Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Az Bulutlu
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Pts 14°C
Sal 16°C
Çar 16°C
Per 12°C

24 – Nur Suresi | Şifa Tefsiri

Beyhaki’nin (Delailü-n-Nübüvve 4145 de) haber verdiğine göre Hicretin beşinci yılında meydana gelen “Beni Müstalik, diğer adıyla Müreysi” gazvesinden hemen sonra “Nur suresi” nazil olmuştur,

24 – Nur Suresi | Şifa Tefsiri

Nur Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Altmışdört ayetten meydana gelen bu sure; ceza yasamızın bir bölü­münü, ahlak kurallarını, adabı muaşeret dediğimiz sosyal ilişkilerimizi, kapı çalmanın adabını, insanın iffetini, izzetini nasıl koruyacağını, iffete dokunan sözler söyleyerek şahıslara hakaret edenlerin cezasını bize öğretir.[1]

1- Bu, indirdiğimiz ve (ahkamını) size farz kıldığımız bir suredir. Öğüt alırsınız diye onda apaçık ayetler indirdik.

Sûre’yi indiren Allah (c.c.), ayetleriyle; emrettikleri ve yasakladık­ları hükümlere uymamızın farz olduğunu, hükümlerinin kesin ve açık seçik olduğunu bildirdikten sonra;[2]

2- Zina eden kadınla, zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vu­run. Eğer Allah’a ve ahirete iman ediyorsanız, Allah’ın dininde (ceza ve kanunda) sizi o ikisine karşı acıma duygusu tutmasın. İkisinin cezasına mü’minlerden bir grup şahid olsun.

Zinanın ahlaka aykırı olduğunu, zina yapanlar dahi bilmektedir. Altı milyar insan zinanın kötü olduğunu kabul eder. Ancak bu kötülüğü önle­mede başvurulan yöntemler devletlerin, aşiretlerin, kavim ve kabile­lerin kültür yapısına göre değişmektedir. Yahudilerin Talmud’unda[3] kızın yakılması, erkeğin boğulması cezası verildiğini. Hinduların Aşlak’ında[4] yakma cezası verildiği, Hristiyanlarda ise ahlaken kötü kabul edildiği fakat ceza gerekmediği yönündedir.[5]

Bu suçların cezasını belirleme hakkı insanlara verilirse; aynı suç bi­rinde yakmakla cezalandırılırken, öbür toplumda çağdaşlığın göstergesi olabilir. Onun için Allah (c.c.) ayetleri kendisinin indirdiğini ve ahka­mını bildirdiğini haber verir.

Zina: Mülk veya mülkiyet şüphesi olmadan erkek ve kadının önden cinsel ilişkide bulunmasıdır, Yani bir kadınla er­keğin nikah akdi olmadan kendi iradeleriyle Önden cinsel ilişkide bu­lunma halidir.

Bu suçu işleyenler dört tane erkek şahit tarafından aynı anda görüle­cekler. Bu dört erkek şahid, adil, ergenlik çağına gelmiş ve aklı başında olacak. Yalancının, delinin ve çocuğun şahitliğiyle bu ayette belirtilen had cezası uygulanmaz.

Adil, akıllı, ergenlik çağına gelmiş dört erkek şahid, “Biz bunları aynı yatakda yatarken gördük” demeleri had cezası için yeterli değildir. Bu durumda görülenlere ta’zir cezası verilir. Had cezası verilmez. Yani bu ayette belirlenen ceza verilmez.

Zina suçunun sabit olması için dört şahit, erkekle kadının cinsel or­ganlarını içice görecekler. “Bu durumun da görülmesi mümkün değil” denirse, zaten İslam hukukunda asıl olan cezalandırmak değildir.

Zina’nın tarifinden de anlaşılacağı gibi kadının kadınla olan cinsel ilişkisi, erkeğin erkekle olan ilişkisi bu ayette belirtilen suç ve cezanın dışında kalır. Çünkü ayette “zina eden kadınla, zina eden erkek” ifadesi vardır. Ayrıca bu ifadelerden zina edenlerin kendi hür iradeleriyle ya­parlarsa ceza alacakları anlaşılır. Zorla, zina haline zorlanan ceza­landırılmaz.

Bir erkek zorla bir kadına tecavüz etse kadın suçsuzdur. Bunun ak­side olabilir. Kadın zorla bir erkeğe tecavüz etse bu takdirde erkek suçsuzdur. Kendi cinsiyle ilişkide bulunanlar bu ayette belirlenen suç ve cezanın dışında kalır. Yani had cezası uygulanmaz, ama ta’zir cezası uygulanır.Ta’zir: Hakkında belirli bir ceza olmayan suçlardan takdir ve tatbik ettiği cezadır.

Kur’an ve sünnette cezası belirlenmeyen, fakat kötü olduğu, suç ol­duğu, günah olduğu bildirilen suçları işleyenleri hakim bu suçlardan vazgeçirmek için suçlunun haleti ruhiyesini de gözeterek takdir ettiği cezadır.[6]

Had cezasını ağır görenler yukardaki şartları göz önüne getirsinler. Bugüne kadar dört erkek şahidin, tarif edildiği şekilde zina suçunu gör­düğü olmamıştır. Efendimiz donminde zina suçundan cezalandırılanlar kendi itiraflarıyla cezalandırılmışlardır.

“Feclidü” kelimesinden hukukçularımız zina suçu işleyen ve itiraf eden veya dört şahidle isbat edilen kişiye vurulan değnek derinin altın­daki eti ezmeyecek şekilde vurulacağını ifade etmişler. Kafasına, yü­züne ve avret mahalline vurulmayacak. Vuran kişi kolunu kaldırınca koltuk altı görünmeyecek. Yani gerinerek hızlı vurmayacak. Aynı yere üstüste vurmayacak.

İslamın büyük günah saydığı zina suçunu işleyenlere verdiği cezanın tatbikini ağır bulan ve tenkid edenler 21 nci yüzyıla girerken en medeni kabul ettikleri Amerikada polislerin trafik suçu işleyen bir zenciyi dö­verek öldürdüğünü bütün dünya televizyonlardan izledi. Sınırdan vize­siz girmeye çalışan Meksikalı bir kadını Amerikan polisi nasıl copla doğduğunu dünya televizyondan izledi. Karakollarda iğdiş edilen, sakat bırakılan, öldürülen insanların sayısı milyonları aştı.

Recm’le ilgili Kur’an-ı Kerimde hiçbir ayet yoktur. Ancak sünnette vardır. Hadis kaynaklarındaki yerleri:

Buharı Kitabül Hudud, Kaviler: Cabir ile ibni Abbas

Müslim Kitabül Hudud, Raviler: İbni Abbas, Büreyde, Ebu Said

Ebu Davud Kitabül Hudud, Raviler: Ebu Hureyre, Nuay b. Hezzal

Tirmizi Hadis no: 1428, Ravi: Ebu Hureyre

Nesai Kitabül Cenah, Ravi: Cabir b. Abdullah

Müsnedi Ahmed 11245, 313,328 Abdullah b. Abbas

Müsnedi Ahmed 21286, 287, 450 Ebu Hureyre

Müsnedi Ahmed 3/323 Cabir b. Abdullah

Sûre: 24 NUR SÛRESİ 355

Müsnedi Ahmed 51216, 217 Nuaym b. Hezzal

Müsnedi Ahmed 5/347,348 Büreyde b. Hasıyb

Musannefi İbni Ebi Şeyhe 10/18

İbni Mace Kitabül Hudud hadis no: 2554 Ebu Hureyre

Müstedreki Hakim 4/363 Ebu Hureyre

Dar imi 2/176 Cabir b. Semura

İbni Carud 883 ‘

“Allah’a ve ahirete iman ediyorsanız” ifadesiyle emirleri yerine ge­tirmenin sevap olduğu gibi cezaların afvı mümkün değilse cezalandırıl­manın da imanın gereği olduğunu ifade eder.

Allah’ın koyduğu cezaları çok bularak Allah’dan daha merhametli olma sevdasına kapılarak dinden çıkmayalım. Veya daha az bularak dinden çıkmayalım.

Ferd olarak ceza çekene acıyabiliriz. Yürekden yanabiliriz. Fakat bu hakimin hükmünü etkilememeli ve hukukun gereğini yerine getirmelidir. Ayette cezanın tatbiki esnasında bir taifenin hazır bulunması isten­mektedir.

Günümüzde hapishanelerde yapılan işkenceler sinema filimlerine konu oldu. Karakollarda kırılan kollar siyasilere “şeffaf devlet” terimini getirdi. Dinimiz, yöneticilerin ceza vermesini bile sivil toplumun önünde yapmasını emretmektedir. Bu toplum en az dört kişi olmalıdn\ Gösteri haline de dönüştürülmemeli. Teşhirin toplumda suç işleme meylini azalttığı bütün otoritelerce bilinen bir durumdur.[7]

3- Zina eden bir erkek, zina eden bir kadın veya puta tapan bir ka­dından başkasını nikah etmez. Zina eden bir kadında zina eden bir erkek veya puta tapan bir erkekden başkasını nikah etmez. İşte bu mü’-minlere haranı kılındı.

Zina suçunun kötülüğünü açıklıyor. Bakara suresinin 221. ayetinde müşrik erkek ve müşrike kadınla mü’minlerin evlenmesini yasaklamıştı. Bu ayet zina eden birinin ancak müşrik veya zinakar birine layık olduğunu ifade ediyor.

Ancak zina eden erkek veya kadın tevbe eder yaptıklarına son verir­lerse geçmişlerine- bakılmaz ve nikahları sahih olur.[8]

4- İffetli kadınlara (zina iftirası) atıp sonrada dört şahit getiremeyen­lere seksen değnek vurun ve onların şahitliğini ebediyen kabul etmeyin. İşte onlar fası klann ta kendisidir.

5- Ancak tevbe edip İslah olanlar hariç. Şüphesiz Allah Gafurdur, Rahimdir.

