Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Per 21°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 18°C

104 – Hümeze Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

Mekke’de indiği hususunda görüş birliği vardır. Dokuz âyettir.

104 – Hümeze Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

Hümeze Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi Tefsiri )

Rahman ve Rahim Allah’ın Adı İle

  1. İnsanları arkadan çekiştiren, yüzlerine karşı onlarla alay eden her kişinin vay haline ki!

“Veyl; Vay haline!” lafzının anlamına dair açıklamalar daha önce bir kaç yerde (el-Bakara, 2/79, ayet ikinci başlık)’de geçmiş bulunmaktadır ki; hor-luk, azab ve helak olmak anlamındadır. Cehennemdeki bir vadi olduğu da söylenmiştir.

“İnsanları arkadan çekiştiren, yüzlerine karşı onlarla alay eden her ki­şinin vay haline ki;” İbn Abbas dedi ki: Bunlar başkalarının sözlerini alıp taşıyanlar, birbirlerini sevenlerin arasını bozanlar, suçsuz, günahsız kimse­lerin kusurlarını araştıranlardır, buna göre buradaki her iki tabir fhumeze ve lumeze) aynı anlama gelmektedir.

Peygamber (sav) buyurdu ki: “Yüce Allah’ın kullarının en kötüleri başka­larının laflarını taşıyanlar, birbirlerini sevenlerin arasını bozanlar, sutsuz, gü­nahsız kimselerin kusurlarını ortaya koymaya çalışanlardır.”[2]

İbrı Abbas’tan nakledildiğine göre “humeze” arkadan çekiştiren, “hıme-ze” ise insanları çokça ayıplayan kimse demektir.

Ebıı’l-Aliye, el-Hasen, Mücahid ve Ata b. Ebi Rebah: Humeze insanların gıybetini yapan ve yüzlerine karşı onları ten ki d eden, lumeze ise hazır ol­madıkları vakit arkalarından gıybetlerini yapan kimsedir, demişlerdir. Has-san’ın şu beyiti de bu kabildendir:

“Kızgın kor ateş gibi alev saçan bir kafiye (şiir) ile,

Yüzüne karşı tenkid ettim seni, zelil bir nefsle boyun eğdin sen de”

en-Nehhas, bu görüşü tercih etmiş olup şöyle demiştir: Yüce Allah’ın: “Ba­zıları da sadakalar hususunda sana dil uzatırlar, (“Lumeze” ile aynı kök­ten gelen “yelmizuke” fiili kullanılmıştır.)” (et-Tevbe, 9/58) buyruğu da bu kabildendir.

Mukatil bu açıklamanın aksini yaparak şöyle demiştir: Humeze; gıybet ya­parak insanları arkalarından çekiştiren, lumeze ise yüzüne karşı insanın gıybetini yapan kimse demektir. Katade ve Mücahid şöyle demişlerdir: Hu­meze insanları çokça tenkid edip dil uzatan, lumeze ise onların neseblerine çokça di! uzatan kimsedir.

İbn Zeyd dedi ki: Humeze’ci insanları eliyle dürtüp vuran kimse demek­tir. Lumeze ise diliyle onların kusurlarını söyleyen ve ayıplayan demektir.

Süfyan es-Sevri dedi ki: Humezelik dil ile lumezetik ise göz ile yapılır.

İbn Keysan dedi ki: Humeze oturup kalktığı kimselere kötü sözleriyle ezi­yet veren, kımeze ise oturup kalktığı kimseye göz kırparak gözüyle, başıy­la, kaşıyla işaretler yapan kimsedir. Burada her ikisi de aynı şeydir. Bu da ki­şinin gıyabında onu tenkid eden, onun gıybetini yapan kimsedir. Ziyad d-Acem dedi ki:

“Benimle karşılaştığın vakit yalan yere beni sevdiğini söylersin Ve eğer hazır değilsem sen, humezeci, lumezesin.”Bir başka şair de şöyle demiştir:

“Seninle karşılaşacak olursam, öfkeyle aen bana dişlerini göstererek sırıtırsın Ve eğer yanında bulunmayacak olursam, sen humezeci bir lumezesm.”

