Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Açık
İstanbul
22°C
Açık
Paz 23°C
Pts 24°C
Sal 23°C
Çar 21°C

113 – Felak Suresi | Şifa Tefsiri

Hepimiz Fatiha Suresini Biliriz. Kur’ân-ı Kerim’i açıverdiğimizde ilk karşılaştığımız sure Fatiha Süresidir. Kur’ân’m açılış süresidir. Aynı zamanda Ümmü’l-Kur’ân diye isimlendirilmiştir Kur’ân’m bir özetidir.

113 – Felak Suresi | Şifa Tefsiri

Felak Suresi | Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş )

Fatiha Suresi ile başlarız Kur’ân-ı Kerim’i okumaya. Felak ve Nas Süreleriyle sona erdiririz. Fakat orada bırakmayız. Tekrar Fatiha Suresi ve Bakara Suresinin ilk beş ayetini okuruz. Bu Peygamberimizin emri üzerine yaptığımız bir sünneti seniyyedir. Yani Kur’ân-ı Kerim’i sona erdirmiyoruz. Sona varıyoruz ama aynı anda ye­niden başlıyoruz.

Fatiha Suresine; “Alemlerin Rabbine hamdolsun” diye başlıyoruz. Felak Suresine de; “Kul euzu birabbi’l Felak” diye başlıyoruz. Fatiha suresine “Alemlerin Rabbma” diye başlıyor, Felak Suresine ise “Felak’ın Rabbma” diye Allah (c.c)’a sığınıyoruz. Bu sure Medine dev­rinde nazil olmuş, beş ayettir.

“Felak” Arabın dilinde “Yarmak”, “Açmak”, “Çatlatmak” manala­rına geliyor. Sabah’ın karanlığını yırtma haline “felak” demliyor. Biz de sabahın sahibine sığınırız, sabahın Rabbine sığınırız derken aslında gözünüzün önünde Peygamber Efendimizin Mekke ve Menide’deki zor günlerinde karanlığın en şiddetli anına ulaştığı bir zaman da ufuktan ışığın beliriverdiği geliyor.

O kopkoyu karanlıkları ufukta beliren bir ışıkla tan yerini aydınlatan Allah (c.c), kafirlerin küfrünün, zulmünün en katı, en karmaşık en koyu olduğu bir anda İslâm nurunu yayıvereceğini de gözümüzün önüne geti­rerek, bu felakın sabahın Rabbine sığınmış oluyoruz.

Fatiha suresinde “Alemlerin Rabbi” diye zirkettiğimiz Allah (c.c)’ı burada “Sabah’ın Rabbi, insanların Rabbi,” diye devam ediyoruz. Genelden biraz özele doğru bir gidiş. Yine Fatiha Suresinde; “Ancak sana kulluk yaparız, ancak senden yardım talebinde bulunuruz. Bize dosdoğru yolunu ver, Peygamberlerin yolunu ver. Sapık hıri s ti yanlarla, Allah’ın gazabına uğramış yahudilerin yolunu istemiyoruz Ya Rabbi!” diye dua ediyoruz.

Bu duamızı Kur’ân’m sonuna geldiğimizde; “Kul euzu bi rabbil-felak” diye devam ettiriyoruz.”

Kur’ân’ı baştan sona okuduğumuzda mü’minlerin bu dünya üzerinde nasıl bir devlet, nasıl bir saadet nasıl mutlu evler, mutlu aileler, mutlu ülkeler meydana getireceklerine dair Hz. Nuh’dan,-İbrahim’den Musa’dan, İsa’dan ve Peygamber Efendimizden örnekler veriyor.

Allah(c.c) bunun karşısına dikilen düşmanlardan da örnekler veri­yor. Onların küfründen, katlinden, cinayetlerinden, hiyanetlerinden, iş­kencelerinden haberler verdikten sonra, Kur’ân-ı Kerim’in son surele­rinde “biz Rabbimize yöneliyoruz; “felakın sahibine sığınırım” diyoruz. Yani karanlıkları giderip aydınlığı getiren Allah’a sığınırım diyoruz.

