Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Hafif Yağmurlu
İstanbul
12°C
Hafif Yağmurlu
Paz 15°C
Pts 13°C
Sal 10°C
Çar 12°C

110 – Nasr Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

Medine’de indiği hususunda görüş birliği vardır. “Tevdi’ (uğurlama, ve­dalaşma)” sûresi diye de adlandırılır. Üç âyettir.
Toptan inen en son sûredir, Müslim’in SaAiA’inde belirtildiğine göre bu­nu İbn Ahba.s ifade etmiştir.

110 – Nasr Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

Nasr Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi Tefsiri )

Rahman ve Rahim Allah’ın Adı İle

  1. Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,

“Nasr” yardım demektir. Bu, Arapların; -kuraklığından ötürü bitki yeşert­mek için yere olan yardımı dolayısıyla-: “Yağmur yere yar­dım etti” tabirlerinden alınmıştır. Şair de şöyle demiştir:

“(Ey bulut}! Haram ay çıktı mı artık Yed al aş

Tfemim diyarı ile; buna karşılık Amir diyarına yardım et (yağmur yağdır.)!”

Şöyle de rivayet edilmektedir:

“Artık haram ay girdi mi bırakıp git

Ttemim diyarını ve Âmir diyarına yardımcı ol!”

” Düşmanına karşı ona yardım etti, ona yardım ed-er”(denilir. İsmi: “Nusret, yardım” diye gelir. “Düş­manına karşı ondan yardım istedi” demektir. “Birbirlerine yardım ettiler” anlamındadır.

Şöyle açıklanmıştır: Bu yardımdan kasıt yüce Allah’ın, Rasûlüne Kureyş’e karşı yardımıdır. Bu açıklamayı Taberî yapmıştır,

Kâfirlerden onunla savaşan herkese karşı ona yaptığı yardımıdır, diye de açıklanmıştır. Çünkü yardımın güzel sonucu, onun lehine olmuştu.

“Fetih” ile kastedilen ise, el-Hasen, Mücahid ve başkalarından nakledil­diğine göre Mekke’nin fethidir.

İbn Abbas ve Said b. Cübeyr dedi ki: Maksat, Medain’in ve sarayların fet-hedilmesidir.

Diğer ülkelerin fethidir, diye de açıklanmıştır. Ona ihsan edilen ilimler ol­duğu da söylenmiştir.

“diğinde” lafzı; “mistir” anlamındadır. Yani Allah’ın yardı­mı gelmiştir. Çünkü bu sûre fetihten sonra inmiştir. Anlamının: “Sana geleceği vakit” şeklinde olması da mümkündür. [2]

  1. İnsanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde;

“İnsanların” Arapların ve başkalarının “bölük bölük” yani kalabalıklar ha­linde, biri diğerinin ardında topluluklar olarak “girdiklerini gördüğünde.”

Şöyle ki, Mekke fethedil diğinde Araplar dedi ki: Allah kendilerini Fil sa-hiblerine karşı korumuşken Muhammed; Harem ahalisine karşı zafer kazandığına göre, artık sizin ona karşı koyacak gücünüz yok demektir. Bundan do­layı onlar ümmet be ümmet müslüman oluyorlardı. ed-Üahhak dedi ki: “Ümmet” kırk kişidir.

İkrime ve Mukatil dedi ki: “İnsanlar”la Yemenlileri kastetmiştir. Çünkü Ye­men’den mü’min ve itaatkâr olarak yedi yüz kişi gelmişti.

Kimisi’ezan okuyor, kimisi Kur’ân okuyor, kimisi lâ ilahe illallah diyerek tehlil getiriyordu. Peygamber (sav) buna çok sevindi. Ömer ve İbn Abbas da adamışlardı.

İkrime’nin, İbn Abbas’tan rivayetine göre Peygamber (sav): “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde” (1. âyet) buyruğunu okudu ve bu arada Yemen ahalisi yufka yürekli, yumuşak tabiatlı, cömert kalbli, büyük haşyetti halde geldiler ve Allah’ın dinine topluluklar halinde girdiler,”[3]

Müslim’in Sahih’inde Ebû Hureyre’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ra-sü]u]lah»(sav) buyurdu ki: “Size Yemen ahalisi gelmiş bulunuyor. Onlar kalpleri pek zayıf, yüreklen pek yufkadır. Fıkıh (derinliğine din bilgisi) Ye­menlidir, hikmet de Yemenlidir.”[4]

Rasûlullah (sav)’ın şöyle buyurduğu da rivayet edilmiştir: “Ben hiç şüp­hesiz Rabbinizin nefesini Yemen tarafından alıyorum.”[5]

Bu hususta iki tevil (yorum) yapılmıştır:

1- Bundan maksat, kurtuluştur. Çünkü onların İslâm’a girişleri kalabalık­lar, cemaatler halinde ardı arkasına gerçekleşmişti.

