Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Az Bulutlu
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Pts 21°C
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C

17 – İsra Suresi | Şifa Tefsiri

Peygamber efendimizin Mekke’den, Medine’ye hicretinden onsekiz ay önce Mescidi Haramdan, Mescidi Aksa’ya yaptığı o harika geziden bahseden ayetle başladığı için İsra suresi adını almıştır.

17 – İsra Suresi | Şifa Tefsiri

İsra Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

1- Kulunu bir gece Mescidi Haramdan çevresini bereketli kıldığımız Mescidi Aksa’ya ayetlerimizden bazılarını göster­mek için götüren (Allah, her türlü eksikliklerden) münez­zehtir. Şüphesiz o işitendir, görendir.

İsra kelimesi sonu “Ya” harfi olan “Sera” kelimesinden türetildiği kabul edilirse “gece yürütmek” manasınadır. Eğer sonu ‘vav’li olan “Serv” kelimesinden türetildiği kabul edilirse ‘yükseltmek’ manasına gelir.

Allah (c.c.) kulu ve Rasulüne bazı ayetlerini göstermek ve Onu te­selli etmek için bir gece Mescidi Haram’dan, Mescidi Aksa’ya götürür. Bu bölümüne İsra denir. Mescidi Aksa’dan yedi kat semaya ve daha ötelere götürülmesinede Miraç denir. İsra ayetle sabittir. İnkar eden kafir olur.

Yirmi yedi sahabenin ayrı ayrî rivayet ettiği İsra Mirac hadisinin özeti şöyle:

Bir gece Efendimiz Mescidi Haramda iken Cebrail gelir, Efendimizin göğsünü yarar, kalbini çıkarır, kalbi zemzemle yıkadıktan sonra, iman ve hikmetle doldurur, eski haline kor. Bir Burak getirir, onunla Beytül Makdise götürür. Orada bütün peygamberlere namaz kıldırır. Sonra göğe çıkarılır. Birinci kat semada Adem (a.s.)’la selam ve merhabala-şır. İkinci kat semada Yahya ve İsa (a.s)larla selam ve merhabalaşır.

Üçüncü kat semada Yusuf (a.s.) Dördüncü kat semada İdris (a.s.). Beşinci kat semada Harun (a.s.). Altıncı kat semada Musa (a.s.).

Yedinci kat semada İbrahim (a.s.)’la karşılaşır, selamlaşır ve mer­habalaşır.

Oradan Sidre-i Müntehaya götürülür. Orada zahiri ve batini ırmaklar görür. Oradan Beyti Ma’mura geçer ve daima ibadet eden melekleri gö­rür. Elli vakit namaz farz edilir. Hz. Musa ile istişare sonunda Rabbinin huzuruna yükselir ve isteği üzerine Deş vakit namaza iner. En-Necm suresinde de değinilen bu İsra ve Miraç olayı konusunda yirmiyedi sahabenin rivayeti olduğunu Celalettin Suyuti “Kıtaf-ül-Ezhar-il-Mütenasira fi-1-Ahbar-il Mütevatira” isimli eserinde İsra ve Miraç hadisinin Mütevatir hadislerden olduğunu haber verir.

isra ve Miraç olayını rivayet eden hadis kitapları:[2]

Doldurulmuş bir akü arabayı hareket ettiriyor. Aküye doldurulan enerjiyi biz görmüyoruz, ama yaptığı iş nedeniyle inanıyoruz.

Binlerce ton suyun buhar olup gökyüzüne yükseldiği , ülkelerden ül­kelere rüzgar atıyla geçtiğini ve takdir edilen yere yağdığını görüyoruz. İçine gaz doldurulan balonun havada uçtuğunu, içi hava dolu varilin de­niz üzerinde yüzdüğünü biliyoruz. Kalbi iman ve hikmetle dolu Allah Rasulü Rabbinin istemesi üzerine yaptığı bu İsra ve Miraç’m gerçekten meydana geldiğine yürekden ina­nıyoruz.

O Allah (c.c.) bize bizden daha yakın iken kulunu ve Rasulünü taltif etmek için İsra ve Miracı gerçekleştirmiştir.

Ayette “Abdihi” kelimesiyle efendimizin bu İsra ve Miracı ruhu ve cesediyle yaptığına işaret eder.

“Ruhuyla çıkmıştır” diyenler olmuş ama ayetin işaret ettiği mana ruh ve bedenle gittiğidir ve ulemamızın çoğunluğu bu görüşdedir. Ayette ifade edildiği gibi Rabbinin ayetlerini görecektir. Bu görüşe gönül gözü ile başındaki gözde katılırsa ikram tam olur. Rüyada tatlı yiyenle, uyanıkken yiyen aynı tadı almaz ve rüyadakinin karnı doymaz.

Günümüzde batıya olan imanı Kur’anın önüne geçen bir kısım müs­teşrik tipi bilginlerimiz “rüyada olmuştur” diyerek batının ayıplamasına karşı kendini savunma tarafına gider ama İstanbul’da bir Özel lisede öğretmenlik yapan İtalyan papaza öğrenciler sorarlar: “Muhammed göğe çıkmış, sen inanılmışın?” denildiğinde, “Bizim gibi insanlar aya çıkıyor. Allah’ın rasulü daha ötelere niçin çıkmasın?” diye cevap verir. Bizimkiler papazada yaranamazlar. Hayatında hiç kuş görmemiş bir adama kuşu tarif etseniz ve havada uçar deseniz, bizim bu Miracı inkar edenler gibi direnecektir. Mülk su­resinde “O kuşları havada tutan Rahmandır” diyor.

Ten topraktan geldiğinden yer çekimine tabiidir. Can Allah’dan gel­diğinden O’nun çekimine tabiidir. Tenin etkisinden kurtulan can, buhar­laşan su gibi, Rabbin koyduğu mucize veya keramet kanunları içinde yüzer durur.[3]

2- Biz Musa’ya kitabı verdik ve onu “Benden başka vekil edinmeyin” diye İsrail oğullarına kılavuz kıldık.

Müşriklerin inkar ettiği Hz. Ebu Bekir’in “O söylüyorsa doğrudur” diye tasdik ettiği Miraç olayından sonra müşrikler peygamber efendi­mizle dalga geçmeye başlarlar.

Bu ayeti kerime müşriklere Hz. Musa’yı, Onun kavmini ve kavminin başına gelenleri hatırlatır.

Hz. Musa yol gösteren bir kılavuzdur. Ona uyanlar dünyada firavu­nun köleliğinden kurtuldu, ahirette cehennemin alevlerinden kurtuldu. Siz de vekil olarak Allah’ı kabul ediniz.[4]

3- Nuh’la beraber gemiye yüklediklerimizin çocukları! (Ey insanlık ailesi). Şüphesiz O (Nuh) çok şükreden bir kuldu. (Sizde çok şükredin).

Ey İnsanlık ailesi! Ey Nuh’un torunları. Tarih içindeki gelişinize ba­kınız. Allah(cc); sizi Hz. Adem’le yere indirdi. Hz. Nuh’la gemiye bin­dirdi. Tarih boyunca sonunda hep iman edenler kazandı, inkar edenler kaybetti.

Siz, şükredenlerin neslindensiniz. Rabbinize şükrediniz.[5]

4- Kitapda (Tevratta) İsrailoğullarına şu hükmü verdik: “Elbette siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kabarışla kibirleneceksiniz. Kur”an-ı Kerim’de gelecekten haber veren ayetler olduğu gibi Tevratta da Beni İsrailin geleceğinden haberler veren ayetler vardı.

Allah (c.c.) en büyüktür. Kibirlenenlerin belini kırar, saltanatlarına son verir. Beni İsrailde Rabbin nimetleri içinde şükrederek yaşayacak­ları yerde nankörlük ederek, şımaracaklannı, kabaracaklarım ve iki defa bozgunculuk yapacaklarını Tevrat’ta bildirmiş.

Şu günlerde, Yahudilerin ellerinde okumakta oldukları muharref Tevrat’ın İşaya bölümünde bu olayı hatırlatan azgınlıklar ve cezaların­dan bahsedilmektedir.

Efendimiz ve ashabı azıcık iken çok sayıdaki müşrikleri mağlup et­mişlerdi. Mekke’nin fethinden sonra Huneyn gazvesinde ise müslü-manlann sayısı kafirlerden çok olduğu için bu Ashabı biraz kibire götür­müştü. Tevbe suresinin 25 nci ayetinde haber verildiğine göre bir ara mağlup duruma düşmüşler, sonra Efendimizin sebat ve gayreti Allah’ın yardımı ile tekrar galip geldiler.[6]

5- O iki’den (iki bozgunculukdan)birincinin zamanı gel­diğinde üzerinize güçlü kuvvetli bize ait kullar gönderdik, onlar evlerinizin aralarına kadar girip araştırdılar, va’dde gerçekleşmiş oldu.

Bu İki bozgunculukdan birincisi geldiğinde , yani putlara tapıp, içki­ler içip, zina edip, mallan talan ettiklerinde, kan içip, faiz alıp, fakir ve mazlumları ezdiklerinde Allah (c.c.) güçlü kuvvetli kullarını gönderip İsrailoğullarını cezalandırdığım haber verirken bizide uyarıyor. Aynı suçları siz işlerseniz sizde cezalandırılırsınız mesajı veriliyor. Bu birinci bozgunculuk hangisidir diye bir araştırma yaparsanız ke­sin bir bilgi edinemezsiniz. Kur1 an ve sünnette açık bir ifade yok. Tevrattan ve İncilden araştırmaya kalkarsanız İsrailoğullari tarihinin hep bozgunculuktan geçtiğini görürsünüz ve hangisinin birinci, hangi­sinin ikinci olduğunu ayırt edemezsiniz. Önemlide değil.

Önemli olan bozgunculuk yapanların yok edilmesidir. Bakara sure­sinin 251 nci ayetinde “Eğer Allah insanların bir kısmını, diğer kısmıyla savmasaydı yeryüzü fesada uğrardı” buyurur.

Calutlar, Davutlar eliyle, Karunlar, Harunlar eliyle yok edilmezse düzen bozulur. Bozgunculuk çıkaran müslümanlar üzerine onlardan daha zalim birini niçin musallat ediyor?

En’am suresinin 129 ncu ayetinde “İşte böylece yaptıkları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğerinin üstüne musallat ederiz” buyurur. Talut’un nasihatma karşı gelenler, Calut zaliminin kılına altında can verirler.

Musa (a.s.) ile hür yaşamayı istemeyenler Firavunun zulmü altında köle olarak can verirler.

Rabbimiz; bozguncuları cezalandırmak üzere gönderdiği orduların müsliiman olmadıklarını da “Ibaden” kelimesinde ki “tenkir tenvini” ile ifade etmiştir. Eğer onlar mümin ve salih insanlar olsa idiler ” Ibadena” kullarımızı gönderdik derdi.

En son olarak Almanların ev ev dolaşarak yahudileri toplayıp üç milyon kadarını yaktıklarını, yok ettiklerini dünya gördü.

Hala aklı başına gelmeyen yalıudiler, Filistinde ve dünyanın her ta­rafında bozgunculuğuna devam ediyor. Aklı eren Yahudiler bu bozgun­culuğun kendilerine yeni bir bela getireceği endişesini duyuyorlar.[7]

6- Sonra size onları yenme imkanı verdik. Mallar ve oğullarla size yardım ettik. Sizi savaşçılar olarak en çok kıldık.

7- Eğer iyilik yaparsanız, kendinize iyilik yapmış olursu­nuz. Eğer kötülük yaparsanız, kendinize (kötülük yapmış olursunuz). (O iki bozgunculuktan) sonuncusunun zamanı geldiğinde (öyle kullarımızı göndeririz ki) yüzlerinizi kötülesinler, ilk kez girdikleri gibi yine mescide (Kudüse) girsin­ler ve yendiklerini mahvetsinler.

Hatiplerimiz cuma günü hutbede Nahl suresinin 90 ncı ayetin okur­lar: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya vermeyi emreder. Fuhşsiyatı ve kötülüğü yasaklar. Öğüt alasınız diye size öğüt verir” diye hatırlatırlar. Hz. Ömer “Adalet mülkün temelidir” demiş. Adelet ve ihsan arasında hayat sürmeye çalışırsak bu bizim çikarımızadır.

Eğer toplumlar ekonomik, siyasi ve askeri gücüne dayanarak boz­gunculuk yapmaya devam ederlerse Allah onları bir başka toplumun eliyle helak eder. İsrailoğullannm tarihi için Mevdudinin Tefhimü-1-Kur’anma bakınız.[8]

8- Umulurki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer siz (bozgunculuğa) dönerseniz, bizde (cezalandırmaya) döne­riz. Biz cehennemi kafirlere hisar (hapishane) yaptık.

Allah (c.c.) merhametinden peygamberler ve kitaplar göndermiş. Doğru yolla eğri yolu bildirmiş. Eğri yolda olanların bu dünyada da ce­zalandırıldığını, tarihi olaylardan ders almayıp sapanların tekrar tekrar cezalandırıldığını haber verirken bizleride uyarmaktadır ve Kur’an’a uy­mamız istenmektedir.[9]

9- Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola iletir ve salih aıiıel işleyen müminlere büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.

10- Ahirete iman etmeyenlerede acıklı bir azab hazırladık. (Bunuda kafirlere müjdeler.)

Toplumun refahı, saadeti ve huzuru üzerine kafa yoran, fikir üreten iyi niyetli veya kötü niyetli herkes topluma bir yol teklif etmiş ve et­mektedir.