” Uzak olmak, uzaklık” demektir. Humeze ise bu anlamı müba­lağalı bir şekilde ifade etmek için kullanılan bir isimdir. Nitekim insanlarla çokça alay eden ve onların hallerine çokça gülen kimseye: de­nilir.

Ebu Cafer Muhammed b. Ali ve el-A’rec “mim” harflerini sakin olarak; diye okumuşlardır. Eğer onların böyle okudukları, onlardan sa­hih olarak nakledilmiş ise, o takdirde bu lafızlar (ism-i) meful manasınadır. Bu da insanlar kendisi hakkında kaş göz işaretleri yaparak onun hallerine gül­sünler ve kendisinin gıybetini yapmak zorunda bırakacak şekilde insanlara karşı davranışlar sergileyen kimse demek olur.

Abdullah b. Mesud, Ebu Vâil, en-Nehaîve el-A’meş ise (“her” anlamında­ki İi külli” lafzını zikretmeyerek): Humeze ve lumezenin (ya­ni insanları arkadan çekiştirip, yüzlerine karşı onlarla alay eden kimselerin) vay haline” diye okumuşlardır.

(Humeze’nin kökünü teşkil eden): in asıl anlamı, “kırmak ve bir şe­yi şiddetle ısırmak” demektir. “Harfi hemzeli okumak” tabiri de buradan gel­mektedir. ” Onun başını kırdım” denilir.

Cevi­zi elimle kırdım” demektir.

Bedevi bir araba “Siz fare kelimesini (fa’re şeklinde) hem­zeli mi söylersiniz?” diye sorulmuş da o da: “Fareyi ısırıp ya­kalayan ancak kedidir” diye cevab vermiştir.

es-Sıhah’taki ifade ise şöyledir: Bedevi bir araba: “Fare kelime­si (fa’re şeklinde) hemzeli mi söylenir?” diye sorulmuş. O da: ” Ha­yır onu ısırıp yakalayan kedidir” diye cevab vermiştir.

Birincisini nakleden es-Sa’lebî’dir. Bu ifade(kr) kediye “humeze” isminin verileceğine delildir.

el-Accâc şöyîe demiştir:

“Biz kimin başını hemzeder (kırar) isek, onun başı elbette yarılır, kırılır.”

Hemz ve lemz’in asıl anlamının itmek ve vurmak okluğu da söylenmiş­tir. ” Onu vurup İtti, vurup iter, vurup ilmek” denilir. Ayns şe­kilde: “Onu illi, onu vurdu” demektir. Reeez vezninde şair söyle de­miştir:

“Biz her kimin şanına (kuvvetine) henız edecek olursak

o hemen kıçüstü yıkılır, Şiddetli bir şekilde; yahut o şiddetlice yıkılır.”

Bu açıklamayı es-SıftoA’da (el-Cevherî) yapmıştır.

Âyet, cd-Dahhâk’ın, İbn Abbas’tan rivaytrline göre elMınes b. Şerik hak­kında inmiştir. Bu kişi ister karşılarında bulundukları vakit, isler yanından geçtik­lerinde insanları kaş göz işaretleri yaparak ayıplar, onları çekişürirdi.

İbn Cüreyc dedi ki: (sûre) el-Velid b, el-Muğire hakkında inmiştir. O Pey­gamber (sav)’ın gıyabında gıybetini yapar, yüzüne karşı da onu tenkid eder­di. Ubeyy b. Halef hakkında indiği söylendiği gibi Cemil b. Âmir es-Sakafî hakkında[3] indiği de söylenmiştir.

Âyelin, tahsis sözkonusu olmaksızın genel olarak bu tür davranış sergi­leyenlerin hepsi hakkında umumi olduğu da söylenmiştir. Çoğunluğun gö­rüşü de budur.