2- Yani şanı yüce Allah, Yemenlilerle Peygamberinin sıkıntılarını gider­miştir ki, ensar onlardır.t4)

Câbir b. Abdullah’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ben Rasûlullah (sav)’ı şöyle buyururken dinledim: “Şüphesiz insanlar Allah’ın dinine bölük bölük girdiler ve pek yakında ondan bölük bölük çıkacaklardır.[6] Bu hadisi el-Ma-verdi zikretmiştir.[7]

es-Sa’lebî’nin lafzı ise şöyledir: Ebû Ammar dedi ki: Bana Câbir,[8] Câbir’e ait olan su rivayeti nakletti, dedi ki: Cabir bana insanların durumu hakkın­da suru sordu. Ben de onlara ihtilâfları ve ayrılıkları halini ona haber verdim. Ağlayarak şöyle demeye başladı: Rasûlullah (sav)’ı şöyle buyururken dinle­dim: “Şüphesiz insanlar Allah’ın dinine bölük bölük girdiler, Yakında yine Al­lah’ın dîninden bölük bölük çıkacaklardır.”[9]

3- Hemen Rabbini hamd ile teşbih et ve Ondan mağfiret dile! Çün­kü O, tevbeleri çok kabul edendir.

“Hemen Rabbini hamd ile teşbih et ve Ondan mağfiret dile!” Namaz kıl dığın vakit, bunları çokça yap, demektir, Bir açıklamaya göre: “( er*): Teş­bih et”: Namaz kıl, demektir. Bu açıklama İbn Abbas’tan nakledilmiştir.

“Rabbini hamd ile” yani sana ihsan etmiş olduğu zafer ve fetih dolayı­sıyla ona hamdederek “ve O’ndan mağfiret dile!” Allah’tan sana mağfiret et­mesini (günahlarım bağışlamasını) isçe!

Bir başka açıklamaya göre “teşbih et” buyruğundan kasıt, tenzih etmek­tir. Yani sen; kendisi hakkında caiz olmayan (düşünülmesi imkansız olan) hu­suslardan O’nıı -O’na şükretmekle birlikte- tenzili et “ve O’ndan mağfiret di­le!” Yani sürekli zikir ile birlikte Allah’tan bağışlanma dile!

Ancak birinci açıklama daha kuvvetlidir.

Hadis imamları -lafız Buhârî’nin olmak üzere- Aişe (r.anha)’dan şöyle de­diğini rivayet etmişlerdir: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde” (1. âyet) Sû­resi Rasûlultah (sav)’a nazil olduktan sonra kıldığı herbir namazda mutlaka; ” Rabbim, Seni tenzih ederiz ve Seni ham-dinle (zikrederiz). Allah’ım, bana mağfiret buyur” derdi.[10]

Yine ondan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûluİlah (sav) rükûunda ve sücûdunda: “Allah’ım, Rabbimiz, Seni tenzih eder ve hamdinle Seni anarız. Allah’ım, bana mağfiret buyur” der (ve bu hususta) Kur’ân’ı tevil ederdi (yani Kur’ân’ın bu husustaki emirlerine gö­re bunu yapardı.[11]

Sahihin dışındaki eserlerde şöyle denilmektedir: Um Seleme dedi ki: Pey­gamber (sav) son zamanlarında ne kadar kalkar, oturur, gider ve gelirse mut­laka: “Allah’ı tenzih ederim ve O’na hamdederim. Aliah’ta’n mağfiret diler ve O’na tevbe ederim” der ve şöyle bu­yururdu: “Çünkü ben bununla emrolundum. Sonra da: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde” sûresini sonuna kadar okudu[12]

Ebû Hureyre dedi ki: Bu sûrenin inişinden sonra Peygamber (sav) daha çok ibadet etmeğe başladı. O kadar ki ayakları şisti, bedeni zayıfladı, daha az gülümser oldu, daha çok ağlamaya başladı

İkrime dedi ki: Bu sûrenin nüzulünden sonra âhiret ile iigili hususlarda Peygamberin gösterdiği aşın gayreti asla başka zaman göstermiş değildir.