“Felak” kelimesini Kur’ân-ı Kerim de bir kaç yerde görüyoruz. “Faliku’l-İsbab” diyor (Enam suresi ayet 96’da ). Allah (c.c), “sabahın ay­dınlığını çatlatan, yanı sabahın aydınlığını veren” diyor. Bir başka surede ise; “daneleri çatlatan, çekirdekleri çatlatan, çiçeğe dönüştüren Allah’tır.[1]

Toprağın derinliklerinde sayısını insanoğlunun bilmesinin mümkün olmadığı, tirilyonlarca incir danesinden, afyon danesinden, zerrelerden, kürrelere kadar çekirdeklerin çayıra, çimene, ağaca dönüşmesini sağla­yan Allah (c.c). Kara toprağı yemyeşil hale dönüştüren ve onları pa­patya çiçekleriyle süsleyen Allah (c.c) bu küfrün karanlığını da bir gün gideren ve O’nun yerine İslâm’ın aydınlığını getiren Allah (c.c)’a sığını­yoruz.

Aslında herkes bir yerlere sığmıyor. Sığınmayan insan yok. Yeryüzünde bana bir tek insan gösteremezsiniz ki O birilerine sığın­masın. “Ben Allah’a inanmam” diyen veya “Allah’ın yanında başkala­rının da hüküm koymasını kabul ederim, “Allah böyle demiş ama kulu da böyle der” diyenler dahi birilerine sığınıyorlar. Bu sığınmanın meşru olanı vardır, olmayanı vardır.

Mesela, evler yapmamız aslında bir sığınmadır. “Sığmak” diye biz de Türkçemizde kullanıyoruz. Kilitlerimiz bir sığmaktır. Arabalarımıza koyduğumuz alar mlar bir sığmaktır. Bunlar meşru sığmaktır: Yani . madde planında vücudumuzu, namusumuzu, malımızı, mülkümüzü ko­rumak için almış olduğumuz tedbirler meşru sığınmalardır. Ancak in­sanın gücünü yetiremediği ve yetiremiyeceği olaylar var. Orada bir in­sana sığmamazsınız.

Atalarımız güzel söylemiş: “insana sığınma ölür, ağaca sığınma ku­rur ve çürür.” Biz ölümlü insana ve çürümekte olan, yok olmakta olan fani dünyaya sığınmıyoruz. Allah’a sığınıyoruz. İmansızlar da kendile-rine, Allah (c.c)’m yerine koydukları putların önüne gidiyorlar, oraya sığınıyorlar. En zor durumlarında onun huzuruna varıyorlar, yardım ta­lebinde bulunuyorlar. 21. asra girerken insanlar bunu yapıyorlar.

Tarih kitaplarımız beş bin sene önceki kâfir insanların, nasıl puta taptıklarını yazmaktadır. Çağımızın delikanlısı bu tarih kitaplarını oku­yor, gülüp geçiyor. Ne kadar geri zekalıymış? bunlar diyor. Ama gözünü açıverse de 20. asır da 150 kadar devlete şöyle bir bakıverse aynı şeyler günümüzde başka şekliyle devam edip geliyor.

Allah’a inan amı yani ar, Allah’ın huzuruna gelemeyenler, el bağlayıp “Kul euzu bi Rabbi’l-felak, min şerri ma ‘halak” diye okuyamıyanlar, du­rumunu Allah’a arz edemiyenler, ondan yardım beklediklerini söyleyemiyenler birilerinin huzuruna varıyorlar ve ona durumlarını arz edi­yorlar yardım talep ediyorlar.

Ölümlü bir insanın bir başka insana yardımı ne kadar olabilir? Babanız, eşiniz, oğlunuz size ne kadar yardım edebiliyorsa o kadar yardım edebilir. Sağ olan bir insandan “bana su getir, bana yardım et” demek meşru şeylerdir.

Ama putlaştırılmış ve ölmüş insanların, insanlara yardımının olma­yacağını Allah (c.c) kesinlikle bildirmesine rağmen, insanların iç dün­yasındaki bir sığınma ihtiyacı en abuk subuk şeylere sığınmayı dahi in­sanlara yaptırıveriyor.

Biz gönlümüzü Allah’a imanla aydınlatdıktan sonra, Allah’a sığın­mayı da bu sureler de öğrenmiş oluyoruz. Bu sureyi her okuyuşunuzda, gündüz sabahtan akşama kadar bütün İslâmî hizmetleriniz, helal yolda nzık kazanmak için yaptığınız çalışmalarınızın neticesinde yatağınıza uzanacağınız da, sevgili Peygamberimiz Efendimizin yaptığı gibi yata­ğın üzerine oturalım, felak ve nas surelerini okuyalım avucumuza üfle-yelim ve avuçlarımızı başımızdan ayağımıza kadar, elinin değdiği yer­lere sürelim.