Zaman içinde bu yolların çıkmaz yol olduğu, denendikten sonra an­laşıldı. Ama gidenlerden geri gelmeyen ve cehennemi boylayanlar oldu. Rabbimiz en değerli, en doğru ve en uzun süreli, kıyamete kadar ge­çerli yolun Kur’an yolu olduğunu söyler. sBozgunculuk yapmamak, belalardan sakınmak, cehennem hapisha­nesine düşmemek istiyorsak dünyada devlete, ahirette cennete götü­ren Kur’an yolunda yürüyelim.[10]

11- İnsan hayra dua eder gibi şerre de dua etmekte. İnsan pek aceleci oldu.

A’raf 70-77, Hud 32. ayetlerde de haber verildiği gibi kafirler pey­gamberle alay ederek; “Eğer doğru söylüyorsan haydi o vadettiğin azabı getir” diyerek acele azab istiyorlardı.

Mekkeli kafirlerde efendimizden istiyorlardı. Serde acele etmek doğru değil. Hayır mı, şer mi olduğu açık olmayan konularda teenni ile yavaş hareket etmede hayır vardır. Ancak Hz. Musa’nın dediği gibi Rabbin rızasını istemede acele etmeli.[11] Yarın çok geç olabilir.[12]

12- Geceyle gündüzü iki ayet yaptık. Gece ayetini mahvet­tik, gündüz ayetini gösterici kıldık ki; Rabbinizden bir nimet arayasiniz, senelerin ve hesabın sayısını bilesiniz. Biz herşeyi açık seçik anlattık.

Herşey Allah’ın var ve bir olduğuna ayettir. Elimizin çizgisi, kader çizgimiz, ruhi zikzaklarımız, kanımızın akışı, kalbimizin atışı Allah’ın var ve bir olduğuna ayettir.

Güneşin doğuşu, gecenin gelişi, güneşle herşeyin görüldüğü, azık­ların onda arandığı Allah’ın bir ayetidir. Senelerimizi, aylarımızı, hafta­larımızı, günlerimizi ve gün içindeki zamanlarımızı teşbih etmek için bütün insanlığın takvimini gökyüzüne asıveren, hergün takvim yaprak­larını hiç unutmadan açıveren birinin olduğuna ayettir geceyle gündüz.[13]

13- Her insanın (amel) kuşunu kendi boynuna takdik. “Herkes kendi yaptığından sorumludur.) Kıyamet günü onun için bir kitap çıkarırız ki; onu açılmış olarak bulur.

Yahudiler kendilerine yapılan katliam, sürgün, lalan, tahcir gibi kö­tülüklerin arkasında hep Calut’u, Buhlunnasır’ı, Neron’u, Hitleri aradı­lar. Yaşadığımız bu dünyada devletler ve fertler başlarına gelen her fe­laketin arkasında bir kişi veya kuruluş ararlarda hiç kendilerine kaba­hat bulmazlar.

Uhud harbinde Efendimizin harp taktiğini tam uygulamayan Ashabı kiram mağlup duruma düşünce “Bu nereden başımıza geldi” dediler. Rabbim: “Deki: O kendinizdendir” buyurdu.[14] Rabbimiz: “Her insanın kuşunu kendi boynuna taktık” buyurur. Siz iman çekirdeğini gönlünüze diker, ellerinizden, dillerinizden, gözlerinizden amel çiçekleri açtırırsanız gayb alemindeki kader kuşu­nuz bülbül olur, kelebek olur gelir ve size konar.

Yok eğer ak ve pak gönlünüzü inkarla karartırsanız, ellerinizden, dillerinizden, gözlerinizden, çarşılarınızdan hırsızlık, rüşvet, öldürme, köşe dönme, kandırma, yalan, aldatma, fuhuş pislikleri Ebu Cehil kar­puzu gibi ortalığı sararsa, kader kuşunuz sinek olup gelir üstünüze ko­nar. “İlim ma’ruma tabidir” cümlesiyle Özetlenen kader, veya Mehmet Akifin:

“Şeraiti mevcud olupda meydanda Zuhura gelmesidir hadisatın a’yanda”

diye ifade ettiği kader; bizim kader kuşumuza veya talih kuşumuza kendimizi hazırlayıp, hayır veya şerri kendimize kondurmamızdır.[15]

14- “Oku kitabını. Bugün hesaptı olarak nefsin sana yeter.”

Kıyamet gününde önümüze açılan amel defterimize bakıp okumamız istenecek. Dünyada iken okuma yazma bilmeyenler dahi amel defterini okuyacak. Yaptığı ve unuttuğu herşeyi orada görecek utanacak, kendi kendini hesaba çekecek.[16]

15- Kim doğru yolu bulursa, kendisi için bulmuş olur. Kimde sapıtırsa kendi zararına sapıtmış olur. Yük taşıyan hiçbir kimse başkasının yükünü taşımaz. Biz bir peygamber göndermedikçe (hiçbir kimseye) azab etmeyiz.

Onüçüncü ayetin tefsirinde insanlar kendilerini iyiye, güzele layık hale getirirlerse talih kuşu güzel bir şekilde konar, kişi kendini kötü bir şekilde geliştirirse talih kuşu sinek gibi konar demiştik. Bu ayeti kerime de İslam yolunu seçen kendisine fayda vermiş olur. İnkarı, ateistliği, gavurluğu seçende kendisine zarar vermiş olur diyor.

“Hiçbir kimse başkasının yükünü taşımaz” cümlesi hem dünyada, hem ahirette geçerli bir kaidedir.

İslam hukukunda babanın işlediği suçun cezasını çocuğu çekmez. Suç ve cezanın şahsiliği, prensibi en güzel şekilde ifade etmiştir.

Ahirette herkes kendi günahının cezasını çekecek.[17]

Fetret Ehli

Hz. İsa ile peygamber efendimiz arasında kalan döneme fetret za­manı denir. Bir de Hz. Muhammed (s.a.v.) gönderildikten sonra dünyaya gel­diği halde, insanlardan uzakta islamın sesinin ulaşmadığı yerlerde ya­şayanlara fetret ehli denir. Alusi’nin ifadesine göre Hz. Muhammed’in peygamberliği bir topluma haber olarak ulaşmış ama bu haberi ulaştı­ranlar Hz. Muhammed’i çok kötü bir şekilde deccal olarak tanıtmışlar. İşte bu haberi duyanlar da İslamın sesini duymuş sayılmazlar.

Bu durumda olan, peygamber sesi duymayan insanlar hakkında bu ayete dayanarak “cennetliktir” diyen imamlarımızın yanında Hanefiler, Mu’tezililer aklı başında olan, ergenlik çağına gelen her şahsın yaratı­cıyı tanıması gerekir. Eğer tanımazsa azab görür derler.

Bu ayet-i kerime, peygamber gönderilmeyen toplumlara; Lut, Semud, Ad, Nuh kavminin başlarına gelenler gibi dünyada iken azap edilmezler manasınadır. Veya akılla Allah’ı tanımak mecburiyeti vardır. Peygamber göndermediğimiz insanlara; Ahkama (Namaz, oruç gibi) uymamaları nedeniyle azap etmeyiz anlamınadır derler.

Akıllı adam için herşey Allah’ın bir olduğuna delalet eder ve İbrahim (a.s.)’ın[18] akli delil getirmesini ör­nek verirler.[19]

16- Biz bir ülkeyi helak etmek istediğimizde şımarık zen­ginlerine (itaatı)emrederiz, orada bozgunculuk çıkarırlar, oraya (azab) sözü hak olur, bizde orayı yerle bir ederiz.

Bir insan tek başına kendisi Allah’a karşı sorumlu olduğu gibi top­lum olarakda bir vücudu oluştururlar ve bir tek insan o toplum vücudu­nun bir parçası gibidir.

Vücudun bir parçası ağrıyınca bütün vücud ağrı duyar. Ama beyin veya kalb bozulunca bütün vücud bozulur.

Rabbimiz toplumların bozulmasında ileri gelenlerin, şımarık zengin­lerin etkisinin büyük olduğunu haber verir.

Enfal suresinin yirmi beşinci ayetinin tefsirinde açıkladığımız gibi sarhoş şoför, sarhoş pilot yolcuları felakete götürdüğü gibi fasık, kafir yöneticilerde devlet gemisini batırırlar ve içindekiler helak olurlar.

Ahmed b. Hanbel Müsned 4/192 de Efendimizden rivayet ettiği bir hadisde birlikde bütün bu toplum içinden gücü yettiği halde engel olma­yanlar ahirette azap görürler, ancak engel olmaya gücü yetmediği halde toplumla beraber yok edilenler ahirette azap görmezler buyurur. Allah(cc); A’raf suresinin 164. ayetinde toplumu üçe ayırmış:

1- Zalimler.

2- Mücahidler.

3- Neme lazımcılar.

Zalimler toplumu batırmaya çalışırken, mücahidler kurtarmaya çalı­şır. Neme lazımcılar ise sessiz kalıp azabı hak ederler.[20]

17- Nuh’dan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarına Rabbinin haberdar ve görücü olması yeter.

Lut kavmi, Ad kavmi, Semud kavmi, firavun ve ona uyanlar zaman içinde isyanları sebebiyle helak oldular. Çünkü Rabbimiz onlara pey­gamber gönderdi, karşı geldiler ve iki dünyalarını da harap ettiler.

Bizim de bu dünyamızı zillet içinde geçirmemizi engellemek ve ahi-rette cehennemde yanmamak için, ülkesini batıran önderlere uyma­mamız gerekir.[21]

18- Kim bu çabucak geçici (dünya)yi isterse biz ona dün­yada dilediğimiz kadar istediğimize çabucak veririz. Sonrada ona cehennemi (yatak) kılarız. Oraya kınanmış ve kavrulmuş olarak yaslanır.

19- Kim iman ederek ahireti ister ve ona yaraşır şekilde çalışırsa, işte onların çalışmaları meşkur (makbul)dür.

20- Her birine, onlarda’dünyayı isteyenlerede) bunla-rada (ahireti isteyenlerede) Rabbiyin bağışından veririz. Rabbinin bağışı (hiç kimseden) engellenmiş değildir.”

Ahmed b. Hanbel Müsned 1/267 de Efendimizden rivayet ettiği bir hadisde ahirete inanmayanların halini çölde kaybolan bir topluluğun kı­lavuz peşinden giderek bir bahçeye su havuzuna varmalarına orada bir müddet kaldıktan sonra kılavuzun daha güzel ve sulak bir bahçeye gö­türmek istediğinde topluluğu ikiye ayrılıp bir kısmının orada kaldığını, diğerlerinin kılavuza uyduğunu haber verir.

İşte yalnız bu dünyayı isteyen ve ahirete inanmayanlara Allah (c.c.) dilediği kadarını vereceğini, ahirete inanan ve orayı isteyenlerede her iki dünyada vereceğini haber veriyor.

Biz dünyada yaptığımız her işin ahirette bize sevap olarak verile­ceği inancı içinde çalışalım.[22]

21- Bak nasıl onların bir kısmını bir kısmından üstün kıldık. Elbette ahiret dereceler yönünden daha büyük ve üstünlük bakımından da daha büyüktür. Bu dünyada insanlar arasındaki üstünlük iki yönde görülür:

1-Maddi olarak fabrika, köşk, araba, uçak, tarla, bağ, bahçe, altın gibi şeylerde üstünlük. Bu maddi sahada müminle, kafir yarış ederse Rabbimin takdiri oranında birbirlerini geçebilirler.

2- Manevi sahada üstünlük. İşte burada mümin daima kafirin önün­dedir. Mümin insan izzeti, şerefi, namusu ile yaşar. Oğul, kız, torunla­rıyla İslami bir hayat yaşarken pisliğin her çeşidinden korunmuş olur.

Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika gibi ülkelerde maddi imkanla­rın doruğuna çıkmış insanın kendisinin uyuşturucuya tutulduğu, oğlu­nun eşcinsel, kızının lezbiyen ve aidsli olduğu, en ünlü sanatçı ve siya­setçilerinin aids hastalığından öldüğü, Nato gibi en üst seviyedeki bir askeri kuruluşun başına gelenin hirsızlıkdan hüküm giydiği görülmekte. Ahiretteki üstünlükde yalnız iman ve amel etkili olacaktır.[23]

22- Allah ile beraber bir diğer ilah edinme, sonra kı­nanmış ve kendi başına bırakılmış olarak oturakalırsın.

23- Rabbin kendinden başkasına ibadet etmemenizi ve anne babaya iyiliği emretti. Eğer onlardan biri veye her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa onlara “öff” deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle.

24- Her ikisinede rahmetten tevazu kanadını indir, (kucak aç) ve “EyRabbîm, bunlar beni küçükken nasıl terbiye etti­lerse sen de bunlara merhamet et” de.

Allah (c.c.) kendisine ibadet yapma ile anne babaya iyiliği ard arda emretmiştir. Bakara 84 de Allah’a ibadet, anne babaya ihsan emredili­yor. Nisa 36’da Allah’a ibadet emrediliyor, şirk yasaklanıyor, anne ba­baya iyilik emrediliyor.

En’am 151 de Allah’a ortak koşmak yasaklanıyor ve Anne babaya iyilik emrediliyor.[24] Allah’a ve anne babaya teşekkür emrediliyor.

Onlara “Öff” demek yasaklanıyor. Kaş çatmak, çalım satmak yasak. Onlar size çocukken şefkat ve merhamet kanatlarını gerdikleri gibi şimdi bizlerde onlara şefkat ve merhemet kanatlarım germemiz gere­kir.

Ayet ibaresiyle “öf” demeyi yasaklarken delaletiyle dövmeyi, azar­lamayı yasaklıyor.