Yolda giderken biri üzerinize tükürse kızarsınız veya yolda giderken biri camdan üzerinize evinin çöpünü döküp sizi kirletse üzülür ve kı­zarsınız. Halbuki kirlenen bedeninizin dış tarafıdır.

iffetinize yapılan iftira ise iç dünyanızı kirletir. Asıl olanda içinizin süsü olan iffetinizdir.

Şeyh Galib’in:

“Hoşça bak zatına kim zübdei alemsin sen

Merdumi didei ekvan olan ademsin sen.”

dediği gibi alemin özü, evren gözünün gözbebeği olan iffetli insan kirletilmemeli.

Zinadan uzak durmalı. Zinadan uzak duran mü’min kadın ve erkeğe zina iftirasında bulunmamalı.

Muhsan: Müslüman, hür, akıllı, ergenlik çağına gelmiş, iffetli insana denir.

Böyle bir insana zina İftirası yapan, eğer dört şahidle zina suçunu isbat edemezse seksen değnekle cezalandırılır, ve ölünceye kadar şa-hidliği kabul edilmez.

Ancak tevbe edip ıslah olurlar, iftira etliği insanlara iftira ettiğini açıklarlarsa fasıklıktan kurtulurlar, ve Allah’da günahlarını afveder.

İmam-ı Şafii;[9] zina iftirasında bulunan kişinin tevbe ettiğinde şahitliğinin kabul edileceğini söyler. İnsanların yaptığı hukukda, şahsa yapılan hakaretlerde tazminat davaları açılabiliyor ve ha­karet eden para cezasına çarptırılıyor. Buda vatandaşlar arasındaki eşitlik ilkesini ortadan kaldırıyor.

Son günlerde çok zengin bir milletvekili başbakana hakaret ediyor. Hakimin takdir ettiği para cezası bir memura veya küçük esnafa göre çok fazla ama bu zengin milletvekiline göre çok az olduğu için para ce­zasını öderken aynı hakareti yine yapıyor.

İslam hukukunda insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler ve eşit ce­zaya çarptırılırlar.

İffetini korumuş, Müslüman, hür, aklı başında, ergenlik çağma gel­miş bir insanın şahsiyetiyle oynamayı dinimiz büyük günahlardan saymış. Ahiretteki cezasından önce bu dünyada da cezalandırılmasını emretmiştir. “Kılınç yarası geçer, dil yarası geçmez” atasözümüz bunu çok güzel ifade etmiştir.

Şahitliği kabul edilen, hür, akıllı ve ergenlik yaşındaki bir kadın veya erkek yine bu vasıflara sahip bir erkek veya kadına, zina ettiği iftirasını açık kelimelerle söyler. Bu söylediğini dört şahitle isbat edemezse, bu iftirayı yapan, seksen değnek vurulmak suretiyle cezalandırılır.

Ayette “iffetli kadınlara” kelimesini kullanmış ama hüküm hem ka­dınlar, hemde erkekler içindir. Yani bir erkeğe zina iftirasında bulunan insan erkek veya kadın olsa yinede cezalandırılır.

İslam hukukunda tazminat davaları fıkıh kitaplarımızın ilgili bölümle­rinde açıklanmıştır. Mala ve bedene yapılan zararların bedeli, diyeti veya kısası maddi cezalardır.

Şahsiyete yapılan suçların cezalan ise parayla ölçülemeyeceğinden para cezası yerine suçluya had cezası vermiştir.[10]

6- Eşlerine (zina suçu) atıp kendisinden başka dört şahiti olmayan­lar, işte onların her birinin şahitliği, onun doğrulardan olduğuna dair dört defa Allah’a yemin etmesidir.

7- Beşincisinde “Eğer yalancılardan ise Allah’ın laneti onun(erkeğin) üzerine olsun” (dcmesidir.)

8- Kadınında dört defa: “Allah’a yemin ederek, o yalancılardandır” diye şahitlik yapması kadından cezayı kaldırır.

9- Beşincisinde: “Eğer o doğrulardan ise Allah’ın gazabı kendisi (kadının) üzerine olsun” (demesidir.)

10- “Eğer Allah’ın lütfü ve rahmeti üzerinize olmasaydı ve Allah tev-beleri çokça kabul eden hakim olmasaydı (ne olurdu haliniz.)

İkinci ayetin tefsirinde zina eden erkek ve kadının suçunun sabit ol­ması için gereken şartları anlatmıştık. Sahabeden biri Peygamber efen­dimize gelerek “Ya Rasülellah bir adam karısını zina ederken görse ve bunu söylese olmaz, çünkü dört şahidi yok, söylemese olmaz. Bunun çıkış yolu nedir?” dedi. Efendimiz sustu. Bunun üzerine bu altıncı ayet nazil oldu ve bu ayeti sorana okudu.[11] Bir kişi hanımının zina ettiğini görse ve onu öldürse cinayetten yargılanacak. Şahit aramaya gitse adam kaçacak. Hanımının zina etti­ğini söyleyerek dava açsa dört şahitle isbat edemediği için beşinci ayette açıklanan “kazf” cezasına çarptırılacak. Ses çıkarmasa içi içine sığmayacak, işte bu duruma bu ayet açıklık getirmiştir.

Hadis kitaplarımız hanımını zina ederken gören ve durumu Peygamber efendimize bildirip hukuki bir yol arayan sahabenin adını vermekteler. Bu sahabe eğer Müslüman olmamış olsaydı icabına bakar her ikisini de öldürürdü.

Sahabenin büyüklüğü burada ortaya çıkıyor. Meseleyi hukuk hallet­sin diyor. Ve bu ayet nazil oluyor. Hanımının zina ettiğini iddia eden erkek hakim huzurunda dört defa “Allah’a yemin ederek şahitlik yapa­rım ki, ona attığım sözde doğruyum” dedikten sonra “yalan söyleyen­lerden isem Allah’ın la’neti üzerime olsun” der.

Eğer hanımına zina isnadında bulunduktan sonra yemin etmekden kaçınırsa o zaman hanımına iftira etmekden 4. ayetin hükmüne göre cezalandırılır, ve kadına birşey sorulmaz.

Erkek yemin ederse kadına sorulur. Kadında dört defa “Allah’a ye­min ederek şahitlik yaparım ki, o yalancılardandır” dedikten sonra be­şincisinde “Eğer o doğru söylüyorsa Allah’ın gazabı benim üzerime ol­sun” dedikten sonra, hakim eşlerin arasına ayırır. Ve bunlar bir daha evlenemezler. Ancak erkek daha sonra “ben iftira etmiştim” derse had cezası tatbik edilir ve yeniden evlenmeleri mümkün olur.[12]

11- Şüphesiz (Hz. Aişeye) iftira getirenler sizden bir topluluktur. Siz onu (iftirayı) sizin için bir şer sanmayın. Tam aksine o sizin için hayırdır. Onlardan herkese günahdan kazandığı vardır. Onlardan iftiranın en büyüğünü idare edene de büyük azab vardır.

Hicretin beşinci yılında Beni Müstalık diğer adıyla Müreysi’ gazve­sinden dönerken bir konaklama yerinde Hz. Aişe validemiz ihtiyacını karşılamak için kafileden ayrılır. Döndüğünde kafilenin gittiğini görür. Hz. Aişe validemiz genç ve zayıf bir kadın olduğundan, hevdecini yük­leyenler hevdecin içinde olup olmadığını anlayamadılar.

Hz. Aişe validemiz konak yerine geldi ve “Herhalde beni aramaya gelirler” düşüncesiyle orada bekledi”,’uyuya kaldı. Kafilenin arkasından gelen ve kalanları toplamakla görevli olan Safvan b. Muattal, Hz. Aişe validemizi görünce “İnna lillahi ve inna ileyhi Raciun” dedi. Devesini çökertti ve Hz. Aişe validemiz bindi kafileye ulaştılar.

İslam birliğini harp meydanlarında dağıtmaya gücü yetmeyen müna­fıklar iftira kampanyasına başladılar. Hz. Aişe validemize iftira attılar. Bu iftiranın çalkantısı bir ay sürdü. Bu bir ay içinde Efendimizle Hz. Aişe validemizin ızdırabmı hadis kitapları genişçe naklediyorlar. Ben okurken ağladım. Nakletmeye yüreğim dayanmıyor. Ve bu ayetler Hz. Aişe validemizin temizliğini, iftiradan uzaklığını açıklıyor. Bu tür iftira­ların görünüşte zarar vereceğini zannederiz ama bu iftiranın dahi bir hayır olduğunu Kur’an haber veriyor.

Ayette Hz. Aişe validemizin “beraeti” bildirilince Hassan, Hamne, Mıstah ve münafık Abdullah b. Übey b. Selül 4. ayetin hükmüne göre had cezasına çarptırıldılar.

Bu iftira olayını nakleden kaynaklarımız:[13]

12- Onu (iftirayı) işittiğinizde mü’min erkekler ve mü’min kadınlar hüsnü zanda bulunup “bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez-miydi?

Herhangi bir konuda iddia sahibi iddiasını İslamın kabul ettiği isbat yollarıyla isbat etmedikçe söylediği ve iddia ettiği kötü söz ve davra­nışları kabul etmeyeceğiz. Kabul etmemekle kalmayacağız “Bu apaçık bir iftiradır” diyerek mü’mini koruyacağız. Burada yalnız o mü’mini de­ğil, toplum ahlakını da korumuş oluruz.

Hücurat suresinin beşinci ayetinde; fasık’ın haberini araştırmamız emredilmektedir. Günümüzde Yahudi tekelinde olan basın-yayın ajansları Müslümanları birbirine düşüren haberler yaymaktalar.

Yine Hücurat suresinin 12. ayetinde sui zandan kaçınmamız isten­mektedir. Bu ayettede Hüsnü zanda bulunmamız istenmektedir.

