Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Sal 24°C
Çar 22°C
Per 20°C
Cum 20°C

101 – Karia Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

Mekke’de indiği hususunda görüş birliği vardır. Onbir âyet-i kerimedir.

101 – Karia Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an

Karia Suresi | el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi Tefsiri )

Rahman ve Rahim Allah’ın Adı ile

  1. Şiddetlice çalanl
  2. Nedir o şiddetlice çalan?
  3. O şiddetlice çalanın ne olduğunu sana ne bildirdi?

“Şiddetlice çalan! Nedir o şiddetlice çalan?” Kıyamet ve kıyametin kop­ması (Saat) demektir. Genel olarak müfessirler böyle demişlerdir. Çünkü kı­yamet dehşetli ve korkulu halleriyle yaratılmışlar için bir Kariadıi. Dilciler di­yor ki: Araplar bir topluluğun başına korkunç bir iş gelip, çattığı zaman: ” Kâria geitp onları buldu ve fâkira onların belleri­ni kırdı” derler, tbn Ahmer şöyle demiştir:

“Ve günlerden dolayı gelen bir kari a, ki olmasaydı eğer Onların yollan bir süre senden uzakta dururdu.”

Bir başka şair de şöyle demiştir:

“Ne zaman çakmak taşınıza vurulursa, biz de size hoşunuza

gitmeyecek bir şey yaparız, Ve tencereCnin altın)de bizim için ateş yakılmaz olur,”

Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “O kâfirlerin başına işledikleri yü­zünden ya ansızın büyük bir musibet (karia) gelip çatacak…”(er-Rad, 13/31)

Karia, zamanın zorlu ve sıkınCilı musibetlerinden herbirisîne verilen isim­dir.

Yüce Allah’ın: “Nedir o şiddetlice çalan” buyruğu bir soru (istifham)dır. Yani karianm mahiyeti nasıl bir şeydir? Aynı şekilde; “O şiddetlice çalanın ne olduğunu sana ne bildirdi” buyruğu da onun halinin azametini ve öne­mini anlatmak üzere soru mahiyetindedir. Yüce Allah’ın -daha önceden – “Ger­çekleşmesi muhakkak olan (el-Hakka). Nedir o gerçekleşmesi muhakkak olan? Ve gerçekleşmesi muhakkak olanın ne olduğunu sana ne bildirdi?” {el-Hakka, 69/1-3) buyruklarında geçtiği üzere. [2]

  1. O gün, İnsanlar darmadağın pervaneler gibi olacak.

” O gün” lafzı zarf olarak mansubtur. İfadenin takdiri şöyledir: O şid­detlice çalan (Karia) insanların etrafa dağılmış pervaneler gibi olacağı gün­de gerçekleşecektir.

Katade dedi ki: Pervaneler (el-ferâş) areşe ve kandillerin üzerine düşen, uçan canlı mahluklardır. Tekili “ferâşe” diye gelir. Ebu Ubeyde de böyle açık­lamıştır.

el-Ferrâ dedi ki: Bu, sivrisinek ve buna benzer küçük uçan varlıklardır, çe­kirgeler de bu türdendir. Deyim olarak “O, bir feraşeden (pervaneden) bi­le daha akılsızdır” denilir. Şair şöyle demiştir:

“Çok kıt akıllı, akılsız bir topluluktandır,

O uçan bir pervaneden bile daha kıt akıllıdır.’

Bir başkası da şöyle demiştir:

“Birtakım kimseler vardı ki, kalblerini sen geri çevirdin onlara Oysa cahillikten ötürü tıpkı pervane gibi idiler.”

Müslim’in Sahih’inde Cabir’den şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasû-lullah (sav) buyurdu ki: “Benim durumum ile sizin durumunuz, bir ateş ya­kıp da çekirgelerin, kelebeklerin (feraş) gelip içine düştüğü, kendisi de on­ları düşmesin diye Önlemeye çalıştığı bir kimsenin durumuna benzer. Ben siz­lerin ateşe düşmemeniz için bellerinizden yakalayıp (çekmeye ve ateşe) düş­menizi önlemeye çalışıyorum, siz ise benim elimden kurtulup kaçıyorsu­nuz, “[3]Bu hususta Ebu Hureyre’den de gelmiş bir rivayet de vardır.[4]

” Darmadağın” demektir. Bir başka yerde de yüce Allah: “Dar­madağın çekirgeler gibi” (el-Kamer, 54/7) diye buyurmakladır. İlk halleri per­vaneler (rastgele uçuşan) kelebekler gibi olacaklardır. Belli bîr istikametle­ri yoktur, Rastgele her tarafa şaşkınca giderler. Sonra çekirgeler gibi olacak­lardır. Çünkü çekirgelerin özel olarak gözettikleri bir yönleri olur.

