Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Az Bulutlu
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Çar 16°C
Per 15°C
Cum 12°C
Cts 12°C

3 – Ali İmran Suresi | Şifa Tefsiri

Medine’de nazil olmuştur. İki yüz ayettir. Peygamber Efendimizin diliyle, “Kur’an’ın İki ışıklı çiçeği Bakara ve Âl-i İmran”dan biri olan bu sureyi okumak ve amel etmek bereket, bırakıvermek hasret’dir. Kıyametin korkunç sıcağında ise serinlik yağdıran iki buluttur, gölgeliktir. Dünyada ayetleriyle ameî edildiği zaman can ve tenlerimizi serinle­ten bu surenin başından seksenüçüncü ayetine kadar Hicretin dokuzuncu senesinde Medineye gelen, Efendimizle görüşen Necran heyeti hakkında nazil olmuştur. Arkadaşlar! Kur’an-i Kerimin yazılış sırasına göre üçüncü suresi olan Ali İmran diye isimlendirilen, elimizdeki Mushaflara göre ikiyüz ayetten meydana gelen, akaid, muamelat, cihad ve tarihten kıssalar bildiren Al-i İmran suresine başlıyoruz.

3 – Ali İmran Suresi | Şifa Tefsiri

Ali İmran Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

(1) Elif-Lam-Mim.

Bu harfler hakkında bilgiyi Bakara suresinin birinci ayetinde vermiş­tik. Bu tür harflerle başlayan sûrelerin ilk a1 etleri Kur’an-ı Kerimden bahseder.

Bu harflerle başlamakla sanki müşriklere: «Kur’ani Muhammed’in kendisi uyuduruyorsa haydin bakalım bu harfleri tanıyorsunuz, sizin harf­leriniz. Bu harflerden meydana gelen kelimeler sizin kelimeleriniz. Bu dil sizin diliniz. Buyurun bu Kur’an’ın bir benzerini de siz getirin anlamında bir meydan okumadır.[3] Biz bu harfleri ve ayetleri okurken Arabın kelimeleri ve harflerinden meydana gelen bu söz ve mananın Al­lah tarafından olduğunu, benzerinin getirilemiyeceğini kabul ediyor ve okuyoruz.[4]

(2) Allah, Ondan başka ilah yoktur. Hayy’dır. Kayyum’dur.

Bu ayetin tefsirini Bakara suresinin 255 nci ayetinin tefsirini yapar­ken vermiştik. “Ayet-el- Kûrsi” diye bilinen o ayeti kerimeyi uzunca açıklamıştık.

Allah’dan başka yaratan, yaşatan ve yöneten yoktur. Bütün canlıları yaratanın canlı olması gerekir. İşte o Allah Hayy’dır. Diridir.[5]

Kayyum: Yaratılmışları yaratan yaşatan, yöneten Allah (c.c.)’dır. Kayyim kelimesini bu gündilimizdeşöyle kullanırız: «Filan mahkeme fi­lan şirkete Kayyum tayin etti» deriz. Yani tayin edilen bu Kayyum O şir­keti yönetecek.

Denizleri, yıldızları, çiçekleri, böcekleri, taşları, kuşları, ayakları, saçları yaratan, onların gıdasını onlara gönderen Allah (c.c.)’dır. İnsanın kendi teninin kayyumluğu kişinin kendisine bırakılsa bir dakikada insan vücudu durur. Çünkü sinir sistemimizi biz kendimiz döşemediğimiz için, saçlarımızı biz ekmediğimiz için, hücrelerimizi birbirine biz yapıştırma­dığımız için, hangisinin hangi gıdaya ihtiyacı olduğunu bilmediğimiz için, ekmekden gözün gıdasını, tırnağın ihtiyacını, saçın rengini kanın al rengini ayrıştıracak laboratuarı biz kurmadığımız için, herşey anında du­rur.

Biz O Kayyuma her salisede her an muhtacız. O ise hiçbirşeye muhtaç değildir. Herşeyin kendisine muhtaç olduğu O Kayyuma iman demek, yaratılanlardan korkmamak, yaratıcıya sığınmak demektir.

Esma binti Yezid bin es-Seken’in Rasülüllah (S.A.V.)’den rivayetine göre ismi a’zam:

Bakara suresinin 163 ncü ayeti ile Ali îmranın bu ikinci ayetidir.[6]

Bir rivayette de “Ayet-el-Kûrsînin” ilk ayeti ile bu Ali İmran suresi­nin birinci ve ikinci ayetinde olduğu bildirilmiştir.[7] Çelişki yok, hadisler birbirini güçlendiriyor.Üç ayetten ikisinde “Allah” ismi celâli geçmektedir.

Allah ismi, diğer bütün sıfatların manasım kendinde toplayan isimdir. Aynı zamanda ismi a’zamdır da denildi. Kur’anı Kerimde 2697 defa (Mu’cem-ûl müfehresli el fazıl Kur’an) tekrarlanan bu ismi celâl, önemine binaen diğer sıfatlardan çok fazla tekrarlanmıştır. 99 Esmanın manasını kendisinde toplamiştır.”Allah’a iman ve altı esası”isimli eseri­min “el-Esma-ül-Husnanın tecellileri” başlığı altında İfade edildiği gibi, güneşin, yedi rengi kendisinde topladığı halde tek renk göründüğü gibi, Allah ismi celâli de bütün sıfatların manasını kendisinde toplamış tek bir isimdir. Tarih boyunca nice firavunlar kendilerini İlah veya Rab olarak ilan etmişler (Kur’anı Kerim 79124) Ama Allah’lık iddiasında bulunmamışlar.

Allah lafzı türememiş bir kelimedir, denildiği gibi Elehe den ve­ya Veleheden türediğini söyleyenler de vardır. Türemiş kabul ettiği­mizde: kendisine ibadet edilecek tek ma’bud, yarattığı çiçek, böcek, de­nizler, yıldızlar, insanlar ve onların hissiyatlarındaki incelik, güzellik ve düzenliliğiyle akıllan hayrette bırakan veya üzüntü, keder, ruhi bunalım­ların kendisiyle huzur bulduğu manalarına gelir ki hepsi doğrudur. Ancak ona ibadet ederiz,[8] yarattıklarına bakar bir eksiklik göremez ve yorgun düşeriz.[9] Dünyanın ruhumuza yüklediği sorunlardan ve ruhi bunalımlardan kurtulmak çin ona sığınırız ve kalblerimiz onunla sükûn bulur.[10]

Tek renk görünen güneşden, menekşe mor’u, lale kırmızıyı, gül beya­zı aldığı gibi Allah ismi celalinden de insanlar kabiliyetleri oranında alır­lar. Birisi “Halim” ismi cemalinden hilim sıfatını alıp yaratıklara yumşak davranırken, öbürüde “Kahhar” ismi celalinden kahr sıfatını alarak dini­me düşman olan zalimlerin zulmüne son verir.[11]

(3 – 4) O sana, kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak Hak kita­bı indirdi. O tevrat ve İncil’i de indirdi, (o Tevrat ve İncil) Bundan önce insanlara birer hidâyet idiler. Fürkanı da indirdi. Şüphesiz Al­lah’ın ayetlerini inkar edenlere şiddetli azap vardır. Allah güçlüdür, (inkar ve isyanın öcünü alıcıdır.)

Kur’anı Kerim geçmiş peygamberlerin getirdiği mesajların doğrulu­ğunu tasdik etmek, geçmiş peygamberlerin hayatları boyunca karşılaştık­ları zorlukları nasıl aştıklarını, bu zorlukları aşarken eğilip bükülmedikle-rini tasdik etmek için indirilmiştir.

Bu hak kitabı hak ile indirmiştir. Kendisi Hak’dandır, içindekiler hakdır gerçektir. İnsanın kendisine, insanlara, eşyaya ve Rabbine karşı hak ve sorumluluklarını belirlemek için indirilmiştir. «Önündekilerin Elleri arasındakiler! tasdik etmek üzere» cümlesini şöyle anlayalım:

Kur’anı Kerim; yüksek bir kürsüde olsun Tevrat, İncil, Zebur ve diğer sahifeler onun önünden peygamberlerin elinde resmi geçit yapar gibi geç­sinler, îşte Kur’an bunların hepsini doğruluyor.

Doğrulayıcı Kur’an-ı Kerim olduğuna göre, diğerleri tahrife uğradığı­na göre, hepsine iman edip Kur’an’a sarıldığımız takdirde, hepsine sarıl­mış sayılırız.

Efendimiz “ehli kitabın, din hakkındaki söylediklerini doğrulamaym da, yalanlamayın da” buyurmuş.[12] Çünkü kitapla­rı tahrif ettiler, hak ile batılı birbirine karıştırdılar. Kur’ana uygun olanları Kur’anda olduğu için kabul ederiz.

Bu gün ehli kitabın elindeki Tevrat ve İncil’de hakikat parçaları oldu­ğu için, Kadı Han gibi fakihler bu kitapları elimize alırken de cünüplü ve hayızlı olmamaya dikkat etmemizi ister. Acaba kilisenin papazı bu dikka­ti gösterirmi?

Müslüman bir yazarımız derginin birinde yahudileri tenkid ederken Tevrat’tan bazı pasajlar vererek veryansın ediyor. Baktım Tevrat’tan alı­nan o cümlelerin aynısı Kur’an’da da var. Arkadaş Tevrat’ta olan herşeyin yanlış olduğunu zannediyor. Kur’anı da bilmiyor. Sonuçta yahudiye vu­rurken kendi kitabına da vuruyor.

«insanlara yol göstersin için» Tevrat ve İncil’i indirdi Allah (c.c.) Bakara suresi’nin ikinci ayetinde de “müttakilere yol göstersin için” Kur’amn indirildiğini haber vermişti. Fakirin karnım nasıl doyuracağımı­zı, kafirin gönlünü nasıl İslama kazanacağımızı, insanlar arasındaki sınıf farkını nasıl kaldırıp kapkara kupkuru köle Bilal’ı, Kainatın Efendisinin yanında oturup aynı kapdan yemek yemeyi, aynı haklara sahip kılmayı nasıl başaracağımızı göstermek için Kur’an, İncil ve Tevrat indirilmiştir.

Bu Allah’ın ayetleri olan Kur’anı, Tevratı, İncili inkar edenler için şiddetli azap vardır. Onun azabına karşı koyacak hiçbir güç yoktur.[13]

(5) Şüphesiz yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah’a gizli değildir.

Denizin derinliklerindeki küçük canlıların rızkını ayağına götüren, gökyüzündeki güneş ve ayı ayarlı bir şekilde düzenli olarak döndürüp du­ran, her daldaki yaprağa kökden gıdasını göndererek renk, şekil ve koku veren, inkarcı ateistin inkarını açıklayan dilini yaratan Allah’dan hiçbirşey gizli kalamaz.

Zamanla Allah’dan gizlemek için ateşle insanın yakılıp dumanının havaya savrulması mantıksızlığının bir benzerini de ateistin biri «peki de­nize bir adam düşse, adamı balina yutsa, balıkçılar onu tutup binlerce parçaya ayırsa, binlerce adam o balığı yese, binlerce adamdan biri yana­rak, biri donarak ölse, bu denize düşeni Allah nasıl toplayacak?» demişti. Bende ona:

«Sen insanı dağıttın. Ben de senin toplandığın yerleri söyîeyivereyim. Sen ana rahmine düştüğünde gözle gürülemeyecek kadar küçüktün. Ada-na’nın domatesi, Ayvalığ’ın zeytini, Rize’nin çayı, Trakya’nın ayçiçeği, Karaman’ın bulguru, Afrika’nın lodos rüzgarı, Kafkas’ların poyrazı sende toplandı bu hale geldin. İnsan oğlu Ankara’dan verdiği ses ve görüntüyü en uzak yerden alıcının düğmesine basmakla havadan nasıl toplarsa, Al­lah (c.c.) daha iyi toplar» dediğimde «toplar hocam» demişti.

  • «Hocam Allah’ın herşeyi bildiğini gözümüzle görmüş gibi anlat bi­ze » derseniz, derimki: Hiçbiriniz başınızdaki saçların sayısını bilemez. Saymaya kalkışmayın akıl hastanesine gönderirler. Siz bilmezsiniz ama Allah (c.c.) bilir. Bildiğini nereden bilelim? derseniz, derimki saçınız büyüyorsa onların gıdasını veren biri var. Saçlarınız ağarıyorsa ağarana ak, karasına siyah boya gönderen biri var ve o hangisi beyaz boya, hangisi si­yah boya istiyor onu bilir ve ona göre gönderir.[14]

(6) Rahimlerde size dilediği gibi şekil veren O’dur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O Aziz’dir Hakim’dir.

Başımızdaki saç adedini ve onların gıdasını bilir ve gönderir. Denizin derinliklerindeki küçücük canlıların gıdasını da ayağına gönderir. Ama anarahmi denizin derinliklerinden daha zor görülen bir yerdir. Meni’nin beş milyonda biri rahime giriyor, yer tutuyor, gelişiyor. Babanın ve ana­nın Özelliklerini taşıyor. Buna (yüsavviru) kelimesi işaret ediyor. Bütün bunları yapan Onu gören bilen “Kayyum” dur.

Yerde ve göktekileri bilen, Rahimierdekine şekil veren Allah’a iman, islam ümmetinden cinayeti, hıyaneti isyanı ortadan kaldırır.

Şoförler yollarda radar’a yakalanmamak için sür’at sınırına dikkat et­tikleri gibi müminler de ileride cezalandırılmamak için Allah’ın sınırlarını aşmazlar.

Bu gün dünyanın en medeni devleti diye takdim edilen Amerika’da her dört dakikada bir adam öldürüldüğü gözleniyor. Gece onikiden sonra sokakta polis bile korkusundan gezemiyor. “Sanfiransisco Sokakları” di­ye cinayet filimleri çevirerek zulümlerini de dolara çeviriyorlar.

(yüsavviru) kelimesinde çocuğun anne ve babaya benzer şekilde ya­ratıldığına da işaret vardır. Onun içindirki ilk insandan bu güne kadar in­san türünde şekil değişikliği olmamıştır.

Bülbülden bülbül yavrusu, insandan insan yavrusu doğmuş ve son doğan çocuk ilk babası Adem’in Özelliklerini taşımaktadır. Ama aynısı değildir.[15]

(7) O’dur sana kitabı indiren. Onda kitabın anası olan muhkem (Manası açık ve net) ayetler vardır. Diğerleri de müteşabih (manası bi­ze göre açık ve net olmayan) lerdir. Kalblerinde eğrilik olanlar fitne aramak ve yorumunu kendilerine göre yapmak için müteşabih ayet­lere uyarlar. Halbuki onun yorumunu AHah’dan başkası bilmez. İlimde üstün olanlar ise «Biz ona inandık, hepsi Rabbimizin kalın­dandır» derler. Akıl sahiplerinden başkası iyice düşünmezler.

Bu ayet müfessirler arasında üzerinde çok konuşulan bir ayettir. Muhkem nedir? Müteşabih nedir? Müteşabih ayetleri ilimde derinleşenler bilebilir mi bilemez mi? gibi sorulara cevap aramışlar.

Bu cevaplar doğrultusunda doğru yolu bulmuşlar veya sapıtmışlar.

Sahabe, tabiin ve mezhep imamları müteşabih ayetlerin manasını Al­lah’a havale ettikleri için biz de aynı şeyi yapıyoruz.

Bize emirler veren yasaklar koyan, ibret alsınlar diye geçmişden kıs­salar anlatan, öğütler veren ayetler muhkem ayetlerdir ve biz onlara uyarız.

Allah’ın arşından, kürsisinden, yed’inden cennetinden cehennemin­den, ahiret terazisinden (v.s.) bahseden ayetler, müteşabihdirler. İnanır ve öyle kabul ederiz.

Bir alemki alemimize benzemez. O Ahiret alemini bu dünyadaki te­rimlerle anlatıyor ama o değildir.

Allah’ın herşeyi gördüğü, herşeyi işittiği, herşeyden güçlü olduğu bi­ze bildiriliyor ama görmesi, işitmesi tutması bizimkiler gibi değildir. O yarattığına benzemez. Ama kendisini bize tanıtırken bizim bildiğimiz ke-

limelerle tanıtıyor.

Cehennem üzerindeki sırat köprüsü, Mimar Sinanın köprüsüne de benzemez. İstanbul boğazındaki Fatih köprüsüne de benzemez. Ama biz bir köprü hayal ederiz. Hayallerimiz kültürümüz doğrultusundadır.

Şunu iyi bilelimki Allah (c.c.) zatım ve sıfatlarım bize tanıtırken bi­zim bildiğimiz kelimelerle anlatıyor. Biz gözümüzün görme sınırı oldu­ğunu biliyoruz. Her duyu organımızın bir sınırı vardır. Allah (c.c.) bu sı­nır içerisine girmez. Öyle olunca bu tür ayetler müîeşabih ayetlerdir.

Kalblerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak, manasını tahrif etmek için bu müteşabih ayetlerin teviline çalışırlar.

İlk nazil olan İncil’de ve ilk hristiyanlarda eb (baba) kelimesi yaratan, icad eden manasına kullanılmış. (Ebul Beka Külliyat Eb maddesi)

Fakat kalbi eğriler bu kelimenin manasını tahrif ederek baba – oğul münasebeti kurarak küfre girmişler.

Durup dururken Rabhimiz kimsenin kalbini eğmez.[16] Onlar eğritince Allah da onların kalblerini eğer.[17] Her günahın gönülde bir nokta gibi karanlık meydana getirdiğini, o karanlığın ancak tevbe ile parlatılabileceğini peygamber efendimiz haber verir.[18]

Gönüllerindeki eğri düşüncelere Kur’anı Kerimden dayanak arayan­lar, tarih boyunca ayetlerin ve kelimelerin manalarını tahrif etmişler.

Günümüzde hümanist olan bir müslüman Kur’anı Kerimden bir kısım ayetleri alarak «İslam hümanizmi» adı altında kitap yayınladı. Bunlar ön­ce bir fikre sahip olup sonra Kur’anı o fikrin tasdikcisi yaparak yamldılar.

Efendimiz (S.A.V.): «Kim kendi görüşü doğrultusunda Kur1 anı tefsir ederse, cehennemdeki yerini hazırlasın» buyuruyor.[19] Yani önce liberalizmi, kapi­talizmi veya kominizmi benimsedikten sonra Kur’anı o düşünce doğrultu­sunda tefsir ederse cehennemlik olur.

Yoksa çok iyi niyetlerle Allah (c.c.)’in kelamını anlamak için bütün melekelerini harekete geçirerek Kur’am anlamaya çalışırken yanılacak olursa (Carullah Zamahşeri gibi) hata etmiş olur. Ama kâfir olmaz.

Müteşabih ayetlerin manasını Allah’dan başka kimse bilemez. İslami ilimlerde derinleşenler de bunun böyle olduğunu kabul ederler. Bir kısım alimler özellikle tasavvuf tarafı ağır basanlar (illallah) da durmazlar ve (verrasihun) de dururlar ve buna göre mana Allah ve ilimde derinleşen­lerden başkası müteşabih ayetlerin manasını bilemez olur.[20]

(8) Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalblerimizi eğme ve bize katından Rahmet ver. Sen karşılıksız verensin.[21]

(9) Rabbimiz, sen kendisinde şüphe olmayan gün için bütün in­sanları toplayacak olansın. Muhakkak Allah va’dinden dönmez.

Rabbimiz Rahmet kapısını nasıl çalacağımızı, neyi nasıl isteyeceği­mizi bize öğretiveriyor.

Mahkemeye kendiniz bir dilekçe yazıp verseniz usulüne uygun olma­dığından geri çevrilir. Hakim dilekçenizi yazıvermez. Allah (c.c.) biz ha­talı insanların afvı için söyleyeceğimiz kelimeleri de öğretiveriyor.

Rahmet istememizi öğretiyor. Biz rahmet değil de adalet istesek iki dünyada yandık demektir.

Allah bize adalet etse de amellerimizin karşılığını verse bu amelleri­mizle biz cennete gidemeyiz. En değerli ibadetimiz olan namazda bile bedenimiz namazda gönlümüz işyerindedir.

Onun için biz Rabbimizden rahmetiyle muamele yapmasını istiyoruz.

İnsanların hepsinin toplanacağı bir ahiret günü gelecektir. Mümine cenneti, kafire cehennemi va’detmiştir. Herkes vadedilen yerine gidecek­tir. Biz yaptığımız kötü söz, kötü bakış, kötü düşünce, kötü iş ve kötü inançlarla kalbimizi eğmeden dosdoğru yolda Rabbimizin rahmetine ve cennetine doğru yarışalım.[22]

(10) Kafirlerin malları ve evlatları Allah’a karşı hiçbir şekilde fayda vermez. İşte onlar ateşin yakıtıdırlar.[23]

(11) Firavun ve onlardan öncekilerin durumu gibi onlar ayetleri­mizi yalanladılar da Allah onları günahları sebebiyle yakalayıverdi. Allah, azabı şedid olandır.

Kafirlerin ekonomik gücü askeri gücü nekadar çok olursa olsun, Al­lah’ın yardım ettiği bir mümin toplum karşısında mağlup olacaklardır.

İşte Bedir, Hendek, Mekke’nin fethi, Hayber, Tebuk, Kudüsün fethi, İran imparatorluğuna karşı Sa’d b. Ebi Vakkasın galibiyeti. Malazgirt, İs-tanbulun fethi ve diğerleri.

Kur’anın örnek olarak gösterdiği firavun ve ondan önce geçen Ad, Semud kavmi. Bunlar yeryüzüne kazık çakıp kalacaklarına inanmış, ahireti inkar etmiş, peygamberi öldürmeye teşebbüs etmiş zalim cebbar bir millet idiler. Ama peygamberler ve onların azıcık ümmeti karşısında mağlup oldular.

Bugün soyuz’larma, apollo’lanna, uydularına, kimyasal silahlarına ve askerlerine güvenen kafir devletler şunu iyi bilsinlerki daha hiçbiri Roma ve Cengiz’in o günkü gücüne erişmiş değiller. O güçlü Roma’nın zulüm ateşini Hz. İsa’nın birkaç havarisinin serin nefesi söndürdü. Cengiz’in or­dusu ise tamamım işgal ettiği müslüman topraklarında İslama girerek İslamın askeri oldular.[24]

(12) Kafirlere şöyle söyle “yakında mağlup olacaksınız ve cehen­nemde toplanacaksınız. O ne kötü bir yatakdır”

Firavun, Nemrud, Ad, Semud mağlup oldukları gibi Mekke müşrikle­ri, Medine yahudileri siz de mağlup olacaksınız. Onlar mağlup olduğu gi­bi, güneş batmayan İngiltere imparatorluğunun mağlup olup küçük bir adaya sığındığı gibi, zalim Rusyanın parçalanıp dağılmaya başladığı gibi ey Amerika, senin de çöküşünü bu ümmeti Muhammed mutlaka görecek­tir. İşte geçmişten bir örnek:[25]

(13) Karşı karşıya gelen iki toplulukta muhakkak size bir ibret vardır. Topluluğun biri Allah yolunda harp ediyor, diğeri ise kafir­dir ki bunlar müslümanları gözleriyle onların iki katı görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda basiret sahip­leri için ibret vardır.

Allah yolunda harbeden mümin ile tağut yolunda harbeden kafir kar­şılaştıkları vakit, kafirin yüreğindeki korku sebebiyle müminleri oldukla­rından fazla görüyor. Yüreğine korku düşen kişinin gözleri belerir ve hasmını olduğundan fazla görür ve cesareti kırılır.

Bedir harbinde üçyüzonüç müslüman dokuzyüzelli kafire galip gelir­ken bu haleti ruhiye içinde idiler.

Enfal suresinin kırk dördüncü ayetinde iki tarafa da hasmım az gös­terdiğini haber veriyor. Harbin başlangıcında iki taraf da karşılıklı olarak hasmını küçük görüyor ve harbe giriyor. Harbe girince kafirin gözünde müslümanlar iki kat büyüyor. Sonuçta müslümanlar galip geliyor.

Günümüzde ise siyonizm, kominizm hep büyütülür. Uydularıyla biz görüp dinlediği, güdümlü mermileriyle istediği hedefi vurabileceği tele vizyon , basın yayın organlarıyla propagandası yapılarak Müslümanlani yüreğine korku salınıyor.

Korkuda yüreğimize girince kendimizden küçük olanı bile büyü] görmeye ve korkmaya başlıyoruz.

İzmir fuarında kahkahah aynalar vardır. Birinde kendinizi uzun boy lu, Öbüründe kısa boylu, bir diğerinde gayet zayıf, bir başkasında gaye şişman görüyorsunuz. En son ayna normal bir aynadır ve sizi olduğunu gibi gösterir.

Gözlerimizi kahkahah aynalar haline getirmeyelim. Eşyayı olduğ gibi görmeye çalışalım.

Askerlik muayenesi için şehre gelen bir delikanlı ilk defa aynayı görmüş. Bakmışki kendisi aynanın içinde.

  • Ben askere gidince Ayşem bana baksın diye, boy aynasını almış kc ye getirmiş. Eve gelince Ayşe bir bakmış içinde tanımadığı bir kadın vacayın validesini çağırmış -Anne gel oğlun şehirden kadın getirmiş demiş. Kayınvalide gelmiş aynaya bakmış ve oğluna – Madem kadın getirecektin seksenlik moruğu niye getirdin demiş.

Biz önce kendimizi tanıyalım. Sabırlı on mümin’in, ikiyüz kişiye ga­lip geleceğini haber verir Rabbimiz. Eğer müminlerde zayıflık varsa yüz kişinin ikiyüz kişiye galip geleceğini bildirir.[26] Gü­lümüzün’iki katından yirmi katına kadar olan düşmandan korkulmaz. Bu çatları belirlemek için önce kendi iman, amel, ilim, ekonomik ve askeri gücümüzü bilmemiz gerekir.[27]

Allah Dilediğini Yardımıyla Destekler

Tarih boyunca gelip geçmiş birçok peygamber’e ve onların yolundan yürüyenlere Rabbimizinyardımettiğini Kur’an-ı Kerim haber veriyor.

Firavun gibi yeryüzünün tek hakimi kabul edilen zalimin saltanatına iki peygamber (Musa ve Harun S.A.V.) son vermiştir. Nemrud’un zulmü­nü Hz. İbrahim kaldırmıştır.Peki Allah’ın yardımının gelmesi için ne lâzımdır?

Solan çiçeklere, susayan çimenlere, kavrulan yapraklara, yanan or­manlara yağar yağmur. Çöllere yağmurun düştüğü çok azdır.. Yağmur da cendisini isteyenlere doğru gider ve yağar.

Rabbimiz yardımını isteyene yardım eder.Bu istemek yalnız dille ya­kılan istek değildir. Müslüman insan gücü oranında üzerine düşeni yapar­sa Alîah da ona yardım edeceğini, «Eğer siz Allanın dinine yardım eder­deniz Allah da size yardım eder.»[28] «Eğer Al­lah size yardım ederse size galip gelecek yoktur.»[29] ayetleriyle bildirir.

Bunda görebilenler için ibret vardır.

Güçlü bir ekonomiye, dünyanın en büyük ordusuna, ehramları yapan ilim adamlarına, yüzbinlerce köleye kan kusturan cellatlarına sahip olan İravun’un, ordusuyla danışmanlarıyla beraber yok olup gitmesi, iki pey­gambere mağlup olması ibret alınacak olaydır. Anlayana, gözü ve gönlü açık olana.

“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zuma az” Tarih boyunca binlerce zalim gelip geçmesine rağmen Ad kavmi, Lud kavmi, Medyen halkı, Nuh’un kavmi, Firavun gibilerin helak olması bizlere ibret olsun içindir. Yatağında ölen zalimler asıl büyük cezayı ce­hennemde görecekler.

Dünyada cezasını çekenler ise elektrik direklerindeki ölüm işareti gi­bidir. «Dikkat yaklaşan ölür» anlamınadır. Firavun gibilerin dünyada ta­rih sayfalarına iskeletlerinin asılması « Dikkat küfre, inkara, zulme yöne­lenin sonu budur» uyarısını yapmaktadır.

İnsanı doğru yoldan çıkaran şeylerin başında, eşyayı değerlendirirken onun hakkını verememek gelir. Sevgi ve nefrette aşın gitmektir.

Her yaldızlı şeye aldanmamalı. Dışı yaldız içi çuvaldız oluverir de bir yerlerimize batar.

Sevdiğimiz güzel şeylerin hepsini yaratan Allah (c.c.)’ı hatırlayarak sevmeliyiz.

Bahçıvan olmadan bahçe olmaz. Şair olmadan şiir olmaz. Allah (c.c.) sevdiklerimizi ve sevgilerimizi yaratandır.[30]

(14) Kadınlara, oğullara, tonlarca altın ve gümüşe, nişanlı atlara, en’ama (deve, sığır, koyun ve keçiye), ekine karşı aşırı sevgi beslemek insana güzel gösterildi. Bunlar dünya hayatının nimetleridirler. Dö­nüş yerinin en güzeli Allah katındadır.

İnsanın gözüne güzel gösterilenlerin başında kadın geliyor. “Dünyayı sallayan erkeklerin beşiğini sallayan kadınlar” “Bazan kar gibi bazan kor gibi olan kadınlar” “Tutmasını bilene gül, tutmasını bilmeyene diken gibi olan kadınlar”

“Dünya nimetlerinin en güzeli ve hayırlısı saliha bir kadındır”[31] «Bu ümmetin hayırlıla­rının çoğunluğu kadını çok olandır.”[32] buyuran peygamberimiz kadınlara karşı güzel davranmayı tavsiye etmiş­tir.

Her insan kadına karşı meyleder. Hz. Adem (S.A.V.) Havva valide­mizin elinden tutarak, peygamber efendimizde Hz. Hatice’nin elinden tu­tarak islamı yaymışlar iki dünyadada cenneti yaşamışlar.

Rabbimin güzel gösterdiği kadın, çoluk çocuk, at, araba, ev, saray, bahçe gibi şeyler dervişin de, berduşun da ilgisini çekiyor.

İkisi de bunları elde etmek için çalışıyor. Yalnız derviş şer’i yoldan, berduş ise şer yolundan elde ediyor. Birisi Allaaah diyerek bağırma ihti­yacını gideriyor, öbürüde Yallaaah diyerek gideriyor. Birisi nikahla, öbü­rüsü mal alıp satmak gibi ticaretle kadın ihtiyacını gideriyor.

Aklınızı içkiyle uyuşturmadan denizin derinliklerinden, ormanın se­rinliklerinden yararlanın. Allah’ın güzelleştirdiğini hırs ve tama’ınızla çir-kinleştirmeyin.

Evladınız, servetiniz, güç ve kuvvetinizle kibirlenmeyin, bu dünyaya kazık çakacağını zannedenler de öldü gitti.[33]

(15) Deki size bunların daha hayırlısını haber vereyim mi? Müttekilere, (şeriata bağlı olanlara) Rableri katında altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalıcıdırlar. Tertemiz eşler var­dır ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kullarını görücüdür.[34]

O cennette “tertemiz eşler vardır” Demekki cennetin gülleri dünyada iken amel olarak ekiliyor. Bu dünyada eşleriyle hoş geçinenler, birlikte cennetlik işler yapanlar cennet’te de beraber olacaklar.

“Ben eşimden bu dünyada bıktım” demeyin. Hoşa gitmeyen hiçbirşey cennet kapısından içeri giremez. Hoş olmayan hallerimiz önce temizlenir sonra cennete alınır.

Günümüzde bir kısım imansız kültür fukarası “Cennet’te erkeklere huriler varmış, kadınlara da varmı acaba?” diyerek alay ederlerken cahil­liklerini, yobazlıklarını ortaya koyarlar. Ayet: «Temiz eşler vardır diyor» Kadına temiz erkek, erkeğe de temiz kadın vardır.

Tuvalete gitme ihtiyacı yok. Pis kokular, pis ter kokusu, aybaşı hali, doğum hali yok.

Yenen nimetler güzel kokular halinde çıkıp gidiyor. Olur mu öyle? demesinler.

Gül ağacı toprak yiyiyor, güzel renk ve koku veriyor. İşte cennet’te de insanlar öyle olacaklar.

Dünyada bedenimiz toprakdan gelen gıdalarla beslenir. Ruhumuz da Rahmandan geldiği için onun ayetleriyle beslenir.

Cennet’te de bedenimiz cennet’in nimetlerinden zevk alırken Ruhu­muz da Allanın rızasından zevklere gark olur. “Allanın rızası en büyük­tür.”[35][36]

(16) Onlar «Rabbimiz, biz iman ettik, günahlarımızı afvet ve bizi ateşin azabından koru» diyenlerdir.[37]

(17) Onlar sabredenler, doğru olanlar, itaat edenler, infak eden­ler, seherlerde istiğfar edenlerdir.

İşte dünyayı cennet edebilmenin, cennete gidebilmenin yolu. Önce iman, sonra boyun büküp Allaha yalvarmak, emirleri yerine getirirken, yasaklardan kaçarken, din için cephede ateş hattında sabretmek, doğru ol­mak, doğrularla beraber doğrulan savunmak, yalnız Allaha boyun eğ­mek, kazandığından dağıtmak ve seherlerde kalkarak yarabbi sana layık kulluk yapamadım, afvet diyerek yalvarmak. Gecenin son üçte birinde Allah (c.c.) “İstiğfar eden yokmu afvedeyim, isteyen yokmu vereyim” buyurur.[38]

Efendimizin gece namazları ve seherdeki istiğfarları ma’lüm. Günü­müzün mücahidlerinin hedefe varamamalarının sebeplerinden biriside sa­bahleyin erken kalkmamakdır. “Erken kalkan yol alır”[39]

(18) Allah, melekler ve ilim sahipleri adaleti yerine getirerek, O’ndan başka ilah olmadığına şahidlik yaptılar. O’ndan başka ilah yoktur. O Aziz’dir, Hakimdir.

İslam hukukunda şahid; kişinin duyduğu, gördüğü, bildiği bir şeyi hakim huzurunda ifade eden kimsedir.

Melekler isyansız itaatları, emredileni yerine getirmeleri ile şahitlik­lerini yaparlar.

İlim adamları Allah’ın Kur’an ayetleri ile tabiat ayetlerinden gördük­lerini ve bildiklerini dilleri ve kalemleriyle açıklayarak şahitlik yaparlar.

Mücahidler kanlarıyla şahidlik yaparlar ve şehid olurlar. Allah (c.c.) ise kendi varlığına kendisi şahiddir.

Hz. Musa’ya indirdiği Tevratı, Hz. Davud’a indirdiği Zebur’u, Hz. İsa’ya indirdiği İncil’i Hz. Muhammed’e indirdiği Kur’an ayetleri ve diğer sahifelerle şahidlik yapar. (Allah’ın selamı bütün peygamberlerin üzerine olsun)

Kur’an inmeye başladığında o devrin ünlü şair ve edipleri hayretler içinde kalırlar. “Muhammed’i ve edebi üstünlüğünü biliriz ama, bu sözle­ri söyleyebilecek güçte değildir.” derler.

Tabiat ayetleri de Allah’a şahittir. Elinizi kaldırın ve ona dikkatle bakın. Seven, okşayan, ele bakın. Dö­ven acıtan ele bakın.Allah’ın varlığını inkar edene delil olarak herhangi birşeyi söyleyive-rin. O anda ilk gördüğünüzü delil olarak hatırlatıverin.Bu dünya galerisinde gezerken gördüğünüz her şaheseri gördüğünüzde fe Sübhanellah diyerek yaratıcısına teşbih ediniz. Galerilerde ressamın defterine takdirkar sözler yazdığınız gibi bu galeride de Allah’a yönele­rek: Anladık iman ettik varsın, birsin ya Rabbi diyelim.

Şahid: bildiğini hakim önünde ifade edendir dedik. Allah’ın varlığına ve birliğine camide, yolda, otobüsde, uçakda, dairede, askeriyede, okulda heryerde şahidlik yapılmalıdır.

Allah’a inandığı halde hiçbir kimseye bildirmeden ölenlere biz gayri müslim muamelesi yaparız.

Şehadet kelimesi diye bildiğimiz:

«Eşhedü Enlâ-İlahe İllallah. Ve Eşhedü enne Muhammeden abdü-hü ve Rasülüh» kelimei tayyibesinin manasını bilmeliyiz.

Kâfir bir insan bu kelimeyi söyleyerek müslüman olur ancak manası­nı bilmesi şarttır.

Alman veya Amerikan kâfirine bu kelimeyi manasını bilmeden söy-letseniz müslüman olmaz.[40]

(19) Allah katında din şüphesiz islamdir. Kitap verilenler kendi­lerine ilim verildikten sonra aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkar ederse şüphesiz Allah hesabı çok çabuk görendir.

Kendisine teslim olunacak din islam dinidir. Onun dışındaki düşünce, görüş, din, itikat tamamı senin gibi bir insanın düşüncesinin ürünüdür.

Senin aklın o insanın aklından daha ileri olabilir. Akıl akıldan üstündür.

Her akıl müstakil düşünme hakkına sahiptir. Birinin diğerine hakim olma hakkı yoktur. İslama inanmayan herkes kendi görüşünü hakim kıl­maya kalkar, fert ve devlet terörü orada başlar.

Ehli kitap, peygamber efendimiz gelmeden önce, kitapları etrafında birlik halinde iken, islam gelince bu peygamber bizden gelmeliydi deyip iman etmeyenlerin yanında yer aldılar.

«Ben her fikre saygılıyım» diyen insan kendi fikrinin kesin doğru ol­duğuna inanmayan insandır. Biz İslama zıt olan herşeyin yanlış olduğuna inanırız. Çünkü sözlerin en doğrusu Allah’ın sözüdür. Ama her insana saygımız vardır.

İslamdan başka din Allah katında kabul değildir.[41] Bazı batı hayranlarımız bu ayeti görmezlikten gelerek, bugünkü ehli kitabın cennetlik olduğunu iddia etme gafletini gösterdi. Ama batılı insan kendi­sinin kara kalbliliğini bildiği için bu yağcılığa iltifat etmedi.[42]

(20) Eğer seninle tartışırlarsa «Ben, bana uyanlarla birlikte ken­dimi Allaha teslim ettim» de. Kitap verilenlerle ümmiler (kitapsız­lar) “sizde teslim oldunuz mu?” de. Eğer teslim olurlarsa gerçek­ten hidayete ererler. Şayet yüz çevirirlerse sana ancak tebliğ etmek düşer. Allah kullarını hakkıyla görendir.

Yahudi, hristiyan ve putperestler sizinle din konusunda münakaşa ederlerse onlara “Bizimle uğraşmayın sizin sapıklığınıza ihtiyacımız yok.Biz yönümüzü Allaha yönelttik. Biz yolumuzu bulduk” deyin.

Nahl suresi ayet 123 de İbrahimin dinine uymamız emredilmiştir. O İbrahim (S.A.V.) de yönünü Allaha yöneltmiştir.[43]

Biz bütün peygamberlerin yolunda olduğumuz halde niçin İbrahim’in dinine uymamız istenmiştir?

İbrahim (S.A.V.)’i yahudi, hristiyan bütün insanlar kabul ederler. Hatta mecusiler bile ateşlerini, İbrahim’i yakmayan ateşe nisbet ederlermiş.Müslüman olmayan bir yazar (Halil Cübran-Lübnanlı)Mustafa isimli bir müslümanı anlatan bir kitabında; Mustafa, Orfalis kentine geliyor ve kentin ortasında halk toplanıyor. Mustafaya çeşitli so­rular soruyorlar.Şehrin hakimi “Bize kanunlarımızdan bahset” diyor.

Mustafa: “Kanun yapan sizler deniz kenarında kumdan kaleler yapan çocuklar gibisiniz. Gülerek yaptığınız kanunları ilk çiğneyen yine sizsi­niz. Siz sırtını güneşe dönen gölgesini Ölçüp biçen insan gibisiniz. Ka­nunlar yazar sonra da şerhedersiniz. Yüzünüzü güneşe doğru çevirin, ak­lınızın gölgesine uymayın” der.

İbrahim Aleyhisselam kendi görüşlerine değil Rabbine yönelir.

Biz de Rabbimize yöneliriz. Başka yollara çağıranları dinlemeye za­manımız yoktur.

Deniz üzerindeki karpuz kabuğu gibi, daldaki yaprak gibi rüzgara gö­re yön almayız. Yönümüz bellidir. Ehli kitaba ve ümmilere müslüman oldunuz mu? de.

Burada “Müslüman oldunuz mu?” ifadesi kalın kafalı birisine uzunca anlattıktan sonra “Anladın mı şimdi” dendiği gibidir. Eğer İslama girer-erse doğru yolu bulmuş olurlar, O yoîla dünyada devlete, ahirette cennete ulaşırlar.[44]

(21) Allah’ın ayetleHni inkar edenlere, haksız yere peygamberle­ri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere acıklı azabı müjdele.[45]

(22) Dünyada da ahirette de onların amelleri boşa gitmiştir. On­ların yardımcısı da yoktur.

En büyük üç tane suç: Allanın ayetlerini yalanlamak, peygamberleri öldürmek ve adaleti emredenleri öldürmek.

Allanın ayetleri inkar edilince insanlar arasından bir ilah çıkarırlar ve onua sözlerini ayet gibi kabul edip her tarafa yazarlar ve onun izinde sa­pıklığa giderler.

Peygamber efendimiz zamanında, kafirler efendimizi öldürmeye te­şebbüs ettiler başarılı olamadılar. Yahudi ırkı birçok peygamber öldürdü. Günümüzde peygamber olmadığı için peygamberlerin öldürülmesi de sözkonusu değil. Ancak ikibin sene önce peygamber öldüren yahudilerin bu günkü çocukları, ikibin sene önceki dedelerinin yaptığı hatayı aynen onayladıkları için, aynı katilin karakterini taşıdıkları için bu ifade kulla­nılmıştır.

Peygamberden kasıt onun şahsı değil temsil ettiği risalettir. Kâfirler Efendimizin risaletine düşman idiler. Günümüzde de Efendimizin risale-tine, sahih hadislerine dil uzatanlar aynı karakterdeki insanlardır.

Adalet adamlarını öldürenler kuvvete boyun eğenlerdir. Adalet orta­dan kalkınca kuvvet hakim olunca, ilk aciyı adaleti ortadan kaldıranlar çekerler. Ahirette ise eli boş yardımcısız olarak cehennemi boylarlar.[46]

(23) Kendilerine kitapdan bir pay verilenleri görmedin mi? Ara­larında hükmetmeleri için Allanın kitabına çağırmıyorlar da sonra onlardan bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor, (yönetim istiyor)[47]

(24) Bu onların “Ateş bize sayılı günlerden başka dokunmaya­caktır” demelerindendir. Uydurdukları şeyler onları dinlerinde al­datmıştır.[48]

(25) Vukuunda hiç şüphe olmayan o günde onları topladığımızda ve herkese haksızlığa uğratılmadan kazandığı verildiğinde onların hali nasıl olacak?

Kitabdan yüz çevirenler, onu yürürlükten kaldıranlar, kendi heva ve hevesleriyle hükmetmek, kendi çıkarlarını korumak için yaparlar. Cehen­nem azabından bahsetsen, ancak birkaç gün azap bize dokunur derler. Bu dünyadaki durumlarıyla kıyas yaparlar. Halbuki yaptıkları kötülükler ve iyilikler hiç eksiltilmeden haksızlığa uğratılmadan herkese verilecektir. O zaman durumları nasıl olacak bunların? Bu soru şekli bir babanın kötü yoldaki çocuğuna “senin halin ne olacak?” diyerek yolun kötülüğünü an­latması gibidir.[49]

(26) Deki: «Ey mülkün sahibi Allahım, sen mülkü dilediğine ve­rirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Sen herşeye kadirsin.[50]

(27) Sen geceyi gündüze katarsın, gündüzü geceye katarsın ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine hesapsız rı-zık verirsin.

Allahm yarattığı toprak üzerinde, Allanın yarattığı ayaklarla yürüyor, onun mülkünü onun verdiği gözlerle görüyor, onun verdiği dillerle onu

öğüyoruz. Biz hakkıyla onu öğecek kelime bulamayacağımızdan, onu öğecek kelimeleri de bize o veriyor.

Mehmet Akif merhum bu ayeti ne güzel şiirleştirmiş: İlahi, “Malik-el- Mülküm” diyorsun doğru Amenna, Hakiki bir tasarruf varmıdır insanlara? Asla! Eğer almışsa bir millet edip bir mülkü isti’la, alan sensin, veren sensin, senin mülkündedir dünya.

istanbul şehrinin tapusu Konstantine aitken Fatih Sultan Muhammed geldi ve onun elinden aldı. Ama bu dünya Fatihe de kalmadı, Sultan Süleymana da. Allahdan başka kimseye kalmayacaktır.

Öyle olunca onun mülkünde onun verdiği akılla onun verdiği dille ona başkaldırmaktan daha tehlikeli bir delilik yoktur.

O Allah gündüzlere geceleri katıyor, geceler uzuyor, bazan da gecele­re gündüzleri katıyor, gündüzler uzuyor, kolumuzdaki binlerce saatin ayarı birbirine uymuyor. İnsanın yaptığı ayarsız oluyor. Ama dünya yara-tılalıdan beri çalışan bu gece gündüz saatinde bir saniye değil bir saliselik ayarsızlık yoktur. İşte Allahm kanunları ile insanların kanunları arasında­ki farkda böyledir.

Kıyamete kadar gelecek insanların hukukunu düzenlemek üzere Al­lah tarafından ayarlanmış ilahi kanunları reddedenler, her onsene de bir kalemle değil süngünün ucuyla kendi kurdukları kanunları ayarlama mecburiyetinde kalmışlardır. Binlerce insanın kanı akıtılarak, beyni ezile­rek gerçekleştiriyorlar bu ayarlamayı.

Ümidinizi kesmeyin. Allah ölüden diriyi çıkarır. Firavunun sarayında Musa’yı yetiştiren Allah, (c.c.) kâfirin karanlık dünyasında adalet güneşi­ni ısıtır.

Yeterki biz kâfirleri dost ve yönetici etmeyelim.[51]

(28) Müminler, müminlerden başka kafirleri dost (ve yönetici) edinmesinler. Kim bunu yaparsa ona Allalı’dan hiçbirşey yoktur. Ancak onlardan sakınmak için dost görünmeniz başka. Allah sizi kendisiyle sakındırır. Ve dönüş Allah’adır.

Burada dost diye terceme edilen “veli” kelimesindeki dostluk ev komşumuz, dükkan komşumuz olan gayri müslimlerle insani ilişkilerimiz olmasın anlamında değildir. Onlarla görüşülür, konuşulur, hediye alınıp verilir. Buradaki “veli” kelimesi vali kelimesinin de köküdür. “Mevla” kelimesi de aynı köktendir. Bakara suresinin en son ayetinde “Ente Mevlana” sensin bizim dostumuz, yöneticimiz” dedik. Yasalarımızı kâfirlerin yasalarına göre, paramızı kafirlerin para fonuna göre, ahlakımı­zı kâfirlerin ahlakına göre ayarlamıyacağız. Bunu yapanlar Allah katında hiçbirşey elde edemezler.

Ancak kafirin ölüm tehdidi veya vücudundan bir organı koparma teh-didi olursa, ondan sakınmak için imanını gönlünde gizleyerek dilinden kafirlere katılma ruhsatı verilmiştir. Ama azimeti tercih edip gönlündeki imanı diliyle de ikrar ederek şehid olan Yaser ile hanımı Sümeyye (R.A.) öğülmüştür. Nahl suresinin 106. ayetinde kalbi imanla dopdolu iken zor­lama karşısında diliyle inkar edenin kafir olmayacağını bildirir Rabbimiz.

Ancak zorlamayla adam öldürülemez. Bir adam, müslümanın başına tabancayı dayasa ve “şu adamı öldürmezsen seni öldüreceğim” dese öl­meyi öldürmeye tercih edecektir. Zinaya zorlasalar zina yapmayacaktır. Hırsızlık yapmayacak, başkasına zina iftirasında bulunmayacaktır.

Yalnız Allah’dan sakınacaktır. Ayetin sonu tekıyyenm ruhsat olduğu­na, Allah’dan sakınmanın ise azimet olduğuna işaret eder. Biz Allah’dan sakınacağız. Allah’ın yarattıklarından değil. Çünkü dönüş Allah’adır.[52]

(29) Deki:’«GöğüsIerinizdekini gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah herşeye kadirdir.

Gönlünden kafirleri sevip dışdan para kazanmak, oy kazanmak için müminleri seveni Allah bilir. Gönlünden müminleri sevip dışından kafir­lere yağcılık yapanları da Allah bilir. Yerde ve göklerde var olan herşeyi bilen Allah’dan gizlemek mümkin olmadığına göre içimizi imanla, dışımızıda amelle süsleyelim.[53]

(30) Herkes o gün hayırdan yaptığını da, kötülükten yaptığını da hazır bulacaktır. Yaptığı kötülükle kendisi arasında uzun bir ıraklık olmasını isteyecek. Allah sizi kendinden sakındırır. Allah kullarına Rauf dur (şefkatlidir).