Bir hoca efendi, hanımı, oğlu ve gelini yolda giderlerken oğlu palto­sunu çıkarır ve üşümesin diye babasına giydirir. Babası paltoyu giyince şöyle bir koklar. Gelin, kocasına sorar, Baban paltoyu niçin kokladı? Kocası- Babam paltoya göz koydu der. Gelin kaynanasına sorar, Babam paltoyu niçin kokladı? Kaynana- Paltoda evlat kokusu var, onu kokladı. Gelin paltoyu koklayan kayın babasına niçin kokladığını sorar. Hoca- paltoda sigara kokusu var der.

Hoca doğrusunu bildiği için gerçeği o açıkladı. Ancak anne ile oğul içlerindekini ortaya çıkardılar. Annenin gönlü daha güzel, hassas, nazik ve analık inceliğini yansıtıyor.

Sarhoş gibi sallanarak giden, şişesini gazeteye sarıp evine doğru yorgun argın yürüyen insanı gördüğünüzde “Vay mübarek çok çalışmış yorulmuş. Çocuğuna süt almış evine gidiyor. Ayakta duracak hali kal­mamış” demeniz hüsnü zarıdır. O şişede şarap bile olsa, o adam da sarhoş olsa siz, yinede böyle düşündüğünüzden dolayı sevap alırsınız.[14]

13- Buna (iftiraya) dört şahit getirmeleri gerekmezmiydi? Eğer dört şahit getiremezlerse onlar Allah katında yalancıların ta kendisidirler.

Zina iftirasında bulunanlar dört şahidle isbat edemezlerse ahirette yalanlarının cezasını çekecekler. Ancak bu tür suçlar Hukukullaha ait olduğundan ve toplumu rencide ettiğinden bu dünyada da cezalarını çe­kerler. Dünyevi cezaları 4. ayette açıklanmıştı.[15]

14- Eğer dünyada ve ahirette size Allah’ın lütfü ve rahmeti olmasaydı içine daldığınız bu (iftira) nedeniyle size büyük bir azap dokunuldu.

Bu surenin 10, 14, 20, 21. ayetlerinde bu: “Allah’ın lütfü ve rahmeti olmasaydı” ifadesi tekrarlanmaktadır. Yani bu iftiraların mahiyeti, isbatı ve cezalan bildirilmeşeydi toplumunuz dağılır, ahlaksızlık yayılırdı. İnsanların koyduğu kanunlarla toplumun bugün ne duruma düştüğünü biz görüyor ve Allah’ın lütfü keremi olan kitabına sığmıyoruz.[16]

15- Hani siz onu (iftirayı birbirinizden) dillerinizle alıvermiştiniz ve onun hakkında hiçbir bilginiz olmadan ağızlarınızla söylemiştiniz. Onu (iftirayı) basit birşey zannettiniz. Halbuki o (iftira) Allah katında çok bü­yüktür.

Ağızdan çıkan kelimeler yaydan çıkan ok, namludan çıkan kurşun gibidir. Atmak elinizde ama tutmak ve geriye döndürmek elinizde de­ğildir.

Ağızdan çıkan yalan veya iftira görüntüde basit gibidir. Ama ailele­rin arasının açılması, milletlerin savaşa girmesi yetkililerin ağızlarından çıkan o basit birkaç kelimedendir.

Şair: “Söz ola kestire başı Söz ola kese savaşı” demiş.[17]

16- Onu (iftirayı) işittiğinizde “Bunu söylemek bize yakışmaz (Rabbimiz) seni tenzih ederiz. Bu büyük bir iftiradır” demeniz gerek-mezmiydi?

Mesnedsiz(dayanağı olmayan) sözler duyduğumuzda nasıl davra­nacağımızı öğretiyor. 12. ayette de ifade edildiği gibi mü’min kardeşleri­miz hakkında olumsuz şeyler duyduğumuzu bir başkasına nakletmeye­lim. Delilsiz, isbatsız ise “bu büyük bir iftiradır” diyelim. Kötülüğün ve kötü haberin yayılmasını engellemeliyiz.[18]

17- Eğer mü’min iseniz bunun gibisine (iftiraya) bir daha dönmeye-siniz diye Allah size nasihat ediyor.

18- Allah size ayetleri açıklıyor. Allah herşeyi bilendir, hükmünde hik­met sahibidir.

19- Mü’minler arasında fuhşun yayılmasını isteyenlere dünyada da, ahirette de acıklı azap vardır. Allah herşeyi bilir, siz bilemezsiniz.

20- Eğer Allah’ın lütfü ve rahmeti üzerinize olmasaydı ve Allah çok şef­katli ve merhametli olmasaydı (ne olurdu haliniz?)

Toplum içinde fuhşun yayılmasını isteyenler olabilir. En iffetli insan­lara zina iftirasında bulunarak onu yıpratmak ve fahişelere de meşru­iyet kazandırmak suretiyle fuhşu yaymak isterler.

Fahişe fuhşun kötü olduğunu bilirmiş, fakat en çok düşman olduğu şey iffet ve namusmuş. Eğer iffetli insanlar olmasa kendine fahişe gö­züyle bakılmayacakmış. Onun için iffetli insanlara da iftira ederlermiş..

Fuhşun yaygınlaşması için dergi, gazete, televizyonlardan yapılan özendirici yayınlara ilave olarak başörtülü bir kadını da teşhir ediyorlar. “İşte buda zina ederken basıldı” haberlerini abartarak yayınlıyorlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar bunlar bizim için şer gibi görünen hayırlar­dır. 11. ayette Rabbimiz bunun hayır olduğunu bildirdi. Ondokuzuncu ayette; “Allah herşeyi bilir, siz bilemezsiniz” buyurur.

Fuhşu teşvik eden söz, yazı, film, türkü, şarkı gibi her türlü faaliye­tin topluma ne gibi zararlar verdiğinin tamamını siz bilemezsiniz. Siz bir kısmını bilirsiniz. Belki nefsiniz ve şeytanınız bunların faydasını da söyleyiverir.

Şarabın ülkeye gelir getirdiğini savunan siyasiler çoğunlukta. Böyle giderse uyuşturucu imal edenlerde siyasete atılınca aynı şeyi savuna­caklar.

Batıda fuhuş sektörünü destekleyen siyasiler ve onların himaye­sinde iş bitiren insanlarla dolu. “Beyaz kadın ticareti” batının aydınlı­ğının ölçüsü oldu. Kadınları bu esaretten kurtarmaya çalışan Müslümanlar “gericilikle” “çağdışılıkla” suçlandılar. Olsun., Suçlansınlar.

Biz yine Allah’ın emri doğrultusunda hareket edersek satılan kadına da, satan politikacıya da mani olarak, yardım etmiş onları korumuş olu­ruz.[19]

21- Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa şüphesiz o fuhşu ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın lütfü ve rahmeti üzerinize olmasaydı sizden hiç birinizi ebedi­yen temizlemezdi. Ancak Allah dilediğini temizler. Allah herşeyi işiten, herşeyi bilendir.

Şeytan fuhşu, cimriliği, kötülüğü emreder. Bunları yapan şeytanın izinden gidenlerden olur. Allah (c.c.) neyi nasıl yapacağımızı bildirerek bizi temizlemek istemiştir.[20]

22- Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar, yakınlara, fakirlere ve Allah yolunda hicret edenlere (birşey) vermemeye yemin etmesinler. Afvetsinler ve görmezlikten gelsinler. Allah’ın sizi afvetmesini sevmez-misiniz? Allah Gafurdur, Rahimdir.

Aman ya Rabbi bu ne güzel bir.nasihat..! Hz. Ebu Bekir’in kızı, Efendimizin hanımı Hz. Aişeye iftira atıldığında bu iftirayı yayanlar ara­sında Mıstah’da vardı. Mıstah fakir bir insandı ve Hz. Ebu Bekir’in yar­dımıyla geçinirdi.

Hz. Ebu Bekir, kızının temiz olduğunu biliyordu. Hakkında ayet nazil olunca Mıstah’a yardım etmeyeceğine yemin etmişti.

İşte Rabbimiz o iftiracılara yardım edilmesini istemektedir. Afvetmelerini, görmezlikden gelmelerini istemektedir. Afvedenin afvedileceği vurgulanmaktadır.[21]

23- İffetli, ( zinadan ) habersiz kadınlara (zina iftirası) atanlar dün­yada da, ahirette de lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır.

24- Ogün dilleri, elleri ve ayakları yaptıkları hakkında aleyhlerinde şa­hitlik edecektir.

25- Ogünde Allah onlara gerçek cezalarını tam olarak verir ve bilirlerki Allah, apaçık hakkın ta kendisidir.

Buhari,[22] Ebu Davud, “vesaya hadis”2864 de rivayet ettiği bir hadisde Efendimiz: “Helak eden yedi şeyden sakının” dedi. Onlar nelerdir Ya Rasulellah denildi. Efendimiz: “Allah’a ortak koşmak, sihir, haksız yere adam öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, harpden kaçmak ve herşeyden habersiz mü’min kadınlara zina iftirasında bulunmak” bu­yurdu.

Saf, temiz, iffetli insanlara iftira atanlar cezalarını çekeceklerdir. Yaptıklarına elleri, dilleri, ayakları şahitlik yapacaktır. Elinin, ayağının,-dilinin yanmasını istemeyenler, insanları incitecek sözleri söylemekten sakınsınlar.[23]

26- Kötü (söz, davranış ve kadın)ler kötü erkeklere layıktır. Kötü (söz, davranış ve erkek)ler kötü kadınlara layıktır. İyi (söz, davranış ve kadın)ler iyi erkeklere layıktır, İyi (söz, davranış ve erkek)ler iyi kadın­lara layıktır. İşte onlar (Hz. Peygamber, Hz. Aişe ve Hz. Safvan) bunla­rın söylediği (iftiraları)ndan uzaktırlar. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.

Köpeğe kemik, ata ot yaraşır. “Kötü söz sahibine yakışır” deriz. İffetli insanlara kara çalmak isteyenler kendi karalarını sıçratırlar.

