Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C
Cum 20°C

105 – Fil Suresi | Tefsir’ul Munir

105 – Fil Suresi | Tefsir’ul Munir

Fil Suresi | Tefsir’ul Munir ( Vehbe Zuhayli )

Fil Ashabı Olayına Tarihi Bakışlar:

Yemen’in başında Habeş kralı Ashama tarafından adında bir lider var­dı. Adı Ebrehe b. Sabah el-Eşrem’dir. Peygamber (s.a.)’imizle aynı çağda yaşayan Necaşi’nin dedesidir. Arap hacılarını kendi memleketine toplamak için Kulleys adını verdiği büyük bir kilise yaptı. Kinane’den birisi gece ona pisledi. Bu onu çok kızdırdı ve Ka’be’yi yıkmaya yemin etti. Asıl amacı Ye-men’i Şam’a bağlamak ve Hıristiyan ülkelerini genişletmek için Mekke’nin fethiydi.

Fillerin de bulunduğu büyük bir ordu hazırladı. Mekke’ye yakın bir bölge olan Müğammes denen yere kadar geldi. Mekke halkına haber gön­derip, savaşmak için değil Ka’be’yi yıkmak için geldiğini bildirdi. Mekkeli-ler korktu. Savaşmak istedilerse de Ebrehe ve ordusu ile baş edemiyeceklerini gördüler. Dağlara tırmanıp neticeyi beklemeye başladılar. Ka’be’nin Rabbi’nin onu koruyacağına inanıyorlardı.

Ordu Mekke’ye yaklaşınca Ebrehe Arapların mallarına el konulmasını emretti. O mallar arasında Peygamber (s.a.)’in dedesi Abdülmuttalib b. Haşim’in develeri de vardı. Askerler onları da sürdü. İki yüz deve idi. Ebre­he, Hinata el-Humeyri’yi Mekke’ye gönderip, en ünlü kimseyi getirmesini ve onlara Ka’be ile aralarına girmedikçe savaşmak için gelmediğini bildir­mesini emretti. Hinata geldi, ona Abdülmuttalib b. Hişam’ı gösterdiler. Eb-rehe’nin dediklerini ona iletti. Abdülmuttalib: “Vallahi biz onunla savaş­mak istemiyoruz. Bizim buna gücümüz de yoktur. Bu Allah’ın Harem Bey-ti’dir. Halil İbrahim’in beytidir. Eğer bunları korumak istiyorsa, korur. Eğer Ebrehe’ye mani olmazsa vallahi bizim bir gücümüz yoktur.” dedi. Hi­nata: “Benimle birlikte ona gel.” dedi. Onunla gitti. Ebrehe onu görünce saygı gösterdi. Abdülmuttalib iri ve güzel görünümlü idi. Ebrehe tahtından inip onu kendisi ile beraber yere oturttu. Bir isteği olup olmadığını sordu. “İsteğim benden alınan iki yüz devemin geri verilmesidir.” dedi.

Ebrehe hayret etti. Ve dedi ki: “Senden aldığım iki yüz deveyi benimle konuşuyorsun da, dinin ve dedelerinin dini olan Beyti bırakıyorsun? Ben onu yıkmak için geldim, sen onu konuşmuyorsun!”

Abdülmuttalib: “Ben develerin sahibiyim. Beytin de sahibi vardır, onu senden koruyacaktır.” “Kimse beni engelleyemez.” diye cevap verince: “Sen bilirsin.” Dedi.[1] Abdülmelik ve beraberindeki Arap eşrafı Ebrehe’ye Ka’be’den vazgeçmesi karşılığında Tehame mallarının üçte birini teklif et­tiler. Ebrehe kabul etmedi ve Abdülmuttalib’e develerini iade etti. Abdül­muttalib dönüp Ka’be’nin kapısına geldi. Yanında Kureyş’ten kimseler var­dı. Ka’be’nin kapısındaki kulpa tutunup Allah’a dua etiler. Ebrehe ve ordu­suna karşı yardım dilediler.

Ordu Ka’be’ye doğru yöneldi. Mekke’ye girdiler. Orduda Mahmud isimli büyük bir fil vardı. Onu Harem cihetine yönelttikçe çöküp hareket etmiyordu. Yemen veya başka bir cihete yönlendirince koşuyordu.