Herkes cehennemdeki yakıtını bu dünyadan kendi sırtında götürecek­tir. Yetim malı yiyenler karınlarına ateş doldururlar.[54] Çalanlar, çırpanlar, köşe dönenlerin azabının başlangıcı karınlarından ateşlenerek başlar.

Kafirler ise her tarafları küfürle boyandığı için azabı en şiddetli olan­lardır.

Karşılaşmakdan utanmayacağınız işler yapın. Duymakdan hoşlanaca­ğınız sözler söyleyin. Elleriniz cennet’teki köşkünüze altından, yakuttan, inciden tuğlalar koyar gibi güzel işlerle uğraşsın. Ayaklarınız, cennetteki bahçenize solmayan güller dikmeye gider gi­bi yürüsün.[55]

(31) Deki:«Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı afvetsin. Allah afvedicidir, rahmet edicidir.

Safa’yı isteyen Mustafa’ya (S.A.V.) uysun. Mıknatısın yanında duran demir de mıknatıslanır. Parfüm dükkanında biraz oturanın üzerinde güzel kokular olur.

Allah’ın sevgisini kazanmak, Allah’ı seven Rasülüne uymakdan ge­çer. Çünkü o sevilmenin, kendini sevdirmenin yollarını Rabbinden öğ­rendi.

“Biz Allah’ın kitabına uyarız. Rasülünün hadislerine uymayız” diyen­ler Allah’a ve onun kitabına uymayanlardır.

Nur suresinde Rabbimiz «Muhakkak sen büyük bir ahlak üzeresin» buyurmuş. Yaşantısı Rabbimizin kontrolünde olan Rasülünün sünnetine nasıl uyulmaz?[56]

(32) Deki: Allaha ve Rasule itaat ediniz. Eğer yüz çevirirler (ken­dileri hakim olmaya çalışırlarsa) muhakkak Allah kafirleri sevmez.

Allah’a itaat etmek onun kitabı olan Kur’ana uymakla olur. Peki Ra­sülüne itaat ne ile olur? O da Rasülünün sünnetine uymakla olur.

Rabbimiz «Allah’a itaat edin» emriyle yetinmemiş. «Rasüle itaat edi­niz» diye ilave etmiş. Çünkü Allah’ın emir ve yasaklarını, rızasını ve aza­bını bize açıklayan, hayatıyla örnekleyen Allah’ın Rasülüdür.

Allah, kullarını peygambersiz bırakmamıştır.[57]

(33) Muhakkak Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini, İmran ai­lesini alemler üzerine seçti.[58]

(34) Bazısını bazısından nesiller olarak (seçti) Allah herşeyi işi­tendir, bilendir.

İlk insan ilk peygamber Hz. Adem Aleyhisselamın peygamberliğini inkar edenler Bakara suresinin 31 nci ayetinde Allah’ın Ademi öğretmesi­nin ne manaya geldiğini bilmeyenlerdir. Yine aynı surenin 37 nci ayetin­de Adem’in Allah’dan kelimeler almasının ne manaya geldiğini bilmeyen­lerdir.

Bu ayetteki “istifa” nın ne manaya geldiğini kavram ayanlardır. Ademden sonra Nuh, İbrahim ve onun neslinden gelen peygamberler, im­ran ve onun neslinden gelen Musa, Harun, İsa Aleyhimüsselamların hepsi insanlar arasından seçip çıkardığı, süzdüğü, berrak hale getirdiği insan­lardır. Onun içindirki Efendimizin bir adı da Mustafadır. Kötülüklerden arındırılmış, insanlar arasından süzülüp çıkarılmış insan demektir.

Biz hergün düşüncelerinde değişiklik yapan, eğriyle doğruyu ayird edemeyen, kararsızlık içinde bocalayıp duran, yazdığı kanunları devamlı bozup yeniden yazan insanlara değil, Allah’ın seçtiği peygamberlerle gönderdiği kitaba ve onun peygamberlerine uyarız.[59]

(35) Hani İmranın hanımı «Rabbim, ben karnımdakini hür ola­rak sana adadım. Benden kabul et. Muhakkak sen işitensin bilensin» demişti.[60]

(36) O kız çocuğu doğurunca «Rabbim ben onu kız olarak doğur­dum. – Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilir. Erkek, kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum. Ben onu ve soyunu, ko­vulmuş şeytandan sana sığındırırım» dedi.

İmran, Meryem validemizin babasının adıdır. Tarihçilerin bildirdiği­ne göre annesinin adı da Hanne’dir. Babasının değil de annesinin dua et­mesinin sebebi İmran’ın ölümünden sonra Meryem validemizin doğması-dır. Yani İmran yavrusunu koklayamadan öldü. Değerli eşi hamile iken Rabbine dua eder. «Ya Rabbi bu çocuğumu hür olarak sana adadım. Onu benden kabul et ve şeytanın şerrinden korunması işini sana havale ettim» diyor.

Bu ayetlerden bizim anlamamız gerekenler:

1- Çocuğu Allah için isteyeceğiz. “Bana baksın” diye çocuk isteyen­ler, “şirketimi, saltanatımı devam ettirsin” diye çocuk isteyenler bilsinlerki o çocuk kendi elleriyle yaptıkları el bombasına dönüşebilir. Halbuki Allah’a itaat eden çocuk anne ve babasınada itaat eder. Rabbin rızasını

anne babanın rızasında arar.

2- Çocuğun hür fikirli, gür imanlı olmasını isteyeceğiz. Hiçbir insa­nın fikir kusmuğunu beyninde taşıyıp onun koyduğu kuralların tutsağı ol­mayacak.

Hakimiyetin kayıtsız şartsız Allah’ın olduğuna inanmayan hür sayıl­maz.

3- Çocuğumuz olduğunda “erkek veya kız, eli ayağı düz” olsun, salih veya saliha olsun isteyeceğiz. İmranın hanımı Allaha daha çok hizmette bulunsun diye erkek çocuğunun olmasını istiyordu. Ama Meryem valide­miz daha çok hizmet etti.

4- Çocuklarımıza maddi manevi korunmaları için gereken tedbirleri aldıktan sonra korunmasını Allah’a havale edip ona sığınacağız.[61]

(37) Rabbi de onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi büyüttü. Zekeriyya’yı da ona karşı sorumlu kıldı. Zekeriy-ya mihraba her girişinde onun yanında bir yiyecek buldu. “Ey Mer­yem, bu sana nereden?” deyince O, Bu Allah katındandır” dedi Şüp­hesiz Allahdilediğinihesapsız rızıklandırır.

Meryem validemizleyzesininkocası Zekeriyya aleyhisselâmm yanın­da güzel bir çiçek gibi yetiştirildi.

Bahçesindeki meyvelerin toprağına, gübresine, ilacına, budanmasına dikkat eden aileler dünyanın bütün ağaçlarından daha değerli olan yavru­larının yetişmesine, gıdasının helal ve temiz olmasına, beynine giren söz ve görüntülerin güzelliğine dikkat etsinler.

Zekeriyya (S.A.V.) Meryem validemizin yanına her varışda onun ya­nında nzık buluyordu. Bu haber evliyanın kerametinin hak olduğunu gös­termektedir.

“Allah dilediğine hesapsız nzık verir” İslama hizmet ederek rızka ka­vuşmak, paraya hizmet ederek İslama hizmet ediyorum diye kendini kan­dırmaktan hayırlıdır.

Efendimiz İslama hizmet ederek Mekke’li müşrik yöneticilerin malla-rınada varis oldu.[62]

(38) Orada Zekeriyya Rabbine dua etti: «Rabbim, bana katından temiz bir çocuk ver. Muhakkak sen duaları işitensin» dedi.

Meryem validemizin kerameti Zekeriyya’yı da çocuk istemeye şev­ketti. Bu hased değil gıpta etmektir. Başkalarında olan güzel şeyin kendi­mizde de olmasını istemeye gıpta etmek deriz. Hased ise başkasının elin­deki güzel şeyin ondan alınıp kendisine verilmesini istemek, kendisine verilmeyenin başkalarında olmasına dayanamamak halidir.

Meryem suresinin 1-15 nci ayetlerinde açıklandığı gibi Zekeriyya ih­tiyar, hanımı ise kısır iken Allah’dan temiz bir çocuk ister. Rabbi de Me­lekleriyle ona Yahyayı müjdeler.[63]

(39) O mihrabda namaz kılarken melekler ona «şüphesiz Allah sana Allah’dan olan kelimeyi doğrulayan, seyyid, iffetli, ve salihler-den bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeler» diye seslendi.

Toprakdan Adem’i yaratan Allah, ihtiyar baba ile kısır anneden Yah­ya’yı yaratır. Kısır anne ve babalar hiçbir zaman Allah’dan ümitlerini kes­mesinler ve sözlü dua İle tedavi duasına devam etsinler.

Çocuk isterken Zekeriyya gibi “temiz” çocuk istesinler. Maddi ve manevi pisliklerden arınmış çocuk.

Bir çocukda olması gereken vasıfları Rabbimiz bildiriyor:

1- Allah’ın kelimesini doğrulayan bir çocuk. Bu gün Allah’ın kitabı Kur’anı tasdik eden, tatbik eden bir çocuk.

2- Efendi, Seyyid – bir çocuk. İmansızlara hizmet eden, köle bir ço­cuk değil.

3- Hasur: eli, dili, beli, gözü, gönlü günahlara karşı, kendisini Anado-luhisarmdan daha sağlam hisarlarla çevirmiş iffetli bir çocuk. Nebi ve salih. Bugün biz çocuklarımız için peygamberlik isteyemeyiz. Çünkü Hz. Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecektir. Ama diğer özellikleri kazanması için tedbir alıp dua etmeliyiz.[64]

(40) Zekeriyya: «Rabbim, bana ihtiyarlık ulaşmışken hanımım

da kısır iken benim çocuğum nasıl olur?» dedi. Allah: «Öyledir. Al­lah dilediğini yapar» buyurdu.[65]

(41) «Rabbim” bana nişan ver» dedi. Allah: «senin (çocuğuyun olacağının) nişanın, insanlarla işaretin dışında üçgün konuşamaman-dır. Rabbini çokça zikret, akşam sabah teşbih et» dedi.

Meninin milyonlarca hücresinin birinden boylu poslu insanı yaratan, kireçle kaplanmış yumurtanın içinden civcivi çıkaran, küçücük haşhaş ta­nesinden beyaz, mor çiçekler açtıran, kara topraktan karanfiller koklatan Allah (c.c), ihtiyar bir erkekle kısır bir kadından çocuk olacağını müjde­ler. Zekeriyya aleyhisselâm çocuğumun olacağının işareti nedir? deyince «üçgün konuşamaman» diye cevap verilir.

Zekeriyya Aleyhisselâm daha önce konuşurken bir anda konuşamaz hale gelir. Diliyle Allahi zikrediyor, akşam sabah teşbih ediyor ama ko­nuşamıyor. Ancak işaretle meramını anlatıyor.

Zekeriyya Aleyhisselâm anlıyorki, yıllarca konuşan dilim Rabbim di­lemeyince konuşmadığı gibi, yıllarca doğurmayan kısır hanımım da Al­lah dileyince doğurur ve Yahya dünyaya gelir.[66]

(42) Hani melekler şöyle demişlerdi: «Meryem, Allah seni seçti ye seni temiz kıldı. Seni alemlerin kadınları üzerine seçti.»[67]

(43) «Meryem, Rabbine gönülden itaat et, secde yap, rüku eden­lerle beraber sende rüku et.»

‘ Peygamber İsa Aleyhis sel âmin gelişinin ön hazırlıkları önce 35 nci ayette geçtiği gibi İmran’m hanımı dualarla Hz. Meryem’i doğuruyor. Meryem validemiz, Zekeriyya Aleyhisselamın kefaleti altında güzel bir çiçek gibi yetiştiriliyor. Rabbimiz tarafından seçilen, temiz kılınan, alnı secdeli, ağzı dualı Meryem validemiz o günün kadınlarının en üstünü kı­lınıyor. Böyle bir aileden Hz. İsa’nın getirilişinin anlatılırı asıyla biz de uyarılıyoruz.

Şöyleki, çocuk eğitimi ana rahminde başlar. Dünyaya gelince çiçek gibi beslenip büyütülür. Maddi manevi pisliklerden uzak tutulur.[68]

(44) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Mer-yemi hangisi himayesine alacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlar­ken sen yanlarında değildin. Çekişirlerken de yanlarında değildin.

«Sana haber veriyoruz. Onlar, sen bakacaksın ben bakacağım diye çekiştiklerinde sen onların yanında değildin» diyor. Allah (c.c.) bunları bize haber veriyor. Müslümanların hayırda yarış ettiklerine dikkatimizi çekiyor. Rabbim ayet-i kerimede:

«Cennete ve Allah’ın rahmetine doğru müsabaka ediniz.»[69] buyuruyor. Burada da Meryem validemize sen bakacaksın, ben bakacağım diye yarışıyorlar. Kendi aralarında nerede ise çekişecekler. Zaten çe­kişme kelimesi ile ifade edilmiş. Derken kur’a çekmişler.

Bu ayet-i kerime kur’a çekmenin caiz olduğunun delilidir. Bazı olay­ların hallinde kur’a çekilebilir.

Peygamber efendimiz (A.S.V.) sefere gideceğinde eşleri arasında hangisini götüreceği konusunda bir seçim yapmamak için kur’a çekermiş. Kur’a kime çıkarsa onu beraberinde götürülmüş.[70]

(45) Hani Melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah kendinden bir kelimeyi müjdeliyor. Onun ismi Meryem oğlu Isa Mesihdir. Dün­ya ve ahirette saygındır ve Allah’ın yakın kullarındandır”

Burada Mesih kelimesi (Aleyhisselam)’in lakabıdır. İsa ismidir diyor­lar. Mesih denmesinin sebebi Türkçe de kullandığımız bir ifade vardır. Seyahat kelimesi. Seyahat nedir? Birinin gezip tozmasına seyahate çık­ması diyoruz.

Mesih “dinini yayma konusunda gezen dolaşan seyahat eden insan” manasına geliyor veya meseha kökündendir diyorlar. Bazıları hastaların tedavisi için eliyle mesh ettiğinden dolayı mesih denilmiştir diyorlar.

Ama birinci planda seyahat kelimesinden türetilmiş, Mesih dinini yayma konusunda gezen, seyahat eden insan manasındadır.

Biz o Mesih’e iman ettiğimize göre bizim de gezip, dolaşmamız gere­kiyor. Nereleri dolaşalım hocam? Canım arada bir arkadaşları geziverin, dükkanları dolaşiverin. Yalnız çay içmek için değil, bir şey anlatmak için o günün konularını İslami yoldan çözümünü bildiğiniz kadarıyla anlatıverin.

Ve dünyada saygın, vecih, yani insanların değer verdiği, itibar ettiği, Rabbimin de değer verdiği bir insan olacaktır o. Ahirette de Rabbim tara­fından itibar görecektir. Ve Allah’ın yakın kullan arasında olacaktır” di­yor.[71]

(46) Beşikte iken de yetişkin iken de insanlara konuşacaktır ve o saiihlerdendir.

“Daha beşikdeyken konuşacak, Genç, tam olgun bir insan olacak. O salın insanlardan olacak bozgunculardan değil, sarihinden olacak. Yani insanlar arasını düzelten ve inşaların bütün işlerini düzelten biri olacak” diyor melekler Meryem validemize.

Beşikdeykenkonuşurmu? Bu ayet-i kerime İsa (Aleyhisselam)’in be­şikdeyken konuştuğunu haber veriyor.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de daha geçmişten iki tane çocuğun daha çocukken konuştuğunu haber veriyor. Hadis-i şeriflerinde

Hocam nasıl konuşur diyecek olursanız. Öyle bir olur ki. İnsanlar plağı konuşturursa, teybi konuşturursa Allah çocuğu niye konuşturmasın. Dünyaya gelince viyaklıyor. Ha o nedir? Biraz daha anlaşılır hale getiri­yor. Elin oğlu bugün hani çiçekleri konuşturuyor diyorlar. Çiçeğin yanın­da bir olay olsa belirli aletleri getirip onun yanındaki olayı çiçekten dinle­me ilmi de gelişmiş diyorlar. Allah’ın yarattığı insan bunu başarırsa Allah (c.c.) haydi haydi konuşturur.[72]

(47) Meryem: “Rabbim, benim çocuğum nasıl olur? Bana hiçbir insan dokunmadı” dedi. Allah: “Öyledir” dedi. “Ancak Allah diledi­ğini yaratır. Bir işe hükmedince ona ol der, o da oluverir”

Kainatın yaratılışı için de öyle “kün”, “ol” dedi oluverdi diyor. Eee madem bütün bir kainat ol demekle oldu, bir insan da babasız sadece bir hanımdan bir çocuğun dünyaya gelmesi öylece oluverir.

Peki, günümüzde böyle bir çocuk dünyaya gelse ne olur? Zina suçun­dan dolayı cezalandırılır. Çünkü Allah’ın (c.c.) bunu kendisi de mucize olduğunu haber veriyor. Yani bunun böyle olduğunu kendisi de bildiri­yor, O günün insanına. Nasıl bildiriyor? Çocuğu konuşturuyor.

Bu gün hiç evlenmemiş bir kadın, bir çocuk dünyaya getirse ve dese-ki siz İsaya inanıyor musunuz? İnanıyoruz. Meryem’e de inanır mısınız? İnanırız. Onun babasız çocuk dünyaya getirdiğine inanır mısınız? Ona da inanırız. Öyle ise benimkini de öyle kabul ediverin derse, İslami bir mah­kemede, hakim tarafından, çocuğu konuştur denir.

Halbuki o gün Meryem validemiz hakim huzuruna çıkartılmış şahit­leri, hakimleri dava ve davacıları var. Ve orada çocuk dile gelmiş “Ben Allah’ın kuluyum. Peygamberiyim ve insanlara Allah’ın kitabını açıkla­mak üzere gönderildim” diyor. Onun için babasız bir çocuk dünyaya geti­ren bir kadın bugün bunu yapsa ona deriz ki “çocuğunu konuştur, biz de sana inanalım.” Meryem validemizi Allah (c.c.) temize çıkarırken hakim huzurunda çocuğu konuşturdu.” deriz.[73]

(48) “Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek”

Zaten bütün peygamberler birbirinin tasdikçisi olarak gönderiliyorlar. İsa (Aleyhisselam), Musa (Aleyhisselam)’i Peygamber efendimizde bütün peygamberleri tasdik etmek üzere gönderilmiştir.[74]

(49) İsrailoğullarına peygamber gönderecek (ve o şöyle diyecek) “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamur­dan kuş biçiminde bir şey yapar ve ona üfürürüm de Allah’ın izniyle kuş olur. Anadan doğma kör ve alaca hastalığına tutulanı iyi eder ve Allah’ın izniyle ölüyü diriltirim. Evlerinizde yedikleriniz ve biriktir­diklerinizi size haber veririm. Eğer mü’minlerseniz bunda sizin için bir ibret vardır.[75]

(50) “Tevrat’tan elimde olanı doğrulamak, size haram kılınanla­rın bir kısmım size helal kılmak için geldim. Sîze Rabbinizden ayet getirdim. Allah’dan sakının ve bana itaat edin”

Burada tefsircilerimiz diyor ki, “Yahudilere Allah (c.c.) Tevrat’ta ha­ram kıldığı bazı şeyleri İsa (Aleyhi s selam) helal kılmak için gönderildi”, diyorlar. Bir kısmı da hayır Öyle değil, Tevrat’taki helal ve haramlar doğ­ru, öyledir. Ancak zaman içerisinde hahamlar bazı şeyleri kendileri de­ğiştirdiler. Helal olan şeyleri haram, haram olanları da helal kılmaya kalktılar. İnsanlara kendi nefislerinden haram kıldıklarını helal kılmak üzere. Hocam günümüzde böyle birşey yok demeyin, günümüzde Allah (c.c.)’nun haram kıldıklarım helal kabul ediyorlar. İçki haramdır diyoruz.

Ama içki fabrikası açılır. İçkinin nasıl imal edileceği, işçilerin nasıl çalı­şacağı, ücretlerinin nasıl verileceği kanunu, bakanlar kurulu kararları ve­ya bakanın tamimleri ile yapılmakta, satışı, alışı belirli bir statüye tabi tu­tulmakta ve onun satışı için kim izin alır, nasıl izin alır, ne şartlara bağlı­dır. Bütün bunlar kanunlaştınlmış veya kararlaştırılmıştır.

Faiz haram kılınmış, en şiddetli şekliyle kötülenmiş ama, belirli bir zaman vardı ki aleyhde konuşmak suç olurdu. Onlar da (hahamlar da) ay­nısını yapmışlar da İsa (Aley his selam) düzeltmek için geliyor.

Size Rabbinizden ayetler getirdim. Veya kendim ayetlerle geldim. Allah’tan sakının. (Allah’a inanıyor musunuz? Evet) Bana da itaat edin.

Yahu siz Musa’ya niçin inanıyordunuz niye itaat ediyordunuz? “Allah gönderdi diye” Onu gönderen Allah (c.c.) beni de gönderiyor. Onun Tev-ratını aynen uygulamayı zaman içerisinde sizin değiştirdiklerinizi düzelt­meyi ve size yepyeni bir İncil’le gelmek üzere Allah (c.c.) beni size gön­derdi” diyor.[76]

(51) “Şüphesiz Allah, hem benim hem de sizin Rabbinizdir. Öyle ise ona ibadet edin. Doğru yol işte budur”

Şimdi bu yahudiler hala “Yahuda” yalnız Yahudilerin Allah’ıdır di­yorlar. Peki bizi niçin yaratmış? Yine onların Tevrat’ın da değil de Tal-mutun da inek olsun diye. İnek tabiri kullanılıyor. Yani dünyada Yahu­di’nin dışındaki herkes sizin ineğinizdir. Onun sütünü iyi sağacaksınız. Süt vermez inekleri ise öldüreceksiniz. Çünkü “yeryüzünde otlayıp da si­zin altınınızı, gümüşünüzü, madeninizi, fıstığınızı, fındığınızı da yiyip bi-tirmesinler diye öldüreceksiniz. Süt verdiği takdirde sağacaksınız, süt vermedi mi de işini bitireceksiniz diyorlar.

İsa (Aleyhisselam) ki İsa (Aleyhisselam)’ın burada söylediklerini bi­zim söylememiz gerektiği için Rabbim haber veriyor. «Sizin Rabbiniz bi­zim de Rabbimizdir. Öyle ise ona itaat edin.» Peki bunlar Rab diye itat

ettiklerine gerçekten itaat etmiş olsalar, O Rab Teâlâ Hz. Peygamberimiz (S.A.V.)’i göndermiş ve de Kur’an-ı Kerim’i göndermiş, ona itat etmeleri gerekiyor. İnanmamakla Allahü Teala’ya da itat etmiyor bunlar:

İşte dosdoğru yol da budur. Dosdoğru yol Rabbi tanımak ona ve Pey­gamberine itaat etmektir.[77]

(52) İsa onlardan küfrü hissedince “Allah için benim yardımcıla­rım kimdir?” dedi. Havariler: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik. Sen şahit ol ki şüphesiz biz müslümanlarız” dedi.

Yani müslüman kelimesi yalnız bize ait değil. Adem (Aley his selam) müsliimandı. Ona iman edenler de müslümandı. Musa (Aleyhisselam) müslümandı. Ona iman edenler de müslümandı.

Orada müslimîn kelimesi de var. Onlar müslüman olduğunu ifade ediyor. Yani Rabbine “teslim olmuş kişi” burada da ilk İsa (Aleyhisselam)a iman edenler diyorlarki: “Ey İsa! sen şahit olki biz müslümamz, di­yorlar ve şu duayı okuyorlar. Bu duayı sizde bilirsiniz. Teravihde müez­zinler okur. Niye okurlar?

Biz o İsa (Aleyhisselam)a inanmış kardeşlerimizin aynen dediğini di­yoruz.[78]

(53) Ey Rabbimiz! indirdiğine inandık, peygambere uyduk. Sen bizi şahitlerle yaz.

“Ey bizim Rabbimiz indirdiğine iman ettik” Yani Kur’an-ı Kerim’ine iman ettik. O gün için onlar “Biz İncil’e iman ettik” diyorlardı. İsa (Aleyhisselam)’a biz uyduk. Biz de diyoruzki “Muhammed (Aleyhisselatu ves-salam)’a uyduk başkasının izinde değiliz.” Bizi de şahitlerden yaz Yarab-bi diye onlar dua etmişler. Biz de aynı duayı yapıyoruz.

Eh bunu çıkar biri yiğitçe söyleyecek olursa, kaşısına düşmanlar diki­lir, planlar ve tuzaklar kurmaya başlarlar.

Zamanın devlet adamına gitmişler “vallahi Efendi bu senin aleyhinde konuşuyor, kanunlarını çiğniyor, şöyle diyor böyle diyor” demişler. O da getirin, almgelin asıverelim” demiş.[79]

(54) Onlar hile yaptılar, Allah da hilelerine karşılık verip boşa çı­kardı. Allah, hileleri boşa çıkaranların en hayırhsıdır.

Onlar hile yaparlar, tuzak kurarlar, planlar hazırlarlar. Kendi kuralla­rını, kurumlarını biraraya getirirler. Müslümanlara karşı nasıl tavır alalım derler ve üniversite proflan cübbelerini alırlar, yollara düşerler yürüyüş­lerle müslümanların güçlenmesini protesto ediyorlar.

Allah’ın da onların oyunlarını boşa çıkaracak yolları vardır. “Allah (c.c.)’da onların oyunlarını boşa çıkarır.” diyor Rabbimiz.

Basından bir arkadaş diyorki “Ne diyorsun bu heriflerin yürümesine? Dedimki “Bugüne kadar müslümanlar yürüdü. Niye? Zayıf görünüyorlar­dı ondan. Şimdi onlar yürümeye başlamış pek sevindim. Bundan sonra onlar yürüyecek gayri. Birazda onlar ayakkabı eskitsinler. Bugüne kadar biz çok ayakkabı eskittik.”

Kaybeden yürür, zayıf olan yürür. Demek ki onlar yürümekle zayıf­lıklarını kabul ettiler ilk defa. Bundan sonra hergün yürüsünler. Zaten bir şey öğrettikleri yok.

Burada profesörlerimizin hepsini kastetmiyorum. Çok değerli profe­sörlerimiz de var. Yani 40 senede yetişen, 50 senede yetişen, 30 senede yetişen bu insanlarımızı da bir çırpıda itmek kadar büyük günah da yoktur aslında.

“Allah onların hilelerini boşa çıkarır. Bu tür plan kuranların en hayır-lısıdir Allah (c.c.).

Hocam nasıl oldu bu iş? Bir zamanlar hepiniz bilirsiniz. İmam Hatip liseleri açılırken, niyyet de din değilmiş. “Şuraya bir İmam- Hatip açalım. Din adamı yetiştirelim ama “dinsiz” olsun, köye gitsin milleti dinsizleştir-sin. Yani onun diliyle anlatsın dinsizliği” denilmiş. O niyyetlerle açılmış ama şimdi üçyüz – üçyüzelli bin mezunu ve şu kadar üniversite mezunu olmuşlar. Ve adamlar hergün gazetelerde aman şöyle küçültelim, şöyle edelim, yakalım, yıkalım. Kim bunlar? Saniyede para kazanmaktan, başka hiçbir özelliği olmayan adamlar dahi gözü oraya dikmişler. Birkaç kişi­nin demesiyle yapıyorlar bu işi. Yani ne niyyetle açılmış ama nerelere varmış netice.[80]

(55) Hani Allah: “Ey İsa, şüphesiz seni ben vefat ettireceğim ve seni kendime yükselteceğim. İnkarcılardan seni tertemiz çıkaracan ğim ve sana uyanları kıyamet gününe kadar inkarcıların üstünde tu­tacağım. Sonra dönüşünüz yalnız bana olacaktır. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerde ben hükmedeceğim.”

Hz. İsa’nın söyledikleri yahudilerin çıkarlarını zedelediği için, zulüm­lerine engel olduğu için yahudiler Hz. İsa’yı öldürmeye karar verirler. Hz. İsa’nın yakın arkadaşları arasında yahudilerin casusu da var.

Birgün ani bir baskınla öldürmek için geldiklerinde Allah (c.c.) Hz. İsayı göğe kaldırır. Yahudiler de Hz. İsaya benzetilen birini çarmıha ge­rerek Öldürürler.

Tefsirlerde bu ayetin açıklamasında birçok ihtilaflı açıklamalar var. Yahudiler öldürdüklerini söylüyorlar. Yahudilerin bu sözünü benimse­yenler ayetteki “Müteveffike” kelimesini “öldüreceğiz” manasına alıyorlar ve Hz. İsa öldükten sonra kaldırılmıştır diyorlar.

Hz. İsa öldürülmeden kaldırılmıştır diyenler aynı kelimeyi “Öldürece­ğiz” manasına alsak bile o zaman öldürüldüğüne işaret etmez. İleride kı­yamete yakın zamanda yere indirilip görevini tamamladıktan sonra öldü­receğiz demektir. Bu durum “her nefis Ölümü tadacaktır” ayetine de ters düşmez. Çünkü Hz. İsa da ölecektir. Ayrıca “Müteveffike” kelimesi seni uyutacağız manasına da gelebilir. Zümer suresi 42 nci ayetle En’am 60 ncı ayetlerde uyumak manasına gelmektedir.

Meryem suresinin 33 ncü ayetindeki doğduğum gün de öldüğüm gün de ve diri olarak kaldırılacağım gün de Allah’ın selamı benim üzerime ol­sun” sözü Hz. İsa’ya aittir. Buradaki “öleceğim gün Allah’ın selamı benim üzerime olsun” cümlesi öldüğünü göstermez. Öleceğine işaret eder.

Nisa suresinin 159 ncu ayetinde “O (İsa) ölmeden önce bütün ehli ki­tap ona (İsa’ya) muhakkak iman edecektir.” diye haber verilmekte.

Şimdi sorarım Hz. İsa göğe kaldırılmadan önce bütün yahudiler Ona inanmış mı idi. inansalardı zaten öldürmeye teşebbüs etmezlerdi. Sonra “ehli kitab” ta’biri yahudi ve hristiyanları içerir. Bu günkü yahudiler hala Hz. İsayı kabul etmemekte diretiyorlar. Ama iman edecekleri gün mutla­ka gelecektir.

Nisa suresinin bu 159 ncu ayeti Hz. İsa’nın tekrar dünyaya geleceğine de işaret etmektedir. Hz. peygamber’in (S.A.V.) sahih hadisîeriyle habei verdiği Hz. İsa’nın inişi haberi o kadar çok sahabeden nekledilmişki, ha­disler manaları yönünden mütevatir haber olmuştur. Bu konuda Keşmirli Muhammed Enver Şah’ın yazdığı, Abdülfettah Ebu Guddenin tahkik etti-

ği Matbuat-ül İslamiyyenin Halebde bastığı 350 sahifelik kitap bütün ha­disleri topladığı gibi bütün şüpheleri de dağıtmaktadır.

Günümüzde çok değerli yazarlarımızdan bir kaçı “Hz. İsa önce öldü sonra kaldırıldı” diyorlar. Böyle söyleyenleri de tekfirden kaçının.

Bu ayeti kerimede Allah’ın Rasulüne hakkıyla uyanların kıyamete ka­dar kafirlerin üstünde tutulacağını haber verir.

Beni İsrailin tarihi bunu onaylamaktadır. Hz. Musa’ya uyanlar o gü­nün dünyasında en güçlü devlet başkanı, Firavun’un zulüm üzerine kur­duğu saltanata son vermişler ve Bakara suresinin 45 nci ayetinde bildiril­diği gibi o günün bütün insanlarına üstün tutulmuşlar.

Hristiyanlık tarihide Öyle sapma ve sapıtma devirlerinden önce Hz. İsa’ya inanan havariler zamanında Hz. İsa’nın getirdiği hak din önünde hiçbir engel duramamıştır.

İslam dini de bir yetimin nurlu dilinden insanlar üzerine hayat pınarı gibi akmaya başlayınca 40 senelik bir zaman içinde Bizans imparatorluğu ile İran – pers imparatorluğunun zulmüne son vermişler.

Arkadaşlar sayımıza ve silahlarımıza bakmadan Allanın dinine sımsı­kı sarılır ve bu insanlık alemine Kur’anın mesajını duyurabilirsek insanlar aradıklarını Kur’an da bulacaklar ve guruplar halinde İslama girecekler­dir.[81]

(56) Kafirlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir azapla azap edeceğim. Onlar için yardımcı da yoktur.

Peygambere inanmayan, getirdiği kitabı kabul etmeyen kafirlerin azabı yalnız ahirette olmayacak. Eğer gerçekten güçlü imana sahip müminler islamın hakimiyetini sağlarlarsa bu kafirler için en büyük azaptır.

Sineğin gülden hoşlanmadığı gibi kafirler de İslami bir yönetimin gelmesindense mağaralarda, inlerde yaşamayı arzu eder hale gelirler.[82]

(57) İman edip amelî salih işleyenlere de karşılığını verir. Allah zalimleri sevmez.

Allah’ın sevmediği de saadet bulamaz. İman edenler Kur’an doğrultu­sunda hareket ederlerse, Allah karşılığını mutlaka verir ve müminleri dünyada devlete, ahirette cennete erdirir. Dünyada zulme dayalı devlet kuran Romalılar, o güçlü ordularıyla Hz. İsa’nın getirdiği ilahi mesajı söndüremediler de kendilerinin zulmü söndü. İmanlı olarak ameli salih işleyenlerin zulmden ve assimile olmaktan korkmayacaklarını haber verir Rabbimiz.[83]

(58) İşte sana okuduğumuz bunlar, ayetlerden ve hakim zikir­dendirler.[84]

(59) İsa’nın Allah katındaki durumu Adem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı sonra “ol” dedi o da oluverdi.[85]

(60) Gerçek Rabbindendir. O halde şüphecilerden olma.

En sağlam bilgi Kur’an’m haber verdiği bilgidir. Çünkü zamanı, me­kanı, insanı, olayları yaratan Allah bize faydalı olacak haberleri yine ken­disi bildirmektedir.

İsa (S.A.V.)’nm babasız olarak Meryem validemizden dünyaya gel­mesini akıllarına yatıramayan yahudiler ve onların etkisi altında kalan kuru mantık yobazlarına cevap olarak

«İsa’nın durumu Allah katında Adem’in durumu gibidir. Allah, Adem’i topraktan yarattı» ayetini indirmiştir. Adem (S.A.V.)’in anasız ba­basız olarak dünyaya geldiğine inanıyorsunuz da niçin İsanın babasız ola­rak doğduğuna inanmıyorsunuz.

Günümüzde önce batıya iman edip sonra müslümanlığını onlara göre tevile zorlayan, ama batı tarafından da değer verilmeyen bir kısım yazar fakat okumazlarımız Hz. Meryem’in bu doğumunu, hem ayetleri hem de tib ilmini tahrif ederek açıklamaya çalışmışlar.

Biz toprakdan Adem’i yaratan Allah’ın, Hz. Meryem’den babasız ola­rak Hz. İsa’yı yarattığına inananlardanız.

Bu konuda ve diğer konularda verdiği bilgiler hakdir, gerçek doğru­lardır. Ve biz bu konularda tereddüt etmeden inananlardanız. Hiç şüphe­miz yoktur.Şüphe içinde olanlara Rabbimiz şöyle buyurur:[86]

(61) Sana ilimden birşey geldikten sonra kim seninle bu konuda tartışacak olursa onlara söyle: “Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, son­ra Allah’a dua edelim ve Allah’ın la’netini yalancılara kılmasını iste­yelim.”

Hz. İsa hakkında ona yakışmayacak şeyleri söyleyen papazlar bu da­vete katılmaktan kaçınmışlar ve “Ya peygamberse, peygamberin duası geri çevrilmez ve biz ailecek helak oluruz” demişler. Günümüzde batı in­sanı hristiyanlığı sömürüsüne alet olduğu için devlet nezdinde tutuyorlar.

Ferd olarak düşünürsek, çoğunluğu hristiyanlığı savunmuyor. Papaz­ların İncil’e sonradan kattıkları şeyler haklı olarak ferdîerin aklını karıştı­rıyor.

Bu gün bizler meclislerde, salonlarda, meydanlarda insanın olduğu her yerde İslam kültürü ve onun hayata yansıyan medeniyeti ile buyurun işte çocuklarımız, işte çocuklarınız, işte ailemiz, işte aileniz, işte medeni­yetimiz işte medeniyetiniz gelin yarıştıralım diyebilmeliyiz.

Hicri sekizinci asrın başlarında batınüerin yaymaya başladığı batıl bir tarikat şeyhinin ateş gösterileri binlerce insanı peşine takdiğında, o devrin alimi, durumu devrin devlet başkanına arzeder. Başkan da onların huzurda yarışmalarını ister. Bu değerli alim; “Allah’dan istiharede bulun­dum. Gönlümde Hz. İbrahim’e uyarak o sapık şeyhle beraber halkın hu­zurunda ateşe girmek fikri geldi. Durumu devlet başkanına arzettim ka­bul etti. Ancak şeyhle beraber ateşe girmeden önce vücudumuzu sirke ve sıcak su ile yıkamamızı istedim. Bunun üzerine şeyh ateşe girmekten ka­çındı, çünkü o vücuduna ateşin geçici bir zaman yakmayacağı bir yağ sü­rüyordu. Eğer o girseydi ben de girecektim” diyor.[87]

(62) İşte bu gerçek bir kıssadır. AHahdan başka ilah yoktur. Mu­hakkak Allah Azizdir, Hakimdir.[88]

(63) Eğer yüz çevirirlerse muhakkak, Allah bozguncuları bilir.

Geçmiş hakkında insanların verdikleri bilgiler kesin değildirler. İn­sanlar olayların dış yüzünü görürler ve kendi iç dünyalarında yorumlaya­rak verdikleri için gerçekler iki defa kırılmaya, eğilip bükülmeye uğrar.

Allanın bildirdikleri ise doğrunun ta kendisidir. Çünkü olayın kahra­manlarını yaratan Allandır. Zamanı mekanı yaratan, insanın iç yüzünü bi­len Allah’ın verdiği bilgi kesindir. Bu kadar kesin bilgilere sırt çevirenler bozguncudurlar. Doğru diye yaptıkları şeyler insanlara zarar vermektedir.

Bu havayı kirleten, denizi pisleyen, ilk okuluna kadar uyuşturucuyu yaygınlaştıran, müslüman milletlere kan kusturan bütün bu yaptıklarını da barış, özgürlük, demokrasi adma yapan yahudi ve hristiyanları şöyle çağıracağız.[89]

(64) Deki: “Ey kitap ehli, Allah’dan başkasına kulluk yapma­mak, hiçbir şeyi ona ortak koşmamak, AHah’dan başka ba’zımız ba’zımızı rab edinmemek için bizimle sizin arasındaki ortak bir keli­meye geliniz.” Eğer yüz çevirirlerse “şahid olun biz müslümaniz” deyin.

İnsanlarla İslami ilişkilere girmek için ayrılıklardan değil ortak taraf­larımızı gündeme getirmek gerekir. Bakara suresinin 135 nci ayetinde ya-hudiler insanları yahudiliğe, hristiyanlar hristiyanlığa davet ederken Al­lah (c.c.) bize onları İbrahimin dinine çağırmamızı istemektedir. Neden?Çünkü İbrahim (S.A.V.) bütün insanlar tarafından tanınan ve sevilen bir peygamberdir.Bu ayette de yahudi ve hristiyanları onlarla bizim aramızdaki ortak kelimeye davet ediyoruz.Kendi görüşümüze, fikrimize, kısır kültürümüzün ürettiği kanunların sıkıcı kalıplarına girmeye çağırmayacağız.Allah’a kulluğa çağıracağız. Ona hiçbir kimseyi ortak koşmayacağız. Birbirimizi veya içimizden birini ilahlaştırmayacağız.

Birgün Peygamber efendimiz Tevbe suresinin otuz birinci ayetini okurken, henüz müslüman olmuş Adiy b. Hatem, boynunda haçı ile Efen­dimizin huzuruna girer ve «Ama hristiyanlar papazlarına tapmazlar» de­yince peygamber efendimiz “Ama o papazlar bir haramı helal kıldıkların­da helal kabul ediyorlar. Helal birşeyi haram kıldıklarında haram kabul ediyorlar. İşte bu da onların papazlara ibadetidir” buyurmuş.[90]

Bu ayet bütün insanlığa bir çağrıdır. Dünya insanının rahatsız olduğu terörün, kanın, gözyaşının temelinde benim görüşlerim, benim kanunla­rım hakim olsun fikri yatmaktadır. Müslümanlar olarak bizler “Gelin hiç­bir devlet veya şahsın fikrine, kanununa değil bütün insanları yaratan Al­lah’ın kanunlarına uyalım diyoruz.[91]

(65) Ey kitap ehli, İbrahim hakkında niçin çekişiyorsunuz? Tev­rat da, İncil de ondan sonra indirildi. Akıl edemiyor musunuz.[92]

(66) İşte sizler, haydi bildiğiniz şeylerde tartıştınız Ama bilginiz olmayan şeylerde niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.[93]

(67) İbrahim yahudi de değildi hristiyan da değildi. O ancak hanif bir müslümandı.[94]

(68) Şüphesiz insanların İbrahim’e en yakın olanı ona uyanlarla, şu peygambere iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.

Tarih boyunca iyi insanlara herkes sahip çıkmıştır. Yahudiler ve hristiyanlar İbrahim aleyhisselamı paylaşamazlar. Herkes kendisine mal eder. Halbuki İbrahim aleyhisselam Musa (S.A.V.)’dan da öncedir. İsa (S.A.V.)’dan da öncedir. Bilmedikleri konuda birbirleriyle çekişiyorlar.

Siz de bilmediğiniz herhangi bir konuda münakaşaya girmeyin. “Ben bu konuyu bilmiyorum” deyin.

Allah (c.c.) İbrahim’e en yakın olanın ona uyan olduğunu söylüyor. Biz İbrahim (S.A.V.)’in Hz. Muhammed’in (S.A.V.) yolunda gidebiliyor-sak, onlara yakın oluruz. Fatih’in nesliyiz diyenler, Fatih’in İstanbul’u el­lerinden aldığı sapık hristiyanlara uymasınlarki sözleri doğru olsun.[95]

(69) Kitap ehlinden bir grup sizi sapıtmak ister. Onlar ancak kendilerini sapıtırlar da farkına varamazlar.

Tarih boyunca müslümanları dinden döndürme faaliyetleri olmuştur. Bazan ordularla gelmişler yenmişler, yenilmişler ama birtek insanı din­den döndürememişler. Çoğu zaman kendilerinden müslüman olanlar ol­muştur.

En son olarak körfez harbine gelen birçok Amerikalı asker müslüman olarak Amerika’ya dönmüştür. Bunlardan müslüman olan Amerikalı bir bayan subayla Filistinli bir mücahidin dini nikahına İstanbul’da ben şahit oldum. Bayan benim yanımda şehadet kelimesini getirdi.

Ordularla başarı sağlayamayan bu yahudi ve hristiyanlar, İslam üzeri­ne araştırma yaptırıp o yoldan sapıtmak için “müsteşrik” enstitüleri açtı.

Ama başarılı olamadı.Bataklığa saplananın debelendikce battığı gibi iyice sapıttılar.

İngiliz müsteşrikinin biri yazdığı hatıratta; İslam alemine misyoner olarak giden birçok papazın gittiği yerde İslam dinine girdiğini söylüyor. İslam dinine girmeyen de Vatikan’a yar olmuyor. Çünkü birçok gerçeği gömü.

Sapıtırken sapanlar ve saptığının farkına varmayanlar. Taklamakan çölünde gideceği yönü bilmeyen bir insan için her taraf aynı derecede yanlıştır. Bilen biri gelir de en yakın yerdeki suya onları götürürse kurtu­lurlar. Birde o gelene inanmak sözkonusu. O gelene inanmaz da o yoldan başka hangi yola giderse gitsin sonu serapdır, harapdır.

İşte insanları cennete davet eden son peygambere inanmayıp onun yolundan gitmeyenler hangi yoldan giderlerse gitsinler sapıklıktır. İşte sosyalizm yolu, kominizm yolu, kapitalizm yolu denendi ve çıkmazı gö­rüldü.[96]

(70) Ey ehli kitap, kendiniz şahit olup dururken niçin Allah’ın ayetlerini inkar edip duruyorsunuz?Kitabınızda Hz. Muhammed’in geleceğini okuyup duruyorsunuz. Al­lah’ın mucizesiyle başarılarını görüp duruyorsunuz. Kur1 an ayetlerinin in­sanlar tarafından söylenemiyeceğini 1400 senelik araştırmalarla bilip du­ruyorsunuz. Hala inkarda niçin ısrar ediyorsunuz? Israrın da ötesinde hakkı gizliyorsunuz.[97]

(71) Ey kitap ehli, niçin hakkı batılla karıştırıp kapatıyor ve bilip dur «irken hakkı gizliyorsunuz?

Hak: Cenabı Hakdan gelen Tevrat ve İncildir. İçindekiler gerçekleri öğretirken, zamanla kralların ve papazların çıkarlarıyla çatışan ayetler ba­tıl sözleriyle kapatılmış ve Allah’ın kitabını tahrif etmişler. Peygamber efendimizle ilgili ayetleri de gizlemişlerdir.

Biz de o papazların durumuna düşmemek için Allah’ın ayetlerini para karşılığında yanlış yorumlar yaparak insanları sapıtmaktan sakınacağız. Çıkar çevrelerine hizmet ederek dinimizi parçalayıp dünyamıza yamama­yacağız. Eğer dini parçalayıp dünyayı tamire kalkarsak, ikisini de kaybe­deriz. Çünki şahsiyetsizlere kimse değer vermez.[98]

(72) Ehli kitapdan bir kısmı şöyle dedi: Müminlere indirilene gündüzün evvelinde iman edin, sonunda ise inkar edin. Belki (dinle­rinden) dönerler.

İnsanları İslam dininden döndürmek için işkencenin her çeşidini de­neyenler başarılı olamadıklarını anlayınca, İslama girer gibi görünüp son­ra İslamdan ayrılarak beraberlerinde insan ayırabileceklerini zannettiler ve öylece talimat verdiler.

Sabahleyin müslüman, akşama kafir oldular. Plan tutmadı, günümüz­de bir kısım imansızlar da batılı müsteşrik yazarların kitaplarından İslam hakkında yanlış bilgi aldıktan sonra ayet ve hadislerle kitabını süsleyerek Müslüman görünüp İslam düşmanlığı yapmaktalar.

“Kur’anı okudum içinde birşey yok” diye yalan söyleyerek Müslü­manlardan zayıf imanlıları kandırmaya çalıştılar ama Allah’a çok şükür başarılı olamadılar. 1991 yılında kırk yaşlarında iki kadın “kırk senedir

müslümandık, çok şükür hristiyan olduk” diye basına açıklama yaptılar. Ancak gazetecinin biri onların nüfus kağıdını yayınladı. Ermeni asıllı iki kadınmışlar.[99]

(73) “Dininize uyanlardan başkasına inanmayın” (dediler) Deki: «Yol Allah’ın yoludur.» (Onlar) «Size verilenin bir benzerinin başka birine verildiğine, yahut onların Rabbiniz katından size karşı deliller getireceklerine inanmayın.» (derler) Deki: «Şüphesiz fazl (bol nimet ve ihsan) Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah rahmeti bol olandır, herşeyi bilendir.»

Yahudi ve hristiyanların uluslar arası siyasette ve komşuluk münase­betlerinde izledikleri yol, kendilerinden başkasına inanmamaktır.

Bu gün Birleşmiş Milletler diye kurulan kuruluş bu ayetin doğruluğu­nu ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler genel sekreteri hristiyan olması nedeniyle Bosna Hersek’e gitse, katil Sırpların elbisesine kanı sıçradığı için Bosnalı müslümanı suçluyor. Filistin’e gitse yahudi askerler Filistin­linin evini yakıp yıkarken Filistinli müslüman zorluk çıkarıyor, güvenlik güçlerine karşı geliyor, diye müslümanı suçluyor.

Keşmir’de ineğe tapanları tutuyorlar. Azerbeycan’da Ermenileri, Kıbrıs’da Rumları tutuyor ve onlara inanıyorlar. Müslümanı tutmuyorlar ve inanmıyorlar. Çünkü iç dünyalarında İslamın üstünlüğüne inanıyor ve ha-sed ediyorlar. İneğe tapanların hiçbir zaman kültür üstünlüğüyle yahudi ve hristiyanları etkilemeyeceğini biliyorlar. Ama Müslümanlık yahudi ve hristiyanların ülkesinde saf haliyle duyurulabilirse kendilerinin kaybede-

ceğini biliyorlar.

