Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 19°C

113 – Felak Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

el-Hasen, İkrime, Ata ve Cabir’in görüşüne göre; Mekke’de inmiştir. İbn Abbas’ın iki görüşünden birisine ve Katade’ye göre Medine’de inmiştir. Beş âyettir.

İleride de geleceği üzere Rasûiullah (sav), yahudiler kendisine büyü ya­pınca bu sûre, Nas Sûresi ve îhlâs Sûresi ile teavvüz etmiştir (bunları oku­yarak Allah’a sığınmıştır.)

113 – Felak Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

113 – Felak Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi Tefsiri )

Rahman ve Rahim Allah’ın Adı ile

Denildiğine göre Muavizeteyn (Felak ve Nas) sûrelerine “el-rnıtkaşkişe-tani” denilirdi. Yani bunlar münafıklıktan kurtaran, şifaya kavuşturanlar de­mektir. Bu açıklamalar daha önceden geçmiş bulunmaktadır,

İbn Mesud’un iddiasına göre ise bunlar Peygamberimizin kendileriyle is-tiaze ettiği bir duadır, bunlar Kur’ân’dan sûreler değildir. O böyle!ikle ashab-ı kiramın ve Ehl-i Beytin icmaına muhalefet etmiş olmaktadır.

İbn Kuteybe dedi ki: Abdullah b. Mesud Muavizeteyn sûrelerini musha-fına yazmamıştır. Çünkü o Rasûlullah (sav)’ın Hasan ile Hüseyin’i -Allah her ikisinden de razı olsun- bunları okuyarak Allah’a ısmarladığını duyuyordu. Bu sebebten bu iki sûrenin (Peygamber efendimizin dualarından birisi olan): ” Herbir şeytandan ve herbir zehirli haşereden, kötülük veren herbir gözden Allah’ın eksiksiz ke­limelerine sizleri sığındırırım”[1] konumunda oldukların) kabul etmiştir.

Ebıı Bekr et-Enbari dedi ki: Ancak İbn Kuteybe’nin bu görüşü merduttur. Çünkü bu iki sûre âlemlerin Rabbinin bütün yaratıkları aciz bırakan mu’ciz kelamındandır. Buna karşılık “…Allah’ın eksiksiz kelimelerine sizleri sığın­dırırım” ifadelerinin insan sözü olduğu açıkça ortadadır. Peygamberlerin sonuncusu Mulıammed (sav)’ın mucizesi olan, bütün kâfirlere karşı kıyamete kadar kalıcı delili olan yaratıcının sözü ise, lisanı fasih, dili bilen, söz türle­rini ve anlatım tekniklerini c.ok iyi tanıyan, Abdullah b. Mesud gibisi naza­rında, insanların sözü ile asla karışamaz.

Kimisi şöyle demiştir: Abdullah b. Mesud’un Felak ve Nas sûrelerini yaz-mayışının’sebebi, bunların unutulmayacaklarından emin olmasıdır. O mus-hafında Fatiha’yı yazmadığı gibi, bunları ezbere bildiği halde yazmamıştır. Hem onun Fatiha’yı bellemiş ve onu iyice öğrenmiş olduğunda asla şüphe yoktur. Fakat bu görüş de reddedilmiş ve buna karşı şu delil getirilmiştir: O; “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde”; “Şüphe yok ki biz sana kevseri ver­dik.” ve “De ki: O Allah’tır, bir tektir” sûrelerini de yazmıştır ve bunlar uzun olmamak, çabuk ezberlenmek, unutulmayacaklarından emin olmak ba­kımlarından Felak ve Nas sûreleri gibidirler ve hepsi de Fatiha’dan farklıdır. Çünkü Fatiha okunmaksızın namaz tamam olmaz. Herbir rekalte ondan sonra Ku/ân’dan okunacak buyruklardan önce okunması gerekir. Dolayısıy­la ezberde kalmasından ve unutulmayacağından emin olarak, Fatiha’nın mushafta yazılmadığı doğrudur. Fakat sûreler arasında onun bu özelliğine sa­hip ve Fatiha’ya yapılan uygulamanın benzeri uygulamaya mazhar olmuş baş­ka bir sûre yoklur… Bu anlamdaki açıklamalar daha önceden Fatiha Sûresi’n-de (Fatiha Sûresi’nin tefsiri I. bab, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamdolsun. [2]

  1. De ki: “Sabahın Rabbhıe sığınırım,
  2. “Yarattığı şeylerin şerrinden,
  3. “Karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden,

4 .”Düğümlere üfüren kadınların şerrinden,

  1. “Ve hased edenin hased ettiği zaman şerrinden.”