“Darmadağın” etrafa dağılmış ve yayılmış olan demektir. Bu lafzın mü-zekker olarak gelmesi (pervaneler anlamındaki “el-feraş”) lafzının müzekker oluşundan ötürüdür. Yüce Allah’ın: ” Kökünden kopmuş kur­ma kütükleri” (el-Kamer, 54/20) buyruğunda olduğu gibi. Eğer yüce Allah bu lafzı diye zikretmiş olsaydı (müennes olarak zikretmiş olduğu bu lafız bu yönüyle) yüce Allah’ın: ” İçleri boşalmış hurma kü­tükleri” (el-Hakka, 69/7) buyruğuna benzemiş olacaktı.

İbn Abbas ve el-Ferrâ dedi ki: “Darmadağın pervaneler gibi” buyruğu,biri diğerinin üstüne çıkmış çekirgelerin, karman çorman hali gibi demektir. İşte insanlar da ölümden sonra diriltilecekleri vakit, birbirlerine böylece gi­receklerdir. [5]

  1. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olacak.

Elle açılmış yün gibi demektir. Yani dağlar bir toz gibi olacak ve yerlerin­den kaybolacaklardır. Nitekim yüce Allah bir başka yerde: “Dağılmış toz ha­line gelecekler” (el-Vakıa, 56/6) diye buyurmaktadır.

Dilciler diyor ki: ” Boyanmış yün” demektir. Buna dair açıklama­lar daha önceden “isteyen biri… istedi” (d-Meâric, 70/1) Sûresi’nde (70/9. âye­tin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. [6]

  1. İşte kimin tartıları ağır gelirse,
  2. Artık o hoşnut (kalacağı) bir yaşayıştadır.
  3. Fakat kimin de tartıları hafif gelirse,

9- Artık onun anası (varacağı yer) Haviye’dîr.

  1. Onun ne olduğunu sana ne bildirdi?
  2. (O), çok sıcak bir ateştir.

Mizana dair açıklamalar daha önceden el-Araf (7/8-9. âyetlerin tefsirin­de), el-Kdıf (18/100-110. âyetler, 2. başlıkta) ve el-Enbiyâ (22/47. âyetin tef­sirinde) geçmiş bulunmaktadır. Onun kefelerinin ve dinin bulunduğu, hase­nat ve seyyiatın yazılı olduğu sahifelerin o mizanda tartılacağı orada açıklan­mıştır. Şöyle de denilmiştir: Bu tek bir terazidir, Cebrailin eünde olacaktır, Ademoğullannın amellerini tartacaktır. Ancak ondan çoğul lafzı ile sözedil-miştir. Bunların pek çok terazi olduğu da söylenmiştir. Şairin:

“Herbir olayın kendine has bir terazisi vardır.”

Dediği gibi, Biz bunu daha önceden (el-Enbiyâ, 21/47. âyetin tefsirinde) zikretmiş bulunuyoruz. Yine bunu “et-Tezk ire “adlı eserimizde de zikretmiş­tik. Bir diğer görüşe göre teraziler (mevazin) belgeler ve delillerdir. Bu açıklamayı Abdıı’1-Aziz b. Yahya yapmış olup, şairin şu beyitini de tanık ola­rak göstermiştir.

“Ben sizinle karşılaşmadan önce güçlü, kuvvetli birisi idim

Bende herbir hasma karşı getireceğim mizanı (delil ve belgesi) vardı.”

“Hoşnut bir yaşayış” kendisinden hoşnut kalınan, sahibinin hoşnut ola­cağı yaşayış demektir. “Hoşnut bir yaşayış” tabirinin, hoşnutluğu gerçekleş­tiren yaşayış anlamında olduğu da söylenmiştir ki, bu da yaşayışın sahiple­rine yumuşak (rahat ve kolay) olması ve onlara itaat etmesi demektir. O hal­de fiil yaşayışın kendisine aittir. Çünkü hoşnutluğu kendisinden veren odur (yaşayıştır). Bu da yaşayışın yumuşaklığı ve itaatkar! iğidir. O halde “yaşayış” cennetteki nimetleri toplayan bir sözdür.

Rıza (hoşnutluk) işini gerçekleştiren odur. “Tıpkı yükseltilmiş döşekler’ ta­biri gibi. Bu döşeklerin yüksekliği yüz yıllık bir süre kadardır. Allah’ın dostu bunlara yaklaştı mı onlar üzerlerinde kurutabilsin diye azalacaklardır. Sonra eski hallerine yükseleceklerdir. Ağacın dais da ağaç gibidir. Aynı şekilde on­lar da böyle yüksektirler. Allah’ın dostunun tanı o ağacın meyvesini çekecek olursa, ağacın dalı ona sarkar ve Allah dostu ister oturarak, ister ayakta olsun, onu eliyle alıncaya kadar alçalır. İşte yüce Allah’ın: “Devşirüecek meyveleri ya-Âmdsr”(el-Hakka, 69/23) buyruğu bunu anlatmaktadır. Allah dostu nerede yü-rüse yahut bir yerden bir yere geçse, dilediği şekilde yukarıda ya da aşağıda onunla bir ırmak akar. Yüce Allah’ın: “Ve diledikleri gibi akıttıkları bir pınar­dır” (el-İnsan, 76/6) buyruğu bunu anlatmaktadır. Haberde rivayet edildiğine göre; “O elindeki çubukla işaret edecek ve yatağı olmaksızın köşklerinden ya-hul oturduğu meclislerden dilediği yerde o ırmak akacaktır.”