Anne-babaya iyilik yapılması konusunda birçok ayet inmesine karşı çocuklarınıza iyilik yapın diye doğrudan ayet yoktur. Ayetleri indiren Allah çocuk sevgisini anne-babanin gönlüne bırakmıştır.

Hz. Adem’in anne-babası yoktur ama eşi ve çocukları vardır. İnsanda eş ve çocuk sevgisi daha fazla gelişmiştir.

Edebiyatta İstiare-i temsiliye dediğimiz bir sanatla çocuğun anne ve babasına şefkat kanatlarını germesi kuşun yavrularını soğuktan, sıcak­tan, düşmandan korumak için kanatlan altına almasına benzetilmiş.

Anne babaya hizmet edilirken kuş tüyü kadar yumuşak olmaya dik­kat edildiği gibi, hizmet etmenizin ağırlığını hissettirmemeye, kuş tüyü gibi hafif olmaya da dikkat edelim.

Alın terini toprakla yoğurup buğdaya dönüştüren, alın teriyle çeliğe su verip, karşılığını yiyecek giyecek ve içeceğe dönüştüren babaları­mız.

Ciğerinin kanını bembeyaz süte dönüştürüp bir şelale gibi yavrusu­nun ağzına akıtan analarımız, Allah ve O’nun rasulünden sonra sevil­meye en layık insanlardır.

Bir çiçeğin kendi dalını sevmesi gibidir bu sevgi. Bir dalın çiçeğini beslemesi koruması gibidir bu şefkat.

Baba, gül ağacının kendi bünyesinde gülü gizlice taşıması gibi yıl­larca taşıyor yavrusunu.

Sonra anne en değerli incileri boynunda taşırken yavrusunu daha mahrem ve kalbinin en yakın yerinde severek taşıyor. Gül renkli kanını yavrusunun damarlarına akıtıyor. Allah’ın can verdiği yavrusuna dokuz ay kan veriyor.

Günümüzde bir kısım kan simsarları ölmek üzere olan hastanın gözü önünde kan üzerine pazarlık yaparlarken, bir kısım zalim diktatör­ler damarlarındaki kanı kara toprağa akıtarak üretimi artırırlarken ana, karşılıksız olarak, severek yavrusuna kan veriyor.

Yavrusu doğunca yemiyor yediriyor. Baba ise kuşlar gibi kazancını akşam eve getirmek ve yavrularının sevincini paylaşmak için çırpınıyor. Çocukken ayaklan ayaklarımız, elleri ellerimiz, gözleri gözlerimiz, dişleri dişlerimiz oluyor.

Anne ve babanın dört ayağı, dört eli, dört gözü ve altmış dört dişi bizim için çalışıyor. Onların bizim için yanan yüreği üşüdüğümüz zaman sıcacık oluyor, yandığımız zaman ise serinlik veriyor. Yananı serinleten, donanı ısıtan böyle bir ateş başka hiçbiryer de icad edilmemiştir.

Kış gününde aynaya üfleseniz kendinizi aynada göremezsiniz. Rabbimiz de; “Anne ve babanıza üff bile demeyiniz” buyurur.[25]

Denizlerin söndüremediği anne ve baba yüreğinin ateşini üff de­mekle söndürenler kendisinin cehennemdeki ateşinin alevlenmesi için üfürmüş olurlar. Müşrik anne ve babaya bile ihsanda bulunmayı tavsiye (emir) eden Rabbim;[26] insanların gönül kapılarının İhsanla açılabile­ceğine işaret etmiştir.

“Ve bil valideyni ihsanen” ile “gül gibi yüz” emrediliyor. “Ve kul lehüma kavlen kerimen” ile de “bal gibi söz” emrediliyor.[27]

25-Rabbiniz içierinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih-Ier olursanız, şüphesiz o kendine dönenleri bağışlayandır.

Salih bir insan olmanın yolu Allah’ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmak, Anne ve babaya iyilik edip aile yuvasını kuş yuvasından dahasağlam, sıcak, yumuşak hale getirmekten geçer.

Fertlerin iç dünyaları güzel olursa aileler güzel olur. Aileler güzel olursa devlet güzel olur. Devletler güzel olursa iki dünyada güzel olur.[28]

26- Yakınlara hakkını ver. Fakirlere, yolda kalmışada ver, saçıp savurma.

27- Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleri olurlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.

Mutluluk yayıldıkça çoğalır. Aile yuvasında yaşanan mutluluklar dalga dalga etrafa yazılmalıdır. Yakın akrabalara sevgi, saygı ve yar­dımlarımız esirgenmemelidir. Fakirlere, yolda kalmışlara yardım edil­meli. Allah’ın kulu ve Hz. Adem’in çocuğu diye bakmalı ve iman ettiği­miz peygamberin çocuğu yolda bırakılmamalı.

Saçıp savuranlar yani malvarlığını haram yollarda harcayanlar şey­tanın kardeşi olurlar. Bu tür insanlardan birine sormuşlar. Ençok duy­mak istediğin haber hangisidir? Bu şeytanın kardeşi cevap vermiş. “Babamın öldürülüp, katilinin yakalanması. Hem diyet alırım, hemde mirası yerim” demiş.[29]

28- Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti isteyerek (elin dar olduğu için yardım edememek sebebiyle) onlardan yüz çevirirsen onlara yumuşak söz söyle.

Gül gibi yüz, bal gibi sözle, seven ve okşayan elle vermek kadar in­sanı mutlu kılan başka birşey çok azdır. Bazen verecek bir şeyiniz ol­mayabilir. O zaman bal gibi sözle sadaka verilmelidir.[30]

29- Elini boynuna bağlanmış kılma (cimri olma), büsbü­tün de yayma (israf etme), yoksa kınanmış ve pişman vazi­yette oturakalırsın.

Nisa suresi (ayet 37) ve Ali-i İmran (ayeti80)’de açıklandığı gibi cimri, zararı önce kendisine verir. Yemez, yedirmez bir ömür boyu ka­zanma, koruma ve kaybetme endişesini yaşar. Balı kavanozun dışın­dan yalayarak yer. Peygamber efendimiz “cimrilikten daha kötü hangi hastalık vardır?” der.

Akşam aydınlanmak için mum yakan cimri muma bakarmış. Mumdan bir damla eriyip aktığında, cimrinin gözünden iki damla akarmış,

Cimrinin hiç sevmediği kelimeler: Zekat, sadaka, infak, davet, ziya­fet kelimeleri imiş.

Küfe şehrinin en ünlü cimrisi, Bağdat şehrinin en ünlü cimrisinin ölüm haberini duyunca taziyeye gitmiş. Birde ne görsün ölen cimrinin evinde, bahçesinde yemekler yeniyor, davullar çalınıyor. İşin aslını öğ­renmek için cimrinin evine girer. Meğerse cimrinin hanımı cömert bir adamla evlenmiş ve Bağdadin fakirlerini doyuruyor. Bunun üzerine Kufe’lide cömert olmuş.[31]

30- Şüphesiz Rabbin rızkı dilediğine genişletir, dilediğine daraltır. Çünkü O,kullarına haberdardır ,(pniarı) çok iyi görür.

Cömertlik malı eksiltmez.. Pimilik-cimrilikde malı eksiltmez. Malı çoğaltanda, eksiltende Allah (c.c). dır.

Yasin suresinin 68. ayetinde bildirildiği gibi bizim vücudumuzu dahi çoğaltan ve eksilten Allah’dır. Her ne kadar bizim yediklerimiz vücu­dumuzda etkili oluyorsada yediklerimizi yaratan Allah, yeme iştahımızı veren Allah’dır.

Eğer yalnız yeme ve içme ile insan güçlü kuvvetli olsa idi sporun bütün alanlarında birinciliği zengin çocukları alırdı.

Zenginlikde öyle. zenginlik akılla olsa idi akıllılar zengin olur, akılsızlar fakir olurdu. Ama bakıyorsunuz ki orta zekalı bir adam zen­gin olmuş, çok zeki bir adam onun memuru veya işçisi durumunda. Cenin ana rahminde iken yediği, içtiği, ve kaloriferinin kalitesi daha dünyada yapılmadı.

Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren annenin memelerinin musluğu görünmeyen bir el tarafında açılır ve tadı, tazeliği, lezzeti, saflığı yer­yüzünde bulunamayacak şekilde akmaya başlar.

Hem de öylesine ayarlı ki; bir günlük bebeğin ihtiyacı olan sütü, bir-günlükken veriyor. Bir aylık çocuğun sütü bir günlük gibi değildir. Çünkü çocuğun gün ve aylardaki ihtiyacına göre sütün katkı maddele-ride değişiyor.

Bir gün geliyor çocukda dişler çıkıyor ve çocuk yemeye içmeye başlıyor, o zaman da annenin sütü kesiliyor.

Eğer anne sütü yemeyle veya içmeyle artsa idi, sütün musluğu in­sanların elinde olsa idi, zenginlerimiz kafir kadınları işçi olarak alır, bol bol yedirir, çocuk sütü üretir ve mama yerine bol para ile satarlardı.

Anne sütünü akıtan ve kurutan Allah (c.c.) toprak ananında sütünü akıtır veya kurutur. Bize düşen görevler:

Zekat vermek için zengin olmaya çalışmak. Zengin olmak için tica­ret, veraset, hediye, üretim veya ziraat yaparken Allah’ın koyduğu he­lal ve haram sınırlarına dikkat etmek.[32]

31- Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz. On landa sizide biz rızıklandırjrız. Onları öldürmek gerçek-den büyük günahdır.

Lokman suresinin en son ayetinde “kişi yarın ne kazanacağını bil­mez” buyuruyor. Hangi sokakda kiminle karşılaşacağını, nereden çay içeceğini, kim­den güzel bir söz duyacağını, hangi dağ deniz veya çiçekden gelen ha­vayı nerede soluyacağını, kimleri görerek göz gıdasını alacağını bilmez.

Yarın hakkında kesin bilgisi olmayan insan elli sene sonrasının in­sanının gelip kendi ekmeğine ortak olup aç kalacağından endişe ederek çocuklar daha doğmadan öldürme tarafına gitmektedir.

Hz. Adem’den bugüne kadar gelen milyarlarca insan dünyanın ancak bir karışlık toprağından yiyecek geçimini temin etmiştir.

Hud suresinin altıncı ayetinde her canlının rızkının Allah’a ait olduğu bildirilmekte. Zariyat suresinin 22. ayetinde de semada( gökyüzünde de rızkımı­zın olduğu bildirilmekte.

Bundan yirmi beş sene önce Karaman şehri; benim doğduğum Göçer köyünün mevsimlik elmasını yerdi. Şehre yetmezdi. Hayvanlarla taşı­dığımız elmalardan bir tanesini şehir çocuklarına attığımızda kapışıve-rirlerdi.

Yirmi beş sene önce materyalistin biri hesap yapıyor. Göçer köyü­nün elması yirmi bin nüfuslu şehre yetmiyor. Bu şehir elli bin olunca ne yiyecekler?

Şimdi Karaman yetmiş bine ulaştı ama yurt dışına elma ihraç ediyor. Allah’ın izniyle bir karışlık toprak, daha nicelerini üretir ve doyurur.

Bu konuda; “İnsan enerjisi ve israfı” isimli kitabımın 30,31,32, ve 33. sahifelerinde şunları yazmıştım:[33]

Ekmek Kavgası

Bülbül güzel bir kuştur deyince kaç kilo et çıkar diye soranlar ve ta­biatı karpuz kabuğu gibi görenler, karpuz kabuğunun tükenivereceği endişesini çok yemelerinden dolayı patlamak üzere olan midelerinde hissetmeye başlayınca başkalarının elindeki kuru ekmeği de nasıl alır, yedi nesil sonra gelecek çocuklarımıza nasıl bırakırız hesapları yap­maya başladılar.

Dünyadaki ekilen ve ekilebilir alanların metre karesini, metre kare­den elde edilecek yiyecek ve giyecek maddelerinin miktarını, bunları tüketecek insan ve hayvanın sayısını, arazinin artmayip insan ve hay­vanın artacağını, birgün gelip bu arazilerin bu insanlara yetmeyeceğini ve insanların toplu ölümlerle karşı karşıya kalacağını bildiren ve bu ko-nudu endişe üreten merkezler, yeni birşey getirmiyorlar.

Bin dört yüz sene öncesinden Rabbimiz, Kur’an-ı Keriminde, şeyta­nın bizi fakir düşmekle korkutup cimriliği emrettiğini haber vermekte­dir.

Rabbimize ve onun “mukiyt” ismine inanmayan nefsinin ve şeytanın vesvesesine inanan Han fetzu isimli birisi, milattan önce beşyüz yılla­rında, “bir babanın beş çocuğu olsa, onlarında beşer çocuğu olsa, babanın malı yirmi beş kişiye yetmeyecektir. Dünyada Öyle birşeydir” demiş ve bundan ikibin dörtyüz yıl önce ta o zaman dünyanın şimdiki gelecek endişesini yaşamıştı.

Böyle söylerken olayları görmemezlikten gelmek istediğimiz zan­nedilmesin. Dünyanın kaç ton olduğunu ne kadarı ekilebilir, ne kadarı­nın altın gümüş, fosfata, demir, kömür olduğununda bilinmesini, bunla­rın en ekonomik şekilde işlenmesini (bizde isteriz. Bizim karşı oldu­ğumuz nokta) bunların işlenmesi (anında) yeterli miktarda olmadıkla­rına bakarak kıtlık endişesiyle insanların ve hayvanların öldürülmesine kalkışılmasıdır.