Kötü kadınlar kötü erkeklere layıktırlar. Ancak beşinci ayette açık­landığı gibi tevbe edenler temizlenmiş sayılırlar. “Günahına tevbe eden günah işlememiş gibidir.”

Temiz kadınlar temiz erkeklere layıktır. Kızlarımızı ve oğlanlarımızı içleriyle, dışlarıyla, şirkden, isyandan, günahdarç uzak olarak yetiştire­lim. Zararlı otlardan temizlenmiş tarladan iyi mahsul alındığı gibi ter­temiz, imanlı, iffetli erkek ve kadından da tertemiz nesiller çıkar.

Tertemiz cennete tertemiz mü’minler layıktır. Kirli, yağlı, paslı elbi­sesiyle kadife koltuklara oturtmadıkları gibi şirkle kirlenmiş insanları da cennete koymazlar. Şirkle, inkarla, isyanla kirlenmiş insanlar için cehennem vardır.

Çocuklarımız temiz olsunlar diye, maddi kirlerden temizlediğimiz gibi, cennete layık olacak şekilde manevi kirlerden, şirkden, yalandan, fuhuşdan, içkiden, haram lokmadan, ibadetsizlikten temizleyelim. Kendimizi, eşimizi, çocuklarımızı ve insanlık ailesini seviyorsak, Kur’an’a uyalım. O bizi temizler ve cennete layık hale getirir.[24]

27- Ey iman edenler, kendi evinizden başka evlere izin almadan ve ev halkına selam vermeden girmeyin. Bıa sizin için daha hayırlıdır. Umulurki öğüt alırsınız.

28- Eğer oralarda (başka evlerde) hiçbir kimse bulamazsanız size izin verilinceye kadar oralara girmeyin. Eğer size “geri dönün” denirse hemen dönün. Bu sizin için daha temizdir. Allah, yaptıklarınızı çok iyi bilir.

29- Oturulmayan ve içinde eşyanız bulunan evlere (izinsiz) girme­nizde size bir günah yoktur. Allah açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.

Kur’an-ı Kerim bize herşeyi öğrettiği gibi evlere nasıl girileceğini de öğretiyor. Burada evleri üçe ayırmış.

1- Kendi eviniz.

2- Başkasına ait ev.

3- Depo gibi yerler. Başkasına ait eve girerken mutlaka izin alına­cak.

Buhari’nin Kitab-ül isti’zanda rivayet ettiği gibi kapının ziline üç defa basılacak. Kapı çalındıktan sonra beklerken kapının tam karşısında du­rulmayacak. Kapının yan tarafında durulacak. Evde kimse yoksa giril­meyecek. Evde insan olduğu halde izin vermiyorsa, müsaid olmadığını söylüyorsa hemen geri dönüp gidecek.

Otel, motel, han gibi herkese açık olan yerlere, emanetçilere izinsiz girilir. Ancak otellerde başka bir şahsın kiraladığı odalara da izinsiz girilemez. Anne- babalarınızın odalarına dahi izinle girilecek. Aynı evde otururken kız kardeşinizin veya erkek kardeşinizin odasına girerken izin isteyeceksiniz.

Mesken dokunulmazlığına dikkatimizi çeken bu ayetler kişinin mah­rem olan yerlerine, mektup, özel not, özel sırlarına da göz atmamamızı, izinsiz okumamamızı işaret etmektedir.[25]

30- Mü’minlere söyle gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve namusla­rını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından haberdardır.

31- Mü’min kadınlara da söyle gözlerini (haramdan) sakınsınlar, namuslarını korusunlar ve zinetlerini açmasınlar. Ancak görünenler hariç. Başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar. Zinetlerini eşleri, babaları, eşlerinin babaları, oğulları, eşlerinin oğulları, erkek kardeş­leri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi ka­dınları, elinin altında (köle ve cariye)kiler, kadınlara meyli olmayan (aileye) tabi erkekler, kadınların avret yerlerini bilmeyen çocuklar dı­şında kimseye açmasınlar. Zinetlerinden gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey iman edenler, topluca Allah’a tevbe ediniz ki felaha eresiniz.

Göz görür, gönül sever veya sevmez. Kararı gönül verir ama gönülün dışa açılan penceresi gözdür. Temiz bir toplumun bozulmaması için gözlerimize dikkat etmeliyiz.

Peygamber efendimiz Hz. Ali’ye “Ya Ali devamlı bakma. İlk bakış günah değil. İkinci bakış sana ait değildir.” (Yani bakmak günahdır) buyurur.[26]

Erkeklerde bakılması haram olan yerler göbekle diz arasıdır. Kadınlarda ise bakılması haram olan yerler el, yüz ve ayakların dışında kalan heryerdir. Eller bileklere kadar, yüz iki kulak ve alındaki saç bi­ten yerden çeneye kadar olan yerlerdir. Ayak ise topuğa kadardır.

Saçı, boynu, kollan gibi zinet yerlerini babasına, kayınbabasına, oğlunâ, kocasının oğluna, oğlan kardeşlerine, kardeşinin oğullarına, kadın.

lara, kölelerine, kadınlara ilgi duymayan ihtiyarlara, delilere, küçük çocuklara göstermesi günah değildir.

Nisa suresinin 23. ayetinde hala ve teyzelerle bir erkeğin evlenme­sinin haram olduğunu öğrenmiştik. O ayete göre bir kadın dayısı ve am­casıyla da evlenemez. Öyle olunca dayısı ve amcası yanında kollarını, başını açmasında bir sakınca yoktur.

Kendisini tanıdığı, edebine, terbiyesine güvendiği kadınların yanında açmasına izin verilmiştir. Kadınlar kendi aralarında toplanıp dini soh­betler yaparlarken başlarının, kollarının açılmasına dikkat etmezlerse onlar için bir günah yoktur.

Ayrıca ahlaksız kadınlara karşı mahrem yerlerinin açılmamasına dikkat edecektir. Ayetteki: “Nisaihinne” deki “Hinne” zamirinin önemi günümüzde “lezbiyen” denilen sevici kadınların çoğaltılmaya çalışıl-masıyla daha iyi anlıyoruz.

“Humur” kelimesi “hımar” kelimesinin çoğuludur, örtme manasına gelir. Kur’an-ı kerim şarab kelimesini de “Hamr” kelimesiyle ifade et­miştir. Hamr(Şarap) aklı örttüğünden “hamr” denmiştir.

Peygamber efendimiz yemek ve su kaplarımızın ağzını örtmemizi emrederken “Hammiru-1-aniyete” buyurmuş. (Buharı K. Bed’ül halk). Kapların içine zararlı şeylerin, mikropların girmemesi için kapaklarının örtülmesi gibi namus ve iffetimize mikropdan daha zehirli göz değme-mesi için zinet yerlerinin örtülmesi gerekir.

“Hımar” kelimesinin Türkçe tam karşılığı “Başörtüsü”dür. Başdaki gözümüzü haramdan, gönül gözümüzü de Masivallah’dan (Allah’ın dışındakilerden) sakınalım.

Tesettüre riayet ederken:

1- El, yüz ve ayağın dışındaKi yerler kapanacak. Erkeklerde göbekle diz arası kapanacak.

2- Elbise dar olup vücud hatlarını belli etmeyecek. Bu, ikinci kural erkekler için de geçerli.

3- Şeffaf olup içini göstermeyecek. Bu kural da erkekler için geçerli.

4- Erkek veya kadının elbisesi kafir bir grubun kafirliğini belli etmek için giydiği özel kıyafet olmayacak.

Bu dört kurala dikkat ettikden sonra Ay’da ekilen, Mars’da dokunan, Uranüs’de biçilen, Neptün’de dikilen elbiseyi giymek caizdir.

Kadınlar yürüyüşlerine de dikkat edecekler. Eskiden topuklarına halhal takarlarmış. Yürürken ayaklarını yere vurup hamallarını şıngır-datarak erkeklerin yüreklerini hoplatırlarmış.

Günümüzde halhal pek kullanılmıyor ama Paris’de, Amsterdam’da, İstanbul Beyoğlun’da malum kadınlar hala yürüyüşleriyle ilgililerine mesaj gönderiyorlar.

Tabii ki bu tür yasaklar yalnız kadınlara mahsus değil. Erkekler içinde erkeklikden kadınlığa sapmayı yasaklayan hadisler vardır. Buhari’nin “Kitab-ü Libas’ında” kadınlaşan erkekler ile, erkekleşen kadınlara lanet edilmiştir.

Erkeklerin, yüzlerine kadınlar gibi allık sürülmesi yasaklanmış. Kadınların zarafetine layık olan ipek ve altını da erkeklerin giyip takın­ması yasaklanmıştır.

Erkeklerin avret mahalli, dizleri ile göbek arasıdır. Ancak bu üst ta­rafını ve dizden aşağısını açacak anlamında değildir. Sevgili Peygamberimiz üzerinden elbisesini hiç eksik etmemiştir. Göbekten yukarısını örtmekte sünnettir. İhtiyaç zamanında gobekden yukarısı açılırsa bakılması haram değildir.

Tabii ki bakişdan bakışa fark vardır. Göz penceremizden gönül dün­yamıza giren pislikleri, mikroplan pişmanlık ateşiyle yakıp, tevbe su­yuyla yıkarsak kurtuluşa erebiliriz. Tesettür için Ahzap suresi 59.ayetine bakınız.[27]

32- Sizden bekar olanları, köle ve cariyelerinizden salih olanları ev­lendirin. Eğer fakir iseler Allah onları kendi lütfundan zengin eder. Allah genişlik verendir, herşeyi bilendir.

İnsanın namusunu koruyan en sağlam kalesi imanıdır. Ancak o ka­leye saldıran düşmanlar çok fazladır. Kişi İmanını ve iffetini, amelle ko­ruması gerekir. Nur suresinde başından beri toplumun en önemli değer­lerinden olan namusun korunmasına yönelik ayetleri açıklamaya çalışı­yoruz.