Mücahid dedi ki: Bu buyruklar kimse hakkında özel değildir. Aksine bu nitelikte olan herkes hakkındadır.

el-Ferrâ dedi ki: Umumi bir buyruğun zikredilip, özel kimselerin onunla kastedilmesi mümkün olabilir. Nitekim bir kimse birisine: Ben suni ebediy-yen ziyaret etmeyeceğim deyip diğeri ona: Kim beni ziyaret etmezse ben de o kimseleri ziyaret etmem, diyerek tek bir kimseyi kastetmesine benzer ki, bu sözüyle kendisine böyle diyen kimseyi ziyaret etmeyeceğini kastetmiş olur. [4]

  1. O malı toplayıp, onu tekrar tekrar sayandır.

Yani; “(Onu -kendi iddiasına göre- zamanın musibetlerine karşı ha­zırlayandır.” (Bu manasıyla): ” Kerem sahibi oldu ve ikram etti” fi­iline (vezin dolayısıyla fiilin anlam değişikliğine uğramasına) benzer. Bunun, sayıp döktü, saydı durdu, anlamına geldiği de söylenmiştir ki, bu açıklama­yı da es-Süddi yapmıştır. ed-Dahhâk dedi ki: Malını çocukları arasından ken­disine mirasçı olacak kimselere hazırladı, demektir. Malının sayısı ve çoklu­ğu ile başkalarına karşı öğündü, demektir diye de açıklanmıştır.

Maksai ise, malı Allah’a itaat yolunda harcamayıp, elde tutmanın yerilme-sidir. Yüce Allah’ın: “O, hayrı alabildiğine engelleyen” (Raf, 50/25); (Nun, 68/12) buyruğu ile: “Mal toplayıp kaba dolduran” (el-Mearic, 70/18) buyruk­larında olduğu gibi.

“Toplayıp” anlamındaki; lafzının “mim” harfi genel olarak şedcle-siz okunmuştur. Ancak İbn Amir, Hamza ve el-Kisai çokluk anlamı ifade et­mek üzere şeddeli okumuşlardır. Ebu Ubeyd de daha sonraki: “Onu tekrar tekrar sayandır” buyruğu dolayısıyla bu okuyuşu tercih etmiştir.

el-Hasen, Nasr b. Asım ve Ebu’l-Aliye ise “toplayıp” anlamındaki fiili sed-desiz okumuşlardır. Aynı şekilde; “onu tekrar tekrar sayandır” anlamında­ki fiili de; (.jJij ) şeklinde şeddesiz okumuşlar ve böylelikle şeddeli olan har­fin muzaaf (aynı harften iki harfin şeddeli okunması) olduğunu göstermiş­lerdir. Çünkü bunun asit ( .Ü)’dir. Ancak böyle bir okuyuşun (açıklanabil­mesi) uzak bir ihtimaldir. Çünkü mushafta bu, iki da] ile yazılmıştır. Bunun­la birlikte şiirde bunun gibi taz’îfi açığa çıkardıkları vakit şeddesiz okuduk­ları benzer kullanımlar da geçmiş bulunmaktadır. Bir şair şöyle demiştir:

“Yavaş ol ey Umâme! Beni deneyerek anladığın gibi benîm huyum şudur: Çokça cimrilik göstermiş kimselere dahi ben cömertlik ederim.”

Görüldüğü gibi şair burada: şeklinde şeddeli kullanımı kastetmiş­tir. Fakat o taz’îfi (aynı harften şeddeli oları harfleri) birbirinden çözerek açı­ğa çıkarmıştır. Ancak şiir bu gibi zorunlulukların uygulandığı bir yerdir.

el-Mehdevi dedi ki: Her kim “onu tekrar tekrar sayan” lafzını şeddesiz okuyacak olursa, o vakit bu mala atfedilmiş olur. Yani bu kimse malı topla­dı ve’onu sayıp durdu, demek olur. O halde bu muzaafiığı açığa çıkartılmış bir fiil olmaz. Çünkü böyle bir şey ancak şiirde kullanılır. [5]

  1. Malının, gerçekten kendisine ebedi hayat verdiğini sanır.
  2. Hayır! O Hutameye -andolsun ki- atılacaktır.
  3. O Hutame’nin mahiyetini sana ne bildirdi?
  4. Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir ki,
  5. O, kalplerin üstüne çıkacaktır.