Rabbimize sığınarak yatıyoruz. Bu bize teselli veriyor. Gecenin karanlığı tam olgunluğa yani doyum noktasına geldi mi o gidecek demektir. Olgunluğa erişmiş bir damla gibi o da olgunluğa eri­şince yerinden ayrılır ve düşer. O anda bunu durduracak güç yoktur. Küfür de miadını doldurmuştur.

Aydınlığın zamanı gelmiştir. O da İslâm’ın aydınlığıdır. Biz onun ge­lişi için bülbüller gibi şakımalıyız. Ki bülbüller seher vaktinde şafağın atacağı anda cuşu huruşa geliyorlar. Ve Allah’ı zikrediyorlar. Allah (c.c) da mü’m inleri tarif ederken, “seher vakitlerinde istiğfar ederler” diyor.[2] Seherler de kalkabilsek, seherlerde bülbüller gibi şakı-yabilsek, akşamlan felak ve nas süreleriyle yatsak, seherlerde istiğ­farla kalksak ve gece Kur1 ânları okusak -ki, Peygamberimize ilk nazil olan Müzzemmil suresinde gece Kur’ân emrediliyor- O felak’ın Rabbi, yani sabahın Rabbi bize bir çıkış yolunu mutlak surette verecektir. Küfür gidecek, aydınlık mutlak surette gelecektir.[3]

1- Deki: Sığınırım sabahın Rabbine

2- Yarattıklarının şerrinden

Peki biz Rabbimize sığınacağız da neden sığınacağız? Neyin şerrin­den Allah’a sığınacağız? Onu da söylüyoruz, yarattığın şerlilerin şer­rinden Allah’a sığınırım diyoruz.

Hayırla şer ikiz kardeştirler. Bir birine karışıktırlar. Hayrı ve şerri ayırt eden şey dinimizdir. Kur’ân’ın bize vermiş olduğu ölçülerdir. Mesela, elma. Bu elmanın bizzat kendisi hayırdır, güzel bir şeydir. İyi bir nimettir. Bu elmayı satın ‘alırsanız bu sizin için helaldir, hayırdır. Ama bu elmayı, sahibinden habersiz çalar da yerseniz bu serdir.

Bakınız hayırla şer, elmanın zatında değil, alan kişinin davran ışın­dadır. Aynı şey etrafında hayırla şer birlikte olmaktadır. İnsan tercihini şer-tarafın a kullanınca O günaha girmektedir. Hayır tarafına kullanacak olursa o sevaba girmektedir. Yani bütün yaratılmışların mayasında şer yoktur. Zatî yaratılışında şer yoktur. İnsanların davranışları onların zatında değil, vasfında bir şer meydana getiriyor. İşte biz o şerlilerin şerrinden Allah’a sığınıyoruz.

İslâm hukukunda bir kaide vardır. “Beraeti’zimmet asıldır.” Yani her doğan çocuk suçsuzdur, günahsızdır, hırsız değildir, katil değildir, mah­keme önünde aleyhinde şahitlerle suçu sabit oluncaya kadar suçsuzdur. Yani insanın mayası tertemizdir. Ama bu insan neşter gibi maya­sını iyede kullanabilir, bu mayasını kötüyede kullanabilir. Kötüye kullanacak olanların şerrinden Allah’a sığmıyoruz.

Başkalarının şerrinden Allah’a sığınırken kendi şerrimizin de önüne geçmemiz gerekiyor. Başkalarının da bizim şerrimizden korunması için yine Allah’a sığınmamız gerekiyor.[4]

3-Karanhğı çöktüğü zaman gecenin şerrinden

Gecenin bizzat kendisi şer değildir. Allah yaratmıştır. Tabiata la­zımdır. İlim adamlarımız bunun hesaplarını da yapmışlardır. Gecenin faydalarını, gündüzün faydalarını bize kitaplarda güzelce anlatıvermiş-lerdir. Onlar ifade etmemiş olsalar bile biz her gün okuyorduk, “Ya Rabbi! Sen boş bir şey yaratmadın’V/4// İmram 191) Yarattığın her şey de bizim için faydalar ve hikmetler var.” diye zaten iman ediyorduk. Gecenin kannlığının bize bir faydası var, gündüzün aydınlığının bize bir faydası var. Ay’ın, güneşin, yıldızların bize faydası var. Ama karanlık gecelerde şer odaklan biraz daha fazla çalışıyor ya işte biz bu şer odaklarından Allah’a sığınıyoruz.