Bu buyruklara dair açıklamalarımızı dokuz başlık halinde sunacağız:

1- Bu İki Sûrenin Ve Bunlarla Birlikte İhlas Sûresinin Fazileti:

Nesâî, Ukbe b. Amir’den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Peygamber (sav)’a -bineği üzerinde iken- gittim. Elimi ayağının üzerine koydum ve: Ba­na Hud Sûresi’ni öğret, Yusuf Sûresi’ni öğret dedim. Bana şöyle dedi: “Sen Allah nezdinde “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım” sûresinden daha beliğ hiçbir şeyasla okuyamazsın.”[3]

Yine ondanşöyle dediği rivayet edilmiştir: Cuhfe ile Ebva ara-sıpda Peygamber (sav} ile birlikte yolda yürüyorken, oldukça karanlık ve şid­detli bir rüzgar bizi kuşattı. Rasûlullah (sav) “De ki: Sabahın Rabbİnc sığı­nırım” sûresi ile “De ki: Sığınırım insanların Rabbine” sûreleri ile istiaze-de bulunmaya koyuldu. Bu arada (bana) şunları da söylüyordu: “Ey Ukbe! Sen bunlarla isciaze et (AllalVa sığın) Çünkü i.stiazede bulunan hiçbir kim­se bunlara benzer bir sözle Allah’a sığınmış değildir.” dedi ki; Ben Peygamberi namazda bunları okurken duymuşumdur.[4]

Nesâî,’Abdullah (b. Hubeyb)den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Az mik­tarda bir yağmur ve karanlıkta kaidık. Rasûlullah (sav)’ın çıkmasını bekledik. -Sonra şu anlama gelecek bir takım sözler söyledi-: Rasûlullah (sav) bize na­maz kıldırmak üzere çıktı, şöyle buyurdu; “De” ben.- Ne diyeyim, dedim. Şöy­le buyurdu: “De ki: 0 Allah’tır, bir tektir” (İhlas Sûresi ile) muavvizeteyni (Fe­lak ile Nas’ı) akşamı ettiğinde ve sabahı eîdğinde üç defa oku her şeye kar­şı bunlar sana yetecektir. “[5]

Ukbe b. Amir el-Cüheni’den dedi ki: Rasûlullah (sav) bana: “De” diye bu­yurdu. Ben: Ne diyeyim? diye sordum. Şöyle buyurdu: “De ki O Allah’tır, bir tektir.”; “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım,”; “De ki: Sığınırım insanların Rabbine” sûrelerini oku.” Rasûlullah (sav) bu sûreleri okudu, sonra şöyle bu­yurdu: “İnsanlar bunların benzeri sözlerle asla istiazede bulunmadılar.” Ya da: İnsanlar bunların benzeri sözlerle istiazede bulunamazlar” diye buyurdu.[6]

İbn Abbasî’m rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım” ve “De ki; Sığınırım insanların Rabbine” bu iki sûre … şeklindedir.[7]

Buhârî ve Müslim’in Safti/ı’lerinde Aişe’den rivayete göre Peygamber (sav) rahatsızlandı mı kendisine Muavvizeteyn sûrelerini okur ve üflerdi. Has­talığı artınca ona ben okur ve bereketini umarak ellerini üzerine sürer-dim.[8]

2- Peygamber Efendimize Büyü Yapılması:

Buhârî ve Müslim’de Âişe (r.anha)’nın rivayet ettiği hadis ile sabit oldu­ğuna göre Zureykoğulları yahudilerinden Lebid b. el-A’sam adında bir yahu-di Peygamber (sav)’a büyü yaptı. Öyle ki, bir isi yapmadığı halde kendisi­ne yapmış gibi geliyordu. Bu halde Allah’ın dilediği kadar bir süre devam et­ti. -Sahih’in dışında: bir sene denilmektedir.- Sonra şöyle dedi: “Ey Aişe! Yü­ce Allah’ın benim kendisinden hakkında fetva istediğim işe fetva verdiğinin farkına vardın mı? Bana iki melek geldi. Onlardan birisi başım tarafında, di­ğeri ayağıgıın ucunda durdu. Baş tarafımda duran ayağımın ucunda durana: Bu adamın hali nicedir? dedi. O büyülenmiştir, dedi. Diğeri: Onu büyüleyen kim? diye sordu. Öbür melek: Lebid b. el-Asam dedi. Peki ona ne ile büyü yaptı dedi. Diğeri: Bir tarak, taranınca tarakta kalan birkaç kıl, erkek bir hur­ma ağacının özü üzerindeki bir kapçığı ile (büyü yaptı) ve bunları Zu Evran kuyusunda kuyunun ortasındaki tümsekçe taşın akına koydu.” Kuyuya gel­di ve bunlan oradan çıkardı. SahihCin rivayeti) burada sona ermektedir.[9]

İbn Abbas (rivayetinde) dedi ki: “Yüce Allah’ın bana hastalığımı haber ver­diğinin farkına varmadın mı?” (diye sordu.) Sonra Ali, Zübeyr ve Ammar b. Yasir’i gönderdi. Onlar o kuyunun suyunu çektiler. Sanki kına ıslağı gibi idi. Sonra Raûfa diye bilinen kayayı kaldırdılar. Bu isimle anılan kaya, kuyunun dibinde bırakılır ve kovaları dolduran kişi bunun üzerinde durur. İçinde olan­ları çıkardılar. İnsan başından taranırken düşmüş kıllar ve bir taraktan bir­kaç diş gördüler. Bir de iğneler batırılmış onbir düğüm bağlanmış bir yay ki­rişi gördüler. İşte yüce Allah bu iki sûreyi indirdi. Bu iki sûre bu düğümler sayısınca onbir âyet-i kerimedir. Peygambere bunları okuyarak istiazede bulunması emredildi. Bir âyet okudukça bir düğüm çözüldü ve Peygamber (sav) bir parça hafiflik hissetti. Nihayet son düğüm de çözüldü, sanki bir bağ­dan kurtulmuş gibi idi. (îbn Abbas) dedi ki: Onda bir hastalık yoktu. Ceb­rail, Rasûlullah (sav)’ı okuyarak tedavi etmeye ve şöyle demeye koyuldu: ” Seni rahatsız eden hcrbir şeyden, herbir kıskancın şerrinden ve her kötü gözden ben seni Al­lah’ın adı ile iyileşmen için okuyup tedavi ediyorum, sana şifa verecek olan Allah’dır.”

Ey Allah’ın Rasûlü! O pis herifi öldürmeyelim mi? dediler. Peygamber şöy­le buyurdu: “Allah bana şifa vermiş bulunuyor. Ben insanların aleyhine bir kötüiüğü körüklemekten hoşlanmam. “[10]

el-Kuşeyri’nin, Tefsirinde zikrettiğine göre sahih rivayetlerde şu da varid olmuştur: Yahudilerden bir köle Peygamber tsav)’a hizmet ediyordu. Yahu­diler gizlice ona yanaştılar, Sürekli onunla ilişkide bulundular ve nihayet o yahudi Peygamber (sav)’ın başından taranırken dökülmüş bir kaç kıl aldı. Yi­ne tarağından birkaç diş aldı. Bunları yahudilere verdi. Onlar da bunlarla ona büyü yaptılar. Büyü yapma işini üstlenen yahudi Lebid b. el-Asam idi… de­yip, İbn Abbas’tan nakledilen rivayetin bir benzerini zikretti.[11]

3- Büyünün Mahiyeti ve Etkileri:

Büyünün mahiyeti, gerçeği, onun sebebiyle ortaya çıkan acılar, kötülük­ler ve büyücünün hükmü i!e ilgili açıklamalar, daha önceden el-Bakara Sû­resi’nde (2/102, âyet, 3- başlık ve devamında) geçtiğinden dolayı, bunları bu­rada tekrarlamanın bir anlamı yoktur. [12]

4- “Felak”:

“Felak’ın mahiyeti hakkında görüş ayrılığı vardır. Cehennemde bir hapis olduğu söylenmiştir. Bu açıklama İbn Abbas’a aittir. Ubey b. Ka’b dedi ki: Bu cehennemdeki bir evdir. Kapısı açıldığı vakit onun sıcağından cehennemlik­ler feryad ederler.

el-Hubbuli Ebu Abdurrahman dedi ki: Bu, cehennemin İsimlerinden bir isimdir. el-Kelbi: Cehennemde bir vadidir, demiştir. Abdullah b. Ömer: Ateş­teki bir ağaçtır, Said b. Cübeyr: Ateşteki bir kuyudur, demiştir. en-Nehhas de­di ki: Yerin düz olan tarafına “Felak” denilir. Buna göre bu görüş de sahih olur.

Cabir b. Abdullah, el-Hasen ve yine Said b. Cübeyr ile Mücahid, Katade, el-Kurazi ve İbn Zeyd şöyle demişlerdir: Felak, sabah demektir. İbn Abbas da böyle demiştir. Araplar; “sabahın Felakın-dan ve sabahın ferakından daha açık ve seçiktir” derler. Şair de şöyle demiş­tir:

“Ey felak aydın! anı ne ay a kadar

Dirseğime dayanarak yıldızları gözetleyip, uykusuz geçirdiğim gece!..”

Felakın sular ile yarılıp çatlayan kayalar ve dağlar olduğu da söylenmiş­tir. Dağlar ve kayalar arasındaki aralıklardır, diye de açîkTanmıştır. Çünkü bun­lar yüce Allah’ın korkusundan çatlayıp yarılırlar. Züheyr şöyle demiştir;

“Yük develerinin ön ayakları onlan Eakis’den Alıp indirinceye kadar onları gözetleyip durdum.”

Rakis, vadinin iç tarafı demektir. en-Nabiğa’nın şu sözünde de böyledir:

“Önünde Rakia ve arkasından vadinin bükülen kısımları varken yanıma geldi.”

Rakis, aynı zamanda sükun bulmuş demektir. Bu da ekinlerin dövüldü­ğü yerin ortasındaki ve ekin dövülürken diğer öküzlerin etrafında döndüğü öküze denilir.

(Felak); canlı varlık ile rahimin açılmasıdır, diye de açıklanmıştır. Bir di­ğer açıklamaya göre canlı sabah vakti, tane, çekirdek, bitki ve onun dışın­daki herbir şeyin üzerinden yarılıp çatlayan herşeye denilir. Bu açıklamayı el-Hasen ve başkası yapmıştır.

ed-Dahhak dedi ki: Felak bütün yaratılmışlardır. Şair şöyle demiştir:

“İhlas ile Felakın Rabbine sessizce dua etti

Gizlice doğumu yaklaşmış (yabani dişi eş«kler) yiyip içtiler doyasıya.”

Derim ki: İştikak da bu görüşün doğruluğuna tanıklık etmektedir. Çünkü ” Yarmak” demektir. ” Bir şeyi yardım, yarmak” an­lamındadır. “Teflîk” de ona benzer. ” Ben onu yardım, o da yarıldı” denilir.

Buna güre ister caniı, ister sabah, ister tane, çekirdek ve su gibi üzerin­den bir jeyin yarılıp ayrıldığı her şeye “Felak” denilir. Nitekim yüce Allah: “Sabahı yarıp çıkarandır.” (el-En’am, 6/96) ile “Şüphesiz Allak taneyi ve çe­kirdeği çatlatıp yarandır” (el-En’am, 6/95) diye buyurmaktadır, Şair Zü’r-Rim-me, yaban öküzünü anlatırken şöyle demektedir:

“Nihayet onun yüzünden bir felak açılınca onun baştarafları Gecenin son vakitlerinde de dikilmiş idi.”

Burada “Felak” ile bizzat sabahı kastetmektedir. “Felak” aynı zamanda iki tümseklik arasında yerin alçakça yerine denilir. Çuğulu: diye gelir. “Eski püskü elbise” anlamındaki lafzın çoğulunun: diye gelme­si gibi.

Araplar bazan: “O kimse şu şu fâlikte idi” derler. Bu­nunla iki tümsek yer arasında bükülen yeri anlatmak isterler.