Ekmek sayısınca insan yetiştirmek değil, insan sayısında ekmek üretimine taraftarız. “Ekmeği üretecek arazi sınırlı olduğu içinde insanı da sınırlı bir şekilde üretmek isteyen ve bu gaye ile doğumları önlemek için ya önüne torba takan veya gelecek olanları dünyaya çıkmadan önce haplarla kurşunlayanlar; cahiliyye döneminde kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerden farklı olmaz ve onların da yolunda olmuş olurlar, yine yeni birşey getirmiş olmuyorlar çünkü.

Efendimiz (s.a.v.)’e: “Ya Rasulüllah! Şimdi biz kız çocuklarımızı Öl­dürmüyoruz. Ancak az yapıyoruz” denildiğinde Efendimiz, “İşte o da gizli öldürmedir” buyurmuştur.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde; “fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldür­meyin, onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek büyük günahdır” buyurur.

Onları çocukları doğmadan boğmak yerine, doğan çocukların beden­lerine ve akıllarına hareket versinler. Rabbimiz; “Yeryüzünde kıpırda­yıp hareket eden her canlının rızkı Allah’a aittir” (Hud suresi 16) bu­yurmuştur.

Devletlere ve topluma düşen yeryüzünün tabii kaynaklarının hesa­bını yapmadan, onları işlemeye koyulmadan önce insanları ve onların maddi manevi, bedeni, akli ve ruhi enerjilerini yaratılışlarına uygun bir şekilde harekete geçirmektir.

Harekete geçen her beyin kendi çağının gıdasını, çağına uygun şe­kilde çözecektir. Eğer Edison’un babası da çağında doğum kontrolüne riayet etseydi, Edison doğmazdı, elektrik bulunmazdı veya gecikirdi.

Peki sen bu sorunu nasıl çözersin? diyenler çıkabilir. Ben; çağımın ve gelecek çağların sorunlarını çözecek, gözü ve gönlü açık, bedenen, ruhen gelişmiş nesiller yetiştirmekle sorumluyum. diyorum.

Bir zamanlar yeryüzündeki ağaçların hesabını yakıt olarak onların tüketiminin hesabını yapanlar, “çok yakında dünyada tek ağaç kalmayacak” demişlerdi. Ancak gören bir göz, kömürü buldu. Derken bu ka­hinler kömür rezervlerinin hesabını yaparken de petrol keşfedildi.

Petrolünde rezervlerinin hesabı yapıldı ve tükeneceği tarih de belir­lenip, insanları soğuk haberlerle üşütecekleri sırada, güneş enerjisi ha­beri gönülleri ısıttı. Bundan ikiyüz sene öncesinin insanına “endişe etme, yarın su gibi bir madde ısıya dönüştürülür” denilse aklınızdan şüphe ederdi.

Ayrıca dünyanın kaç ton olduğunu ilim adamları haber veriyor. Onların hesabına göre bugüne kadar topraktan çıkan yiyecek, giyecek ve diğer kullanılan maddelerin bütün senelerdeki ton rakamları top-lansa, dünyadan fazla gelir. Öyle ise bunların nereden gelip nasıl şekil değiştirip, nereye döndüğünü ve onu tekrar nasıl kullanabileceğimiz hesap edelim.

“Ekmek sayısına göre adam değil, adam sayısına göre ekmek ürete­lim.”[34]

32- Zinaya yaklaşmayınız. Çünkü o bir fuhuş dur ve kötü bir yoldur.

Zinaya yaklaşmayın diyor da, “zina etmeyin” demiyor. Furkan sure­sinin 68. ayetinde müminleri överken; “Onlar haksız yere adam öldür­mezler ve zina etmezler” buyuruyor. Ne güzel terbiye metodu!

“Zinaya yaklaşmayın” yasağı, göz zinasını, el zinasını, dil zinasını, insanları zinaya teşvik eden kitap, dergi, film, bilgisayarlar yoluyla fu­huş internetlerine bağlanma gibi her türlü yol kapatılır. Geniş bilgi için Nur suresi 2. ayete bakınız.[35]

33- Haksız yere Allah’ın haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürürse, onun velisine yetki vermişizdir. Oda öldürmede aşırı gitmesin (kan davası haline getirip, katilin yakınlarını öldürmeye kalkmasın). Çünkü o (veli şe­riat tarafandan) yardım edilmiştir. Başta kendi canınız olmak üzere hiçbir canı haksız yere öldürmeyi­niz.!

Tarihi harabelerde bulunan, antika kabul edilen asarı atikayı bulan­lar onu kırmazlar. İpek gibi yumuşak fırçalarla temizlerler ve yüksek fi­yatlarla satarlar. Bu tür antika eserler değerini yapımcısından ve ya­pıldığı dönemden alır.

İnsan ise bütün zamanları, mekanları ve insanları yaratan Allah’ın eseridir. Ona daha fazla önem vermeli.

Bu insan neslinin korunması için insan nesline yönelik saldırılara karşı cezalar belirlenmiştir. Bakara suresinin 178-179. ayetlerinde kı­sas emredilmiştir.

Peygamber efendimiz “şu üç şeyden biri olmadıkça müslümanın ka­nının akıtılması helâl olmaz:

1- Zina eden evli veya dul kişi

2- Kasden adam öldüren

3- Dinini terk edip cemaatten ayrılan (dinden dönen)” buyurmuş.

Bütün dinlerin koruduğu cana kıyan, nesil bozan, dini bozanlar ceza­landırılıyorlar.

“Efendim cana kıymak yirminci asırda çağımıza yakışmaz” diyenler şunu iyi bilsinler, kısası emreden Allah’dır. Çağlanda, insanlarıda yara­tan O’dur.

Bin tane kuzunun çayırda rahatça otlaması için bir tane kurt öldürü­lür.

Bu Kur’an’a harp ilan edenler binlerce insanı öldürenleri, öldürmeye­lim diyenler insanlar arasında ayırım yapanlardır, o binlerce cana acı-mayanlardır. Ve bundan sonrada kıyılacak canları insan yerine koyma­yanlardır. Bir kurt için bin koyun feda olsun diyen insan kurtlardır.[36]

34- Yetim ergenlik çağına gelinceye kadar, yetimin malına en iyi şekilde yaklaşın. Sözü yerine getirin. Çünkü sözden sorumluluk vardır.

Nisa suresinin onuncu ayetinde; “haksız yere yetim malını yiyenle­rin kendi karınlarına ateş yemiş olduklarını” haber verir. Allah(cc). Al-i İmran suresinin 180. ayetinde haram yollarla kazanılan malla­rın, hakkı verilmeyen malların, kıyamet gününde ateş olup kişinin boy­nuna dolanacağını haber verir.

Günümüzde bir insan kendini yakmak için meydan yerine odun toplasa veya üzerine benzin dökse hemen müdahale ederiz. Engel oluruz, hastahaneye götürür tedavi ederiz.

İşte bu haram yiyen, köşe dönen, çıkar sağlayan, görevini kötüye kullanan, devleti soyan, yetimin hakkını yiyen haramilerde kendi ate­şini toplamaktadır. Onları başıboş bırakmayalım, İslam şifahanesinde tedavi edelim.

Yetimin malından en iyi şekilde yararlanılabileceğini haber veriyor. En iyiyi belirlemek Allah’a aittir ve Nisa suresinin altıncı ayetinde bunu açıklamıştır.

Yetimin velisi veya vasisi, yetimin malını yetim adına yönetir. Veli veya vasi zenginse, yetimin malından yememesi tavsiye edilir. Eğer veli veya vasi faicir ise israfa kaçmadan yetimin malından yer ve yetim ergenlik çağına gelince şahitler huzurunda yetime malını iade eder.[37]

35- Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tar­tın. Bu daha hayırlı ve sonuç itibariyle daha güzeldir.

Altın tartarken, buğday tartarken, elma tartarken terazinize dikkat edeceksiniz ve doğru tartacaksınız.

Terazi, ölçü ve tartı yalnız bu yenip içilenlerde olmaz. Gönül terazi­nizde doğru tartmalı. Sazın tellerinin ölçülü sesler vermesi için akordu yapıldığı gibi gönül tellerime akord edilmeli.

“İki kere düşün bir kere konuş” sözünde dilin dahi adalet terazisiyle ölçülüp tartıldıktan sonra konuşulması gerektiğine işaret vardır.

Allah(cc); er Rahman suresinin 5-9. ayetlerinde; “güneşin ve ayın hesapla olduğunu, gökyüzününde bir ölçü içinde bulunduğunu ve ölçü ve tartılarda haddi aşmamamız gerektiğini vurgular “

Allah’ın adalet terazisi olanKur’anı bırakıp kendi akıl terazisiyle tar­tan herkes haddi aşar. Belediyenin damgalı terazisini bırakıp kendi yaptırdığı terazi ve kilolarla tartan gibi olur.

Devlet kendisi Allah’ın adalet terazisiyle ölçüp biçtiği gibi çarşılarda denetleyerek alıcı ve satıcıların tartılarımda kontrol edecek.

Bu gerçekleşirse dünyaları güzel olur, ahiretleri cennet olur.[38]

36- Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların hepsi ondan, (yaptığından) sorumludur. Kulak, göz ve gönül, insanın en değerli org ani andırlar. Ana rahmin­den dünyaya geldiğinde bu organlarımız tertemiz olarak gelir. Ergenlik çağından sonra her duyuş, her bakış ve düşünüş bizden birşeyler götü­rür veya getirir.

Şair:

“Gözümün baktığına

Gönlümün aktığına

Kulağımın çaktığına

Estağfirullah tövbe” demiş.

Gözümüz haramın peşine düşmesin. Kulağımız yalana, gıybete, ifti­raya iltifat etmesin. Gönlümüz kayalar gibi katılaşmasın Rabbin rah­met ayetleriyle yumşatılsın. Gönlümüz batıl şeylere yaklaşarak küf tutmasın, zikrullah ile Kur’anla cilalansın.

Gönlümüzde hazan yaprakları dökülmesin. Kur’an gönlümüzün ba­harı olsun. Kur’an-ı Kerimde “Ülaike” kelimesi ikiyüzdört defa geçmektedir. Hepsinde insanları işaret etmektedir. Yalnız bu ayeti kerimede kulak, göz ve gönüle işaret etmek için “Ülaike” kullanılmak suretiyle bunla­rında akıllıca kullanılmasına işaret edilmiştir. Her organın ayrı ayrı he­saba çekileceği bildirilmektedir.[39]

37- Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin, nede boyca dağlara yetişebilirsin.

38- Bütün bunlar Rabbin katında kötü olan ve sevilmeyen şeylerdir.

Efendimiz Mekke’yi fethettiğinde ilk yaptığı iş banyo yaptıktan sonra dört rekatlı fetih namazı kılmak olmuştur. Mekke’yi fethettik diye şımarmak, sokaklarda gösteriş yapma yerine alnı secdeye koyup yüce Allah’ı teşbih etmek vardır.

Sa’d b. Ebi Vakkas İran’ı fethettiğinde ipek halılara, altınlara, kadın­lara bakmadan alnını secdeye koyup şükretmiştir.

Gören gözü, gülen yüzü yaratan Allah’dır. İnsan neyine bakarak ki­birlensin ki. Düşünen aklı, seven veya döven eli, bazen bal akıtan, ba­zen zehir akıtan dili yaratan Allah’dır.

İnsan bunlardan birine güvenerek kibirlenmeye kalkarsa akılsızlığını ilan etmiş olur.

İdris’ler de öldü İblisler de. Harun’lar da öldü, Karun’lar da. Ölümlü insanın altmış yetmiş senelik ömründe açan başarı çiçekleriyle büyük-lenmemelidir. Açan her çiçek soluyor doğan her çocuk ölüyor.

Kibirli insanı Allah’da sevmez, kul da sevmez.[40]

39- Bunlar sana Rabbinin vahyettiği hikmettendir. Allah’la beraber ilah edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.

40- Rabbiniz size oğulları seçtide meleklerden kız (çocuk) larmı edindi? Şüphesiz siz büyük bir söz söylüyorsunuz.

Bu surenin 22. ayetinde; “Allah ile beraber bir diğer ilah edinme” yasağıyla başlayan ve kıyamete kadar her millet, toplum ve fert için geçerli olan emir ve yasaklan açıkladıktan sonra bu ayette insanlık yeniden uyarılıyor. Allah’dan başka ilah edinme deniyor.

Bu uyanlar Rab’den gelen hikmetlerdir. Eşyayı olduğu gibi tanımak ve onlara Allah’ın koyduğu tabii ve Kur’ani kanunlarla yaklaşmak hik­metin ta kendisidir.

Müşriklerin çoğunluğu kız çocuğunu sevmezdi. Nahl suresinin 58, ayetinde açıklandığına göre kız çocuğu olduğunu duyan insanların yüzü kararır ve öfkelenirlermiş. Aynı müşrikler melekleri Allah’ın kızları ola­rak tanırlar ve Allah’a iftiraya yönelirlermiş.

Herşeyi o yarattığına göre ayrıca Hz. İsa’yı oğulu kabul etmek, me­lekleri kızı kabul etmek küfürdür.[41]

41- Biz, Öğüt alsınlar diye bu Kur’an da türlü şekillerle anlattık. Ancak onların ürkekliğini artırıyor.