Gecenin karanlığı nasıl ki gündüzün aydınlığı ile giderildiği gibi, on­ların planları da Allah’ın peygamberine vahyettiği ile gideri! i veri yor. Biz onlardan endişe etmiyoruz. Biz Rabbimize sığınıyoruz.

Hani 10 tane köpek üzerimize saldirsa da biz de çobana seslenip köpeklerine sahip olmasını istesek, o çoban bir ıslıkla köpeklerini ge­riye çeker. Biz, insanlık tarihinde, insanların aleyhine planlar kuran, on­ları kendisi için köle gibi çalıştıran, kanlarını emen, zalimlerin karşısına akşama kadar dikiliyoruz, geceleyin yatarken de Rabbimize sığmıyoruz.

Şu yanlış anlaşılmasın. Yalınız dua ederek teselli bulanlardan deği­liz. Rabbim duanın da nasıl yapılacağını Kur’ân-ı Kerim’de bize öğretir.

Bakara Suresinde görüyoruz. Talut’un orduları, Calut gibi bir kafirin karşısına geçtiklerinde, insan olarak alınması gereken bütün tedbirleri aldıktan sonra ve çeşitli denemelerden sonra, kılınçlar bileniyor, her türlü askeri tadbikat yapıldıktan sonra dua ediyorlar. “Ya Rabbi! Yüreklerimize sabır boşalt. Ya Rabbi ayaklarımızı kaydırma. Bizi ge­riye döndürme. Kafirlere karşı bizi galip getir.”[5]

Yani dil ile yapılan dua bedenle fiili yapılan duanın ardından geliyor. Biz de sabahtan akşama kadar îslâmi mücadelemizi veriyoruz. Yatağımıza yatarken, bu sureyi okuyarak Rabbimize sığınıyoruz. Gece içerisinde olan her türlü yılan, akrep, böcek ve diğer zararlı hayvanların şerrinden ve şerli insanların şerrinden Allah’a sığınacağız. Bu sığınmak korkmak anlamında değildir. Allah’a sığman adam korkmaz. Onun için

Allah’a sığmıyoruz biz.

Çünkü bizim gönlümüzde ve gözümüzde Allah’ı aşacak bir yaratık yoktur. Onun için Allah’a sığınıyoruz biz. Böylece korkumuzu yeniyo­ruz. Allah ki bütün insanları yaratmıştır bütün bilekleri yaratmıştır; bü­tün yürekleri yaratmıştır, biz O Allah’a sığmıyoruz.[6]

4- Düğümlere üfleyenlerin şerrinden

Tarihin en eski devirlerinden beri gizli güçlere sığınma, gizli güçler­den medet umma hareketi kafirler tarafında olmuştur. Müslüman da olmamıştır. İslâm Tarihinde üfürükçülük dediğimiz sihir yasaklanmıştır. İnsanın bu sureleri okuyup avucuna üfledikten sonra vücuduna sürme­leri meşrudur. Peygamberimiz bunu yapmıştır. Ancak O Rabbine sığı­nıyor. Sihirbazlar şeytanlara sığınırlar.[7]

Cin Suresinde de ifade edildiği gibi cinlere, şeytanlara sığınırlar, onlardan yardım isterler, onların yardımıyla insanlara zarar vermeye kalkarlar. Verebilirler mi? Bir gramlık zehirin insan vücudunda ne tahribatlar verebildiğini doktorlar bize bildiriyor. Bazen öldürüyor, bazen sakat bırakıyor. Hatta daha azı.

Aynı şekilde şeytani güçlerin de Allah’ın izniyle -Allah izin verme­yince hiç kimse hiç kimseye zarar veremez. (Daha fazla bilgi için Bakara Suresinin 102. ayetinin tefsirine bakınız) zarar verdiği olur.[8]

5- Hased edenin hased ettiği zaman şerrinden (karanlıkları yırtıp aydınlığı, sabahı yaratan) Rabbe sığınırım.

Hased eden kim? Bu adam çok hasûd dediğimizde gözümüzün önüne kim gelir?

Hased yapan adam; bir başkasına verilen nimetin, kendisine verilmeyişinden dolayı rahatsızlık duyan, O nimetin ondan giderilmesini is­teyen, ya kendisine verilmesini yada ona da verilmemesini ister. İşte buna hasûd denir.

Peki Kur’ân-ı Kerim’de bize nimet olarak verildiği ifade edilen nedir? Başta bizim en büyük nimetimiz Kur’ân-ı Kerim’dir. Ekmek bir nimettir, su bir nimettir, göz bir nimettir, gönül bir nimettir. Kanımız bir nimettir. Ama bunların en başında Kur’ân nimeti gelir.