“Malının, gerçekten kendisine ebedi hayat verdiğini” es-Süddi’nin açıklamasına göre, ölmemek üzere kendisini hayatta bırakacağını, İkrime’ye göre ömrünü artıracağını “sanır” zanneder, Geçmişte kendisine hayat ver­diğini sanır, diye de açıklanmıştır. O vakit bu fiil, gelecek anlamını ihtiva eden mazi bir fiil olur. Nitekim: ” Allah’a andolsun ki filân ki­şi helak oldu ve cehennem ateşine girdi” denilir de, gelecekte girecektir, de­mektir. “Hayır!” buyruğu kâfirin vehmini reddetmektedir. Yani o, ebedi ya­şayamaz, malı da elinde kalacak değildir,

“Hayır” lafzına dair yeterli açıklamalar daha önceden (Meryem, 19/79- ayetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

Gufranın azadhsı Ömer b. Abdullah dedi ki: Yüce Allah’ın ” Hayır” diye buyurduğunu duyduğun yerde bil ki o “yalan söylüyorsun” demektir.

“O Hutame’ye andolsun ki atılacaktır.” Mutlaka oraya atılacak, oraya bı­rakılacaktır.

el-Hasen, Muhammed b, Ka’b, Nasr b. Asım, Mücahid, Humeyd ve İbn Mu-haysın tesniye olarak; “Andolsun ki o ikisi atılacaktır” diye okumuş­lardır ki, kendisi ve malı atılacaktır, demektir. Yine el-Hasen’den; “(îîi23): Mutlaka ona ait olan o şey atılacaktır” yani onun malı mutlaka atılacaktır, di­ye okuduğu da nakledilmiştir. Ondan gelen bir başka rivayete göre yüce Al­lah’ın kendi zatından haber vermesi şeklinde “( Z’x£İ ): Mutlaka Biz, onu ata­cağız’7 ve yüce Allah’ın o mal sahibini (cehenneme) atacağı anlamında oku­muştur. Ondan gelen bir diğer rivayete göre: “( ölü ): Mutlaka onların hep­si atılacaktır” diye “ze{” harfi ötreli olarak, o arkadan çekiştiren ve yüzleri­ne karşı insanlarla alay eden kimseler, mal ve o malı toplayanların hepsinin (cehenneme atılacağı) kastedilmesi manasına okumuştur.

“O Hutame’ye”; Hutame: Allah’ın ateşidir. Ona bu ismin veriliş sebebi ken­disine atılan herşeyi kırması, parçalaması, dükmesidir. Recez vezninde şair şöyle demiştir:

“Bizler sopa ile Muaab’ı kırıp döktük Kızsın diye burnunu kırdığımız gün.”

O (Hutame), cehennemin altıncı tabakasıdır. Bunu el-Maverdi, el-Kelbi’den nakletmiştir. el-Kuşeyri’nin ondan naklettiğine göre ise el-Hucame cehenne­min aşağı doğru inen basamaklarından ikinci derekedir. ed-Dahhâk dördün­cü dereke olduğunu söylemiştir. İbn Zeyd o, cehennem isimlerinden bir isim­dir, demiştir.

“O Hutame’nin mahiyetini sana ne bildirdi?” buyruğu, Hutame’nin şa­nının büyüklüğünü ve durumunun önemini -anlatmak içindir. Daha sonra yü­ce Allah, onun mahiyetini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.” Bin yıl ve bin yıl ve bin yıl tutuşturu­lan ateşidir. O asla dinmeyecekür. Yüce Allah onu isyankarlara hazırlamış­tır.