Rabbimiz rahmetinden bizleri uyarmak için Kur’an-ı Kerim’inde emirler veriyor, yasaklar koyuyor, emre uymayanların, yasakları çiğne­yenlerin, Allah’a ortak koşanların kötü sonuçlarını örnek vererek çeşitli şekillerde açıklıyor. Ama nasibsizler bu örnekleri duydukları halde Hak’dan ürküp kaçıyorlar. Aslandan ürkerek kaçıp, yine aslanın kuca­ğına düşen eşekler gibi oluyorlar ve bu dünyada da Hak’dan kaçanlar yine onun huzurunda toplanacaklar.[42]

42- Deki: “Eğer onların dediği gibi O ‘n un la beraber ilahlar olsaydı o zaman elbette arş’in sahibine bir yol ararlardı.

43- O, onların dediklerinden münezzehdir, yücedir, büyükdür.

Kendini ilah yerine koyan, “Allah yaratır ama ben yönetirim” diyen firavunvari insanlar arşa çıkmamışlar. Hz. İsa’ya ilahlık vermeye kal­kanlar doğdukları gibi ölmüşler, hastalanmışlar, acıkmışlar, bir tek ek­meğe ağızları sulanmış.

Kainatın düzenli işleyişi, ilahlık iddiasında olanların Ölüşü Allah’ın yaratma ve yönetmede ortağının olmadığını gösterir. Biz onların söy­lediklerini sübhanellah diyerek günde beş vakit namazın ardında 165 defa reddederiz.[43]

44- Yedi gök’le yer ve bunlardakiler O’nu teşbih ederler. O’nu hamd ile teşbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ancak siz onların teşbihini anlayamazsınız. Şüphesiz O, Halimdir, (yumuşak davranır) bağışlayıcıdır.

Yaratılan herşeyin Allah’ı teşbih ettiğine inanmak eşyanın kendine has dili olduğunu kabul etmektir. Günümüzde (çiçeklerin dili) diye yapılan bilimsel araştırmalar eşyanında kendine göre anlayışı ve ifade tarzı olduğunu ortaya koyarken ayetin anlaşılmasına yardım ediyorlar.

Yunus Emre ise şöyle ifade etmiş;

Dağlar ile taşlar ile

Çağırayım mevlam seni.

Seherdeki kuşlar ile

Çağırayım mevlam seni.[44]

45- Sen Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete iman etmeyenler arasına gizli bir perde çekeriz.

46- Onu (kur ‘anı) iyice anlamalarını engellemek için kalbilerine perde çeker kulaklarına ağırlık kılarız. Kur’anda birtek Rabbini andığın zaman ürkerek arkalarına dönüp giderler.

En güzel Allah kelamına bu kafirler niçin kulak vermezler, niçin iman etmezler, neden kulaklarını kaparlar, diye kendimize sorarız. İşte bu ve bunu açıklayan ayetler nedenini ve niçinini haber verir.

Bir insanı dikkatle dinlerken öbürünü dinleyemezsiniz. Halbuki ku­lağınız açık olduğu halde söyleneni anlayamazsınız. İşte kafirlerde ku­laklarını kendileri gibi bir insanın sözüne çevirdiklerinden kulaklarına görünmez perde çekilmiş olur. Bunu kafirlerin dilinden Fussilet suresi­nin beşinci ayetinde kafirlere Allah’ı zikrettiğinizde kalbleri tiksinir ama tapındıkları adamın adı anıldığında sevindiklerini haber verir. Eh ne yapalım gübreyi s,even böcekler olduğu gibi, çiçeği seven bö­ceklerde vardır.

Kafirleri önce bulundukları pislikden uzaklaştırmalı. “Lailahe” ile temizleyip, “İllallah” ile güzelleştirip süslemeli.[45]

47- Onlar seni dinlediklerinde neyi dinlediklerini, zalim­ler fısıltı halinde konuşurlarken “siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini biz daha iyi biliriz.

48- Bak (sihirbaz, deli, vs. demekle) seni kimlere ben­zettiler de yoldan saptılar. Artık yol bulmaya güçleri yetmez.

Pislikde debelenenler bulundukları yerin kötülüğünü kapatmak için güzelliklere çirkef atmak istemişler. Efendimize deli demişler, sinir­lenmiş demişler. Ama tutmamış.

Günümüzde de o yolun yolcularına Radikal dinci, fundamantalist kelimeleriyle hakaret edip etkisiz hale getirmek istiyorlar, ama ataları Efendimizi güçlendirdiği gibi, bunlarda müslümanlari güçlendiriyorlar.[46]

49- Dediler ki: “Biz kemik ve ufahp toprak olduktan sonra yeniden yaratılıp diriltilecek miyiz?”

50- Deki: “İster taş olun, ister demir olun (yinede diriltileceksiniz).”

51- Yahut gönülünüz de büyük olan bir yaratık olun (yinede diriltileceksiniz) “O halde bizi kim iade edecek” di­yecekler. Deki: “Sizi ilk defa yaratan (diriltecek).” Bunun üzerine sana başlarını sallayacaklar ve “Ne zaman?” diye­cekler. Deki: “Umulur ki o yakındır.”

52- O gün sizi çağıracak ve siz onun hamdi ile cevap ve­receksiniz. Ve siz çok az kaldığınızı zannedeceksiniz.

Eski ateistlerden biri yani eski gavurlardan biri bana: “Bir insan denize düşse, onu balina yutsa, balinayı balıkçılar tutup bin parçaya bölse, bu balinayı yiyenlerin biri denizde ölse, öbürü karada ölse, top­rak olsa, biri yansa duman olsa, bu denize ilk düşeni Allah nasıl topla­yacak?” diye sormuştu.

Bende ona Yasin suresinin son ayetlerini anlatmış ve kendisini hiç yokdan bu hale getirenin tekrar toplayacağını söylemiştim. Kendisinin toplanmasını görmeyenler, düşünmeyenler bu sözleri söylüyorlar. Ana rahmine düşerken ki küçüklüğünü düşünse sonra dünyanın her tarafın­dan gelen hava, su ve gıdalarla nasıl büyüdüğünü bir düşünse Allah’ın insanları nasıl toplayacağına inanır.

Ölümlü insan bile dünyanın bir ucundan verdiği ses, renk ve görün­tüyü öbür ucundan alıcı aletle topluyor. Allah’ın yarattığı doğumlu ve ölümlü insan bunu yaparsa Allah niçin yapamasın? dediğimde “Yapar hocam” demişti.

Kafirin mantığında, inkarında ve söylediklerinde her asırda hiçbir değişiklik yok. Ben bu konuyu “Küfür cephesinde yeni bir şey yok” isimli eserimde örnekleriyle açıkladım.[47]

53- Kullarıma söyle: (müşriklere) en güzel şeyi söylesin­ler. Çünkü şeytan aralarını dürterek birbirine düşürür. Çünkü şeytan insana apaçık düşmandır.

Mü’minler her sözü duyarlar en güzeline uyarlar.[48] Mü’minler en güzel sözü söylerler. Mü’minler en güzel sözünde Allah kelamı olduğunu bilirler.[49]

Mü’minler mücadele ederken en güzel şeyle mücadele ederler.[50]

En güzel söz Allah kelamı olması nedeniyle biz insanlara Alîah kelamını anlatmalıyız. “Bana göre” derseniz karşınızdakininde “bana göre” deme hakkının olduğunu biliniz ve ses çıkarmayınız.

Akıl akıldan üstün olduğuna göre bir kafir sizden daha güzel şeyler düşünebilir. Ama siz Allah’ın kelamını insanlara sunarsanız bilinki o söz en doğru olanıdır. En güzel olanıdır. Karşınızdaki o anda kabul et­mese bile en doğru sözü onun aklına nakşetmiş oldunuz.

Ancak siz kendi görüşlerinizle karşınızdakini o anda ikna etseniz bile sizin gölüsünüz, sizin gibi ölümlüdür. Gözünüz gibi ileriyi görmede kusurludur. Onun için her konuda Allah’ın muradını, emrini, yasağını ve tavsiyesini bilip insanlara aktarmamız emrediliyor.

Şeytan sizi kendi fikirlerinizi süsler, cazip hale getirir ve sizi ko­nuşturur. Allah kelamı ile sizin aranıza girer. Siz Allah kelamı anlatsanız, sizinle anlattığınız insan arasına girer ve konuşmayı çekişmeye döndürmek ister. Siz şeytana fırsat vermeyin.[51]

54- Rabbiniz sîzi daha iyi bilir. Dilerse size rahmet eder, dilerse size azap eder. Biz seni onlar üzerine vekil gönder­medik.

55- Göklerde ve yerde olanları Rabbin daha iyi bilir. Peygamberlerin bazısını, bazısına üstün kıldık. Davud’a Zebur’u verdik.

Cennet Allah’ın tekelindedir. İnsanların tekelinde deildir. Amelimize güvenmeyeceğiz, Allah’a güveneceğiz. Allah’ın rızasını ka­zanmak için amellerimizi güzelleştireceğiz.

Allah (c.c.) peygamberler arasında da birbirine üstün olanların var­lığını haber verdikten sonra Davud (a.s.)’a Zebur’u verdiğini haber ver-mekle bir insanın sahip olduğu en değerli şeyin Allah kelamı olduğuna dikkatimizi çekiyor. Davud (a.s.)’a devlet verdik demiyorda Zebur’u verdik diyor. Kitap devlet kurar ama devlet kitap yazamaz.[52]

56- Deki: “Onun dışında (Hanlığını) iddia ettiklerinizi çağırın. Sizden zararı kaldırmaya ve değiştirmeye güçleri yetmez.

57- O yalvardıkları (putlar) da hangisi daha yakın diye Rablerine vesile ararlar. Rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Şüphesiz Rabbiyin azabı korkunçdur.

Kendisi muhtaç olan, başı ağrıyan, ihtiyarlayan ve ölen insanların sözlerini Allah kelamının önüne geçirerek onları il ahi astıranlar bilsinlerki o tapındıkları ilahlarda şimdi Rabbin rahmetini isteyip Rabbin azabı karşısındadir tir titriyorlar.

Rabbimiz bizi uyanyoor ve Rabbimiz Allah’dan başka ilah kabul etmememizi istiyor.[53]

58- Hiçbir ülke yoktur ki biz onu kıyamet gününden önce helak etmeyelim veya şiddetli bir şekilde azap etmeyelim. İşte bu kitapda (levhi mahfuzda) yazılıdır.

Dünyaya kazık çakmak, ebediyen kalmak isteyenler bilsinki kıya­met anında dağlar yün ipliği gibi atılacak, kimse kalmayacak. Bu kafir­ler için ayrı bir azap olacak.[54]

59- Bizi mucizeler göndermeliden ancak evvelkilerin ya­lanlaması engellemiştir. Semud’a açık bir şekilde dişi deveyi verdik de onlar (Semud’un kavmi) o deveye (boğazlayarak) zulmettiler. Biz mucizeleri korkutmak için göndeririz.

Mekkeli müşrikler efendimizden Safa tepesinin altın’a dönüşmesini, Mekke dağlarının kaldırılarak ziraata elverişli hale gelmesini isterler. Allah (c.c.) Rasulüne “eğer dilersen onlara istediklerini veririm. Ancak yinede küfrederlerse daha öncekiler helak edildiği gibi helak olurlar. Eğer dilersen onlara teenni ile muamele ederiz. Umulurki onlardan ha­yırlı çocuklar çıkarırız” buyurur. Efendimiz de “onlara teenni isterim” der ve bu ayet nazil olur.[55]

Bu ayeti delil getirerek “Peygamberlerin mu’cizeleri yoktur” diyen­ler Peygamberlerin Kur’anda bildirilen yüzlerce mucizesini inkar eden­lerdir.

Kur’an-ı Kerimde; Hz. İsa’nın ölüleri dirilttiği, hastalan iyi ettiği, ça­murdan kuş yapıp uçurttuğu bütün bunları Allah’ın izniyle yaptığı[56] bildirilir. Yine (Maide suresi!44. ayetinde) Allah(cc); havarilerin; “gökden sofra insin” isteklerini kabul etmeyip, “Eğer iner de ondan sonra da kafir olursanız, alemde kimseye yapma­dığım azabı yaparım” buyurur.

Bu surenin 101, ayetinde Musa (a.s.)’a dokuz mucize verildiği ha­ber veriliyor. Ve bu mucizeler diğer surelerde ayrı ayrı açıklanıyor.[57]

Salih (a.s.)’a devenin verilişide bir mucizedir. Mucizeler ikna etmek için değildir. Aklı olanları ikna için kitap yeter. Mu’cizeler kafirleri kor­kutmak içindir.[58]

60- Hani biz sana: “Şüphesiz Rabbin insanları kuşattı” demiştik. Sana gösterdiğimiz rüyayı insanlar için bir fitne (imtihan) kıldık. Kur’anda Ia’netlenen ağacıda (imtihan kıldık.) Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu onların azgınlık­larını artırıyor.

Buruc suresinin 20. ayetinde; “Allah onları arkalarından kuşatmış­tır” buyurarak Rasulüne kafirlere karşı galip geleceği müjdesini verir. Burada bu müjde hatırlatılır.

Efendimizin mi’rac gecesi gördükleri kafirler için ve kalbi kaygan kişiler için bir imtihan olmuştur. Kafirler Mi’rac gecesi meydana gelen Esra’yı inkar etmekle, kalbi kayganlar tekrar küfre dönmekle imtihanı

kaybetmişler.

“Kur’anda Ia’netlenen ağaç” dan kasıt Duhan suresinin 43-44. ayetlerinde bildirilen zakkum ağacıdır.

Sebe suresinin 62-67. ayetlerinde, cehennemin dibinden çıkan bu ağacın bir imtihan olduğu bildirilir. Nasıl imtihan olur?

Zakkum ağacı cehennemdeki günahkarların yiyeceğidir ve cehen­nemin dibinden çıkar, haberine kafirler “Ateş yanan yerden ağaç bit­mez ki” diyerek inkar etmişler ve imtihanı kaybetmişler.