Bu bildiklerini açıkdan söylemiyorlar. Açıkdan “biz her dine saygılı­yız, bize göre bütün dinler eşittir” diyerek tarafsız gibi görünerek taraf tu­tarlar. İşte yaptıkları meydanda. Bir de “bütün dinler eşittir” derken kendi kalpazanlıklarının eseri olan karışık altınla hakikisini aynı yerde teşhir et­mekle kalitelerini artırmak istiyorlar. Biz onlara yine de hatırlatacağız. “Yol Allah’ın yoludur” diyeceğiz ve onun yoluna aykırı bütün yollan red­dedeceğiz. Akif merhum bu ayeti şöyle dile getirmiş.

“Allaha dayan sa’ye sarıl hükmüne râm ol, Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”[100]

(74) Allah rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük fazl sahi­bidir.

Peygamberlik yahudilerin tekelinde değildir. Peygamberi gönderen Allah olduğuna göre dilediği milletten dilediğini seçer.

Dünyaya birçok ahlaksızlığı Öğreten yatvudiler olduğu gibi ırkçılık hastalığını da bulaştıran onlardır. Bu ırkçılık hastalığı onlara çok pahalıya malolmuş, milyonlarca insanını yemiş ama, hala hastalığından memnun görünüyor.

Biz ise izzetin Allah’a, Rasulüne ve onlara iman edenlere ait olduğu na inanırız. İmanını yitiren hangi ırkdan olursa olsun izzetini yitirir.[101]

(75) Ehlî kitap arasında öylesi vardirki ona bir kınlan (bir yığın altını) emanet bıraksan onu sana öder. Yine onlardan öylesi vardırki, bir dinar (altın para birimi) emanet etsen onu ayak diretmeden sana ödemez. Bu onların: “ümmilere karşı) bizim üzerimizde yol yoktur.” demelerindendir. Bilebile Allah’a karşı yalan söylerler.

1973 yılında Fransa’ya gitmeye karar verdiğimde, Avrupa ve hristi-yanlar hakkında bilgi edinmek istediğimde, kitap olarak elime Kur’anı Kerimi aldım ve okudum. Baktım ki batı insanının içini, filmini sunuyor Kur’an-ı Kerim.

Rabbimiz bu ayette ehli kitap içinden de dürüst insanların olabilece­ğini, tonlarca altım emanet etsen el sürmeyeceğini haber veriyor. Ama bir dinar içinde uğraştıracak insanlar vardır.

Kâfirler arasında güvenilebilecek insan çıkabilir. Müslümanlar ara­sından hain’in çıkabildiği gibi

İstanbul’da Fatih camiine yolunuz uğrarsa, kapının girişinde para ko­nacak yer vardır. İslamın hakim olduğu dönemlerde zenginler, camiye gi­rerken oraya sadaka olarak para bırakır, ihtiyacı olanda oradan ihtiyacı kadar para alırmış, Zengin kime verdiğini, fakir de kimden aldığını bil­mezmiş.

Ticaret hukuku hristiyanlardan terceme edileliden buyana bu sistemin bakanlarından bile yolsuzluktan hesaba çekileni, olmuştur.[102]

(76) Hayır, kim sözünü yerine getirir ve sakınırsa, şüphesiz Allah sakınanları sever.

Ahdi yerine getirmek demek, kişinin birine verdiği sözü yerine getir­mek demektir.

Bizler ilk sözümüzü Allaha (c.c.) verdik. Onun Rablığını ruhlar ale­minde kabul ettik.[103] Şimdi sözümüzde durup Allah’dan başkası­nın hakimiyetini kabul etmememiz gerekir.

İnsanlara verdiğimiz sözlerimizi yerine getirmeliyiz. İmza attığımız çek, senet ve hertürlü yazışmalarımıza sadık kalmalıyız.

Bütün bunları yaparken Allah’dan sakınmalıyız. Sorumluluklarımızı yerine getirirken yanlışlarımız, hatalarımız ve kusurlarımız olursa yalnız Allah’dan sakınmalıyız.[104]

(77) Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir para karşılığında değiş­tirenlerin, işte onların ahirette hiç bir payı yoktur. Allah kıyamet gü­nü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onları temize çıkarmaz ve acıklı azap da onlaradır.

Ruhlar aleminde “Evet Rabbimiz sensin” diye söz verdiği halde dün­yaya gelince insanlardan bazılarını Rab edinenler Allah’ın ahdini dünya malı karşılığında satanlardır.

Allah’ın ayetlerini kendi çıkarları için gizleyenler, yanlış yorumlar yapanlar cehennem azabıyla cezalandırılacaklardır. Bakara suresinin 159 ncu ayeti ile 174 ncü ayetlerinde de açıkladığımız gibi, günümüzde bir kısım insanlar kafirlere şirin görünmek için cihadla ilgili ayetleri Allah’ın hakimiyeti ile ilgili ayetleri yanlış yorumlamaya başladılar.

Geçici makam, mevki, para, şan ve şöhret için Allah’ın ahdini gözet­meyenler, çıkar çevrelerinin hoşuna gidecek şekilde ayetleri tahrif eden­lere Allah ahirette rahmet nazarıyla bakamaz ve onları dünyada benzeri olmayan azapla cezalandırır.[105]

(78) Onlardan bir bölümü de vardırki, onlar siz onu kitapdan sa-nasınız diye kitapda olmadığı halde dillerini kitaba doğru eğip bü­kerler. Allah katından olmadığı halde «Bu Allah katındandir» der­ler. Bilip dururken Allah’a karşı yalan söylerler.

Ehli kitapdan bir kısmı Allah’ın kitabı Tevrat’ta ve İncil’de olmayanı varmış gibi ona benzeterek insanları saptırmaya çalışmışlar. Ama kendi­leri sapmışlar, başkalarını da saptırmışlar ve cehenneme düşmüşler. Bi­zim de aynı duruma düşmememiz için Allah bizi uyarmaktadır. Tarih bo­yunca birçok kafir Kur’an’a benzer şeyler söyleyip Kur’an’ı tahrife yönel­mişler. Ancak Allah Kur’an hafızlan olan kurra ile Kur’anını korumuştur. Kur’an hafızları Allah’ın yeryüzündeki süvarileridir.

Kur’an’a bir harf ilave edilmeye veya eksiltilmeye kalkilsa, hafızları­mız hemen onun farkına varırlar.

Son zamanlarda bazı imansızlar, Kur’an’dan bazı ayetlerin çıkarılıp yerine bir kafirin sözlerini koymayi teklif cüretini gösterdiler.

Bazı müslümanlarımız da farkına varmadan hadisi şerifi ayet diye su­nuyor. Bazan bir ata sözünü ayet meali diye aniatıveriyorlar. Kesinlikle ayet olduğunu bilmediğimiz sözleri ayet diye anlatmaktan kaçınalım.[106]

(79) Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiği hiçbir kimseye «Allah’ı bırakın bana kul olun» demesi yakışmaz. An­cak «Öğretmekte ve öğrenmekte olduğunuz kitap sebebiyle Rabbani­ler olun» demek yaraşır.

Yaratılmışlar içerisinde ençok sevdiğimiz anamızdan, babamızdan canımızdan üstün tuttuğumuz peygamberler kendilerine kitap hikmet ve nübüvvet verildiği halde insanları kendisine kul olmaya çağırması yasak­lanmıştır.

Kula kul olmak, insana tapınmak yok. Bazı insanlar “Biz kimseye ta­pınmıyoruz” diyorlar. Tapınmak demek Allah’ın kanunlarına zıt kanuı koyan insanlara boyun eğmek, onların koyduğu kurallara uymak, onlar ilah kabul etmektir. Onlara tapınmak demektir.

Biz peygambere bile tapınmazken, bizim gibi insanların koyduğu ka nunlarla kendi aklımızı niye mahkum edelim. Allah, A’raf suresi 194 nci ayetinde bizim gibi kullardan yardım isteyip, dua etmememizi ister.

Kitabın öğrettiği doğrultuda Rabbe kul olmayı emreder. Rabbe kul luk yapmak herkesin kendi aklına göre değil Rabbimizin kitabında öğret tiği şekilde olacaktır.[107]

(80) Size melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emret­mesi de yaraşmaz. Siz müslüman olduktan sonra size inkarı emre-dermi hiç?

Geçmişte sabiin diye bir toplum yaşamış. Onlar da bir kısım tarihçi­lerin ifade ettiğine göre yıldıza taparlarmış.Bir kısmı da “meleğe tapar­lar” deniliyor. Günümüzde Amerika’da şeytana tapanlar olduğu gibi, şey­tana tapanlar derneğini bile resmen kurmuşlar. Şeytana tapanlar derneği­nin kurulmasına müsaade ediliyor. Demokratik bir ülke olduğunu iddia ettiler. Amerika’da Nevvyork’ta, Waşington’da şeytana tapanlar bir araya gelirler, merasimlerini icra ederler. Dünya genelinde de yayılma için gay­ret gösterirler. Devlet de ona imkan sağlar. Ülkesi müsade ediyor, imkan sağlaması budur. Ama birçok müslüman yiğit delikanlılarımıza Türk, İran, Malezya ve Arap aleminden gelen müslümanlara İslami faaliyet için izin vermez. Mesela Mısır dan iki sene önce bir zat gitmişti, doktorasını yapmış mücahit bir insan. Amerika’daki müslümanîan şöyle İslami ilim­lerde teşkilatlandırmak için oraya varmasından birkaç ay sonra evinde bir patlama ile çoluğu çocuğu tamamı öldü, şehit ettiler. Yani o güya laik de­mokratik hür bir ülke olan Amerika’da şeytana tapanlara dernek kurma hakkı vardır. Ama Allah’a şuurlu ibadet edenlere yaşama hakkım vermez­ler. Hocam “bizim tanıdığımız biri var, çok sağlam müslüman, beş vakit namazını kılıyor. Amerika’da ticaret yapıyor ona birşey demiyorlar” di­yorlar. Evet “Beş vakit namazını kıl, bana da zarar verme, parada kazan” diyorlar. Ona bir şey demiyor ama, bir adam gelmiş veya kendi içinden bir adam, mesela Malcom X sonradan müslüman olunca Şahbaz ismini almış şu andaki onmilyon müslümanın müslüman olmasına sebeb olan adam. Mafya lideri olduğu zamanlarda çok saygı değer bir adamken, müslüman olduktan sonra 16 kurşunla şehid edilir. Hem de bir konuşma esnasında, vaazında şehit edilir ve faili meçhul cinayetler arasına girer, insanların sapkınlığı çeşit çeşit. Meleklere ibadet edenler var. Yıldıza ta-pinanlar var. Zamanla Sabiin denen takım yıldıza tapınırlarmış, onların günümüze kadar kalıntısı varmı? Evet İstanbul şehrinde birkaç kişi var­dır, bir araya gelirler. Yıldız falı ile uğraşırlar. Bir tane adamı tanımıştım,

gündüz hayatlarını ve senelik hayatlarım yıldız falına göre ayarlarlar. Ne kadarsınız dedim. ” Biz azız, yüz kadarız” dedi. Bu yıldız falı, yıldıza ta­panlardan kalmadır.

Yıldız falına bakanlar yıldıza tapmıyorlar. Hani eski çağlarda mezar­lara çaput bağlama adeti vardır. Müslümanlıktan değildir. Eski Türklerin Şaman dininden kalmadır. Bin yıldır müslüman olmuşuz ama o gelenek nasılsa devam ettiği gibi, yıldıza tapanların da dininden günümüze devam eden, yıldıza bakma, yıldız falını okuma, yıldızname gibi kitaplarla in­sanların geleceği hakkında bilgi verme, günümüzde televizyona da sıçradı.[108]

(81) Hani Allah peygamberlerden, «And olsun size kitap ve hik­met verdim. Sonra sizinle beraber olanı doğrulamak için seze pey­gamber gelecek. Ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım ede­ceksiniz» sözünü aldığında “ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü alıp ka­bul ettiniz mi» demişti de onlar: «İkrar ettik» demişlerdi de Allah «Şanit olun, bende sizinle beraber şahitlik edenlerdenim» dedi.

Yani İsa Aleyhisselamdan söz aldı. “Senden sonra gelen bir peygam­ber var” dedi. “Evet yarabbi O Muhammed’e ben de inandım” diye cevap verdi. “Öyleyse ona yardım da edeceksin.” Evet Yarabbi ona yardım ede­ceğim diye söz vermiş.

Hz. Adem kendisinden sonra gelen İdris’e, İdris Aleyhisselam kendi­sinden sonra gelen Nuh Âleyhisselama, Nuh Aleyhisselam kendisinden sonra gelen peygamberi müjdeliyerek vefat etmişler. Sağlığında gelmişse birbirlerini desteklemişler. Hani İbrahim Aleyhisselam ile Lut aleyhisse­lam aynı çağda yaşıyorlar. İbrahim Peygamber Lut Aleyhisselam’in pey­gamber olduğunu kabul ediyor ve destekliyor. Lut Aleyhisselam da İbra­him Aleyhisselamın peygamberliğini kabul ediyor ve destekliyor. Bu ayeti kerime bunu destekliyor, Allah peygamberlerden bu sözü aldı diyor ve kabul ettiniz mi ve benim bu sözümü ahdimi aldınız mı? Evet yarabbi ikrar ettik, kabul ettik yarabbi. Bizden sonra gelen peygamberi kabul edi­yoruz ve ona da yardım edeceğiz. Peki İsa Aleyhisselam ile peygamber efendimiz arasında 600 yıllık gibi bir zaman var. Peygamber efendimize İsa Aleyhisselam nasıl yardım etsinki. İsa Aleyhisselam havarilerini top­lamış, benden sonra dinin bozulan taraflarını düzeltmek üzere bir müjde­ci gelecek demiş. Bu ifade şu anda okumakta oldukları kitabın içerisinde de var. Ama ehli kitabın ilim adamları ayetleri yorumlarken yanıltıyorlar diye yukarıda geçmişti.

O demişler, işte felan Pavlos demişler veya Janpol bilmem ne demiş­ler. Zaman içerisinde geçmiş kendi papalarından veya papazlarından biri­si için yorumlayıvermişler geçmişler.

Fakat zaman içerisinde temiz insanlar da Peygamber efendimiz (A.S.V.)’ın çıktığını görünce Aaa!.. Beklediğimiz peygamber işte bu de­mişler, gelmiş müslüman olmuşlar. Yani yoruma katılmayanlar var. Ama hala bugün ısrar edenler, o yorumu kabul eden insanlar var. Şimdi bu ayeti kerimeden hareketle Amerika geçenlerde bir peygamber gönderdi, yani resmen dünyaya ilan etti ve yeni peygamber çıktı, o adam “Ben pey­gamberim” dedi ve dünyaya da mesajlar gönderdi. Türkiye’ye de gönder­di, Mısır’a da gönderdi, Mekke’ye de gönderdi çeşitli yerlere gönderdi. “Gelin yeni peygamber olarak bana tabi olun” dedi. Onun ümmetinden bir tanesi de bana geldi ve bu ayeti kerimeyi de benim önüme delil olarak getirdi. Peygamberliğini ilan eden bu adamı 1990 yılında boğarak öldür­düler. Faili meçhul cinayetler arasına o da girdi. Ya ümmetlerinden biri öldürdü veya saf tertemiz müslümanlardan biri gitti o öldürdü. Belki ilk

defa ona peygamber diye kanan, sonra da aklı başına gelen ve benim imanımı çaldın, seni imansız diye odasında boğmuş öldürmüş olabilir. Gazetelerde “sahte peygamber Öldürüldü” diye yazdı. Şimdi o bana gelen sahte peygamberin sahte ümmetinin söylediği şu:

«Allah peygamberlerden söz aldı, Burada Hz. Muhammed istisna edilmiyor, o da peygamber olduğuna göre hepsinden söz aldı manası» vardır «ne manada söz aldı, kendisinden sonra gelen peygambere yardım edeceği konusunda söz aldı» diyor. Yani peygamberden sonra peygamber geleceğini peygamberimizden söz aldı diyor. Peki dedim eğer peygamber efendimizden söz almışsa, hadisi şeriflerde olması lazım, şimdi ayet-i ke­rimede ona yardım edeceği konusunda da söz aldı. İsa Aleyhisselam de-mişki, evet yarabbi benden sonra gelen peygambere yardım edeceğim. Nasıl yardım etmiş? Havarilerini toplamış demişki, “benden sonra benim gibi bir peygamber gelecek, o geldiğinde ona uyunuz, bu bir yardımdır.” Hani ayet-i kerimede geçer bu:

«Benden sonra Adı Ahmet olan ve müjdeci biri gelecektir» (Saf 6) diyor. Bu yardım etmesidir ve İsa Aleyhisselam sözünü yerine getirmiş­tir. Peki peygamber efendimizin bir tek hadisi şerifi var mı bir zaman ge­lecek, 1989 yılında Amerika’da şu isimli bir peygamber çıkacak, ona iman edin diye bir sözü varmı? yok. Söylememişse zaten siz sakatsınız.

Ayet-i Kerimede:«Muhammed sizden herhangi birinizin babası değildir. Allah’ın Resu­lüdür ve peygamberlerin sonuncusudur»diyor[109] Yani böyle zir­zopların çıkacağını Allah (c.c.) biliyor. Bildiği için de tevile imkan bırak­mıyor. O peygamberlerin sonuncusudur. Sonuncu manasına gelir. Mühür manasına da gelir. İş bitmiş mühür ne yapılır? Yazı yazılır yazılır yazılır ve sonu mühürlenir. Bitti bu işin bundan sonrası yok manasınadır. Hani mühür basılsa da alt tarafına yeniden ilave etseniz mahkemede ne derler buna? Kendi kendine ilave etmişsin derler. İlave edilebilir ama yeniden mühür vurulur, yani mühür o işi sona erdirmektir. Peygamber efendimiz peygamberlik mührüdür ve peygamber efendimiz peygamberlerin en so­nuncusudur. Allah (c.c.) bunu böylece bize bildiriveriyor.

İşin enteresan tarafı şu: tarih boyunca öyle peygamberler gel miski bir tek ümmeti olmadan bu dünyadan gitmişler. Yani kendisine hiçbir insan iman etmemiş, Efendimiz bunu haber veriyor. Fakat işin acı bir cilvesiki sahte peygamber çıkıpta kendine ümmet bulamamış hiç peygamber yok bu güne kadar. Evet Müseylemetül Kezzap bile peygamber efendimiz za­manında çıkmış. Hz. Ebu Bekir zamanında öldürüldü. Bu adam bir harp esnasında muslinnan ordularla harp edebilecek kadar etrafına adam topla­mış. Günümüzde de bu adam epeyce kendi etrafında adam bulabildi yani. Batıl bir iş yaparsanız, sapık bir iş yaparsanız, etrafınızda epeyce insan bulunabilir. Doğruyu insanın nefsi istemiyor. Ruhu isterken nefsi istemi­yor. Öyle olunca bazı insanlar bir yerde çok olarak bulunabiliyorsa. çok­luğa aldandır diyor, doğru ne ise odur. Güzel ne ise odur, yeterki aaa bu güzel bu doğru diyen bir tek kişi bile olsa, o doğrunun etrafında yer al­mak gerekiyor.[110]

(82) Kim bundan sonra yüz çevirirse, onlar fasiklarm ta kendisi­dirler.[111]

(83) Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde olanların hepsi ister-istemez ona teslim olmuştur, ve ona döndürüleceklerdir.

Allah’ın dininden başka din mi arıyorlar? Daha önce 19 ncu ayette geçmişti: «Allah katında din islam dinidir» diye seksen beşinci ayettede: «Kim Allah’ın dininden başka bir din ararsa, ondan katiyyetle kabul edil­mez ve ilerde de kabul edilmeyecek» diyor Allah (c.c). Yani efendim hristiyanlar da yahudiler de din sahibidirler, adamların kitabı da var,

adamlar da cennete gidecek. Allah (c.c.) “Allah’ın dininden başka din mi arıyorlar” buyurur ve “İslamdan başka din arayan kişiden dini kabul ediî-meyecekdir” diye cevap verir.

Öyleyse o İslam dini nedir, kime yöneliyor, kime ibadet ediliyor? Al­lah (c.c.) «Gökte ve yerde ne varsa isteyerekte istemeyerek de Allah’a teslim olur, teslim olmuştur, ona döndürülür» diyor. Yerde ve gökte her ne varsa ona teslim olmuş. Ama teslim olmayanlar var hocam!.. Rabbim diyorki, bir kısmı isteyerek teslim oluyor, bir kısmı da istemeyerek teslim oluyor.

Şöyle düşünün Allah’a hamdu senalar olsunki İslam nimetini Rabbim bize lütfetmiş. Bundan büyük nimet ben yeryüzünde bilmem. Hepimiz kabir denen yere gidiyoruz. Gitmem diyecek kimse yok. Biz gönüllü gi­diyoruz. Yarabbi bize verdiğin bir ömür var. Senden isteğimiz «bizim bu dünyamızı güzel eyle, ahiretimizi de güzel eyle»[112] diyerek yürüyoruz kabre doğru. Kafir ölümü istemiyor ama gidiyor, istemese de gidiyor, kime gidiyor? İnkar ettiğinin huzuruna gidiyor, kabul etmediği­nin huzuruna gidiyor.

Allah (c.c.) diyorki, yerde ve gökte ne varsa isteyerek de istemiyerek de ona teslim oldu. İnkarcının kam kendi koyduğu kurallara göre hareket etmiyor. Rabbimin koyduğu kanunlara göre çalışıyor. Yani vücudunda trilyonlarca hücresi varsa hepsi Rabbinin koyduğu kurala göre hareket ediyor. Yalnız iradesi inkarcıdır. Beri taraf tamamı ibadet ediyor. İtaat ediyor vücudunun tamamı, Rabbini teşbih ediyor. Ve ona secde ediyor. Vücudunun tamamı Rabbime teslim olmuştur. Yalnız iradesini kötüye kullanmaktan cezasını çekecektir ve ebedi cehennemliktir.

Ayetler o kadar güzel ki “Yerde ve gökte herne varsa Allah’a secde eder.” Yalnız insanlar değil secde edenler. Rabbim Rad suresinin 15 ci ayeti kerimesinde yerde ve göktekiler Rabbime secde ederler. Yalnız ağaçlar değil, yalnız hayvanlar değil, ağaçların, hayvanların, dağların göl­gesi dahi secde eder diyor. Öğlede ve akşamda yani ikindi üzeri secde eder, hani ağaç gölgesi aşağıda toprağa, müminin secdeye kapanışı gibi kapanır, ikindi secdesi var, kuşluk secdesi var ve öğle secdesi var.

Bakara suresinin tefsirinde geçti «Kafirlerin kalbinin taşlardan katı olduğunu anlatıyor Rabbim.»[113] Onların kalpleri kayalar gibi­dir. Hatta kayalardan da katıdır. Çünkü taşlardan öyleleri varki Allah’ın haşyetinden yukarlardan aşağılara doğru yuvarlanırlar diyor. Bunlar biraz aklımıza yatmıyor gibi gelebilir, yani taşın yuvarlanması, bu tabii bir ka­nundur. Yani güneş vuracak, efendim yağmur yağacak, taşta çatlama meydana gelecek, birgün kopacak, taşın da ağırlığına göre, meyline göre düşme kanunu vardır, ona göre yuvarlanacak. Bunların hepsi kanun mu kanun. Batılı bunu keşfetmiş, peki yazılan her kanunun bir koyuyucusu var mı? Var. Hani bu günkü anayasanın koruyucusu, yazıcısı biliyoruzki filan profesördür. Bu kanunun yazıcısını arıyoruz da, öylesine düzenli ta­biattaki kanunun koyucusunu aramıyoruz. Güneş doğacak, yağmur yağa­cak, taş çatlıyacak ve aşağıya doğru yuvarlanacak, bu bir kanuna tabi, bu kanunu koyan Allah (c.c.) ve Rabbim bizim her olayı yorumlamamıza da ışık tutuveriyor, bir taş yuvarlanıyorsa Rabbimin haşyetinden yuvarlanı­yor. Bir ağacın gölgesi yerde, aman yarabbi bu ağacın gölgesi secdeye kapanmış diyeceğiz. Rad suresine bakarsanız, O bizi de secdeye kapan­maya çağırır.

Errahman suresi ayet altıda «Otlar da ağaçlar da Allah’a secde eder­ler» diyor. Peki bunları böyle kabul etmenin ne faydası olur? Faydası olur. Arabanıza attınız çoluğunuzu çocuğunuzu pazar günü, bir ormanın kenarına gittiniz. Baktınız ki yaz mevsiminde ağaç güzel, gölge güzel, hanım güzel, çocuklar güzel, siz de güzelsiniz. Güzel güzel oturacaksınız. Oturdunuz, bazı kimseler zıkkımlanmayı da aklından geçirmiş, şehrin ha­vasını kirlettiği yetmediği gibi, dışarımnda havasını kirletelim diyerek oraya içkisini götürmüş, ama hoca efendisinden duymuş «Gölgelerde Rabbime secde eder», secde edenin üzerinde insan içki içebilir mi? Me­sela bir adam namazda secdeye varmış, siz de adamın omuzuna oturmuş içiyorsunuz, olurmu bu? Olmaz. Allah (c.c.) diyorki «gölge secde eder diyor öyle ise o secde eden gölgede çocukların gönlünü almak, insanların gönlünü almak, hanımının gönlünü almak gerekir. Öğle vakti geldiğinde çocuklarla beraber alnı secdeye koymak yaraşır. Camide kimsenin hakkı yenmez. Kimsenin omzu çiğnenmez. Kimsenin cebinden birşey alınmaz, öyleyse “yeryüzü bana mescit kılınmıştır” diyor Efendimiz.[114] Yeryüzünde kimsenin hakkı yenilmemeli, kimseye zulüm edilmemeli, kimsenin kanı emilmemeli, kimsenin cebindeki paraya göz dikilmemeli. Birlikte bu toprak üzerinde secde edilmelidir. Allah c.c. «kuşlar da sizin gibi ümmettir» diyor.[115] yani onların da kendi­lerine göre ibadetleri var. Böyle inanç içerisinde olan bir adam çıkıyor dağa, ağaç secde ediyor, gölgesi secde ediyor. Kuşlar da yukardan secde ediyor. Hani Mevlana leyleği dinlemiş, kendinden geçivermiş Lek Lek diyor ya Leylek. “Lek” Arabın dilinde herşey senin için demektir. Lek lek lek deyince Aman yarabbi bu leylek benden iyi zikreyliyor demiş bayilı vermiş.[116]

(84) Deki: «Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya’kub’a ve torunlarına indirilene, Rableri tarafından Musa, İsa ve peygamberlere verilene iman ettik, onlar arasından hiçbirini ayırt et­meyiz. Biz ona teslim olanlarız.»

Peygamberimize olan bu emir şu anda bize emirdir. Deki; Biz Al­lah’a iman ettik, bize indirilene’ iman ettik. Yani Kur’an-ı Kerim’e iman ettik. İbrahim’e indirilene iman ettik. İsmail’e iman ettik. İshak’a iman et­tik. Ya’kub’a iman ettik, Ya’kub’un torunlarından gelen peygamberlere iman ettik. Musa’ya verilen Tevrat’a iman ettik. İsa’ya verilen İncil’e iman ettik, ve Rabbimden gönderilen peygamberlerin tamamına iman ettik ve onlar arasında da hiç ayrım yapmayız. Biz ona teslim olmuşuz.

Bu öyle bir ifadeki “Oğluna benimle uğraşma. Ben Allaha teslim ol­muşum, müslüman olmuşum. Bunu bil. Tarafıma geçersen kardeşim olursun. Gönlüm bunu arzu ediyor. Benim bu imanım peygamberlerin

getirdikleridir. Taa ilk peygamberden itibaren İbrahim’den itibaren, İsma­il’den itibaren, İshak’tan Yakup’tan, torunlarından, Musa’dan, İsa’dan, peygamber efendimiz (A.S.V.)’a kadar gelmiş peygamberlerin hepsine iman ediyorum.” Bu “îman ediyorum” kelimesi de yalnız bu kadar değil. Allah (c.c.) bu iman ettiğimiz peygamberlerin hayatlarını da bize haber veriyor. O hayatı yaşamak ancak o peygamberlerin mücadelesini ver­mekle ancak mümkün olur.

Peygamberlerin yaptığının tam aksini yaparak “yok canım onlar biraz aşın gitmiş” diyecek olursanız iman etmiş olmazsınız. O peygamberlerin vermiş olduğu bilgileri öğrenmek gerekir. Hz. Adem’e kadar varan peygamberlerin hayatını Kur’an kanalıyla öğrenmek lazım. Bizim kültür hazinenizin temelleri çok eskilere dayanır. Dünyada müesseseler birbirleri­ne hava atarlar: “Müessesemizin 157 nci yılını kutluyoruz” derler. Birisi­de nasılsa tahkik edilecek değil ya, aynı işi yapıyorsa “163 ncü yılını kut­luyoruz” diyor. Bazı müesseselerin üzerinde işte kuruluş yılı, 1850 dede­sinin dedesi de o işi yapıyormuş 1850 yılından beri yani biz çok köklü bir müesseseyiz, bizden alın manası vardır. Bu işi sağlam yaparız, sağlam yapmamış olsaydık babamızın başlattığı bu müessese bu güne kadar gele­mezdi.

Bu siyası kuruluşlarda da öyle devlet kuruluşlarında da öyledir. Müs­lümanlarda da öyledir. Batıda da bu vardır. Yani İngiltere kraliçesinin oturduğu yer dedesinin, dedesinin, dedesinin, dedesinin oturduğu yer. Bunun faydaları vardır, yalnız siyasi yönden faydaları, yeri değiştirme­menin devlet geleneğinde ayn bir faydası vardır. Biz ise zalim insanların kanları ile övünen insanlardan değiliz. Biz insanların kanının akmaması ve insanların başkalarına tapmaması için gönderilmiş Rahmet peygam­berlerine iman etdğimizi söylüyoruz. Biz İbrahime de iman ediyoruz. O ibrahim o gün zamanın zalim sultanı ki insanların hayatlarına ve insanla­rın düşüncelerine değer vermiyor. Kendi düşüncesi ile despotça idare ederken karşısına İbrahim çıkmıştı biz ona iman ediyoruz. İman ediyoruz demek onun yolundan gidiyoruz. İsmailin yolundan gidiyoruz. Allah için Kurban olmaya razı olmuş Allah da onunla bu insanların başkalarının önünde kurban olmasını engellemiştir.

Daima «Ve selamün alel mürselin» diyorsunuz. Hz. Peygamberler­den Hz. Ademe kadar bütün peygamberlere selam olsun diyorsunuz. Ya­ni selam olsun, yolunuzdan devam ediyoruz demektir.[117]

(85) Kim İslamdan başka din ararsa ondan o (bulduğu din) kabul olunmayacaktır ve o ahirette zarara uğrayanlardandır.

İslamdan başka din arayan kişiden o kabul edilmeyecektir. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır. “Bu günkü Yahudi ve Hristiyanlar da cennete gidecektir” diyenler cennetin sahibi olan Allah’ın sözüne karşı gelmiş ol­muyorlar mı?[118]

(86) İman ettikten, peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten, ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkar eden bir kavmi Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalim kavimleri doğru yola eriştirmez.

“Zalim toplumlara hidayet vermez” derken zulmü devam ettiği sürece vermez. Ama zulümden arınacak olursa, Allah (c.c.) herkese hidayet ve­rir. Hani Mevlana “gel her ne isen yine gel. İster Yahudi ol, ister Hristi-yan ol, İster Mecusi ol, ne olursan ol bin defa tevbeni bozmuşsan yinede gel” diyor. Bu söz doğru bir sözdür. Ama Mevlananın orda bir türbesi var, oraya gelde oynayalım manasında değil. Öyle anlamış birisi de her ne ise yine gel aralık ayının 17 sinde Konya’ya gel, Konya’da beraber oynayalım. Şimdi gelecekler İtalya’dan Almanya’dan Amerika’dan, İngilte­re’den çeşitli dinden ve dinsizlerden insanlar gelecek oraya ve orada içile­cek, içildikten sonra kendilerinden geçecekler. O semazenler de oynayı-verecekler. Kurtulduk deyip huzuru kalp içinde döneceker. O değil hani “ben Kur’anın yolunun tozuyum” diyor Mevlana. Onun için “gel” derken İslama gel, İslama gelecek olursa da Yahudi ise gelsin, Hristiyansa da gelsin, Putperestse de gelsin, her ne dinden ise veya dinsizden ise gelsin, İslam ümitsizlikler kapısı değildir. Çünkü Ayeti Kerimede «Allah’ın Rah­metinden ümidinizi kesmeyiniz» Şimdi bu beyti onlar “Mevlana müzesi­ne gel” diye yorumlamışlar. Konya da çok değerli Hoca efendiler tutmuş­lar demişlerki “bu söz Mevlananın mesnevisinde yok, öyle olunca bunu Mevlana söylemedi, kendiniz uydurdunuz” demişler. Yahu ne gerek var, söyledi veya söylemedi. Söz doğru mu yani İslama gel diyor mu?, söz doğru, öyle ise biz de yorumu öyle yapıyoruz. Çünki Mevlananın diğer beyitleri buna şahittir.

Yani burada Allah zalim toplumlara hidayet vermez derken bu adam­lar katiyyen müslüman olamaz anlamında değil. Zalim insan, hem zalim kafir, hem de müslüman, bu olmaz. Ya küfründen, zulmünden vazgeçer, arınır, tertemiz müslüman olur, ve Allah (c.c.) ona İslamı lütfeder hidaye­te girer. Hani daha önce Bakara suresinde geçmişti Allah (c.c.) İbrahim Aleyhisselama, diyorki «Ben seni insanlara önder yapacağım», yani bu insanların yöneticisi, imamı sensin, peygambersin ve devlet başkanısın. İbrahim Aleyhisselam duasına devam ediyor. «Yarabbi çocuklarımda da devam etsin bu yönetim ve peygamberlik» Allah (c.c.) «Benim bu ahdim yani devlet başkanlığı, adaletle olan devlet başkanlığım zalimlere ulaş­maz» diyor. Zalimler o makama gelemezler diyor Allah (c.c). Peki Ho­cam ama, zalimlerden bir çoğu devlet başkanı olmuş. Dünyada ki araştı­racak olursak, adil toplumların başına tarih boyunca hiç zalimlerden dev­let başkanı olamamış. Yani adil bir toplumun başına zalim bir adam, dev­let başkanı olmamış. Millette bir bozulma olur, zulme karşı bir meyil olur derken onların meylettiği tipten bir adam başlarına kendi aralarından elle­riyle kaldırarak onu getirirler.

Onun için şöyle denilmiş, ağaç hani yapraklar yemyeşilken, güz mevsiminde sararmaya başlayacak en tepedeki bir yaprak sararır, yani ilk ön­ce bir yaprak sararacak. Aşağıdaki yapraklar ayiplayamazlar onu. Aaa biz yemyeşildik o sarardı diyemezler, niye? Ağacın topyekün bünyesinin izni olmadan o yaprak sararamazmış. Topyekün ağacın bünyesinden sararma­ya bir meyil başlamıştır derken üsteki bu işi belirtmişti, onuri için top­lumdaki kötü davranışları gördüğünüzde kabahatin tamamını, o fahişeye, o hırsıza veya soyguncuya yüklemeyelim, toplumun genel bünyesinden bunlara bir izin çıkmıştır. Öyleyse Allah (c.c.) bir toplum kendini değiş­tirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez diyor.[119]

(87) İşte onların cezası. Muhakkak Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti onlar üzerinedir.[120]

(88) Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Ne azapları hafifletilir nede yüzlerine bakılır.[121]

(89) Ancak bundan sonra tevbe eden ve nefislerini düzeltenler müstesna. Çünkü şüphesiz Allah çok bağışlayandır merhamet eden­dir.

Bir ömür boyu İslamın aleyhine kararlar almış bir adam derken istifa

eder veya emekli olur ye “tevbe ettim ben” der, yeterli değil bu. Bu almış olduğun kararlar, yanlış yaptığın atamalar devam ediyor. Gideceksin, ka­rarları geriye çevireceksin. Allah (c.c.) “tevbe edenler” dedikten sonra “Eslehu” birde bozduklarını düzeltenler diyor. Bozduklarını düzeltecek­sin. Tevbe, günahın cinsinden olur. Hocam! ya imkan bulamazsa? O ayrı imkan bulamazsa. Fakat imkan varken bunu yapmıyorsa, o zaman bunun tevbesi tevbe sayılmıyor. Allah afvedendir, merhamet edendir.[122]

(90) İman ettikten sonra inkar eden, sonra da inkarını artıranla­rın tevbesi asla kabul edilmeyecektir ve onlar sapıkların ta kendileri­dir.[123]

(91) Şüphesiz inkar eden ve inkar üzere ölenlerin hiç birisinden yer dolusu altını fidye olarak versede kabul olunmayacaktır. İşte acıklı azap onlaradır. Ve onlara yardımcıda yoktur.

Adam kafir olarak yaşar da sonunda tevbe eder müslüman olur o ayrı. Kafir olarak yaşıyan ve kafir olarak ölenler yeryüzü dolusu altını dağıtsa bile o ona fayda vermez. Vay be hocam, filan adamın imanı yok ama 10″ milyar lira ayırmış hayır müessesesine. Adamın imanı yok ama hocam 5 trilyonluk servetini din müesseselerine vakfetmiş. Trilyon dolar felan değil Rabbimin kullandığı ifade “Yeryüzü dolusu altını olsa” diyor. Marma­ra dolusu felan değil, yeryüzü dolusu altım olsa ve bunu da hayır müesse­selerine dağıtsa, Merihte, Ayda surda burda hayat olsa ve siz insanları oraya yerleştirse, bu dünya kocadı, havası kirlendi, burada yaşam olmaz gayrı, bak bu parayla ben size, gökyüzünde, yıldızlarda hayat yaşataca­ğım dese, ama yıldızı yaratan Allah’a inanmasa, ona yaptıkları fayda ver­mez diyor. Yani size sorulacak birçok sorunun cevabı bu 91 nci Ayet-i kerimededir.

Yahu hocam bu elektriği icat eden adam nereye gidecek? Kur’anı bile onun ışığında okuyorsun, hastahanelerde aydınlanıyorsun. Bu kadar has­talar tedavi ediliyor, kitaplar basılıyor, ilaçlar imal ediliyor, yani insanlı­ğın hayrına büyük işler oluyor, bu adam cehenneme mi gidecek? Rabbim kimsenin amelinin karşılığını zayi etmiyeceğini ifade ediyor. Kıyamette kulum sen ne yaptın? diye sorar. O da elektriği icat ettim. Niçin? Benim için mi icat ettin? “Yarabbi seni inkar etmiştim ben kabul etmemiştim ve­ya seni üç ilah olarak tanımıştım. Ben insanlık için yapmıştım” der. Allah (c.c.) şöyle söyler bütün insanlık işte burada, bunlardan al haydi bakalım. Şimdi kimse kimseye hiçbirşey vermez. Hayatta insan için ne yapmışsa­nız, bir kuşa, taşa yaratılmış herhangi bir şeye yaptığınız iyilikler Allah için olsun. Babanızı ziyarete gideceksiniz, elini öpeceksiniz, Allah için yapınız. Komşularınızı iyi insani münasebetlerinizi devam ettiriyorsanız, ve bunu Allah rızası için yaparsanız bunun karşılığını göreceksiniz. Yok insanlar şöyle desin, böyle desin, diye yapacak olursanız, bir kere bu dünyada şahsiyetsiz bir hayat yaşanır. Sizin yanınızda huzur bulmanız mümkün değil, yaptığınız iş doğru oldumu rahat edersiniz. Ama insanlara beğendirme endişesine girdinizmi rahatınız kaçar. İşte yahu buna şöyle şöyle yaptım da adama kendimi beğendiremedim diye kendi kendinize dert yanarsınız, uykunuz kaçar, ateş basar.

Yaptığınız iş doğru ve güzelmi bitti. Bütün dünya insanı bir araya gelseler de, evinizin dışında bağirsalar, uykunuzu rahat uyuyun. Yaptığı­nız iş yanlışsa o zaman endişe duyun. Onun da doğru veya yanlışlığını belirleme hakkını sakın hayatta insanlara vermeyin. Her insanın doğru anlayışı ile yanlış anlayışı ayrıdır. Doğruyu ve yanlışı, haramla helali belirleme hakkı Allah (c.c.)’e aittir. Rabbimin yap dediğini yap, yapma de­diğini yapmadmmı ve böyle bir iman içerisinde de oldunmu yatağında huzuru kalp içerisinde yatabilir, öbür dünyada da cennete doğru rahatlık­la gidebilirsiniz. Rabbimiz yardımcımız olsun.[124]

(92) Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda harcamadıkca asla iyili­ğe erişemezsiniz. (Allah için) her neyi harcarsanız şüphesiz onu Allah bilir.

Allah (c.c.) bu ayeti kerimesinde ehli kitabın bir kötü huyuna karşı bize iyi bir huy kazandırıyor. 93 ncü ayeti kerimede ehli kitabın bazı çok sevdikleri şeyleri, kendilerine iyilik olsun diye haram kıldıkları, neticede Allah tarafından da onlara o yiyeceklerin haram kılındığı ifade ediliyor. Yani helal olan bir şeyi haram kıldılar. Ehli kitabın İncil ve Tevrata uy­mayan ibadetleri nedeniyle bir gün ibadetlerinden vazgeçiverdiklerini, aşırı gidip dini sapıttıklarını Alah (c.c.) haber veriyor. Onların bu kötü huylarına karşı bizim de sevdiklerimiz vardır. Yani insan olmamız nedeni ile hepimizin sevdiği şeyler vardır. Allah (c.c.) bu ayeti kerimesinde «en sevdiğinizi infak etmedikçe iyiliğe, cennete kavuşamazsınız» diyor. “Birr” kelimesini iyilik olarak tefsir etmişler, Cennet olarak tefsir etmiş­ler. Siz bunu daha önce geçen bir ayeti kerime ile daha iyi anlıyacaksmız. Çünkü Bakara suresinde 177 nci ayeti kerimeside “Birr”‘i tarif etmişti bi­ze.

“Birr’i” tarif ediyor Rabbim: Allaha iman etmektir. Ahirete iman et­mektir. Meleklere iman etmektir. Kitaplara iman etmektir. Peygamberlere iman etmektir. Çok yakınlarına, yetimlere, fakirlere, yolda kalmışlara, di­lenenlere ve kölelikten kurtulmak isteyenlere verendir. Namazını dosdoğ­ru kılan, zekatını veren, sözünde duran, iyi ve kötü hallerinde sabreden diye tarif etmişti. Bir kişi buna erişecek olursa, o kişi o muttaki insanlar-

dan olur. Muttaki insanlar da cennette olacaklarına göre “Birri” iyilikle tefsir edenler doğru söylemişler. Cennet diye de tefsir edenler doğru söy­lemişlerdir. Cennete kavuşmak, iyiliğe erişmek, en sevdiğiniz malı Allah yolunda infak etmekle mümkündür.

Ehli kitabta böyle, manastıra çekilenler, dünya nimetlerini kendileri­ne haram sayanlar, kendileri yemiyor başkalarına da yedirmiyorlar. Ama bizde ise helal olan nimetlerden yararlanmak vardır. “Eşyada asıl olan ibahadır” kaidesi vardır. Yani Allah’ın yarattığı herşey halaldır. Ancak Kur’an ve sünnetin yasakladıkları müstesna. Onun için yasaklar bildiril­miş halallar sayılmamıştır. Halallar sayılamaz çünki o zaman hepsi helal­dir. Elma helaldir, armut helaldir diye yüryüzündeki binlerce, onbinlerce milyonlarca nimetler ayrıca sayılması gerekirdi. Sayılmasına da gerek yok. Haram kılınmayan şeyleri helaldir kaidesi ile bu iş halledilmiştir. Bu halal kılınanların hepsinden yararlanmak için gayret etmek de üzerimize düşen bir görevdir.

Yani insanlar bunlardan yararlanabilirler, kimse de bunu engelleye­mez, ama yararlandığımız bu halal ve temiz olan şeyleri, sevdiğimiz mal­ları Allah için bir başkasına verebiliyorsak, işte gerçek yiğitlik odur. Hani Hz. Ömer (r.a.) bu ayet nazil olunca dernişki “Ya rasulallah en sevdiğim mal Hayberdeki bahçemdir. Bu güne kadar fazla bir mal kazanmadım. Hele hele müslüman olduktan sonra hep cihatla meşgul olduk, geçimimi­zi temin ettik, fakat Hayberdeki hisseme düşen araziyi pek seviyorum. Ben bunu dağıtmak istiyorum” diyor. Peygamber efendimiz de; “Aslı sa­na ait olmak üzere gelirini insanlara vakfet” diyor.[125] Ve ilk defa Hz. Ömerin orayı vakfettiği rivayet edi­lir. Bu ayeti kerimenin tefsirinde Ebu Talha isimli bir sahabe bu ayet na­zil olunca gelmiş: Ya Rasulallah, hani gördüğün şu bahçe var ya Pey­gamber Efendimiz o bahçeyi biliyor, Ebu Talha’nın o bahçesine gidiyor. Hurma ağaçlarının gölgesinde, serin sularında, ayağını serinletiyor ve o soğuk sulardan içiyordu. Hayatta en iyi sevdiğim malım burasıdır ve ben burayı Allah için dağıtmak istiyorum demiş. Peygamber Efendimiz de “Git akrabalarından fakir olanlara dağıt” demiş ve o da yakın akrabaları­na amca oğullarına ve kızlarına orayı dağıtmış.

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah için anlatılır. Hastalık anında canı taze üzüm istemiş ve onu da hanımı satın almış, tam yiyeceği zaman kapıya biri gelmiş, benim de canım ondan istedi demiş ve kaldırmış onu ona ver­miş.

İşte bu durumda vermek zordur. Eski elbiselerimizi vermek kolay. Eski mallarımızı dağıtmak kolay. Yeni koltuk aldığımızda eski koltukları talebelere vermek, o da kolay veya mahalledeki fakirlere de vermek ko­lay. Ama-koltukcudan yenice aldınız geldiniz, tam eve koyacaksınız, öbürünü atacaksınız, o arada “yahu bu eskiyi biz kullanalım da o yenileri verelim o komşuya” işte bunu demek çok zordur. Allah da (c.c.) buna bi­zi teşvik ediyor. “Kendiniz için istediğinizi başkaları içinde istemedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız (Buharı, Müslim K. İman) diyor pey­gamber efendimiz. Kendimiz için istediklerimizi diğer kardeşlerimiz için de aynen istememiz gerekiyor. “Siz neyi infak ederseniz, Allah onu bilir” “Minşey’in” derken burada çok az şeye dikkat çekmiş diyorlar. Yani “Ho­cam benim verecek hiçbir şeyim yok” demeyin, “küçücük birşey dahi verseniz Allah onu bilir” diyor. Sahabeden birtanesi elinde hurma yiyor­muş da hurmanın yarısını vermiş ve öylelikle cenneti hakedenlerden ol­muş. O var olan sermayesenin yansım vermiş, dinimizdeki sevaplar bi­zim bu günkü muhasebecilerin yaptığı hesaba benzemez. Şair de öyle de­miş zaten: “Benzemez hesabı hesabımıza” Allah (c.c.)’un hesabı hesabı­mıza benzemiyor. Hani yüz milyar lirası olan bir insan 10 milyarlık hayır yapsa, birininde 100 lirası var elli lirasını verdi birine hayır olarak, elli li­ra verenin sevabı öbürününkinden fazla oluyor. Çünkü mevcut sermaye­nin yarısını verdi öbürüsü mevcut sermayesinin 10’da birini verdi. Beriki mevcut sermayesinin yarısını verdi.[126] Onun için biz, benim bir şeyim yok demiyelim, veya verdiğim az demiyelim serma­yemize göre gücümüze göre verelim, Allah (c.c.) bizi gücümüze göre so­rumlu tutacak.[127]

(93) Tevrat indirilmeden önce İsrailin (Ya’kubun) kendisine ha­ram kıldığı şeylerin dışında bütün yiyecekler İsrail oğullarına halal idi. Deki «Eğer doğru iseniz getirin Tevratı da okuyun»

Tevrat indirilmeden önce beni İsrailin kendilerine haram kıldıkları müstesna herşey Beni İsraile helaldi. Ayeti kerimeler Allah’ın kelamı ol­duğu için alimlerimiz her kelime üzerinde ayrı ayrı dururlar. Ayette bir defa “Beni İsrail” bir defada İsrail kelimesi geçmekte. İsrailin kendisine haram kıldığı müstesna Beni İsrail’e herşey helal idi diyor. Yani İsrailden kasıt Yakup Aleyhisselamdır. diyorlar. Yakup Aleyhisselam şiddetli bir hastalığa tutulduğunda helal olan bazı şeyleri kendisine yasaklamış yemi-yeccğîm demiş hani bazı insanlar hastalandığında doktorlar bazı yiyecek­lerden men ediyor. Perhiz veriyor ya işte Yakub’unki de öyle. Perhiz dö­nemi geçiriyor ama ona iman eden insanlar onu bir peygamberin sünneti gibi kabul ediyorlar veya Allah’ın bir ayeti gibi kabul ediveriyorlar ve o tefsirlerde ifade edildiğine göre deve eti ve sütünü kendilerine haram kılı­yorlar. Allah (c.c.) “onlar kendilerine haram kılmadan önce helal idi” di­yor.