“Ki o kalplerin üstüne çıkacaktır.” buyruğu hakkında Muhammed b. Ka’b dedi ki: Ateş onların bedenlerinde ne varsa hepsini yiyecektir. Nihayet kal­be ulaşacağı vakit tekrar yeniden yaratılacak ve tekrar onları yemeğe koyu­lacaktır. Halid b. Ebi İmran da Peygamber (sav)’dan böylece rivayet etmiş­tir: “Cehennem ateşi cehennemlikleri yer. Nihayet onların kalblerine ulaşınca onları yemeyi bitirir. Sonra onlar tekrar yeniden yaratıldıklarında yine on­ları yemeğe koyulur.” İşte yüce Allah’ın; “Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir ki o, kalblerin üstüne çıkacaktır” buyruğu bunu anlatmaktadır.[6]

Özellikle “kalbler”i sözkonusu etmesi acı ve ızdırab kalbe ulaşınca, o kal­bin sahibinin ölmesinden dolayıdır. Yani bu durumda ölüm noktasına gel­miş insanın haline varacaklar, fakat onlar ölmeyeceklerdir. Nitekim yüce Al­lah, şöyle buyurmaktadır: “Orada ölmez de, dirilmez de” (Ta-Ha, 20/74) O halde onlar ölüler manasında hayatta kalacaklardır.

“Kalblerin üstüne çıkacaktır” buyruğunun şu anlamda olduğu da söylen­miştir: Onların herbirisinin ne miktarda azabı hakeltiğini bilir. Bu da yüce Al­lah’ın onun üzerinde bırakmış olduğu buna delalet edecek olan emareden anlaşılacaktır. Nitekim: Filan kişi şu işe muttali oldu (âyet­teki “çıkacaktır” anlamı verilen fiille aynı) onu bildi” demektir. Yine yüce Al­lah, şöyle buyurmaktadır: “O (ateş) yüz çeviren ve arkasını dönen kimseyi çağırır?” (el-Mearic, 70/17); “O ateş, onları uzaktan görünce onun büyük bir öfke ile çıkaracağı şiddetli uğultusunu işiteceklerdir.” (el-Furkan. 25/12) Yü­ce Allah, cehennem ateşini bu şekilde nitelendirdiğine göre o aleşin (onla­rın ne kadar azab göreceklerini, bilmek niteliğine sahib kılınması da uzak bir ihtimal değildir. [7]

8, 9. Muhakkak ki bu (ateşin kapılan), onların üzerlerine uzatılmış di­reklerle kapatılmış olacaktır.

el-Hasen ve ed-üahhâk’ın açıklamasına göre ateş onların üzerlerine ka­patılacaktır. Buna dair açıklamalar daha önce el-Bded Sûresi’nde (90/20. âye­tin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Kureyş lehçesinde; kilitlenmiş ola­caktır, diye de açıklanmıştır. Onlar kapıyı kilitlemeyi anlatmak üzere; “Kapıyı kilitledim” derler. Bu açıklamayı Mücahid yapmıştır. Ubeydullah b. Kays er-Rakkıyât’ın şu beyitinde de bu anlamdadır:”Şüphesiz o sarayda -girecek olursak- bir ceylan vardır Üzerinde perdenin kapatılıp, kilitlendiği.”

“Onların üzerine uzatılmış direklerle” buyruğıındaki; …de” bu­rada “be” anlamındadır. Yani, uzatılmış direklerle (kapıları üzerlerine) “ka­patılmış olacaktır.” Bu açıklamayı İbn Mesud yapmıştır. Onun kıraatinde de; “Uzatılmış direklerle…” şeklindedir.

Ebu Hureyre’nin, Peygamber (sav)’dan rivayet ettiği bir hadiste şüyle bu­yuru] maktadır: “Daha sonra yüce Allah, onlara ateşlen kilitler, ateşten çiviler ve ateşten direkleri bulunan melekler gönderecektir. Bu kilitlerle ateşi üzer­lerine kilitleyecek, bu çivilerle onları sağlamlaştıracak ve bu direkler uzatıla­caktır. Dolayısıyla orada bir rahat esintinin dahi girebileceği bir delik kalma­yacak, oradan dışarıya bir gam çıkmayacaktır. Arş’ın üzerinde olan Rahman onları unutacaktır. (Bu hallerinde terkedecektir.) Cennet ehli de nimetleriy­le meşgıti olacaklardır. Bundan sonra ebediyyen imdat isteyip duracaklar ve daha sonra konuşma kesilecektir. Onların konuşmaları inleme ve hırıltıdan iba­ret kalacaktır. İşte yüce Allah’ın: “Muhakkak ki bu onların üzerine uzatılmış direklerle kapatılmış olacaktır” buyruğu bunu anlatmaktadır.[8]

Katade dedi ki: “Direkler” ile azab edileceklerdir. Taberi de bu açıklama­yı tercih etmiştir.