İşte bütün bunlar, kendilerine kendi hallerinden yana hoşnutluk verip ka­zandırmış bir yaşayıştır. Bunlar hoşnutluğu gerçekleştireceklerdir. Bu yaşayış karşılıksız bir bağış ve bir müsamahakarlık olmak üzere (sahihlerine) bo­yun eğdirümiş ve itaatkâr hale getirilmiş olacaktır.

“Artık onun anası Havİye’dir” buyruğu cehennemi kastetmektedir. Ona “ana” adını vermesi kişinin annesine sığınması gibi ona sığınacağından do­layıdır. Bu açıklamayı İbn Zeyd yapmıştır. Ümeyye b. Ebi’s-Salt’ın şu beyi-tinde de bu anlamdadır:

“Yer bizim barındığımız yerdir, o bizim anamızdır Kabirlerimiz ondadır ve biz orada doğarız.”

Ateşe “Haviye” denilmesinin sebebi ise, alabildiğine derin olan dibine doğ­ru yukarıdan aşağıya düşmesinden ötürüdür. Rivayet edildiğine göre “Havi­ye” cehennem ateşinin en alt kapısının adıdır.

Katade dedi ki: “Artık onun anası Hâviyedir.” Yani varacağı yer cehen­nem ateşidir. İkrime dedi ki: Ona bu ismin veriliş sebebi (cehennemliklerin) oraya tepesi üzerine yuvarlanıp düşmesidir.

el-Ahfeş dedi ki: “Onun anası” onun karar kılacağı yer, demektir. Mana­lar birbirine yakındır. Şair de şöyle demiştir:

“Ey Amr! Eğer mızraklarımız sana ulaşacak olsaydı, Sen el-Hâviye’ye yuvarlanan kimse gibi olurdun.”

“Hâviye”; “Yuvarlanılan yer” demektir.”Ana­sı onu kaybetti” denilir. Bu durumda olana da; adı verilir. “(Yav­rusunu) kaybetmiş ana” demektir. Ka’b b. Sa’d el-Ganevî dedi ki:

“Anası kaybetti onu; sabah erkenden neyi gönderecektir? Ve gece geri döneceği vakit neyi edâ edecektir?”

” İki dağın arasındaki (vadi)” ve buna benzer anlamlan vardır. ” O kimseler uçuruma biri diğerinin ardınca düş-tü1′ anlamındadır.

“Onun ne olduğunu sana ne bildirdi?” buyruğ undaki “Onun ne olduğu” lafzının aslı; şeklindedir. Sonuna “he” sekt (susuş) için gel­miştir. Hafnza, el-Kİsai, Yakub ve İbn Muhaysın vasi halinde “he” getirmek­sizin: “Onun ne olduğunu… ateştir” diye okumuşlar, fakat vakf yap­tıklarında onunla (he-i sekt ile) vakıf yapmışlardır. Buna dair açıklamalar da­ha önce el-Hâkka Sûresi’nde (69/19-34. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmak­tadır.

“(O), çok sıcak bir ateştir.” Sıcaklığı çok ileri derecededir, Müslim’in Sa-hih’inâe Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (sav) şöyle bu­yurmuştur: “Sizin şu Âdemoğlunun yaktığı ateş, cehennem sıcağının yetmiş­te biridir.” Allah’a andolsun ki bu kadarı dahi yeterli idi ey Allah’ın Rasûlü, dediler. Peygamber şöyle buyurdu: “O (cehennem ateşi) buna altmışdokuz kat daha üstündür. Herbir katıCnın harareti) bunun gibidir.”[7]

Ebu Bekr (r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Terazisi ağır gelecek olanların terazilerinin ağır basmasının sebebi, o terazilerine hakkı koymuş olmalarıdır. Kendisinde hakkın bulunduğu bir terazinin ağır gelmesi de gerçeğin bir gereğidir. Terazileri hafif gelenlerin hafif geliş sebebi ise, tera­zilerine batılı koymuş olmalarıdır. Kendisinde batılın konulmuş olduğu bir terazinin hafif geJmesi de gerçeğin bir gereğidir.

Haberde Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre o, Peygamber (sav)’ın şöyle buyurduğunu belirtmiştir: “Ölüler kendilerine gelen bir ölüye ondan önce ölmüş birisini sorarlar. O; O şahıs benden önce ölmüştü, size uğrama­dı mı, der. Oniar, Allah’a yemin olsun ki hayır, derler. Bu sefer: İnna lillah ve inna ileyhi râciûn. O anası Hâviye’ye götürüldü. O ne kötü bir anadır, ne kölü bir mürebbiyedir, der.”[8] Biz bu hadisi bütünüyle “et-Tezkire” adlı eserimizde zikretmiş bulunuyoruz.

Hamd Allah’a mahsustur. (Kâriâ Sûresi burada sona ermektedir).

Kuran

Karia Suresi

el Camiu li-Ahkami’l-Kur’an ( İmam Kurtubi ) | İnterGez

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.