“Deki getirin Tevratı okuyun onu. Eğer doğru söylüyorsanız” onu okuyun diyor. Buradan anladığımıza göre Kur’an-ı Kerim nazil olduğun­da Medine civarındaki yahudilerin elindeki Tevrat’ta da buna benzer şey­lerin yazılı olduğu ifade ediliyor yani getirin Tevrat’tan okuyalım bu ko­nuyu diyor. Tabi onlar bundan kaçınıyorlar. Allah’ın helal kıldığı birşeyi yemeyebilirsiniz Ancak o helale haram deme hakkımız yok.[128]

(94) Bundan sonra kim Allah’a karşı yalan uydurursa işte onlar zalimlerin ta kendisidir.

Bundan sonrada Allaha iftira edecek olursa onlar zalimlerin ta kendi­sidir diyor. Yani Allah peygamberlerini gönderdikten kitabım indirdikten sonrada Allah’a kişi iftira edecek olursa Allah şunu helal kılmıştır veya bunu haram kılmıştır diye Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapacak şeyler söyliyecek olursa onlar zalimlerin ta kendileridir di­yor. Allah (c.c.) o günün olayını bize haber veriyor gibidir ama günümüz içinde aynı ayetler geçerli. Günümüzde de helal olan bir çok şeyi haram kılıvermiştir insanlar. Dinin helal kılıdığını haram kılmışlardır. Dinin ha­ram kıldığı seyide helal kılmışlardır ve bunlarıda bu haramın helalliği kanunlarlada korunur hale getirilivermiştir. Allah (c.c.) onlar için işte za­limler onların taa kendileridir diyor.[129]

(95) Deki «Allah doğru söylemiştir. Bir Allah’a inanan İbra­him’in dinine uyun. O Allaha ortak koşanlardan olmadı.”

Yahudiler İbrahimi severler Hristiyanlarda İbrahimi severler. Hani onların Türkiyede de Abrahamlan hep İbrahim’in bozulmuş şeklidir. Ab-raham diye özellikle yahudilerin koyduğu isimler İbrahimdir Yasef Yu-sufun bozulmuş şeklidir. Salamon bizim Süleyman diye koyduğumuz isimlerdir. Çünkü bizde aynı peygamberlere iman ediyoruz. Onlarda iman ediyorlar. Biz diyoruzki “mademki İbrahime iman ediyorsunuz öy­leyse buyurun İbrahim’in dinine uyunuz” diyoruz. İbrahim müşriklerden değildi. Siz müşriksiniz. Ne demek siz müşriksiniz demek? Allah (c.c.) helâl kıldığı bir şeyi sizin papazlarınız rahipleriniz veya hahamlarınız ha­ram kılıyor. Sizde ona uyuyorsunuz ve o adamı ilah kabul ediyorsunuz. «Alîahtan başka Rahiplerini ve hahamlarını kendilerine Rab kabul etti­ler» diyor.[130] “İbrahim ise müşrik değildi”. Öyleyse siz İbrahimin dinine uyun” diyor.

Biz bu günkü Yahudilere soracağız, İbrahim’i seviyormusunuz? Adı Abrahamdir. İbrahimi seviyormusunuz? “Sevmesek bu adı koymazdık” derlerse “buyurun İbrahimin dinine uyalım” diyeceğiz.

Put işlerine bakan put yapan bir yetkilinin oğlu olduğu halde, İbra­him puta tapmamak için o bakanlığın kendisine verdiği imkanları kabul etmedi Allaha ibadet ve itaat hürriyetini seçince toprağında hiçbir sebze­nin ve meyvenin yetişmeyeceği Mekkei- Mükerreme de yerleşmeyi ter­cih etti. Babilde bir eli yağda bir eli balda yaşamayı terk edip bir otun bi­le bitmediği Mekke de yaşamayı tercih etmişti. Suda yoktu ve oraya var-masıyla Allah ona su lütfetti.[131]

(96) Şüphesiz alemlere hidayet ve bereket için yapılan ilk ev Bekke (Mekke) dekidir. İnsanlar için ilk yapılan ev Mekke’de yapılan evdir. Mübarek ve bü­tün alemlere rehber olarak Mekkede yapılan ilk evdir. Bekke, Mekke de­nilen yerdir. Mekkeye eskiden cahiliye döneminde Bekke deniliyor. Bek­ke, Arabın dilinde en zalim despot insanlara bile boyun eğdiren manâsına gelir. Bundan hareketle Bekke demişler. Hani Bekke denilen bu Mekke de, en zalim en despot insanlar bile kalıyor. Eğer müminim diyorsa varı­yor oraya ihramını giyiyor, boynunu büküyor. Onun için nice zalimler oralara teslim oîuveriyorlar. Fil suresinde Kabe-i Muazzamayı yıkmak için gelen zalim bir komutanın askerleri ile beraber helak olduğunu haber veriyor. Kâfirler yıkmak için gelecek olurlarsa helak olurlar eğer zalimler gelecek olursa, zalimden kastımız kâfir olanları değil müslümandır ama zalimdir olur mu? hem müslüman zalim hem kâfir zalim olur. Kur’an-ı Kerim’in bir çok yerinde ifade edildi. Her kâfir zalimdir. Ama her mümin zalim değildir. Müslümanlardan zalim olanlar bulunabilir. Mesela iman ediyor ama günaha girmesi haramlar işlemesi ile kişiler zalim oluyorlar.

Kendi nefislerine veya başkalarına zulmettiklerinden dolayı zalim olu­yorlar. Kendi nefislerine veya başkalarına zulm ettiklerinden dolayı zalim-oluıyorlar. O zalimlerde varıyorlar. Mekkede Rabbimin huzurunda boyun eğiyorlar onun için Bekke denilmiştir diyorlar.[132]

(97) Orada apaçık ayetler, İbrahim’in makamı vardır. Kim ora­ya girerse emin olur. ona yol bulabilenlerin Beyti (Ka’beyi) hac etme­si Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim küfrederse şüphesiz Allah alemlerden Ganîdir, (muhtaç değildir)

Orada açık deliller vardır. İbrahimin makamı vardır. Hacca gidenler tavaf esnasında, tavaf ettikleri yerde hemen şöyle sarı altın değil ama tah­min ederim tunç dediğiniz şeyden yapılmış bir insan boyunda bir sanat eserini orada görürler. Sağından veya solundan geçerek orda tavaf edilir. Tavaf esnasında en sıkışan yerlerden biriside orasıdır. O san olan yer ma­kamı İbrahimdir. O makamı İbrahim, İbrahim aleyhisselamin oğlu İsmail aleyhisselam ile beraber, Kabeyi muazzamayı yaparken duvarlar epeyce yükselmiş, yüksek yerlere taş koyabelmesi için ayağının altına taş koy­muşlar. Bizim iskele dediğimiz şeyler gibi ağaçtan veya demirden yapı­yorlar. O gün içinde taşta koymuş İbrahim Aleyhisselam ve onu bitirdikT ten sonra o taşıda Kabei muazzamanın hemen bitişiğine hemen duvarına dayamış. O günden peygamber efendimiz zamanına kadar o taş korun­muş yani cahiliye dönemindede korunmuş. Çünkü bütün insanlar İbrahim aleyhisselamı tanıyorlar, onun mesajını biliyorlardı. Ama zamanla-bozul­muş yani eğitimsizlikten insanların aşırı ibadet yapacağız diye aşın git­melerinden de geri kalmalarından da bozulma olmuş zaten ifrat veya tefrit yüzünden bozulur.. Dinimizi bozmak için kâfirler ve cahil müslümanlar gayret ediyorlar. Allaha hamdolsun ki kitap elimizde sapasağlam. Ya­ni Kur’an-ı Kerim elimizde olduğu için kendimizi ona göre ayarlıyoruz, bileniyoruz. Hani insanın bıçağı kesmez olur, sonra bileyleriz ama bizde amelimizle bazı bozukluklar yaparız, düşüncelerimizle bazı şeyler sok­maya çalışırız ama Kur’an-ı Kerim elde sünneti seniye elde bu bozulma­ları bir gün Allah’ın yiğit kullarından biri çıkar ki onlara müceddid diyor­lar, onlar çıkar ve “Ey müslümanlar sizin şu yaptıklarınız kitaba ve sün­nete uygun değildir. Bunları bırakacaksınız” diyor ve onlarda o zata iti­mat ediyorlar. Hani İmamı Rabbani Hazretleri bu konuda örnek görülen insanlardan bir tanesi müceddidi elfisanı İmamı Rabbani diye ismi geçen kendi çağındaki insanların bozulmasını önleyen bir insandır. Allah (c.c.) her çağda bunları göndereceğini peygamber efendemiz (A.S.V.)’a Hadisi şerifiyle bunları bize bildirivermiş. Onları neye göre düzeltiyorlar? Kur’an ve sünnete göre düzeltiyorlar. Zaten ehli kitabın kaybedişi bun­dandır. Kitabıda oynadılar kendi yaşantılarıyla oynadıkları gibi kitabida oynadılar. Kitap bozulunca herşey bozuluveriyor. Onun için bizim de fazla üzerinde duracağımız konu, Allah’ın kitabına olan hizmettir. Birinci derecede Allah’ın kitabına hizmet edeceğiz. Onun sapa sağlam bizden sonrakilere kalması için çalışacağız. “Hocam onu Allah koruyacak” Evet Allah koruyacak ama Allah kulları ile koruyacak Onu. O şerefli kul biz­ler olalım. Hepimiz olmaya çalışalım.

Kim oraya girerse emin olur. Bu ayeti kerimede alimlerimizden İma­mı Ebu Hanife Hazretleri ve diğer mezhep imamları pek az farklılıkla ba­zı görüş ayrılıkları var.

İnsanların mikat mahalli denilen yerlerden içeriye ihramsız girmesi yasaktır. Yani şu anda Mekke’ye gitmek isteseniz orada harem sınırları vardır. Mikat mahalleri vardır. O mahallerde polis beklemektedir. O ma­halden içeriye ihramsız adamı salmazlar. İşte o mahaller ta peygamber efendimiz zamanında belirlenmiş daha öncedende biliniyordu. Bu harem mıntıkasında adam öldürülmez. Haklı veya haksız adam öldürülmez. Ot yolunmaz ağaç kesilmez denilir. Harem mıntıkası dışında bir adamı hak­sız yere öldürse ve hareme sığmsa orada müslüman bir devlet onu yakalayip cezalandıramaz. Ama onun ordan çıkması için tedbir alır. Mesela su vermez ona yiyecek vermez insanlarla olan münasebetini keser ve o ister istemez çıkmak mecburiyetinde kalır. O zaman çıkıncada cezası haremi şerif dışında verilir. Bizim hanefi fıkhında müçtehidlerin söylediği bu ha­ram mıntıkasının dışında suç işleyen adamın cezası harem içinde veril­mez ve hele Kabe-i muazzamaya girdimi adamı zorla çıkartamıyorsunuz. O orada kalır ama yemeği ve suyu verilmeyince çıkmak mecburiyetinde kalır. Ve de cezalandırılır demiş bizim hanefi fukahası. Hani harem mın­tıkasında işlenen suçun cezası yine harem mıntıkasında verilir diyor Ha­nefi fukahası, bu ayeti kerimeye dayanarak “Kim oraya girerse” ifadesin­de de ihtilaf vardır. Kabenin içine girersemi yoksa harem mıntıkasına girersemi ihtilafıda var. Herkesin kendine göre dayanağı var. Ayet ikisinide anlamaya müsait. Çünkü Ayeti kerimede orada yani Mekkede apaçık Al­lah’ın ayetleri vardır, ve makamı İbrahim vardır. Kim oraya girerse emin olur diyor. Yani o beyte girersemi yoksa haram mıntıkasına girersemi derken alimlerimiz yani müctehit imamlarımız, kendi aralarında ihtilaf etmişler. «Yeryüzünde herne varsa sizin için yaratıldı»[133] di­yor. Yani insanın dışında herşey insan için yaratılmıştır. Öyle olunca ya­ratılmışlar içerisinde en değerlisi insandır, bu insanın canına, kanına, haksız yere el uzatılmayacaktır. Bir damla kan akıtılın ayacaktır. Hadisi şerifte peygamber efendimiz «Haksız yere bir müslümamn öldürülmesinden insansız bir dünyanın yok edilmesi daha hafiftir» diyor.[134] Yani bu yeryüzü terazinin bir kefesine koyuluyor bir tarafınada iman etmiş bir mümin koyuluyor. Mümin ağır gelir buyuruyor. Siz elinize bir bomba alıyorsunuz şu adamı mı öldüre­yim yoksa şu insansız dünyayı mı imha edeyim diyorsunuz. İnsansız dün­yayı imha etmeniz haksız yere bir adamı öldürmenizden daha hafifdir. İn­san öldürmek daha ağır basar böyle değer vermiş dinim insana ve o Ka­be-i muazzamanın otu ve ağaçlarıda haram kılınmıştır. Onun için hacca gidenler ihram giydikten sonra bir yaprak koparamazlar. Bir otu söke-mezler. sökerlerse ceza olarak sadaka öderler. Para öderler. Hani çevreci­ler yeşili korumak için gayret ederler. Aslında çevrecilerin yapacakları bu sene ve her sene bütün insanları Hacca götürmek, orada tatbiki eğitim yaptırmakdır. Yeşili koruma konusunda tatbiki bir eğitim yapılamıyor.

Ancak basın yoluyla, televizyon yoluyla, yayın organları yoluyla, “aman yeşili koruyalım” diyorlar. Ama yılbaşında nasıl çam devirdiklerini görü­yoruz. O yeşili koruyalım diyenlerinde nasıl çam devireceklerini ve yeşili imha edeceklerini ilerdede görmeye devam edeceğiz.

Bizzat tatbiki olarak yeşilin nasıl koparılacağmı bütün insanlara gös­terecekler. Biz ise 1400 seneden buyana, bir toplum içeresinde mali gücü yerinde, dini bilgisi yerinde, yaşı orta yaşlarda olan genelde orta yaşlarda olan insanların ki bunlar toplum üzerinde etkili olan insanlar adaletli emaneti imanı herşeyi güzel olan bu insanlar eğitimden geçerler. Hacca gitmek suretiyle yeşili koparmama ağacı kırmama ve canlıyı öldürmeme eğitiminden geçerler. İnsanlar üzerinde Allanın hakkı vardır. Oda gücü yetenlerin oraya yol bulabilenlerin kabeyi muazzamayı ziyaret etmesidir buyuruyor.

Peygamber efendimize sormuşlar; Ya Rasulallah bu gücü yetmekten kasıt yani gücü yetenin kabei-muazzamayı haccetmesi buyuruyor. Ayette bundan kasıt nedir demişler, efendimizde “Binek ve azık” buyurmuş. Gi­dip gelecek kadar azığı ve kendisini götürüp getirecek kadar bineği olan kişi üzerine hac farzdır. Bu ayet-i kerimeye göre hanefiler binek ve azık olursa farz olur. Maliki mezhebi ise azık veya binek gerekmez kişinin be­deni gücü yerinde ise, yayada yürüyebilecekse o adam üzerinede hac farzdır demişler, onun için Kabei muazzamada çok fakir insanların hac yaptığını görürsünüz. Yahu bunlar niye geldiler dersiniz. Onların mez­hepleri bize göre ayrı gücü yetiyorsa geliyor, gücü yetmiştir yürüyebile­cek gücü vardır. Oraya kadar yürümüş gelmiştir ve haccınıda yapmış ge­riye dönmüş gitmiştir.

Bunlar niye geliyorlar? demeyin. İnsan sevdiğinin yolunda yürüyün­ce yorulmaz. Nişanlısınız biri sözvermiş bir münasebet düşürüp oraya gi­diyorsunuz, giderken yorulmuyorsunuz, da, Niye gidiyorsunuz? sevdiği­niz varda onun için. Bu insanlarda ta Afrikanın ortalarından oraya doğru geliyorlarsa, “be adam sen niye geldin” demeyin. Mademki gelmiştir, Al­lah onu kabul etmiştir ve onu misafir etmektedir. Zaten oradada birkaç yerde hacılar için “Rahmanın misafirleri” diye yazılar vardır. Kimsede aç

kalmaz. İstanbul şehrine 2 milyon insan gelsin dışardan kıtlık başlar. Orada kimse aç kalmaz. Her taraftada ekmek ve su boldur. İstanbulda su­suzluk çekersiniz. Çölün ortasında susuzluk çekmezsiniz. Bu bolluk pet­rol olduğundan dolayı değil. Dünyanın dolarları oraya aktığı için değil. Suud hükümetinin tedbiride değil. İbrahim aleyhisselamın duası vardır.[135] Rabbimiz herçeşit ürününün oraya toplanacağını vadediyor.[136]

Eskiden nasıl gelirdi? Eskiden güçlü bir Osmanlı devleti vardı, o güçlü Osmanlı devleti surra alayları çıkarırdı. İstanbuldan keselerle değil sandıklarla altın buradan gider ve hacdan önce oraya varırlar ve oranın bütün ihtiyaçları ondan karşılanırdı. Yani Allah (c.c.) her dönemde bir vesile halk etmişti. Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman, Hz. Ali (r.a.) dönemlerinde bir tarafta Kudüs feth edilmiş, bir tarafta Azerbeycana ka­dar ordular gelmiş. Güçlü bir devlet var. Onların imkanlarıyla orası yine bütün nimetlerin toplandığı yer olmuş. «Allah’ın orada apaçık ayetleri var» ne ayeti yahu? nasıl ayetmiş? ben gittim, gördüm. Hocam vallahi kupkuru dağlar var. Doğru kupkuru dağlar var. Öyle ise niye geldin hem-serim? bu kupkuru dağlan görmeye niçin geldin? Amerika’ya gitmedin şelaleleri var. Oraya gitseydin ya oraların ağaçlarının gölgesinde otursay-din şelalenin şırıltisiyla gönül eğleseydinya. Oraya gitmeyip bu kurak ye­re gelmeniz de Allah’ın ayetlerindendir. Bu Türkiyenin Reisi Cumhurla­rından iki tanesi oraya gitti, niye Niyagara şelalesini görmemiştir ama oraya gitti. Niye gider? İşte Allah’ın ayetlerindendir. 1400 senelik zaman içerisinde bir zamanlar 4 halife döneminde, Abbasiler döneminde, Emevi hükümdarları zamanında hertürlü nimet bulundurulmuş. Zaten Selçuklu­lar gelmiş onlarda güzel hizmetler etmişler ve en güzel hizmeti son ola­rak Osmanlılar yapmıştır. Şimdi; Allah (c.c.) öyle güçlü devletler ortadan gidince toprağın altından petrol çıkarıvermiş o petrol sebebiyle bütün yollar oraya doğru çevrilmiş, ve 4 mevsimin nimetide orada toplanıyor. Yani bir Japon kendi ülkesinde kendi malını görmeden oraya gelir. Para için gelir öyle diyelim, orada kim yararlanıyor? Orada müslümanlar ya­rarlanıyor. Gönül isterki müslümanlar kendileri yapsın.

“Kimde inkar ederse” Yahu ne işiniz var Arabın orada ne yapacaksiniz çölün ortasında. Allah bunu farz kılmamış canım, gibi sözlerle inka­ra yönelecek olursa Allah bütün alemlerden müstağnidir. Yani Allah’ın onun ibadetinede ihtiyacı yok. Müminin ibadetinede ihtiyacı yok. Size hac yapın demişse sizin menfaatinizedir. Yoksa Allah’ın menfaatine de­ğildir derken.

Alem: mümin kâfir hepsini içine alır. Allah müminden de müstağni­dir, kâfirden de müstağnidir. Müminin ibadetine de ihtiyacı yok kâfirin ibadetine de ihtiyacı yoktur. “Kim sapıtırsa sapıklığı kendi zaranna-dır”. Günümüzde Kabei-muazzamanın büyük hizmetleri var. Türkiye de bir araya gelemiyenler, Cezayir de bir araya gelemiyenler, Pakistan da, Hindistan da bir araya gelemeyenler, Hacda bir araya geliyorlar. Şu anda basın yayın özellikle haber ajansları genelde gayri müslimlerin, gayri müslimler içerisindede yahudilerin tekelinde. Bizim haber alma organla­rımız dahi onlardan haber alıyor. Ama hac nedeniyle hiç değilse orada 15 gün dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş müslüman mücahit liderlerle bir araya gelip doğrudan görüşme doğrudan bir plan proje çizme imkanına sahip oluyorlar. Onun için Allah’ın ayetlerinden bir ayettir. Bu ayette Rabbim “Orada apaçık ayetler vardır” demişte saymaya girmemiş. Su kıt­lığı yok, nimet kıtlığı yok. İnsan kıtlığı yok ve çeşitli vesilelerle mücahit­lerin, müslümanlarm oraya gelip orada birbirleriyle konuşma tanışma im­kanları var. Bu da Allah’ın ayetlerindendir.[137]

(98) Deki « Ey kitaplılar, yaptıklarınıza Allah şahit iken ne diye Allah’ın ayetlerini inkar edersiniz?»[138]

(99) Deki « Ey kitaplılar siz şahit olduğunuz halde onda eğrilik bulmaya çalışarak iman edenleri niçin Allah yolundan alıkoymaya çalışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

Yaptığınız işin yanlış olduğunu bile bile bu insanları doğru yolda ol­duğunu bildiğiniz halde niçin bunları doğru yoldan alıkoyup eğri yollara saptırıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

Yahudi ve hristiyanlar günümüzde geliştirilen araştırma metodlan ile ellerindeki Tevrat ve İncile baktıklarında kitabın tahrif edilmiş olduğunu görüyorlar. Ellerindeki İncil’in dört tane olması tahrif olduğunu gösterir. Ayrıca dört İncil arasındaki farklılıklar, çelişkiler de tahrif olduğunu gös­terir,

Londra British Museum’daki miladi dördüncü asırdan kalma Sina da­ğı eteklerinde bulunan Mısır da ele geçen İncil parçaları ile günümüzdekiler arasında korkunç farklar olduğunu araştırmacı ilim adamları gördü­ler. Ama Bakara suresinin 109 ncu ayetinde açıklandığı gibi hasetlerin­den İslâm dinine girmedikleri gibi, girenlerinde yolunu saptırmak isterler.

Müslümanların yolunu saptırarak kendi seviyesizliklerine indirebile­ceklerine inanırlar.

Allah (c.c.) en büyük zulmün bu olduğunu Lokman suresinde önüçüncü ayetinde açıklamış, dinden döndürmenin adam öldürmekten daha kötü olduğunu Bakara suresinin 217 nci ayetinde haber vermiştir.

Adam öldürmekten daha kötü olduğunu şöyle açıklayalım: İsrail baş­bakanı Filistinli bir çocuğu fırına atıp yaksa beş dakika acı duyar. Daha sonra ölür, Allah bilir belkide karınca ısırması kadar bir acı duyar onu bi­lemeyiz. Ama aynı başbakan annesini ve babasını yakarak öldürdüğü kundakdaki çocuğu alıp besleyip büyütse Yahudi, Hristiyan veya Ateist olarak yetiştirse, ona dünyevi bütün imkanları sağlasa bu çocuğa yaptığı kötülük anne ve babasına yaptığı kötülükten fazladır. Çünkü bu çocuğun

ebediyyen cehennemde yanmasına sebep olmuştur. Cehennemde yanma­mak için gelen ayete kulak verelim.[139]

(100) Ey iman edenler, eğer kitaplılardan herhangi bir gruba bo­yun eğerseniz sizi imanınızdan sonra kâfirler olarak geri çevirirler.

Yani yahudi ve hristiyanlardan hiçbir gruba itaat edilmeyecek, boyun eğilmeyecek. Görüntüleri ne olursa olsun. İster çiçek şeklinde isterse kö­pek şeklinde görünsünler, ister Hümanist, ister Kominist, ister Ateist, is­ter mason, ister demokrat, isterse çevreci rolünde görünsün sen görüntüye aklanmayacaksın.

Bir insan günümüzde halâ Yahudi, Hristiyan, Ateist veya bir başka necasetle dopdolu ise görüntüsü onun içindeki zehri hafifletmez. Ona ita­at ederseniz göz, kulak ve diğer duyularınızdan zerkedeceği küfür zehriyle ebediyen cehennemde yanmanıza sebep olurlar. Onların nasıl kâfir ol­duklarına şaşıyoruz.[140]

(101) Size Allah’ın ayetleri okunurken ve Allah’ın rasülü aranız­da iken nasıl inkar edersiniz? Kim Allaha sımsıkı sarılsa o doğru yo­la iletilir.

Tevrat, İncil, Zebur ve diğer sahifeleri tasdik eden, onlardaki pey­gamber kıssalarının doğrusunu bildiren, geçmişden haber verirken gelecektende haber veren kapı çalmanın adabından devlet yönetimine kadar herşeyi bize bildiren”Kur’an ayetleri size okunup dururken siz nasıl kâfir oluyorsunuz? Bu ayet bizede sorumluluk yüklüyor.

Günümüzdeki basın yayın organlarının tamamını kullanarak dünya insanına Kur’anı okuyup anlatmalıyız, ondan sonra bu ayeti okumalıyız.«Peygamber aranızda iken nasıl kâfir oluyorsunuz?»

Bugün peygamberimiz aramızda yok. Bu ayeti nasıl anlayacağız? di­yenlere cismiyle yok ama hadisleriyle bizim aramızda, gönlümüzün en derin yerinde o vardır.

İbadetlerimizdeki sünnetlerle, muamelatı mı zdaki sünnetlerle bizi yönlendiren Allah’ın rasülüdür.

İstanbul hukuk fakültesinde ceza kanununu anlatan bir öğretim gö­revlisi, “şüpheden sanık yargılanır” kaidesini aşıkane bir şekilde anlattık­tan sonra “Arkadaşlar bu kaideyi bulan batılı hukukçu bence ayı fethe­denden daha büyüktür” deyince benim islâm hukuku derslerime katılan bir öğrenci “sayın hocam o bahsettiğiniz kaide peygamber efendimizin sözüdür” der. Bunun üzerine öğretim görevlisi hadisin metnini ve kay­naklarını getirmesini ister. Öğrenci Tirmizinin Ebvabül-Hudud bab 2 de­ki, İbni Macenin Hudud 5 deki hadisi ile Suyutinin el-eşbah ve-n-nezairinde 136 ncı sahifede naklettiği hadisleri metinleriyle beraber yazıp ver­diğinde alır ve teşekkür eder.

Şimdi biz bu ayeti onlara okuyoruz: Allah’ın Rasülü aranızda hadisle­riyle yaşıyorken siz nasıl olurda kâfir oluyorsunuz. Kâfirlerin uyanıkları­nın Allah Rasülünün hadislerinden alıp, kendine mal edip size sattığı şey­leri alıyorsunuz. Bu sizin öğrendiğiniz ilmi araştırma metodlanna da uy­maz. İlk kaynak dururken ikinci kaynakdan nakil yapılmayacağını bildi­ğiniz halde ve o Allah Rasülünün hadisleri aranızda iken kâfirlerin sözü­ne bakarak nasıl kâfir oluyorsunuz? Bize ikinci bir sorumluluk, Allah Ra­sülünün hadislerini de bu insanlığa öğreteceğiz. “Kim Allaha sanlırsa, ya­ni Allah’ın kitabına sanlırsa doğru yola götürülmüştür” Doğru yola git­miştir demiyor. Gitmek kişinin kendiliğinden olur. Ama götürülmüştür.

Hidayet edilmiş demek başkası tarafından yapılıyor, Rabbim tarafından yapılmış oluyor. Bizim için en büyük nimetlerden biridir. Kur’ana sımsıkı sarılan dosdoğru yola kavuşturulmuştur. Hani insanlar yolu bilemezse so­rar. Özellikle bilmediğiniz mahallelerde gidiyorsunuz bir yer arıyorsu­nuz. O mahallenin sakinlerine soruyorsunuz ve sakinlerden birisi, dos­doğru yürüyeceksin orda filan numara diyor. Bu güzel yol göstermedir. Yol gösterenin vasfıda önemlidir. Sormak istediğinizde 4-5 tane adam var şöyle bir bakarsınız herkes kendi kültürüne, yaşma, yapısına yakın bir adama sorar, ve ona yakın hisseder kendini. Çok değer verdiği bir insan yol gösterecek olursa “filan bana yol göstermişti” der burada bize yol gösterende bütün insanları sevdiklerimizi yaratan Allahdır. Kim Allah’ın kitabına sımsıkı sarılacak olursa o doğru yola ulaştırılmıştır. Yani Rab­bim tarafından ulaştırılmıştır. Hani körlerin elinde değnek olur değneği ilede bazen yolunu bulamaz bir hayır sever koluna girer veya kolundan tutturur karşı tarafa geçiriverir.

İnsanın neyi nasıl yapacağını, şaşırdığı dönemler olur. Günümüzde de bu tür şaşkınlıklar çoktur. Neyi nasıl yapalım konusunda müslüman şaşırıyor. Özellikle ticari hayata atılan müslüman şaşırıyor, ne yapayım diye şaşırıyor, bir hoca efendiye gidiyor fetva soruyor o’da fetva budur” diyor. Öbür hoca efendiye gidiyor fetvası öyle değil böyledir” diyor. Adam helal lokma yemek istiyor. Kazanmakta istiyor ama hem kazan­mak, hemde helal olmasını istiyor ve tereddüdde kalıyor. Peki bu tered-düd hocalarımızdanmıdır? hayır, bu hocadan değildir. Ya, altı cihetten üzerimize pislik yağdıranlardandır kabahat. Ve biz çare arıyoruz, niye biz çare arayalımki? tertemiz bir dünyada yaşamak dururken, tertemiz altı ci­hetten insanlara çiçek kokusu gibi helal nimetler akın etmesi gerekirken niçin haramlara mecbur ediliyoruz? Haramlar yağarken haramlar arasın­dan mekruhunu arama mecburiyetinde bırakıyorlar bizi. Kabahati hoca­larda bulmayacağız. Hacımızada da bulmayacağız. Birbirinize de bulma­yın. Hani iki adam geliyor birisi diyorki “Hocam hayatım boyunca iki ev yaptım. Birinde oturuyorum. Birininde kirasıyla geçiniyorum. Bunu elli bin liraya kiraya verdiğimde 50 binlira beni bir aylık yaşatıyor idi. Ara­dan beş sene geçti ikiyüzbinl İraya çıktı arkadaş 200 binlira bana getiriyor

bu sene. 1990 yılında bu ikiyüzbinlira bana yetmiyor. Ve bu adam çıkar­sa ben evimi 800.000 liraya verebilirim. Her ay bu adam 600.000 liramı yiyor ve ben zor durumdayım” diyor. Bu evsahibi haklı öbürü anlatıyor: “Hocam ben bunun evine girdiğimde 100.000 lira maaş alıyordum 50.000 lirasını veriyordum 50.000 lirasıyla geçiniyordum, şimdi ikiyüzbinlira veriyorum, maaşımda 500.000 lira 200.000 lirasını veriyorum 300.000 li-rasıylada geçmiyorum. Bu adam benden istiyor 800.000 lira 500.000 lira maaş alıyorum. Sekiz yüzbinlira benden kira istiyor” diyor. Kiracıda hak­lı, hayatta bu ikisine hiç kızmayacaksınız. Ya kime kızmalıyız? 50 bin li­rasını küçülten ekonomik sisteme kızmalıyız. Belirli bir şahsı hedef almı­yorum, sistemin gereği bu. Onun için genellikle şahıslar üzerine yönel­mek yerine, yanlış hangi kanaldan geliyorsa onun üzerine yönelinmelidir. Pislik hangi kanaldan akıyorsa pisliğin üzerine yönelmelidir.[141]

(102) Ey iman edenler, Al la hd an sakınılması gerektiği gibi sakı­nın ve ancak müslüman olarak can verin.

Birbaşka ayeti kerimede de «Gücünüz yettiği oranda, Allahtan sakı­nın» buyuruyor Allah (c.c.) Bu ayeti kerimeyi biraz tefsir eder mahiyettedir. Bunu sahabeden Abdullah İbni Mesud’a “Allahtan na­sıl sakınılması gerekiyorsa öyle sakının” ayetinden ne anlıyorsun? demiş­ler. “Allaha itaat edip isyan etmemek, Allahı zikredip unutmamak Allaha şükredip küfretmemek”dir demiş. “Ancak müslüman olarak ölün” Bir hoca efendi yıllar önce şöyle mana verdi bana bu ayeti kerime­ye “Rabbim bize diyorki bu ayette: “Müslüman olarak gelin gerisine ka­rışmayın” diyor dedi ve çok hoşuma gitti benim.

Müslüman olarak bu can, bu tenden ayrılabilmişse, o bana yeter. Gerçekten de bu dünyadan mü’min olarak Rabbimin huzuruna varmayı başaracak olursa, günahlarının çokluğuna hiç aldırmasın. Rabbim onları af edecektir. Ama günahları işlemeye devam etmesin. Çünkü günahlar mü’min olarak ölmeyi engeller. Yani burada ne kadar günah işlersen işle anlamında değil. Çünkü günahları azaltıp iyilikleri çoğaltmak suretiyle mü’min olarak ölmeye gayret etmemiz gerekiyor. Sizinle beraber gidecek olanda amelinizdir. Yoksa ürettiğiniz, biriktirdiğiniz mallarınız bazan çok hayırlı evlatlarınıza kalabilir. Bazanda çok şerli evlatlarınıza kalabilir ve eyvah dersiniz, keşke o malları bırakmasaydım. Çünkü malımızın üzerin­de ki faiz, fuhuş, rüşvet, şarap, bütün yapılanlardan sizinde amel defteri­niz kapanmıyor. İyiliklerde kapanmıyor, kötülüklerle arkadan devam edi­yor.

Birinin yaptığından öbürü sorumlu tutulmaz, ayeti kerime var.[142] Ama kişi malı bırakırken biliyordu nerede kullanılacağını ve çocuğuda öyle yetiştirmiş. Oğlum yiyiver, oğlum içiver, oğlum geziver, oğlum hertürlü menhiyyatı yapıver diye yetiştirivermişse onunda yaptıkları devam ediyor. Çünkü Peygamber efendimiz “Kim bir kötülük icat edecek olursa o kötülük devam ettiği müddetçe onunda günah hane­sine işlenir” diyor. Tabi bunun akside var. “Kimde iyi bir âdet ortaya ko­yacak olursa o adet devam ettiği müddetçe onunda amel deferi devam eder”[143] Mesela bu İstanbul şehrine ilk medreseyi yapan kişinin kıyamete kadar sevabı de­vam eder. İstanbul şehrinde ilk meyhaneyi kuran adamında amel defteri kapanmamıştır devam ediyor.[144]

(103) Hepiniz topluca AHahın ipine (Kur’ana) sımsıkı sarılın, parçalanmayın. Allanın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbi­rinize düşman idinizde o kalblerinizi birleştirdi ve onun nimetiyle siz kardeş oldunuz. Ve siz ateş çukurunun kenarında idinizde o sizi kur­tardı. Allah doğru yola gelesiniz diye ayetlerini işte böyle açıklar.

«Topluca Allanın ipine sarılınız» Bu ifade güzeller güzeli bir ifade­dir. Hepiniz Allanın ipine sarılınız manasıda vardır. «Siz Allanın ipi olan Kur’anın bütün ayetlerine sanlınız» manasıda vardır.

Tefsirdeki metodumu biliyorsunuz. Burada dilbilgisi, sarf, nahiv ilmi öğretmiyorum. Bazı arkadaşlar medreselerde okutulan Kadı Beydavi, Ce-laleyn gibi tefsirlere benzer yüklem, özne, tümleç, zarf, sıfat, hallerden bahsetmediğimiz için “bu nasıl tefsir dersi?” diyor.

Ben bu sarf, nahiv dilbilgisi ilmini öğrendim. Tefsir dersime hazırla­nırken onlardan yararlanıyorum. Ancak buraya derse devam edenler Ana­yasa mahkemesi üyelerinden, üniversite hocalarından, askeriyeden, ba­sından, eğitimden, sarrafından, terzisinden avutakından, manifaturacısı­na, yayıncısından, oyuncusuna kadar herkesimin devam ettiği yer öldü­ğünden dilbilgisi dersi değil tefsir dersi veriyoruz. Dikkat edenler ayetle­re manâ verirken dilbilgisi kurallarını gözettiğimi görürler.

Medreselerimizde son zamanlarda bu ayetlerin manası üzerinde dur­mak yerine kelimeler ve cümle yapıları üzerinde durulmaya devam edil­miştir. Doğu medreselerinde yirmibeş sene ders okuyan ve okutan değerli bir hoca efendi “Ben Kur’anın manasıyla İstanbula geldikten sonra ilgi­lendim” diyor.

n Mehmet Akif merhumda aynı şeyden şikayetçi:

“Bilirmisin bu garib ümmetin nedir hali? “Yehafü” sıygasının çıngıraklı i’lali!

Akif merhum hem durumumuzu anlatıyor, örnek verdiği kelime olan”Yehafü” “Korkar” manasınadır.

Yani Kur’anın manasını anlatmanın suç olduğu dönemlerde Kur’andaki kelimelerin yapılışı, fiillerin çekilişiyle ilgilenilmiş.Kendisinden yararlandığım Türkistanlı Celaleddin hoca efendi (Allah sevdiği kullardan eylesin) “Sarf ve Nahiv dilbilgisi ilmi yemeğin içindeki tuz gibidir. Fazla olursada hiç oîmazsada tadı olmaz. Kur’anı anlayacak kadar öğreneceksin.” demişti.”Hepiniz Allanın ipine sarılınız”Askeri tatbikatlarda gecenin zifiri karanlığında bilinmeyen bir vadide bir bölüğü nehrin öbür tarafına geçirmek için yüzme bilenler karşı tarafa geçip bir ağaca ipi bağlarlar. İpin öbür ucunu da öbür tarafa bağlarlar. Yüzme bilen, bilmeyen bu ipe sarılarak kurtuluşa erebilir.

Okyanusta batan gemiden geride kalanlara ilk yetişen helikopter on­lara ip uzatır. O ipe tutunan kurtulur.

Nefsimizin, şeytanımızın, şeytanlaşmış insanlarımızın zehirlenmeye çalıştığı günah bataklığından Allanın ipi olan Kur’ana sarılarak kurtulabi­liriz.

Rabbimiz “Sakın dağılmayın” buyuruyor. “Sürüden ayrılanı kurt ka­par” İslâm toplumundan aynlanıda günah bataklığı kendine çeker.”Allanın ipi olan Kur’anın bütün ayetlerine sanlınız”Ayetler arasında ayırım yapmayın. “Şu ayet çağımıza uygun bu ayet uygun değildir” demeyin.Lâle, çağımızın estetik anlayışına uygun ama, sümbül uygun değil diyormusunuz?Bir hukuk profesörü “Kur’ana inanırım ama bazı ayetleri çağımıza uygun değildir. B indörtyüz sene öncesine aittir” dediğinde “uygun olma­yan bir ayet oku” dediğimde okuyamamıştı.

“Milyonlarca sene önce tabiatı yaratan Allahin yarattıklarından çağı-

miza uymayan bir çiçek veya böcek varmı? İlim adamları fizikçi, kimya­cı, bioloji alimleri böyle birşey söylüyorlarmı? söylemediklerine göre milyonlarca sene önce yarattığında hata etmeyen Allah bindörtyüz sene öncesinde peygamberine vahyettiği sözünde mi hata edecek” dediğimde “bu fikrin, bütün dünya hukukçularına duyurulması gerekir” demişti.

“Allah’ın tabiat ayetlerinden olan güneşi kabul ediyoruz ama havayı kabul etmiyoruz” demiyoruz.

Bizde Allanın teşrii kanunu olan Kur’anm ayetlerinin hepsine birden inanıyor ve onu hayatımızda yaşamaya çalışıyoruz.

“Allanın ipi olan Kur’ana hepiniz sarılınız”

Biriniz sarılıpda diğerleriniz seyretmesin. Herkes kendisi sarılarak kurtulmaya çalışsın.

Bazıları şeyh efendilerin eline sarılmanın yeterli olacağına inanır. Bazılarıda şeyhin eline sarılan halifesinin eline sarılmayı yeterli görür.Hayır, herkes bizzat kendi eliyle Kur’ana sarılacak. Şeyh efendilerin eli, bizi toplum içinde kaybolmuş halde iken bulup, elimizden tutup Kur’ana götüren eldir.

Çağımızda bazı sapık cereyanlar tasavvuf maskesi altında hareket ediyorlar. Kur’anın tefsirini okumayı yasaklayıp kendi kitaplarının okun­masını emreden, Kur’ana değil kendisine sımsıkı sarılmayı emreden in­sanlar var. Şerlerinden Aîlaha sığınırız.

Allahin size olan nimetini hatırlayın. Hani siz düşmandınız. Allah si­zin kalplerinizi birbirinize sevdirdi ülfet ettirdi. “Kitap telif etti” deriz. Telif etmek ne demek? Kitap telif eden adam roman yazıyorsa, bilimsel bir kitap yazıyorsa, dini bir kitap yazıyorsa, ne ise yazdığı kitapta o konu ile ilgili bütün delilleri, bütün malzemeyi bir araya getiriyor. Yani birbir­lerine uygun olan yerlere koyuyor. Buna telif diyoruz. İnsanların gönülle­rini telif etmekte insanların mizaçlarına uygun bir şekilde birbirleriyle kaynaştırmadır. Allah (c.c.) diyorki: “Siz birbirinize düşmandmızda, Al­lah birbirinizin gönüllerini kaynaştırdı. O Allanın nimetiyle ki o nimetten

kasıt islâmdır. O islâm nimetiyle sizi dost yaptı, kardeş yaptı. Bir ateş uçurumunun ağzına kadar gelmiştinizde Allah sizi oradan kurtardı. Hani Medinei Münevvere’de Evs ve Hazreç kabileleri birbirlerine gayet has-mane münasebetleri sürdürüyor. Yıllardır birbirlerini öldürüp duruyorlar­dı. Derken Peygamber efendimiz oraya geliyor, bir taraftanda müslüman oluyorlar ve derken Evs ve Hazreç kabilelerinin tamamı müslüman olu­yor. Peygamber efendimizde devletini o iki kabile ve birde Mekkeden hicret eden insanlarla Ensar ve Muhacir dediğimiz bu insanlarla kurdu. Yıllardır birbirlerine düşman olan bu insanların arasını parayla deveyle bulmak mümkün olmamıştı. Ama parasız ve pulsuz islâm nimetiyle in­sanların gönülleri bir araya getirilivermiştir. Allah (c.c.) bunu Enfal sure­sinin 63 cü ayeti kerimesinde “Allah seni kendi yardımı ve müminlerle kuvvetlendirdi. Ve onların kalplerini birbirine ısındırdı.” buyrulur. Pey­gamber efendimize diyorki: “yeryüzünün bütün nimetleri senin olsaydı ve onu o insanlara dağıtsaydm onları kendine ısındıramaz, birbirierinede dost yapamazdın.” Onları yani iki düşman kabileyi veya iki düşman dev­leti barıştırmak istersiniz. Rabbim diyorki “Yeryüzünün hazinelerini bun­lara dağıtsanız aralarını bulmanız mümkün değildi.” Ama islâm nimetiyle araları bulunmuş. Ne kadar güzel ifadelerdir. Günümüzde biz birbirimizi sevdik diyoruz. Şimdi burada cemaat olarak birbirimizi seviyoruz. Ben size hepinize her perşembe akşamı birer altın vererek bir yerde toplausaydık bu kadar sevemezdik birbirimizi. O zaman içimizden bir kısmı derdi-ki ‘beni filan ile denk tuttun.

Mesela dersimize iş yerinden gelenler var. Dükkanın sahibi ile dük­kanda çalışan delikanlı beraber geliyorlar. Amiri ile memur buraya bera­ber geliyorlar. Amir derki beni öbürü ile niye bir tuttun? Veya dükkanın sahibi derki yahu bu yanımda çalışan çocuğu benimle beraber tutuyor bu­da olmazki canım buda yapilmazki diyor. İnsanın hatırına bu gelir. Para ile insanları gönüllemeniz zordur. Para ile insanlara takla attırmak kolay gönlünü kazanmak zordur. Adam senin önünde takla atarda seni sevmez. O ayrı bir şey. Senden yararlandığı oranda takla atar. Yararlanmadığı za­man sırtını dönerken hançerleyebilir. Sevmek ayrı birşeydir. O parayla olmuyor işte. Onun için değil öyle 5-10 altına “yeryüzü senin olsaydıda

dağıtsaydın bu insanların gönüllerini böylece ısmdiramazdın” diyor. Ne güzel söylüyor rabbimiz. “İşte Allah size ayetlerini böylece açıklar olaki bu ayetleri okursunuzda doğru yolu bulursunuz diye” günümüzde de “pa­rayla saadet olmaz” diye şarkıya bile geçmiş parayla gönül almak olmu­yor. İnsanı belki geçici bir müddet satın alma oluyorda gönlünü satın al­mak, o olmuyor, onun için insanların gönlünü kazanabilmenin yolu, o in­sanların gönlünü yaratan Allah’ın dediğini tutun yasakladığından kaçının ve hayatınızı ona göre ayarlayın. Dostda düşmanda derki “yahu bu adam dürüst bir insan” yani size karşı düşmanda olsa bir itimadı olur. Bir güve­ni olur.[145]

(104) Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten yasakla­yan bir cemaat olsun. İşte kurtuluşa erenler onların ta kendisidir.

Sizin aranızda bir ümmet bulunsun. O ümmet ne yapacak?

Hayra insanları çağıracak, iyiliği emredecek, kötülüklerden yasakla­yacak, koruyacak. İşte kurtuluşa erenlerde bunlardır. Birbaşka ayeti keri­mede “Biz sizi orta bir ümmet kıldık” diyor Allah (c.c.) (Bakara 143)’ yani en hayırlı ve orta bir ümmet kıldık diyor. Şimdi bu islâm ümmetinin dünyada yaşayan bütün insanlardan hayırlı olduğuna dair bu ayeti kerime vardır. Bir başka ayeti kerimede “İyiliği emretmek ve kötülükten menet­mek için çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz” diyor Allah (c.c.)[146] Buna benzer Yahudiler hakkında da ayet nazil olmuştur. Bakara su­resinin tefsirinde geçmişti.[147] Ey beni İsraiübenim size olan nimetimi hatırlayın. Ben size nimetlerimi verdim ve sizi alemler üzerine üstün kıldım” diyor. Üstünlükleri nereden? yahudi ırkından olmaları ne­deniyle değil. Hz. Musaya iman etmeleri, Tevrata göre hareket etmeleri nedeniyle üstün kılınmıştır. Hristiyanlar hakkında da Ali imran 55 nci ayetinde de Hz. İsanın talimatı doğrultusunda hareket edenleri kıyamete kadar üstün kılacağını zikrediyor Allah (c.c). Ama o İncile, o Tevrata, O Musaya ve O İsa aleyhisselama karşı gelmeleri; sen bunu bilmiyorsun, biz daha iyi biliriz, diyerek dine bidatları sokmaları neticesinde, onlar de­ğerlerini kendileri kaybettiler. Allah (c.c.) bizim içinde en hayırlı ümmet olduğumuzu ifade ediyor. Ama eğer Kur’ana sımsıkı sarılıp, Resulünün yolundan gidersek. Yoksa ben müslümanim deyipte bütün menhiyyatı yaparsak bu hayırlı ümmet olamayız. Çünkü hayırlı ümmetin vasıflarını sayıyor Rabbimiz; Bütün insanları hayra davet edecek. Hayırdan kasıt islamdır. Hayırlı bir ümmet olmak için iyiliği emredecek, iyilikten kasıt nedir? Allah (c.c.)’un helal kıldığı ve emrettiği şeyler. Münkerden kasıt Allah’ın yasak ettiği şeylerden sakınmaktır. Bu üç görevi yerine getirecek olursa “İşte onlar kurtuluşa erenler onlardır” diyor.

Bazı hadisi şeriflerde, özellikle veda haccında okumuş olduğu veda hutbesinde kadınlar mizada iyi davranın derken “bi-1-ma’rufi” ifadesiyle kullanılmış. Kadınlarınıza güzel davranın, onları maruf olan şekilde yedi-riniz, giydiriniz ve meskenini temin ediniz diyor. Şimdi bu “marufu” ar­kadaşın biri “Örfe uygun” olacak diye terceme etmiş ve buda yaygınlaş­mış. Aslında yanlış bir ifadedir bu. Ma’ruf: Allah (c.c.) emrettiğidir. Sağ­lam aklın güzel gördüğüdür. Münker: Allah (c.c.)’un yasakladığıdır. Ora­da “örfe uygun” diye terceme edilecek olursa feminist toplumun örfü ile magandaların, kazak erkek toplumlarının örfü ayrı ayrı olur.

Rabbimiz neyin meşru hukuki, neyin meşru olmadığını belirleme hakkını erkek veya kadına bırakmamıştır.

Eşler arasında hakkı ve haklıyı taraflardan biri belirlemez. Hakları Cenabu Hak belirler.