Felak aynı zamanda hapishane görevlilerinin kullandıkları ve mahkum­ların ayaklarına geçirilen tahta parçalarına da denilir. “Filk” ise büyük mu­sibet ve hayret verici iş demektir. “Adam çok dahi, şaşırtı­cıdır” denilir. “Dahi bir şair” demektir. ” O bir musi­bet getirdi” demektir. Aynı şekilde iki kişi arasında ortadan ayrılan ve kendisinden iki yay yapılan sopaya denilir. Bunlartn herbirisine “filk” adı

verilir. Arapların: ifadeleri -ki “bu musibet geldi” demektir- ise “‘umer” gibi kullanılmaz. Yine bu anlamda olmak üzere: ” Ben büyük bir musibet ile geldim (başım-a büyük musibet geldi)” denilir. “Oldukla gücünden ötürü hayret verecek işler yapmaya ko­yuldu’7 demektir.

“Yarattığı şeylerin şerrinden” İblis’in ve onun soyundan gelenlerin şer­rinden diye açıklanmıştır. Maksadın cehennem olduğu söylendiği gibi, ifa­denin umumi olduğu da belirtilmiştir. Yani yüce Allah’ın yaratıp kötülük ver­me özelliği bulunan herbir şeyin şerrinden (O’na yığınının), demektir. [13]

5- Karanlık Gecenin Şerrinden;

“Karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden” buyruğunun anla mı hakkında Farklı görüşler vardır. Bunun gece olduğu söylenmiştir.

“Ğasak; Gece karanlığının ilk vakitleredir. Bu kabilden olmak üzere; “Gecenin karanlığı bastırdı, bastırır’ denilir. Şair İbn Kays er-Rakkıyyat dedi ki:

“Şüphesiz ki bu gecenin karanlığı bastı

Ve ben. keder ve uykusuzluktan rahatsızım;

Bir başka şair de şöyle demiştir:

“Ey Hind’in hayali, sen bana. uyuyamamayı bırakıp da gittin Ansızın gece geldin çünkü gece karanlığı basmıştı.”

Bu, İbn Abbas, ed-Dahhak, Katade, es-Süddi ve başkalarının görüşüdür.

” Çöküp bastı* lafzı bu açıklamaya göre yine karanlığını bastırdı, demektir. Bu açıklamayı İbn Abbas yapmıştır. ed-Dahhâk girdiği, Katade git­tiği (zaman), diye açıklamışlardır. Yemân b. Riâb ise: Sükuna erdiği zaman

diye açıklamıştır. İndiği zaman diye de açıklanmıştır.

Nitekim: ” Kâfirlere uzab indi” denilir. Şair de şöy­le demiştir:

“Azab üzerlerin.» indi onların, sanki onlara

Derinin altına işleyen bir ateş yetişti de kökten biçildiler.”

ez-Zeccâc dedi ki: Gece için “ğâsık (çöküp basan)” denilmesi, gündüz­den daha soğuk oluşundan dolayıdır. Çünkü “ğâsık” soğuk olan ğasak” da soğuk demektir. Zira geceleyin yırtıcı hayvanlar aralarında bulundukları çalılıklardan, haşereler yerlerinden çıkarlar. Kötü kimseler de etrafta kötü­lük ve fesad yapmak için ortaya çıkarlar.

Gâsiktn süreyya (Ülker) yıldızı olduğu da söylenmiştir. Çünkü bu yıldız görünmeyecek olursa hastalıklar ve taunlar arlar. Doğduğu vakit ise bunlar kalkar. Bu açıklamayı Abdurrahman h. Zeyd yapmıştır.

Gâsik’ın güneşin batması vakti olduğu da söylenin iştir. Bu açıklamayı İbn Şihab yapmıştır. Ay olduğu da söylenmiştir. el-Kııtebî dedi ki: “Karanlığıçö­küp bastığı zaman” ay etrafını çeviren halenin içine girdiği zaman, demek­tir. Bu ay için bir kılıf gibidir, bu da ayın tutulduğu (ya da görülmediği) za­manlar ofur. Siyah olan herbir şeye “ğasak” denilir. Katade dedi ki: “Karan­lığı çöküp bastığı zaman” kaybolduğu zaman demektir. Daha sahih olan da budur. Çünkü Tirmizi’de Aişe’den şöyle dediği rivayet edilmektedir: Peygam­ber (sav) aya bakıp dedi ki: “Ey Aişe! Sen bunun şerrinden Allah’a sığın.” Çün­kü “karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden” diye sözü edilen bu dur.” Ebu İsa dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir.[14]