Bu korunma yöntemlerinden biri de bekarların evlendirilmesidir. Evlilik kesin çözümmüdür? Hayır. Önce kişide Allah inancı olacak. Harama çözülen uçkurun ahirette cezasına inanacak. Bu inanç içindeki bir kadın veya erkek bu tabii ihtiyacını Allah’ın koyduğu kurallar içinde karşılaması için bekarlar evlendirilecek.

Bazıları evliliği zorlaştırırlar. Konya’da Mevlana’nm mürşidi Şems camide vazederken delikanlının biri “va’zediyorsun ama benim derdime çare olmuyorsun. Ben fakir bir bekarım” der. Şems, camideki kadınlar bölümüne “Bu delikanlıyla evlenmek isteyen var mı?” diye sorar. Kadınlardan biri evleneceğini söyler. O fakir delikanlı da kadını bildiği için beğenir ve o anda cemaatin huzurunda nikah kıyılır ve Şems va1-zına kaldığı yerden devam eder.

Olur mu? demeyin. Buharının K. Nikah bölümünde Sehl b. Sa’d’ın ri­vayet ettiği hadisi okuyun. Evlenmek arzusuyla Efendimizin yanına gelen bir kadına hemen orada fakir bir erkek talip olur. Mihir olarak ve­receği hiçbirşey yoktur. Kadında bu evliliği kabul edince Efendimiz’ bunları evlendirivermiştir.

“Evlenene Allah yardım eder” atasözümüz aslında Efendimizin sö­zünden bir bölümdür. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadisde[28] Efendimiz; “Allah yolundaki mücahide, borcunu Ödemek isteyen mükatibe ve iffetini korumak için evlenene yardım etmek Allah üzerine bir hakdır” buyurur.

Hiç birimizin kızı Peygamber efendimizin kızı Hz. Fatıma’dan daha değerli değildir. Öyle düğünler duyuyorumki, yalnız nişan gecesinin masrafıyla 10 tane düğün yapılır. Kına gecesi ve düğün merasimlerinin yapıldığı salonlar..! Avrupa’dan getirtilen milyarlık gelinliklere yapılan bir düğün..! Böyle yüz tane düğünle, ikiyüz tane bekarın evlenmesini sağlayabiliriz.

Fakirleri evlendirmenin etkili ve yetkili kişilere bir görev olduğunu bu ayet bize işaret etmektedir. Ayetteki, “Salihin” kelimesi kapsamlı bir ifadedir. “Evliliğe uygun” manasına gelen bu kelime hem ahlaken, hemde fiziki olarak uygunluğu içine alır.[29]

33- Evlenemeyenler Allah onları kendi lütfundan zengin edinceye kadar iffetli olsunlar. Ellerinizin altındaki (köle ve cariyelerden (çalışıp para karşılığında hürriyetini isteyenlerden) mükâtebe yapmak isteyen­lerden eğer kendilerinde bir iyilik görürseniz, mükâtebe akdi yapınız. Allah’ın size verdiği maldan onlara veriniz. Dünya hayatının geçici ma­lını elde etmek için namuslu kalmak isteyen kızlarınızı (cariyelerinizi) fuhşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa şüphesiz Allah o kadınların fuhşa zorlanmalarından sonra mağfiret ve rahmet sahibidir.

34- Andolsun ki, size açıklayıcı ayetler ve sizden Önce geçenlerden bir misal ve mü linki lor için öğüt indirdik.

Evlenemeyenlerde iffetlerini korusunlar. Bu konuda Efendimizin tavsiyesi: “Gençler topluluğu, sizden gücü yetenler evlensin. Çünkü evlilik gözü harama karşı Örter ve namusu korur. Evlenmeye gücü yet­meyen oruç tutsun. Oruç onun şehvetini kırar” buyurmuştur.[30]

Hizmetinizde kullandığınız harp esirlerinin iyi hallerini görürseniz parasız hürriyetlerini vermeniz çok sevaptır. Parasız salıvermezseniz belirli bir parada anlaşılır ve o parayı ödediğinde hürriyeti verilir. Parayı denkleme konusunda ona yardım edilir.

Tevbe suresinin 60. ayetinde açıklandığı gibi İslam devleti kölelerin hürriyetine kavuşması için hazineye gelen zekatlardan bir fon ayırır. Peki İslam dini köleliği topdan kaldırsa olmazmıydı?

Dünyada yüzlerce yıldan beri yerleşmiş kök salmış, zalimlerin ka­nunlarında önemli bir yer tutmuş köleliği bir anda kaldırmak, Amerika’da olduğu gibi yüzyıl sürecek bir anarşiyi başlatmak olurdu.

İslam önce hür insanların köleleştirilmesmi yasaklayarak köleliğin kaynağını kuruttu. Sonra rnevcud kölelerin hürriyete kavuşturulması için hazineden fon ayrıldığı gibi, şahısların oruç keffareti, yemin keffa-reti gibi cezalarım köle azad etmekle olacağını bildirdi.

Böylece mevcud köleler hürriyetlerine kavuştular. Bundan sonra ise kıyamete kadar ancak harp esirleri konusu kaldı. Onlarda karşılıklı esir değişimi, para karşılığı iade, esirin kendisinden alınacak bilgi karşılı­ğında serbest bırakma ve karşılıksız serbest bırakma hali olur.

Eğer bunlar gerçekleşmezse esirleri hapisde tutmaktansa gazilere verip onların yediğinden yiyip, giydiğinden giyerek onların işinde çalış­ması ve böylece esirlerinde özelleştirme kapsamına alınması tarafına gidilir.

“Kızlarınızı fuhşa zorlamayın” ifadesinde bu harp esiri cariyeler kas-dedilmektedjr. Ama cariyeleriniz dememiş “kızlarınız” demiştir. Böylece harp esiri kadınları, kızlarınız gibi koruyacaksınız diyor.

Günümüzde kadın ticareti yapan, kadınları ikibin yıl Öncesinin zalim köle tacirleri gibi, zorla alıp satan çağdaş köle tacirleri, Kur’amn keli­melerindeki zarafete bakıp utansınlar.

İkibinli yıllara yaklaştığımız şu günlerde, Avrupa ülkelerinde küçük kız çocuklarım kaçırıp zorla fuhşa zorlayan, mafya içindeki kanun koyu­cular, kanunları tatbik eden hakim ve polislerle sivil halkdan zengin ba­ronların çıktığını gördük.

Bu ayetle, genelev açmak ve kadın ticareti yapmak yasaklanmıştır. Günümüzde ise genelevlerde kadın ticareti, devletlerin kanunlarıyla sağlanmakta, polisleriyle korunmaktadır. Zina yasağı koyuluncaya ka­dar bu işi yapanlar afvedilmiş, yasağın koyulduğu andan itibaren geçerli olacağı ifade edilmiştir.

Günümüzde birçok ahlaksızlığa bulaşanlar, İslam gelince kendilerini cezalandıracağını sanarak, İslama karşı mücadele veriyorlar. Onlar bil­sinler ki; “İslam koruyamadığını cezalandırmaz.”

Bu konuda Efendimizin Mekke’yi fethettiği gün yaptığı konuşma çok Önemlidir. Oradaki katillere, hırsızlara, zalimlere, fahişelere, harp suç­lularına, din düşmanlarına hepsine birden “Gidiniz evlerinize hepiniz serbestsiniz” diyerek genel af ilan etmiştir.

Nur suresinin başından beri namusumuz ve iffetimizle ilgili ayetler, geçmiş ümmetlerden Lut kavmi gibi toplumların başına gelen örnekler, bizim temiz bir toplum olmamıza ve takvaya kavuşmamıza sebeptir.

Hz. Aişe validemize yapılan iftirada yeni birşey değildir. Daha önce Yusuf (a.s.)’a, daha sonra Meryem validemize de aynı şekilde iftira et­mişlerdi. İftiralara üzülerek yoldan dönmek yok. Devam.[31]

35- Allah, göklerin ve yerin Nur’udur. Onun nur’u, içinde kandil bulunan kandillik gibidir. Kandil bir camın içindedir. Kandil sanki inci yıldız gibidir, doğulu ve batılı olmayan mübarek zeytin ağacından yakı­lır. Neredeyse ateş değmeden de ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini Nur’una hidayet eder. Allah insanlara misaller verir. Allah herşeyi bilir.

Köşe dönenlerin “iş bilen” diye öğüldüğü, adam öldürenlerin yiğit adam diye anıldığı, kız çocuğunu öldürenin namuslu diye bilindiği, za­limlerin adil olarak tanıtıldığı, fuhşun en fazla gelir getiren sektör olarak lanse edildiği, iffetli kadınları ve erkekleri kendi alçak seviyelerine in­dirmek için iftira edildiği toplumların temizlenmesi için Allah (c.c), Nur gibi Muhammed (s.a.v.)’e nur olan ayetlerini indirir.

Güneş gelince karanlıklar yok olduğu gibi Allah’ın nur diye isimlen­dirdiği Kur’anın aydınlattığı toplumlarda cahili karanlıklar yok olur gider.

Bir emniyet müdürü bulunduğu şehrin deniz kenarında kuytu bir ye­rinde esrarkeşlerin toplanıp uyuşturucu almalarını engellemek için de­vamlı baskınlar yapar, yakaladıklarını da mahkeme cezalandırırmış.

Ama aynı yerde yine esrarkeşler birleşirlermiş. Cezayla önüne ge–çemediği bu olayın önüne aydınlıkla geçebilmiş. Belediye ile anlaşarak, o kuytu yerin her tarafını elektrikle aydınlatınca esrarkeşler oraya bir daha gelmemişler. Ama oradan başka kuytu yerlere gitmişler.

