Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Yağmurlu
İstanbul
14°C
Yağmurlu
Cts 20°C
Paz 21°C
Pts 23°C
Sal 22°C

102 – Tekasur Suresi | Tefsir’ul Munir

102 – Tekasur Suresi | Tefsir’ul Munir

Tekasur Suresi | Tefsir’ul Munir ( Vehbe Zuhayli )

Dünyalıkla Böbürlenme Ve Amellerden Sorulma:

1- Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı.

2- Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.

3- Sakının. İleride bileceksiniz.

4- Yine sakının. İleride bileceksiniz, şüphesiz bir bilgi

5- Andolsun, siz o alevlenmiş ateşi mutlaka göreceksiniz.

6- Yine andolsun, onu bizzat gözle­rinizle mutlaka göreceksiniz.

8- Sonra andolsun, o gün nimet(ler)den sorulacaksınız.

Açıklaması:

“Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” mal, evlât ve yakın çevre ile övünüp böbürlenme ve bunlarla alâkadar ol­ma sizi meşgul etti. Bunlar Allah’a taatten ve ahiret için amelden sizi alı­koydu. Siz bu halde iken de ölüm sizi yakaladı.

Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesai, Enes b. Malik’ten Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet ettiler: “Ölüyü üç şey takip eder. İkisi dönüp birisi onunla kalır. Ehli, malı ve ameli onu takip eder. Ehli ve malı döner, ameli onunla kalır.”

Ahmed, Buhari ve Müslim Enes’ten Peygamber (s.a.)’in şöyle buyur­duğunu rivayet ettiler: “Ademoğlu yaşlanır, iki şey onunla kalır: Hırs ve emel.” [1]

Kabir Ziyaretleri:

Dinin belirlediği adaba uyma şartıyla mubahtır. Ziyaretçi, kabirdeki-nin başucunda selam verir. Sonra kıbleye yönelerek ölüye, kendisine ve müslümanlara rahmet ve mağfiret etmesi için Allah azze ve celle’ye dua eder. İbni Mace, İbni Mesud’dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Sizi (daha önce) kabir ziyaretinden nehyetmiştim. Kabirleri zi­yaret ediniz. O dünyada zühd sahibi yapar, ahireti hatırlatır.” (Hadis sa­hihtir.) Hakim Sahih’inde Enes (r.a.)’den Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyur­duğunu rivayet etti: “Sizi (daha önce) kabir ziyaretinden nehyetmiştim. Zi­yaret ediniz onları. O ziyaret, kalpleri inceltir, gözü yaşartır, ahireti hatırla­tır. Kötü de konuşmayın.” Bu da, beraberinde, erkek kadın karışıklığı, fitne ve bağırıp çağırma gibi münkerat bulunduğu zaman ziyaretin nehyedilece-ğine delildir.

“Sakının. İleride bileceksiniz. Yine sakının. İleride bileceksiniz.” Kop­maya, ayrılığa, kin ve nefrete, ahiret için, ümmetin hayrı, davranış ve ah­lâkın düzeltilmesi için çalışmayı ihmale sebep olan şu kötü böbürlenme­den dolayı size yazık! Bunun akibetini de kıyamet günü bileceksiniz. Ze-mahşeri “sakının” sözünün, kendisini düşünenin dünyayı bütün gayesi edinip dini ile ilgilenmemesine karşı bir uyarı olduğunu söylemiştir.

İkinci cümle ise, tekid, ağırlaştırma, tehdit ve kınama için tekrar edil­miştir.

“Sakının! Eğer şüphesiz bir bilgi ile bilseydiniz…” Bu dünya ile oyalan­mayı terkedin. Eğer siz, gittiğiniz işi iyice bilse idiniz, böbürlenme ve oya­lanmayı bırakır salih amellere koşardınız. Böbürlenme sizi o büyük ahiret işinden ve ona hazırlanmaktan alıkoymazdı. Buradaki “lev”in cevabı mah-zuftur. Yani durumu gerçekten bilseydiniz, bunlar sizi güzel amellerden alıkoymazdı.

Bu, dünyaya kendini verme ve hayatın boş, geçici görüntüsüne aldan­mayı kınama ve ayıplamadır. Söz, sadece bir vaaz değildir. Bilakis ağır teh­like, derin düşünmeyi ve ahiret geleceği hakkında tefekkürü gerektiriyor. Genelde de bu, kuvvetli bir iman ve düşünen selim bir kalp olmadan ol­maz. “Sakının” sözünün tekrarı, azabın dışında bir zararın geleceğine delâ­let için kınama ifade etmektedir. Hasan: “Sakının, gerçekten manasınadır. Sanki gerçekten ilm-i yakin ile bilse idiniz demektir.” dedi.

Sonra Allah Tealâ tehditi tefsir ederek buyurdu ki:

“Andolsun, siz o alevlenmiş ateşi mutlaka göreceksiniz.” Ahirette ateşi elbette göreceksiniz. Anlatılmak istenen, azabının tadılmasıdır. Bu ise haz­fedilmiş yeminin cevabı olup, ateşin halinin görülmesi ile tehdittir. O ateş ki bir iç çektiğinde bütün mukarreb melekler ve peygamberler dahi heybe­tinden ve korkusundan dizüstü yığılacaktır.