Aralarındaki ihtilafda hakemlik yaptığım bir ailenin her ikiside “Bu evde benim dediğim olmuyor” diye şikayet ettiklerinde bende evlerde levha halinde asılan ve Efendimizin hadisi şerifinden alınan «Allah’ın de­diği olur» sözüyle orta yolu bulmuştum. “Bu levhadan duvarınıza birtane asacaksınız her ihtilaflı konunuzda Allah’ın dediğine müracaat edeceksi­niz” demiştim.

Uluslararası anlaşmazlıkların, harplerin, terörün temelinde de. “Be­nim dediğim dedik, çaldığım düdük” mantığı yatar.

Yönetim müslümanların eline geçerse söz müslümanların olmaz. Bü­tün insanlar tarağın dişleri gibi eşittirler ve Allah’ın sözüne muhatapdır-lar. Kim daha fazla Allah’ın kelamına bağlılık gösterirse o Allah’a daha fazla yaklaşır.Ma’ruf ile münker’i iyiyle – kötüyü, meşru olanla meşru olmayanı insanlar belirlemeye kalkarsa beş milyar insan sayısınca iyi veya kötü ta­rifi ortaya çıkar.

Bu günkü kanunlara göre, polisin vesika verdiği kadın zina yaparsa meşru, vesikasız yaparsa fuhuş yapmış olur.

Birisi birinin cebinden bin lira çalarsa hırsız olur, başka birisi devle­tin cebinden milyarları götürürse işbilen, işbitiren adam olur.

İyi ile kötüyü belirleme hakkını insanlara verirseniz iş karışır. Müslü­manlar dünyadaki hukuki, siyasi, ahlaki karışıklıkları önlemek için Al­lah’ın emrettiklerini insanlara duyurup yapılmasını isteyecekler. Allah’ın yasakladıklarımda öğretip yapılmasını engelleyecekler.[148]

(105) Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra ayrılığa düşen ve parçalananlar gibi olmayın. En büyük azap işte onlaradır.

Apaçık deliller geldikten sonra ihtilafa düşenler her peygamberin karşısına dikilmişlerdir. Hz. Musa Tevratı getirdiğinde eski geleneklerini, çıkarlarını bırakmayanlar oldu.

Peygamber efendimiz apaçık Kur’an ayetlerini puta tapanlara, yahudi ve hristiyanlara okuduğunda hemen iman edenler olduğu gibi çıkarlarını korumak için ihtilaf edenlerde oldu.

Günümüzde kominizmin devrildiği, kapitalizminde bostan korkuluğu gibi ayakta durduğu bir zamanda gözler İslama yöneldi. Ancak bazı imansızlar İslama kara çalmaya başladılar. Bu bir ihtilafdır.

Bazı müslümanlarımızda islâmı Kur’an ve sünnetten veya Kur’an ve sünneti bilenlerden değilde çağdaş zalim diktatörlerin baskısı altında ca­hil bırakılan bağrı yanık insanlardan öğrendikleri için ihtilafa düşmekte-ler. Bağlı olduğu kişinin görüşlerine uymayan ayetleri kabul etmeyen in­sanlarımız var.

Şimdi siz bu durumda olan insanlara hemen “kâfir” damgası vurmak­ta acele etmeyin.

Müslümanlar, yönetimden uzaklaştıkları günden beri birçok keşmekeşliğin içindeler. Koministliği benimseyenler kendilerine Kur’andan de­lil getirdiler. Kapitalizme, hümanizme, laikliğe, sapık herşeye sapanlar sapıklıklarına Kur’andan delil getirdiler. Onun için Kur’andan bir ayet okuduğunuzda karşınızdaki insan “sormam lazım” diyorsa bunu hoş gö­rüyle karşılayın.[149]

(106) O günde bir kısım yüzler bembeyaz, Dır Kismı ise simsiyah­tır. Yüzleri simsiyah olanlara gelince (onlara): «İmandan sonra in­karım ettiniz? inkarınızdan dolayı tadın azabı» (denir).[150]

(107) Yüzleri bembeyaz olanlara gelince onlar Allah’ın rahmet (cennet)’indedirler ve orada ebedi kalıcıdırlar.[151]

(108) İşte bunlar Allahin ayetleridir. Onları sana hak olarak okuyoruz. Allah alemlere zulmetmek istemez.

Bu dünyada neyi ekerseniz o çiçeklenecek. Dikeni eken dikene, çiçe­ği eken çiçeğe kavuşacaktır. Öbür dünyada, bu dünyadaki amellerinize göre yüzünüz kara veya beyaz olacak. Burada yüz kararmasından kasıt siyahlığı veya beyazlığı değil, yanlız mahcup olma ile ilgilidir diyorlar. Hani “Şöyle şöyle oldu bir anda yüzüm kararıverdi.” Peki o anda siyahla-şıyormu sizin yüzünüz? hayır siyahlaşmıyor da mahcup olduğumuzdan dolayı bu ifadeyi kullanıyoruz. Batılılar Afrika’da zencilere bu ayet-i ke­rimeyi tanıtmışlar. O gün insanların bir kısmının yüzü beyaz, bir kısmı­nın siyah olacaktır diyor müslümanların kitabı. Siz bu dünyada da karası­nız, öbür dünyada da karasınız” diyorlarmış. Ayetin kastı bu değil. Kişi yaptığı amellerle karşı karşıya gelince, mahcup olması ve orada kötü du­ruma düşmesidir. Onlar ne kadar iftira ederlerse etsin Bilali habeşi simsi­yah kapkara, kupkuru bir adam, ama o bizim efendimizdir. İstanbul cami­lerinde her cuma günü ruhuna fatiha gönderilir. Birçok insanımızın adıda Bilaldir. Batılının bu kadar propagandasına Bilali sevmemiz çocuklarımı­za Bilal adını koymamız batılının milyarlık propagandasını altüst ediyor.

Zenci olan, bu günkü ateistlerin ataları tarafından yakalanıp köle ya­pılan, pazarlarda satılan Hz. Bilali Habeşi (R.A.) yi sevmek bizimde yü­zümüzün aklanmasına sebep olacaktır.Yüzünün güzelliğine önem veren, bunun için astronomik paralar harcayanlar eğer bunu haramlara tuzak olsun için yapıyorlarsa şunu bilsin-lerki yüzlerine sürdükleri her malzeme ahirette kararmasına sebep ola­caktır.[152]

(109) Göklerde olanlarda, yerde olanlarda Allah’ındır. Bütün iş­ler ancak Allah’a döndürülür.

Bunlar Allah’ın ayetleridir. Ölümlü insanların sözleri değildir. Ölüm­lü insanın sözleride ölümlüdür. Bazı insanlara geçici olarak etki eder ama zamanla tarihe karışır.

Tarihe karışan, tarih olan, tarih bile olamayan insana ait düşünceler değildir bu ayetler. Tarihi yaratan, tarih yazan, yazdıranları yaratan ve öl­düren Allah’ın ayetleridir.”Allah, alemlere zulüm dilemez.”

Allah’ın tabiata koyduğu, tabiat kanunlarında zulüm yoktur. Dondu­rucu soğukları yaratan Rabbimiz orada sıcak tutan giyecekleride yarat­mıştır. Soğukda, sıcak tutan elbiseyi giymeyen kendine zulmetmiştir.

Allah herşeyi dengeli yaratmıştır. Dengeyi pisliğiyle bozan insan, hem kendine hemde diğer yaratıklara zulmetmiştir.

Allah indirdiği teşrii kammîarıylada kimseye zulüm istememiştir.

Islârna karşı duran toplumların uyguladığı kanunlar ibnelerin, lezbi-yenlerin, travestilerin, köşe dönenlerin, katillerin, hırsızların, teröristlerin, iki yüzlülerin, şahsiyetsizlerin sayısını çoğaltıyor. Bunlar ve bunların ürettikleri maddi ve manevi hastalıklarda alemlere zulüm oluyor.Bu ayeti kerime, Kur’an-ı Kerimde birçok yerde tekrarlanır. “Yerde ve gökte her ne varsa Allah’a aittir. Bütün işler ona döndürülür.” Bu sure­de ve özellikle okuduğumuz ayeti kerimelerde müslümanların Allah’a sımsıkı sarılması gerektiğini, müslümanların arasından Hayra davet eden, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir topluluğun olması gerektiğini an­latır ve ondan sonrada ifrada düşen insanlar gibi olmayın diye uyarır.

Daha sonrada yerde gökte her ne varsa Allah (c.c.)’e aittir, kâfirlerde onundur, müminlerde onundur, dağlarda, taşlarda, kuşlarda, yıldızlarda, denizlerde herşey ona aittir. Yani Allah’ın mülkünde Allah’ın sahip oldu­ğu mülk üzerinde duruyorsunuz. Bastığınız yere baktığınız yere dikkat edin. Bunlar Allah’ın mülküdür. Bu Allah’ın mülkünede Hıyanet etmeyin anlamıda vardır. Hani kendi mülkünüzü gözünüz gibi koruyorsunuz. Evi­nizi barkınızı koruyorsunuz. Özellikle kendinize aitse. Kiraliksa, biraz es geçiyorsunuz Kiracı olduğunuz yerlerede özen gösterin. Kendimize ait mülkümüze babamıza ve anamıza aid mülkümüzede gözümüz gibi bakı­yoruz niye? bize kalacak diye Halbuki Alah (c.c.) diyorki “Yerin ve gö­ğün mülkiyeti Allah’a aittir. Bizi anamızı ve babamızı yaratan O, canımı­zı yaratan O, anamızın babamızın mülkü neki geçici bir mülkiyettir. Bun­lara değer veriyoruzda, anamızı ve babamızı ve elimizde geçici mülkiyet olarak tuttuğumuz mallan yaratan Allah (c.c.)’ün mülkünede daha fazla değer vermemiz gerekiyor. Yani tabiatta herşeyi gediğine koymak gere­kiyor. Tabiatta israf etmemeye tabiat üzerinde Allah (c.c.)’e isyan etme­meye dikkat etmemiz gerekiyor. Rabbim şöyle devam ediyor.[153]

(110) Siz insanlar için çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği em­reder, kötülükten yasaklar, Allah’a iman edersiniz. Kitaplılarda

iman etse idi onlar için daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır. Çoğunluk fasıktir.

Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz diyor Allah (c.c.) yani topyekûn müslüman ülkesine söylüyor bunu ilk nazil olduğunda peygamber efendimiz ve arkadaşlarına bu ayeti kerime bu müjdeyi veri­yor. İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz diyor. Sonra tabiin de aynı hitabı buyuruyor ve şimdide bize “İnsani ar için çıkarılmış en ha­yırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsımz ve Allah’a iman edersiniz” diyor. Yani hayırlı ümmet olmanın şartları bunlar hani “Ben müsîüman oldum. Kelimei şahadet getirdim. Rabbimde benim hak­kımda, müslümanlar hakkında en hayırlı ümmetsiniz demiş. Yeryüzünün en hayırlı insanı biziz” demek doğru değildir. Çünkü Rabbim “iyiliği em­reder kötülükten alıkoyarsımz ve Allah ‘c.c.)’e iman edersiniz” diyor. Al­lah’a iman ediyoruz ama iyiliği emretmiyor, kötülüktende alıkoymuyor­sak üç şartdan birini yerine getirmiş oluyoruz. Böylelikle en hayırlı üm­met olma vasfını da kaybedebiliriz. Üçünüde yerine getirmemiz gereki­yor. Nasıl? iyiliği emrederiz. (Önce kendimize) Hiç değilse kendimize sözümüz geçmelidir. Çocuklarımıza eşimize anne ve babamıza en yakın­larımızdan başlamak suretiyle komşularımıza, ve onların yaptığı kötü şeyleri onlara yanlışlığını bildirmek suretiyle mani olmak tarafına gidebi­liriz. Hani islâm hukukunda ihkakı hak yoktur. Yani bir insanın bir müslümanın suç işleyen bir adamı bulduğu yerde cezalandırma hakkı yoktur, Bunu devlet yapar. Ama müslüman toplumda herkes dinin ayakta durma­sı için kendisini görevli bilir. Çünkü Bakara suresinin daha ilk; ayetlerin­de “işte size doğru yolu gösterecek olan kitap bu. Bunda hiç şüphe yok ve bu muttaki insanlara yol gösteren kitaptır” diyor Allah (c.c.)

Muttaki de: Emirleri yerine getiren, yasaklardan kaçınan, emirleri ye­rine getirmek için gayret sarf eden ve yasaklardan da kaçınılması için gayret eden. Yani yalnız kendisi yerine getirmekle görevini yerine getir­memiş oluyor. îslârni bir devletin yürürlükte olması için üzerine düşen görevi yapıyor. Ondan sonra başkalarmında aynı şeyi yapması için gayret sarfediyor. Onun için Allah (c.c.) “Kuntum” demiş. Hani davul sesi gibi geldi bana. Ben ayeti okurken cihad davulunun sesini duyar gibiyim. Sahabei kiramın bir çoğu arab yarımadasının dışına çıkmamıştı. Mutlaka ti­caret kervanlarıyla çıkanlar var ama onlar azınlıktadır. Mekke ve çevre­sinde deve çobanlığı koyun çobanlığı ile ömrünü geçiren insanlar müslü-man olduktan sonra bu ayeti kerimede kendilerine indikten sonra kalple­rinde bu ayet davul gibi ötmeye başlamış ve taa Azerbeycari’a ve taa gü­ney Afrikaya kadar ve Kuzey Afrikaya kadar gidivermişler. Allah’ın emirlerini ve yasaklarım, ve Allah’a imanın oralara kadar ulaşmasına se­bep olmuşlardır. Bu içten olan bir davuldur.

Mutlak surette bu dıştan olan cenk davullarıda etkiliyor. Osmanlının mehteran takımı günümüzde bazı merasim geçitlerinde vuruyor. Bazıları diyorki “Hocam orada mehter takımını gördüm tüylerim diken diken ol­du” diyor. “Allah yoluna cenk edelim” diyerek yürüyorlardı diyor. Kim söylüyor? gayreti diniyeside yerinde olmayan arkadaşlar vurarak gidiyor­lar ama bu bile insana dıştan ürperti veriyor. Fakat atalarımızın sözü var­dır. “Dökme su ile değirmen dönmez” derler. Yani dışardan etkilenme ile bu iş olmaz. İçten coşması gerekiyor. Kişinin içten coşması içinde bu Ali imran suresinin 160. Ayet’i kerimesini iyi bilmeli, en hayırlı ümmet oldu­ğuna inanmalı, ama onunda üç şartı var. Allah’a iman edecek, tabi Allah’a imanın içerisinde imanın şartları var. İyiliği emredecek ve kötülüklerden alıkoyacak.

“Eğer kitap ehli – yani yahudi ve hristiy ani arda müslüman olsalardı onlar için daha hayırlı olurdu” diyor. Geçmişte İsa aleyhisselama inen ki­taba, Musa’ya (a.s.) inen kitaba inanan insanlar birde, Efendimize (a.s.v.)’a inen kitaba inanmış olsalardı onlar için daha hayırlı olurdu di­yor. “Onlar içerisinde bir kısım mümin olanlar vardır. Yani Yahudiler-dende hristiy anlardan da bir kısım müslüman olanlar vardır. Ama çoğun­luğu ise fasıktır” diyor. Fasık itaattan çıkan manasına gelir. Hani müslümana da günah işlediği zaman fasık kelimesi kullanılır. Allah’ın yasakla­rını çiğneyen bir adamada “Fasık” denilebilir ama burada kasdedilen yan-hz yasakları çiğneyen değil imanımda reddeden kişilerin yani burada kâfirler kasdedilmiş. Çoğunluğunun fasık kalacağını Allah (c.c.) haber veriyor. Günümüzde biz şuna kesin inanıyoruz hepiniz inanıyorsunuz. Bende inanıyorum mutlak surette Allah (c.c.) Ayet’i kerimesinde “Tamamen din Allah’ın dini oluncaya kadar, yeryüzünden fitne, dinden döndür­me, işkence zulüm kalkıncaya kadar Allah yolunda harp ediniz” diyor. Olmayacak şeyi Allah emretmiyeceğine göre bu olacaktır. Bunun anlamı bütün dünya insanı müslüman olacak anlamında değildir. Yalnız yeryü­zünde islâmm hakimiyeti sağlanacak. Ehli kitapda zimmi vatandaş ola­rak, yani o müslüman devletin gayri müslim vatandaşı olarak, o devlet içerisinde islâmmda kanunlarına riayet etmek kaydı ile yaşıyacaklardır. Yani müslümanlar hakimiyeti elde ederler ama bu hakimiyet altında on­larda yaşarlar. Rabbimiz buyurur..[154]

(111) Onlar size ezadan başka zarar veremiyecekler. Eğer sizinle harp ederlerse size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım edilmez.

Yani çoğunluğu fasık olacak ama iman edenlerde olacak. Peki iman etmiyenler bize zarar veremezlermi? “Size zarar veremezler” Hocam, hiçmi zarar vermezler? Eziyet olabilir. Yam gayri müslimlerin, ehli kita­bın, yahudinin ve hristiyanın müslümana eziyet etmesi olabilir ama ta­mamıyla müslümanlara uzun müddet zarar vermesi söz konusu değildir. Eziyet niçin? Eziyette insanlar arasında iyi ile kötüyü birbirinden ayırt et­mek için hani saf altınında içerisinde karışık olduğundan eritiyorlar. Ateşde yakıyorlarda arıtıyorlar. Posasından ayırıyorlar. Yazık değilmi ya­hu altını ateşe atıyorsunuz denilebilir. Ama posasından arınması için ate­şe girmesi gerekiyor. Müslümanlarmda içindeki pisliklerden münafıklar­dan temizlenmesi gerekir. Müslümanlarda bir ikbal gördüklerinde müslü­man görünen yani müslümanların eline imkan geçtiğinde müslümanların yanında olan ama müslümanların elinden imkan gidince onların yanından uzaklaşan münafıkların ayırt edilmesi için bazen eziyetler olabiliyor. “Eğer onlar sizinle harp ederlerse size sırt dönüp kaçarlar. Sonra onlara

yardımda olunmaz”

İman etmediği halde islâm devletinin nimetlerinden yararlananlar devletin küçücük sarsıntısında hemen saf değiştirirler. İslâm devletinin tökezlemesi aramızdaki münafıkların ortaya çıkması içindir. Medinede efendimiz Mekkelilerle Hendek harbine başlayınca münafıklarla çevrede­ki yahudiler hemen anlaşmayı bozmuşlar ve kâfirlerin safına geçmişler. Ama onlardanda yardım görememişler. Efendimiz o yahudileri cezalan­dırmıştır.[155]

(112) Onlar her nerede olursa olsun onlara zillet damgası vurul­muştur. Ancak Allah’ın ipine ve insanların ipi (sözü)ne sarılanlar müstesna. Onlar Allah’dan bir gazaba uğradilarda üzerlerine aşağı­lık damgası vuruldu. Bu, onların Allah’ın ayetlerini inkar ve pey­gamberleri haksız yere öldürmeleri sebebiyledir. Ve yine bu isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri sebebiyledir.

Nerede bulunurlarsa bulunsunlar onlara zillet damgası vururuz diyor Allah (c.c.) Bu zillet özellikle yahudilere vurulmuştur. “Ama hocam bunlar dev­letlerini kurdular. Dünyaya hükmediyorlar” denebilir.

Kapalı çarşıdan bir yahudi delikanlısı İsrail’e gider orada evlenir.

Gerdeğe girer bir bakarki gelin odasında iki otamatik silah. Yemek salo­nunda iki silah. Oturma odasında birkaçtane. Tuvalette bir tane silah. Ge­line bunun sebebini sormuş, gelin “Bu kara çocukların ne zaman nereden saldıracağı belli olmaz” demiş.

Her an evinin içine bir silah namlusunun uzanacağını düşünerek Amerikanın çıkarlarını korumak için bekçilik yapmakdan daha zelil birşey olmasa gerek.

Dünyanın en eski milleti olan bu yahudiler dürüst ve doğru bir siya­set yapabilselerdi bu gün dünyanın en kalabalık milleti olurlardı. Ancak kötü siyasetleri nedeniyle hep kendilerinin katliamına sebep olmuşlar ve ispanyol çingenelerinin nüfusuna erişememişler.

Yahudilerin bu zilletten kurtulmalarının iki şekilde olacağını Allah (c.c.) bu ayetinde haber verir. Ya Allah’ın ipine sarılır kurtulurlar. Yani müslüman olurlar. Veya müslüman bir devletin himayesine girerler.

1992 yılında yahudilerin İspanya da hristiyanlar tarafından topluca öldürülmelerinden kurtarılarak Osmanlılar tarafından İstanbula taşınma­larının 500 ncü yılını kutladılar. Onları hristiy ani arın öldürme yok etme faaliyetinden Osmanlı kurtan vermiş tir.Şimdi ise Amerika kuruyuveriyor.

“Osmanlı, yahudileri kurtarmış ama İspanya daki müslümanlara yar­dım elini uzatmamış” diyenler Barbaros Hayreddin paşanın hatıratını okusunlar. Hayreddin paşa hatıratında seksenbin müslümam gemilerle Kuzey Afrikaya taşıyıp yerleştirdiğini söyler.

O müslümanlan İstanbula getirmenin hiçbir faydası yoktu. Kuzey Afrikada islâmın güçlenmesi, yeniden Avrupaya yürümesi için oraya yer­leştirmiş.

Yürüyüş başlamıştır, Cezayir’den İslâmın gür sesi geliyor. O ses Pa-ris’de yankılanıyor. Üçmilyon müslüman Fransa’nın içinde faaliyet göste­riyor.

“Osmanlı bu yahudi mikrobunu İstanbul’a taşıyarak içimize niçin al­dı” diyenler bilsinlerki önce islâmi ve insani görevimiz mağdura, mazlu­ma yardım etmektir. Sonra doktorların dediğine göre vücudda zararlı mikrop olmazsa hastalanırmışız. Faydalı mikropların çalışması zararlı mikroplar olduğu içinmiş. Yani sağlam bir vücudda zararlı mikroplarda fayda veriyor, insanı uyanık tutuyor çalışkan yapıyor.

Devlet bünyesinde iyi insanlar tasfiye edilince zararlılar faaliyete geçtiler.

Hz. Musaya önce iman edip sonra ihanet ettiklerinden bu yana devlet kurup izzetlerini koruyamamışîar. Bu gün devi etçikleri yle çölü yeşerttiler deniyor ama Amerika bir sene para yardımı yapmasa yeşeren o çöl kav­rulur. Dolarla sulanıyor. Bekçilik ücreti alıyorlar.

Bu aşağılık damgasının vurulmasına sebep Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri ve kendilerine gönderilen peygamberlerini öldürmeleri, isyan edip haddi aşmalarıdır.

Biz bu ayetleri bu günkü yahudilere okuduğumuzda onlar bize “şimdi biz peygamberini öldürüyoruzda bu ayeti bize karşı okuyorsunuz” derler­se biz derizki “Atalarınızın öldürdüğü, Öldürmeye teşebbüs ettiği suçları var. Siz öldürmediniz ama Tevrat’ınızda nakledilen bu öldürme olaylarını havralarınızda okumakla tasvip ediyorsunuz. Katili tasvip edip alkışla­mak suça ruhen iştirak etmekdir. Hırsıza köşe dönücüye hayranlık duy­mak aynı suçu ruhen paylaşmaktır” diye cevap veririz.

“Bazı insanlar biz sizin yaşınızda iken şöyle kaçardık böyle içerdik” deyip yalanlan ve günahları anlatırlar. Ne demektir bu? Yani şimdi yapa-mıyorsam ihtiyarlığımdan dolayı yapamıyorum. Midem rahatsız olduğu için içemiyorum derler. Yani aynı şeyi tasvip ediyorlar. Aynı günahı yap­tığından dolayı işlememiştir ama tasvipten dolayı günaha girmektedir. O-nun için dünyanın öbür tarafında yapılan bir işkenceyi tasvip etmiyece-ğiz. Haberi duyunca üzülmemiz gerekiyor. Kim olursa olsun. Bir gayri müslimde olsa zulmedilmişse o adama o adamın tarafından mazlumun yanında yerimizi almamız gerekiyor, İster müslüman olsun, ister komi-

nist olsun, ister ehli kitaptan, olsun ister Çinli olsun, ister Japon olsun. “Hocam bizimle ne ilgisi var? Bu adamlar Allah’ın ayetlerini inkar etmiş­ler, peygamberleri öldürmüşler ve onlara isyan etmişler, haddi aşmışlar. Rabbimde bunlara zillet damgası vurmuş. Vurduysa vurdu, bizimle ne il­gisi var?” Sizde Allah’ın ayetlerini inkar ederseniz sizde peygamberlerin öldürülmesine geçmişteki öldürülmelerine gönülden razı olursanız am-mada iyi etmişler yahu, peygamberler insanların yolunu engellemişler gi­bi tasvipkar bir tavır içerisine girerseniz Sizde Allah’a isyan eder Haddi aşarsanız aynı damga sizede vuruluverir. Hani çok anlatılır çeşitli gazete­lerde İngiliz lordlar kabinesinde lord’un biri kürsüye gelmiş ve demişki “müslümanları mağlup edebilmenin bir yolu şu ellerindeki Kur’an-ı al­maktır” demiş. Türkiyede de Abdullah Cevdet içtihad dergisi çıkarmış. Osmanlıyı çökertmek için neler yapalım diye anket düzenlemiş ve Pa­ris’ten gelen bir cevap “Kur’an-ı kapa kadını aç” demiş ve o uygulanmış yıllardır. Bu Kur’an kapanıverince rabbimde bizim üzerimize zilleti vuru-vermiştir, Yani bu yeni değil. Kur’an dan uzaklaşmak hareketi eski tarih­lerde başlamış. Sünneti seniyyeden uzaklaşma hareketleri başlamış ve Rabbimde zillet damgasını vurmuş.[156]

Islah’ın Manası: Yalnız insanlar tevbe ederlerse ki Kur’an-ı Ke­rim’in bir çok yerinde “İman ederlerse vede yaptığı hataları düzeltirlerse” buyurulur. Ali İmran 89ncu ayetinde «İman eden vede bozduğunu düzel­ten» diye geçmişti. Adam emekli general olduktan sonra camiye geliyor. Yıllarca askeriyede kalmış ve emekli olduktan sonra gidecek yer yok. Camiye gelmiş. Dernek başkamda olmuş gelip gidip emir veriyor. Onun İslahı kendi sahasında olur. Kunduracının ıslahı kendi sahasında olur. Manifaturacmınki, Sarrafmki, Avukatınki kendi sahasında olur. Hani Bursa’da bir öğretmeni anlattılar bana matematik öğretmeni imiş. Bursa lisesinde yıllarca imansızlığı ateistliği anlatmış. Emekli olduktan sonra islâmi çizgi ye dönmüş. Tevbe etmiş. Birtanesi demişki senin tevben Ulu camide teşbih çekmekle olmaz. Bu ayete uygun olarak “Senin tevben o çocukların isimlerini tesbit edip o çocukları nerde bulursan bulabildiğin kadarı ile söylediklerinin yanlış olduğunu duyurmaktır” Ve bu adam bu işe girmiş. Hala sağ dediler. “Liseye gidip o zamanki talebelerin listesini

çıkarttırmış sağolsun müdürde vermiş. Gidiyor diyorki: “yavrum, çocu­ğum ben size şöyle şöyle demiştim ya. Yanlış onlar.” Çoğunluk diyormuş ki “Hocam biz seni zaten gavur diye biliyorduk sözüne hiç itibar etmiyor­duk dinlemiyorduk.” “aman kuzum iyi etmişiniz” diyormuş ama bir kıs­ımda diyormuşki çok azda olsa “Hocam o zamanlar aydın bir kişiydin fa­kat ecelin yaklaşınca bazı şeylerden korkmaya başlamışsın örümcek kafa­lı olmuşsun sen” diyorlar. Onlarada üzülüyor ama görevini yerine getiri­yor, İşte yani ıslah budur. Bozduğunu düzeltmektir. Bizde bozduğumuzu düzeltmekle görevliyiz bu günlerde. İnşallah Allah’ta bizi başarılı kılar.[157]

(113) Hepsi bir değildir. Ehli Kitapdan dimdik ayakta duran bir topluluk vardırki onlar geceleri secdeye kapanarak Allah’ın ayetleri­ni okurlar.[158]

(114) Allah’a ve ahiret gününe iman ederler, iyiliği emreder, kötülükden yasaklarlar ve hayırlarda birbiriyle yarışırlar. İşte onlar sahillerdendirler.

Bunlar hepsi böyle değildir. Yani Yahudi ve Hristiyanlara bakarken böyle hepsini denk görmeyin. Bunların içerisinden bir ümmet vardır, Al­lah’ın emirlerini yerine getiren ve gecenin bir anında Allah’ın ayetlerini okuyan ve Allah’a secde eden insanları vardır. Yani ehli kitaptan da müslümanlan vardır.

Yani bir adam ehli kitaptır deyipte müslüman olduktan sonrada bu adama ehli kitap idi, Yahudi idi, hristiyandi sakın bu kelimeyi kullanma­yın mesela günümüzde Türkiye’de şöyle bir şey vardır, “bunun aslı dön­me imiş” yani dönmelik diye birşey var. Türkiyede bu konuda yazılmış kitaplar var. Yazılmış makaleler var. Siz şuna itibar edin, adamın şimdiki hali bizim için önemlidir. Şu anda bu adam dinime sımsıkı sanlmışsa anasının yahudi olması babasının yahudi olması bizi ilgilendirmiyor. Peygamber efendimiz zamanında bir harpte gayri müslimlerden bir çocuk öldürülmüş, efendimiz; “harp esnasında ağaçları kesmiyeceksiniz, zirai mahsullere zarar vermiyeceksiniz hayvanları öldürmiyeceksiniz, çocukla­ra dokunmayacaksınız, Hanımları öldürmiyeceksiniz, kiliseden dışarı çıkmayan papazlara zarar vermiyeceksiniz sizinle harp için karşılaş anlar­la harp edeceksiniz” demesine rağmen bir çocuk öldürülmüş. Peygamber efendimize durum arz edildi üzüldü, yüzü kıpkırmızı kesildi kızdı, ben si­ze yasaklamadım mı? dedi biri dedi ki “Ya rasülellah kâfir çocuğuydu di­yerek savundu. Demişki “hepiniz gavur çocuğu idiniz” öyle değilmi saha­benin hepsi gavur çocuğu idi. Yani bir zamanlar puta tapan insanlardı bunların babaları kendileride puta tapan insanlardı. Yalnız bir siyasi dön­me vardır. Onlara dikkat edilsin. Hani gerçekte müslüman olmadıkları halde zarar vermek için faaliyet gösteren Ermeni bir teşkilat Türkiyede vardır. Ama birde gerçekten Ermeniymiş müslüman olmuş. Benim tanı­dığım delikanlı var. İslâmi faaliyetlerde çok aktifdir. Talebeleri toplayan ve onlara islâmi hizmetler veren yöneten, bizim buna “Anan Ermeni idi. Baban Ermeni idi” demeye hakkımız yoktur. Bunlara dönme demeyiz ha­ni dönme aslında dönmüş anlamında denebilirde fakat dönmelik ayrı bir ifade tarzıdır Türkiyede. Hatta Arapça kitaplara bile dönme kelimesi geç­miş, bunların içerisinde. Allah’ın ayetlerini okuyan, dinimin emirlerini yerine getiren ve Allah’a secde eden insanlar vardır. Şimdi Yahudi ve hristiyanları cennete sokmak istiyen bazı kişiler bu ayeti de kendilerine delil getirirler. Halbuki biz daha tefsirimize başlarken Kur’an-ı tefsir ederken ilk önce Kur’anın diğer ayetlerine müracaat ediyoruz demiştik. Yani bu ayette geçen bir hükmü anlıyabilmemiz için bunu açıklayıcı ma­hiyette başka ayetler varmıdir diyoruz.

Bu ayeti kerimede ehli kitaptan kasdedilen; “müslüman olmadan Tevratı okuyan, Allah’a secde eden ve Allah’ın emirlerini Tevrattaki şek­liyle şimdi yerine getiren kişilerdir diyenler mi doğrudur? Yoksa benim biraz önce verdiğim mânâdaki “ehli kitaptan müslüman olmuş, Allah’ın ayetlerini okuyan Allah’a secde eden kişiler mi?” Benimkiside bir iddia. Öbürününkide bir iddia. Öyleyse Rabbimiz yine Ali İmran suresi 199ncu ayeti kerimesin de yani bu surenin içerisinde “mutlaka ehli kitaptan öyle­leri varki Allah’a mutlaka iman ederler. Size indirilene iman ederler yani Kur’.ana iman ederler. Onlara indirilenede iman ederler, yani Tevrata, İncile de iman ederler. Allahtan korkarak ikisine de iman ederler az para karşılığında Allah’ın ayetlerini satmazlar. Onların ücreti mükafatı Rableri katmdadır” diyor. Aslında bu ayeti kerimede de yani 113ncü ayeti keri­mede, bu günkü yahudiler cennete gidecektir diye bir anlam çıkmaz. Çünkü devam eden 114 ncü ayeti kerimede. Bu ehli kitaptan olup, Al­lah’ın ayetlerini okuyan ve secde edenler, “Allah’a ve ahirete iman eder­ler” buyrulur. Buda bizim delilimiz. Ama öbürüde iddia ediyor diyorki “bende diyorumki “Yahudilerin cennete gitmesi için Allah’a ve ahirete seksiz iman etmesi gerekir” diyorum. Ama ayet devam ediyor. “O ehli ki­taptan olan insanlar Allah’a ve ahirete iman ederler iyiliği emrederler, kö­tülükten alıkoyarlar ve iyi işlerde birbirleri ile yarış yaparlar koşuşturur­lar” diyor. İyiliği emredip kötülükten alı koymak neye göre? Birşeyin iyi­liğini veya bir şeyin kötülüğünü kim tesbit eder? Eğer insan tesbit eder dersek hepimizin aklı vardır ve hepimiz eşit bir şekilde dünyaya gelmişiz. Birbirimizin diğerine üstünlük hakkı yoktur. Öyleyse benim iyi dediğim bir şeye sizin hepinizin iyi deme mecburiyeti yok.

Eğer biri çıkar benim dediğim doğrudur derse firavunlaşır. İstersen bu yönetimin adına demokrasi desinler veya cumhuriyet desinler. İş öyle değil bir adam çıkar derseki “iyileride ben belirlerim, kotüleride ben be­lirlerim, yasakları ben koyarım, müsaadeleri ben veririm” diyorsa siste­min adı ne olursa olsun işte despotluk budur, krallık budur. Ama bunu in­sanların gözünde güzel göstermek için çeşitli zaman içerisinde he-r devlet kendine göre, her devlet kendi halkının anlayışına uygun yumuşak keli­meler kullanmışlar. Biz şunu diyoruz “Bütün insanlar Allah katında bir

tarağın dişleri gibi eşittirler” Birinin diğerine hükmetmesi yoktur. İyi bil­diğini kabul ettirme hakkıda yoktur, kötü bildiğini kabul ettirme hakkıda yoktur. Senin kadar benimde aklım var. Sen benden akıllı olabilirsin ama senden akülısıda var.

Öyleyse onun aklına uyman gerekiyor. Bunuda kim tesbit edecekti. Ölçüsü yok bu işin. Öyleyse iyiliği ve kötülüğü belirleyen insanların akıl­larını yaradan Allah (c.c.) tür. İyiliği emreden kötülükten yasaklayan O yahudi insanlar müslüman olan insanlardır. Hem 199 cu ayetin açıklama­sıyla “onlar size indirilen kitaba yani Kur’an-ı Kerime iman ederler. Birde kendilerine indirilen kitaba iman ederler. Yani Tevrata ve İncilede iman ederler diyor Allah (c.c.) Onlarda bizim kardeşlerimizdir. Hani hem Kur’ana iman etmiş hemde İnciîe, Tevrata iman etmiş insanlar. Bizim kardeşlerimiz çünkü imanın şartlarından bir tanesi de hem Kur’ana iman etmek, hem İncile, hem Tevrata, Hem Zebura iman etmek ve hemde di­ğer sahifelere iman etmek mecburiyetidir. Yoksa müslüman olamayız.[159]

(115) Hayırdan ne yaparlarsa ondan mahrum bırakılmayacak­lar. AHah sakınanları bilir.

Hayırdan ne yaparlarsa yapsınlar. Allah katında hiç zayi olmayacak­tır. Yani yaptıkları iyilikler geçersiz olmayacaktır. O iman etmiş insanla­rın yaptıkları iyilikleri burada şöyle yorumlayanlarda var. Hani bir insan ehli kitapken iyi imiş. Ehli kitap ama dürüst insanmış. Ve İslama girmiş. Islama girmekle müslüman oluyor geçmişte yaptığı iyiliklerde hesabına işleniyor. Kötülükler siliniyor. Çünkü “islâm geçmişi siler” diyor pey­gamber efendimiz (A.S.V.)[160] Hani sahabe­den Amr b. As. müslüman olmadan önce gelmiş. Yaman adammış. Müş­rik devlette pisliklerin hepsinide o yönlendiriyor. Mekke devletinin bütün pis işlerini o yönetiyor. Uluslararası münasebetlerde de öyle. Müslüman­lar Habeşistana hicret ettiklerinde oradaki müslümanların hepsinin kolla­rına kelepçe vurup iade edilmesi için gönderilen elçilerden biri de o. Ama

sonradan efendimize inanmış tabiki, demişki “Yarasulallah öyle pislikler işledimki bunların tevbesi olmaz” Efendimizde demişki “İslam geçmişi siler” ve bunun üzerine müslüman olmuş. İslama da çok büyük hizmetleri olmuş ve Mısır valiliği yapmıştır. Şerefle şanla adaletle orayı doldurmuş­tur. Yani geçmişte yaptıkları hayırlı işler müslüman oldukları takdirde inkâr olunmaz diyor. Ve müslüman olduktan sonra yapılan bütün hayır­lar onların lehine işleyecektir.

Allah muttaki insanları bilmektedir. Yani dış görüntüye göre davra­nan riyakar insanlarla gönülden yapan insanları Allah (c.c.) bilmektedir.[161]

(116) Şüphesiz inkar edenlerin, ne malları ne de evlatları AHah-dan hiçbir şeye karşı onlara fayda sağlayamaz. İşte onlar ateş ehli­dirler ve onlar orada ebedidirler.

Kafirlerin malları ve evlatları Allah katında onlara hiçbir şekilde fay­da vermez. Şimdi mallarından kasıt ekonomik güçleri diye tefsir edilir. Evlatlarından kasıt askeri güçleri diye tefsir edilir. Peki niye “malları ve evlatları” deniliyor. İnsana en yakın olan kişinin kendi evladıdır. Ve de kendi malıdır. İstediği gibi tasarruf edebilecek durumda hazırdır. Yani or­duları, evlatları gibi kendilerine bağlı bile olsa müşriklerin orduları kendi devlet başkanına evladı gibi bağlı olsa ekonomik gücünüde kendi malıy­mış gibi tasarruf edecek güçde olsa bile, sağlam müminler karşısında hiç­bir şekilde Allah katında onları o mal ve ordular koruyamaz diyor.

Bundan sekiz sene önce Afganistana giren Rusya’ya yıkılacaksın de­seydiniz inanmazdı. Müslümanlar bunu diyorlardı. Bazı müslümanlar Rusyanın sonu olacaktır bu” dediler. Ama o günün bazı büyük başları ve kalbur üstü insanları inanmadılar. “Rusya haa, üç gün içinde Afganistanın işini halleder yazık olacak ordaki müslüman soydaşlarımıza ve dindaşlarımıza” diyorlardı. Onlarda diyorki size yazık olacak böyle düşünmeniz­den dolayı size yazık olacaktır. Geldiler inşallah çok hayırlı şeyler göre­ceğiz. Evlatları gibi orduları olsa, malları gibi ekonomileri olsa ki mallan gibi değildir. Bir tasarrufta bulunması için parlementerlerin izni çıkması lazım. Rayından çıkması lazım bu kadar olsa bile Allah katında onlara fayda vermiyecek.

Onlar cehennem odunudurlar cehennem yaranıdırlar. Orada ebedi ka­lıcıdırlar.[162]

(117) Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, ken­dilerine zulmeden topluluğun ekinlerine isabet edip onu yok eden ka­vurucu rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Ancak onlar kendi kendilerine zulmettiler.

Onların bu dünya hayatında infak ettiklerinin durumu. Şiddetli soğuk olan bir rüzgarın durumu gibidir. Kendilerine zulmeden bir toplumun zi­rai mahsullerine esmiş ve onları helak etmiştir. Hani Anadoluda ayaz vurdu denir. Yani kaysılar çiçek açarlar, mahsule dönüşecekken. O esna­da bir şafak vaktinde gecenin bir anında, dondurucu bir poyraz eser. Ağaçlar ve dallarında çiçekler sabah güneş doğuncaya kadar dayanırlar. Güneş doğup ısımverdiği vakit kuruyuverirler. Rabbim onu anlatır. Yani şiddetli soğuk bir rüzgar zirai mahsullere estiğinde nasıl zarar veriyorsa işte onlarında dünyada infak ettikleri mal öyledir. Çiçek açar gibidir. Ya­ni imansızlıkları yolunda yaptıkları tasarruf, yani verdikleri mallar onlara çiçek açar gibi görünür. Gece verecek gibi görünür ama sonu hüsrandır.

Amellerinin boşa gitmesiyle Allah onlara zulmetmez. “Ancak onlar ken­dilerine zulmetti” diyor Ali imran suresinin bu 117 ci ayeti kerimesi çok önemli “Ancak onlar kendilerine zulmetti” diyor. “Efendim Allah bana zulmetti, Allah beni cezalandırdı, Allah bana şöyle yaptı böyle yaptı” de­ğil. Onlara bu ayeti kerimeyi cevap olarak vereceğiz. “Allah kuluna zul­metmez kişiler kendilerine zulmederler” bizim köye bir hoca gelmişti. Ben ilk okula gidiyorum. Nasıl bir hoca idi bilmiyorum. Yalnız vaaz etti gitti. Fakat birşey ezberimde kalmış. Bir adam Kıbnsa gitmiş. Orada çok ezalar cefalar çekmiş ve orda ölmüş. Ölürkende ağacın kabuğuna yazmış. “Kuluna zulmederse mevlası kuluda, boylar Kıbrıs Adası” Sonradan ora­ya gelen bir adam altına yazmış. “Kuluna asla zulmetmez mevlası, kulu­nun çektiği kendi cezası”. Peki hocam tüm insanların başına gelenler mutlaka kendi yaptığımıdır? oda değil, Peygamber efendimizin bir müj­desi var müslümanlarm başına gelen bela ve musibetler rahmettir. Bir çok günahına keffaret olurda ondan. Yani ahirette o günahların cezasını çektirmez Rabbim. Bu dünyada o bela ve musibete sabrederse ki, onun için vermiştir. Kuluma bunu veririm, o da sabreder, kıyamette, cehen­nemde azap etmeden cennete gönderir. Ama kâfirin başına gelenler ise bela ve musibet ona azaptır. Ahirettekini hiç hafifletmiyor. Birde bu dün­yada çekiyor, iki taraflı azaptır diyor peygamber efendimiz (A.S.V.)[163]

(118) Ey iman edenler, kendinizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük yapmada kusur etmezler. Sıkıntıya düşmenizi is­terler. Onların (size olan) kinleri ağızlarından taşmaktadır. Göğüsle­rinin gizlediği ise daha büyüktür. Size ayetleri açıkladık eğer akıl ederseniz.

Ey iman edenler, yani şu anda bizleriz; sizden olmayanları kendinize sırdaş edinmeyin, “bitane” batın kelimesinden türemiş, türkçedeki “kar­deş” kelimesi karındaş kelimesinden türetilmiş bir kelime derler. Karın­daş kelimesinden kardeşe dönüşmüş. Ağabeyinize ve küçüğünüze kardeş diyorsunuz. Niçin? aynı karından geldiğiniz için karındaşsınız. Bu keli­mede yani “batın” arap dilinde karın manasına geliyor. Sizden olmayanı, mümin kardeşleriniz gibi kendinize kardeş ve sırdaş edinmeyin. “Onlar size düşmanlıkta hiç kusur etmez” diyor. Ne güzel ifade. Sizi zayıflat­makta, size düşmanca münasebetlerde, kusurları olmaz. Ellerinden gelen her şeyi yaparlar, “sizin sıkıntıya düşmenizi severler” Yani bir müslüma-nın sıkıntıya düşmesini isterler. Severler ve sevdiklerinden dolayı isterler. Bunları nasıl tanıyalım? Bize düşmanlıkta kusur etmeyen, ve bizim sıkın­tıya düşmemizi isteyen, bu insanları sırdaş edinmeyelim de peki nasıl ta­nıyalım. Rabbim onu tarif ediyor bize “onların düşmanlıkları, dudakların­dan dökülüverir” Hani “kişinin kimliği dilinin altındadır” diye bir söz vardır. Hani derler ya “Ağzındaki baklayı çıkar bakayım” yani o bakla çıktımı kimliğini tanıyorsunuz. Onun için imansız kesimin bir aleni ko­nuşmaları vardır, ona dikkat edin. Birde özel konuşmaları vardır onlara da dikkat etmek gerekir. İkisi bir araya geldiği takdirde ortaya çıkar kim­likleri. Bakara suresinin başında ondördüncü ayette «Müslümanlarla kar­şılaştıkları zaman bizde iman ettik bizde sizin gibiyiz» derler. Şimdi bunu aldık bir tarafa koyduk, Ama kendisi gibi şeytan heriflerin yanma vardı­ğında onunla başbaşa kaldığında gizli toplantılarında valla biz sizinle be­raberiz” derler. Peki orda ne demişdin diye sorarlarsa “biz müslümanlarla alay ediyorduk, dalga geçiyorduk, oylarım alıyorduk gibi şeyler söylerler. Ağızlarından çıkan kelimelerden onların kişiliğini ortaya çıkarıyor Rab­bim ama «Gönüllerindeki taşıdıkları kin ise daha büyüktür» yani dillerin­deki gönüllerindekini ifade edebilmiş durumda değil. Biz size ayetleri açıkladık. Eğer aklınız başınızda ise” diyor Rabbim. Eğer aklınız başınız­da ise yani dostun kim, düşmanın kim, düşmanın gücü nedir, düşmanın taktiği nedir, ağzındaki nedir, gönlündeki nedir? onları bildirdik size aklı­nız varsa diyor Rabbim. Yani bir ayette anlattık gerçi bunu, hani 3 – 4 satırlık bir ayeti kerimede ama, sizin aklınız varsa anlayıverin manasınadır.[164]

(119) İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve kitapların hep­sine iman edenlersiniz. Onlar size rastladıklarında «İman ettik» der­ler. Yalnız kalmcada size olan kinlerinden parmaklarının uçlarını ısırırlar. Deki: «Kininizle geberin» şüphesiz Allah göğüslerdeki özü hakkıyla bilir.

Sizler onları seversiniz ama onlar sizi sevmez. Siz kitapların tamamı­na iman edersiniz. Kur’ana iman edersiniz İncile de, Tevrata da, Zebura da sahifelere de iman edersiniz. Sizinle karşılaştıkları zaman “Bizde iman ettik” derler. Kendi aralarında başbaşa kaldıklarında kinlerinden parmak­larını ısırırlar. Sizi görünce iman ettik derler. Şu anda yani 1990 yılının ..Eylül, Ekim, Kasım, Aralık aylarında parmak ısırıyorlar. “Yahu bunlar nerden gelmiş buraya? Bizim fakültede şu kadar namaz kılan var” diyor. Öbürüsü “yahu bizim fakültede sizinkinden de fazla. Bunlar aydanmı gel­diler. Nerden türediler diyerek parmak ısırıyorlar. Rabbimde «Kendi ara­larında başbaşa kaldıklarında sizin aleyhinize olarak parmak uçlarını ısı­rırlar. Deki onlara «Kininiz içerisinde boğularak ölün» Allah gönüllerde geçenleri bilir. Yani başbaşa kaldığınızda gizli gizli konuştuğunuzda size çıkar yolu yok. Dışta mümin görülüp, içte gavurluk yapmanın size fayda­sı yok. Allah dişınızıda bilir, gönlünüzden geçenide bilir. Yine onları tarif ediyor bize.[165]

(120) Size bir iyilik dokunsa onları tasalandırır. Size bir kötülük dokunsa onunla neşelinirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız onların hilesi hiçbir şeyle size zarar veremez. Şüphesiz Allah yaptıklarını ku­şatmıştır.

Size bir iyilik dokunsa. Yani devlet olarak, şahıs olarak, millet olarak yücelirseniz, onları kötü duruma düşürür, yani üzülürler. Eğer başınıza bir bela ve musibet gelecek olursa bu sefer sevinirler. 1400 sene önce na­zil olmuş ayetler ama günümüzdeki insanın fotoğrafını bize veriyor. Si­zin fotoğrafınızı veriyor. Müslümanların yücelmesinden adamlar üzüntü­ye gark oluyorlar. Hani ölmüş putlarına gidip, oralarda boyun bükmek suretiyle yardım talebinde bulunuyorlar.