Ahmed b. Yahya, Sa’Ieb, İbnu’l-A’râbî’den bu âyetin tevili hakkında şun­ları söylediğini nakletmektedir: Çünkü şüphe içinde olan kimseler, ayın et­rafı aydınlatmadığı zamanları kollarlar (demiş ve) şu beyitleri zikretmiştir:

“Hoşlanmadığım şeylerden yana Allah beni rahatlatmıştır

Bunlardan birisi koca karı, birisi köpek ve aydır.

Bu havlıyor, diğeriyle aydınlanılıyor,

Ötekine gelince, kaba ve yaşlı seher boyu hep ayakta duruyor.”

“Ğâsik”in sokma halinde yılan elemek olduğu da söylenmiştir. Sanki “ğâsik” onun dişidir. Çünkü zehir oradan akar. “Yılanın dişinin sok­tuğu kimseye girmesi hali”ni anlatır.

“Ğâsik”in ne olursa olsun hücum edip zarar veren herbir şey demek ol­duğu da söylenmiştir ki, bu da Arapların irini akan yara hakkında kullandık­ları: ” Yaranın irini aktı” tabirlerinden alınmıştır.[15]

6- Düğümlere Üfleyenler:

“Düğümlere üfüren kadınların şerrinden.” Düğümlere okudukları va­kit ipin düğümlerine üfleyen sihirbaz kadınların şerrinden, demektir. Bura­da onların üflemeleri (Kur’ân ve benzeri dualar ukııyarak) tedavi eden kim­senin yaptığı işe benzetilmiştir. Şair şöyle demekledir:

“Sığınırım Rabbime üfürenlerden

Yalan ve iftira ile büyü yaparak düğümlere (üfleyenlerden).”

Mütemmim b. Nuveyre de şöyle demiştir:

“Sen rukyeye (okuyup üflemeye) benzer şekilde ipe üfledin Cennet ümidi ile kıskananın korkusundan.”

Antere de şöyle demiştir:

“İyileşirse eğer ona üflemem

Ve eğer o kay be dil irse, kaybetmekten dolayı kedere boğulmak

onun için değerdir.” [16]

7- Büyü ve Okuyarak Şifa Dilemek:

Nesâi’nin rivayetine göre Ebu Hureyre şöyle demiştir: Rasûlullah (sav) bu­yurdu ki: “Her kim bir düğüm yapar, sonra ona üfürürse büyü yapmış olur. Çim de büyü yaparsa şirk koşmuş olur. Her kim (câhili manasıyla) birtakım şeyler üstüne takarsa o, o şeylerle başbaşa bırakılır.”[17]

Dua ve Kur’ân âyetlerini şifa maksadıyla okumak (rukye yapılması halin­de) üflemek hususunda görüş ayrılığı vardır. Kimisi bunu kabul etmezken, kimileri de caiz görmüştür.

îkrime dedi ki: Rukye yapan kimsenin liflememesi, elini sürmemesi ve dü­ğüm yaymaması gerekir, İbrahim dedi ki: Rukye yaparken üflemeyi hoş gör­mezlerdi.

Birisi de şöyle demiştir: Hasta olduğu sırada Dahhâk’in yanına girdim. Ona: Ey Muhammed’in babası sana okuyayım mı? dedim. O: Oku fakat üfleme, de­di. Ben de Felak ve Nas sûrelerini okuyarak ona şifa diledim.

İbn Cüreyc dedi ki: Ataya: Kur’ân okunduğu zaman üflenir ya da üfürü-lür mü dedim. O bunların hiçbirisi yapılmaz, fakat onu şöylece okursun, de­di. Daha sonra da: Arzu edersen üfleyebilirsin, dedi.

Muhammed b. Sîrîn’e rukye yapılıp üflenmesi hakkında sorulmuş o da: Bu­nun sakıncalı olduğunu bilmiyorum. Eğer bu hususta görüş ayrılığına düşen­ler olursa aralarında hakem sünnettir, dedi.