İslamin getirdiği aydınlık, insanın kalbine iman gibi yerleşirse o git­tiği her kuytu yeri pırıl pırıl yapar. Gökleri ve yeri aydınlatan Allah’dır. O aydınlığı görecek göz nurunu yaratanda Allah’dır. Göznuru ile kaina­tın güzelliklerini görürüz. İki dünyamızı aydınlatacak olanda Kur’an’dır. Önada gönül gözümüzü açarsak görürüz.

Baştaki iki gözünü kapatana dünyanın aydınlık olmasının hiçbir fay­dası olmadığı gibi gönül gözünü Kur’ana kapatana da Kur’an ışığını vermez.

Kur’ana gönüllerini kapatanlar hayatlarını kendi koydukları kurallara göre kurmaya çalışırlar ve körün değneğiyle yol yürüdüğü gibi ömrü de­neme yanılma yoluyla hep yanlışlarla doğrulan karışık bulur.

Allah(cc) nurunu, doğulu ve batılı olmayan, zeytin yağının lambada yakıldığı zamanki nuruna benzetiyor. Ve ayetin sonunda “Allah insan­lara misaller verir” diyerek bilmediğimiz şeyleri bildiğimiz şeylere ben­zeterek anlatıyor.

Kur’ an’da verilen kelimeler evrenseldir. Zeytin ve zeytinyağı bugün dünyanın her tarafında bilinmektedir.

Ayrıca zeytin ağacı, Peygamberler ocağı olan, orta doğunun tari­hinde Peygamberle özdeşleşmiş ve Rabbimiz “Tin” Suresinde Peygamberler yurduna yemin ederken “İncire, Zeytine, Turu Sinaya ve şu emin beldeye yemin olsun” demiştir.

Hem doğunun güneşini, hemde batının güneşini alan düz yerdeki ve tepelerdeki zeytinin yağı daha parlak “ve is’siz olurmuş.

Bizim Nurumuz olan Kur’an-ı Kerim ne doğudandır, ne batıdandır. Doğunun ve batının Rabbi olan Allah’dandır. Son günlerde dünya müs-lümanlarının hep birlikte söyledikleri:

La şarkıyye, La garbiyye, İslamiyye, Islamiyye”

sloganı ile yürümeye ve bugüne kadar batıdan aldıkları küfür ve il-had, dinsizlik bataklığından kurtulmak için Kur’an’m ışığına sarılmaya başladılar.[32]

36- Bir kısım evlerin (kadrinin) yükseltilmesine ve oralarda adının zikredilmesine Allah izin vermiştir. Oralarda sabah akşam Allah’ı teşbih ederler.

Allah’ın (cc) “Nur” diye isimlendirdiği Kur’an, gönüllere girince o gö­nül yücelir. İman eden gönüller birleşip bir aile olunca, o ailenin otur­duğu ev yücelir. Yunus suresinin 87. ayetinde; evlerimizi kıble (mescid) yapıp namazlarımızı kılmamız istenmektedir.

Ailelerin birleşerek farz namazlarım kıldıkları ve birçok işlerini yo­luna koydukları mescidlerde Allah’ın nuru olan Kur’an hayata geçirilirse mescitler yükselir.

O mescitlerde mü’minler sabah-akşam Allah’ı teşbih ederler ve Allah’ı zikrederler.[33]

37- Öyle er kişiler ki; ticaret, alışveriş onları Allah’ı zikretmekden, namaz kılmaktan, zekat vermekden alıkoyamaz. Gözlerin ve gönüllerin döneceği günden korkarlar.

38- Allah, onların yaptıklarının daha güzeli ile karşılık versin ve lüt-fundan onlara artırsın diye (zikir ve teşbih ederler.) Allah dilediğine he­sapsız rızık verir.

Mecnun Leylasına aşık olunca, bütün güzellikleri onda görünce; bağlar, bahçeler, sazlar, kızlar, saraylar, köşkler hiçbiri onun gönlünü eğleyemez olur.

Allah (c.c.)mda kadın ve erkeklerden öyle er kişileri vardır ki almak, satmak, ticaret yapmak onları Allah’ın zikrinden, Kur’andan, namazdan, zekat vermekten alıkoyamaz.

Onlar Allah’ın rızasını kazanıp cennetine girmeyi hedef kabul etmiş­ler. Kırkbin metre koşucusunun koşarken hep ödülü düşündüğü, aya­ğına değen taşlara takılıp kalmadığı gibi O er kişiler de Allah’ın rıza­sına doğru yürürken gözlerine takılan haram yüzlere ve gözlere, eline bulaşan haram olan, başdöndüren, köşe döndüren paralara takılıp kal­mazlar.

“Cum’a” suresinde emredildiği gibi, Cuma günü namaza çağıran ezanı duydukları zaman, hemen namaz kılmaya giderler. Helal malları dahi onları Allah’dan uzaklaştıramaz. Cuma namazını kıldıktan sonra rızık aramak için dağılma tavsiye edildiğine göre çalışmak emredilmek-tedir. Ancak çalışmak mü’mini ibadetinden alıkoyamaz.

Yemesi, içmesi, evlenmesi bunları sağlamak için yaptığı çalışmala­rında hep Allah’ın rızasını gözetir. Allah’ın koyduğu kurallara göre ka­zanan sevap kazanır. Allah’ın ve Rasulünün koyduğu kurallara göre yi­yen, içen, uyuyan, evlenen bir mü’min; aynı zamanda sevap kazanır ve mevîasına doğru yaklaşır. Kafirlere gelince:[34]

39- Kafirlerin amelleri ise çöldeki (su görünen) serap gibidir. Susuz adam onu su sanır. Yanına gelince hiçbîrşey bulamaz ve yanında Allah’ı bulur. AHah’da onun hesabını (cezasını) verir. Allah hesabı ça­buk görendir.

Cehenemin nefesi gibi çöl sıcağı, kervandakileri kavurunca gözün ulaştığı nokta hep su gibi görünür ki buna “serap11 denir. Yanına varınca yine kumlar üzerinde yanar ve fakat uzakta yine su görür.

İşte kafirlerin amelleri de böyledir. İnsanlığa bir model sunarlar. Kominizm derler, kapitalizm derler, demokrasi derler, laiklik derler.

“Dişinizi sıkın yakında mutluluğu elde edeceğiz. Bize beş senelik za­man tanıyın” derler. Aradan yüz sene geçer. Herkes ileride bir serabı gösterir. Sonra on senelik bir serap daha gösterilir. Derken eceli gelir ve bütün yaptıklarının boşa gittiğini öğrenir.Eşrefoğlu Rumi:”Eğer yüzyıl seraba sen seğirtirsen,kalasın böyle teşne yâneyâne”diyerek yüzyıl seraba doğru koşanın yanmaktan kurtulamayacağını ifade eder.

Cehennem yolundan Cennet’e varılmaz. İki dünyanın aydınlığı da, mutluluğu da “Nur” diye isimlendirilen Kur’an’a uymakla mümkündür.[35]

40- Yahut (kafirlerin amelleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Denizi bir dalga, dalga üstünde bir dalga ve dalgayı da bir bulut örtüyor. Üst üste karanlıklar. Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göreme­yecek. Her kime Allah nur kılmamışsa artık onun için nur yoktur.

Allah’ın hakimiyetine son verdik, kendi sistemimizi kurduk diyenle­rin durumunu 39. ayette çöldeki susuz şaşkın insanın haline benzmişti.

Bu ayette ise karanlık gecelerde, derin denizler içinde yolunu şa­şırmış, gözü görmeyen, kulağı duymayan, kalbi kapanmış düşüneme-yen yolcuların haline benzetiyor.

Denizciler yollarını tarih boyunca gökyüzündeki yıldızlarla Öğrenir­lerdi. Günümüzde ise yine gökyüzündeki uydularla öğreniyorlar. Bir geminin yolcuları, yıldızlar ve uydu ile bağlantılarını koparırsa, karanlık gecede her taraf doğru yol olur. Her taraf eğri yol olur.

Yönetimi bir kaptan alır, beşgün gider kara görünmeyince öbürü alır, başka bir istikamete çevirir, beşgün daha gider. Belkide eski yerine gelir de bilemez.

İşte imansızların amelide bu dünya üzerinde öyle. Herkes mutluluğu vermek için yönetime geliyor, dahada mutsuz edip gidiyor.

Çölde susuzluktan ölenler “Ne mutlu denizde boğulanlara” dermiş. Denizde boğulanlarda ölürken; “Ne mutlu çölde susuz ölenlere” dermiş.

Yıllarca kapitalist ülkelerdeki sosyalistler; “Ne mutlu kominist ülke­lerde yaşayanlara” dediler. Kominist ülkelerdeki liberalistlerde; “Ne mutlu kapitalist ülkelerde yaşayanlara” dediler.

İki efendiden birini, iki zalimden birini tercih ettiler. Hiçbir zaman hürriyet istemediler.

Hürriyeti isteyen, insanın insana hükmetmesine karşı çıkanlar ise müslüman oldular.[36]

41- Görmedin mi? göklerde ve yerdeki kimseler ve saf saf uçan kuş­lar Allah’ı teşbih ederler. Hepsi salalım ve teşbihini bildi. Allah’da on­ların yaptıklarını bilir.

42- Göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir. Dönüş de Allah’adır.

Otuzdokuz ve kırkıncı ayetlerde Allah’ın nuru olan Kur’anı inkar edenlerin yaptıkları sistemlerin şaşkınlık olduğunu iki örnekle açıkla­dıktan sonra insanların gözlerini tabiata çeviriyor.

Gökyüzünde saf saf uçan kuşlara dikkatimizi çekiyor. Binlerce kilo­metrelik yolu aşarak mevsimden mevsime koşuyorlar.

İsparta’da güllerin açtığını, üçbin kilometre uzakdan hissedip, bir düzen içinde toplu halde göç eden bülbüTü görsünler.

Gökyüzünde katar katar uçan turnalar’a baksınlar. Kendini sokturmadan yılanı yakalayan kuşları görsünler.