Parmak ısırmaktan, ölmüşlere çabut bağlamaktan ve onlardan yardım talebinde bulunmaktan kendilerini adam yerine koymadılar bu güne ka­dar biz yokuz dediler. Onun içinde yapacakları başka bir şey yoktu. Ama sizin başınıza bir musibet gelecek olursa önada sevinirler. Müslümanlar falan yerden atılmış. Müslümanlar filan yerden kovulmuş, manşetten ve­riliyor. Şu kadar namaz kılan insan ordudan atıldı. Birinci sayfadan se­vindirici haber bu. Ama rabbim bize dönüyor şimdi. «Eğer sabrederseniz yani bela ve musibetler gelecektir ama buna sabrederseniz. Allahdan da sakınırsanız onların planlan ve tuzakları size hiçbir şekilde zarar vermez. Allah onların bütün yaptıklarını kuşatmıştır» yani Allah’ın mülkü içeri­sinde yapıyorlar. Allah’ın bilgisi içerisinde yapıyorlar bu işi. Bize yürü diyen O, bize destek vereceğinide söyleyen O, öyleyse onların yaptıkları size zarar vermez. Onun mülkünde onun bilgisi dahilindedir. Ama bize iki şart var. Biri sabretmek, biride Allahtan sakınmak.. Sabretmek eve çe­kilip, kapıları kilitleyip, pencereleri örtüp, Hatta pencerelere demirden kapaklar yaptırıp içerde «ya sabır» «ya sabır» demek sabır değildir. Bu kabirdir bu evi kabir yapmaktır. Sabır; bir yüke tahammül etmektir. Şöy­le düşünün; At arabasıyla cephane taşıyan bir insanın atma yükü taşımak için omuz veriyor. O anda düşmana karşı hamle yapılacak öyle bir hal gelirki, atında bir dayanma noktası var, çekim gücü vardır. O bitmek üze­re. Ama adam da bitmek üzere fakat cepheyede varmaya çok az kalmış işte orada «bittim öldüm» derseniz yıllarca çektiğiniz emek boşa gider arabada tekeriyle beraber başladığımız yere döner. 50 senenin gerisine tekrar gidiyorsunuz. Fakat o esnada Allah deyip bir daha hamle yapacak olursanız zaten tümseği aşıverdimi inişe geçiyor. Her yokuşun bir inişi vardır. Ayeti kerimenin aslı «Her zorluğun bir kolaylığı vardır. Ama tefsircilerimiz her zorluğun iki kolaylığı vardır. Çünkü iki kere zorlanmış •iki defa tekrar edilmiş derler.[166]

(121) Hani sen müminleri savaş için duracakları yerlere yerleş­tirmek için erkenden ailenden ayrılmıştın. Allah herşeyi işitendir, herşeyi bilendir.

Efendimiz, Uhud harbine çıktığında muharipleri harp edecekleri yer­lere yerleştirir. Bu, insan olarak Efendimizin aldığı tedbirdir. Herşeyi en iyi işiten ve bilen Allandır.

Biz üzerimize düşeni yaparız. İslamın dünyaya tebliğ edilmesi için Paris, Londra, Newyork, Moskova, Tokyo gibi yerlere adamlarımızı yer­leştiririz. Hemde ayetin işaretine uygun olarak erkenden yerleştirmeliyiz. Yarın çok geç olur.[167]

(122) Hani sizden iki takım, Allah yardımcıları olduğu halde, çö­zülüp geri çekilmeyi istemişti. Müminler ancak Allah’a tevekkül ederler.

Uhud harbine katılan bin sahabeden üçyüz kadarı münafık idi. Düş­manı görünce Medineye geri kaçtılar. Bunları gören bir kısım müslümanda da gevşeme başladı. Ama Efendimizin dirayetli ve gayretli ve konuş­masıyla harbden kaçmadılar. Dost olarak Allah’ı bildiler ve ona tevekkül ettiler.

Günümüzde bizimle birlikte olanlardan karşı tarafa geçenler olursa moralinizi bozmayınız. Bize Allah yeter.

Karşı tarafın askeri ve ekonomik gücünden de korkmayın. Siz bütün orduları yaratan Allah’a güveniyorsunuz.[168]

(123) Andolsunki siz Bedirde düşkün bir durumda iken Allah si­ze yardım etti. Allahdan sakınınki şükredebilesiniz.

Bedir harbinde müslümanlar 313 kişi idiler. Müşrikler ise 950 idiler. Allah’ın yardımı ile az topluluk, çok topluluğa galip geldi.

Bugün dünya nüfusuna bakarsanız “bir müslümana yine ancak üç kâfir düşer. Daha fazla olsalar, Efendimizin ilk islâmı tebliğe başladığı gün gibi dünyada tek başına olsan yine korkmaycaksın. Çünkü “Korkna” diyen Allandır.[169]

(124) Sen müminlere «Rabbinizin indirilen üçbin melekle yardım etmesi yetmezmi?» diyordun.

Az ve zayıf zamanlarda Allah, melekleriyle müminlere yardım ettiği­ni açıkça ifade ediyorda nasıl yardım ettiklerini açıklamıyor.

Bir kısım alimlerimiz meleklerinde harbettiğini yazarlarken, bir kıs­mı Meleklerin harbetmediğini ancak belirli işaretleriyle görünerek mü­minleri yüreklendirdiklerini, kâfirleride korkuttuklarını yazarlar. Bu ikin­ci görüş ayetin ruhuna daha uygundur.

Bir çok harpde birmüslümanm elli kadar kâfiri esir alıp getirdiğinde «Bir kişiye niçin esir oldunuz» diye sorulduklarında «Bir kişi değildi ya­nında beyaz elbiseli çok insan vardı» diye anlatılan olaylarda bu ikinciyi doğrular.

Meleklerin yardıma geleceğine, yardımın Allah’dan olduğuna imanı­mız vardır.[170]

(125) Evet, eğer siz sabreder ve sakınırsanız, düşmanda size ansı­zın gelirse Rabbiniz size nişanlı beşbin melekle yardım edecektir.

Eğer sabredip Allahdan sakınırsanız, Bedir’de üçbin melek gönderen Allah Uhud’da beşbin gönderir. Yardımın gelmesi sabra ve sakınmaya bağlı.

Allah’ın emirlerim yerine getiren, yasaklarından kaçınan ve herşeye sabreden mümine Allah yardım eder.

Uhud’da mağlup olmaları, okçuların sabredemeyip yerlerinden ayrıl­maları ve Efendimizin emrini tutmamalarının sonucudur.[171]

(126) Bunu Allah size müjde olsun ve kalbleriniz bununla mut­main olsun diye yaptı. Yardım ancak güçlü ve hüküm sahibi Allah kalındandır.[172]

(127) (Allah bu yardımı) Küfredenlerin ileri gelenlerini kessin yahut onları tepetaklak getirsinde isteklerine kavuşamadan dönüp gitsinler diye (yaptı).

Allah’ın emriyle Meleklerin yardımı, müminlere müjdelemek, onları yüreklendirmek, kâfirlerin sonunu getirmek eli boş döndürmek içindir.

Uhud harbinde Efendimizin mübarek dişi kırılınca Buharinin sahi­hinde bildirdiğine göre Efendimiz sabah namazı farzının ikinci rekatında rükudan kalkınca “Allahım filana, filana la’net et” diye dua edermiş bu­nun üzerine şu ayet nazil olmuş.[173]

(128) İşden hiçbirşey sana ait değildir. Allah onların ya tevbeleri-ni kabul eder veya zulmettiklerinden onlara azap eder.[174]

(129) Göklerde olanlarda yerde olanlarda Allah’a aittir. Dilediği­ni bağışlar. Dilediğine azap eder. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Buharinin[175] Müslimin[176] de rivayet ettiklerine göre harpde yaralanan Efendimiz, kâfirlere beddua edip “peygamberini yaralayan toplum nasıl felah bulur” deyince Allah (c.c.) bu ayeti indirmiş.

Yaşayan hiçbir kimseye isim vererek lanet etmeyeceğiz. Filan müslüman olmaz veya olmasın demiyeceğiz. “Bütün iller Allanın bütün kullar­da Allah’ındır”[177]

O dilediğini afveder, dilediğine zulümleri sebebiyle azab eder.

Allah (c.c.) kimi afvedip, kime azap edeceği konusunda peygamberi­ne bile yetki vermemiştir. Gafur ve Rahim olan odur.[178]

(130) Ey iman edenler faizi kat kat olarak yemeyin. Allah’dan sa­kının. Umulurki kurtulursunuz.

Uhud harbini anlatan ayetlerin hemen ardından faizi yasaklayan ayet geliyor.

Müşrikler ve münafıklar Uhud harbinde Allah’ın dinine karşı harbe-diyor, onun insan hayatına ve gönlüne hakim olmasını engellemek için Allah’a ve Rasülüne karşı harp etmişlerdi.

Uhud harbini anlatan ayetlerin hemen ardından faizin yasaklanması, faiz yiyenlerinde Allah’a ve rasülüne harp etmiş olduklarına işaret eder.

Bakara suresinin 276 ncı ayetinde mümin olduğu halde faize devam edenlerin Allah’a ve rasülüne harp ilan ettiklerini haber veriyor.

Zina eden, hırsızlık yapan, içki içen kişilerin yaptıklarının büyük gü­nah olduğu afvedilmediği takdirde cehennemde azabı tadacağı bildirilir ama Allah’a harp açmak olduğu söylenmez.

Bunlar bireysel suçlardır. Ama faiz bütün bir milleti ilgilendiren, pa­ranın değerini düşüren, enflasyonu artıran zenginle fakir arasındaki mesa­feyi açan toplumsal günahtır.

Ayetteki “faizi kat kat yemeyin” ifadesi Türkçedeki “bıçağı sağa sola fazla sallama” ifadesinde olduğu gibi bu işi yapma manasmdadır. Yoksa az olursa ye manasında değildir.

Riba: Arabın dilinde fazlalık, yükseklik manasınadır. Düz arazi üze­rindeki tepeyede arap Ruba der. Dağın en yüksek yerine denir.

Yüz altın verip yüz altın alabilirsiniz. Yüzbir altın alırsanız bir fazla­lıktır. Yüz altın yüz altının dengidir. Bir altın o düzlük üzerine fazlalıktır.

Faizin faydalarını anlatan proflarımiz var. Doğru devletin ve milletin zararına olarak faizli kredilerden yararlanarak altmış milyon insan için­den altmış zengin faydalanmaktadır. Proflanmiz onların danışmanlığını yaparak ek ücret almaktadırlar.

Dünyada ve ahirette kurtuluşa ermenin yolu faizi bırakıp takva üzere bir hayat sürmektir.

Faizli para dünyada bana hertürlü nimeti sağlıyor diyenlere:[179]

(131) Kafirler için hazırlanan ateşten sakının.

Faizin haramhğmı inkar eden kâfir olur. Faizin haramlığını kabul edip isyan ederek faiz yiyen günahkar olur. Biz iki haldende sakınalım. Kafirler için hazırlanan cehennemden bu canlarımızı koruyalım.

Faizle bağa, bahçeye, köşke arabaya sahib olabiliriz ama çiçeklerden, içeceklerden zevk almaz hale gelip öleceğiz. Sonu gelmez hayatımız için­de yatırım yapmalıyız.[180]

(132) Allah’a ve peygambere itaat edin. Umulurki Rahmete ka­vuşturulursunuz.

Biz Rabbimizin rahmetine muhtacız. Irmakların kuruduğu, ekinlerin kavrulduğu, sütlerin çekildiği zamanda, rabbimizin rahmetine muhtacız.

Derdini anlatamayan bir aylık çocuklarımızın sıhhatli büyümesi, sek­senlik ihtiyarlarımızın imanla ölmesi ve mahşerin dehşetinden kurtulması için Rahmanın rahmetine muhtacız.

Rahmanın rahmetine kavuşmanın yolu Allah’a ve Rasülüne itaat et­mekle olur.

Kul kanunlarına itaat ederek Allah’a isyan edenler Rahmete kavuşa­mazlar.

“Biz Kur’anı tanırız sünnete itibar etmeyiz” diyen iyi niyetli ama Kur’an kültürü olmayan kardeşlerimize de bir uyarıdır bu ayet.

Allah’a itaat ediniz demek onun Kur’anda bildirdiklerini yerine getir­mek demektir.

Rasülüne itaat ediniz demek sünnete sarılınız demektir. Bazıları Ra-süle itaatdan kasıt Kur’andır diyerek sünneti reddederken cahiliiklerinide sergilerler. Bu konuda tefsirimizin birinci cildin 34-35-36 ncı sahifelerin-de yeterli cevap verilmiştir.

Bir pire için yorgan yakanlar olduğu gibi, uydurma hadislerle islâm dinini anlatanlara kızarak, sahih hadisleride reddedenler çıkabiliyor, Muhaddisler bu dinin süvarileridirler. Abdurrahman b. El Cevzi, Celaleddin Suyuti, Aliyyülkari gibi zatlar sahih hadisler içine karıştırılan uydurma hadisleri teker teker pirinç içinden taş ayıklar gibi temizlemiş­ler.

Tertemiz iki kaynakdan kuvvet alarak dünyada devlete, ahirette cen­nete doğru koşunuz.[181]

(133) Rabbinizin mağfiretine ve sakınanlar için hazırlanan geniş­liği gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.

Koşmayan yok. Doğan her canlı her nefes alışında hedefe bir nefeslik yaklaşıyor.

Askerde koşarken koro halinde bir marşı okuduğumuz gibi bu koşu-dada imansızlar koro halinde La ilahe Allah yok diyorlar. Müminlerde İllallah Allah vardır diyerek koşuyorlar.

Müslümanların ayrı ayrı isimler altında bu yarışı sürdürmeleri yüz ta­ne güreş takımının ayrı kulüpler adı altında yarışması gibi. Yüz takım birbiriyle yarış yaparlar ama her takımdan gelen birinciler Milli takımı oluştururlar.

İşte müslümanlanmızm bu dünyada devlete ahirette Cennete doğru koşmaları rekor kırmak içindir.

Rekor kırmak için bir ayak arkanızdan birinin gelmesi şarttır. Çelme takmadan hayırda yarışacağız.[182]

(134) Onlar bollukda ve darlık d a (Allah için) harcayanlar, öfke­lerini yutanlar ve insanları afvedenlerdir. Allah iyilik yapanları se­ver.

Cennete kavuşmak için koşan mütteki insanlarda aranan şartlar:

1- Muttaki olacak haramı helali bilecek, içini hak için, dışını halk için süsleyecek.

2- Varlıkda, yoklukda, iyi ve kötü halde, zenginlikte, fakirlikte, has-talıkda sağlıkda, sahip olduğu imkanlardan dağıtacak.

Zengin mal varlığından, fakir lokmasının yarısını, doktor şifalı elleri­ni, general omzunda taşıdığı rütbesini, profesör unvanını ve ilmini insan­ların islâma göre yaşaması için iyi günlerde dağıtacak, “müslümanım” demenin suç olduğu zor günlerde de dağıtacak.

3- Kinini yutanlar.

Allah’ın aslanı Hz. Hamzayı şehid eden, karnını yarıp ciğerini çıka­ran vahşi, müslüman olunca Efendimiz kinini yutmuş, Vahşiyi afvetmiş-tir.

Efendimiz, ashabına “pehlivan kimdir” diye sormuş. Ashabıda “her­kesi yenen” diye cevap vermişler. Efendimiz “Hayır Hakiki pehlivan kız­dığı zaman nefsine hakim olandır” buyurmuş.[183] Kızgınlık alevinin nasıl söndürüleceğini Efendimiz şöyle tarif etmiş: “Gazap şeytandandır. Şeytan ateşdendir. Ateşi su söndürür. Sizden biri kızdığı zaman abdest alsın”[184]

Hadislerde öğülen kızmayan adam değildir. Kızan ama kendine de

hakim olan adam öğülüyor. İslama saldırırlarken kızmayan adamı cehen­nemde kızdırırlar.

Efendimiz islâma uymayan söz ve davranışları gördüğünde o konuda konuşurken yüzünün kızardığım boyun damarlarının şiştiğini haber verir­ler.

Fakültesinde, kışlasında, dairesine islâma yapılan saldırılar karşısın­da sessiz kalanların dillerini yakarlar.

4- İnsanları afvedenler. Allah (c.c.) bizleri yaratıyor. Göz veriyor, gö­nül veriyor. Ruhumuza cesed elbisesi giydiriyor. Cesed elbisemizi et, da­mar ve sinirlerle dokuyor. Tad alma duyusu veriyor. Tad alacak şeyler veriyor.

Bütün bunları veren Allah kendisine karşı yapılan kötü söz ve davra­nışları şirk hariç dilerse afvedeceğini bildiriyor.[185]

Biz olmadık bir şeyi yaratıp verecek durumda değiliz.

Afvedeceğimiz insanlarla, bizim iyiliğimizde sınırlıdır. Afvetmek bi­zim derecemizi yükseltir. Cennette köşkler yapılmasına sebeb olur. Bu dünyada gönül rahatlığı kazandırır.

Efendimiz “Kim cennette kendisine köşk yapılmasından derecesenin yükseltilmesinden mutlu olursa kendisine zulmedip haksızlık yapanı af-vetsin, vermeyene versin, gelmeyene gitsin” buyurmuştur. (Ibni Kesir, Hakimin Müsledr ek’inden)

5- İhsanda bulunan iyilik yapan, annesine, babasına, çocuklarına, eşi­ne, çevresine, yaratılmışlara iyi davranan Rabbini görür gibi kulluk ya­pan. Her hareketinin Rabbi tarafından görüldüğünü, işitildiğini, kayda ge­çildiğini bilen ve Rabbinin rızasına uygun iş yapan.

6- Yaptığı kötülüklere tevbe eden.[186]

(135) Ve onlar kötü birşey yaptıklarında yahut kendilerine zul­mettiklerinde hemen Allah’ı zikrederler ve günahlarının bağışlanma­sını isterler. Günahları Allahdan başka kim bağışlar? Onlar yaptık­larında bile bile ısrar etmezler.

Günahsız insan olmaz. İnsanın değeri, günahı işledikten sonra Rabbi-nin tevbe kapısını çalmasındadır. İlk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem yasak meyveyi yedikten sonra Rabbim ona nasıl tevbe edeceğini öğret­miş ve o’da eşiyle beraber Rabbena, Zalemna Eneüsena Ve İn-Lem Tağfir Lena Ve Terhamna Le Nekünenne Min-El-Hasirin diye dua ederek istiğfarda bulunmuştur.

7- Günahlarda ısrar etmezler. Kul olması, nefis taşıması nedeniyle yanılıp hataya, günaha düştüğünde orada kalmaya veya kötülüğü savun­maya başlamaz.

Günümüzde birçok insan bulunduğu parti, kulüp, loca gibi yerlerin kötülüğünü bildiği halde orada kalmakta ısrar etmekte ve cennete doğru yarışdan geri kalmaktadır.

Günümüzde fahişe kelimesi zina eden kadın anlamında kullanılıyor. Onuda içeriyor bu kelime ama, ayeti kerimedeki kullanış şekli o değil. Fahişe: Günah işleyen erkek yada kadın, bu günah ne olursa olsun. Na­mazı terk etmek bir fuhuştur. İçki içmek bir fuhuştur. Yalan söylemek bir fuhuştur. “Allah münkeri ve fuhşiyatı yani kötülüklerin hepsini yasaklar” diye imam efendi her cuma hutbeden sonra ayet okuyarak iner. Ayetteki fahşada, buradaki fahişede Allah (c.c.)’un yasakladığı herhangi bir şeyi yapmaya fuhuş diyoruz.

Bir insan herhangi bir günahı işlerse nefsine zulmeder. Nefsine zulmetmekte aynı anlama geliyor. Rabbine isyan etmek demek, kişinin ken­disine zulmetmesi demektir. Çünkü cehennemde kendi kendini yakıyor. Ümitsizliğe düşmek yok. Rabbim onu bize bildiriyor. Yani bir insan kö­tülüklerin bir çeşidini veya bir kaç çeşidini yapmış olabilir, nefsine zul­metmiş olabilir. Bunlar bunu yaptıktan sonra Allah’ı hatırlarki bunun tef­sirinde La İlahe İllallah der sonrada günahlarına istiğfar ederse afvolunur. Ama bizde bunu söylerken asıl istiğfar, kişinin yaptığına yü­rekten pişman olmasıdır. İstiğfarın beş şartı vardır. 1. yürekten pişman olacak 2. dilden istiğfar edecek Estağfirullah diyecek. 3. Daha önce ver­miş olduğu zararı telafi etme imkanı varsa telafi edecektir. Hani bir insa­na iftira etmişsiniz sonra pişman olunmuş, pişman olunca istiğfarınız yal­nız estağfirullah estağfirullah demek değil, kimin yanında iftira etmiştir. Filanın yanında o adama varacak ve diyecekki “filan zaman filan hakkın­da ben şöyle demiştim ya, evet ona ben iftira atmıştım doğru değildir” di­yecektir. İşte istiğfar budur diyorlar. Yani yapılan günahın cinsinden ola­caktır istiğfar. Yoksa adamın malını gasbetmiş sonra eline teşbihi almış istiğfar etmiş. Böyle istiğfar istiğfar değildir diyor alimlerimiz. Onun is­tiğfarı malın sahibine aynıyla vermek aynı, yoksa son ödediği andaki de­ğeri ile ödemekdir. Bundan 50 sene evvel 50 lirayı zorla alanın şimdi 50 lirasını vererek istiğfar yapamaz. Şu anda parası kaç lira ediyorsa okadar milyon lirayı o adama verdikten sonra Rabbime yönelecek ve Estağfirul­lah diyecek.

Allahtan başka kapısı çalınacak, af dilenilecek başkası ; yoktur. Onun için filan efendi, veya filan adam veya filan şahıstan günah affının olma­dığına işaret eder Rabbim. Halbuki kiliselerde papazların belirli bir yeri var. Tahtalardan şebeke halinde onun arkasına geçiyor, adam geliyor gü­nahlarını anlatıyor. Ben şunları şunları işledim diyor. Oda “hepsini afvet-tim” diyor. Bir daha yapma kerata adam diyor ve adam çekip gidiyor. İs­lam dininde imam efendi, Hoca efendi, müftü efendi, şeyh efendi kendi derdiyle meşguldür. Onun için camide biz bir araya geldiğimizde hep be­raber İyyake Na’büdü Yarabbi biz hepimiz beraber sana ibadet ede­riz Ve İyyake Nesteıyn Ancak senden yardım talebinde bulunuruz diyoruz, yani imam efendi de yardım talebinde bulunuyor, cemaatte yardırnı talebinde bulunuyor ve benim dinimin islâm dininin güzel ve özel ta­raflarından biride kişi işlediği günahı kendinden başka kimseye anlatmıyacaktır. Şeyhinede anlatmıyacaktır, hocasmada.[187]

(136) İşte onların mükâfatı, Rablerinden bağışlanma ve altından ırmaklar akan cennettir ki orada ebedi kalacaklardır. Amel edenle­rin mükafatı ne güzeldir.

Takva sahibi, iyi ve kötü halinde infakda bulunan, kinini yutan, in­sanları afveden, iyilik yapan, kötülük yaptığında istiğfar eden günahîarm-da ısrar etmeyenler Allah tarafından afvedilirler ve ebedi olarak cennete konulurlar.

seksen senelik ömrünüzü huzurlu geçirmek için ev, işyeri, araba aldı­ğınız gibi kabirden sonrası içinde hazırlık yapınız.[188]

(137) Muhakkak sizden önce nice sünnet (şeriat, olay)lar geçmiş­tir. Yeryüzünde gezinde (peygamberleri) yalanlayanların sonunu gö­rün.[189]

(138) Bu insanlar için bir açıklama vemuUekiler için yol göster­me ve öğüttür.

Senden öncede birçok adetler, gelenekler, geldi geçti. Dünyada devlet, ahırette cennet yolunda koşan birçok insan geldi geçti. Hüsran yolun­da da giden insan geldi geçti. İyi halde de kötü halde de infak eden insan­larda geldi geçti.

Peyniri şişenin içerisine koyup dışardan yalayarak ekmek yiyen cim­ri insanlarda geldi geçti. Toplayanda geldi geçti. Dağıtanda öldü, isyan

eden firavunda öldü. Allah (c.c.)’e itaat ve ibadette meşgul olan Musa Aleyhisselamda öldü öyleyse “yeryüzünde yürüyün dolaşın, dini yalanla­yanların akıbetleri ne olmuş bir bakın” diyor.

Yani gezilere gittiğimizde, seyahetlere çıktığımızda birazda bu taraf­larına bakın. Sultan Ahmed meydanına çıkıverirseniz orada bir tane taş dikili. Kocaman bir taş kaç ton geldiğini onun ehli tahmini hesap yapabi­lir. Ama birkaç tır ancak taşır. Romalılar tarafından, Mısırdan buraya ka­dar getirilmiş oradan buraya gelinceye kadar binlerce kölenin kanma mal olmuş. O sanat eseridir diye dikilmiş. Ama sanat eseri insan kanına bu-lanmamalı. Ama zalimler ordusu dikecek olursa bunu bin tane değil on-bin tane kölenin kanı akıtılır.

Romanın haşmetini ortaya koymak için o oraya dikiliverir. Bizimde abidelerimiz var Süleymaniye gibi Sultan Ahmet gibi ama bu günün pro­fesörleri doktora tezi, doçentlik tezi olarak yayınlamışlar, ustanın ve ame­lelerin aldığı maaş üniversitedeki profesörün aldığı maaştan fazla yani Süleymaniyede çalışan işçinin aldığı maaş profesörün aldığı maaştan faz­la.

Herkesin gönlü alınmış gönülsüz bir taş koyulmamaya dikkat edil­miştir ve birde bunlar yalnız dikilmiyorlar hizmet görüyorlar. Ecdadım hizmetle sanatı bir araya getirmiş. Topkapı sarayının önünde çeşme var. Harika birşey. Yazısı, hat sanatı harika, yapılışı harika, mimarisi harika, bunları harika olsun diye yapmıyorlar, yanan yüreklere su serpsin diye yapmışlar.

Yani bir çok faydayı bir araya getiriyorlar. Ama bir kaç yıl önce be-yazıtın oraya dikmişler şöyle dikenli mikenli bir taş bakarken insanın yü­zünü rahatsız ediyor taş insana batıyor, gözümüze batıyor. Bir defa ruhu­muza batıyor ve birde durup dururken orda çayır çimen bitecekken onu dahi öldürüyor. Çayır çimenin bitmesine bile bir metrekarede engel olu­yor. Onun için gezerken birazda ibretle bakmalı. Kimler neler yapmışlar bu yapmanın neticesinde ne olmuşlar? Helak olup gitmişler. O güçlü Ro­manın devamı” olan Bizans müslüman Fatih ve onun imanlı askerlerine, kaleye sığınıp her tarafı surla çevirmelerine rağmen teslim olmuşlar.

Dinimizi yalanlayanlatın akibetlerini görmek üzere dolaşmamızı emrediyor Allah (c.c.) Yaz tatilinde Antalya’ya, Muğlaya gidenleriniz varsa veyahutta Erzuruma, nereye giderseniz gidin oralarda geçmişlerin yaptıklarına bu günde bakmak gerekiyor. Bu insanlara bir açıklamadır, beyandır yol göstermektir. Muttaki insanlarada nasihattir diyor Allah (c.c.) Elektrik direklerinde asılı olan ölmüş insan başının resmi vardır. Bu direğe çıkan öldü, sizde çıkarsanız ölürsünüz demektir. İşte Ad, Semud kavminin harabeleri, firavunun piramitleri, Romanın tiyatroları zalimle­rin de sonu olduğunu Hatırlatan, sizde zalim olmayın diyen açık beyanlar­dır. Sessiz vaizlerdir.[190]

(139) Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer mümin iseniz mutlaka en üs­tün sizsiniz.

Bu ayeti kerime bize moral veren ayetlerden birtanesidir.

Ali imran suresinin 104 ve 110 ncu ayetlerinin hükmünü yerine geti­rirsek en hayırlı ümmet oluruz. Bunu yerine getirmezsen hayırlı ümmet vasfını biz yitiriyoruz. Şöyle demiyeceğiz. “Efendim Allah’a çok şükür müslümamz onun içinde en hayırlı ümmet biziz” peki ama müslüman ol­duğunu ispat etmen gerekiyor. Ne ile 1- İmanla. Allah’a çok şükür iman ettik değil mi? 2- İyiliği emredeceğiz. Rabbimin Kur’an-ı Keriminde em­rettiklerini emredeceksiniz. Yalnız yaşayacaksınız demiyor, “iyiliği em­rederler” diyor. Yoksa evlerinde yaşarlar demiyor. Öyle birşey olsaydı evlerinde yaşarlar kendi başlarına, dağ başlarına çekilirler ve orada eşiyle çocuğuyla tek başına dini yaşarlar derdi.

Böyle birşeyi Rabbim bize emretmemiş. Evvela yaşanacak sonrada iyilik dışarıdaki insanlara emredilecek, vede kötülükten alıkonacak. Yani yasaklanacak, Ne ile? el ile, dil ile yasaklanmaya devam edilecek. Bunu yapacak olursak bizim hayırlı ümmet olduğumuzu haber veriyor. Burada­ki ayeti kerimede “en yüce sizsiniz eğer müminseniz” tabiki müminliğin şartları yerine getirildiği takdirde yüce olanın biz olduğumuzu, yüce oluncada “üzülmeyinizde gevşemeyiniz de” diyor Allah (c.c.) A’raf 179 nen ayetinde kâfirleri tanıtırken “Onlar hayvanlar gibidirler. Hayır hayvanlardanda aşağıdırlar” diyor.

Kâfirlerin hayvanlardan aşağı olduğunu haber veriyor. Niye? Sivrisi­nek insanın kanını emiyor, sömürücüdür, ne kadar emer, patlaymcaya ka­dar emiyor. Ama kâfir bir sömürücü ise, kendi karnını şişiriyor, yakınla­rının karnını şişiriyor. 7 nesli sonra gelecek olan torunun ada birşeyler bı­rakabilmek için bütün dünya insanının sömürüyor. Hayvan kendi cinsin­den bir hayvanı öldürür arna o kadar. Hani Kurt acıkınca sürüye girer karnı doyuncaya kadar parçalar 1, 2, 3, 5 sürünün tamamına gücü yet­mez, yapamazda. Ama insan imansız olacak olursa düğmeye basıvermek-le Japonyada 180 bin insanı yok ediveriyor. Afrika insanları açlığa terk ediliyor.

Ellerindeki bütün yer altı ve yerüstü madenlerini sömürüp bitirdikten sonra onları açlığa terk ediverebiliyor. Onun için “Hayvanlardan aşağı­dır” diyor Allah (c.c.) Mümin ise en yüce insandır. Kendimiz değerimizi bileceğiz. Kafirleride kuyuya düşmüş hayvanlar gibi görüp onları kurtar­ma yoluna gideceğiz. Aman yarabbi, bu insanlar bulunması gereken yer­den, aşağıya düşmüşlerdir.

Bunların buradan kurtarılması gerekir diyerek bir ananın yavrusuna olan merhameti gibi merhametle onları kurtarmaya gayret sarfedeceğiz. Kendimizi hakir görmemeye dikkat edelim. “Müslümanlarla olmaz. Bi­zimle bu iş yürümez hocam. Bunu bir Ermeni yapsaydı daha iyi yapardı. Yahudi yapsaydı daha iyi yapardı veya hristiyan olsaydı bu işi daha iyi becerirdi” demiyeceğiz. Bu böyle değil, bu güne kadar sizler ticarette ya­ni müslüman insan, Anadolu insanı ticarette, sanayide başarılı olamamış-sa bu sizin başarısızlığınızdan değil.

Yıllarca adı Yusuf, Süleyman Cavid olana İthalat ihracat izni veril­mez Yasef olana verilir, Salamon’a, David’e verilirdi. Abraham olana ve­rilir, ibrahim olana verilmez. Ama bazı insanımızı tanıyoruz, müslüman bu gün Amerika’ya gidiyor “Yarın Tayvan’a gidiyorum, diyor iş yapmaya başlıyor.Ve bakıyoruz ki Yahudi ile Ermeni var, onlarla kıran kırana mücadelesini veriyor. Yeni yeni önünüz açılıyor sizin önünüz açılıyor.

Daha önce açıktı Osmanlı döneminde Viyanadan Çine kadar ticareti müslümanlar ellerinde tutuyorlardı. Son 150 sene içerisinde yahudiler bi­raz ileriye atıldılar. Osmanlının ticaret hayatım araştırmış olan üniversite­den biri şunları anlatıyor. “Osmanlı “hassa” tacirleri ile bu işi yaparlardı ve hassa tacirleride 20 sene ticari hayatta dürüstlüğüne, müslümanlığına, islâmdaki ticaret hukuku bilgisine sahip, insanlar arasından seçiliyor ve onlara o yetki veriliyor. Çünkü gittiği yerde hem ticaret yapacak, hemde dinini yayacak o .insan devleti adınada görev yapacak”

O dönemde Ermeni Hristiyan ve Yahudi ne yaparmış? demircilik iş­lerini yaparlarmış, kömürcülük işlerini yaparlarmiş mahalle arasında es­kicilik yaparlarmış, inşaat işlerini onlar yaparlarmış. Onun için İstanbul-da birçok binanın yapıcıları Ermeni ustalarıdır, bu bizim için izzettir zil-led değildir. O zaman bu işlerde onları uğraştırırlarmış. Fiîimciler bizden iyi biliyor bu işi 1920 li yılların filmini çevirenler mahalle arasında eski­cilik yapan adamı genelde yahudi bir adam yaparlar. Yani onlar yapıyor­du bu işi ama müslüman olanlar sermayeye sahip ticarete sahip insanlar­dı. Fakat işi tersine çeviri verdiler.

Onlar o işleri yapmaya başladılar. Bu sefer mahalle arası satıcılığını, limonculuğunu, hammallığını ve eskiciliğini Anadoludan gelmiş insanla­ra verdiler. İşi tersine döndürdüler. Ama yeniden tersine dönmeye başlı­yor. Siz biraz daha gayret edeceksiniz. Biraz daha çalışacağız. Yani mü­minin yüce olduğunu yüce işlerde uğraşması gerektiğini iyice gönlümüze iman gibi yerleştirmeniz gerekiyor. Allah (c.c.) Ayeti kerimede bize bunu vermek istiyor. “Hocam bela ve musibetler içerisindeyiz belimizi doğrul­tamıyoruz, yok mağlup durumdayız dersek Rabbim:[191]

(140) Eğer size bir yara değmişse o topluluğada benzeri bir yara değmiştir. O günleri biz insanlar arasında dolaştırır dururuz. Bu, Al­lah sizden iman edenleri belirtmesi ve sizden şehitler edinmesi için­dir. Allah zalimleri sevmez.

Burada Uhud’u misal vermiş. Uhud’da müslümanlar mağlup duruma düşmüşler Rabbim diyorki, size şu anda bir yara isabet etmişse daha ön­cede onlara yara isabet etmişti. Yani Bedirde de onlar mağlup olmuşlardı. Şimdide siz mağlup oldunuz. Bu günleri insanlar arasında evirir çeviririz diyor Allah (c.c). Yani galibiyetle mağlubiyetler, insanlar arasında evri-lir çevrilir. Terazinin kefesi gibi düşünürsek bazen müslümanlar yüceler­de, kâfirler aşağıda zillette, bazen müslümanlar aşağıda, kâfirler yukarı­da.

Bu tökezlemeler, mağlubiyetler, müminler arasındaki gerçek mümin­lerle münafıkları birbirinden ayırmak vede sağlığında diliyle eliyle Al­lah’ın şahidi olanların sonunda kanlarıyla şahidlik yapmaları içindir.

Şehid, kanıyla şahidlik yapan insandır.[192]

(141) (Bu) iman edenleri temize çıkarması ve kâfirleri azaltması içindir.[193]

(142) Yoksa siz Allah içinizden cihat yapanları belirtmeden ve sabredenleri belirtmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Allah müminlerin arasındaki münafıkları ayırd etmek için bazan mü-minlerede yenilgiyi tattırır. Müslümanlar yenilince münafıklar güçlülerin yanına geçerler. Böylece altının ateşde erimesiyle altın olmayan madde­lerden arıtıldığı gibi müslüman toplumda arıtılmış olur.

Birde müslüman insanın kendi iç dünyasında arınma temizlenme meydana gelir. Rasülün sözünü tutmayan okçuların yerlerini terketmele-rinin nelere malolduğunu görürler ve en basit gibi gördükleri sünnete da­hi sarılırlar.

Günümüzde Bulgaristandaki nıüslümanları bize bağlayan iki sünnet­tir. Biri çocukların sünnet olması. Diğeri isimlerinin müslüman olması. O kadar baskıya karşı bu iki sünnet onların müslüman kalmasını sağlamış­tır.

“Kafirleri azaltması için” ifadesinin doğruluğuna tarih şahiddir. Haçlı seferleri müslümarilar üzerine her gelişlerinde birçok hristiyanın müslü­man olmasına sebeb olmuşlardır.

Afganistan’a giden Rus askerlerinden bir çoğu müslüman olur. Son olarak Somali’ye giren Amerikan askerlerinden müslüman olanları gör­dük televizyondan.

Irak’a karşı körfez harbine katılan Amerikalı subay bir kadında benim yanımda şehadet kelimesini söyleyerek müslüman oldu.

Ülkesinde iken islâm aleyhine kitaplar okuyarak filimler seyrederek islâm hakkında yanlış bilgi edinenler Müslümanlarla karşı karşıya gelin­ce gerçeği anlıyorlar.

Öldürmek üzere olduğu kâfir şehadeti getirince kılınanın havada kaldığını, öldürmediğini, müslümanın hedefinin öldürmek veya sömür­mek olmadığını görüyor.

Sizin aranızdan Allah yolunda cihad edenlerle sabredenleri ortaya çı­karmadan cennete girivereceğinizimi zannediyorsunuz diyor Allah (c.c.) insan bol günlerinde rahat günlerinde hava atabilir, bir devleti vardır. Herkes o devletin himayesi altında mutlu bir hayat yaşıyorlar. Herkesin maaşı devlet başkanının maaşıyla denk. Asgari ücret ona göre ayarlan­mış. Kimse kimsenin gönlünü kırmıyor herkes kendi işinde dürüstçe ha­reket ediyor. Yani yeryüzünü cennet eylemişler. Dış düşmanlarda onlar­dan endişe duyuyorlar. Topkapı sarayına gidip görürseniz orada Çin dev­let başkanının gönderdiği hediye Avusturya devletinin gönderdiği hedi­yeler var. Aman ağam bize değme, himayende gölgende bizde yaşayalım gidelim diyorlar. Böyle bir dönemde cihat ayetleri okununca herkes “böyle bir durum olacak olsa, harp olsa, şöyle asardıkta, böyle keserdik felan derler.

Ama harpde kelle alışverişinin olduğu yeri görüverecek olursa işte o zaman durum değişiyor. Hani Uhud için gelen 1000 kişiden 300 kişi geri­ye dönüp kaçmıştı. Mevlana anlatıyor: Daha önce anlattım tahmin ediyo­rum. “Cenk davulunun her vuruluşunda şehirde bir şeyh efendi, “çocuklar yine küçük cihada çıkıyorlar” diye dalga geçerdi onlarla. Yani Şeyh bü­yük cihat yapıyormuş. Beyefendi kendiside o cenke gitmeyi küçük cihat olarak görüyor ve hafife alıyordu. Birgün gidip onların küçük cihadını şöyle gülümseyerek seyretmek isdedi ve komutana bildirdi. Komutan: Aman efendim zati alinizin bulunması bizim için moral olur, bizim için nimet olur dedi onuda ata bindirdiler. Harp meydanına vardılar bir girdi-lerki öyle zannettiği gibi küçük cihada benzemiyor bu iş. Kelle alıyorlar kelle veriyorlar.

Şeyh efendi korkusundan yere, diz üstü kapandı seyrediyordu ama bakmaya bile yüreği dayanmadı, neyse müslümalar galip gelmişler. Ko­mutan gelmiş şeyh efendi yerde kapalı aslında komutan yine iyi niyetli “şeyhimiz secdede dua ediyor bize” diyor. Aslında şeyh efendi korkudan uzanıyor oraya Dediki efendim sizde gazi olmak istersinizdir. Şu kâfirin birini sağ getirdim bir kılıç vurun, bunuda siz öldürün diyor. Komutan kı­lıcı şeyhin eline verip; “Çadırın arkasına götürüp orada vurun ” diyor. Aradan biraz zaman geçince, şeyhin çadırın arkasından dönmediğini gö­rünce yanına gidiyorlar. Birde ne görsünler! Kâfirin eli bağlı olduğu hal­de şeyh efendi altda, kâfir üstte boğuşuyorlar. Şeyh efendiyi kurtarmışlar.

Ne oldu demişler. Valla derman kalmadı demiş.” Bu bir anlatımdır olmuş yada olmamış önemli değil. Şimdi bu hafife alınmaz. Peygamber efendi­mizin; o hani biz şimdi küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz dediği Bedir harbinden sonradır. Madem bu hadise sığınmak istiyorsa biri günü­müzde buyursun evvela Bedir harbini yapsın. Ondan sonrada büyük ciha­da dönsün. (Hadisi zayıf senedle Beyhaki rivayet etmiştir.)

Peygamber efendimizin dediği gibi yapılması gerekiyor. Yani onun için Allah (c.c.) sizin içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkar­madan önce cennete girivereceğinizimi zannediyorsunuz buyuruyor. Ra­hat olan herkes oturduğu yerden hava atabilir. Bende yaparım, bende ederim diyebilir ama, iş başa düşünce o zaman iş değişir. O zaman yiğit insanlarla korkak insanlar kendilerini ortaya koyuverirler. İyi zamanda korkak insanlar, yiğit olarak görünebilirler. Onun için Allah (c.c.) bunları ortaya çıkarmak üzere bazen bela ve musibetlerin müslümanlara verildi­ğini ifade ediyor.

Hani günümüzde müslümanların böylesine mağdur olduğu bir dö­nemde öne atılanlar kendilerinin yiğitliklerini ortaya koymuş oluyorlar. İleride bunlar, başarılı olabilirlerse, geriden gelenler, en ön saflara geçe­bilirler. Allah (c.c.) ayeti kerimesinde, Mekke’den, Medine’ye Mekke’nin fethinden önce cihad edip, hicret edenlerle, Mekke’nin fethinden sonra ci­had edip hicret edenler bir değildir diye bir ayeti kerime var. (Hadid 10) Yani Mekke fethedilmeden önce müslümanlar zayıftılar. Bu zayıf döneminde cihat edenlerle, daha sonra Medinede devlet kurulduktan son­ra hicret edip cihad edenler denk olamamışlardır. Yani zor günlerde des­tek olmak gerekiyor.[194]

(143) Andolsun siz ölümü onunla karşılaşmadan önce temenni ediyordunuz. İşte siz ona, bakarak gözlerinizle gördünüz Şimdi Uhud harbi anlatılıyor. Hani Peygamber efendimiz istişare edi­yor diyorki; bakın düşman gelmiş Medinenin kenarında, 5 millik mesafe­de Uhud denilen yerde karargahını kurmuş. Bizimle harp etmek istiyor­lar. Ne dersiniz nasıl harp edelim? deyince sahabeden Bedir’e katılanlar ve katılmayanlar çoğunlukla demişlerki “Ya Rasulellah Uhuda kadar çı­kalım meydan harbi verelim ve onlara dünyalarını gösterelim” demişler.

Aslında peygamber efendimizin niyeti Medinede kalmak. Çünkü düşman ordusu 3 kat fazla. 3000 kişiyle gelmişler. Medinede kalacak olursa Evler bitişik yapılı o gün için şehrin kenarı evlerle çevrili belirli yerlerden girilecek. Eski şehirlerin giriş kapıları vardır. Düşman giriş ka­pılarından girecekler. İçerden pencerelerden atılanlarla bir zayiat verdiri­lir. Sonra içeriye girdiklerinde erkekler caddelerde harp ederken, kadınlar ve çocuklar damdan taş atmak suretiyle, yine düşmana zarar verebilirler. Yani kadınlarda çocuklarda bu işe müdahale ederler.

Ama sahabe demişlerki Yaresulellah şöyle göğüs göğüse bir harp edelim. Rabbim ona karşı “onlarla karşılaşmadan önce siz ölümü arzu et­tiniz” buyuruyor. Yani “harp meydanda olsun, ölürsek şehit olalım kalır­sak gazi olalım dediler, ve onları siz gördünüz, gözlerinize gördünüz di­yor. Allah (c.c.) karşılaşmak istediniz karşılaştınız ve neticeyide gördü­nüz. Peygamber efendimiz bunu tefsir ederken kendisi diyorki “Düşman­la karşılaşmayı istemeyin ama eğer karşılaşacak olursanızda kaçmayın sebat edin diyor”[195] Yani biz islâmi hizmetimize hiç ara vermeden yarış yaparcasına yürüyeceğiz. “Hocam ben bu davada yü­rürken karşıma bir ayı adam çıksa haddini bir bildiriversem” demeyin.

Biz dövmek için gitmiyoruzki. Yani bağcı geliverse adamı bir dövüversem öyle bir şey yok. Biz diyoruzki islâm bütün insanların hayatına hakim olmalıdır. Bu hakim olma gayreti içerisindeyken ben karşımada kimsenin çıkmasını istemem. Ama çıkarsa o zaman geriye gitmek yok. Hızını kesmekte yok. Yine devam. Adam engel oluyorsada çiğneyip ge­çecek karşı tarafa. Yani geriye dönmek yok. Fakat düşmanı temenni et­mekte yok. Uhud harbinde müslümanlar mağlup duruma düşünce zayıflama başlayınca kâfirlerden bir tanesi bağırmış Muhammedi öldürdüm, Muhammedi öldürdüm, Muhammedi öldürdüm deyince düşman tarafı bi­raz daha cesaretlenip vuruyor bu seferde rnüslümanlarda bir gevşeme başlıyor münafıklarda Medineye doğru koşmaya başlıyor müslümanlar içerisinde münafık olanlarda var onlarda Medine’ye doğru koşmaya başlı­yorlar. Allah (c.c.) onu hatırlatıyor bize onlarada bizede hatırlatıyor.[196]

(144) Muhammed peygamberden başka birşey değildir. Ondan öncede peygamberler gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülürse ökçelerinizin üzerinde gerimi döneceksiniz? Kim iki ökçesi üzerinde geri dönerse Allaha hiçbir şeyle zarar veremez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir,

Muhammed ancak bir elçidir ondan öncede nice elçiler gelip geçmiş­tir. Yani Muhammed öldü, diye gevşemek yok. Daha öncede peygamber­le: geldi ve o peygamberlerde öldü. Buda ölecek. Bu peygamber ölünce bu dava duracak mı? durmayacak. Eğer O peygamber ölürse veya öldürü­lürse ökçeleriniz üzere geriyemi döneceksiniz. O bir peygamberdir. Diğer peygamberler gibi oda ölecektir. Ölünce dininizdenmi döneceksiniz? di­yor Allah (c.c.)

Kim ökçesi üzere geldiği yere geri dönerse hiç bir şekilde Allah’a za­rar veremez. “Allah şükredenlerin ecrini yakında verecektir” diyor Allah (c.c.) Yani dininden dönen adam dinine zarar vermiyor. Bazıları “şu adam müslüman gibi göründü sonra müslüman olmadığı ortaya çıktı. Bi­ze ümit verdide sonra vaz geçti” gibi sözlerle müslümanlar bazan üzülürler. Dinimiz adam kaybetti veya dinimiz zarar gördü değil. Dinimiz zarar görmez. Dinimiz Allah’ın himayesindedir. Din onundur. Kelamını kıya­mete kadar koruyacaktır. Biz hizmet etmezsek bir başka toplum müslü­man olur ona hizmet ettirir. Rabbim, Maide 54 ncü ayetinde Bir toplum dinden dönecek olursa Allah bir başkasına kulluk ettirir müslüman eder. Onlara hizmet ettirir. Onlar Allahı sever, Allah onları sever diyor. Yani bir adam dinden dönerse o adamın dinden dönmesi dine zarar vermez. Ancak kendine zarar verir.[197]

(145) Hiçbir kimseye Allah’ın izni olmadan ölmek yoktur, (o öüüm) suresi belli bir yazıdır. Kim dünya nimetini isterse ona o ni­metten veririz. Kimde ahiret sevabını isterse ona o nimetten veririz. Biz şükredenleri yakında mükafatlandırırız.