Âişe (‘r.anha)nin rivayet ettiğine göre Peygamber (sav) rukye yaparken Cif­lerdi. Bunu hadis imamları rivayet etmiş ve biz bunu hem sûrenin baş taraf­larında, hem de Subhan (İsra) Sûresi’nde (17/82. âyet, 2. başlıkta) zikretmiş bulunuyoruz.

Muhammed b. Hâüb’dan rivayet edildiğine göre eli yanmış, annesi onu Peygamber (sav)’a getirmiş. Peygamber de ona üflemeye ve birtakım sözler söylemeye koyulmuş. (Muhamnıt-d b. Hâtıb) bu sözleri ezberleyemediğini söylemiş.

Muhammed b. el-Eş’as da dedi ki: Gözlerimden rahatsız olduğum bir sı­rada beni Âişe (r.anha)’ya götürdüler, O bana rukye yaptı ve üfledi.

İkrime’den rivayet edilen: Rukye yapan kimsenin liflememesi gerekir, sö­züne gelince, sanki o bu kanaatine yüce Allah düğümlere üflemeyi kendi­sinden sakınılması gereken şeylerden değerlendirmiş gibi bir kanaate sahih olmuş görünüyor. Dolayısıyla kendi kendisine bir çeşit sığınma izlenimi uyanmamalıdır. Ancak bu durum böyle değildir. Çünkü düğümlere üflemek yerilmiş bir şeyse de, düğümsüz üflemenin yerilen bir şey olmaması gerekir. Ayrıca düğümlere üflemek ile ruhlara zarar veren büyü yapılmak maksadı gü-dülmüştür. Rûkyede üflemek ise bedenleri ıslah eimck içindir. Fayda veren bir şey, zarar veren bir şey ile kıyas edilemez,

İkrime’nin el sürmeyi sünnete aykırı bulmasına gelince, Ali (r.a) dedi ki: Ben rahatsız idim. Peygamber (sav) yanıma girdi. Bu arada şöyle diyordum: Allah’ım eğer ecelim gelmiş ise beni rahatlat ve eğer ecelim gelmemişse ba­na şifa ve afiyet ver. Şayet bu bir belâ ise bana sabır ihsan el. Bunun üzeri­ne Peygamber (sav): “Nasıl dedin?” diye sordu. Ben de ona söyledim. Eliy­le beni sıvazladı, sonra da: “Allah’ım, ona şifa ver” diye buyurdu. Daha son­ra böyle bir ağrı duymadım.[18]

Abdullah b. Amr Abdurrahman b. Sabat, İsa b. Ömer ve Ruveys, Yakubdan “Üfüren kadınların şerrinden” anlamındaki lafızları diye “fâ-ilâr vezninde okumuştur. Bu okuyuş Ebu Bekr es-Sıddîk (r.a)’ın mevlası Ab­dullah b. el-Kasımdan da rivayet edilmiştir.

Rivayet olunduğuna göre birtakım kadınlar. Peygamber (sav)’ı onbir dü­ğüm yaparak büyülemişlerdi. Bunun üzerine yüce Allah muavvizeteyn sûre­lerini onbir âyet ularak indirdi.

îtin Zeyd dedi ki: Bu sözü edilen kadınlar yaiıudi idi. Bu kadınların Le-bid b. el-A’sam’ın kızları olduğu da söylenmiştir. [19]

8- “Ve Hased Edenin Hased Ettiği Zaman Şerrinden”:

“Ve Hased Edenin Hased Ettiği Zaman Şerrinden” buyruğunda gecen “hased: kıskanmak”in anlamına dair açıklamalar daha önceden en-Nisa Sû-resi’nde (4/54-55. âyetler, 1. başlıkta, ayrıca bk. el-Bakara, 2/109-110. âyet­ler, 2. başlık) geçmiş bulunmaktadır. Orada hasedin kıskanılan kimsenin sa­hih olduğu nimetin -hased eden kimseye benzeri verilmese bile- yok olma­sını temenni etmek olduğunu belirtmiştik. Miinafese ise o kimsenin sahib ol­duğu nimet yerinde kalmakla birlikte, benzerini temenni etmektir. O halde hased (kıskançlık) yerilmiş bir kötülüktür. Münafese ise mubahtır, gıbta da budur. Peygamber (sav)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle buyurmuştur: “Mü’ınin gıbta eder, münafık hased eder.[20]

Buhârî ile Müslim’in Sahih’lcnnde şöyle denilmiştir: “Hased ancak iki şey-de olur…”[21] Peygamber efendimiz bununla gıblayı kastetmiş bulunmaktadır. Daha önce bu hadis, en-Nisa Sûresi’nde (az önce belirtilen yerde) geçmiş bu­lunmaktadır. Yüce Allah’a hamdolsun.