İkinci günde Abdülmuttalib dua ediyordu. Dönüp baktığında birden Yemen istikametinde deniz tarafından kuşlar gördü. “Vallahi bu garip bir kuştur, ne Necidli ne de Tehamelidir.” dedi. Her kuşla beraber gagalarında ve ayaklarında taşıdıkları taşlar vardı. Onların üzerine attılar. Onlardan kime değerse ölüyordu. Ordu Yemen’e doğru kaçmaya başladı. Yolda dökü­lüyorlardı. Ebrehe’nin de vücudu isabet aldı. Vücudundan etleri dökülü­yordu. San’a’ya getirdiler onu. Kötü bir şekilde öldü.[2]

Bu yenilginin tarihte ve Araplar arasında büyük izi vardı. Kureyş’i yücelttiler ve “Onlar Allah’ın dostlarıdır. Allah onlar adına savaştı, düş­manlarını kovdu.” dediler. Ka’be’ye saygıları ve Allah katındaki değerine inançları daha da arttı.[3]

Bu mühim tarihi olay Peygamber (s.a.)’in doğum yılı olan M. 570’te idi. Yani Peygamber (s.a.)’in gönderilmesi ile fil olayı arasında-kırk yıl var­dı. Mekke’de o olayı görmüş geniş bir kitle vardı. O zaman bu haber teva­tür derecesine varmıştı. [4]

Fil Ashabı Olayı:

1- Rabbinin fil sahiplerine ne yaptı­ğını görmedin mi?

2- O, bunların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?

3- O, bunların üzerine sürü sürü

4- Ki bunlar onlara pişkin tuğladan taş atıyordu.

5- Derken onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.

Açıklaması:

“Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?” Olaya şahid ol­muş gibi Azim, Kadir Rabbinin Fil ashabına ne yaptığına dair kesin bilgin yok mu? Elbette var. Allah onları helak etmiş ve Ka’be’sini korumuştu. O halde kavminin Allah’a iman etmesi gerekmez mi? Onlardan bazıları olayı görmüşlerdi. Yemen’e hakim olan Habeşli Hıristiyanlardan bir grup Hi­caz’a geldiler. Ka’be’yi tahrip etmek istiyorlardı. Mekke’ye yaklaştıkların­da, oraya gireceklerken Allah onlara taşlarla yüklü kuş grupları gönderdi.

Taşlan onlara atıp öldürdüler.

“O, bunların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?” Görmedin mi Rab-bin, Ka’be’nin tahribi ve Mekkelilerin katli ile ilgili tuzak, tedbir ve çalış­malarında, onları başarısızlığa uğratmıştır. Ne Ka’be’ye ulaşabildiler ne de tuzak kurdukları şeye. Aksine Allah onları helak etti.

Senin kavmin bu işi bildiğine göre, Allah’ı, Rasulü’nü ve yüce kitabını inkâra, insanların Allah azze ve celle’ye gerçekten iman etmelerini engelle­meye devam ettikleri sürece Allah’ın onları benzer bir ceza ile cezalandır­malarından korksunlar.

“O, bunların üzerine sürü sürü kuş gönderdi. Ki bunlar onlara pişkin tuğladan taş atıyordu.” Allah onların üzerine gruplar halinde siyah kuşlar gönderdi. Deniz tarafından bölük bölük geldiler. Her kuşta üç taş vardı: İki taş ayaklarında ve bir taş da gagasında. Nereye isabet ederse muhakkak onu helak ediyordu.

O, mercimekten büyük nohuttan küçük, kurutulmuş çamurdan taşlar­dı. Onlardan birine taş isabet ettiğinde çiçek veya kızamık hastalığına ya­kalanıp sonunda ölüyordu.

“Derken onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.” Onları atıklar, hay­vanların yiyip çıkardığı ekin veya ağaç yaprağı gibi kalıntılar haline getir­di. Onların hepsini helak etti.

Buhari rivayet ediyor: “Hudeybiye günü Rasulullah (s.a.) Kureyş’e ini­len tepeye geldiğinde bineği çöktü. Dürttüler yine inat etti. Kusva’ inatlaş-tı, dediler. Rasulullah (s.a.): “Kusva’ inatlaşmadı, onun öyle bir huyu da yoktur. Ama onu fili engelleyen engelledi.” dedi. Sonra da buyurdu ki: “Nef­sim kudret elinde olana yemin ederim ki, bugün benden Allah’ın (rızasına uygun O’nun) hurumatmı gözettikleri ne isterlerse kabul edeceğim.” Sonra da hayvanı dürttü. Hayvan kalktı.”

Buhari ve Müslim’de Rasulullah’m (s.a.) Mekke’nin fethi günü şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Allah Mekke’den fili önledi, Rasulü’nü ve mü­minleri ona saldı. Bu gün onun hürmeti dünkü haline dönmüştür. Evet. Burada bulunan bulunmayana iletsin.”

Kuran

Fil Suresi

Tefsir’ül Münir ( Vehbe Zuhayli ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.