Hiçbir nefis için Allah’ın izni olmadan ölmek yoktur. Yani herkes Al­lah’ın izni ile belirli bir zamana kadar yazılmış olan eceline kadar yaşar ve Allah’ın izniyle ozaman ölür. Belirli bir zaman vardır. Rabbim tarafın­dan yazılmış. O zaman gelmeden Allah’ın izni olmadan hiçbir kimsenin ölmesi kendi elinde değildir. Ama bazen adam 15 tane 20 tane hapı yut­muş ve ölmüş. Eceli o zamanmış onunda ondan. Yani o adamın eceli o anmış. Ölümüne kendisi sebeb olmuş. Öbürüsüde yolda giderken kalbi duruvermiş oda ölmüş. Onun eceli o zamanmış. Yani eceli gelmemişte berikisi daha uzun yaşayacakmışta, şu kadar hapı atmışta ecelini öne al­mış böyle birşey söz konusu değil. Allah’ın izni olmadan o belirli gün gelmeden kimse kendisini öldüremez kimse ne zaman Öleceğini bilmediği için bu bizim meçhulümüz. “Çok sıhhatli adam” diyorsunuz. “Maşal­lah demir gibi adam” diyorsunuz, sonradan bir duyuyorsunuzki adam öl­müş. “Dün beraberdik çay içmiştik, sapa sağlamdı adam hatta filan ada­mın hastalığından söz açılmıştı o yarma çıkmaz falanda demişti. Ama sağlam adam gitti. Yarma çıkmaz denilen adamda onun cenazesini gördü. Ayeti kerime de Nisa 78 nci ayette «Nerede olursanız olun Ölüm size ye­tişir. En yüksek burçlarda kalelerde bile olsanız» diyor. Ölümden kaçma­ya gerek yok. Bunu dememizede gerek yok. Çünkü bu güne kadar, bu ka­dar tıbbi gelişmelerin olmasına rağmen ölümün önüne geçilememiştir. Doktorlarında böyle bir iddiaları yok. Ölümü önleyeceğiz diye iddiaları yok. Ama Türkiyede batıyı bilmez doğuyu bilmez bazı imansız kesim “oda olacak oda olacak” diyorlar. Dünya kurulahdan beri olmamışta, şimdimi olacak? Sonra ilim adamı söylemiyor bunu sen söylüyorsun.[198]

(146) Nice peygamberlerin yanında birçok Ribbiyyûn (Rabbe kul oîan Alimler) savaştılarda, Allah yolunda kendilerine isabet edenden dolayı ne gevşediler, ne yıldılar, nede boyun eğdiler. Allah sabreden­leri sever.

Nice peygamberler vardırki onunla beraber Rıbbiyyûn olan yani Rabbine ibadette devam eden alimler onunla beraber harp etmişlerdir. Allah yolunda kendilerine isabet eden bela ve musibetler karşısında hiç zaafa düşmediler gevşemediler, zayıflamadılar, alçalmadılarda. Allah sabredenleri sever. Yani siz harp edeceksinizya sizden önce peygamber­ler harp etti. O peygamberlerin yanında Allah’ın has kullan Ribbiyyûn’da harp ettiler. Onlarında başına bela ve musibetler geldi. Acaba bu bela ve musibetler sadece bize mi? Başımızda peygamber olsaydı veya başımız­da bir veli insan olsaydı onun duası yüzü suyu hürmetine acaba kılıçları­mız 70 -adım uzayıp kâfirleri pırasa gibi doğrayıp ve silahlarımız onların

soyuzlarına veya apollolarına karşı daha güçlü hale gelirmiydi diye dü­şünmeye gerek yok. Bu ayeti kerime bunu ilan ediyor. Peygamber efendimizin komuta ettiği Uhut harbinde müslümanlarda mağlup olmuşlar. Niçin? içerisindeki çürük adamları ortaya çıkarmak için. Yani münafıklık yapanlar ortaya çıksın, şehit olanlar belirsin, müca­hit olanlar ortaya çıksın. Yani Bedirde hepsi galip gelince münafıklarda koşuşuverdiler. Bizde ganimetten birşey koparalım diye. Ama mağlup olunca “zaten biz akılsızlık yaptık delilik yaptık bunun peşine geldik” di­ye bağırmaya başlayan münafıkları ortaya çıkarmış oluyor. Yani pey­gamberlerin veya veli insanlarında bulunduğu harplerdede müslümanlar mağlup olabilir. Öyle bir mağlubiyet esnasında böyle bir musibet esna-s-.ıda gevşemezler zayıflamazlar vede alçalmazlar. Allah sabredenleri se­ver ve hemen akabinde onları başarıya götürür. Saf bir cemaat, gerçekten Rabbi için hareket eden bir cemaat olmuştur. Allahta onları zafere ulaştıracaktır.[199]

(147) Onların dedikleri ancak şu idi: “Ey Rabbimiz, bizim gü­nahlarımızı ve içimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl, kâfir topluluğa karşı bize yardım et.

Kıbrısa harbe gidip gelenler memlekette hava atarlar. Din yolunda mücadele edenler bütün bela ve musibetlere göğüs gerenler, hava atmak yerine diyorlarki: “Yarabbi senin dinin yolunda, kusurlarımız oldu. Cihat ettik cihat ederken kusurlarımız oldu. Bizi affed yarabbi günahlarımızı affet yarabbi. Bu islâmı cihatta yaptığımız bir kısım işlerde israfta bulun­duk. Hani şu parayı burda değerlendirmemiz gerekirken, bir yanlışlık yaptık hata ettik şuraya şu kadar asker sevketmek gerekirken 100 sevkedeceğimize 200 şevkettik israfda bulunduk yaptığımız işlerdeki şü israf­tan dolayı bizi affet yarabbi. Ayaklarımızı yerde sabit kıl. Yani kaçma mehli verme yarabbi. Ve kâfirlere karşı bize yardım et yarabbi” diye dua

ef*iler. Bizde cihad faaliyetinin hemen ardından hatalarımızın afvını iste­yelim.[200]

(148) Nihayet Allah onlara dünya nimetini ve ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah iyilik yapanları sever.

Allah muhsinleri yani iyilik yapanları sever. Sözünde iyilik yapan, davranışında iyilik yapan, insanlara iyi davrananları, Allahi görür gibi ibadet yapıp onun huzurunda isyan etmeyenleri Allah sever. Şimdi Rab-bim bize dûan’m adabını öğretiyor. İnsan Rabbine dua edecektir. Dua ile ilgili birçok hadisi şerif ve ayeti kerimeler vardır. Rabbinize dua ediniz diye ayeti kerimeler var. Dua edin kabul edeyim diye ayeti kerimeler var. Ama duanın nasıl okunacağımda örnekleriyle öğretir. Bakınız peygamber ve etrafındaki insanlar Allah için cihad ediyorlar ve bu cihad neticesinde hapishanelere atılmak, sürülmek, öldürülmek, işkenceye tabi tutulmak gi­bi olaylarla karşı karşıya gelince Yarabbi biz kusur ediyoruz galiba, afvet yarabbi, ayaklarımızı kaydırma, geriye adım atmayalım yarabbi, bize yar­dım et diyorlar. Yani fiilen yapılması gerekeni yapmışlar. Ondan sonrada dua etmişler ama bizimkisi daha evlenmeden, “Yarabbi kara kaşlı kara gözlü bir oğlan isterim” diyor. Adam önce evlenecek, evlenikten sonra bu duayı yapacak. Tarlaya tohum atmadan buğday istenmez. Yarabbi şöyle buğday isterim diye, önce tohum atacaksın, gerekeni yapacaksın, süre­ceksin, sulayacaksın, gübresini vereceksin yağmurlama ile sulayacaksın ondan sonra “yarabbi Afettan koru, rızkı bol ver” diye dua edeceksin. To­hum atmadan meyve istenmediği gibi fiili olarak cihad faaliyeti yapma­dan Rabbimden yardım istemek olmaz. Çünkü örneğini burada vermişler.

(149) Ey iman edenler eğer inkar edenlere itaat ederseniz, sizi ökçeleriniz üzerinde geri çevirirlerde, siz kayba uğrayanlara döner­siniz.

Yani dünyadaki müslümanlara yaptırılmak istenen nedirki? never-mek istiyorlar. Diyorlarki “gelin siz bu işten, müslümanhğmızdan vazge­çin. Nasıl vazgeçelim? “Avratlarınızı açın” diyorlar. Geriye döndürürler asıl gericiler onlar. Cahiliye döneminde de kadınlar açıktı yani onlar gibi açılın diyorlar. Kafirlere itaat ederseniz sizi geriye döndürürler, diyor Al­lah (c.c). Ne güzel ifade!

Adam diyorki “gelin müslümanliktan vazgeçin peki ne olacak? Efen­dim ibnelerin adedini çoğaltalım diyorlar. Nereye döndüreceksiniz. Taa Lut kavminin bir adetini geriye getireceklermiş. “Geliniz müslümanliktan vazgeçin” ne olacak? Faize cevaz verin Bunu peygamber efendimiz gel­meden önce Mekkenin kâfirleri zalimler en kötü şekliyle yapıyorlardı. Oraya geç i verecekler.

Yani bütün pisliklerin kaynağı geçmişte var. Bunlar oraya geriye döndürme faaliyetidir. Rabbimde onu diyor:

«Eğer kâfirlere itaat ederseniz sizi ökçeleriniz üzerine geriye döndü­rürler» O günden bu güne kadar, bir merhale aldınız. Ama geriye dön­dürmek istiyorlar. Eğer bunuda yaparsanız eli boş olarak dönersiniz. Yani hüsrana uğramış olarak, zararda olarak dönersiniz diyor Allah (c.c).Hani imandan birşey kalmıyacak olursa, Rabbimin huzuruna varacak hiçbir şey yok. Ebedi cehennemi kazanmak zararların en büyüğüdür za­ten.[201]

(150) Hayır sizin dostunuz Allandır. O yardım edenlerin en hayirlısıdır.

Yani kâfirlerde yardım eder diyenler var. Yardım eder ama nasıl yardim eder? Kasabın koyuna yem verişi gibi yardım eder. Kasap koyununa bakıyor hemde eliyle arpa yediriyor. Çünkü karşılığın da daha fazla et elacağını düşünüyor. Yani kâfirin şu andaki yardımı kasabın koyuna yar­dımı gibi bir şeydir. Yardımı Allahtan umacağız ve kendi gayretimizle el­de etmeye çalışacağız. Bunu yaparsak ne olur.[202]

(151) Hakkında delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmaları sebebiyle kâfirlerin kalblerine biz korku salacağız onların barınağı ateştir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür.

Allaha şirk koşmaları sebebiyle kâfirlerin yüreğine bir korku salarız diyor Allah (c.c). Yani şöyle ilmi dirayeti, medeni cesareti yerinde bir müslüman toplum ortaya çıkacak olursa Rabbimde kâfirin yüreğine kor­ku salacağını ifade ediyor. Allaha çok şükürler olsunki bu olmuş galibaki Avrupada bütün siyasi mahfellerde Türkiyedeki, Arap alemindeki, Endo-nezyadaki, Amerikadaki, Japonyadaki, İngilteredeki, ve Avrupadaki müslümanlar konuşuluyor. Ya bu adamlar eğer eline fırsat geçirecek olurlarsa Dünyayı müslüman edecekler ve ne yapalım ne edelim onlara bir fon verelim” diyorlar. Niye korksunlarki bu adamların yanında silah yokki, Toplu iğne bile taşımıyorlar bu adamlar. Bunlardan ne endişe ediyorsunuzki. Demekki Rabbim yüreklerine korku salmaya başlamış. Bu bizim lehimizedir. Bunu biraz daha güçlendirmemiz, yani dini faaliyetle­rimize islâmi faaliyetlerimize biraz ağırlık vermemiz gerekiyor.

O şirkleri konusunda Allah (c.c.) bir delilde indirmedi yani Müşrik olmaları konusunda ellerinde bir delilde yok. Delilsiz olarak bilinçsiz bir şekilde Allah’a ortak koşuyorlar. Demek ki yüreklerine korku giriyor ve onların sığınağı cehennemdir. Ateştir ve zalimler için ne kötü bir yerdir.[203]

(152) Andolsun, Allah size verdiği sözde durdu. Hani siz Allah’ın izniyle onları öldürüyordunuz. Öyleki size sevdiğiniz zaferi göster­dikten sonra gevşediniz (verilen) emirde çekiştiniz ve isyan ettiniz. İçinizden kimi dünyayı istiyor, kimide ahireti istiyordu. Sonra sizi denemek için sizi onlardan geri çevirdi (bozguna uğrattı). O sizi mu­hakkak bağışladı. Allah, müminler üzerine fazl (nimet-ihsan) sahibi­dir.

Allah vaadini doğruladı. Allah’ın izni ile siz onları öldürdüğünüzde Allah’da vaadini yerine getirdi. Sonra siz gevşediniz.

Uhut harbinde Abdullah bin Ubey bin selül denen münafığın nezare­tinde 300 kadar münafık var. Bunlar geriye dönüp harp meydanlarından kaçıp giden insanlar. Ve harp başladıktan sonrada müslümanlar arasında peygamber efendimizin öldü haberi yayılıverince ki Efendimiz yaralan-mışdı Ön diş dediğimiz bizim o dişi kırılmış ve şu şakağı yara alınış. Miğ­ferinden iki tane halka demekki miğferinde halka varmış. O iki halkada şu şakağına saplanmış. Peygamber efendimizin kanları akıyor orada bunu görünce öldürdüm öldürdüm diye bağıran bir adam bunu duyurunca müs­lümanlar içerisinden bir kısmı buna inanmış. Peygamber öldükten sonra bu iş bitti diye onlarda Medine’ye doğru koşmaya başlamışlar. Rabbim bunu anlatıyor. Siz orda dağıldınız. işler konusunda birbirinizle çekişme­ye başladınız ve isyan ettiniz sevdiğiniz şeyi size gösterince beraber is­yan ettiniz.

Yani sevdiğiniz orada ganimetti. Ganimeti görüverince bir kısım sa­habede ganimet üzerine koşmaya başladı Peygamberimiz “burada durun” demesine rağmen orda durmamışlar. Yani cepheyi terk etmişler içimiz-

den bir kısmı dünyalık peşine koşturdu. Bir kısmımızda ahiret için koş­turdu diyor.

Yani bir kısmıda “ölürsek peygamber efendimizin yanında Öleceğiz” demişler. Etrafında pervane olmuşlar efendimiz yara alınca, yapayalnız kalmalarına rağmen peygamber efendimizi terk etmemişler. Okçular te­pesinde, orada birkaç tane sahabe efendimiz bize Ölsekte öldürülsekte burdan ayrılmamamızı emretti ayrılmayız demişler. Bunlar ahireti isteyen insanlar. Dünyayı isteyen insanlarda yerlerinden dağılıverdiler.

Gerçekten samimi olarak tevbe edenleri afvettiğini Allah’ın müminle­ri üzerinde lütuf sahibi olduğunu ifade ediyor. Yani orda biraz gevşeyen, biraz peygamber efendimizin sözünü tutmadığından ötürü mağlubiyete sebeb olan, insanlarda afvedilmişlerdir. Allah’ın ve Resulullahın afvettiği ba insanları biz günümüzde afvedeceğiz. Hani günümüzde de çeşitli yer­lerde bazı islâmi hizmetler yaparken çok iyi niyetli olmasına rağmen hiz­mete zarar veren insanlar olabilir. Niyeti gayet samimi ise, bu zararı iş bilmezliğinden dolayı yapıyorsa o insanlar afvedil m elidir. Uhut’ta harbin kaybına sebeb olan sahabelerin afvedildiğine dair, “Allah (c.c.) sizi afvetti” diyor. Öyleyse iyi niyet olduğu nisbette yapılan hataları, kendi aramız­da afvedeceğiz ve yine onlarla beraber hizmete devam edeceğiz.

Mekke’nin fethinde sahabelerin hepsi hazır bulundular. Yani Uhutta, efendimizin emrini harfiyyen yerine getirmeyen, okçular tepesini terke-den sahabelerde Mekke’nin fethinde büyük hizmetler verdiler. Bir hata­sından dolayı bir insanı kendi haline terketmek akıl karı değildir. Rabbi-miz yardımcımız olsun.[204]

(153) Hani siz kimseye bakmadan uzaklaşıyordunuzda peygam­ber arkanızdan çağırıyordu. Sizi keder üstüne kederle cezalandırdı. (Allah’ın sizi bağışlaması) elinizden gidene, başınıza gelene üzülme-yesiniz içindir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Müslümanlar mağlup duruma düşünce bir kısmı Medine’ye doğru, bir kısmıda Uhud dağının tepesine doğru kaçmaya başlamışlar. Bunların içinde gerçekten sahabe olanlar var. Birde münafık olanlar var. Zaten münafıklar işi biraz daha abartıyorlar. Allah (c.c.) size keder üstüne ke­der, üzüntü üstüne üzüntü verdi. Niçin? Size isabet eden bela ve musibet­lere üzülmeyesiniz ve daha önce kaybettiklerinize de üzülmeyesiniz diye, gam üstüne gam verdi diyor. Öyle şiddetli bir üzüntü verdiki daha üzüle­cek şeyiniz kalmadı. Hani bir insan ençok sevdiğini kaybetse, arkasından bir başka sevdiğini kaybetse, üzüntüsü artmaz. En şiddetli dereceye gel­miştir. Üzüntüsü artmaz. Öyle bir gam verdiki, Allah rasülünün öldü ha­berinden daha büyük üzüntü haberi olamazdı. Allah yapmakta oldukları­nızdan haberdardır. Ne yapıyorsanız Allah (c.c.) onlardan haberdardır di­yor.[205]

(154) Sonra kederin ardından sizin üzerinize güvenlik, uyku indirdi ki o sizden bir grubu örtüyordu. (Yani görevi yerine getirmenin güvenliği ile rahat uyuyorlardı) Bir grupda kendi dertlerine düşmüş­ler, Allah hakkında cahiliyye dönemi zannı gibi haksız bir zanna ka­pılmışlar ve “bu işden bize birşey varmış” diyorlar. Deki: “İşlerin hepsi Allah’a aittir” sana açıklamadıklarını kendi içlerinde gizliyor­lar. “Bu işte bizimde bir şeyimiz olsaydı burada öldürülmezdik” di­yorlar. Deki: “Şayet sizler evlerinizde olsaydınız, ölüm kendisine ya­zılanlar öldürüleceği yere çıkıp gidecekti. Bu, Allah’ın göğüslerinde-kini imtihan etmesi ve kalblerinizdekini temizlemesi içindir. Allah göğüslerin özünü hakkıyla bilir.

Size bu gamdan sonra bir emniyet, güven, huzur verdi ve bir uyku verdi ki sizden bir kısmınızı bürüdü O uyku, uyuyuverdiniz. Ordaki in­sanlardan bir kismıda, kendi başlarının derdine düştüler ve Allah hakkın­da cahiliye dönemindeki gibi zan içerisinde bulundular. Cahiliye döne­mindeki zan: Allah’ın insanlara yardım etmiyeceği, Rasulün ve müminle­rin evlerine katiyyetle dönemiyeceği zannı vardı. Sizin içinizden bir kıs­ımda bu zannm içerisine düştü. Yani Uhut harbinde öyle bir hale geldiler ki, burada Peygamberde ölecek, müminlerde ölecek, evlerine dönüş ol-mıyacak zannı içerisine girdiler. Allahın şimdi burada nimet olarak. Mü­minlere verdiği bir şey var, uyku. Harp esnasında uykuda Rabbimin bü­yük bir nimeti imiş. Hani askerler akşama kadar harp ediyorlar. Derken akşamleyin karşılıklı ateşkes uyguluyorlar. Tabi harptir bu. “Harp hile­dir” askerler bir tarafta dinlenirken yinede nöbetçiler vardır. Onlar uyu­mayacaklar. Uykuya müsade edilenlerin, uyuyamamasi bir beladır. Allah (c.c.) diyorki işte orada size uykuyu bir nimet olarak verdik. Ya sabaha kadar uyuyamasalardı. Sabahleyin ne olacaktı? Daha perişan olacaktı. Al­lah (c.c.) sizin üzerinize orada uykuyu indirdi. Harp esnasında uyku rah­mandandır. Namaz esnasında uyku ise şeytandandır. Harp esnasında uy­ku deyincede fiili harpde değil, ateşkes yapılmış herkes cephesine dön­müş nöbetçiler, gözcüler yine gözcüler olarak duruyorlar; ve Askere uyu­ma emri verilmiş. O esnada endişeli olanlar, korku içerisinde olanlar, gö­züne uyku girmeyenler, sabaha kadar uykusuz kalacak olursa, sabahleyin harp etmeye dermanı kalmaz. O esnada Allah (c.c.) onlara uyku vermek-

le, onlara en büyük nimetini vermiş oluyor. Allah hakkında kötü zanda bulunanlar. Yani Allah bunlara yardım etmeyecek Peygamberde ölecek müminlerde ölecek. Bunlar memleketlerine dönmeyecek diyenler diyor-larki, bu işler konusunda bizimde bir hakkımız yokmudur diyorlar. Deki; İşler Allah’a aittir, kendi içlerindeki niyyetlerini sana açıklamadan gizli­yorlar. Diyorlarki “Eğer bu iş konusunda bizede bir söz düşseydi burada biz öldürülmezdik” diyor münafıklar. Yani peygamber efendimiz (A.S.V.) daha önce Medineden çıkmadan önce Ashabın ileri gelenlerini topladı, münafıkların başımda çağırdı, ne yapalım dedi? Mekkeden 3 bin asker Uhudun oraya kadar gelmiş bizimle harp etmek istiyorlar. Görüşü­nüz nedir diye sordu. Şimdi münafıklar diyorlarki eğer bu konuda bizede söz düşseydi, biz fikir beyan etseydik, bizim dediğimiz tutulsaydı biz orada ölmezdik diyorlar. Peki onların fikirleri ne olacaktı tutulsaydı eğer. “Canım dininizden dönüverin. Biz Mekkelilerle düşman değildik, siz ir Jslüman oldunuz, ondan dolayı geldiler bu adamlar buraya 3 bin tane adamın buraya gelmesinin sebebi sizin müslüman oluşunuzdur. Dönün dininizden, sizde kurtulun bizde kurtuluverelim o zaman bizde ölmezdik diyorlar. Habibim onlara deki Eğer siz evlerinizde olmuş olsaydınız Öldü­rülmek kendisi hakkında yazılı olan kişilere ölüm gelir onlar kendi öl­dükleri yerlere seriliverilirlerdi. Yani Türkçesi şu onlar evlerinde olmuş olsalardı bile ölüm gelince bulundukları yerde ölürlerdi. Hani bunu teyid eden başka ayeti kerimeler var. “Onların eceli geldiği zaman bir an ileri­ye gitmez bir an geriye kalmaz” diyor, Allah (c.c). Bir başka ayeti kerime,

“Nerede olursanız olun ölüm size yetişir” diyor. (K.Kerim Nisa 78) Göğüslerinizdekini imtihan etmek ve kalplerinizdekini ortaya çıkarmak içindir bunlar. Allah (c.c.) göğüslerde olanı bilir. Yani niyetlerinizi gizle-seniz bile bu sözlerinizde ne kasdediyorsanız Allah içinizden geçenleri dahi bilir. Günümüzde de “şunu şöyle yapmasaydı ölmeyecekti diyoruz.” Bunu söylemeyeceğiz. Bunu böyle yapmamalıydı diyelim. Yani yaptığı bir iş onun tedbirine muhalif bir iş ise onu böyle yapmamalıydı demeli­yiz. Adam yolun ortasından giderken araba gelip çarpmış biz şunu söyle­yeceğiz “bu yolun ortasından gitmemeliydi” Çünkü görevimizdir. Yani

yolun ortasından gitmemek, tedbir almak bizim görevimizdir. Ama bunu yapmasaydı ölmezdi diyemeyiz. Çünkü bu sabah televizyon haberi olarak duydum. “100 sene yaşamanın yolu” diye adam kitap yazmış kendiside 42 yaşında ölmüş. Bütün dillere tercüme edilmiş. Türkçeye de tercüme edildi mi bilmiyorum. Adam Türkiye ye gelmiş kitap imzalamış. Bir Türk şairide “Yaş otuzbeş yolun yarısı” demiş ama yolun yarısında vefat etmiş, yani ne zaman öleceğimizi bilemiyoruz. İnsanlar sabaha kadar ölü nün başında beklemişler. Sabahleyin sağlam olan ölmüş Yatakdakide öle­nin cenazesine kalkmış bu İŞ böyledir, biz tedbir almakla görevliyiz. Ama harpten kaçmak tedbir değildir. Hani Türk şairi Abdürrahim Karakoç “kaçarken vurulup yere düşenin bir kanına tükür, birde leşine” diyor.[206]

(155) Şüphesiz iki ordu karşılaştığı gün sizden yüz çevirip kaçan­ları yaptıkları şeyleri bir kısmından dolayı şeytan onların ayaklarını kaydırmak istemişti. Muhakkak Allah onları bağışladı şüphesiz Al­lah bağışlayandır. Halimdir.

O iki toplumun birbiriyle karşılaştığı günde geriye kaçanlar, yani Uhud’da müslümanların ve kâfirlerin bir araya geldiklerinde geriye ka­çanlar, onların daha önce yaptıkları bir kötülükten dolayı, şeytan onların ayaklarını kaydırdı diyor. Yani şeytan durup dururken adamın ayağını kaydırmaz manasınadır. Yani şeytanda sapa sağlam adamın ayağım kay­dırmaz bunu bilin. Mutlak surette kişinin biraz kötülüğe meyli başlar, şeytan yardımcı olur ona. Rabbim burada onu ifade ediyor.

Şeytan: Onların ayağını kaydırdı ama ne ile? yaptıkları bazı şeylerle kaydırdı diyor. Yani şeytan sapa sağlam bir adama hayatta zarar veremez. Çünkü Rabbim “şeytanın tuzağı, hilesi, planı programı gayet zayıftır” di­ye haber veriyor.[207] Ama insan oğlu kendi nefsi emmaresiyle ha­reket etmeye başlar, kötülüğe doğru meyledecek olursa şeytanda onun önünü kolaylaştırıverir. Ayağının altına kaipuz kabuğu koyuverir. Veya muz kabuğu koyuverir. Veya kadın koyuverir, veya para koyuverir. Çe­şitli şeyler koyuvermek suretiyle ayağını kaydırır.

“Allah onları afvetti” yani buna rağmen Allah onları afvetti. “Allah afvedicidir, halimdir” kullarına yumuşak muamele eder diyor. Şimdi bun­lar öyie güzel ayatlerki Bir harpte peygamberimizle bulunacaksınız, Pey­gamberimiz buradan hiç ayrılmayacaksınız diyecek, ayrılacaksınız. Harp­te mağlup olmaya sebep olacaksınız buna rağmen Allah (c.c.) afvedecek, Demekki Allah’ın afvımn rahmetinin, gazabından fazla olduğunu burdan görüyoruz. Yani günahlarımızın büyüklüğünden hayatta hiç ümitsizliğe düşmiyeceğiz. Endişe edeceğizde, ümitsizliğe düşmiyeceğiz. Böylesine bir büyük günah, biraz zor bulunur. Yani Peygamber gözünüzün önünde O diyorki “buradan ayrılmayın” sözü tutulmuyor, mağlup olmasına sebej oluyorlar. Buna rağmen Allah (c.c.)’deıı O sahabeler af dilemişler “Ya rabbi biz hata ettik” demişler Allah (c.c.)te onları afvetmiştir. Çünkü Al lah gafurdur. Allah (c.c.) halimdir diyor Rabbimiz. Bu tekrarlanmış oldı yukardada geçti 152 nci ayeti kerimede burada 155 cı ayeti kerimede yi ne tekrarlandı yani bu işin kesinlikle afvedildiğini teyid ediyor Allal (c.c.)[208]

(156) Ey iman edenler. Yeryüzünde dolaşırken veya harbe gide kardeşleri hakkında «Eğer bizim yanımızda olsalardı Ölmezler ve ö dürülmezlerdi » diyen kâfirler gibi olmaym. Allah bunu onları kalblerine hasret olsun için yaptı. Allah diriltir ve Öldürür. Alla yaptıklarınızı hakkıyla görür.

“Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi öldürülmezlerdi de” Uhut harbinde 70 kadar şehidimiz vardır. Ve bunların başındada pehli­vanların piri Kz. Hamza vardır. Peygamber efendimiz (a.s.v.) amcası ve Medineden çıkmayan imansız münafıklar var, “Eğer bizim yanımızda ol­salardı ölmezlerdi, öldürülmezlerdi de” diyorlar. Allah (c.c.) bunu onların kalplerine bir hasret yapmak için yaptı. Allah’dır dirilten Allah’dır öldü­ren. Yani burada sahabelerin şehit olmasından dahi kalplerinde bir keder üzüntü, korku, belirenler yinede imansızlar olmuştur. Öldüren Allandır kâfirler değil. Tetiği çekmek mutlaka insan tarafındandır, kılına vurmak mutlaka insan tarafındandır. Bombanın düğmesine basmak mutlaka insan tarafındandır. Ölümü meydana getiren sebeb insan, ama sebebi yaratan Allah (c.c.), düğmeye basılan eli yaratan Allah (c.c), atılan kurşunla kar­şı tarafta ölümü meydana getiren yine Allah (c.c.)tür. Hani 12 Eylül ön­cesi gazeteden bir haber okumuştum İstanbulda caddede işte felan grup­tan birisi, felan gruptan bir delikanlıya tabanca ile ateş ediyor, yaralıyor hastaneye kaldırılıyor. Doktorların raporu bir milim yukardan gitseymiş ölecekmiş. O ölmemiş. Fakat aynı yerde, silahın sesinden hanımın biri ölmüş. Yani silah taak deyince orada kadının biri oluvermiş. Kalp varmış ölmüş diyorlar. Yani birinin eceli gelince kalp sebep oluveriyor takıltıdan ödü patlıyor. Öbürüsününde bir milim daha yukarı çıkmadığından dolayı yaşıyor. Demekki öldürende Allah (c.c), dirilten de. 17 tane hapı yutmuş ama bir mucize kabilinden hastanede kurtarılmış. Doktorlar diyorki, bu bir mucizedir. Yoksa bu hapın üçtanesi yarım saat içerisinde öldürmesi gerekirken 17 tanesini yutmuş 3 saat sonrada hastahaneye getirilmiş kar­nını yıkamışlar vede kurtulmuş. Bunu çeşitli vesilelerle görüyoruz. Hani doktorların veya fizikçilerin hesabına göre Boğaz köprüsünden atlayan bir insan şu kadar mesafe var, insan kilosu budur. Bukadar mesafede hani o yukardan düşen insanın hacmine ve kilosuna göre hesabı yapılıyor. Ve adam ölmesi gerekiyor. İki sene Önceydi birisi hem düşmüş hemde yüze-!rek kenara çıkmış. Bir başkasıda ölmüş yani eceli gelen ölmüş eceli gel­meyen orda tam ayağının üzerine düşmüştür. Tam tepenin üzerine düş-j muştur veya tam o esnada.suyun dalgalanması filan ama biz biliyoruzki öldürende Allah (c.c.) tür, diriltende O dur. Burada şunu inkar etmiyoruz yani bir zehir vardırki”dirhemini yiyen it kudurur” derler hani bir dirhemi

bir insanı Öldürecek güçtedir. Öldüren Allah (c.c.) derken O zehri yara­tanda Allah (c.c.) tür. Yani sebebi yaratan Allah (c.c) olunca, senaryoyu yazan O, sahneyi yaratan O, kainatı, yerzünü yaratan O, sahnemizi gü­neşle ve ayla ışıklandın veren O, rol onun ve oyun onun. Tabi burada in­sanın iradesi söz konusu yalnız. Hayvanlar gibi değiliz insanlar iradele­rinden sorumludurlar. Allah (c.c.) yapmakta olduklarınızı görür diyor Rabbim.[209]

(157) Andolsun eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Al­lah’ın mağfiret ve rahmeti onların topladıklarından daha hayırlıdır.

“Eğer Allah yolunda öldürülseniz veya ölürseniz” şimdi bu ifade ne gazel. Bazı insanlar diyelimki, Kurrai Kiramdan Gönenli Mehmet efendi bir kılıç darbesiyle, bir silahla öldürülmüş değil. Şehit muamelesi yapma­dık ona. Ama Allah (c.c.) diyorki eğer Allah yolunda ölürseniz yani şehit olursanız veya öldürülürseniz yani Allah’ın yolunda ölmek demek illa şe­hit olmak demek değildir. O yoldan giderseniz o yolda iken ölürseniz ve­ya öldürülürseniz Allah katından af ve rahmet vardır sizin için oda müş­riklerin topladıklarından o münafıkların topladıklarının tamamından daha hayırlıdır. Yani evlat edinmişler, mal edinmişler veya mülk edinmişler ganimetlere konmuşlar. Münafıklar çeşitli şeyler elde etmişler ya onların topladığından, Allah katından size verilen af ve rahmet sizin için daha hayırlıdır. Öyleya herkesin bir mukadder eceli var. Bu değişmeyecek bu­na kesin bir imanımız var ben kendimi çok zorlamış imdir. Yani bir kere iman ediyorum.İman etmek ayrı bir şey hayata tatbik etmek ayrı bir şey o, ecel bir dakika ileri gitmez ,bir dakikada geri kalmaz. Onu çocuklu­ğumda öğrettiler sonra ayeti kerimeyi de okuduk, ayete uygunmuş. Bu yeterli değil bunu günlük hayatımızada nakşeder hale getireceksiniz. Bu da çok tekrarla olur. Bir zalime karşı bir şey söyleyeceksiniz. Ayet aklını­za gelmelidir. Bir kötülüğe müdahele edeceksiniz bu akla gelmelidir. Hani ecel bir an ileri gitmez,bir an geri kalmaz vah vah keşke yaşasaydı bu olaylara karışmasaydı. Müslüman çocuklardan daha ne şehit edilenler ol­du. Yahu keşke karışmasaydı bilmem ne etmeseydi demeyelim, o adam zaten o saatte ölecekti. Hiç değilse iyi yolda öldü.Yani vah vahine yani şimdi niye vah vah ediyorsun ki? Vah vah işte münafıkların dediğidir. Bu münafıklara vah vah olsun için oldu diyor.Rabbim yoksa mümin zaten ölecekti ki Halit bin Velid radiyallahu anh katılmadığı harb yok, daha ön­ce müşriklerin safında harp etti. Uhut’ta Peygamber Efendimizi de mağ­lup duruma düşüren o. O okçular tepesinde süvari birliği ile saldıran Pey­gamber Efendimizi ve Eshabını arkadan vuranda o. Halit bin Velid güçlü bir komutan sonra müslüman olmuş Peygamber Efendimizin (a.s.v.) ge­nel kurmay başkanlığını yapmış, bütün harplere katılmış ve nihayet yata­ğında Ölmüş Allah rahmet eylesin. “Ben yatağımda ölecek adammıyım, develer gibi yatağımda ölecek adammıyım.” Bana kılmamı verin, kaldı­rın beni” demiş. İki kişi koltuğuna girmiş kaldırmışlar ayak üstü, (cenaze­si yıkanırken görülmüş, vücudunda şöyle bir el kadar yarasız yer yoktu.) Ve kılmcını havaya kaldırdı ve ayak üstü vefaat etti diyor. Ben yatağa dönmem demiş ve ayak üstü ölmüş Halit bin Velid ayakta eceli gelmiş sonra yere serilivermiş o zat şunun için anlatılır, eğer yara almakla harbe girmekle ölünseydi Halit bin Velid ölürdü. Ama yatağında ölmüştür onun için ölüm korkusuyla gayreti diniyeniz sizi geri bırakmasın nasıl olsa mu­kadder olan günde öleceksiniz bu kesin öyleyse yahu ben gitmesemde şu çocuğumunda, torunumunda evlenmesi için geriden gelecek oğlu varda, ondan bir de torunu olacakmış, önada acaba evlilikte düğün parası ve bir ev yapmak için mal biriktirsek mülk biriktirsek, bilmem ne yapsak olmazmıydıki derler. Allah yolunda Ölmek kâfirlerin milyarlarca altınından daha değerlidir.[210]

(158) Andolsun ölsenizdeöldürülsenizdeşüphesiz Allah’ın huzu­runda toplanacaksınız.

Başka yerde toplanmayacaksımzki, şimdi iki ayet ardarda bakın bi-

rincisinde yani (Şimdi biz Kur’an-ı Kerimde ayetlerin sıralamasına, keli­menin önce gelmesi sonra gelmesini nazarı itibara alarak manâ veririz.) 157 nci ayeti kerimede. Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz di­yor. Hemen 158 nci ayeti kerimesinde Eğer ölür veya öldürülürseniz. Bi­rincisinde öldürülür veya ölürseniz ikincisinde ölür ve öldürülürseniz mutlaka Allah’ın huzurunda toplanacaksınız manâsı var. Bundan şunu an­lıyoruz Allah yolunda yatağında ölenin ecriyle, Allah yolunda harp mey­danında ölenin sevabı denktir. Şehit mutlaka değerlidir ama şehidin bu dünyada iken muamelesi farklıdır. Biz mesela bazan münafık insanada, kâfir insanada günümüzde şehid deyiveriyorlar. Devrim şehidi, filan şe­hidi diyorlar. Katiyyen kişinin niyeti o işi yaparken Allah rısazı değilse şehid olmaz. Yaptığı işte hedefi gayesi Allah rızası değilse o şehit olmaz. Ama Allah rızası doğrultusunda iki arkadaş Allah için iş yapıyorlar. Biri­si o yolda öldürülmüş, Öbürüde yatağında Ölmüş. İkisininde Allah katında mükafatı aynıdır. Bu iki ayeti kerimeden bunu anlıyoruz.[211]

(159) Allah’ın rahmetinden dolayı sen onlara yumuşak davran-dın. Şayet sen kaba, katı kalbli olsaydın onlar muhakkak çevrenden dağılır giderlerdi. Onları bağışla, (Allah katında) bağışlanmalarını dile ve onlarla iş konusunda müşavere et. Bir kerrede karar verdin-mi Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.

Uhud harbinde Efendimizin emrine muhalefet eden, yerinde durma­yan, harbin kaybedilmesine Efendimizin mübarek dişinin kırılmasına se-beb olan sahabelere yapılan muamele anlatılıyor.

Rabbimizin rahmetiyle peygamber efendimiz onlara yumuşak dav­ranmış.

Demekki kalbimizde taşıdığımız yumuşaklık ve katilıkda Allah’dan-dır. Yalnız bu yumuşaklığı kendi insanımıza, katılığıda kâfirlere karşı kullanacağız.

Tevbe suresinin 73 ve 123 ncü ayetlerinde Tahrim suresinin 9 ncu ayetinde, fetih suresinin 29 ncu ayetinde kâfirlere karşı katı ve güçlü ol­mamızı emrereder. Ama müminlere karşı ipek kadar yumuşak ve afvedici olmamız istenir.

Günümüzde afvedemediğimiz müslüman grupların aleyhinde söyle­nenlerin hiçbiri Uhud harbinde yapılan hatalar kadar büyük değildir. Bu­na rağmen Rabbimiz peygamberine emrediyor “onları afvet ve onlar için bana af talebinde bulun” diyor.

Allah’ın kontrolünde olan peygamber efendimizin istişareye ihtiyacı yokken, istişare ettiği insanlar açık hata yapmışken Rabbimiz “onlarla is­tişare yap” diyor ve bize örnek olması emrediliyor.

Cum’a suresinin onbirinci ayetinde Medinede Efendimiz Cuma günü hutbe okurken, ticaret kervanının sesini duyanların mescidde efendimizi ayakta bırakıp dışarıya çıktıklarını haber verir.

Medinenin ilk yıllarında islâm eğitiminin tamamlandığı bir zamanda meydana gelen bu olaydan dolayı Allah rasülü onları afvetmiştir.

Çatık kaşlı, asık suratlı, keskin dilli olmayacağız. Kendi haklarımızı afvedeceğiz. Allahında müminleri afvetmesi için istiğfar yapacağız. Ken­dimizi istişareden uzak görmeden yapacağımız işleri çevremizde ehil in­sanlara danışacağız.

İstişareden sonra karar verildimi, artık Allah’a tevekkül edip yürüye­ceğiz.

Tevekkül edenleri Allah sever. Tevekkül kişinin yapacağı iş konusunda kendisine düşen görevleri gücü yettiği kadar yerine getirdikten sonra Allah’a tevekkül etmektir. Yani tarlaya tohumu atıp sulayıp ilaçladıktan sonra Allah’a havale etmesidir.

Cihad için iç ve dış hazırlığını yaptıkdan sonra Allaha güvenerek yü-rümeside tevekküldür.[212]

(160) Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allaha tevekkül etsinler.

Allah size yardım ederse, size galip gelecek yoktur” Allanın bize yar­dım etmesi için Muhammed suresinin yedinci ayetinde “Eğer siz Allanın dinine yadım ederseniz. Allah size yardım eder” buyrulur. Allahın yardım etmesi için bizim İslama hizmet etmemiz gerekir. Buradaki ayet onu ta­mamlıyor. “Eğer size Allah yardım edecek olursa, size galip gelecek yok­tur. Peki bu nasıl olacak yani Allahın dinine yardım nasıl olacaktır?

Bu dinin devlet olması için herkes gücü oranında sorumludur. Alla­hın kendisine verdiği akü, beden, mal, mülk, diploma, makam, unvan, rütbe gücünü islâm için seferber eden insan öldürülür ama mağlup edile­mez.

Eline, ayağına kelepçe vurulur ama iç dünyasına girilemez.

Ben bu Türkiyede koministlik için yirmi yaşlarında üniversitede ca­nından geçen insanları gördüm. Aynı insanlar otuz yaşlarında kapitalist oldular, kırk yaşlarında Amerika hesabına çalıştılar, elli yaşarında ne ola­cakları belli değil. Buna karşılık ben seksen sene Kur’ana hizmet ederek Rabbinin huzuruna yürüyen Gönenli Mehmet efendiyi, yetmiş senedir Kur’ana hizmet eden, halen aşere takrip tayyibe okutan Abdurrahman Gürses hoca efendiyi tanıdım elhamdülillah.

1930 ve 40 lı yıllarda bunlara yapılmadık kalmadı. Hapse atıldılar, işkenceye tabi tutuldular ama gönül ülkelerindeki imanın baharına küfür rüzgarları yol bulamadı. Tek başına peygamber efendimizle başlatılan Hz. Hatice validemizle yürütülen bu islâm davası günümüzde canı ve malıyla davaya sahip çı­kanlarla yürüyecektir. Bu yolda ölseler kanlarıyla şahidlik yapmış olur­lar. Yaşasalar dilleriyle şehadet getirerek şahidlik yapmış olurlar.

Allah yardım etmezse kimse yardım edemez.

Kıbrıs harbinde gördük. Amerika, Yunanistana “arkandayım.Kıbrısa sahip ol” dedi. Amerikaya güvenerek saldırıya geçti. Türkiyede saldırıya geçince Yunanlı geri çekildi. Amerikaya “hani yardım edecektin niye gelmedin” deyince

“Benim kaçtane bakanım günde kaç yere söz verir, öğleden önce ve­rilen sözlerden öğleden sonra dönülür. Başıyın çaresine bak” anlamında cevap alır.

Yardım va’dinden dönmeyen Allandır. Öyle ise müminler yalnız Allaha tevekkül etsinler.[213]

(161) Hiçbir peygambere hıyanet etmesi yaraşmaz. Kim hıyanet ederse kıyamet günü hiyanet ettiği şeyle gelir, sonra herkese yaptığı­nın karşılığı ödenir. Haksızlığa uğratılmazlar.

Bedir harbinde ganimetlerden eksilme olduğu görülünce münafıklar ile islâma yeni girenler “peygamber almıştır”1 gibi sözler edince bu ayet nazil olur.

Ayette yalnız bizim peygamberimiz değil hiçbir peygamberin haksız yere kimsenin malını almayacağını açıklar.

Bizde o peygamberin ümmeti olarak mümin veya kâfir kim olursa ol­sun haksız yere hiç kimsenin malını almayacağız. Haksız yere kazandığı­mız arazi, altın çek ve senetler kıymet gününde ateş olup boynumuza do­lanacaktır.[214]

Ebu Davud, İmara 10 ve 55 nolu bablannda “yönetici olan kişi evi yoksa ev edinsin, bekarsa evlensin, hizmetinde çalışacakları alsın. Bunun dışında aldıkları ya hıyanettir veya hırsızlıktır” hadisini rivayet etmiştir.

Günümüz yöneticilerinin “kulakları çınlasın” demeyelim kulakları duysun, gönülleri iman etsin diyelim.

Kişi yaptığının karşılığını görecektir.[215]

(162) Allanın rızasına uyan kişi, Allanın gazabına uğrayan ve ye­ri cehennem olan gibimidir?. O cehennem ne kötü dönüş yeridir.'[216]

(163) Onlar (Allahm rızasına uyanlar) Allah katında derece de­recedir. Allah yaptıklarını hakkıyla görendir.

Gayemiz Allanın rızasını kazanmak. Bu dünyada bile insanların sev­gisini kazanmak isteriz. Bizden insanların nefret etmesini istemeyiz. Hal­buki bizi seven veya nefret eden kişide bizim gibi bir insan

Bize can veren, kan veren Allahımızm sevgisini kazananla gazabını kazanan denk değildir. Biri cennete öbürü cehenneme gidecektir. Cehen­nem ise yatakların en kötüsüdür. Müminler amellerine göre cennette de­rece derece yükselirler.

kâfirlerde küfür ve isyanlarına göre cehennemde derecelenirler, iyilik sahibi kâfirle, kötülük sahibi kâfirin cehennemdeki yerleri farklıdır.[217]

(164) Andolsun Allah; daha önce apaçık bir sapıklık içinde olan müminlere, aralarından Allanın ayetlerini okuyan, onları temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle iyi­likte bulunmuştur,

Alîahın en büyük nimetlerinden biride bizim iki dünyadada cennet hayatı yaşamamız için bize yol göstererek, kitabı ve hikmeti öğretecek bizi günahın pisliğinden temizleyecek peygamber göndermesidir.

Yoksa bizde sapıklardan olurduk.

Günümüzde “sapık” denince küçük çocuklara tecavüz edip öldüren, yok etmek için ateşde yakan veya parça parça ayıran kişi akla gelir.

Bu tür sapıkların zarar verdiği çocuk sayısı sınırlıdır, onu geçmez so­nunda yakalanır. İmansız yöneticilerin eğitim yoluyla insanları hristiyan, yahudi, kominist, ateist yapmaları en büyük sapıklıktır. Çünkü milyonlar­ca insanın Cehenneme gitmesine sebeb olurlar.

Bize peygamber göndererek sapıkhkdan temizleyen Allaha hamdolsun. Bize bu dünyada nasıl yaşanacağını bizzat örnek olarak öğreten Ra-sülünede salatü selam getirelim.[218]

(165) Onlara (Bedirde) iki kat uğrattığınız musibetten biri kendi­nize uğrayınca mı “Bu nereden”” dediniz. Deki: “O kendinizdendir. şüphesiz Allah herşeye kadirdir.

Uhud’da mağlubiyeti tadanlara Bedirde ki galibiyet hatırlatılıyor. “Bu bizim başımıza nereden geldi” diye hayret ediyorlar. Yardımcımız Allah, Komutanımız Rasülullah. Biz niçin mağlup olduk? sorusuna cevap “mağlubiyetiniz sizin kendinizdendir” Yani Rasülün sözünü tutmadınız okçular tepesini terkettiniz mağlup oldunuz anlamındadır.

Günümüzde müslümanlar başarısızlıklarını kendilerinden bilmelidir. Üniversitedeki öğretim görevlisi “ben dışarda daha çok para kazanırım” diyerek üniversiteden ayrılırsa, okçuların yerinden ayrılıp mağlubiyete sebeb olmaları gibi iş yaparlar.[219]

(166) İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelenler Allah’ın izniyledir ve müminleri belirtmek içindir.[220]

(167) Münafıklarıda belirtmek içindir. Münafıklara gelin Allah yolunda harp edin yahut savunma yapın denildi de onlar: «Şayet biz harbetmesini: bilseydik size uyardık» dediler. O gün onlar imandan daha çok küfre yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylü­yorlar. Allah onların gizlediklerini onlardan daha iyi bilir.

izinsiz bir yaprak yere düşmez. Toprağın içinden bir dane izinsiz çi­çeğe dönüşmez.

Uhud’da müslümanların mağlubiyeti de Allah’ın izni iledir. İçlerin­den kimlerin hakiki mümin olduğu ortaya çıkmıştır. Münafıklarda altın içine karışmış posa gibi ayrılıvermiştir.

Uhud’dan kaçan münafıklara “geliniz Allah için harbediniz yurdunu­zu savununuz” denildiğinde “Savaş olacağını bilseydik size uyardık” diyerek müminleri aldatmaya, münafıklıklarını gizlemeye çalışırlar ama Allah onların o halleriyle imana değil küfre daha yakın olduklarını haber verir.

Düşman yokken asıp kesenler, düşmanla karşılaşınca boyun eğenler gibi olmayın.[221]

(168) Onlar oturarak kardeşlerine “Eğer bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi” dediler. Deki: “Eğer doğru söylüyorsanız haydi ölümü kendinizden savın.”

“Bize itaat etselerdi ölmezlerdi” diyor münafıklar.

Günümüzde de “Bosna’da Ali îzzet Begoviç Sırplara uyuverseydi, domuzu yiyip, içkiyi içiverseydi bu kadar insan ölmezdi” diyorlar. Peki bu sözleri söyleyenler de ölüyor. Şimdi ne olacak.