Hiçbir mühendisin başaramayacağı kadar düzenli altıgenlerle bal pe­teği yapan arıyı seyretsinler.

Bütün bunlar Allah’ın koyduğu yasalara uymaktadırlar. Peki bu kuş beyinli kafirlere ne oluyor ki Allah’ın koyduğu kanunlara uymayarak ül­keleri yağmalıyorlar. Sömürülmek istemeyenleri atom bombalarıyla yok ediyorlar. Fuhşu, uyuşturucuyu yaygınlaştırıyorlar.

O kafirlere “kuş beyinli” dediğim için Allah’dan af diler, kuşlar aile­sinden özür dilerim.[37]

43- Görmedin mi? Allah bulutu sevkediyor, sonra bulutun arasını telif ediyor, sonra üst üste yığıyor ve arasından yağmur çıktığını görü­yorsun. Gökyüzünden o dağlar (gibi bulutlar)dan Tolu indiriyor da onunla dilediğine isabet ettiriyor, dilediğinde onu çeviriyor. Neredeyse şimşeğinin p an İd ısı gözleri alıverecek.

İnsan yeryüzündeki harika sistemi seyrettikten sonra gözlerini gök­yüzüne çevirse insanların milyarlar harcayarak yaptığı milyonlarca kilovatlık elektriği Allah (c.c.) bir anlık şimşekle meydana getirdiğini gö­rür. Suların gökyüzüne buhar halinde çıkıp yağmura dönüşüp tekrar yeryüzüne döndüğünü görür.

Dağlar gibi bulutlar arasından birbirine değmeden inen Tolu tanele­rinin hangisinin nereye isabet edeceğini dahi Allah’ın belirlediğini anlar.

Bütün bir sistemi en güzel şekilde yürüten Allah (c.c.) rahmeti eseri olarak, rahmet olan kitabını, rahmet Peygamberiyle bize göndermiş ki buna uysunlar da onların aile ve toplum hayatı düzelsin diye.[38]

44- Allah geceyle gündüzü evirip çeviriyor. İşte bunda görüş sahip­leri için ibret vardır.

“Teşrii kanununu” (şeriatı) kabul etmeyenlere, “Tekvini kanununu” hatırlatıyor. Geceyle gündüz yaratılalıdan beri sistemde hiçbir bozulma olmadan dört mevsimin her gününde saniye kaybı olmadan düzenli ola­rak Allah onları evirip çeviriyor. İşte teşrii kanununada uyarsanız ha­yatınız böyle düzgün ve düzenli olacaktır.[39]

45- Allah bütün canlıları sudan yarattı. Onlardan bir kısmı karnı üzerinde yürür, bir kısmı iki ayağı üzerinde yürür, bir kısmı da dört (ayak) üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah herşeye gücü yetendir.

Gözlerimizi önce yeryüzüne, sonra gökyüzüne, sonra geceyle gün­düzün işlemesine çevirdikten sonra şimdi de hayvanlar alemine çeviri­yoruz.

Hicri 808, miladi 1405 yılında ölen Demiri merhumun Türkçeye, Latinceye, Fransızcaya, İngilizceye terceme edilen “Hayatü-1 Hayevan” isimli eseri, hayvanlar ansiklopedisi sahasında batıya yüz­lerce yıl fark atmış bir eserdir. İşte bu ayetler ilim adamlarımızı dağları, denizleri, gökyüzünü, hayvanları araştırmaya yöneltmiştir.

Yılan gibi yerde sürünen, insan gibi iki ayak üstünde yürüyen, at gibi dört ayak üstünde yürüyen hayvanlar yarattığı gibi “dilediğini yaratır” ifadesiyle yaratmanın devam ettiğine bir işaret vardır.

İnsanların yaptıklarıda Allah’ın yaratmasıdır. Çünkü uçak’ın ana mal­zemesi Allah’ın yarattığı tabiattan alınma. Alan eli Allah yaratıyor. Düşünen beyni Allah yaratıyor. Uzay araştırma merkezinin müdürünün beyin damarının biri rahatsız olsa bilginin tamamı siliniveriyor. Demekki alan O, veren O[40]

46- Andolsunki biz açıklayıcı ayetler indirdik. Allah dilediğini doğru yola iletir.

Hem tabiat ayetlerine dikkatimizi çeken ayetleri indirdi. Hem de “teşrii” ayetleri indirdi. Hem fiziki hayatımızı, hemde sosyal hayatımızı Allah’ın koyduğu kanunlara göre yürütelim diye.[41]

47- “Allah’a ve Peygambere iman ettik ve itaat ettik” derler. Bundan sonra onlardan bir kısmı yüz çevirirler. İşte onlar mü’min değillerdir.

48- Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasülüne çağırıldıkla­rında birde bakmışsmki onlardan bir kısmı yüz çevirirler.

49- Eğer hak onlara olursa boyunlarını eğerek ona (Kur’ana) gelir­ler. Aman ya Rabbi..! küfrünü gizleyen münafık insanların röntgenini bi­zim için ne güzel veriyor. Yeri gelince Allah ve Peygamberine imandan dem vururlar. Hatta ibadetlerinden, itaatlarından dem vururlar. Ama gelin Allah’ın kitabına göre hükmedin denildimi yüz çevirirler.

Ancak bunlar o kadar aşağılık maddeye tapan insanlardırki eğer onların çıkarına bir hak verilirse bu sefer “şeriatın dediği olur, kitabımız böyle buyurur” diyerek yaltaklanır.[42]

50- Kalblerinde bir hastalıkmi var? Yoksa şüpheleniyorlarmı? Yoksa Allah ve Rasulünün zulmedeceğinden mi korkuyorlar? Hayır. İşte on­lar zalimlerin ta kendisidirler.

İnsanı münafıklığa iten üç sebep:

1- Kalblerindeki hastalık.

2- Kur’anın mesajlarından şüphe etmek, verdiği haberlerin doğrulu­ğundan şüphelenmek.

3- Allah ve Rasulünün dedikleri uygulandığı zaman kendilerine zul-medileceğinden korkmak.

Üç durumda da kafirlikten kurtulamazlar. Günümüzde ikinci madde­deki şüpheyi taşıyan bir kısım müslüman aydınımız vardır. İnancında samimi olan, batıyı Kur’an’dan daha iyi bilen bir kısım insanımızda ma­alesef bu şüphe vardır. Mutlaka giderilmelidir.[43]

51-AraIarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasulüne da’vet edildikle­rinde mü’minlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demek olur. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendisidir.

52- Kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder, Allah’dan korkar ve ondan sakınırsa, işte onlar kazananların ta kendisidir.

Nisa suresinin altmışıncı ayetinde, bu Nur suresinin 48. ayetinde de ifade edildiği gibi kafirler Allah’ın kitabına göre değil de Tağutların, Allah’a baş kaldıranların koyduğu, kanunlara göre muhakeme olmak is­tediklerini bildirmişti.

Bu ayette ise mü’minlerin tağutlara değil, tağutları da yaratan Allah (c.c.)’ın indirdiği Kur’anı dinleyip emirlerine uyduklarını ifade ederken, kişinin “iman ettim” demesinin yeterli olmadığını, itaatında gerekli ol­duğunu gösteriyor.

Allah’a iman edip de Tağut’tan adalet istemek şirkin en koyusu, en katmerlisidir. Kazananlar ve kurtuluşa erenler ise Allah’a ve Rasulüne itaat edenler, O’nun rızasını kaybederim korkusuyla dikkatli olan ve her yerde ve herşeyde Allah’ın ilmini, kudretini ve sanatını görerek ür­perenlerdir.[44]

53- Eğer sen onlara emredersen, elbette (harbe) çıkacakları konu­sunda bütün güçleriyle yemin ettiler. Deki: “Yemin etmeyin” (sizden is­tenen) iyi bir itaattir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Münafıkların işi zor. Hem mü s lü m ani ara, hemde kafirlere yetişme­leri lazım. Bu ayette mü’minlere yemin ederek onlarla beraber harbe çı­kacaklarını söylüyorlar. “Haşr” suresinde ise Yahudilere yine yemin ederek onlarla beraber olduklarını, eğer Yahudiler Medine’den çıkar­larsa beraber çıkacaklarını söylemişlerdi ama onlar Medine’yi terkederlerken münafıklar Medine’de kalmışlardı.

Kişinin yeminine bakılmaz, İşine bakılır. Ayrıca İslam’ın bir emrini yerine getireceklerine söz vermeleri de pek önemli değil. Asıl olan İslama teslim olmaktır.

Günümüzde kafir güçler İslami emir veya yasaklara uymuyorlar. Fakat beş on senede İslam’ın emir veya yasaklarından birine uyacak­larını söylemekle müslümanları kandırmaya çalışıyorlar.

Ayet bize, işi kökden halletmemizi emreder. Topyekün İslam’ın bü­tün emirlerine uymalarını isteyeceğiz. Yoksa beş, on senede bir hük­mün icra edilmesine razı olursak İslam’ın insanlara mutluluk sağlaması için binlerce yıl beklememiz gerekir. Ya hep, ya hiç.[45]

54- Deki: “Allah’a itaat ediniz, Peygambere de itaat ediniz. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz O kendisine yüklenenden, sizde kendinize yükle­nenden sorumlusunuz. Eğer O’na itaat ederseniz hidayete erersiniz.

Peygambere düşen (görev) ancak apaçık tebliğdir.

Sevgili Peygamberimize yüklenen görev, kendisine indirilen ayetleri insanlara duyurmak ve o ayetleri kendi hayatında yaşayarak örnek ol­maktır. İnsanların görevi de, Allah’ın kitabına göre yaşantısını düzenle­mektir.