İbn Abbas dedi ki: “Uzatılmış direkler” onların boyunlarındaki tasmalar­dır. Ayaklanndaki zincirler olduğu da söylenmiştir. Bu açıklamayı da Ebu Sa­lih yapmıştır.

eİ-Kuşeyri dedi ki: Büyük çoğunluk “direkler”in cehennemlikler üzeri­ne kapatılıp, kilitlenecek olan kilitlerin kazıkları olduğu kanaatindedir. Bu kilitler, kazıklarla sağlamlaştınlacak, böylelikle cehennemin kederi ve sıca­ğı onlara geri dönmüş olacak, onların üzerlerine de rahatlatıcı hiçbir esinti giremeyecektir.

Şöyle de açıklanmıştır: Onlar direklerde -yani kısalarına göre daha sağ­lam ve güçlü oian- uzatılmış zincir ve tasmalar içerisinde, cehennemin ka­pıları üzerlerine kapatılmış olacaktır. Bir başka açıklamaya göre onlar uza­tılmış direklerdedirler, yani cehennemin azab ve acıları içerisinde bir de on­lara darbeler indirilecek, dayak atılacaktır demektir.

Uzun ve uzayıp giden bir zaman içerisinde (bu halde olacaklardır) diye de açıklanmıştır. Yani onların bu halinin sonu gelmeyecektir.

Hamza, el-Kisai ve Asım’dan rivayetle Ebu Bekir “direklerle” anlamında­ki İafzı “ayn” ve “mim” harfleri ütreli olarak; diye; ” Direk” laf­zının çoğulu olarak okumuşlardır, Okuyuşu da aynıdır. el-Ferrâ dedi ki: ile şekilleri “Direk” lafzının sahih iki çoğul şeklidir. Tıpkı: “Tabaklanmış deri”nin çoğulunun İle (fiî ) şeklinde, “Tabaklanması bitmemiş deri”nin çoğulunun; ile şekillerin­de gelmesi gibi.

Ebu Ubeyde dedi ki: “Direkler” şekil ‘in çoğuludur, “Tabaklanmamış defi” gibi. Ebu Ubeyd ise; Iaf2inın (ilk iki harfini) iki fetha ile telaffuz edilmesini tercih etmiştir, Ebu Hatim de böyle tercih etmiş­tir. Yüce Allah’ın: “Allah O’dur ki gökleri gördüğünüz şekilde direkler olmak­sızın yükseltmiştir.”(er-Ra’d, 13/12) buyruğunda yer alan ve icma ile (ilk iki harfinin) üstün okunmuş bulunan: ” Direkler” lafzını nazar-ı itibara ala­rak bu tercihi yapmışlardır.

el-Cevherî dedi ki: ” Evin direği” demektir. Bunun azlık çoğulu “şeklinde, çokluk çoğulu ise; ile şekillerinde gelir. Yü­ce Allah’ın: “Uzatılmış direklerle” buyruğunda her iki şekilde de okunmuştur. Ebu Ubeyde ise şöyle demiştir: “Ahşap yahut demir­den olan herbir uzun şey”dir. Bu “imâd (direk)” gibi bina İçin bir esastır. “g;r şeyi üzerinde dayanacağı bir direk ile destekledim, o da desteklendi” denilir. ” Onun altında direkler yerleştirdim” demek­tir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. [9]

(Hümeze Sûresi burada sona ermektedir. Allah’a hamd olsun).

Kuran

Hümeze Suresi

el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.