Bizler suyun içindeki ateşi görenlerdeniz. Çakmak taşinın içinde binlerce ormanı yakacak ateşi biliriz. Yasin suresinin son ayetleri de; yemyeşil ağaçda ateşi yaratan Allah’ı bize tanıtmaktadır.

Dikkat edilsin: Bu ayetlerdeki Zakkum ağacı ile tabiatı süsleyen güzel çiçekli zakkum ağacı arasında bir alaka yoktur.[59]

61- Meleklere: “Adem’e secde ediniz” dediğimizde iblis hariç hepsi secde ettiler. (İblis): “Ben, çamur olarak yarat­tığın kişiye secde eder miyim?” dedi.

62- (İblis) dedi ki: “Şu bana üstün kıldığın (Adem’i) gördün mü.? Eğer beni kıyamet gününe kadar geciktirirsen onun neslinin pek azı hariç hepsini çenelerinden tutup sü­rükleyeceğim.”

63- (Allah) : “Git. Onlardan kim sana uyarsa bol bir ceza alarak cehennem sizin cezanızdir” dedi.

Şeytan bir mantık oyunuyla yoldan çıkmış ve kafir olmuştur. Şeytan kendisinin ateşten yaratıldığını, Adem’in toprakdan yaratıldığını ileri sürerek secde etmekden kaçınmış ve kafir olmuştur.[60]

Toprakdan yaratılanda keramet olamayacağını ileri sürmüş ve kendi kerametini kaybetmiştir.

Üstünlüğü en üstün olan verir. Makam, mevki, rütbe gibi özellikleri bir üst makam verir. İnsanı mükerrem kılan Kerim olan Allah’dır.

İnsanoğlu Kerim olan Allah’a değilde ateşten yaratılan şeytana uyarsa cehennem ateşine girer.[61]

64- “Onlardan gücünün yettiği kişileri sesinle yerlerin­den oynat, atlı ve yaya (asker) lerini onların üzerine yayga­rayı bas, mallarda ve evladda onlara ortak ol. Ve onlara (boş) vaadler yap. Şeytan onlara ancak aldanmayı va’deder.

Şeytan ve insandan olan şeytanlar atlarıyla, arabalarıyla, uçakla­rıyla, gemileriyle, uydularıyla her türlü askeri ve ekonomik güçleriyle müslümanlar üzerine gelmek ve onlara yular takarak çenelerinden çekmek isterler.

Mallarını Allah’a baş kaldıran putların zulüm kanunlarını korumak için harcatarak mallarına ortak olurlar. Çocuklarını dinsiz, ateist, gavur yetiştirerek çocuklarına ortak olurlar.Ancak.[62]

65- Benim kullarım (a gelince) senin onlar üzerinde otoriten yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter.

Gerçekten Allah’a kul olmuş insanlar üzerinde şeytanın hiçbir sözü geçmez. Çünkü o Allah kulu, Allah için görür, Allah için yürür, Allah için duyar, Allah için sever, Allah için harbeder, Allah için yer, Allah için uyur, Allah için sevinir, Allah için üzülür.

Şeytana giriş kapısı bırakmaz. Ezanla şeytanı kovar, oruçla şeyta­nın giriş kapılarını daraltır ve kapatır.

Dayandığı ve güvendiği Allah olduğundan, şeytanıda Allah yarattı­ğından şeytandan korkmaz. Onun şerrinden Allah’a sığınır ve Euzü billahi mineşşeytanir-Racim’i çok söyler.[63]

66- Rabbiniz O’dur ki fazlı (keremi) inde (rızik) arayasiniz diye sizin için denizde gemiyi yüzdürür. Şüphesiz O size çok merhametlidir.

67- Denizde size bir zarar dokunduğunda O (Allah’dan) başka çağırdıklarınızın hepsi yok olur gider. (Allah) sizi karaya çıkarınca (Allah’dan yüz çevirdiniz. İnsan çok nan­kördür.

68- Kara tarafında sizi yere batırmasından veya üzeri­nize taş yağdırmasından emin mi oldunuz? Sonra kendinize hiçbir vekil bulamazsınız.

69- Yoksa sizi tekrar denize döndürüp üzerinize fırtına gönderip nankörlük yapmanız sebebiyle boğmasından emin mi oldunuz. Sonrada bize karşı sizin öcünüzü alacak bula­mazsınız.

70- Muhakkak biz Adem oğullarını değerli kıldık. Karada ve denizde onları taşıdık. Onlara güzel rızıklar verdik. Yarattıklarımızın bîr çoğu üzerine üstün kıldık.

İnsanı yaratan Allah. Kainatı renk ve ışıklarla donatan Allah. Denizleri ve gemileri yaratan Allah. Fırtınalar estiren Allah. Deniz üs­tünde gemileri beşik gibi sallayan Allah. Darda kalanları kurtaran Allah.

Denizde batmak üzere olanlara izinden gittiği insanlar yardım ede­mez. Onlarda zaten yardım çağrılarından (S.O.S.) cevap alamayınca Allah’a yönelirler.

Doktorlar “bizden bu kadar, gerisi Allah’a kalmış” dediklerinde Allah’a yönelirler. İyi oluncada bir kısmı Allah’ı tekrar unutur. Günümüzde bir çok insanın İslama girmesine zor durumlardan Allah’ın onları kurtarması sebeb olmuştur. Bizler ise zor durumda da, rahat halde de Allah’ı anan, günde beş defa huzuruna varan müslüman-lanz.

Bizi diğer yaratıklara üstün kılan Kerim olan Allah’a kulluk edelim. Şeytan gibi insanlara kulluk yaparak değerimizi düşürmeyelim.[64]

71- O gün bütün insanları önderleriyle çağırırız. Kimlerin kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

Kıyamet gününde önderlerimizin yanında olacağız. Ahirette kimin yanında olmak istiyorsanız bu dünyada onun izinden gidiniz. İzleyen izlediğine ulaşır.

Ahzap suresinin 67.(ayetinde kafir önderlerin peşinden gidenlerin kıyamet gününde “Rabbimiz, biz beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik, onlarda bizi sapıttılar, Rabbimiz onların azabını iki kat eyle” di­yeceklerini haber verir. Uyanlar böyle sızlanırlarken, uyulanlar bakın ne söyleyecekler: “Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Ben sizi çağırdım sizde geldiniz. Beni kınamayın, kendinizi kınayın.”[65] Mazeretler fayda vermeyecek. Çünkü her tenin canı ayrı yaratıl­mıştır. Herkes kendisine verilenlerden sorumludur. Her zalim önderin iki eli iki ayağı vardır. İki elle milyonlarca insana zulmedemez. Ancak milyonlarca insanın mayası bozulur, zulmetmeye meylederse Önderleri onların iç dünyasının şekillenmiş haline dönüşür. Rabbimiz buyurur: “Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez.”[66]

72- Kim bu dünyada (kalbi) kör olursa, o ahirette de kör olacaktır, yol bakımından daha da şaşkındır.

Baş gözü görmeyen kör, bu dünyanın güzelliklerinden kısa bir süre yararlanamaz. Ama mümin olarak ölürse, ahirette sonu gelmez sene­lerde, cennetin güzelliklerini görecektir.

Gönül gözü kör olanlar ise dünyaya bakarken öküzün karpuz kabu­ğuna baktığı gibi, kedinin bülbüle baktığı gibi bakarlar ve zevk alırlar ama kısa bir ömrün zevkleri içinde zevkleri yaratana bakmadan ölürler ve cehennemi boylarlar. Baş gözü kör olan bu dünyada bir çukura düşse yine çıkar. Ama gö­nül gözü kör olan kafir, ateist cehennem çukuruna düşer, fakat çıkamaz.

Gönül gözü kör olanlar gözlüğün camına bakacağım deyipde ileriyi görmeyenler gibidirler. Gözlüğün camı Kur’anın yazısını göstermek içindir. Yazıya bakarsanız görürsünüz. Cama bakarsanız göremezsiniz.

İşte kafirlerde yaratılanları görür. Ona bakarken yaratıcıyı göremez. Hz. Ali (r.a.) “Yaratılan herşeyde Allah’ın ilmini ve kudretini görüyo­rum” diyor.

Baş gözü dünyaya kapalı gönül gözü Allah’a açık Abdullah ibni Ümmü Mektum, Gufran’da. Baş gözü dünyaya açık, gönül gözü Allah’a kapalı, Ebu Cehil ise Hüsran’da.[67]

73- Neredeyse sana vahyettiğimiz hakkında seni fitneye düşürüp, vahyimizin dışında bize iftiraya düşüreceklerdi. O zaman seni dost edineceklerdi.

(Nerdeyse müşrikleri imisin man yapmak için onlara ta’-viz verecektin ve onların dostluğunu kazanacaktın. Kafirin dostluğunu kazanmak, Allah’ın dostluğunu kaybettirir. Ta’vizle bir yere varılmayacağı öğretilir.)

74- Eğer biz seni sabit kılmasaydık, onlara biraz meyle­decektin.

75- O zaman bizde sana hayatında, ölümü kat kat (azab) ını tattırırdık. Sonrada sen bize karşı hiçbir yardımcı bula­mazdın. Kafirlerin taktikleri: Önce önemsememek. Biraz sonra hakaret et­mek, hafife almak, alay etmek, aşağılamak. Daha sonra sövmek, döv­mek, canına ve malına zarar vermek, iftira etmek. Yakmak, sürgüne göndermek. Hapsetmek, işkence yapmak. Hz. İbrahim’e, Musa’ya, Yusuf’a, Nuh’a, İsa’ya, (s.a.v.)’a yapılanları Kur’andan okuyorsunuz. Bütün bunlar Efendimize ve değerli ashabına yapıldı. Sonuç alamayınca para teklif ettiler. Kadın teklif ettiler. Devlet başkanlığı teklif ettiler. Yinede başarılı olamadılar.

Efendimiz hiçbir ta’viz vermeden, tekliflerine dönüp bakmadın yü­rüdü. O dünya güzeli insana dost olacakları yerde düşman oldular. Gâvura Yaranamazsınız. Şeyh Sadii Şirazi anlatıyor; Karga ile bülbülü aynı kafese koymuş­lar. Bülbül susmuş kalmış. Kargada ellerini ovuşturmuş, la havle çek­miş ve “hey Allah’ım ne günah işledim de böyle uğursuz, çirkin bir cü­ceyle aynı yerde kalma cezasına çarptırıldım” demiş.

Son günlerde bizim kesimde gâvura yaranma, şirin görünme, sı­rıtma operasyonları başladı. Kur’an-ı Kerim müşriklerin neces=pislik olduklarını haber verirken[68] kafirler hayvanlardan da aşağıdır derken[69] İslamcı aydınlarımız gâvura yaranmak için “filan beyin kitabında, falan beyefendinin dergisinde, feşmekanın panelde dediği gibi” diye başlayan sözleriyle Ateist=gâvurcukların mikrop kutusu kitaplarını, gencecik delikanlılarımızın tertemiz yüreklerine yerleştirdiler.

Hiç birimiz Peygamber Efendimizden daha adil, daha merhametli, daha şefkatli olamayız. Çünkü onun ahlakı Kur’ana göreydi. Büyük bir ahlak üzerine idi.

Onun Medine devletinde yaşamakta olan münafık kafirlerden haber verirken “Eğer bir sığmak, mağara veya girecek bir yer bulsalar oraya çabucak giderler” buyuruyor.[70]

Yani rahmet Peygamberinin yönetiminden sıkıldıklarını haber veri­yor Rabbimiz.

Mü’min ışık gibidir. Kafir karanlık gibidir. Işık yanarsa küfür ya nura dönüşür veya çeker gider. Veya kuytu bir yerde gizlenir, nurunu söndü­receği zamanı kollar.

-Peki bu imansız kafirlerle ilişkilerimizi kesersek onları kim kurta­racak?

-Hayır! İlişki kesilmesin. Onlara, doktorun hastasına baktığı gibi bakınız. Aids, verem, veba, kanser hastalığı insanın bu dünyasında geçici bir zaman için zarar verir.

İmansızlık hastalığı, insanın sonu gelmez senelerde cehennemde yanmasına sebeb olur.

Ateşe doğru koşan bir çocuk veya deli görseniz malınızı, mülkü­nüzü, ibadetinizi, namazınızı bırakır onu kurtarmaya koştuğunuz gibi, malınızı, mülkünüzü harcayın onların imansızlıkdan kurtulması için gay­ret gösterin. Namazlarınızın ardından dua edin. Saygın bir kişi oldu­ğunu söylerseniz imansızlığından memnun olmasını sağlarsınız.

Doktor hastasına “sen beyninden rahatsızsın. Hastahanede yata­caksın ve seni tedavi edeceğiz” diyor. Hastada hastalığını kabul eder, hastahanede .yatar, ilaçlan kullanırsa fayda verir.

Bizimkiler, imansızı kendilerinden yukarıda görüyor. Değerli yazar, düşünür, sayın gibi ifadelerle gayet sıhhatli olduğunu söylüyor. Sonrada o sıhhatli adama faydalı olacağını zannediyor ve kendisine hastalık bulaştırıyor. Allah korusun bu hastalıklıda ölürse Kur’an’ın ifadesiyle “Keşke filanı dost edinmeseydim” der. (Furkan 28) Gelin eyvah demeden Allah diyelim.[71]

76- Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için rahatsız edecekler. (Mekkeliler seni yurdundan çıkaracaklar.) O za­man onlarda senden sonra (Mekke’de) çok az kalacaklar. (Sen Mekke’yi fethedeceksin).

77- Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizin ka­nunu budur. Sen bizim kanunumuzda bir değişiklik bula­mazsın.

Ok’un ileriye atılması için yay’ın geriye doğru çekilmesi gerekir.

Hicret, birçok Peygamberin hayatında yaşanmıştır.” Efendimizi Mekke’den çıkmaya zorlamışlar. O Medine’ye kadar yürümüş ama se­kiz sene sonra Mekke’yi fethetmiş, ve Rabbimizin bu ayetlerdeki va’di gerçekleşmiştir.

Olgun fikirlerin önüne duracak ordu icad edilmediği gibi, kemale ermiş bir dini engelleyecek bir güç yeryüzünde yoktur.Namık Kemal:

“Merkezi hake atsalarda bizi, Küre-i arzı patlatır çıkarız.” diyor.

Firavunların, Nemrudların, Neronların ateşi, işkencesi, Peygamberlerin ve onların yolunda yürüyenlerin yolunu kesememiş, kesmeye çalışanların ülkeleri ellerinden gitmiş. Çünkü bu yolun yolcu­ları Mehmet Akif gibi:

“Cehennem olsa gelen göğsümüzle söndürürüz, Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz,diyorlar ve zalim­lerin zulmünü Allah’ın bütün illeri ve kullarından gidermeye çalışıyorlar.[72]

78- Güneşin (öğleyin) kaymasından, gecenin kararma­sına kadar namaz kıl ve sabah (namazının) Kur’anıni ye­rine getir. Çünkü sabah Kur’ani (melekler tarafından) gö­rülür.

79- Gecenin bir kısmında sana fazladan bir namaz ola­rak, O Kur’anla teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makamı Mahmud’a gönderir. Kafirlerin baskılarından bahsettikten sonra namaza geçiyor. İlk nazil olan surelerden Müzzemmil suresinde de gece namazına dikkat çekiliyor. Gündüz uzun ve zor bir yolculuğa çıkılacak, çetin insanlarla karşılaşılacak onun için namaz kılarak kişi kendisini Rabbinin kela-mıyla doldurmalı.

Öğleyin güneş tam tepeden kayınca Öğle namazını, daha sonra ikindi namazını, karanlık bastırınca akşamı, daha sonra yatsıyı kılmalı. Gecenin yarılarında kalkıp teheccüd kılmalı. Ebu Ümame (r.a.) Efendimizden şöyle rivayet ediyor: “Gece namazını kılmamız gerekir. Çünkü gece namazı geçmiş salihlerin adetidir. Gece namazı Rabbinize yaklaşmakdır. Kötülüklerin keffareti, günahları engelleyendir.”

Secde suresinin 16-17. ayetlerinde geceleri yataklarından ayrılıp cehennemden korkup, cenneti ümid ederek namaz kılanların gözlerinin aydın olacağı ve Rabbin onlara neler vereceğini kimsenin bilmediğini haber verir.

Sabah Kur’anı Efendimiz (s.a.v.) sabah namazının farzında Kur’andan uzun sure­ler okurdu. O sünnete uymak için imamlarımız birinci rekatta en az bir sayfa ikinci rekatta yarım sayfa okurlar.

Efendimiz: “Namazda Kur’an okumak, namaz dışında Kur’an okumakdan efdaldir. Namaz dışında Kur’an okumak, teşbih çekmek ve tekbir getirmekden efdaldir” buyurur.[73]

80- Deki: “Rabbim benî doğru bir girişle girdir ve doğru bir çıkışla çıkar. Bana katından yardım edici bir delil ve kuvvet ver.

81- Deki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olup gidecektir.

Bu surenin 76-77. ayetlerinde Efendimize yapılan baskılardan ve bu baskıların sona erip baskı yapanların baskına uğrayacaklarından haber veriyordu.

Rabbimiz, müşriklerin saltanatını sona erdirmek için Efendimizi eğitiyor. Onun dua etmesini istiyor. Ve Dua ile; girilecek, gidilecek bir yer, bir sığınak vermesini istemeyi öğretiyor.

Böylece fetihler için dua yapılırken maddi, fiziki şartlarada riayet edilmesi öğretiliyor.

Zalimlerin zulmüne, kafirlerin küfrüne son vermek için Habeşistan’a veya Medine’ye hicret edilebileceğine ve oralarda güç topladıktan sonra tekrar gelip batılın yok edilmesi gerektiğine dikkatimiz çekiliyor.

Güneş gelince karanlık yok olur.

Işığın hızı saniyede 300 bin kilometre ise karanlığın hızıda aynıdır.

Birileri evinizin ışığını söndürüverirse sabaha kadar sövseniz ışı­ğınız yanmaz. Ancak hemen kalkar, kibriti veya çakmağı çakarsanız veya düğmeye basarsanız ışığınız gelir.

Siz Hakk’a sarılarak gelmeye bakın. Siz yağmur gibi gelin, çoraklık kendiliğinden gider. Siz bahar gibi yeşerin, kuraklık gider. Hak ile gelince, batıl gider. Efendimiz Mekke’yi fethettiğinde Ka’be’deki putları devirirken “Hak geldi batıl yok oldu” ayetini oku­yordu. Ama gelmişti.[74]

82- Biz Kur’andan mü’minlere şifa ve rahmet olan şey­leri indiriyoruz. Zalimlerin ise ancak hüsranını artırır.

Bedeni, ruhi, ahlaki, toplumsal hastalıklarımızın şifasıdır Kur’an. Bize kapı çalmanın adabından, devlet yönetmenin kurallarına kadar herşeyi öğretir Kur’an. Kur’an’daki 114 sure; eczahanelerdeki ilaçların konduğu raflar gibi­dir. Altıbin küsur ayet-i kerime o raflardaki ilaçlar gibidir. Bir mü’min hangi ayetin, hangi surede olduğunu ve hangi dertlere deva olduğunu bilmeli. Veya bilenlere müracaat etmeli.

Yaratılan herşeye ayet dendiği gibi Kur’an-ı Kerimde her iki durak arasındakine de ayet denir.

Bedeni hastalıklarımıza tabiattaki şeylerden yararlanılarak ilaçlar bulunduğu gibi, ruhi, ahlaki, toplumsal hastalıklarımızada Kur’an ayet­lerinden şifa bulunur.[75]

85- Sana Ruh’dan soruyorlar. Deki: “Ruh Rabbimin emrin dendir. Size ilimden pek az şey verilmiştir.”

Ruh: Cesede hayat veren, hareket veren ve o topraktan yaratılan ten’e anlayış veren can’dır. Türkçede buna ‘”can” diyoruz ama nedir, nasıldır bilmiyoruz. Buhari’nin (K. Tefsir, Bab-ü Yeselünek bölümünde) rivayet ettiği bir hadise göre; Efendimize Ruh’dan sorarlar, bunun üzerine bu ayet nazil olur.

Ana rahminde küçücük bir nutfe iken büyüyen, dokuz ay sonra dün­yaya gelen, topraktan aldıklarıyla büyüyen insanın, teni topraktan gel­diği için, toprağa bağımlıdır ve yer çekimine tabiidir.

Can ise Rahman’dan geldiği için gıdası da Rahman’dan gelir. O’da Allah’ın zamanla indirdiği kitaplar ve en son indirdiği Kur’an-ı Kerimdir. Can kuşumuz bu cihana sığmaz. Gördüğü, duyduğu herşeyden ça­buk usanır. “Can kuşu” sözüde efendimizin: “O serçe kuşu gibidir her zaman uçarak yer değiştirmek ister” sözünden alınmıştır.[76]

Can kuşu hep ötelere uçmak ister. Aya ayak basar, güneşe uçmak ister. En güzel şiiri yazdığı an onu beğenmez, yenisini ve güzelini arar. O aradığını bu dünyada bulamaz. Onun aradığı cennetin güzellikleridir.

Galip dede:

“Bir şu’lesi varki şem’i canın Fanusuna sığmaz asumanın.”

diyerek bu can mumunun bir anlık parlaklığına bu kainat fanus ola­maz der. Ama Allah dileyince bu ten’e sığıyor. Ancak bu ten’de sıradan toprak yığını değildir. “Tin” suresinde; “en güzel kıvamda yaratıldığı” haber verilir. Topraktan süzülüp çıkarılan bu ten yine Galip dedenin:

“Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen Merdûm-i dide-i ekvan olan Adem’sin sen.” dediği gibi insan, alemlerin bir hulasası, kaymağı ve kainatın göz­bebeğidir. Onun içindir ki; Haşr suresinin 21. ayetinde de ifade edildiği gibi yerin ve göğün taşıyamayacağı bu Kıır’an, bu insana indirilmiştir.

Kainatın taşıyamadığını yüklenen, kainat fanusuna sığmayan ışık. 84. ayette “herkes kendi yaratılışına göre hareket eder” buyuruluyordu.

Şecaat, Hz. Ömer’in mayasında vardı. Müslüman olmadan önce o şecaatini zalimlikde kullanıyordu. Müslüman olunca, İslam adaletinin yerine getirilmesinde kullandı. îslam insanın güçlerini yok etmiyor, yönlendiriyor.

İnkar etmek, kabul etmemek insanın mayasında var. İslam insanın bu özelliğini insanları kendi koyduğu kanunlara boyun eğmeye zorlayan tağutlara karşı kullanmasını ister.[77] Kafirler ise kendileri gibi bir insana kul olup Allah’ı inkara yönelir. Bizler “can çıkmayınca huy çıkmaz” atasözünü bu ayetlerden ve in­sanlık tarihinin deneylerinden süzüp çıkarmışız. Ancak can çıkmadıkça, huyu güzele alıştırmak, iki dünyanın güzellikleri içinde yaşatmak müm­kün. “Elim, kolum, gözüm, kalbim” derken eli, kolu, kalbi bir şeyin malı mülkü imiş gibi ona izafe ediyoruz. İşte o ruhumuzdur. O görünmeyen ruh gidiverince trilyonlarca hücreden meydana gelen insan, mıknatısı alınmış demir tozları gibi dağılıveriyor.

İşte bu ruh Rabbimizin emrindendir ve O’nun emrindedir. İşte bu ruh Rabbimizin işlerinden bir işdir. Bizim onun hakkında edindiğimiz bilgi çok azdır. Ayrıca Ruh, Cebrail’in adıdır. Kur’an-ı Kerimin bir adıda Ruh’dur. O bizim toplum hayatımızın hayat kaynağıdır. Bizim dünya hayatımız onunla olursa biz ona yaşamak deriz. Onsuz yaşanan hayata, hayat demeyiz.[78]

86- Yemin olsun ki eğer dilesek sana vah yettiklerimizi gi­deririz. Sonra sen onu (geri almak için) bize karşı bir vekil bulamazsın.

87- Ancak Rabbinden bir rahmetle (vahyi sende bırakdi) Rabbinin lütfü senin üzerinde gayet büyükdür.

88- Deki: “Eğer insanlar ve cinler bu Kur’anın benze­rini getirmek için birleşseler, birbirlerine arka çiksalarda bir benzerini getiremezler.”

89- Bu Kur’an’da; insanlar için her türlü misali anlat­tık. Yine de insanların çoğu inkarda ısrar ettiler.

Bu ayet; Kur’an-i Kerim’i, Peygamberimizin kendisinin uydurduğunu söyleyen kafirlere cevapdır. Dilersek bu ayetlerin hepsini alırız, unuttururuz ve hiçbir şekilde bize karşı bir harekette bulunamaz. Eğer Kur’anı Muhammed kendisi uydurdu ise buyurun siz de bir araya gelin benzerini yapın buyuruyor Rabbimiz.

Bakara suresinin 23. ayetinde açıklandığı gibi 1400 sene içinde Kur’an’ın bir benzeri getirilemedi.

Bugünkü yaşayan kafirlere de meydan okuyor bu ayetler: “Buyurun dünyadaki bütün dil bilimcilerini, dünya edebiyat ödülünü almış arab ediplerini, bilgisayarlarınızı ve topyekün teknolojinizi bir araya getirin ve Kur’an’ın bir benzerini değil, bir suresinin benzerini yapın” anlamın­dadır.

Kur’anda emirler, yasaklar, tavsiyeler var. Emre uyanların geçmişde iyi neticeler aldığı, inkar edenlerin helak olduğu açıkça anlatıl­mıştır.

Okuduklarımızı, gördüklerimizi, duyduklarımızı, hafızamızda sakla­mamızda Rabbimizin bize olan rahmeti, merhametidir. Biz bu hafıza kuvvetimizi kendimizden bilmeyelim. insan olarak öylesine acizizki ha-fızamızdakiler bizim neremizde korunmaktadır, nasıl korunmaktadır. İstediğimiz zaman o bilgi depomuzdaki kayıtlı olan seslerin ve renkle­rin tonuna kadar herşeyi nereden nasıl çıkarıyoruz onu dahi bilmiyoruz.

“Ben biliyorum” diyen serseri bir ilim adamı müsveddesi hafızasını yitirince evinin yolunu bulamıyor, eşini ve çocuklarını tanımıyor. Biz Rabbimizin fazlü keremini ve rahmetini isteyelim.[79]

90- Dediler ki: “Yerden bir pınar akıtmadan sana iman etmiyeceğiz.”

91- “Yahut hurmalardan ve üzümden bir bahçen olmalı ve aralarından sular akıtmalısın.”

92- “Veyahut iddia ettiğin gibi gökyüzünü parça parça üzerimize düşüresin veya Allah’ı ve melekleri karşımıza getiresin.”