Münafık kaçarken kalbi durup ölüyor, mümin Allah için çarpışırken kurşunla kalbi parçalanıyor. îkiside ölüyor. Ancak mümin Cennet’e uçu­yor, kâfir Cehenem’e yuvarlanıyor.[222]

(169) Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis di­ridirler, Rableri katında rızıklandırıhrlar.[223]

(170) Allah’ın onlara fazlu ihsanından verdiğiyle sevinçlidirler ve onlara arkalarından henüz katılmayanlara “Onlara (şehitlere) hiçbir korku yoktur ve onlar mahzunda olmazlar” diye müjde vermek is­terler.[224]

(171) Onlar, Allah’dan bir nimet ve fazlu ihsanım ve şüphesiz Al­lah müminlerin mükafatını zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.

Tefsirimizin birinci cildinin 304-308’nci sahifelerinde anlatmaya ça­lıştığımız gibi şehidler diridir. Allah katında rızıklandırılırlar.

Bu surenin 157 ve 158’nci ayetlerin de işaret edildiği gibi Allah yo­lunda ölenlerle eceli gelmeyip geride kalanların sevabı denktir. Ölenler geride kalanların Cennetlik halini görerek sevineceklerdir.

Bu gün Bosna’da yüzbinlerce insan hristiyan batı tarafından öldürül­dü. Enkaz arasında buldukları çocukları doğum yapmayan ailelere verdi­ler ve hristiyan olarak yetiştiriyorlar.

Şimdi sorarım size anne-babasıyla birlikte hristiyan bombası altında şehid olan çocuk mu daha şanslı, yoksa babasının ve annesinin katilleri­nin evinde çok lüks bir hayat yaşayan hristiyanlaştırılan çocuk mu daha şanslı.

Şehid olan çocuk ölürken karınca ısırması kadar bir acı duyar ve Cennet’e uçar. Ama hristiyan olarak lüks bir hayat içinde yaşayan büyü­yen çocuk işe ölünce ebedi Cehennem’e yuvarlanır.[225]

(172) Kendilerine yara isabet ettikten sonra Allah ve Resulün çağrısına uyanlar, iyilik yapanlar ve sakınanlara büyük mükafat vardır.

Mümin, zor günlerin adamı olmalıdır.

Seksenlik ihtiyarda olsa Ebu Eyyup el Ensari gibi Allah için İstan­bul’a kadar cihad ruhuyla dipdiri yürüyebilmelidir.

Cenk davulu vurduğunda ölüm döşeğinde bile olsa kalkma azminde olmalıdır.

Uhud’un ikinci gününde Efendimiz Mekkeli müşrikleri takip etmek istediğinde o yaralı halleriyle katılanlar öğülmüştür. Harpten kaçıp da bu­gün kovalamaya katılmak isteyenleri de Efendimiz kabul etmemiştir.[226]

(173) Onlara (müminlere) insanlar: “Şüphesiz düşmanınız olan insanlar sizin için kuvvetlerini topladılar. Onlardan korkunuz” dedi de bu onların imanını artırdı ve onlar: “Allah bize yeter o ne güzel vekildir” dediler.

Uhud’dan sonra Bedir’de tekrar karşılaşma teklifinde bulundular. Za­man yaklaşınca Ebu Süfyan’ın gözü korktu casuslar göndererek güçlerini abartılı olarak yaydılar. Müslümanlar korksunlarda Bedir’e gelmesin isti­yorlardı. Efendimiz 1500 arkadaşıyla Bedir’e kadar gitti. Sekiz gün orada bekledi. Ebu Süfyan’ın vazgeçtiği haberini alınca Medine’ye döndü.

Ebu Süfyan’ın yaptığını günümüzde Amerika yapıyor. Basın yayın organları aracılığıyla olmayan gücünü bize duyuruyor.

1955 yıllarında Toros’larm eteğinde kuş uçmaz kervan geçmez bir köyde biz çocuklar arasında “Amerika’nın elinde bir silah varmış oradan düğmeye bassa bizim köyü yok edermiş” diye konuşurduk.

Ajanları ile bizim körpe dimağlarımızı köreltirlermiş. Allah’a çok şükür babam beni ilkokuldan sonra Arapça öğreten kursa verdi de bu ayetle karşılaştım.

Bütün dünya insanı biraraya gelseler, hepsinin elinde atom bombası olsa müminin imam biraz daha artar, eksilmez.

Bosna’dan gelen bir profesörümüz “70 sene komünist rejim altında

dinden uzaklaştırıldık. İsmen müslümandık ama birçok şeyi inkar ediyor­duk. Ancak Sırplar’ın, Amerikan silahları, Alman uçakları, Fransız plan­lan, İngiliz yardımlarıyla üzerimize saldırmasıyla bizimkiler aslına dön­dü ve aslanlaştı” diyor.

Birleşmiş Milletler’i de arkasına alan Amerika blöf yaparak dünyayı sömürüyor. Şu anda direnen yalnız Müslümanlar kaldı.

Müslümanlar’da “Hasbünallah ve ni’mel vekil” diyerek her bölge ve kıtada yedi veren çiçeği gibi açıyorlar.[227]

(174) Bunun üzerine hiçbir kötülük dokunmadan ve fazlu ihsan ile geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük fazlu ih­san sahibidir.

Düşmanın çokluğunu duyunca imanları kabaran ve Bedir’e kadar ge­len ashab düşmanla karşılaşmadılar ama ticaret kervanlarıyla çok kârlı alışverişler yaptılar. En önemlisi de Allah’ın rızasını kazandılar.[228]

(175) İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur (veya dostla­rının topladığını haber vermekle sizi korkutan ancak şeytandır). On­lardan korkmayın benden korkun eğer mümin iseniz.

Bugün kâfir güçlerin ekonomik, siyasi ve askeri güçlerini hergün radyo, televizyon ve basın aracılığıyla yaymaya ve insanlara korku sal­maya çalışanlar şeytanın ordusuna girmiş ve şeytanlaşmış insanlardır.

İran’da, Amerikan Büyük Elçiliği’ndeki casuslar bir sene rehin tutuldular. Amerika hiçbir şey yapamadı.

Dört uçakla en eğitimli askerlerini kurtarma operasyonu için gizlice gönderdi. Ama dört uçak birbirine çarparak yere düştü ve sağ çıkan ol­madı. Nerede bunların gücü?

Beyrut’ta müslümanların elindeki rehineleri on sene aradı, yerlerini bulamadı, nerede o haberalma örgütünün gücü?

Daha geçenlerde Irak Haberalma Örgütü’nü çökertmek için milyar­larca dolara malolan bomba patlattı. Bağdat televizyonunun ses sanatçısı­nın evine rastgeldi. Nerede güdümlü mermileri?

Olimpiyat şampiyonalarında Amerikan kalesine bir gol girse yüz ül­keden yüzbin insan sahada sevincinden ayağa fırlıyor. Nerede siyasi gü­cü?

Romanın orduları Hz. İsa’nın havarilerini korkutamadı. Bizans’ın orduları da Hz. Muhammed’in ashabını korkutamadı.

Bizi de günümüz kâfirleri korkutamamalı. Korkumuzu yalnız Allah’a tahsis edelim. Bütün orduları yaratan Allah’dır. Ona güvenelim.[229]

(176) Küfre koşanlar seni üzmesin. Onlar hiçbir şeyle Allah’a za­rar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek ister. Onla­ra büyük azap vardır.

Kâfirlerin küfür yolunda birbirleriyle yarışması bizi de üzüntüye dü­şürmesin. Küfürde kendi aralarında yarış yapıyorlar. Rusya diyorki ben senden kâfirim. Oda diyor ki hayır ben senden daha çok kâfirim. Daha

nasıl birbirleriyle yarışıyorlar? Biri “Allah hiç” diyor yani yok diyor. Bi­risi de “Allah üç” diyor , böylece yarış yapmış oluyorlar, aralarında ve müslümana da zarar vermektede yarış yapıyorlar.

Böyle yapmaları seni sakın üzmesin. Onlar hiçbir şekilde Allah (c.c.)’a zarar veremezler. Allah onlar için Ahiret’te bir payın olmamasını murat eder. Yani ahirette cennetten, cennetin nimetlerinden, mahşerin fe­rahlığından hiçbirşeyin olmamasını murad ediyor. Onlar için büyük azap vardır.

Hz. Ademden kıyamete kadar gelecek bütün insanlarki Bir hadisi kndside bütün insanlar bir muttaki insanın kalbi gibi olsalar veya kâfir bi-r insanın kalbi gibi olsalar ve bir araya gelseler Allaha hiçbir şekilde faydada veremezler, zararda veremezler anlamında bir hadisi kutsi: Hz. Ademden kıyamete kadar gelen bütün insanlar, maazallah kâfir olsalar, Allah’ın dinine ve Allah’a zarar veremezler. Burada ifade Allaha zarar ve­remezler. Bunun içinde Allah’ın dinine zarar veremezler manâsı vardır. Çünkü birçok yerde “Allah yolunda” bazı yerlerde de “Allah için” ifade­leri vardır. Allah için olanda Allah’ın dini için kasdedilmiştir. Çünkü bir başka ayeti kerime öyle tefsir etmiş. Buradada Allah’ın dinine zarar vere­mezler. Zaten Allaha zarar veremezler. Allah’ın dininede zarar veremez­ler.

Yani bütün dünya kâfirleri küfürlerinde yarış etseler. Allahın dinine zarar veremezler. Buna gözlerimizle şahidiz. Aradan 1400 sene geçmiş müslümana zarar vermişler ama Allah’ın dinine zarar verememişler. Hamdolsun Kur’an-ı Kerim peygamber efendimiz (a.s.v.)’a indirildiği gi­bi bize kadar getirilmiş en büyük nimette zaten burası. Efendim, Rabbim koruyacak onu, Rabbim kullarıyla korur onu. Kulları içersinden seçdiği insanlarla korur ve günümüze kadarda gelmiştir. Kafirler onu değiştirmek için, tahrif etmek için, tebdil etmek için, içimizden insanlara manâlarını tahrif ettirmek için bütün gayretlerini sarf etmelerine rağmen netice ala­mamışlar, Allah’ın dinine bir zarar verememişler. Bize zarar vermişler ama asıl (orjinal) olunca insanların kurtulması mümkündür. Aslına zarar verilincede insanların kurtulmasıda zor.

Tevratla, İncil tahrif ediliyor. Ondan sonra çok iyi niyyetli insanlar gelmesine rağmen, asıl bozulunca ona tabi olanda ister istemez bozulu­yor. Aslımız sağlam bizim, Kur’an-ı Kerimimiz olduğu gibi bize kadar gelmiş. Ona sarılırsak yüceleceğiz ondan ayrılacak olursak veya elimizi koparacak olursak, sarılmayacak olursak biz zarar göreceğiz.[230]

(177) İman karşılığında küfrü satın alanlar Allah’a hiçbir şeyle zarar vermezler. Onlara acıklı azap vardır.

İmanı verip küfrü satın alan kişiler hiçbir şekilde Allah’a zarar vere­mezler. Hani günümüzde devamlı ilan ediyor adamlar. Adı müslüman, babasının adı müslüman anasının adı da müslüman. Efendim işte çocuk­luğumuzda biz de müslümandık ama şimdi gavur olduk da demiyorlar. “Ateist olduk” diyorlar. Tabi bu iki sene öncesinin modasıydı, oda geçti bu sene pek rağbette değil, iki sene önce biraz rağbette idi. 3 sene önce başka bir ifade kullanmışlardı o tutmadı, ateistiz dediler o da pek rağbet görmedi, böylelikle yok olup gidiyorlar.

Kelaynak kuşları gibi. Bazı kesimler nesilleri tükenmesin diye destek veriyor. Bazı programların hazırianmasında, bazı işlerin yapılmasında bol paralar verilmek suretiyle devamları sağlanıyor, ben kelaynak demiyo­rum çünkü kuşa benzetilmiş olur. Çünkü “hayvandan aşağıdır” diyor Al­lah (c.c). Hayvana benzetmek bile zordur. Allah (c.c.) diyor ki: İmanı veripte küfrü satınalan kişiler Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Za­rarı kime olur. Kendisine olur. Nasıl olur? Adam Avrupa’dan 200 milyon liraya kazan getiriyormuş. Cenazesini yaktırmak için. Bir kere 200 mil­yon lira zarar ediyor. Kendisine zarar veriyor. Sonra bizim hocaların da faydalan oluyor.

Hoca efendiler kürsülerden, bu imansızlar Cehennem’de cayır cayır yanacak diyorlardı. Bunlarda biz ahirete inanmayız, ateş yok yanmakta

yok diyorlardı. Milletin gözüne gösteriveriyorlar şimdi. Bak hocaları iiikâr etmeyin bu dünyada başladı bunların yanması diyerek kendileride millete gösteriveriyorlar.[231]

(178) Kâfirler kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendilerine hayır sanmasınlar. Onlara ancak günahlarını artırmaları için süre tanıdık. Onlara alçaltın azap vardır.

Kâfirler, onlara vermiş olduğun mühletin kendileri için hayırlı oldu­ğunu zannetmesinler. Hani bu dünyada adam imansız, ateşe tapıyor, puta tapıyor, kendine tapıyor, birşeye tapıyor. Buna rağmen sıhhati yerinde, başı ağrımıyor. Bakıyor mahallesinde dinine çok bağlı adam hastalık ge­çiriyor. Adamın kendisinin hiç başı dahi ağrımıyor.

Maddi durumuna bakıyor. Müslümamn maddi durumundan da iyi. Kendi mahallesinde biri ile mukayese yapıyor ve kendi kendine diyorki ben doğru yoldayım yani Allah diye birşey yok, eğer olsaydı buna yar­dım ederdi ki en fazla ibadet yapana bu hastalığı vermezdi ve bu parayı da buna daha fazla verirdi, gibi tilki oyunları ileri sürerek kendi amelini kendisine güzel göstermeye çalışıyor. Allah (c.c.) diyor ki; kendilerine mühlet verdiğimiz insanlar, bunun kendileri için hayırlı olduğunu zannet­mesinler.

“Onların günahlarını artırmaları için bu fırsatı onlara veriyorum” di­yor. Kişi azabını artırıyor. Yani bu işte devam ettiği müddetçe kendi gü­nahını ve kendi günahının arkasında kendi azabını artırıyor. “Onlar için alçaltıcı azap vardır.”

Firavun 400 sene yaşamışta başı ağrımamış derler. Kur’an’dan değil hadisten değil. Fakat Musa (A.S)’la firavunun kıssaları anlatılırken hoca efendiler ağızlarından birşeyler söyleyivennişler. Doğru diyemem çünkü, kur’an ve sahih sünnetin bildirmediği şeyleri doğru demek doğru değildir.

Fakat bir vakayı günümüzde olan olayları açıkladığı için anlatıyorum, doğru olduğu için değil. Güya Musa (A.S) demiş ki; Yarabbi bu gavur di­yorsun, buna karşı beni peygamber gönderiyorsun. Mücadelemiz de de­vam ediyor. Bizim başımız ağrıyor bunun başı ağrımıyor demiş. Demiş-ki, kulumun üzüntülü ve kederli anlarındaki duasını kabul ederim, yanık sesiyle yapılan duaları kabul ederim, üzüntüleri dua gibidir istiğfar gibi­dir. Onunda demiş hastalanıpta inlemesi benim rahmetimi çeker, onun için başına ağrı veriyorum demiş. Bunu Mahmut hoca anlattı, hadismiş demiyeceksiniz. Hastalık anında şikayet durumuna düşmeyeceğiz. Ya­rabbi senden geldi diyecek ve hastalığa ikramda bulunacağız. İlaçlarla ik­ramda bulunacağız.

Çünkü dinimizde asıl olan sıhhattir. Bizim görevimiz sıhhati koru­maktır. Hastalık geldiğinde de “O Rabbimden geldi ne güzel misafir” di­yerek bir an önce gidebilmesi için Rabbimin tabiata indirmiş olduğu ve Kur’an’ında indirmiş olduğu ilaçları kullanmak suretiyle alel acele gön­dermek bizim görevimizdir. Bunu yaparsa kişi hem tedavisinden dolayı sevaba giriyor, hem sabrından dolayı sevaba giriyor ve günahlarının da dökülmesine sebep oluyor.[232]

(179) Allah müminleri, sizin üzerinde bulunduğunuz halde bıra­kacak değildir. Neticede pisi, temizden ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek de değildir. Ancak Allah peygamberlerinden dilediğini se­çer (ve ona gaybı bildirir). Allah’a ve Rasulüne iman ediniz. Eğer îman eder, sakınırsanız size büyük mükafat vardır.

Şimdi bir müslüman toplum var. O müslüman toplumda herkes cami­ye geliyor. Herkes namaz kılıyor, zekat veriyor. İbadet yerinde ama bun-lann içerisinde münafıklar var. Kâfirin güçlü olduğunu hissettiği an dö-nüverecekler bu adamlar. Bunların ortaya çıkması gerekiyor. Bunların or­taya çıkması için de arada bir böyle bela ve musibet gibi görülen harpler ve darpler geliverir. Allah (c.c.) diyor ki, iyi ve kötüyü ayırt etmeden müslümanları kendi hallerinde bırakacak değiliz. Allah size gaybı bildire­cek değildir. Gaybı bildirecek hale de getirecek değildir. Yani gaybı bile­meyeceksiniz manâsına gelir. Gaybı mutlak kılacakta değildir. Yani şöy­le bakıverdiğimizde insanlara şu münafık, bu müslüman diyebilecek bir gözde vermeyecektir. Bu bizim için bir nimettir. “Yahu hocam keşke bize bir özellik verseydi ve o özelliğimizle biz yürürken gezerken, otururken münafıkla mümini ayırtedebilseydik” derseniz? Allah öyle bir şeyin ol­mayacağını bildiriyor. Fakat bildirdiği insanlar olacak. Ancak Allah (c.c.) peygamberlerden dilediğini seçer. Yani şöyle tefsir etmişler, gaybı ona Allah bildirir. Peygamberler yine gaybı bilmezler. Bildirileni bilirler. Ha­ni İsa (A.S)’ın, Yusuf (A.S)’ın hayatı anlatılırken, orada gayba ait verdik­leri bilgiler var. Allah (c.c.)’ o olayı onlara bildirir, onlarda bilir. Bildir­mezse, onlar “Bende sizin gibi insanım” derler.

Hani Şeyhsadi Şirazi anlatır: Yakup (A.S)’a sormuşlar, yahu şurada şehrin kenarındaki kuyunun yanında oğlunu göremedin, bilemedin de Mısır’da kokusunu aldın. Aradan yıllar geçince bu nasıl iştir.? Demişki; peygamberliğin mucizesi şimşeğin çarpması gibidir. Rabbim çakıverdimi görürüz, söyleriz. Çakmayınca bizde sizin gibi gaybın karanlığı içerisin­deyiz demiş. Peygamberlere bildirildiği vardır ki, Peygamber Efendimiz (A.S.V) münafıkları teker teker bilirdiler.

Siyer kitaplarında, hatta vefatına yakın Huzeyfe (R.A) bildirmiş. De­mişki, Huzeyfe: filan adam münafık, filan adam münafıktır. Peki bildirmemesinin hikmeti nedir. Bir kere adamların ortaya çıkmamaları nede­niyle kendilerinin müslümanl ardan olduğunu göstermek için, devamlı yaranma faaliyetindeler.

Bundan müslümanlar yararlanıyor. Peygamber Efendimiz’e geliyorlar “Vallahi Allah şahit olsun ki sen Allah’ın Resulüsün” diyorlar, devam eden âyeti kerime diyor ki: “Habibim onlar, sana yalan söylüyorlar” di­yor. Peygamber Efendimiz bunları biliyor, bildiğini bildirmiyor, yani mü­nafığın kim olduğunu biliyor da o münafığa sen münafıksın demiyor. Ha­ni bir harp için geri kalan münafıklar sonra özür beyan etmek için geldik­lerinde özürlerini kabul ediyor, ama aslında onların münafık olduğunu bi­liyor. Böylelikle zararlarından emin oluyor. Allah (c.c.) size Allah gaybı bildirecek değildir. Yani münafıklar kimdir şu, şu, şudur demiyor. Bu bi­zim için nimettir.

Herkese bakı verdiğinde şeklini tanıdığımız gibi, içini de görebilmiş olsaydık dünya çekilmez olurdu. Yahu sofrada oğlunun içinden geçeni görüvermiş olsan, hanımının içinden geçeni görüvermiş olsan ve senin karşında duran canım ciğerim diye bağrına bastığın arkadaşının içinden geçeni görüversek biraraya gelemeyiz. Aynı sofrada yemek yiyemeyiz. Aynı caddede yürüyemeyiz, herkes elleri tetikte, bellerinde tabanca böyle birbirlerini öldürmeye yönelik bir hareketin içerisine geçerler. Allah bunu ne güzel gizlemiş. Settaruluyub olan Allah (c.c.) bunlarıda gizleyivermiş. Hani içimizdeki yemeğimizin değişmiş halini öylesine gizlemişki hiç ko­ku vermiyor dışarıya. O yaratmış olduğu deriyle içteki kanı ve pisliği ör­tüyor.

Halbuki açıkta olmuş olsa biraraya gelmemiz mümkün değildi. Rab-bim öylesine bir kapak koymuşki boğazımıza, kokusu da dışarıya çıkmı­yor. Sırlarımızda öyledir. Eğer tuvaletteki gibi çıkıverecek olursa birara­ya gelemeyiz. Ama Rabbimiz kâfirin, münafığın tarifini yapıveriyor. Ya­ni röntgenini çekmiş ve bize gösteriyor. Şu sözü söyleyenler, şöyle hare­ket edenler, sizin düşmanınızdır diyor. Allah’a ve resullerine iman ediniz. Eğer iman eder ve de Allah’tan sakınacak olursanız sizin için büyük mükâfat vardır.[233]

(180) Cimrilik yapanlar Allah’ın fazlu kereminden verdiğini ken­dileri için hayır sanmasınlar. Bilakis onlara bu serdir. Kıyamet günü o cimrilik yaptıkları şeyle zincire vurulacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Cimri adama Allah mal vermiş, mal üstüne mal yığmış, cimri adam zannetmesin ki bu kendisi için daha hayırlıdır. Rabbim diyorki, “Hayır, o kendisi için daha şerlidir.” Nasıl şerli olur. O cimrilik yaptığı şeyler onun boynuna bir ateşten gerdanlık gibi dolanır. Yani dünyada cimrilik yaptığı kazanıp dağıtmadığı mallar onun boynunda bir yük olarak mahşer günün­de gelir ve Cehennem’de de ona ateş olurlar. Yani; hani Yunus Emre âyeti kerimelerden okuyup okuyupta “Kişi ateşini bu dünyadan götürür” diye ifade edivermiş.

“Yetim malını yiyenler, karınlarına ateş doldururlar” yani Cehen-nem’deki ateşini bu dünyadan götürüp gidiyor. Sırtından götürüyor kar­nından götürüyor. Cimrilik yapanlar mal biriktirirken aslında sırtına yük biriktiriyor. Kıyamet gününde belini doğrultamıyacağı cehenneme doğru sırt üstü, yüz üstü götüreceği mallarını azabını ve ateşini götürüp gidiyor. Hani hocanın biri anlatıyor. Koyunun kulağına birisi “sen ot yiyorsun besleniyorsun ama etini kasap bekleyip duruyor, derini birisi ceket yapa­cak, yünündende biri çorap örecek, sen kimin namına çalışıyorsun?” dese birakıverir otlamayı.

Şimdi günümüzdede bazı insanlar yemiyor, giymiyor, hep topluyor. Dünyanın en zengini ben olayım diye. Halbuki o yaptığı topladığı şeyleri bu dünyada yiyemiyor. Rabbim öyle bir şey veriyorki. Buzdolabında su içmek isteyene buzdolabından su içmeyi yasaklıyor. Doktoru “Sakın ha buzdolabından su içmeyeceksin diyor. Adam yiyecek, yağlı, etli, butlu, şeyler üretiyor. Doktorlar sakmha “elini sürmeyeceksin” diyor. Adama “dağıt” diyorsun dağıtamıyor. Ye diyorsun doktor yedirmiyor. Bu dünya­da iken yükünü sırtına taşımış gidiyor adamlar. Rabbim bu dünyada iken

yüklemiş sırtlarına bunu. Yani bunu gören göz için, bu dünyada azabı başlamış bu adamların. Ahiretteki azabı dünya ile mukayese edilecek du­rumda değil tabiki. Yerin ve göğün mirası Allah’a aittir. Yani bizim baba­mızdan mal kalmıştır bizim gibidir, ama o bizim değildir. O da bizim ço­cuğumuza kalacaktır derken, birgün herşey fani olup, Allah baki kalınca, mirasın tamamıyla Allah’a ait olduğu, herkes tarafından ayan beyan görü­lecektir. Günümüzde de görülüyor.

İstanbulun tapusu bir zamanlar Bizans imparatoruna aitti. Derken Fa­tih geldi “Ver bakayım tapuyu dedi aldı. Ondan sonra onun çocuğuna kaldı, ondan sonra onun adamlarına kaldı derken, size kaldı. Ama sizden sonrada başkalarına kalacak. Her gelen bir avuç götürebilşeydi dünyadan, dünya kalmazdı. Kimse birşey götüremeden tekrar geldiği yere, yani top­raktan gelmişti toprağa dönüyor. Toprakta ayda, güneşte onundur. Öyley­se Allah’ın mülkünden alıyorsun, zaten buradan alıyorsunuz, buraya veri­yorsunuz. Mülk Rabbimin yani kendinizin malından birşey verdiğiniz yok.

Cimri adam akşam olunca mum yakmadan yatarmış. Birgün misafir gelmiş, akşam olup ev kararınca mumu yakmış. Mumdan bir damla dü­şermiş adamın gözünden iki damla düşermiş. İşte bunlar bu dünyada azab çekiyorlar.

Dünyada meyve vermeyen, çiçek açmayan, gölgesi olmayan ağacı kesip ateşte yakarlar.

Vermeyen insanda, kendi ateşini kendisi toplar gider.

Cimriye “camnımı malımmı?” demişler önce canımı alın demiş.

Cimriye “yiğit insanı tarif et” demişler O”yiğit kıtlık yıllarında kadın­ların açlıkdan çocuk düşürdüğü, çocukların feryadının arşa çıktığı bir za­manda yüreği titremeyen insandır” diyerek kendisini tarif etmiş.

Allah cimrilikten bizi korusun cömertlerden eylesin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır diyor. Allah (c.c.)[234]

(181) AndoIsunki Allah, “şüphesiz Allah fakir biz zenginiz” di­yenlerin sözünü işitti. Biz onların dediklerimde haksız yere peygam­berleri öldürmelerimde yazarız ve yakıcı azabı tadın deriz.

Burada yahudileri kasdediliyor. Allah için borç para verin karzı hasen yapın diyen Bakara suresinde geçen 245’nci ayeti kerime nazil olduğunda “Allah bizden borç istiyor. Demekki, Allah fakir, biz zenginiz” diyorlar. Halbuki Allah (c.c.) Allah için borç verinizden kasıt, mümin kardeşine vermek insana vermekdir. Yoksa Allah (c.c.) bu yerlerin, göğün, kaina­tın, altının, gümüşün yaradam onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Yağlı ka­zan, yağlı kazana taşmasın, yağlı kazan yağsız kazana taşsın diye emredi­yor, ve bunlar diyorlar ki “Allah fakirdir, biz zenginiz” işte bundan dolayı hesaba çekecek ve yakıcı azaba sokacak ve birde peygamberlerini öldür­melerinden dolayı azaba sokacak.

Bugünki yahudiler “Biz öldürmedik ki, öldürmüşse bile ecdadımız öldürmüşlerdir”. Peki Tevrat’ınızda olan o öldürme olayını siz tasvip edi­yor musunuz? Tevrat’ınıza iman ediyorsunuz. O öldürme olayını da tas­vip ediyor musunuz? Eeee haklıydı bizim ecdadımız. Haa haksız yere öl­dürülen bir insan ve onu öldüren şahsı diğerleri tasvip edecek olursa gü­nahını paylaşıyorlar demektir. Maide Sûresi’nin 32’nci ayetinde “Haksız yere bir kişi bir adam öldürürse, bir nefse karşılık olmaksızın -yani kısas olmaksızın- yeryüzünde de fesat çıkarmamış olsa buna rağmen bu adam Öldürülürse o bütün insanları öldürmüş gibidir.” buyurur. Yani suçsuz ye­re bir adam Öldürdü mü o adam bütün insanları öldürmüş gibidir.

Bu insanların tamamı devlete yetki vererek o insanın cezalandırılma­sında destek olmalıdırlar. Hepsine tecavüz yapılmış sayılır bu. Hani ammenin hukuku var diyoruz ya, amme hukuku taalluk etmiştir. Buna hu-kukullah diyoruz. Peygamberin haksız yere öldürülmesi sebebiyle bugün­kü yahudilerde o öldürme olayını tasvip ettikleri için, onun suçuna iştirak etmiş oluyorlar, ve azabı tadacaklardır. Biz Hz. Adem’den günümüze ka­dar mümin olsun, kâfir olsun haksız yere öldürülen hiçbir olayı gönülden tasvip etmeyiz.[235]

(182) Bu sizin kendi ellerinizin takdim ettiğinin karşılığıdır. Şüp­hesiz Allah kullarına zulmedici değildir.

Cehennem’e bu yahudiler arılıyorlarsa, yaptıkları sebebiyledir. Allah kişi yapmadan birşey vermez onlara. Hani suç ile ceza arasında denklik vardır ya, Allah (c.c.) buna işaret ediyor. Yaptığınızın karşılığını bulacak­sınız. Yoksa zulmedici değildir. Zulüm zaten haddi aşmaktır. Yani onla­rın suçundan fazla ceza vermek bir zulümdür. Eksik verebilir çünkü affe­dicidir. Mümin günahından dolayı Cehennem’de yanabilir. Rabbim affet-memiştir. Ama Allah (c.c.) şirk hariç diğer bütün günahları avf edeceğini bildirir.

Yaptığı bir iyiliğin karşılığını 10 kat, 700 kat ve daha fazlasıyla mü­kafatlandıracağını bildirir. Mümin için bu, kâfir için ise yaptığının tam karşılığını verecektir. Ve ona zulüm etmeyecektir. Fazladan ceza verme­yeceğini Allah (c.c.) bu âyeti kerimesiyle haber veriyor.Tefsir derslerimi­ze İlk nazil olan Alak suresinden başladık.

O zaman gördük ki, ilk sûrelerde ilk âyetlerde Cehennem üzerinde fazla duruluyor. Biz de her yazımızda her konuşmamızda makalemizde, t hitabımızda, buna biraz değinmemizde fayda vardır. “Cemaatı kaçırırız hocam” diyorlar. Bizde Cehennem’i gündeme getirmeden Cenneti günde­me getireceğiz, Cennet’in nimetleri Kur’an-ı Kerim’de fazla anılıyor. Ama Cehennem’de ara ara veriliyor. Çünkü bu insanların kursaklarına giren haramların geriye çıkması, Cehennem korkusuyla olabilir. “Cennet’in ni­metleri veresiye, Ben peşine bakarım, veresiyeye bakmam” diyor. Ama

Cehennem’in alevinin korkusu yüreğine giriverecek olursa durum değişe­biliyor. Onun için deneyin, hep haramla, rüşvetle, imansızlıkla uğraşan insanlara, oğlum bunun ahirette yanması vardır. Katran kazanlarının içe­risinde, ateş tabutlarının içerisine gireceksin, yanacaksın deyin. “Fazla derine dalmayalım” diyor, adam. Yüreğine bir korku giriveriyor. Onun için bazı inşalara bunların hatırlatılmasında fayda vardır.[236]

(183) “Şüphesiz kendisini ateşin yediği kurban getirilinceye ka­dar hiçbir peygambere inanmamayı Allah bize emretti” diyenlere deki: “Benden önce size apaçık delillerle ve sizin söylediğiniz (kur­banca peygamberler geldi. Eğer doğru söylüyorsanız niçin onları öl­dürdünüz?”

İmansızlar inkârlarına gerekçe arıyorlar. Maide Sûresi’nin 27’nci âyetinde anlatılan kurbanın kabul edilmesi olayında, kurbanı ateşin yaktı­ğı haber verilmekte.

Yahudiler aynı olayın tekrarlanmasını istiyorlar. Halbuki kendi oku­dukları muharref Tevrat’ta istedikleri mucizeyi gösteren peygamberleri öldürdüklerini yazar.[237] Kur’an-ı Kerim yahudilerin o mucize gösteren peygamberleri öldürdüklerini haber veriyor.

Tevrat’ta yazmayan şeyi varmış gibi söyleyen, kendi peygamberleri hakkında yalan söyleyen, Allah’ın âyetlerini yalanlayan Yahudiler’den doğru söz beklemek, veya sizi doğrulamasını istemek hata olur.

“Hocam yahudi ile alışveriş yapıyorum. 20 senedir çeksiz, senetsiz, açık hesap milyarlar dönüyor. Hiç sözünde durmadığını görmedim” diyen bir hacı geçenlerde hastahaneye kaldırılmış. Yirmibeş sene dürüst çalışan

yahudi kendisi dericileri, oğlu da sarrafları büyük miktarda para toplaya­rak İsrail’e uçmuşlar. Hacıyı da hastahaneye kaldırmışlar.”

Rabbime ve peygamberime inanmayan insan bana inanmış hiç önemi yok.

Sizi çok sevdiğini söyleyerek ticari, siyasi çıkar peşinde olanlara di­nimi seversen, kitabımı seversen veririm deyiniz.[238]

(184) Eğer seni yalanhyoryarsa,senden önce deliller sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberlerde yalanlanmıştı.Peygamber

Efendimiz teselli ediliyor. Yalanlanan yalnız sen değilsin. Senden önce kitap getiren sahifelerle gelen peygamberler de yalanlanmış ti.

Bu âyet bize de moral veriyor. Kavmi arasında 950 sene kalan Nuh (A.S)’a inanmışız biz. Bizi yalanlasalar ne çıkar. Kovsalar, hapse atsalar, ateşe atsalar ne çıkar. Ateşin içinden İbrahim gibi devlete geçmek var. Yusuf gibi hapishaneden devlet başkanlığına geçmek var. Denizin için­den Tih Sahrası’nda Musa gibi devlet kurmak var.

Yerinizden yurdunuzdan çıkarırlarsa Medine’de devlet kurmak var.[239]

(185) Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı mutlaka ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete gir-dirilirse o kurtulmuştur. Dünya hayatı aldanma metaından başka bir

şey değildir.

Dünya yaratıldığında kaç Jonsa, şimdi yine o kadardır. Üzerine beş milyar insan bindi ağırlaştı denemez. Çünkü o beş milyar insan, topraktan yetişen şeylerle o hale geldi.

Ölünce topraktan aldıklarım geri verecek, herkes ölümü tadacak, akıllı adam, kurtuluşa eren adam, kazançlı adam Cehennem’den paçayı kurtarıp Cennet’i kazanabilen adamdır.

Ölümden korkmayın ölüm için amel hazırlamaya bakın.[240]

(186) Andolsun ki, mallarınız ve canlarınızla imtihan edileceksi­niz ve sizden önce kitap verilenlerle Allah’a ortak koşanlardan bir­çok üzücü şeyler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız şüphesiz bu işlere karşı bir azm (karar ve sebat alâmeti)dir.

Mallarımız, çocuklarımız ve canlarımız bu dünya salonunda imtihan sorularımızdir.

Düşmanlarımızda bizi imtihanda başarılı olmasınlar diye radyo, tele­vizyon ve basın yoluyla sataşan, yanıltan, eziyet eden eııgellerimizdir.Mallarımızı helâl yoldan kazanıp Kur’an’m belirttiği yerde harcaya­lım. Çocuklarımızı Cennet delikanlısı olacak şekilde tertemiz yetiştirelim.Canlarımızı haramlardan uzaklaştırıp Cennet’e hazırlayalım. Bunun için bütün zorluk ve mahrumiyetler karşısında yılmadan yürüyeceğiz. Yürürken Allah’ın emirlerini gözeterek yürürsek işlerin en büyüğünü yapmış oluruz.[241]

(187) Hani Allah, kitap verilenlerden, “onu insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye söz almıştı. Onlar onu arkalarına attılar ve az bir para karşılığında onu sattılar. Ne kötü bir alışveriş yaptılar.

Tevrat’ı gizlememeleri, insanlara apaçık anlatmaları için Allah, kitap ehlinden söz aldığını, ancak kitap ehlinin sözünde durmayıp âyetleri para karşılığında sattıklarını haber verir. Söz alma olayını Tevrat, Tesniye 4/2, 6/4, 9’da anlatır.

Rabbimiz bu haberi bize bildirirken bizim de aynı duruma düşmeme­mizi ister. Günümüzde âyetleri laik ve demokratların hoşuna gidecek şe­kilde yorumlayanları gördük. Bunları da din adına yaptıklarını söylüyor­lar. Neuzübillah.[242]

(188) Yaptıklarıyla sevinen, yapmadıklarıyla övülmeyi sevenleri, azaptan kurtulacak sanma. Onlar için acıklı azap vardır.

Allah’ın âyetlerini, makam, mevki, para veya işkenceden kurtulma karşılığında hakim güçlerin hoşuna gidecek şekilde yorumlar yapanlar, bu yaptıklarıyla ne kadar öğündüklerini, bende gözlerimle gördüm. Yaptıklarıyla gururlandıkları gibi yapmadıklarıyla öğülmekten de hoşlanıyorlar. Onların bu itibarlı durumlarına bakarak aldanmayın, onlar Allah’ın azabından kurtulamazlar.[243]

(189) Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. Allah, herşeye kadirdir.

Mülk Allah’ın, O herşeye gücü yeter. Öyle ise ne diye Allanın dinini yayma bahanesiyle bozuyorsunuz. Dinimi yürürlükten kaldıranlara İs­lam’a ulaştıracağız diye, İslam dinini eğip büküyorsunuz? Bu adamlar di­nin doğrusuna inanmıyorlar. Senin eğrine mi inanacaklar?[244]

(190) Şüphesiz göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün birbiri ardından gelişinde akıl sahipleri için âyetler (ibretli deliller) vardır.

Dünya yaratılahdan bugüne kadar geceyle gündüz ardarda geliyorlar ve saniye ileri veya geri kalmıyorlar.

Dünyada en pahalı saat hata yapıyor, ama geceyle gündüz hata yapmı­yor. Göklerde ve yerde yaratılanlar arasındaki dengede Allah’ın varlığını ve de birliğini anlatmaktadır.

Tabiiki bunu anlamak için akıl sahibi olmak lazım. Allah’ın yarattığı maddelerle ve Allah’ın verdiği akılla uzay aracı ya­pıp ay’a gittiği halde Allah’ı bir, peygamberi hak, Kur’an’i kitap olarak ka­bul etmeyen adama akıllı demek mümkün değil.

Hiçbir zaman sönmeyecek olan Cehennem ateşine hızlı yetişebilmek için araç yapmak akıllılık değildir.

Akıllı insan, aklının Allah tarafından yaratıldığını, araçların ana mad­delerinin Allah tarafından yaratıldığını, Allah’ın koyduğu tabiat kanunla­rına uyarak ay’a gittiğini kavrayan ve hızlı olarak Cennet’e koşan insan­dır.

Tabiat kanunlarında hiçbir eksiği olmayan Allanın Kur’an’da indirdiği kanunlarında da eksikliğinin olmayacağım bilendir akıllı adam.

İnsanların yaptığı ampulün patladığı gibi insanların yaptığı kanunların da çatlayacağını, Allah’ın yaktığı güneş gibi Allah’ın Kur’an’daki kanun­larının kıyamete kadar parlayacağını düşünendir akıllı adam.[245]

(191) Onlar (akıl sahipleri) ayakta, otururken, yanları üstünde (yatar) iken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaradılışı hak­kında düşünürler: “Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın, sen münezzehsin, bizi ateşin azabından koru.” (derler)

O akıllı adamlar, canına ten elbisesini et ve damarlarla dokuyup giydi­ren, gören göz, işiten kulak veren Allah’a şükür makamında ayakta, otu­rarak, yattığı yerden zikir yapar ve yaratılanları tefekkür eder.

Namazını ayakta kılamazsa oturarak kılar. Oturamazsa yattığı yerden kılar. Yaratılan herşey bir veya birçok hikmete binaen yaratılmıştır. En sevmediğimiz domuz, onun da tabiatta gördüğü hizmetler vardır. Boşuna birşey yaratılmamıştır.

Ya Rabbi, seni teşbih ederiz. Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Sen bizi ateşin azabından koru.[246]

(192) Ey Rabbimiz, şüphesiz sen kimi ateşe sokarsan onu rezil et­miş olursun. Zalimlerin hiçbir yardımcıları yoktur.

Allah’ın yardım etmediğine kimse yardım edemez. Ahirette zalimler Cehennem’e atıldıklarında alçalmanın, rüsvaylığın en kötüsüyle karşılaşa­caklardır ve sonu gelmez zamanlarda yanacaklardır.

Mümin ise bu dünyada en kötü belalarla karşilaşsa bile ömrünün bir sonu vardır.[247]

(193) Ey Rabbimiz, gerçekten biz “Rabbinize iman edin” diye imana çağıran çağırıcıyı işittik ve iman ettik. Rabbimiz, bizim gü­nahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi iyilerle beraber öldür.

Dünyanın en sapa yerinde kum yığınlarının çevrelediği ot bitmeyen arazi üzerinde Allah adına insanları çağıran davetçinin sesi 1400 seneyi delerek çok şükür bize kadar geldi ve bizde hamdolsun Amenna inan­dık, iman ettik diye dil ile ikrar, kalp ile tasdik ettik.

Uydu aracılığı olmadan, hoparlörsüz, mikrafonsuz 1400 sene öncesi­nin davetçisinin sesini bize ulaştıran Allah’a hamdederek, İslam’i hizmet­lerde yapamadıklarımız için, yaptıklarımızdaki hatalarımız için ondan af istiyoruz. Günahlarımızı affetmesini ve bizi iyilerle beraber iyi şekilde öldürmesini istiyoruz.[248]

(194) Ey Rabbimiz, peygamberlerine karşı bize vaddettiklerini bi­ze ver ve bizi kıyamet gününde rusvay etme. Şüphesiz sen sözünden dönmezsin.

Ve duamıza devam ediyoruz. Ey Rabbimiz bize vadettiğin Cennet’i ver. Kıyamet günü bizi rusvay eyleme.

Rabbimiz dua etmemizi istiyor. Nasıl dua edeceğimizi de o öğretiyor.[249]

(195) Rableri onlara şöyle cevap verdi: “Şüphesiz ben birbiriniz­den meydana gelen, sizden erkek ve kadından amel eden hiçbir kim­senin amelini boşa çıkarmayacağım. Hicret (göç) eden, yurtlarından çıkarılan, benim yolumda eziyet çeken, harpeden ve öldürülenlerin kötülüklerini mutlaka örteceğim ve mutlaka onları, Allah katından bir mükafat olmak üzere altından ırmaklar akan Cennet’lere koya­cağım. Mükfatın güzeli Allah katındadır.”

Rabbinıiz dua edenin duasının kabul edileceğini, amellerin zayi olma­yacağını, bunları kabul ederken erkek-kadin ayrımı yapmayacağını, bi­zim birbirimizden olduğumuzu haber verir.

Allah katında erkek-kadın ayırımı yoktur. Herkes ameli, itilası oranın­da Rab’bine yaklaşır. Tahrim Sûresi’nin on ve onbirinci âyetlerde firavu­nun kâfir olduğunu hanımının iman ettiğini, Nuh ve Lut’un peygamber olduğunu, hanımlarının kâfire olduğunu haber verir.

Hicrette, cihadda, Allah yolunda eziyette, o yolda ölme ve öldürmede Allah tarafından mükafatlandırılacağım ve herkesin yaptığının karşılığını en güzel şekilde alacağını haber verir.[250]

(196) Kâfirlerin ülkelerde refah için dolaşması sakın seni aldat­masın.[251]

(197) Az bir faydalanmadır. Sonunda sığınacakları yer Cehennem’dir. O ne kötü bir yataktır.

Zuhruf Sûresi’nin 33-34’ncü âyetlerinde açıklandığı gibi kâfirlerin ev­lerinin çatısı merdivenleri, kapıları gümüşten olsa ve altınla da süslense mümin insan ceylan avına giderken serçeye bakmadığı gibi Cennete doğ­ru yürürken kâfirin küfrüne imrenmeyecek ve kendini altınla kandırma­yacak. Altına sahip olsun ama geminin su üzerinde giderken, suyu içine alırsa battığı gibi dünya üzerinde yürü, altının gümüşün üstünde yürü fa­kat gönlünün içine alma.[252]

(198) Ancak Rablerinden sakınanların (gelince) onlara Allah ka­tından ziyafetler, içinde ebedi olarak kalacakları altından ırmaklar akan Cennetler vardır. Allah katında olanlar, iyiler için daha iyidir..

Kâfirlerin elindeki imkânlara imrenip küfre eğilmeyen imanında sabit kalan, takva üzere hayat yaşayan müminlere Rabbimiz, altından ırmaklar akan Cennet’te ikramda bulunacağım ve o ikramm sonunun germeyeceği­ni, devam edeceğini, Allah katından verilenlerin kâfirlerin elindekilerden daha hayırlı olduğunu haber verir.

Günümüzde bu 196’ncı âyete riayet etmeyen birçok insan var. Batının elindeki teknolojinin getirdiği sosyal refaha bakarak kendi dininden uzaklaşanlar var. Rabbimiz bizi bu konuda uyarıyor.[253]

(199) Şüphesiz kitaplılardan Allah’a büyük saygı göstererek, Al­lah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene inananlar vardır. On­lar Allah’ın âyetlerini az bir para karşılığında satmazlar. İşte onların

mükafatı Rableri kalındadır. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.

Ehli Kitab’ın Cennet’e gitmesinin yolunu gösteriyor Rabbimiz. Pey­gamber Efendimiz’e indirilen ve bir de kendilerine indirilen kitaba iman eden Allah’a huşu içinde itaat eden, ve de Allah’ın âyetlerini para karşılı­ğında satmayanların Cennet’e gideceğini haber verir.

Tefsirimizin 1/143’ncü sahifede de açıkladığımız gibi “Bugünkü Ya­hudi ve Hristiyanlar Cennet’e gidecektir” diyenler kendileri bir cennet yapmışlarsa oraya alsınlar. Ancak Allah’ın Cenneti’ne, Allah kimleri ne şartla alacağını bildirmiş. Bu âyette de Peygamber Efendimiz’e indirilen kitaba imanı şart koşuyor.[254]

(200) Ey iman edenler, sabredin, sabır yarışı edin, (ehli İslam sını­rında) vatanı savunun, Allah’tan sakının ki, kurtuluşa erişesiniz.

Sabredin, ibadetleri yerine getirirken sabredin. Haramlardan kaçınır­ken sabredin. Elinizi bir defa uzatsanız sülaleniz haram yoldan zengin olacak, ama sabredin. Harama el uzatmayın. Bir imza atsanız veya boyun eğseniz haramiler sizi altına boğacak ama sabredin. Helalini isteyin.

“Sabırda yarış edin” Timur’a sormuşlar; “Herkesi mağlup ediyorsun. Yıldırım Beyazıd’ı bile yendin, bu nasıl oluyor?” demişler. Timur, soran adamın parmağını kendi ağzına almış. Kendi parmağını da karşısındaki­nin ağzına vermiş. İkiside ısırmaya başlamışlar. Soran adamın parmağı acıyınca ‘aaaaa’ diye bağırmış. Timur kendi parmağını kurtarmış ama Ti­mur karşidakinin parmağını ısırmaya devam etmiş. Biraz sonra bırakmış ve ‘işte harp budur. Sabretmeyen kaybeder. Bağırman benim parmağıma fayda verdi.'” demiş.

Küfürle mücadelemizde son ana geldik, sabredin.

Ve de birbirinize kenetlenin.Bir binanın tuğlaları gibi birbirinizi tuta­rak kendinizi koruyun. Siyasi, ekonomik, her sahada birbirimize bağlılı­ğımızı göstermeliyiz.

Rabıta: Mü’minlerin önce gönüllerini birbirine bağlayıp iyivekötü durumlarda aynı anda ayrı yerlerde aynı tepkiyi göstermeleridir

Rabıta:Mü’minlerin canlarını, mallarını, unvanlarını, rütbelerini, birbi­rine kenetleyerek İslama hizmet yolunda kullanmaktır.

Kurtuluşa ermek için içimizi Hak, dışımızı halk için süslemeliyiz. Bu dünya yüzünde dikenli arazide yürüyen insanın ayağına diken batmasın diye dikkat etmesi gibi gözümüzün, gönlümüzün, dilimizin, elimizin, kulağımızın haramlara bulaşmaması için dikkatli yürümeliyiz. Allah yar­dımcımız olsun. Amin.

Kuran

Ali İmran Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.