Bugün Müslümanlar Allah’a ve Rasulüne itaat ederken, Kur’an’ın ayetlerini dünyanın her tarafındaki insanlara -çağın bütün haberleşme ve iletişim aletlerini kullanarak- ulaştırmaktır. Bizim yükümüz altın, inci, mercan değildir. Bunları yaratan Allah’ın kelamıdır.[46]

55- Allah, içinizden iman edip, salih ameller işleyenlere şöyle va’detti: “Elbette biz onlardan öncekileri nasıl halife kılmışsak, onları da halife kılacağız ve onlar için razı olduğu dinlerini (tatbik edecekleri) mekana (ülkeye) yerleştireceğiz. Korkularının ardından güvene değiştireceğiz.

Bana ibadet ederler, bana hiçbirşeyi ortak koşmazlar. ” Kim bundan sonra inkar ederse işte onlar fasıkların ta kendisidirler.

Allah’ın koyduğu kanunları yeryüzünde tatbik etme görevi bütün in­sanlığa verilmiştir. Bakara suresinin otuzuncu ayetinde; “Adem (a.s.)’m yeryüzüne halife olarak indirildiğini” haber verir.

Halife: Asilin yerine geçen vekil manasınadır. A’raf suresinin 142. ayetinde; “Musa (a.s.), kardeşi Harun (a.s.)’i yerine halife seçtiğini” bildirir.

Halife: Aklı başında, ergenlik çağma gelmiş Müslümanların biat ederek (seçerek), yönetimin başına getirdikleri, Müslüman, akıllı, er­genlik çağına gelmiş, hür, erkek, ilmi dirayeti yerinde, adil, medeni ce­sareti olan sıhhatli insana denir.

Seçilmişlerin seçtiği bu değerli insanın emaretinde imanlı, iz’anlı, vicdanlı, ameli salihi yerinde bir topluma, Allah mutlaka zaferler vere­cek ve dinin tatbiki için mekanlar arzedecektir.

Bizler bugün başarılı olamıyorsak, ayette bahsedilen özelliklere sahip olmayışımızdandır. Bu konu için bakınız; Bakara:33-34, 124, ayetler.

Korku içinde yaşıyoruz. Filan ülkeyi kırmayalım, istediğini verelim. Filan ülkeyi üzmeyelim, arzularını yerine getirelim politikası, içimizde İslamı, dışımızda küfrü taşıdığımızdandır. Eğer içimizde iman, dışı­mızda Kur’anın öngördüğü yaşantı olursa Allah korkularımızı güvene çevirecektir. Çünkü inanan bilirki Allah dilemedikçe hiçbir kimse ona zarar veremez.[47]

56- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Peygambere itaat edin ki merhamet olunasınız.

İki dünyada da Allah’ın rahmetine kavuşmanın yolu, Müslümanları bir araya getiren namazı kılmaktan, Müslümanlar arasında ekonomik dengeyi sağlayan zekattan ve toplumun hukuk devleti olmasını sağla­yan Peygambere onun şahsında Kur’ana itaattan geçtiğini öğreniyoruz.[48]

57- İnkar edenler (bizi) yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanmasınlar. Onların yeri ateşdir. Ne kötü bir dönüş yeridir.

Elli beşinci ayette, Allah’ın va’dettiği hilafetin ve İslam dininin, yer­yüzünde tatbik edileceğinin gerçekleşmesini engellemek için şer güçler bütün güç ve kuvvetlerini kullansalar engelleyemezler. Kimse Allah’ın gücüyle başa çıkamaz.[49]

58- Ey iman edenler, ellerinizin altındakiler, sizden ergenlik çağına gelmemiş çocuklar, sabah namazından önce, öğle vaktinde elbiselerinizi çıkardığınızda ve yatsı namazından sonra sizden üç kere izin istesinler. Bu üç vakit sizin için mahrem vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında birbiri­nizin yanına girip çıkmada sizede, onlarada günah yoktur. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar. Allah Alimdir, Hakimdir.

Bu surenin 27.29. ayetlerinde başkalarının evine girerken izin iste­menin adabını öğretmişti. Burada ise aynı evde yaşayan aile fertlerinin birbirlerinin odalarına belirli zamanlarda girmeleri halinde izin isteme­leri öğretilmektedir.

Ayette üç vakitten bahsedilmekte. Bu durum bölgelere, mevsimlere ve şartlara göre değişir. Gece çalışıp gündüz dinlenen insanların du­rumu daha farklıdır. Ayetin bize öğrettiği aile fertlerinin birbirlerinin mahremiyetine dikkat etmeleri ve özel odalarına izinsiz girmemeleridir.

Kapı çalmanın adabından, devlet yönetmenin kurallarına kadar herşeyi bizlere öğreten Allah’a hamdolsun.[50]

59- Çocuklarınız ergenlik çağına geldiklerinde daha öncekilerin (çocukların) izin istediği gibi izin istesinler. İşte Allah size ayetlerini böy­lece açıklar. Allah Alimdir, Hakimdir.

Ergenlik yaşı fıkıh kitaplarımızda kesin olarak belirtilmemiştir. Bu konuda efendimizden açık bir ifade yoktur. Bölgeler ve iklimlerin insan gelişiminde etkisi olduğunu biliyoruz. Onun için sabit bir yaş belirlen-mez. İslamın hakim olduğu bölgelerde bilirkişilerin tesbiti geçerli olur.

Sıcak bölgelerde küçük yaşlarda ergenliğe ulaşan çocuklar, soğuk bölgelerde biraz daha geç ergenliğe ulaşabiliyor. Onun için Kur’an-ı Kerim yaşı belirtmek yerine “ergenlik çağı” kelimesini kullanmıştır.[51]

60- Evlenme ümidi kalmayan, yaşlanıp oturmuş kadınlara zinetleriyle gösteriş yapmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında bir günah yoktur. İffetli davranmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.

Günümüzde Müslümanlar ayetin tam tersini yapıyorlar. Seksenlik nine çarşafını veya başörtüsü ile burnunu dahi kapatırken yanındaki to­runu yarı açık gezmektedir.

Halbuki torun dış elbisesinide alacak. Seksenlik nine ise çarşaf gibi, manto gibi dış elbiseyi almadan çıkabilir. Yoksa ayet ihtiyarlar açılabi­lir manasında değildir. Çünkü Ahzap 59. ayet genç ihtiyar ayrımı yap­madan örtünmeyi emretmiştir.[52]

61- Kör’e bir sorumluluk yoktur, Topal’a bir sorumluluk yoktur. Hastaya bir sorumluluk yoktur. Evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarımızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarına sahip olduğunuz (evlerde) veya arkadaşınızın evinde yemenizde bir sorumluluk yoktur. Size toplu halde veya ayrı ayrı ye­menizde de bir sorumluluk yoktur. Herhangi bir eve girdiğinizde Allah katından bereket ve iyi bir sağlık dileyerek kendinize selam veriniz. İşte Allah düşünesiniz diye ayetleri böyle açıklar.

Körlerin, topalların, hastaların toplumdan dışlandığı bir anda bu ayetlerle özürlülerin de bizler gibi olduğu aynı sofralarda birlikte otur­malarında bir sakınca olmadığı vurgulanır.

Ayette sayılan akrabaların ve arkadaşlarımızın evleri evlerimiz gi­bidir. İçeri girip yemek yememiz günah değildir. Yemekde aynı kapdan hep birlikte yememiz uygun olduğu gibi, ayrı ayrı kaplarda yememiz de uygundur.Yemek adabımıza kadar herşeyi bize bildiren Allah’ımıza hamdolsun.[53]

62- Mü’minler ancak Allah’a ve Rasulüne iman edenlerdir. Onunla (Peygamberle) birlikte toplumu ilgilendiren bir iş üzerinde olduklarında ondan izin almadan gitmezler. Senden izin isteyenler şüphesiz Allah’a ve Rasulüne iman edenlerdir. Bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver. Onlar için Allah’a istiğfar et. Şüphesiz Allah Gafurdur, Rahimdir.

Sohbette, meclisde, parlamentoda nasıl davranılacağını, oturum baş­kanından izin alınmadan toplantının terkedilemeyeceğini

Bu surenin 27,28,58,59, ayetlerde; evlere izin alınmadan girilemeye­ceğini öğretmişti. Burada ise toplumu ilgilendiren konular konuşulurken izinsiz çıkılamayacağını öğretiyor.[54]

63- Peygamberin çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi yapmayın. Allah içinizden birbirine gizlenerek sıvışıp gidenleri bilir. Onun emrine muhalefet edenler kendilerine bir fitnenin veya acıklı bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.

Peygamber efendimize hitap ederken birbirimize hitap eder gibi ko­nuşmayacağız. “Hucurat” suresinde Allah Rasulüne nasıl konuşulacağı öğretilmiştir.

Birde Peygamber efendimiz bizi bir iş için çağırdığında bu çağrıyı di­ğer insanların çağrısı gibi değil daha değerli olarak önem vereceğiz.

Onun halifesi olan yönetici de bir Müslümanı huzuruna çağırdığında, hemen gelecek ve saygıda kusur etmeyecek.

Önemli toplantılara gelmeyen, gelipte göründükten sonra sıvışıp gi­denler kınanmakta ve elim azapla uyarılmaktadır.

Günümüzde Müslümanların Önemli işlerinde davet edildiğimiz yere gidecek ve orada birileri beni görmesin diye gizlenme tarafına veya sı­vışıp gitme tarafına gitmeyeceğiz. Yoksa topluluğumuz dağılır. Zalimlere teker teker yem oluruz. İşte bu bir fitnedir.[55]

64- Dikkat edin, göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Muhakkak o sizin üzerinde olduğunuz şeyi bilir. Kendisine döndürüldükleri gün, onlara yaptıklarını haber verecektir. Allah herşeyi bilendir.

Şu anda kimin nerede ne yaptığını, nasıl yaptığını, niçin yaptığını bil­mektedir. O halde bütün hayatımızda fotoğraf çektirecekmiş gibi bütün söz ve davranışlarımızı kontrol edelim. Ahirette utanacağımız işleri yapmayalım. Allah (cc) yardımcımız olsun.

Kuran

Nur Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.