Sonra bu durumu tekid etti:

“Yine andolsun, onu ayn-ı yakin ile mutlaka göreceksiniz.” Sonra ateşi bizzat göreceksini, yani gözlerinizle görüp müşahede edeceksiniz. Sakın ce­henneme götüren günah ve seyyiata düşmeyin, kötülükleri ve büyük günahları işlemeyin.

Daha sonra uyarı için amellerin sorulmasını tekid etti:

“Sonra andolsun, o gün nimet(ler)den sorulacaksınız.” Yani siz, ahiret amelinden sizi alıkoyan dünya nimetlerinden sorulacaksınız. Dünya nimet­lerinin çeşitleri, güvenlik, sıhhat, boş vakit, yenilip içilenler, mesken ve di­ğer nimetlerden sorulacaksınız. Zemahşeri nimetler için: Sizi din ve onun emirlerinden alıkoyan eğlence ve sahiplendiğiniz nimetler, demiştir. Razi ise: Daha açık olan, nimetlerden sorulacak olanların kâfirler olduğudur, di­yor. Başka bir görüşe göre de mümin ve kâfir hakkında umumidir. Bazı hadisleri delil göstermişlerdir: Ömer’den şöyle dediği rivayet edildi: “Hangi nimetten sorulacağız Ya Rasulallah! Biz topraklarımızdan ve mallarımız­dan uzaklaştırıldık.” Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Soğuktan ve sıcak­tan sizi koruyan ev ve ağaç, çadır gölgesi, sıcak günde soğuk su (bunlardan bile sorulacaksınız.)”

İbni Ebi Şeybe ve Ahmed, Mahmud b. Lebid’den rivayet ettiler: “Tekâ-sür suresi indiğinde Rasulullah (s.a.) onu okudu. Ya Rasulallah! Hangi ni­metten sorulacağız? Nihayet önümüzde iki şey var; su ve hurma. Üstelik kılıçlarımız boynumuzda, düşman kapıda. Hangi nimetten sorulacağız? Buyurdu ki: “Ama o, olacaktır.”

Sahih-i Buhari, Sünen-i Tirmizi, Nesai ve İbni Mace, İbni Abbas’tan rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “İki nimet vardır ki, insan­ların çoğu onlarda aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit.” Yani bu iki nime­tin şükründe yetersizdirler, üzerlerine düşeni yapmamaktadırlar. Gerekli olanı yapmayan da aldanmıştır. Tirmizi’nin Ebu Berze’den rivayetinde Peygamber (s.a.) buyurdular ki: “Kıyamet günü, dört şeyden sorulmadan kul ayağını kıpırdatamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede eskittiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve ilmi ile ne yaptığından.”

Buhari Edeb’te, Tirmizi ve İbni Mace, Abdullah b. Muhsin’den rivayet ettiler. Rasulullah (s.a.) buyurdular ki: “Sizden kim kovuğunda güvenli, be­deni ile beraber, (sıhhatli bir şekilde) günlük yiyeceği de yanında sabahladı ise, sanki dünya bütün nimetleri ile onunla gibidir.”

İbni Cerir, Müslim ve Sünen sahipleri Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet ettiler: “Ebu Bekir ve Ömer oturuyorlardı. Peygamber (s.a.) onlara geldi ve: Sizi böyle oturtan nedir, buyurdu? Seni hak ile gönderene yemin olsun ki bizi evlerimizden açlıktan başkası çıkarmadı, dediler. Peygamberimiz: Beni hak ile gönderene yemin olsun ki, beni de başka bir şey çıkarmadı, dedi. Ensardan bir kişinin evine[2] gelinceye kadar yürüdüler. Onları kadın kar­şıladı. Peygamber (s.a.) “Falan nerededir?” dedi. “Bize su getirmeye gitti.” dedi. O zat da kırbasını taşıyarak geldi ve “Merhaba. Hiçbir insanı, peygamberden daha faziletli kimse ziyaret etmemiştir. O da beni bu gün ziya­ret etti.” dedi. Kırbasını bir dala astı. Gidip bir salkım getirdi. Peygamber (s.a.): “Toplamış miydin?” dedi. “Siz kendi gözlerinizle seçin istemiştim.” dedi. Sonra bıçağını aldı. Peygamber (s.a.): “Sakın yavrusuna süt emziren bir hayvan olmasın.” buyurdu. Kesilen hayvanı yediler. Peygamber (s.a.) Ebu Bekir ve Ömer’e: “Kıyamet günü bundan sorulacaksınız. Sizi evinizden aç çıkardı. Bu size nasip olmadan dönmediniz. Bu nimetlerdendir.” buyur­du.

Anlaşılan o ki, bütün nimetlerden hesaba çekilme vardır. Ancak kâfi­rin nimetlerden hesabı kınama içindir. Çünkü o, zaten isyan edip küfret-miştir. Müminin sorusu da teşrif içindir. O da itaat edip şükretmiştir. Ve yine zahir olan, bu sorunun hesap yerinde olacağıdır. Orası da cehennemin görüleceği bir yerdir.

Kuran

Tekasur Suresi

Tefsir’ül Münir ( Vehbe Zuhayli ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.