Rabbim Bakara suresinde şöyle buyurur; “İç dünyaların da gizle­mekte oldukları hased sebebiyle yahudiler ve hıristiyanlar sizin kafir olmanızı isterler.” Hasûd adam diye konuştuğumuzda ilk Önce kafirler aklımıza gel­meli.

Kafirler bîr araya geliyorlar, İslâm alemi üzerine planlar ve program­lar hazırlıyorlar. Özellikle hıristiyanlar ve yahudiler. 1400 senelik za­man içerisinde müslümam hristiyan yapamıyorlar. Öyleyse kafir edelim diyorlar.

Adamların iç dünyaların da bir hased var. “Bu İslâm nimeti bizim olmalıydı, niye başkalarına kaptırdık?” diyorlar. Yahu bu nimet Allah’ın nimeti. Siz de müslüman oluverseydiniz ya. Müslüman olamamanın acısını, o nimetten yararlanan insanları mahrum etmekle çıkarıyorlar.

Bu hasedi ilk başlatan da şeytandır. Şeytan Hz. Adem’e secde et­miyor. Gerekçesini de “ben ondan hayırlıyım. Sen beni ateşten yarattın onu topraktan yarattın.[9] Sen buna bu şerefi niye veriyor­sun?” diye Allah’a akıl vermeye kalkıyor.

Yani her hased yapan adamın iç dünyasında kibir vardır. Uyuzluğun yanında kibir vardır. Bu uyuzluğunu kapatmak içindir kibir. İşte şey­tanda uyuzluğunu kapatmak için öğünmeye kalkışıyor. Halbu ki kimin hayırlı olduğunu yaratan bilir. Yaratılanın yaratana akü verme hak ve selahiyeti yoktur. İşte şeytan Hz. Adem’e hasedinden kafir olmuştur.

Dünyada İslâm’ı yaşayan halkların arasında Hıristiyanlık propagan­dası fazla tutmadı. Ama kafirliği yayma ye ateistliği yayma propagan­dası bayağı tuttu. İşte bu ayeti kerimeye göre hareket ediyorlar. “Hıristiyan yapmıyalım ama gavur yapalım. Biz gidemiyece-ğiz. Cennete bunlar da gidemesin” mantığı vardır bunlarda.

İşte biz Kur’ân-ı Kerim’in son surelerine geldiğimizde Rabbimize yöneliyor ve diyoruz ki, “hased adamın hased ettiğinde onun da şerrin­den sana sığınırım Ya Rabbi!” Bu ayeti okurken Bakara Suresinin 109. ayetini aklımıza getirecek, topyekün dünyada İslâm’ın aleyhine planlar ve programlar kuran insanların şerrinden korunmak üzere uyanık dura­cağız, Allah’a sığınacağız.

Bir de şahsi olarak malımıza hased edenler var. Bunların da.şerrin-den Allah’a sığınacağız. Yani devletler bazında bize hasedlik yapanlar, fertler bazında hasedlik yapanların şerrinden Allah’a sığınacağız. Tedbirimizi de alacağız.

Tedbir nasıl alınır? O kendilerini yiyip bitiren hastalıktan da tedavi olmaları için onlara el atacağız.

Devrin birinde yetkili birisi çok hasud iki insana demiş ki; bakınız ikinizden biri benden bir şey istesin vereceğim. Ama öbür arkadaşına ise onun iki katını vereceğim.” ikisi de susmuşlar. Uzun zaman suskun kalmışlar. Bir süre sonra birisi bir adım ileri atmış ve demiş ki, “Efendim benim bir gözümü çıkarın.”

İşte hasedlik bu kadar vahşidir ve insanın kendi gözünü yer.

Peygamberimize hased eden yahudiler yerlerinden ve yurtlarından olmuşlardır.

Ebu Cehü’in hakim olduğu Mekke, Ebu Cehü’in hased ettiği sevgili Peygamberizin eline geçmiştir. Hafife aldığı Bilal-i Habeşi Ka’be-i Muazzama’mn üzerine çıkmış Ezan-ı Muhammedisiyle “hayya ale’s-Salah hayya ale’l-Felah” diye kıyamete kadar gelecek bütün insanları namaza ve kurtuluşa davet etmiştir. Hased yapan insanlar gitmiş, gönlünü bütün dünyaya açmış insanlar gelmiştir.

Kuran

Felak Suresi

Şifa Tefsiri ( Mahmut Toptaş ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.