Mukatil dedi ki; Bu sûre nazil olunca Peygamber (sav) onu ashabına oku­du. Aralarında Ebû Bekir, Ömer ve Sa’d b. Ebi Vakkas da vardı. Sevindiler ve bundan dolayı memnun da oldular. Abbas (r.a) ise ağladı. Peygamber (sav) ona: “Ne diye ağlıyorsun amcacığım?” dedi. Abbas: Sana vefatının yaklaştı­ğı haberi verildi, dedi. Peygamber: “Şüphesiz ki durum senin dediğin gibi­dir” dedi. Ondan sonra da altmış gün yaşadı. Bu süre zarfında yüzünün gül­düğü görülmedi.

Yine denildiğine göre; bu sûre teşrik günlerinden sonra Veda haccında Mi-nâ’da nazil olmuştur. Ömer ve Abbas ağlayınca onlara: Şüphesiz bu bir se­vinç günüdür, deniSdî. Onlar: Hayır, bu günde Peygamber (sav)’ın vefatı ha­ber verilmektedir, dediler. Peygamber (sav): “Doğru söylediniz. Bana vefat edeceğim haberi verilmiş oldu.” Diye buyurdu.

Buhârî’de ve başka eserlerde İbn Abbas’tan şöyle dediği nakledilmekte­dir: Ömer b. el-Hattab (huzuruna girmek üzere) Bedir’e katılanlara izin ve­rirdi. Bana da onlarla birlikte izin verildi. (İbn Abbas) dedi ki: Onlardan ba­zıları bu işlen rahatsız oldular ve şöyle dediler: Bizim çocuklarımız arasın­da onun gibi kimseler bulunduğu halde bu genç delikanlıya bizimle beraber huzuruna girmesi için izin veriyor. Ömer onlara; O sizin de (konumunu) bil­diğiniz bir kimsedir. (İbn Abbas devamla) dedi ki: Bir gün onlara (huzuru­na girmeleri için) izin verdi. Bana da onlaria birlikte girme izni verdi. Ken­dilerine şu: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde” (I. âyet) Sûresi hakkında soru sordu. Onlar: Yüce Allah, peygamberine -Allah’ın salât ve seiâmı ona-fetih verdiği vakit, kendisinden mağfiret dileyip, kendisine tevbe edip dön­mesini emretmektedir. Ömer: Ey İbn Abbas ya sen ne dersin? diye sordu. Ben de: Hayır böyle değildir. Aksine yüce Allah peygamberine -Allah’ın salât ve «elamı ona- ecelinin, yaklaştığım haber vermekte ve: “Allah’ın yardımı ve fe­tih geldiğinde, insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini gördü­ğünde, hemen Rabbİni hamd île teşbih et ve O’ndan mağfiret dile! Çün­kü O, tevbeleriçok kabul edendir.” diye buyurdu, dedim. Bunun üzerine Ömer (r.a) şöyle dedi: İşte siz, bunun için mi beni kınıyorsunuz.[13]

Buhârî’de ise şöyle denilmektedir: Ömer bunun üzerine: Ben de bu sû­reden ancak senin dediğini biliyorum, diye cevab verdi.[14]

Bunu Tirmizi de rivayet etmiştir. (îbn Abbas) dedi ki: Peygamber (sav)’in ashabı ile birlikte Ömer bana da soru sorardı. Abdu’r-Rahman b. Avf ona: Bi­zim onun dengi oğullarımız varken ona soru mu soruyorsun, dedi. Bu sefer ona Ömer: O bizim bildiğimiz bir sebepten dolayıdır, dedi. Ömer ona şu: “Al­lah’ın yardımı ve fetih geldiğinde” âyeti hakkında sordu. Ben de şöyle de­dim: Bu(rada kastedilen) Rasûlullah (sav)’ın ecelidir. Ona (ecelinin yaklaş­tığını) bildirdim. Sonra sûreyi sonuna kadar okudu. Bunun üzerine Ömer: Al­lah’a yemin ederim. Ben de bu sûre hakkında senin bildiğinden başka bir şey bilmiyorum dedi. (Tirmizi) dedi ki; Bu hasen, sahih bir hadistir.[15]

Şayet; Yüce Allah, Peygamber (sav)’ın hangi günahını bağışlayacak ki ona mağfiret dilemesini emretmektedir? diye sorulursa, ona şöyle cevab verilir; Peygamber (sav) duasında:

“Rabbim bana günahımı, cahilliğimi, bütün işlerimde aşırı gidişimi ve Se­nin benden daha iyi bildiğin herşeyi bana bağışla! Allah’ım, hatamı, kasten yaptıklarımı, bilgisizce yaptıklarımı, şakamı bana bağışla ve bütün bunlar ben­de var. Allah’ım, ünden neyi gönderdim, geriye neyi bıraktımsa, neyi açığa vurdum, neyi gizledimse Sen bana bağışla! Sen üne alan, geriye bırakansın. Şüphesiz ki Sen herşeye gücü yetensin.”[16] Bu bakımdan Peygamber (sav) Al­lah’ın kendisine ihsan etmiş olduğu nimetlerin büyüklüğü dolayısıyla, ken­disinin kusurlu olduğunu görüyor ve bunların gereklerini yerine getirmek­teki kusurunu da birtakım günahlar olarak değerlendiriyordu.

Buyruğun şu anlamda o!ma ihtimali de vardır: Sen hep O’na bağlı kaî, O’n-dan istekte bulun, O’ndan umutla dileklerde bulun. Hakları gereği gibi ye­rine getirmek hususunda kusurlu olduğunu görerek yalvarıp yakar.

Böylelikle amelleriyle yetinmesin.

Şöyle de açıklanmıştır; Mağfiret dilemek, gerçekleşmesi gereken bir taab-büddür, yapılması gerekir. Günahların bağışlanması gerçekleşsin diye değil, aksine taabbüd olmak üzere yapılmalıdır.

Şöyle de açıklanmıştır: Amellerine güvenip, mağfireti terketmesinler di­ye ümmetinin dikkati çekilmektedir.

“Ondan mağfiret dilel” huyruğunun ümmetin için mağfiret dile, anlamın­da ulduğu da söylenmiştir.

“Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” Teşbih edenlere, mağfiret di­leyenlere, tevbe etmeyi nasib eder, onlara merhamet buyurur ve tevbeleri-nİ kabui eder. Peygamber (sav) masum (günahtan korunmuş) olduğu halde, mağfiret dilemekle emrolunduğuna göre, ya başkası hakkında ne düşünülür!

Müslim, Aişe’den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah (sav): ” Allah’ı hamdi ile teşbih eder, Allah’tan mağfiret diler ve O’na tevbe ederim.” sözlerini çokça söylerdi. (Aişe) dedi ki. Ey Allah’ın Rasûlü, dedim. Görüyorum ki sen: “Allah’ı hamdiyle teşbih ede­rim. Allah’tan mağfiret diler, O’na tevbe ederim,” sözlerini çokça söylüyor­sun, (sebebi nedir)? Şöyle buyurdu: “Rabbim bana ümmetimde bir alâmet gö­receğimi haber vermişti. Bu alameti gördüğüm takdirde “Allah’ı hamdiyle teş­bih ederim, Allah’tan mağfiret diler ve O’na tevbe ederim” sözlerini çokça söy­lememi buyurdu. İste ben bu alameti görmüş bulunuyorum. “Allah’ın yar­dımı ve fetih geldiğinde” Mekke fethedildiğinde “insanların bölük bölük •Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde hemen Rabbİni hamd ile teşbihet ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir” (buy­ruklarını okudu.)

İbn Ömer dedi ki: Bu sûre Veda Haca sırasında Mina’da nazil oldu. Da* ha sonra: “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nime­timi tamamladım ve size din olarak İstûnıı beğenip seçtim.”(ei-Maide, 5/3) buyruğu nazil oldu. Bundan Peygamber (sav) seksen gün yaşadı. Daha sonra da Kelâle âyeti (aynı zamanda sûrenin son âyeti olan en-Nisa, 4/176. âyet} nazil oldu. Ondan sonra Peygamber elli gün yaşadı. Daha sonra: “An-dolsun ki içinizden size öyle bir peygamber geldi ki…” (et-Tevbc, 9/128) âye­ti nazil oldu. Bundan sonra otuzbeş gün yaşadı.

Daha sonra: “Bir de Allah’a döndürüleceğiniz bir günden korkunuz…” (el-Bakara, 2/281) âyeti nazil oldu. Bundan sonra da onbir gün yaşadı. Muka-til yedi gün dedi. Daha Önct: el-Bakara Sûresi’ntL- (2/281. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunan daha başka açıklamalar da yapılmışın”.[17]

Yüce Allah’a harrıdolsun. (Nasr Sûresi burada sona ermektedir).

Kuran

Nasr Suresi

el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.