Derim ki: İlim adamları dedi ki: Kıskanan kimsenin söz yahut davranış ile kıskanması ortaya çıkmadıkça, zarar vermesi .söz konusu değildir. Bu da kıs­kançlığının kendisini kıskandığı kimseye kötülük vermeye itmesi ve bunun sonucunda onun kötülüklerini izleyerek, arkasına düşerek yanıldığı yerleri tesbit etmeğe kalkışması ile olur, Peygamber (sav) söyle buyurmuştur: “Kıs­kandığın vakit… arama (veya: Zulmetme, aşırı gitme!)[22] Bu hadis daha ön­ceden geçmiş bulunmaktadır.

Semada kendisi ile Allah’a karşı gelinen ilk günah hased olduğu gibi, yer­yüzünde de kendisi ile Allah’a karşı gelinen ilk günahtır. İblis, Adem’i kıs­kandı, Kabil de Habil’i kıskandı. Kıskanan kimse Allah’ın gazabına uğramış, buğzedilmiş, kovulmuş ve lanetlenmiş bir kimsedir. Şu beyiti söyleyen ne gü­zel söylemiş:

“Kıskanç oları kimseye rahat ettiği vakit (ya da nefes aldığında)tenkit olmak üzere: Ey zalim kişi,., de. Halbuki o, mazlum gibi (görür kendisini). [23]

9- Yüce Allah’ın Herşeyin Yaratıcısı Olduğu ve Kıskanmanın Kötülüğü:

Bu süre, yüce Allah’ın her kötülüğün yaratıcısı olduğunun delilidir. Bu sû­re ile peygamberine bütün kötülüklerden kendisine sığınmasını emretmek­te ve: “Yarattığı şeylerin şerrinden” diye buyurmakladır. Son olarak da kıs­kançlığı sözkonusu ederek onun büyüklüğüne ve zararlarının çokluğuna dikel)

kat çekmek istemiştir. Hakimlerden birisi şöyle demiştir: Kıskanan bir kim­se beş bakımdan Rabbine karşı meydan okur: 1- O, başkasının üzerinde gö­rülen herbir nimete buğzeder. 2- O, Rabbinin paylaştırmasına kızar, gazab eder. Sanki: Niye böyle paylaştırdın? der, gibidir. 3-~O, Allah’ın fiiline karşı çıkar. Yani yüce Allah lütfunu dilediği kimseye verir. O ise, Allah’ın İütfuna karşı cimrilik gösterir. 4- O, Allah’ın dostlarını yardımsız bırakır yahut onia-rı yardımsız bırakıp, üzerlerindeki nimetin zeval bulmasını ister. 5- O, ken­di düşmanı olan İblise yardımcı olmuş okır.

Şöyle de denilmiştin Kıskanan kimse oturup kalktığı yerlerde pişman ol­maktan başka bir şey elde etmez. Meleklerin nezdinde lanet ve nefretten baş­kasına nail olmaz. Yalnız başına kaldığı vakit sabırsızlık ve kederden başka bir şey elde etmez. Ahirette ise keder ve ateşte yanmaktan başka bir şey eli­ne geçirmez, Allah’tan ise öfkeden ve uzaklaşmaktan başka bir şey bulmaz.

Rivayet olunduğuna göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Üç kişi­nin duası kabul olunmaz: Haram yiyen, çokça gıybet eden ve kalbinde müsiümanlara karşı bir kötülük yahutta bir kıskançlık bulunan bir kim­se.”[24]Şanı yüce Allah en iyi bilendir. [25]

(Felâk Sûresi burada sona ermektedir. Allah’a hamd olsun).

Kuran

Felak Suresi

el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.