ın gazabını arttırmaktan başka bir zarar yapmaz. Kendisi için Rabbin’in mülküne bir zararı olmaz, olsa olsa zararı kişinin kendine olur.

Rabbim bundan sonra o zamanın müşriklerine hitapla diyorki;[26]

40- Deki: “Allah’dan başka dua ettiğiniz putlarınızı gördü-‘ nüzmü? Yeryüzünde neyi yaratmışlar bana gösterin. Yoksa onların gökyüzüne ortaklıklarımı var? Yoksa onlara bir kitap vermişizde ondan bir delil üzerindemi bulunuyorlar? Hayır, o zalimler birbirle­rine ancak aldanma va’dediyorlar.

İnsanlar yaratamaz, ancak Rabbim’in arzında, Rabbim’in verdiği akılla, Rabbimin yarattığı elementleri bulabilirler, bunları birleştirebilir­ler, keşifler yapabilirler. Kuşlar olmasaydı, bizler kuşları göremeyecek olsaydık, henüz uçamıyor olacaktık, yani uçak yapma fikri gelişmeyecekti. Demekki örnek de Rabbimiz tarafından veriliyor. Yaratılan, yaratan tarafından yönetilir.[27]

41- Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutuyor. Eğer bu ikisi yok olmaya doğru giderlerse, Allah’dan başka hiçbir kimse onları tutamaz, şüphesiz O Halimdir, Gafurdur.

Çağın teknolojisini yönlendiren o güçlü devletler kasırgalar deprem­ler su baskınları karşısında aciz kaldıklarını görüyorlar. Gökyüzüne ve yeryüzüne çekim kanununu koyan Allah, birgün o kanunu iptal ederse, kıyamet olur.[28]

42- Bütün güçleriyle Allah’a yemin ettiler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse ümmetlerin en birincisinden daha doğru yolda olacak­lar. Kendilerine uyarıcı gelince, onlara nefretten başka birşey artırmadı.

43- Yeryüzünde büyüklük taslamaları ve kötü tu/ak kurmaları sebebiyle (nefretleri arttı). Halbuki kötü tuzak sahibini yakalar. Onlar, öncekilerin başına gelen yasadan (azapdan) başkasının» gö­zetirler? Sen Allah’ın yasasında değişiklik bulamazsın ve Allah’ın ya­sasında bir sapma bulamazsın.

44- Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin akibeti nasıl olmuş görmezlerini? Halbuki onlar bunlardan daha güçlü idiler. Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah’ı aciz bırakmaz. O herşeyi bilen, herşeye gücü yetendir.

45- Eğer Allah insanları yaptıkları yüzünden azapla yakalayıver-seydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri gelince (gerekeni yapar) şüphesiz Allah, kulla­rını görmektedir.

Mekke’li insanlar, Medine’li yahudilerin geçmiş zamanlarda pey­gamberleri yalanladıklarını ve öldürdüklerini duyduklarında, yemin ede­rek öyle bir peygambere inanmada öne geçeceklerini söylemişler ama peygamber efendimiz gönderilince hemen inkara yönelmişler.

İnkâra yönelmelerinin sebepleri;

1- Kasas suresinde ifade edildiği gibi peygamberi inkarlarının se­bebi; dünyevi çıkarlarının elden gitmesidir.

2- Peygamberimizin bir yetim ve fakir olması nedeniyle peygamber­liğin varlıklı ve güçlü, kuvvetli, arkası olan insanlara verilmesini bek­lemeleridir. Zuhruf suresinin otuzbirinci ayeti bunu bize haber vermek­tedir.

Hz. Ali; “O söyleyene bakma, söylenene bak” diyor

Yarasanın ışıktan, sineğin gülden kaçması, nefret etmesi gibi kafir de, İslamdan ve müslümandan nefret eder.

İnsanların beyinlerine örümcek ağları örenler ve geçimini bundan sağlayanlar, kölelik ağlarını kıran, kula kul olmayı yasaklayan, İslama karşıda tuzak kurarlar. Ama kötü tuzaklarına kendileri yakalanırlar.

İslamın aleyhine yaptıkları hertürlü yayın, konferans, seminer, bri­fing, açıkoturum, Müslümanlığın ilgi odağı olmasına ve yayılmasına sebeb olmaktadır.

Peki Allah bu zalimleri niye helak edivermez? Allah “Halimdir”, suçların cezasını erteler. Tevbe fırsatı tanır.

Bütün insanların Allah’ın kulu olduğunu hatırlatarak sure sona eri­yor. Bizler, o kulluğa layık olalım inşaallah.

Kuran

Fatır Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.