93- “Veyahut senin altından bir evin olsun, veya gökyü­züne çıkmalısın. Okuyabileceğimiz bir kitabı bize indirme­dikçe, gökyüzüne çıkmanada iman etmeyeceğiz.” Deki: “Sübhanellah. (Rabbimi tenzih ederim) Ben ancak Peygamber olan bir insanım.”

İnsan bazen sevdiğini ilahlaştırır, yerdiğini ifritleştirir. Mekke’liler Efendimizin Peygamberlik iddiasını duyunca, Allah’dan ayetler getirdiğini öğrenince “haydi bahçelerin olsun, içinden sular aksın, veya gök parçalanıp üzerimize düşsün” derler.

Az ve öz bir cevap: “Ben elçi olarak gönderilen bir insanım.” Yani ilah değilim. Hiçbir şeyi yaratmaya gücüm yetmez. îsra gibi, Mi’rac gibi, Ay’ın yarılması gibi mu’cizeler de Rabbimin emri ve izniyle olmuş­tur. Bu surenin 59. ayetinin tefsirine bakınız.[80]

94- Onlara hidayet (Kur’an) geldiğinde insanları iman etmekden alıkoyan “Allah bir insanımı Peygamber gön­derdi” demeleridir.

95- Deki: “Eğer yeryüzünde sakin sakin yürüyen melek­ler olsaydı, elbette onlara bir meleği Peygamber olarak in­dirirdik.”

96- Deki: “Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O kullarından haberdardır, gerçekten görendir.”

İnsanın peygamber olacağını akıllarına sığdıramıyorlar. Bunda alış­kanlıkların etkisi büyüktür. Hadis profesörlerimizden biri diyor ki: “Doğup büyüdüğüm mahallede oturuyorum. Namaz kılmak için camiye gittiğimde imam gelmemişse, babamın yaşıtı olan mahalle sakinleri bana “Ali Osman çık ezanı oku bakayım” derler. Ben onların gözünde hala otuz sene öncesinin Ali Osman’ıyım” der.

Yunanlı, Atina’da oturan ressam bir kadına şehadet kelimesini an­latırken “Allah’dan başka ilah, (yaratan, yaşatan ve yöneten) yoktur”u açıkladım. Kadın ağladı ve tekrar etti. Peygamber Efendimizin

Peygamberliğini kabul etti ama Abdühü O, Allah’ın kuludur, sözüne itiraz etti. Bu da Hristiyan kültürünün etkisidir.

Ben ona: “Kur’an’ın nasıl yaşanacağını biri bana göstermeli, oda be­nim gibi insan olmalı. Yemeli, içmeli, evlenmeli, çocuğunu sevmeli, kızmalı, sevmeli, komşu olmalı ki bütün yaşantımızın örneği olmalı” deyince şehadetin ikinci bölümünüde tekrarlayarak müslüman oldu.

Müşrikler: “Bize örnek ve önder olarak Rasul meleklerden olsaydı” diyorlar. Eğer yeryüzünde melekler yaşasaydı elçi olarak melek gelirdi. En’am suresi 9. ayette melek gönderseydik yine size görünmek için in­san suretine girecekti. O zaman müşrikler yine itiraz edeceklerdi. “Biz bir insanamı uyacağız” diyeceklerdi.

Meleklerin tarifinde: “Yemezler, içmezler, erkeklik ve dişilikleri yoktur. Emredileni yaparlar, Allah’a asla isyan etmeyen nurdan yara­tıklardır” denilir.

Yemeyen ve içmeyen biri bir yasağı duyurduğunda kendisi buna ör­nek olamazdı. İnsanlar “senin nefsin yok ki bu yasakladığının tadını bilmiyorsun da ondan” derlerdi.[81]

97- Allah kime hidayet ederse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de sapıtırsa, sen onlar için Allah’ın dışında yardımcı dostlar bulamazsın. Onları kıyamet gününde yü­züstü, kör, dilsiz ve sağır olarak hasrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin alevi yavaşladıkça alevini ar­tırırız.

98- Bu, onların ayetlerimizi inkar etmelerinin ve “biz kemik ve ufalıp toprak olduktan sonra yeniden yaratılıp diriltilecekmîyiz” demelerinin cezasıdır.

99- Görmüyorlarmı ki gökleri ve yeri yaratan Allah on­ların benzerini yaratmayada Kadirdir. Onlar içinde şüphesiz bir ecel tayin etti. Zalimler inkarda ısrar ettiler.

Ayetleri yalanlayanlar, toz toprak olduktan sonra yeniden dirilmeyi inkar edenler, göz ve kulaklarını Allah’ın ayetlerine karşı kapatanlar, gönül kapılarını Hakk’m Nur’una açmayanlar, kalblerini günahlarla küf-lendirenler Allah’ın hidayetinden mahrum kalırlar ve kendi elleri ve dil­leriyle kendilerini cehenneme atarlar.

Herkes kendisine baksın. Boyuna ve kilosuna dikkat etsin. Bir za­manlar ana rahmine düşen bir damladan bu hale geldi. Bu gelişmede dünyanın her tarafından hava, güneş, yiyecek, içecek maddeleri geldi ve sende toplandı. Bu dünyada seni böylece toplayan Allah, ahirette yeniden toplar.[82]

100- Deki: “Eğer Rabbimin hazinelerine siz sahip alsaydınız in fak (tükenir) korkusuyla cimrilik yapardınız.” Gerçekten insan çok cimridir.

Fakir feryad ediyor: “Ah ah, keşke param olsaydı da mahallenin fakirleri için aşhane açsaydım.” Bu feryadı duyan sorar: “Cebinde kaç liran var?” “İki ekmek parası var” der. “Bir ekmek parasını şu fakire ver de sabah kahvaltısını yapsın” deyince, fakir veremez. “Bir ekmeği veremeyen, binlerce ekmeğe sahip olunca hiç veremez” der.

Cömertlik zenginlikle olmaz. Bir ekmeğini paylaşan insan, zengin olunca yine paylaşır. Birtek ekmeği paylaşamayan Rabbin hazinelerine sahip olsalar yinede cimrilik yaparlar.

Allah (c.c.) bu güneşin yönetimini bir insanın veya devletin eline verseydi, yakıtı tükenir diye ışığını kısardı. İstediğini yandırır, istediğini dondururdu.

Muhammed suresinin 38. ayetinde “cimrilik yapan, kendine cimrilik yapar” buyurur. Yemez, yedirmez, ahirette de yararlanamaz.[83]

101- Biz Musa’ya apaçık dokuz mu’cize verdik. ( 1-Parlayan el, 2- Çekirge, 3- Kurbağa, 4- Bit, 5- Kan, 6-Kıtlık, 7- Meyvelerin az vermesi, 8- Tufan, 9- Asanın ej­derha olması) İsrail oğullarına sor. Musa onlara geldiğinde Firavun: “Ey Musa, ben seni sinirlenmiş zannediyorum” demişti.

102- (Musa) dedi ki: “Sende biliyorsun ki bunları ancak göklerin ve yerin Rabbi (göz ve gönül açan) basiretler ola­rak indirdi. Ey Firavun, bende seni helak olmuş olarak gö­rüyorum.”

Bu mu’cizeler: 1- Asasının yılana dönüşmesi, 2- Elinin parlaması[84] 3- Tufan, 4- Çekirge sürüleri, 5- Bit, 6- Kurbağa, 7- Kan, 8- Kıtlık, 9- Meyvelerin az vermesi[85] Musa (a.s.)’ın mu’cizeleri yalnız bunlar değildir. Burada sayılanlar Firavun boğulmadan önce gösterilen mu’cizelerdir. Firavun bunları sihir zanneder. Bütün sihirbazlarını toplar. Onlar Hz. Musa’nın mu’cizesini görünce secdeye kapanırlar ve “Musa ve Harun’un Rabbi olan alemle­rin Rabbine iman ettik” diyerek müslüman olurlar.

Günümüzde de imansızlar, müslümanlann karşısına profesör, sa­natçı ve entellerini çıkarıyorlar. Yakın temas neticesinde yer değiştiriveriyorlar.

Firavunun helakmdan sonra Musa (a.s.)’uı birçok mu’cizesi görül­müştür. Denizin yarılması[86] taşdan on iki suyun fışkırması[87] Tur dağının kaldırılması[88] çölün gölgelen­mesi, bıldırcın eti ve kudret helvasıyla beslenmeleri[89] ve başka mu’cizeleri vardır.[90]

103- Derken onları ülkeden çıkarmak istedi, bizde Onu ve beraberindekilerin hesini suda boğduk.

104- Ondan sonra İsrailoğullarına “Ülkeye yerleşin. Ahiretin zamanı geldiğinde, sizi bir araya getirip toplaya­cağız” dedik.

Hz. Musa’yı Mısır’dan çıkaran Firavun suda boğulduğu gibi Efendimizi de Mekke’den çıkarmak isteyenlerin sonucunun kendi aleyhlerine olacağı ve bu Mekke şehrini fethedeceği müjdelenmiş olu­yor.[91]

105- Biz onu (Kur’anı) Hak olarak indirdik. O da hak olarak indi. Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gön­derdik.

106- İnsanlara dura dura okuyasın diye biz Kur’an-i (ayet, ayet) ayırdık ve onu parça parça indirdik.

Kur’anın yirmi üç senede, ayet ayet, sure sure inmesinin sebebi, ayet ayet insanların gönlüne ve toplum hayatına nakşedilmesi içindir.

Bırakın siz müslümanlardan bağlar, bahçeler, ırmaklar, dolarlar, marklar, uçaklar istemeyi. Sizi yaratan Allah’ın ayetlerine gönlünüzü açın. Sizde müslüman olun ve müslümanlarla birlikte bu isteklerinizin gerçekleşmesi için çalışın.

Bizlerde Müslüman olarak ayetler yeni iniyormuş gibi gönlümüzü ayetlere açalım. Ağır ağır manasını anlayarak, anladığı üzerinde düşü­nerek ve tatbikata koyarak okuyalım.[92]

107- Deki: “Siz ona ister iman edin, ister iman etmeyin. Şüphesiz daha önce kendilerine ilim verilenler üzerine okunduğu zaman çenelerinin üzerine kapanarak secde ederler.”

108- Ve derler: “Rabbimizi teşbih ederiz. Şüphesiz Rabbimizin va’di yerine getirilmiştir.”

109- Ağlayarak çeneleri üzerine kapanırlar, ve (Kur’an) onların huşuunu artırır.

İster inanın, ister inanmayın. İlim sahibi olanlar bu kitabı anlarlar ve secdeye kapanırlar. Siz okuyan, anlayan ve düşünenlerden olun. Eninde sonunda bu kitabı kabul edeceksiniz. Bizlerde günümüzde bu Kur’anı en güzel tefsirleriyle papazlara, hahamlara, yöneticilere, ilim adamlarına tanıtalım. Gerçekden ilim sahibi olanlar, din adamlığında samimi olanlar Kur’anı kabul ederler[93]

110- Deki: “İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisi ile çağırırsanız bu güzel isimler onundur.” Namazda (okumayı) pek bağırma, fazlada gizleme. Bu ikisi arasında bir yol izle.

Peygamber Efendimizin dualarına baktığımızda; Allah’dan af isti­yorsa “Afüvv” ismiyle dua ediyor. Rahmet istiyorsa “Ya Rahman” di­yerek istiyor.

Allah’ın Esma-ül Hüsna’sından olmak kaydıyla hangisiyle dua eder­seniz dua edin. Yalnız Esmaül Hüsna’nın manalarını da bilelim. Düşmana karşı dua ederken Ya Kahhar diye dua edelim. Afvımızı is­terken Ya Gaffar, Ya Settar diye dua edelim.

Namazda gizli ve açıkdan okunacak yerler, gizli okumanın alt sınırı, açık okumanın üst sınırı fıkıh kitaplarında belirtilmiş. Gizli okuduğunuzu kendi kulağınız duysun. Yanınızdakini rahatsız edecek şekilde olmasın.

Açıkdan okurken size uyanın duyacağı kadar olsun. Size uyan yoksa arkanızdaki birinci rekatta olanın duyabileceği kadar olsun. Bitişik komşuya duyurmak için Kur’an okunmaz.[94]

111- “Çocuk edinmeyen, mülkünde (otoritesinde) ortağı olmayan, acizlikden dolayı yardımcısı olmayan Allah’a hamdolsun” de ve O’nu tekbir ile büyükle.

Ahmed b. Hanbel’in[95] Muaz b. Enes’den rivayetine göre Efendimiz bu ayete “Ayet-ül -ızz” dermiş.

Abdürrezzak Musannef’inde rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz Beni Haşimden konuşmaya başlayan her çocuğa bu ayeti yedi kere okumak suretiyle öğretirmiş.

Aziz olan Allah’a bağlanarak izzetimizi kazanmak için bende bugün çocuklarıma bu ayeti ezberleteceğim.

Ayetin başı ateistlere, “çocuk edinmedi” cümlesi yahudi ve hristiyanlara, “acizlikden dolayı veli edinmedi” cümlesi Allah’ın veli kullarını ilahi astıranlara bir cevap bir uyarı ve da’vettir.

“Onu tekbir ile büyükle” cümleside çağdaş kafirlerin “en büyük fi­landır” sloganlarına karşı doğruyu haykırmamız istenmektedir.

Teşbihle başlayan sure hamd ile devam edip tekbir ile sona erdi. “Allahü ekber. Lailahe illallahü vallahü ekber. Allahü ekber ve lillahil hamd” diyor ve El hamdü lillah diyerek Kehf suresine başlıyoruz. Allah bizi göz açıp kapayıncaya kadar kendimize bırakmasın.

Kuran

İsra Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.